Müze ve Eğitim 20. yüzyılda müzeler ve eğitim işlevleri daha yoğun ve ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Araştırmalardan elde edilen sonuçlar ve önerilerden bazıları işlerlik kazanmakla birlikte bazıları da yetersiz koşullar nedeniyle uygulanamamaktadır. Müze-eğitim ilişkisine, müze-okul iş birliğine dair çeşitli yöntemler ve öneriler bulunmaktadır. Müzelerin eğitim işlevlerinin kapsamı da her geçen gün genişlemektedir. Böylelikle müzelerin bireylere katkısı da artan bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Tüm bu çalışmalar ve gerekçelerle müzeler, eğitim hayatında yerlerini almaya başlamıştır. Hemen hemen her derse yönelik uygulama alanı bulunan müzeler eğitim-öğretim sürecine daha aktif şekilde dahil edilmelidir. Öğretim yöntemlerinin geliştiği ve çeşitlendiği günümüzde müzeler de ilgili yöntemlere dair seçenekler sunmaktadır.
Müze Nedir?
Müze, Allan (1963:5) tarafından, koleksiyonların, inceleme, etüt ve zevk almak amacıyla yerleştirildiği bina olarak tanımlanmıştır. Sözen ve Tanyeli (1987:168) müzeyi, sanatsal, kültürel, tarihsel veya bilimsel ürünlerin sürekli olarak sergilenmesi amacıyla yapılan ya da kendisi sıralanan bu nitelikleri nedeniyle halka açık tutulan yapı olarak tanımlamışlardır. Çağdaş anlamıyla müzeler; "toplumun ve gelişiminin hizmetinde olan, halka açık, insana ve yaşadığı çevresine tanıklık etmiş malzemelerin üzerinde araştırmalar yapan, toplayan, koruyan, bilgiyi paylaşan ve sonunda inceleme, eğitim ve zevk alma doğrultusunda sergileyen, kâr düşüncesinden bağımsız, sürekliliği olan bir kurum" olarak tanımlanmaktadır (Madran, 1999:6). Kültür Bakanlığının 1989 tarihli yönetmeliğindeki müze tanımı ise şöyledir: "Kültür varlıklarını tespit eden, bilimsel metotlarla açığa çıkaran, inceleyen, değerlendiren, koruyan, tanıtan, sürekli ve geçici olarak sergileyen, halkın eğitimini ve bedii zevkini yükselten, dünya görüşünü geliştirmede daimi etkin olan kuruluşlardır." (Gerçek, 1999:11). Atagök'ün (1999a:137) müzelerin eğitsel işlevlerine dair tanımında ise müzeler; yaratıcılık, mantık, gözlem, hayal gücü ve beğeni duygusunun oluşmasına ve gelişmesine katkıda bulunabilecek yaygın eğitim kurumları olarak ifade edilmiştir. Riviere'e (1962:23-24) göre müze "Kültürel değerlere sahip bir bütünü çeşitli araçlarla korumak, incelemek, değerlendirmek ve özellikle halkın estetik beğenisinin yükselmesi ve eğitimi için sergilemek amacıyla kamu yararına çalışan, sanata, bilime, tarihe, sağlığa, teknolojiye ait koleksiyonları bulunan sürekli kurumlardır."
Müze ve Eğitim
Müze eğitimi insanları, düşünce ve hisleri birleştiren anlamlı deneyimler sonucu öğrenmeye motive eder. Örneğin bir sanat müzesinde öğrenme, orijinal eserlerle bağlantı kurmada uyarıcı ve heyecanlı bir yoldur. Bunların dışında orijinal eserlerle iletişim kurmak sadece ziyaretçilerin yeni bir bilgi edinmelerine değil, aynı zamanda kendilerini çevreleyen dünyaya karşı görsel farkındalıklarını geliştirir (Sternberg, 1989:154).
19. yüzyılın ortalarından itibaren bazı müzelerin 'eğitim müzeleri' olarak kurulduğu bilinmektedir. Çocuk müzeleri ile çocukluk ve eğitim müzeleri farklılık taşımaktadır. Çocuk müzeleri, çocukların ilgileri ve öğrenme biçimleri ile yakından ilişkili olmayı amaçlarken, eğitim müzesi ve çocukluk müzesi ya eğitim ya da çocukluk tarihîni belgelemekle ilgilidir. İlk çocuk müzelerinin kurulduğu Amerika'da bu müzeler uzun bir tarihe sahiptir (Hooper-Greenhill, 1989:195-197).
İlk eğitsel müze olan Haslemere Müzesi, 1894-1895 yıllarında İngiltere'de açılmıştır (San, 1998:21). Andrew ise dünyada ilk eğitim müzesi olarak 1845'te kurulan Ontario Eyalet Eğitim Dairesinin Eğitim Müzesini göstermektedir (Aktaran: Hooper-Greenhill, 1989:196).
Müzeler yoluyla sanat eğitimi Batı'da 19. yüzyılda ortaya çıkmıştır. Gelişmiş ülkelerde gerek sınıf gerek sanat öğretmenlerinin sıklıkla başvurdukları ve çok yararlandıkları müze ve galeriler, öğrenciler ve halk için özel eğitim programları gerçekleştirmektedirler (Özsoy, 2002:154). Benzer şekilde Avrupa müzeleri, bölgesi hakkında bilgi toplayan, çevreyi koruyan, her çeşit sosyal ve kültürel çalışmaların yapıldığı birer merkez olmuştur (Atasoy, 1978:20).
Avrupa ve Amerika müzeleri, müze görevlerinin yanı sıra eğitimi ciddî olarak üstlenmişlerdir. Buradaki müzelerin çoğunda özel dershaneler ve atölyeler bulunmaktadır. Bu atölyelerde anaokulu çocuklarına gerçeğe yakın arkeolojik objeler verilmekte, onlardan kil veya hamurla kendilerine verilen objelerin aynısını yapmaları istenmektedir. Böylece öğretmenin kontrolü altındaki anaokulu öğrencileri arkeoloji ve sanat tarihî ile küçük yaşlarda tanışmaktadır. Orta öğretimde tarih dersleri çoğunlukla müzelerde yapılmaktadır. Buradaki müzelerin bir başka eğitici yönü de, geçmiş yaşantıların açıklayıcı bir şekilde gözler önüne serilmesidir. Bonn'daki bir müzede bütün dünya müzelerinde yer alan arkaik, klâsik ve helenistik dönem heykellerinin kopyaları bulunmaktadır. Bu da yüksek öğrenim öğrencileri için oldukça önemlidir (Yücel, 1999:90).
Dünyanın her tarafında bulunan müzelerin, bağlı oldukları topluluklara hizmet edebilme yolunda verdikleri emeklerden biri, okulların çeşitli sınıflarına ait ders programlarının daha canlı bir şekilde uygulanabilmesi için şehir içinde veya dışında eğitimle ilgili kimselerle iş birliği yaparak özel programlar hazırlama sahasındaki çalışmalardır (Rose, 1958:8).
Türkiye'de Tanzimat'tan bu yana Satı El-Husri, İsmayıl Hakkı, Halil Etem gibi aydınlar müzelerin eğitim işlevini vurgulamışlardır. Cumhuriyet döneminde ise müzelerin eğitimdeki önemi üzerine ısrarla duranlardan biri de Remzi Oğuz Arık'tır. Bu konuda eğitimci Satı Bey'in de katkıları büyüktür. Kendisi o yıllarda müze eğitimine ilişkin "Silah Müzesi" adlı bir ders örneği hazırlamıştır. Bu ders örneği müze gezisinden sonra yapılacak bir derse aittir (Ata, 2002:66,72).
Müze sözcüğünün ilk defa telâffuz edildiği yıllarda konu sadece "asar-ı atika" yani eski eserler kavramıyla sınırlı kalmıştır. Okul müzesi kavramının pedagojik bir anlayışla eğitim sürecine dahil edilmesinde önemli rolü olan Satı Bey, öğrencilerin eğitiminde sadece okul içi eğitimini yeterli bulmamış, okul dışında yaşanan gerçekleri de yakından tanımaları için toplumsal ve tarihî çevreyi inceleme gezilerini öğretim yöntemi olarak kullanmıştır. Satı Bey'in 1909 yılında Maarif Nezareti'ne sunduğu raporunda dikkati çeken konu, müzelerin önemini gündeme getirmesi olmuştur (Adıgüzel ve Öztürk, 1999:74-75).
Yaşam boyu eğitim sürecinde çok yönlü öğrenme ve yaşam alanları olarak müzelerin, yaşantılara dayalı etkin kullanımını içeren müze eğitimi, tarih ve kültürel zenginlikleriyle Türkiye için yeni ve ihtiyaç duyulan bir alandır. Müze eğitimi, amacı ve konuları, sergileri, objeleri, ortamı, çevresi, insanı merkez alan ve disiplinler arası yönleriyle müzenin, temel eğitim kuramları ve ilkeleri ışığında aktif bir öğrenme ve gelişme alanı olarak kullanılmasını içermektedir. Müze eğitimi belli öğrenme ilkelerine dayanmaktadır. Bunlar (ODTÜ Geliştirme Vakfı Ankara Okulları Müze Eğitimi Uygulamaları:erg.sabanciuni.edu):
1. Öğrenme aktif bir süreçtir.
2. İnsanlar görürken öğrenir.
3. Anlamlı öğrenme bilişsel bir süreci gerektirir.
4. Öğrenme dili kullanmayı gerektirir.
5. Öğrenme sosyal bir faaliyettir.
6. Öğrenme ortamla bağlantılıdır.
7. Öğrenmek için bilgiye ve zamana ihtiyaç vardır.
8. Güdülenme öğrenmenin temel öğesidir.
Müzeler, kültürel sanat eserlerinin pasif toplayıcıları olmalarının dışında, sık sık birleştiriciliği düşünülen kültürlerin aktif koruyucularıdır. Bu fonksiyon Hindistan'daki CECA toplantısında ve 1994 Ekvator toplantılarında tartışılmıştır. Farklı kültürel grupların akın ettiği endüstriyel toplumlarda bu fonksiyon, müzelerin rolünün karşı anlamda yaygınlaştırılması ve müzelerdeki koleksiyonların nasıl ele alınacağı ile ilgili kararların oluşturulmasını gerektirmiştir (Hein, 1998:11).
Bugün müzeler ve galeriler kendi ziyaretçileriyle ilgili yeni ilişkiler geliştirme çabasındadır. Yeni çalışma ve düşünme yöntemleri, insanları normalde ziyaret etmedikleri müzelere çekmek için müzeleri değiştirme çabasıyla düzenlenmektedir. Eğitim, müzelerin birincil görevi olan toplama ve korumanın yanında ikincil bir görev olarak görülmüştür. Çeşitli eğitim etkinliklerine rağmen bu düşünce uzun zaman aynı kalmıştır. Dewey, Pestalozzi ve Montessori gibi eğitimcilerin, ilerlemeci eğitim yöntemlerinin gelişimiyle, gerçek şeyler ve deneyimler üzerine odaklanmayla, müzeler ideal öğrenme ortamlarına dönüşmüştür (Hooper-Greenhill, 1994:133,137).
Çağdaş toplumdaki teknolojik gelişmeler toplumda büyük değişimler meydana getirmektedir. İnsanların yalnızlığı artmakta, değerleri değişmekte ve geleneksel kültür ile oluşum hâlindeki kültür arasındaki bağ kopmaktadır. Bir toplumun gelişimini gösteren kanıtları toplayan bir eğitim kurumu olan müzelerde nesneler, toplumların harcadığı emeklerin bugüne kadar aralıksız nasıl geldiğini anlamamıza, günlük hayatımız ve sanatlarımızla diğer toplumların tarihleri arasında ilgi kurmamıza yardım eder. Bugünün müzeleri tarihî birer depo olmaktan çıkmıştır. Artık aklı etkileyen bir işleve sahiptirler (Atasoy,1978:20).
Geçmişi anlamanın, tarihe saygı duymanın ve artık kaybolan kültürel değerlere önem vermenin eğitimciler için önemli olduğu bir gerçektir. Gelecek nesil bu işlevi müzeler aracılığıyla daha sağlıklı bir şekilde yerine getirebilecektir. Tarafsız bir gözle görsel ve duyuşsal değerlendirmelerini yapabileceklerdir. Ancak, bazı gelişmelerin, özellikle kendi ülkemiz açısından çok hızlı yol alamadığını görmekteyiz. İsveç'te 1890'larda Arthur Hazelius tarafından kurulan ilk açık hava müzesinin (Earl, 1997:35) amacı sadece geçmişte insanların yaşamış olduğu bir yerleşim alanını açık havada tekrar oluşturmak değil, aynı zamanda orada insanların yaşamasını sağlamak olmuştur.
Tarihsel çevreye yapılan eğitim gezilerinin; öğrencilerin gözlem, değerlendirme, sınıflama becerilerini, kavramlar bilgisini geliştirdiği, görsel kanıt değerlendirmeyi kolaylaştırdığı, değişimi ve sürekliliği algılamaya yardımcı olduğu ve tarihsel çevreyle empati kurabilme gibi kazanımlar sağladığı ifade edilmektedir (Safran ve Ata, 1998: 91).
Yukarıda da sözü edildiği gibi bazı toplumsal değişimler, geleneksel kültür ile oluşum hâlindeki kültür arasında normal olarak bulunması gereken bağı koparma tehlikesini oluşturabilmektedir. Müzeler bu konuda devreye girip yeni kültüre girişte rol almaktadır. Müzeler koleksiyon ve sergilerinde geçmişin unsurlarını göstererek, ziyaretçinin geçmiş ile bugün arasındaki geçişin bilincine varmasına katkıda bulunmaktadır.
Bu konuda uygulamalı müzeografinin işlevi önemlidir. Müzeografi, "İnsanların, yeni değerleri benimseyerek kendilerine mal etmelerine yardım etme yolunda müze ve sergilerin kullanılması" olarak tanımlanmaktadır (Coremans, 1963:104). Konuya ilişkin Coremans aşağıdaki örneği vermektedir. Değerler sistemi faydacılık üzerine kurulu olmayan bir toplum için büyük bir sürüye sahip olmanın büyük bir prestij sağladığı ya da bir boynuz şeklinin bir ineğin vereceği et miktarından daha önemli tutulduğu olağan hâllerdendir. Bu insanlar, büyük sürülerin, otlakların kökünü kazıyarak toprağı örtüsünden mahrum bıraktıklarını ve böylece erozyonu, sel felâketlerini ve toprak altı sularının derinlere kaçmasını teşvik ettiklerini bilmezler. Onlara göre bunlar, ayrı ayrı aralarında hiçbir ilişki bulunmayan, büyücülük vb. ile açıkladıkları olaylardır. Eğer devletin yetkili organları sürücülüğün azaltılmasını emrederse büyük bir direnme ve öfke ile karşılaşacaktır. Buna benzer durumlarda en iyi yöntem, bütün bu olayların birbirine nasıl bağlı olduğunu gösteren bir eğitim programı hazırlamaktır. Bitki örtüsü ile kaplı iyi toprağı, fazla otlamanın dereceli sonuçlarını canlandıran ve muhtemelen yeni cins hayvanlar yetiştirerek sürülerin sayısını azaltmayı hedef tutan bir programı sebepleri ile birlikte sunan bir sergi, bu insanların hem problemi hem de kendilerine telkin edilen çözüm yolunu kavramalarına yardım edecektir. Aynı zamanda bu yol onları, bu devrin bilimindeki gelişmelerin esas unsurlarından biri olan olayları değerlendirme yöntemine alıştıracaktır.
Bu açıdan bakıldığında müzeler aynı zamanda zihni harekete geçiren kaynaklardır.
Müze ve eğitim ilişkisini ele alabilmek için müze eğitbilimi ve yaratıcı drama gibi kavramları açıklamakta yarar vardır.
Müze eğitbilimi, müzeciliğin, özellikle toplumun çeşitli birimlerine (çocuklara, gençlere, yaşlılara ve çeşitli eğitim düzeyindeki insanlara) sergileme, bilgi verme, açıklama ve kanıtlama işlemiyle ilgili bölümünün örgün ve yaygın eğitimle birleşmesi çalışmalarını kapsar. Ayrıca yöntem araştırmalarını da içermektedir(Modan, 1995:8).
Son yıllarda drama ve rol oynama, öğrenme sürecinde etkin olarak programlara alınan bir yöntemdir. Drama konusunda yetişmiş müzeciler ve müze eğitimcileri rol oynama, metinli monolog, kısa oyunlarla yarattıkları karakterleri canlandırıp ziyaretçilerle doğaçtan konuşarak iletişim kurmaktadırlar. Bu tür oyunların süresi, ziyaretçilerin bütün müzeyi gezeceği düşünülerek 20 ile 30 dakika arasında sınırlı tutulmaktadır(Kuruoğlu, 2002:278).
Yaratıcı drama ise; doğaçlama, rol oynama vb. tiyatro ya da drama tekniklerinden yararlanarak, grup çalışması içinde, bireylerin bir yaşantıyı, bir olayı, bir fikri, kimi zaman soyut bir kavramı veya davranışı, eski bilişsel örüntülerin yeniden düzenlenmesi yoluyla ve gözlem, deneyim, yaşantı, duygu ve belki de tüm yaşamın gözden geçirildiği oyunsu süreçlerde anlamlandırılması, canlandırılmasıdır (Modan,1995:12).
Bugün müzelerdeki her etkinlik potansiyel bir eğitim yaşantısı olarak görülmekte, doğrudan eğitim plânları yapılmakta ve geliştirilmektedir. Müzelerde yürütülen eğitim hizmetleri, genellikle eğitim bölümleri ve müze eğitimcileri tarafından gerçekleştirilmektedir. Müzelerin eğitim hizmetlerinin başında da programlı eğitim etkinlikleri gelmektedir. Batıda pek çok ülkede çocuklara ve yetişkinlere programlı olarak bilim, kültür, sanat kursları düzenlenmektedir (Seidel ve Hudson, 1999:6).
Bugünün müzelerin eğitim uzmanları sadece eğitim kalitelerini değil aynı zamanda hizmet ettikleri öğrenenlerin üzerinde bıraktıkları etkileri kanıtlamak durumundadırlar (Paulson, 2003:47).
Melbourne Müze Eğitimi Servisi, ziyaretçilere "yaşadığımız hayatı ve kendimizi" anlamalarına rehber olacak bir dizi program geliştirmiştir. Aynı şekilde müfredatı destekleyici materyaller hazırlamıştır (Greg,2001:31).
Örneğin, Almanya'daki Museums Pedagogisches Zentrum oldukça önemli bir yere sahiptir. Bu merkez, çocukların ve gençlerin müzedeki eğitim merkezidir. Burada farklı eğitim çağlarındaki öğrencilere rehberli gezi, açıklama, tartışma ve atölye çalışmaları yaptırılmaktadır. Bu merkezdeki öğrenme pasif öğrenmeden çok aktif öğrenmeyi temel almaktadır (Yücel, 1999:89).
Müzedeki yaşantı; ilgiler yoluyla etkileşim, gözlem yapma, düşünce ve duyguları ifade etme, hayal gücünü kullanma, kendi yaşamına bağlama, bilgilenme, müzenin mesajını görme ve anlamlandırma, objeleri okuma, kültürel değerleri ve yaşamı paylaşma, gerçeği arama, uygulamalar yapma ve değerlendirme gibi özellikleri kapsamaktadır. Müze eğitimi özellikle zaman ve mekân içinde kendini ve insanları anlama, kültürel mirası devam ettirme, geçmişi, bugünü ve geleceği anlamlı biçimde ilişkilendirme, kültürel varlıkları, eski eserleri anlama, koruma ve yaşatma, kendi kültürünü ve farklı kültürleri çok yönlü ve hoşgörülü bir yaklaşımla tanıma ve anlama, müzeyi bir yaşam biçimi hâline getirme ve müzelere, yaşayan kurum niteliğini kazandırma gibi hedeflere hizmet etmektedir (ODTÜ Geliştirme Vakfı Ankara Okulları Müze Eğitimi Uygulamaları: erg. sabanciuni.edu).
Müzelere en iyi ziyaretlerin çoğu üç aşamadan oluşmaktadır: Ön hazırlık, müze ziyareti, izleme çalışması. Ön çalışma okul içinde veya dışında gerçekleştirilebilmekte ve öğrencilerin hazırlanmasına yardımcı olmaktadır. Müze veya galeri ziyaretleri güdüleyici, uyarıcı, fiziksel deneyim ve kalıcı öğrenme sağlamaktadır. Sınıfa dönüldüğünde bu deneyim anımsanarak tartışılmalı ve değerlendirilmelidir. Aksi takdirde kazanılanların çoğunun kaybedilebileceği belirtilmektedir (Hooper-Greenhill, 1999:146). |