iconBütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 09:59 . | Nüve Foruma Hoşgeldiniz! Forumumuzdan yararlanmak için lütfen Üye Olun !

» Nüve Forum » akademik » Güzel Sanatlar Fakültesi » Sanat Ve Oyun – Art And Playing

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 21.04.08, 19:47
Standart Sanat Ve Oyun – Art And Playing

21.04.08, 19:47



Eğitim-Öğretim – Araştırma – Uygulama Etkileşimi Bağlamında Peyzaj Mimarlığı Meslek D | Erdoğan: Başörtüsü konusunda söz vermedim, kimse ispat edemez.–İşte ispatı– | Sanat Nedir? : Kavram bağlamında sanat (sözcük anlamında), terim bağlamında sanat | Kavramsal Sanat Üzerine, Öznellikten Kaçınma, Materyal Yanılgısı,sanat nesnesi | Photoshop ile İskambil Kartı Yapımı / Creating a Playing Cards with Photoshop |

Sanat Ve Oyun – Art And Playing


Sanat üzerine yap ılan araştırmalar incelendiğinde sanatın ortaya çıkış nedenleriyle ilgili birçok görüş ile karşılaşmaktayız. Sanatın psikolojik nedenlere, büyü temelli bir yapıya, evrene karşı duyulan korkuya ya da oyun içtepisine bağlı olduğuna ilişkin pek çok düşünce ortaya atılmıştır. Burada sanatın oyun içtepisi ile açıklanmasına ve mimesis kavramlarına açıklık getirerek sanat ile oyun arasındaki ilişkiyi inceleyeceğim.

Tarih boyunca filozofların bu konu üzerindeki düşüncelerine bakacak olursak sanatın birçok filozof tarafından bir taklit ürünü olarak algılandığını ve bu nedenle sanatçıların bazen deyim yerindeyse ikinci sınıf kişiler olarak adlandırıldıklarını görmekteyiz. Sanatı gereksiz ve gerçekliğin yanıltıcı bir kopyası olarak gören düşünürlerden biri de Platon’dur. Bildiğimiz gibi Platon sanatçıları gerçekliğin kopyasını yapmakla suçlamış ve ‘Devlet’e sanatçıların
alınmaması gerektiğini savunmuştur.
Sanat ve oyun arasındaki ilişkiye baktığımızda ise sanatın çoğu zaman bir içtepi ürünü olması nedeniyle çocuk resimleri ile karşılaştırılmaya çalışıldığını görüyoruz. Çocuk çalışmalarıyla en fazla karşılaştırılan sanat dalının da resim olduğu söylenebilir. Her ne kadar ilkel insanların resimleriyle çocuk resimlerinin gelişimi benzerlikler göstermekteyse de bir çocuğun söylediği rasgele bir şarkı ya da bir çamur parçasından yoğurduğu bir heykelcik nasıl bir sanat eseriyle kıyaslanamıyorsa resim alanında yapılan
bu değerlendirmenin de yanlış olduğu söylenebilir. Sanat her ne kadar bir oyun içtepisi ile açıklanmaya çalışılsa da sanat eserinin oluşumu ve sanatçının ruh hali açısından bakıldığında alt yapısı olan bir düşünce işi olduğu inkâr edilemez. Bu nedenle ilk önce sanatın tanımına ve ortaya çıkış nedenlerine değinmek istiyorum.
Eklenmiş Resimin Önizlemesi
__________________
Kendi omuzuna tırman. Başka nasıl yükselebilirsin ki !
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
kanlica kullanıcısının bu bilgilendirici iletisine teşekkür eden üye :
Karga (09.05.08)
Sponsorlar
  #2  
Alt 21.04.08, 19:50
kanlica - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Yaratıcı
Üyelik tarihi: May 2006
İletiler: 1.448
Ettiği Teşekkür: 499
326 tane iletisine 550 kere teşekkür edilmiş
kanlica ... O'nu tanımayan yok ki.kanlica ... O'nu tanımayan yok ki.kanlica ... O'nu tanımayan yok ki.kanlica ... O'nu tanımayan yok ki.kanlica ... O'nu tanımayan yok ki.kanlica ... O'nu tanımayan yok ki.kanlica ... O'nu tanımayan yok ki.kanlica ... O'nu tanımayan yok ki.kanlica ... O'nu tanımayan yok ki.
  Send PM
Standart Sanat Ve Oyun – Art And Playing

SANATIN TANIMI VE ÇOCUK RESİMLERİ:

Bilindiği gibi sanat bir yaratma sürecidir ve bilinçli bir çabadır.
Sanatçının tavırları oyun oynayan bir çocuğun tavrına benzemekteyse de
sanatçının işi problem çözmektir denebilir. Sanatçı yaşamı inceler ve edindiği
izlenimleri ve duyguları sistematik renk, ses veya sözlere döker. Bu bilinçli
bir tavırdır. Bir sanat eserini incelerken oran-orantı, renklerin uyumu, ölçü,
denge, armoni gibi birçok öğeyle karşılaşırız. Sanatçı eserini yaratırken
büyük bir hesaplama ile karşı karşıyadır diyebiliriz. Sanatın temeli ister dış
dünyaya karşı yaşanan korku olsun isterse psikolojik nedenler olsun, sonuçta
eser planlı ve disiplinli bir çalışma sonucudur. Çocuk resimlerini ilkel
insanların resimleriyle kıyaslamak doğru olabilir fakat biz ilkel insanların
mağara duvarlarına yaptıkları çizimlerin dünyayı taklit veya büyü temelli
olduğu yönünde fikirler öne sürmekteyiz ve bunları estetik değerlerle
yargılamıyoruz. Bu nedenle de sanatın başlangıcında sayabileceğimiz bu
resimlerdeki ilkel insan içtepisi gibi çocuğun çalışmaları da dış dünyayı
kavrama çabasıyla açıklanabilir.
Sanat, kişinin dış dünyayı yorumlama biçimidir. Bu yorumlama çabası
bilinçli ve sürekli bir çalışmadır. Herkes çocukluk döneminde değişik
biçimlerde okulda ya da evde resim yapar ve bunlar kalıp halini almışşemalaşmış
şekillerdir. Oysa sanat eseri belli toplumsal olayların da yönlendirmesiyle ve kişinin yorumlamasıyla meydana gelir. Fransız İhtilali’nin romantizmi ya da teknoloji devriminin Pop-Art’ı ortaya çıkarması gibi toplumsal olaylar sanatı yönlendirici rol oynarlar. Ve sanatçılar bu durumdan etkilenerek çevrelerinde yaşananları yorumlarlar. Sanatı bir taklit içtepisi ile açıklamaya çalışmak onu oyun kavramına yaklaştırmaktır. Çünkü oyun çocuğun dış dünyaya hazırlanma çalışmasıdır diyebiliriz ve oyun sırasında çocuk çevresindeki olayları taklit ederek oyunlar kurar. Burada mimesis kavramına değinerek sanat ve oyun kavramlarındaki taklidi karşılaştıralım.
__________________
Kendi omuzuna tırman. Başka nasıl yükselebilirsin ki !
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 21.04.08, 19:53
kanlica - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Yaratıcı
Üyelik tarihi: May 2006
İletiler: 1.448
Ettiği Teşekkür: 499
326 tane iletisine 550 kere teşekkür edilmiş
kanlica ... O'nu tanımayan yok ki.kanlica ... O'nu tanımayan yok ki.kanlica ... O'nu tanımayan yok ki.kanlica ... O'nu tanımayan yok ki.kanlica ... O'nu tanımayan yok ki.kanlica ... O'nu tanımayan yok ki.kanlica ... O'nu tanımayan yok ki.kanlica ... O'nu tanımayan yok ki.kanlica ... O'nu tanımayan yok ki.
  Send PM
Standart Sanat Ve Oyun – Art And Playing

MİMESİS - SANAT VE OYUNDA TAKLİT ÖĞESİ

Sanatın ilkel dönemlerde doğayı taklit amacı ile ortaya çıktığı ileri
sürülmektedir. Ernst Fischer sanatın doğadaki sesleri ve görüntüleri taklitle
doğduğunu belirtir. Bir başka görüş doğadaki nesneleri büyüleyerek etki
altına almak amacıyla sanatın doğmuş olabileceğidir. Freud dış dünyadaki
nesnelere tinsel anlamlar yükleyen ilkel insanın davranışının yerini
günümüzde sanatın aldığını ileri sürer. “Freud sanatı, zevklenmek için
türetilen bir güç olarak betimlemektedir. O'na göre çocukluk devresindeki
oyunların bir devamı olmaktadır.”1 Sanat üzerine yapılan değişik yorumlardan
birisi sanatı bir taklit ürünü olarak ele alan düşüncedir. Burada Mimesis
kavramıyla karşılaşırız. Mimesis kelime anlamı olarak; taklit, benzetme,
öykünme, yeniden yaratma, yansıtma olarak geçer. Düşünürler mimesis
kavramına değişik yaklaşmışlar ve bazıları tamamen olumsuz bakarken
bazıları daha ılımlı tutum takınmışlardır.
Sanatı bir taklit olarak gören düşüncenin en eski savunucularından
Platon daha önce de belirttiğimiz gibi sanatçıları kopyanın kopyasını
yapmakla suçlayarak onları ‘Devlet’e almaz. Platon bir ayna ile çevreye
bakmakla sanatçıların işini bir görerek, onları gençler için zararlı görür ve
sanatı kendi ölçütleri içinde bir süzgeçten geçirip biçimlendirerek ‘Devlet’e
bu şekilde sokar. Öykünmeci sanatlar gerçek hakkında insanın beynini
bulandırarak insana coşku ve iştah getirirler ve böyle bir durumda akıl bu
doyuran öğelere yönelerek gerçeği aramaktan vazgeçer. Öykünme Platon’a
göre ikiye ayrılır. Üretim için zanaatkârların kullandığı öykünme ve
sanatçıların akıl karıştıran öykünmesi. Birincide öykünme üretim için
kullanılır ve yapacakları nesneyi tanımak zorunda olan zanaatkârlar İdea’lara
öykünürler, ikincide ise sanatçılar sadece kopyanın kopyasını üreterek akıl
karıştırmaktan başka bir şey yapmazlar ve sanat eğitim amaçlı kullanılsa bile
temelde daha az tehlikeli hale getirilemez, gerçekliğin araştırılmasını saptırır.
(Sanat Yapıtı, Beatrice Lenoir) Sanat Yapıtı adlı kitapta geçen Platon’un
‘Devlet’inden bir alıntıyı aynen aktarıyorum:
“- Şimdi şunu düşün: resim her nesne ile bağıntılı olarak şu
iki amaçtan hangisini güdüyor: varolan şeyi olduğu
biçimiyle canlandırmayı mı, yoksa, onun görüntüsünü,
göründüğü biçimiyle canlandırmayı mı? Resim, görüntünün
mü, yoksa gerçekliğin mi öykünmesi?
- Görüntünün.
- Öyleyse öykünme, tüm nesneleri biçimlendirmekle birlikte,
öyle görünüyor ki, bunların her birinin küçük bir bölümünü
yansıttığı için, gerçeklikten uzak bir uğraş. Ressam, diyelim
örneğin, bir ayakkabıcıyı, bir dülgeri ya da bir başka
zanaatçıyı canlandırıyor ama bunu, onların uğraşı hakkında
hiçbir bilgi sahibi olmaksızın yapıyor; bununla birlikte, iyi
bir ressamsa, bir dülgeri canlandırıp onu uzaktan
gösterdiğinde, çocukları ve akıldan yoksun insanları
aldatmış olacak, çünkü resminde ona gerçek bir dülger
görüntüsü kazandırmış olacak.
- Kesinlikle öyle.
- Öyleyse, dostum, işte, bana göre bütün bunlar hakkında
düşünülmesi gereken şey. Birisi gelip de bize, her mesleği
öğrenmiş, her meslek sahibinin kendi alanında bildiği her
şeyi bilen ve bunu herkesten daha iyi bilen bir adama
rastladığını söylerse, ona saf olduğu ve bilim, bilgisizlik ve
öykünme arasında fark gözetemeyecek düzeyde olduğu için,
olasılıkla onu her şeyi bildiğine inandıracak kadar etkilemiş
bir şarlatana ve bir öykünmeciye rastladığı yanıtını
vermemiz gerekir.”
Platon sanata karşı tavır takındığı gibi oyuna da bir takım kısıtlamalar
getirir. Ona göre oyun da insanı geleceğe hazırlamak için kullanılmalı ve
eğitici öğeler içermelidir. Fakat çocukların oyunları da kontrol altında
tutulmalıdır. Zaten Platon’un çocukları küçükken ailelerinden alıp lalaların
yetiştirmesi düşüncesini biliyoruz aynı zamanda çocukların oyunlarına da
kısıtlamalar getirerek Platon özgürlük kavramını tamamen yok eder. Fakat
sanat, yaratma, oyun kavramları özgür bir ortamda oluşabilir. Platon’un
gözden kaçırdığı nokta insanların özgür davranamadığı sürece yaratıcı
olamayacakları ve devletin gelişemeyeceği olmuştur. Oyun çocuk için gerekli
bir davranıştır ve çocuğun gelişiminde önemli rol oynar. Sadece çocukların
değil yetişkinlerin de oyun ihtiyacı duyduklarını bilmekteyiz. Çocuktan farklı
bir tavırla da olsa oyun dış dünyadan uzaklaşıp rahatlama aracı olarak
hayatımızdadır. Platon oyunu sadece 6 yaşına kadar uygun görür ve şöyle der:
“Çocuklar altı yaşına kadar oyuna gereksinim duyarlar; bu oyunlarda
çocuklar gevşeklikten uzak tutulmalı ancak verilmesi gereken cezalarda
onurunu kırmayacak şekilde, şiddete kaçmamalı ve onun ruhuna öfke
tohumları ekilmemelidir.”2 Platon oyunun sınırlı olması ve kontrol altında
tutulması konusunda ise şunları belirtir: “Herhangi bir alanda başarılı bir
eğitim verilmek isteniyorsa, eğitilecek kişinin çocukluğundan itibaren
yönetileceği konuya uygun konuların haşır neşir olması gerekir. Örneğin,
büyüyünce bir çiftçi veya duvarcı olacaksa, bu zanaatlarda kullanılan gerçek
araç gereçlerin küçük birer örneğiyle, yani o konuyu öğretecek oyuncaklarla
oynatılmalıdır. Bu suretle önceden öğretilmesi gerekli bütün bilgiler, oyun
aracılığıyla çocukta istek ve tutku uyandırarak ileride seçeceği mesleğe
yönlendirir.”3
Günümüzde eğitim üzerine yapılan çalışmalarda yaratıcılığın özgür
ortamlarda gelişebileceği savunulmaktadır ve okullardaki derslerin arasına
yaratıcılığı geliştirmek ve çocuklara kendilerini ifade etme fırsatı verebilmek
için resim, müzik gibi dersler eklenmiştir. Bu derslerin amacı çoğu kez veliler
tarafından yanlış anlaşılarak çocukların resimlerine müdahale edilse de
öğretmenlerin asıl amacı çocuklara yaratma isteği aşılamak ve kendini ifade
etmesi için rahat, demokratik ve özgür bir ortam sağlamak olmalıdır.
Platon’un sanatı alt seviyeye indirgeyen görüşüne karşılık Plotinos “sanat
yapıtlarının güzelliğinde kavranabilir olanın belirtisini görür. Oysa bu
güzellik varlıksal bir ilkedir: ‘En düşçü varlığın bile kendini güzel sayılan bir
şeyle ilişkilendirmesi gerekir; bunu güzel görünmek için değil, basitçe,
varolmak için yapmak zorundadır. Söz konusu varlık ayrıca, ideal Güzellik’e
katıldığı ölçüde varolurnu ne kadar fazla yakalarsa, o ölçüde kusursuz
olur, çünkü güzelliği o ölçüde içine sindirir.’”4
Mimesis kavramına Aristoteles ise şu şekilde açıklama getirir; O’na göre
de sanat bir öykünmedir ve bir modelin tıpatıp kopyasıdır. “Aristoteles sanatı,
Platon gibi aşkın bir ögeyle değil, "ontik bütün" olân tek tek sanat eserlerinin
incelenmesi, varlık karakterlerini ortaya konmasıyla açıklamaya çalışmıştır.
Üstelik o, sanatı bir tür dil olarak görmüş, eserleri dilleri bakımımdan şiir
yanlarıyla, ele almıştır.5 İnsanın sanat eserinden aldığı zevk duygusu ise
eserin gerçekliğe ne kadar yaklaştığı ile ilgilidir. Sanat eseri ne kadar gerçeğe
uygun ise insanları gerçekliğin baskısından o derece uzaklaştırarak insanda
bir rahatlama duygusu yaratır.(Sanat Yapıtı, Beatrice Lenoir) Aristoteles’in
gerçekliğin baskısından uzaklaşarak rahatlayan insan düşüncesi Worringer’in
düşünceleriyle yakınlık göstermektedir. Aristoteles’e göre öykünme,
sanatçının nesneyi tüm ayrıntılarıyla birebir kopya ederek izleyiciye amaçsız
bir zevk vermek ve düşsel bir dünya yaratmak değil, aksine rastlantısal olan
tüm ayrıntılardan nesneyi arındırarak izleyene konunun tam da özünü
göstermektir. Bu anlamıyla bir tanıtma ve bilgilendirme işidir. Ve izleyicinin
aldığı zevkte gerçeği görmenin ve bilgi edinmenin verdiği zevktir. Eserde
nesnenin özünü kavrayan kişi gerçeğe döndüğünde onu daha iyi kavrar.
“Aristoteles mimesis'e, her türlü sanat etkinliğini bağlayan bir şey olarak
bakar Ama o Platon'dan ayrı olarak, sanatsal etkinliğin görünür nesnelerin
taklidi değil de, "physis" deki, doğadaki yaratıcı gücün taklidi olduğunu
söyleyerek, sanatta yaratma (poesis) ya sınırlı bir yer tanımış olur.
Aristoteles için sanat, doğada tamamlanamamış (yetkinleşmemiş) halde kalanı
tamamlamaya çalışan bir etkinliktir. Sanat, bu yetkinleşme ereğine, en fazla,
trajedinin "kathartik" (arındıncı) etkisinde yaklaşır.”6
Sanatta öykünmeyi savunan ve bunu atölyelerde hocaların ezberleterek,
kalıplaşmış kurallar bütünü haline getirilmesini ve bu şekilde sanatı bir
dogmalar ve reçeteler sitemi haline getirmeyi savunan düşünürlerden biri olan
Diderot bu görüşle sanata yeni bir anlam kazandırma çabası güder. Goethe ise
bu görüşü savunan çağdaşlarına karşı cephe alarak onları eleştirir. O, sanatın
doğanın emri altına girmesine karşı çıkar. Doğanın canlı üretmesi ne kadar
doğalsa, sanatın da güzel yapıtlar üretmesinin o kadar doğal ve doğru
olduğunu savunur. Schopenhauer’e göre ise sanat acı dolu yaşamdan kaçış
için bir yoldur. Sanat nesnelerle olan bağımızı değiştiren bir araçtır ve bu
sayede zaman ve mekân, neden- sonuç gibi kavramlardan arınarak derin
düşüncelerden kurtulur ve doğayı basit, yalın bir şekilde algılarız. Ve bunu
sağlayabilecek olan sanatçılar da deha olarak görülürler Shopenhauer’e göre.
Shopenhauer dehayı ‘yarar peşinde koşmaktan vazgeçme yeteneği’ olarak
tanımlar. (Sanat Yapıtı, Beatrice Lenoir)
Schiller’e göre ise sanat ve oyun insana mutlu bir ortam yaratmak için
gereklidir. O’na göre insanda iki türlü dürtü mevcuttur. Bunlardan birincisi
değişim için zorlayan dürtü, ikincisi ise durağanlık ve devamlılık için
zorlayan dürtüdür. Bunların ikisi birbirleriyle çatışarak insanda huzursuzluk
yaratırlar ve bunların dışında bir üçüncü boyut insana huzur ve mutluluk
sağlar. Bu da oyundur. Schiller’e göre oyun sanatta kendini gösterir ve sanat
sayesinde insanlar diğer iki dürtünün yaptığı huzursuzluktan kaçışı ve
mutluluğu bulurlar. (http://www.hkmo.org.tr/download/fels...r/schiller.htm)
Balzac’ın öykünme konusunda düşüncelerini ‘Bilinmeyen Başyapıt’ adlı
eserinden şu bölümde görürüz: “- Sanatın görevi, doğaya öykünmek değil, onu
ifade etmektir! Sen değersiz bir kopyacı değil, bir şairsin! diye bağırdı yaşlı
adam, zorbaca bir el hareketiyle Porbus’ün sözünü keserek. Yoksa, bir
heykelci bir kadının kalıbını çıkardığında, yapacağı her şeyi yapmış olurdu!
Şimdi, metresinin elinin kalıbını çıkarmayı dene ve getirip benim önüme koy
bakalım!... Bizim şeylerin varlıkların özünü, ruhunu, fizyonomisini
yakalamamız gerekiyor.7
Sanat eseri, konusunu çevre ve doğadan alır. Daha önce de belirttiğim gibi
sanatçı çevresini inceler ve onu kendi duygularıyla yoğurarak eserine yansıtır.
Sanatı salt doğa taklidi olarak ele almak hem yetersiz hem de yanlış olur
kanısındayım. Sanatı sadece bir taklit ürünü olarak ele almanın, sonuçta
nedeni ister doğanın gerçekliğinin sadeleştirilmesi, isterse gerçekliğin
korkutuculuğunun giderilmesi olsun soyut sanat kuramları için pek doğru
olarak sayılabileceğini sanmıyorum. Picasso’nun dediği gibi “Her yaratma
edimi, önce bir yıkma edimidir.” Gerçeklik önce sanatçı tarafından yıkılarak
yerine sanatın gerçekliği getirilir ki bu sanatçının kişisel dünyasıyla
yoğrulmuş bir gerçekliktir. Sanatçının eserini sergilerken takındığı tavırla
oyun arasında benzerlikler kurulmuştur. Buna göre sanatçı eserini sergilerken
çocuğun oyun oynamasıyla aynı tavrı takınır. Zaman zaman oyun taklit olma
niteliğiyle sanat ile kıyaslanır. Eğer sanat taklitten doğmuşsa, burada sanat ve
oyun arasındaki ilişkiye değinmek gerekir.
__________________
Kendi omuzuna tırman. Başka nasıl yükselebilirsin ki !
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 21.04.08, 19:55
kanlica - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Yaratıcı
Üyelik tarihi: May 2006
İletiler: 1.448
Ettiği Teşekkür: 499
326 tane iletisine 550 kere teşekkür edilmiş
kanlica ... O'nu tanımayan yok ki.kanlica ... O'nu tanımayan yok ki.kanlica ... O'nu tanımayan yok ki.kanlica ... O'nu tanımayan yok ki.kanlica ... O'nu tanımayan yok ki.kanlica ... O'nu tanımayan yok ki.kanlica ... O'nu tanımayan yok ki.kanlica ... O'nu tanımayan yok ki.kanlica ... O'nu tanımayan yok ki.
  Send PM
Standart Sanat Ve Oyun – Art And Playing

SANAT VE OYUN:
Daha önce gördüğümüz gibi pek çok düşünür sanatı bir taklit sorunu
olarak ele almaktadır. Eğer sanat bir taklit ürünü olarak kabul edilirse oyun
ile arasında bir ilişki kurulabilir.
Oyun her canlı için hayata hazırlanma sürecinde en gerekli davranışlardan
biridir. Canlılar ister insan isterse hayvan olsun oyun sayesinde dış dünyanın
gerçekliklerinin bir yansımasını yaratarak hayata hazırlanırlar. Çocuklar
çevrelerindekileri kopya ederek onları yaşar ve bu sayede geleceğe yönelik
tavırlar oluştururlar. Kendilerine, evcilik, doktorculuk, öğretmencilik gibi
küçültme ekleri kullanarak imitasyon çevreler hazırlayarak çocuklar
gerçekliğin bir kopyasını yaşarlar. “Kaynak olarak oyun, kültürden ve
sanattan öncedir.”8 Burada bahsettiğimiz temsiller veya spor değildir. Oyunun
özelliklerinden birisi de kurallara bağlı şematik olmaması yaratıcı bir yönü
bulunmasıdır. Oyun ile sanat arasındaki en önemli benzerlik beklide ikisinin
de özgür ortamlarda ortaya konulabilmesidir. Dışarıdan konulan kurallar bu
özgürlüğü ortadan kaldırır. Platon’un çocukların oyunlarına sınırlar ve
kurallar koyması ve onların oynayacakları nesneleri dahi belirlemesi
Platon’un yaratıcılık konusuna yeteri kadar önem vermediğini gösterir. Oyun
sırasında çocuk özgür bırakılmalı ve sınırlandırılmamalıdır. Çocuk bu sayede
kişilik oluşumunu tamamlayabilir. Rousseau çocuğun sanat eğitimi konusunda
şu yorumda bulunur: “Öğretilecek bütün sanatlar, çocukların uzuvlarını daha
iyi kullanmalarını sağlamak amacıyla olmalıdır. Mesela resim sanatını
öğrenirken gözlerini ve ellerini iyi kullanmaya alıştırılmalıdır ve kendisine
taklit etmek için bir öğretmenin yaptığı resimler değil doğrudan tabiatın
kendisi örnek olmalıdır.”9 Çocuğu yönlendirme konusunda Rousseau’nun
takındığı tavır doğrudur. Çocuk sanat eğitiminde ya da oyun sırasında yanlış
yönlendirilmemeli ve ona kopya edebileceği veya onun bilinçaltını
etkileyecek ve sınırlayacak örnekler gösterilmemelidir. Örneğin ilköğretim
çağındaki bir çocuğa derste örnek gösterilmesi gerekiyorsa onun yaşıtlarının
yaptığı işlerden örnek gösterilmelidir. Bu sayede çocuk zihinsel ve algısal
yeteneklerinin dışına çıkmaya çalışmayacak ve zorlanmayacaktır. Bundan
kastettiğimiz nokta çocuk, gelişimine uygun işler yapmalı ve böyle örneklerle
karşılaştırılmalıdır. Aksi taktirde çocuk yeteneksiz olduğunu düşünecek ve
konudan uzaklaşacaktır.
Sanat ve oyun için özgürlüğün ne derece önemli olduğunu belirtmiştik.
“Sanatta ve oyunda ortaya çıkan özgür tavır, yalnız sanatçıyı ve oyundaki
insanı değil, onunla iletişim kurabilen bütün insanları da özgürleştirir.
Çünkü oyun da sanat gibi, ereği kendi içinde olan (Auto-Telos) bir
davranıştır.”10 Ne oyunda ne de sanatta bir çıkar amacı yoktur. Çocuk oyunu
geleceğe hazırlanmak amacı ile bilinçli bir şekilde oynamaz. Onun için yeterli
olan oyunun onu doyurmasıdır. Sanatçı da eserini verirken onun beğenilip
beğenilmeyeceğini ya da ondan ne kadar para kazanacağını düşünmez. Sanat
eserini meydana getirmek zaten sanatçının asıl ereğidir. Yaratma edimi başlı
başına bir erektir.
Freud’un sanatçıları nevrotik olarak gördüğünü bilmekteyiz aynı
şekilde Rollo May de ‘Yaratma Cesareti’inde sanatçıları nevrotik olarak
değerlendirir. İçine dönük, dış dünyayla arasındaki bağlar net olmayan, ani
gidiş-gelişler yaşamakla suçlanan sanatçının -eğer bu görüşler doğru olarak
kabul edilirse- oyunla açıklanan tavrı daha iyi anlaşılabilir. Sonuçta oyun
çocuğun gerçek yaşama hazırlanma devresidir. Sanatçılar da yaşamla
arasındaki bağları güçlendirmek için oyun oynayan insanlar olarak
nitelendirilebilir. Eğer sanatçılar diğer insanlar için gerçeklikle düş dünyası
arasındaki köprüyü kuran dahiler olarak ele alınırsa içindeki çocuk ölmemiş
ve devamlı yaşama karşı yeni ayakta kalma yolları arayan ve bunu oyun
sayesinde başaran kişiler olarak düşünebiliriz. Oyunda salt bir taklitten söz
edilebilir oysa sanatsal yaratmada taklit edilen nesne sanatçı tarafından tekrar
kurgulanır ve bu bilinçli bir kurgudur.
Sanat ve oyun kavramlarını karşılaştırırken karşımıza çıkan bir diğer
önemli nokta ise çocuk resimlerini sanat eseri sayan düşüncedir. Bir görüşe
göre “çocuk sanatı dolaysızdır ve çocuk resimleri formun ölümsüz kurallarını
içerir. Bu anlamda Mısır Sanatı bile çocuk resmi kadar güçlü değildir.”11
Burada gözden kaçırılan nokta bir çocuğun algı süreci ile bir yetişkinin algı
sürecinin farklılığıdır. Çocuk neneleri gördüğü gibi değil bildiği gibi çizer.
Bu nedenle kendine has şemalar oluşturur. Bir evin içini duvarları
şeffafmışçasına görebilir, ya da önem sırasına göre resimdeki figürlerin
boyutlarını değiştirebilir. Bu tamamen çocuğun algısına bağlıdır. Çocuk
öğrendikçe ve algısı geliştikçe bu şemalar yavaş yavaş ortadan kaybolur. Eğer
çocuk resimlerindeki bu şemalaşma bilinçli bir tavır olsaydı çocuk
resimlerindeki sanattan söz edebilirdik. İlkel insanların resimleriyle çocuk
resimlerinin benzemesi de algıları gelişmeyen ilkel insanın çocuk
resimlerindeki şematik tavrı göstermesinden ileri gelebilir. Önceleri dört ayak
üstünde yürüyen insanın dünyası çevresindeki nesnelerle sınırlıydı daha sonra
iki ayağı üzerinde durmayı öğrenen insanın algısı da buna bağlı olarak gelişti.
Fiziksel ve zihinsel yetileri de tam olarak gelişmemiş çocuk resimleriyle ilkel
insanın resimlerinin benzemesi pek şaşırtıcı değildir.
Bildiğimiz gibi beynimiz her nesneyi genel kodlar belirleyerek
kaydeder. Biz bir cd’yi beynimize yuvarlak bir cisim olarak kaydederiz ve
cd’yi yandan düz bir çizgi halinde görsek bile bize sorulduğunda ona düz bir
çizgi halindedir demeyiz. Çocuklar da resimlerinde akıllarına yerleşen bu
şemaları kullanırlar. Örneğin göz her zaman karşıdan göründüğü gibi limon
şeklindedir. Ya da bulut gökyüzünde olduğu için onların aklında mavi bir
imge olarak yer etmiştir. Çocuklar 6. sınıfa kadar edindikleri bu imgelerle
resim yaparlar fakat bu sınıftan sonra özellikle 8. sınıfta resimler tamamen
farklılaşır. Artık çocuk evlerin içini görmeyi bırakmıştır ve insanların hepsi
bir kalıptan çıkmış gibi değildir, gözler yavaş yavaş değişir. Çocuğun
ergenlik dönemine geçtiği bu devrede dış dünyayı algılayışı da değişir ve bu
resimlerine de yansır. Çocuğun algısal gelişimi ile sanat tarihi sürecini belki
bu şekilde benzetebiliriz. Algısı kapalı ilkel insan dönemi ile çocukluk
dönemi, daha sonra benzetme kopya dönemi ve en son gerçekliği kendi
istediği şekilde yorumlayabildiği soyut dönem
__________________
Kendi omuzuna tırman. Başka nasıl yükselebilirsin ki !
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 21.04.08, 19:58
kanlica - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Yaratıcı
Üyelik tarihi: May 2006
İletiler: 1.448
Ettiği Teşekkür: 499
326 tane iletisine 550 kere teşekkür edilmiş
kanlica ... O'nu tanımayan yok ki.kanlica ... O'nu tanımayan yok ki.kanlica ... O'nu tanımayan yok ki.kanlica ... O'nu tanımayan yok ki.kanlica ... O'nu tanımayan yok ki.kanlica ... O'nu tanımayan yok ki.kanlica ... O'nu tanımayan yok ki.kanlica ... O'nu tanımayan yok ki.kanlica ... O'nu tanımayan yok ki.
  Send PM
Standart Sanat Ve Oyun – Art And Playing

SONUÇ:
Görüldüğü gibi sanatın oyun ile karşılaştırılmasında iki önemli
nokta öne çıkmakta. Birincisi sanat ve oyunda öykünme, ikincisi ise
özgürlük kavramı. Sanatın birçok düşünür tarafından öykünme ürünü
olarak ele alınması onun oyun ile karşılaştırılmasındaki en önemli
nedenlerden biri. Sanatın soyut veya realist tavrının kökeninde dış dünya
ve ona karşı bir tepkinin yattığı yadsınamaz. Fakat sanatı salt bir
öykünme, taklit ürünü olarak değerlendirmek psikanaliz ve sanat tarihi
araştırmalarını göz ardı etmek olur. Sanatın bir yaratma içtepisi olarak
ele alındığı düşünceye göre sanat kişisel bir dürtü ve tepkidir.
Öykünmedeki amaç gerçekliği sadeleştirmek veya gerçekliğin bir
kopyasını yapmak şeklinde kısıtlı açıklamalara sıkıştırılmıştır. Sanat ve
yaratma süreci, karmaşık ve tek bir tarifi olmayan kavramlardır. Buna
pek çok düşünür değişik açıklamalar getirmeye çalıştıysa da net tek bir
sonuç ortaya çıkmamıştır. Sanatı salt oyun içtepisi ile açıklamaya
çalışmanın da yeterli olmayacağı görüşündeyim. Fakat sanat ile oyun
arasındaki benzerlikleri de göz ardı etmemek gerekir. Ayrıca gösteri
amaçlı oyunlar ve para amaçlı yapılmış piyasa resimleri dışında, sanat
da oyun da Auto-telos kavramlardır. İkisinin de amacı kendindedir.
Sanatçı da çocuğun oyun içindeki tavrı gibi eserini meydana getirirken
başka bir amaç gütmez. Eseri meydana getirmek sanatçı için bir doyum
kaynağıdır ve kendini eseri yapmakla rahatlamış hisseder.
Sanat ve oyun beğeni ve zevklerin gelişmesinde önemli yer tutar.
Gerçeğin imitasyonları üzerinde oynayan çocuk doğruyu-yanlışı, iyiyikötüyü,
güzeli ve çirkini öğrenir. Bu nedenle sanatın ve oyunun eğitim
içindeki önemi kavranmalı ve eğitim programları üzerinde çalışırken bu
konulara önem verilmelidir. Günümüzde sanat derslerinin veliler ve
öğrenciler tarafından önemsenmediğini ve öğrencilerin küçük yaşlardan
itibaren sınav maratonuna katıldıklarını ve çocuklara oyun oynama
fırsatı bile verilmediğini görmekteyiz. Birçok veli çocuklarının
resimlerini kendisi yaparak çocukları test çözmeye zorlamaktadır.
Unutmamalıyız ki sanat ve oyun çocuğun ve bireyin ve bir üst kademe
olarak da toplumun gelişmesi için çok önemlidir. Bunun için
eğitimcilerin daha duyarlı davranmaları ve resim derslerinin amacı
unutulmadan sadece birer kopya dersi olmaktan çıkarılması
gerekmektedir. Çocuklara okulda ve dışarıda özgür ortamlar ve zamanlar
yaratılmalı ve çocukların yaratıcılıklarını geliştirici oyunlar
oynamalarına izin verilmelidir. Bunun için ailelerin oyuncak seçimi
konusunda da bilinçlenmeleri gerektiğini belirtmek de fayda vardır. Son
olarak belirtmek gerekir ki; “özgür olmayan bireyin oyun oynaması
mümkün olmadığı gibi, sanat ve bilim yapması da mümkün değildir.”12
Sanat ve oyun ancak özgür ortamlarda ortaya çıkabilirler ve toplumların
ileri gitmeleri ancak özgür ve yaratıcı bireyler sayesinde gerçekleşebilir.

PDF Dosyası
__________________
Kendi omuzuna tırman. Başka nasıl yükselebilirsin ki !
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar
Cevapla

Tags
sanat, play, oyun, art

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may post new threads
You may post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz