Nüve Forum


Asya hakkinda Arabistan (Suudi) ile ilgili bilgiler


[coverattach=1]Arabistan (Suudi), [ar. el-Memleket -ül Arabiyyet ül-Saudiyye], Arabistan yarımadasında, yarımadanın büyük bölümünü kaplayan başlıca devlet; 2 150 000 km2; yaklş. 11 milyon nüf. Başkenti Riyad. Resmi dili araçça. COĞRAFYA Orta

Cevapla

 

LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 10.05.10, 11:12
Administrator
 
Üyelik tarihi: Aug 2006
İletiler: 21.478
CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
Standart Arabistan (Suudi)

[coverattach=1]Arabistan (Suudi), [ar. el-Memleket -ül Arabiyyet ül-Saudiyye], Arabistan yarımadasında, yarımadanın büyük bölümünü kaplayan başlıca devlet; 2 150 000 km2; yaklş. 11 milyon nüf. Başkenti Riyad. Resmi dili araçça.
COĞRAFYA
Orta Arabistan'daki göçebe aşiretlerden toplanan askeri-dinsel milislere ("ihvan" ["kardeşler"]) dayanan Suudi Arabistan devleti Hicaz'ı ele geçirdikten sonra, kutsal yerlerin bekçisi ve Mekke' ye hac yolculuğunun düzenleyicisi durumuna geldi. Hacılardan alınan ayakbastı paraları (1952'de kaldırıldı), petrol işletmeciliğinin başlamasına kadar (1944), son derece geri kalmış olan ülkenin başlıca gelir kaynağıydı.
Hasa'da (Basra körfezi yakınında) petrol bulunması ve üretimin oldukça düzenli biçimde artması (1960'ta 66 Mt, 1970'te 190 Mt, 1980'de 500 Mt), ülkeyi önemli ölçüde zenginleştirdi (günümüzde yıllık petrol gelirinin 60 milyar dolar dolaylarında olduğu hesaplanmaktadır). Petrolü bulan, işletmeye başlayan ve 1980'den bu yana Suudi Arabistan devletinin tam denetimine giren ARAMCO (Arabian American Oiı Company), bugün de başlıca üretici şirkettir. Başlangıçta bir petrol boru hattıyla çölü aşan ve Sayda (Lübnan) yakınında dışsatımı yapılan petrolden elde edilen gelirin büyük bölümü kentlerin hızla modernleştirilmesine harcandı; birinci plan döneminde (1969-1975) yatırımların aşağı yukarı tümü savunma, eğitim ve altyapılara ayrılırken, ikinci plan döneminde (1976-1979) Basra körfezi kıyısında ve Ki-zildeniz kıyısında,Hicaz'da(petrol,yarımadayı aşan bir boru hattıyla getirilir) büyük rafineriler ve petrokimya tesisleri ku-
ruldu ve petrol arıtma kapasitesi önemli ölçüde artarak, günümüzde yılda 35 Mt'u aştı.
Petrolden elde edilen gelirler, ülke halkınıönemli ölçüde etkiledi. Planlı tarımsal gelişmelerin sınırlı olmasına karşın, devletin dolaylı yardımları (orduya ve yalnızca göçebeler arasından derlenen ulusal muhafızlara ödenen ücretler) halkın derin kuyular açmasını ve ekip biçmesini sağladığından göçebelerin kendiliklerinden yerleşik düzene geçmelerini hızlandırdı, buna karşılık koyun yetiştiriciliğine, deve yetiştiriciliğine zarar verdi. Ayrıca ülkeye 1,5 milyona yakın göçmen (büyük bölümü oluşturan ve ağır işlerde çalışan Yemenlilerin yanısıra, Yakındoğu'daki ârap ülkelerinden gelen [özellikle Filistinliler ve Suriye-Lübnanlılar] nitelikli işçiler ve yöneticiler) çekildi.
NÜFUS
Tarihin başlangıcından bu yana yöreye önemli göçler olmadığından Suudi Arabistan halkının çok büyük bölümü arap, başlıca azınlık topluluğunun (yaklş. 500 000 kişi) bir bölümü ise eski kölelerdir (Takarina); bunlar genellikle Araplar' in kültürünü ve toplumsal örgütlenme biçimini benimsemiş, Kızıldeniz kıyılarına (tarım toplulukları), Hicaz'a (evlerde çalışırlar),hatta Necit'e ve doğu eyaletine dağılmışlardır. Mekke dolaylarında, çok sayıda afrikalı ya da asyalı hacı, geçici ya da sürekli olarak yerleşir; doğu kıyısında da Hintliler'e, Beluclar'a, vb. rastlanır. Arap nüfus, geleneksel olarak küçümsenen yerleşikler ile göçebeler (aralarında deve yetiştiricileri en zengin ve en güçlüleridir) olmak üzere ikiye ayrılır. Ülkede, ayrıca, çok sayıda yarı göçebelik (koyun ya da keçi yetiştiricileri) ve göçebe aşiretlerden yerleşik düzene geçmiş topluluklar gözlenir.
Aşiretler, nüfusu (100 de olabilir, 100 000'i de aşabilir) karmaşık biçimde örgütlenen birçok toplum düzeyine bölünür; iktidar, bir şeyh ile aşiret meclisi arasındabölüşülür. Aşiretler, "safkan" (yani Güney Arapları'nın ya da Kuzey Araplan'nın atalarının soyuna bağlanan) ya da "parya" olarak ikiye ayrılır. Aşiretler arası ilişkiler, bir konfederasyonlar sistemiyle örgütlenir. Kuzeydeki güçlü aşiretler (Şemmer, Beni Sekr, vb.) yaz mevsimini Suudi Arabistan topraklan dışında, Suriye ya da Ürdün'de geçirirler. Tarımla uğraşan, aşiret düzeninde ya da aşiret düzenini bırakmış olarak yaşayan toplulukların her biri, iki karşıt tabakaya bölünür. Göçebelerin ve yerleşiklerin gelenekleri birbirine benzer, ama bedevi kadınları daha serbesttir. Başlık ödenerek gerçekleştirilen evliliklerin, baba soyu içinde ve kardeş çocukları arasında yapılması yeğlenir. Aşiret adaletinin temeli, öç hakkına dayanır. Egemen dm, sünni ya da veh-habi (hanbeli) müslümanhktır; sünni hane-filere (Hicaz'da ve doğu eyaletinde), Yemen sınırlarında ve doğu eyaletinde maliki ve şafiilere ve bir şii azınlığa (yaklş. 100 000 kişi) da raslanır. Arapça lehçelerinin yerini yarı-sami lehçelerin aldığı Rubülhali çölünün kenar kesimlerinde, islamlık öncesi dinler yakın döneme kadar süregelmiştir.
TARİH
• Kuruluş. Suudi Arabistan olarak anılan ülkenin kuruluşu, katı kuralcı ve aşırılıkçı bir islam tarikatı olan vahhabi hareketine sıkı sıkıya bağlıdır. Bu tarikat, her türlü lüksü yasaklayıp islamın ilkel saflığına dönüşü savundu ve XVIII. yy.'ın sonlarından başlayarak. Anazalar'ın bir koiu olan Suudi kabilesine büyük atılım kazandırıp ilk Suudi imparatorluğunun kurulmasını sağladı. İmparatorluk, Necit emiri ve Vah-habiler'in imamı (1803'ten 1814'e kadar) Büyük Suud'un hükümdarlığı sırasında. Arabistan yarımadasını kısa bir süre egemenliği altına almıştı. Ne var ki Osmanlı devleti adına harekete geçen Mehmet Ali Paşa bu devleti yıktı. Osmanlılar, vahhabi tarikatının son dayanak noktası olan Ri-yad'ı 1882'de ele geçirdiler.
• Abdülaziz III ibn Suud ve Suud ibn Abdülaziz'in saltanatları. 1902'den beri Ne-cıt emin ve vahhabı imamı olan Abdüla-2iz III, Türkler'den, 1913te Hasa'yı, aldı. Daha sonra 1921'de Haili, 1924'te Mekke'yi. 1925te Cidde'yi ve 1926'da Asir'i ele geçirerek prensliğini genişletti. 1926'da Hicaz kralı ilan edildi; 1932'de yukarıda sözü geçen yerlerden oluşan Suudi Arabistan'ın kralı oldu. 1902de yeniden ele geçirdiği Riyad'ı krallığının başkenti yaptı. Maverai Ürdün (Akabe, Ma-an, Petra) ve Yemen'den (Vadî Akim) toprak isteklerinde bulundu; ama Yemen' den yeni toprak ilhaklarından vazgeçerek 1948'de haşimi sülalesine duyduğu ge leneksei düşmanlığa karşın, Mavera Ürdün kralı Abdullah ile uzlaştı. 22 tem muz 1945'teki Yanbu görüşmesinin ar dmdan Mısır ile bir ittifak anlaşması imza ladı ve Arap birliği'ne girdi.
Necıt'teki ıbn Suud hükümeti ataerkil ve teokratik bir hükümetti; ama kralın oğlu Faysal'm naıpliğmdekı Hicaz'da, naibin yanında danışma kurulları vardı. Bununla birlikte hükümdarın kendisi de ölümünden az önce bir bakanlar kurulu kurdu; bu kurulun statüsü 1954 martında saptandı. Abdülaziz'in 1953'te ölümüüzerine yerme oğlu Suud ibn. Abdülaziz geçti.
İkinci Dünya savaşı'ndan sonra, Suudi Arabistan'daki- en çarpıcı olay, petrol yatakları ve madenlerin amerikan şirketlerince işletilmesi, amerikan mali yardımı ve etkisinin artmasıdır. Bu nedenle Suud, albay Nâsır'a karşın, arap dünyasının önderliğini elinde tutabilmek için, batı karşıtı panarapçılık kuramını benimserken, ABD ve Avrupa devletleriyle dostça ilişkilerini de sürdürmeye çalıştı.
Ne var ki, düzenli bir maliye ve para sisteminin bulunmaması ve kral Suud'un savurganlığı sonucu, Suudi Arabistan ekonomisi bozuldu. 22 mart 1958'de Suud, iktidarı, o sırada başbakan olan kardeşi Faysal'a bırakmak ve yeni bir bakanlar konseyi statüsünün ilan edilmesini kabul etmek zorunda kaldı. Buna göre, bakanların kendi görevleri dışında resmi ya da özel herhangi bir görev üstlenmesi yasaklanıyor ve bakanlar kurulu, özellikle mali konularda yetkilerini artırarak, kralın elinden harcamalara karar verme yetkisini alıyordu (4 mayıs 1958).
Bundan sonra Faysal, bir yandan bir kemer sıkma ve deflasyon rejimi uygulayarak bütçede denkliği sağlamaya çalışırken, öbür yandan hastane, okul, havaalanı, yol (6 000 km), telefon hattı yapım programını gerçekleştirmeye çalıştı. Böyle bir siyasetten krallık ailesinin yanı sıra ticaret burjuvazisi de memnun kalmadı ve sermayesini yabancıülkelere kaçırmakta gecikmedi. Kral Suud, bu durumdan yararlanarak, kardeşi Faysal'ı hükümet-
ten uzaklaştırdı ve yönetimi yeniden ele geçird' (22 aralık 1960). Yemen'de ayaklanan ve Nâsır'ca desteklenen cumhuriyetçilere karşı, imam Muhammet el-Bedr'i tutan Suud. Mısır ile derin bir anlaşmazlığa düştü. Bunun üzerine Nasır, Suud'un tüm karşıtlarına ve bu arada öz kardeşi prens Talal'a kucak açtı.
Muhalefetin içte olduğu kadar dışta da güçlenmesi sonucu Suud, Faysal'ı, başta sınırlı yetkilerle yeniden hükümetin başına geçirmek zorunda kaldı (17 ekim 1962). Faysal, Mısır ile diplomatik ilişkilerini kesti (6 kasım 1962) ve Yemen'deki kralcılara desteğini artırdı; bir yandan da, bir gelişme ve çağdaşlaşma politikası izlemeye başladı (1963'te köleliğin kaldırılması).
• Faysal l'in ve Halit'ın hükümdarlıkları. 1964 martında, kraldan tam yetki alan Faysal, 2 kasımda Suud'un yerine kral oldu. 1967 haziranında, Faysal israil ile savaşan öbür devletlerin safında yer aldı, ama birliklerini doğrudan çatışmalara sokmadı. İşçi hareketleri yüzünden petrol ihracatını yasaklamak zorunda kaldıysa da (haziran 1967), 13 hazirandan başlayarak ihracatın sürdürülmesi için çaba gösterdi ve Hartum konferansı'nda Nasır ile bir anlaşma imzaladı (20 ağustos - 1 eylül). Buna göre iki devlet de artık Kuzey Yemen'deki olaylara karışmayacaklardı.
Mısır birliklerinin çekilmesinin Yemen' de cumhuriyetçilerin devrilmesine yol açmamasından düş kırıklığına uğrayan ve Nasır'in arap dünyasında üstünlük kazanmasından kaygılanan Suudi Arabistan 1968 ocak ayında yapılmasıöngörülen arap zirve toplantısına katılmayı reddetti. Bununla birlikte, 1970'te Rogers planının onaylanmasına kadar, israil'e karşı arap devletlerini mali yönden desteklemeyi sürdürdü. Suudi Arabistan, petrol konusunda durumunu güçlendirmek için Kuveyt ve Libya ile bir arap petrol örgütü kurdu (ocak 1968) ve ingilizlerin çekilmesinden sonra, Basra körfezi bölgesini yabancı etkilerden korumak üzere iran ile anlaştı (kasım 1968).
1969 temmuzunda kral Faysal'ı devirmeye yönelik bir darbe girişimi başarısız kaldı. Ancak hükümdarın batı yanlısı siyaseti, Güney Yemen halk cumhuriyeti ile Suudi Arabistan arasında gerginlik yarattı; kuzey-doğu sınırı boyunca şiddetli çarpışmalar oldu (kasım 1969). Bu siyaset Suriye ile de derin anlaşmazlıkların doğmasına yol açtı (mayıs 1970). Bununla birlikte Faysal, 1962'de kurulan Kuzey Yemen arap cumhuriyeti'ni (22 temmuz 1970) ve Umman sultanlığını tanıdı (aralık 1971). Dördüncü israil-arap çatışması sırasında Suudi Arabistan, Mısır ve Suriye'nin yanında yer aldıysa da (7-8 ekim
1973) çarpışmalara katılmadı.
1973te, petrol fiyatlarının yükselmesi üzerine, ekonomik büyüme ve toplumsal ilerlemeyle ıslami değerlere bağlılığı bağdaştırmaya çalışan bir gelişme çizgisi izlemek amacıyla büyük mali kaynaklar ayrıldı.
25 mart 1975'te, kral Faysal, yeğenlerinden emir Fahd bin Müsait tarafından öldürüldü, ibn Suud'un beşinci oğlu ve Faysal'm kardeşi Halit, kral ilan edildi. Üvey kardeşi emir Fahd da veliaht prens ve Konsey başkan yardımcısı oldu. Kralın tüm kararlarında söz sahibi olan Fahd, onun 1982 haziranında ölmesi üzerine yerine geçti. Ulusal muhafız birliği komutanı Abdullah bin Abdülaziz de yeni veliaht prens oldu.
Kral Fahd modernleşme girişimlerini sürdürdü. Dördüncü beş yıllık planda (1985-1990) toplumsal hedefler de göz-önünde tutuldu. Planda, yabancı işçilerin aşamalı olarak azaltılması, Suudi Arabistanlılara iş alanları açılmasıöngörülüyordu. 1981-1984 yılları arasında petrol üretiminin % 60 azalması bütçe gelirlerini etkilediği için planda kamu harcamaları azaltıldı; özel sektör yatırımlarına öncelik verildi. Afganistan'ın durumu bölgenin güvenliğini etkiledi. Artan savunma harcamalarını karşılamak için petrol üretimi artırıldı. Petrol ihraç eden ülkeler örgütü (OPEC) tarafından saptanan üretim kotasının yükseltilmesi için OPEC'e baskı yapıldı. Bütçe denkleştirildi. Devlet kurumu olan petrol sanayi işletmesi Petromin ve Suudi Arabistan hava yolları Saudia'nın özel girişime satılması planlandı.
• Suudi Arabistan'ın uluslararası rolü. Faysal'dan Halife kadarki dönemde, Suudi Arabistan'ın dış politikasında bir kopukluk olmadı. Petrolden gelen dolar akını, Faysal'a, Suudi Arabistan dış politikasına, Yakındoğu'yu büyük ölçüde aşan yeni bir boyut ve atılım kazandırma olanağı vermişti: 1974-75'te Rıyad'ın gelişmekte olan ülkelere yaptığı yardım, 1967-1972 yılları arasında yapılanın on beş katıydı.
Suudi Arabistan, SSCB'nin arap dünyasındaki etkisini önlemek amacıyla, bir yandan güç durumdaki ılımlı rejimlere (özellikle Ürdün ve Kuzey Yemen yönetimlerine) mali yardımda bulundu; öbür yandan ilerici tanınan devletlerin siyasal ve iktisadi bakımdan Batı'ya açılmasını hızlandırdı ya da sağladı.Basra körfezi'n-deki komşularının da yardımıyla Mısır ve Suriye'nin iktisadı ve askeri yönden kalkınmasını mali bakımdan büyük ölçüde destekledi; aynı zamanda bu ülkeleri ABD'nin gözetimi altında israil ile bir barış antlaşması imzalamaya da teşvik etti. Riyad, ABD dışişleri bakanı Henri Kissmger'in, israil'in Suriye (31 mayıs 1974) ve Mısır ile imzaladığı (18 ocak 1974 ve 1 eylül 1975) ve İsrail'in işgal ettiği topraklardan çekilmesini düzenleyen antlaşmalarla ürününü veren "mekik" siyasetini alabildiğine destekledi. Suudi Arabistan, ayrıca Lübnan uyuşmazlığında başarılı bir müdahaleyle arabuluculuğunu kabul ettirdi (1976 ekimindeki Riyad konferansı).
Başkan Sedat'ın Kudüs'e giderek israil yöneticileriyle doğrudan görüşmelere girme kararını Riyad iyi karşıladı. Ne var ki, Camp David çerçeve antlaşmaları (eylül 1978), dileklerine (israil'in 1967'de işgal ettiği tüm topraklardan çekilmesi, bir Filistin devleti kurulması) uygun biçimde sonuçlanmayınca Suudi Arabistan, yavaş yavaş Kahire'den uzaklaştı. "Kararlılık cephesi" ülkeleri tarafından Bağdat'ta toplanan konferansa (kasım 1978) katıldı. Riyad, burada ılımlılaştırıcı bir etkide bulunduysa da, konferansın Camp David antlaşmalarını reddeden sonuç bildirisini imzaladığı gibi, Suriye, Ürdün ve FKÖ' yü desteklemek için kurulan "Savaş alanına yardım fonu"na parasal katkıda bulunmayı da kabul etti. İsrail ile Mısır arasında imzalanan barış antlaşması (mart 1979) karşısında, Suudi Arabistan yöneticileri, Mısır'a karşı tutumlarını sertleştirdiler ve Bağdat konferansı sırasında Mısır'a karşı alınan kararları (27-31 mart 1979) onayladılar.
Vahhabi krallığı'nın sürekli kaygı duyduğu bir başka konu da Kızıldeniz ve Basra körfezinde "istikrar" ve "güvenliğin" sağlanmasıydı. Riyad, Zufar (Dofar) gerillalarının tehdidi altındaki Umman sultanlığı'na büyük parasal yardımda bulundu. Öte yandan Suudi Arabistan, Şah İranı ile tam bir işbirliği içinde olmakla birlikte, Tahran'ın bölgede egemenlik kurmasınıönlemek üzere, Körfez emirlikleri arasında bir dayanışma ağı gerçekleştirilmesini teşvik etti. Körfez'deki arap ülkelerinin, Maskat konferansı'nda (kasım 1976) Tahran'ın önerdiği "güvenlik pak-tf'nı hep birlikte reddetmelerinde, Suudi Arabistan'ın etkisi belirleyici oldu.
Suudi Arabistan, ABD ile 8 haziran 1974 anlaşmalarıyla kurumlaştırılan ayrıcalıklı ilişkiler sürdürdü. Washington, krallığın askeri gücünü büyük ölçüde artırdı ve modernleştirdi. iki ülke arasındaki iktisadi işbirliğinin temel taşı, ortaklaşa projeleri incelemek üzere 1974'te kurulan "amerikan-suudi karma komisyonu" oldu. Ayrıca ABD'deki suudı arabistan yatırımları, amerikan ekonomisi ve parasının desteklenmesinde önemli bir rol oynadı. Suudi Arabistan OPEC içinde de ılımlılaştırıcı bir işlev gördü.
t\le var ki, israil-arap çatışması, amerikan-suudi ittifakını sarstı. Bu yüzden, Riyad, VVashington'a karşı "petrol silahı "nı kullandı ve 23 ekim 1973'ten 18 mart 1974'e kadar ambargo uyguladı. Camp David antlaşmalarının imzalanması iki ülke arasındaki ilişkileri yeniden gerginleştirdi. Bununla birlikte, Batı devletlerinin bölgede uğradığı başarısızlıklar (Etyop-ya'da, Afganistan'da ve özellikle de iran' da) ve doğrudan Suudi Arabistan'ın yüz yüze kaldığı iç "istikrarsızlık" tehditleri (kasım 1979'da, aşırışeriatçı müslüman komandoların Mekke'de Kabe'ye saldırıları) amerikan-suudi ittifakını gitgide daha gerekli kıldı.
Basra körfezi çevresinde savunmayı, iktisadi işbirliğini güçlendirmek amacıyla Suudi Arabistan, Kuveyt. Bahreyn, Katar, Umman ve Birleşik Arap Emirlikleri Körfez işbirliği konseyi'ni kurdular (10 mart 1981). Filistin sorununa çözüm getirmek üzere kral Fahd ınveliaht prensliği dönenimde hazırladığı, kendi adını taşıyan plan, Fez'deki Arap birliği zirve toplantısında iki değişiklikle kabul edildi (9 eylül 1982).
Parasal sorunlara karşın Suudi kalkınma fonu aracılığıyla, 1985 yılı içinde Hindistan, Senegal, Nijer, Ruanda ve Mali' ye yardım yapıldı. Ürdün ile Mısır aras1^
dakı ilişkilerin düzelmesi onaylanırken, ABD-Lıbya çatışmasında Libya desteklendi.
ASKERİ TARİH
Yarımada çevresinde gitgide artan tehditlere karşı, krallığın savunması, batılıülkelerin yardımları sayesinde, 1973'ten beri büyük ölçüde güçlendi. ABD, hemen hemen tüm hava kuvvetlerinin (178 savaş uçağı) ve küçük bir deniz gücünün (ABD'ye 9 korvet ısmarlandı) donanımını sağladı, ingiltere de, Suudi Arabistan pilot ve teknisyenlerini eğitti. Fransa ise, 1982'de, 900 AMX 30 ve AMX 10 tankından oluşan 2 zırhlı tugayın kurulmasını üstlendi. Suudi Arabistan'da bir teknik yardım ekibi göreve başladı. 1979'da ülke savunmasına 14 milyar dolar, başka deyişle GSMH'nın % 20'si ayrıldı. Silahlı kuvvetler 1982'de 44 500 kişiye yükseldi. Riyad hükümeti son yıllarda askerlik hizmetini zorunlu kılma çalışmaları içindedir; ama bunun Bedeviler tarafından olumlu karşılanması kuşkuludur.
Soyvet birliklerinin Afganistan'a müdahalesinden sonra savunmaya verilen önem arttı. Körfez işbirliği konseyi savunma bakanları, ortak bir savunma planı, Barış kalkanı, hazırlanmasını kararlaştırdılar. Suudi Arabistan ABD'den 100 M-60 tankı ve AVVACS erken uyarı uçakları satın aldı. Ancak israil'in karşıçıkması ve ABD'deki yahudi lobisinin engellemesi uçakların teslimini geciktirdi. Silah alımında tek kaynağa bağlanmanın sakıncalarını gören Suudi Arabistan ingiltere'den 5,64 milyar dolar tutarında 132 uçak satın aldı; Fransa ile hava savunma sistemi kurulması için anlaşma yapıldı (15 Ocak 1985). Brezilya ile, askeri araçüretecek ortak fabrikalar kurulması konusunda anlaşma imzalandı. Türkiye'ye gelen savunma bakanı Prens Sultan bin Abdülaziz, silahlı kuvvetlerin eğitimi konusunda Türkiye ile bir anlaşma yaptı (22 şubat 1984). Başbakan Turgut Özal'ın, Suudi Arabistan'ı ziyareti sırasında (16-21 mart 1985) bazı silah ve cephanenin Türkiye tarafından sağlanması, askeri araçların bir bölümünün bakım ve onarımlarının Türkiye'de yapılması kararlaştırıldı.
EDEBİYAT
Şiir, esas olarak klasik ve geleneksel kaldı. Kendi kendini yetiştirmiş Muhammet Abdullah bin Asimin'in (1844-1943) önderlik ettiği harekette, Süleyman bin Sehmân (1852-1930), Cafer el-Abuda (1896-1957). Hamza Şihâte (1910-1972) gibi şairler vahhabi sülalesinin görkemini dile getirdiler ve yalnız öğretici ve dinsel nitelikte divanlar bıraktılar. Abdülaziz el -Mübarek (1862-1940) gibi diğer tanrıbı-lımciler, aenemeleri ve kutsal metinlerin yorumlarıyla reformcu akıma katıldılar.
Şiirde olduğu gibi, klasik eğilim taşıyan düzyazıya ise, iç monolog romancısı Ha-mit el-Demenhuri (1921-1965) [les jours passenr (fr. çev.), 1963],daha lirik bir öykücü olan Abdülaziz Müşrl Mort sur l'eau [fr. çev.], 1978) ve denemeci Fuat Şakir (doğm. 1910) öncülük ettiler.
Suriye-Lübnan göç okulundan (el -Mehcer) etkilenen yenilik akımı,Muhammet Ömer Arap, Ahmet Cemal, Muhammet Fakih, Muhammet Avazuzzebib tarafından temsil edildi. Mısırlı el-Akkad ve Ta-ha Hüseyin'in etkisi altında yetişen denemeciler, daha sonra Avrupa akımlarının etkisine kapıldılar (Abdürrahim, Ebu Bekir ve Ahmet ed-Dabib).
"Romantik" yeni şairler kuşağının başında Muhammet Surur es-Sebbân (1862-1940) yer aldı. Özellikle Hasan Abdullah, Ebu Abdurrahman bin Akil, Muhammet Hâsım Raşit, İbn Ali es-Senusi. Muhammet el-Kadi, Muhammet Abduh Ganim, Abdullah el-Faysal, Muhammet Zeydan, Aziz Ziya ve el-Attar gibi şairlerin '. :~ yapıtları, ürkekçe de olsa, toplum ve
insan sorunlarına yöneldi. Ama, en verimli şair Hasan Abdullah el-Kuraşi (doğm 1925) oldu (Corteges des souvenirs [fr çev.], Rythmes et suicıdes [fr. çev.], le Cri du sang (fr. çev.]. Melodie bleue [fr. çev.]).
Uzun süre Irak'ta yaşayan tarihçi Süleyman ed-Dakil (1877-1945), ülkesinin ilk diplomatı olan gazeteci Hafız Vehbe (1889-1967) ile tartışmacı ve tartışılan bir düşünür olan, sürgünde yaşayan Abdullah el-Kuseymi {les Arabes, phenomene vocal [fr. çev.]. 1977) Suudi Arabistan edebiyatı içinde özel bir yer tuttular.


kaynak:2-cilt:1
Eklenmiş Resimin Önizlemesi
Arabistan (Suudi)-800px-riyadh1.jpg  
__________________

Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Diksiyon Kursu
Nefes Teknikleri Kursu
Kişisel Gelişim Kursları

NuveRadyo Linki
Flatcast Tema Yapımı
Photoshop Dersleri Linki
Corel Draw Dersleri Linki
Corel PHOTO-PAINT Dersleri
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Tags
(suudi), arabistan

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Bütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 19:21 .