Nüve Forum

Nüve Forum > kütüphane > Coğrafya ve Tarih > Ülkeler > Asya > Filipinler, tarihi, ekonomisi, siyasi yapısı

Asya hakkinda Filipinler, tarihi, ekonomisi, siyasi yapısı ile ilgili bilgiler


FİLİPİNLER , Güney-doğu Asya'da adalar devleti; 300 000 km2; 105.000.000 nüf. Başkenti Manila. Resmi dili tagalogca (pilipino). COĞRAFYA doğal çevre Filipinler, K.'den G.'e doğru 2 000 km, B.'dan D.'ya doğru

Cevapla

 

LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 03.09.15, 17:52
loli - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Editör
 
Üyelik tarihi: Apr 2006
Nereden: Ankara
İletiler: 8.177
Blog Başlıkları: 6
loli isimli üye tecrübe puanını kapatmıştır.
Standart Filipinler, tarihi, ekonomisi, siyasi yapısı

FİLİPİNLER, Güney-doğu Asya'da adalar devleti; 300 000 km2; 105.000.000 nüf. Başkenti Manila. Resmi dili tagalogca (pilipino).

COĞRAFYA
doğal çevre
Filipinler, K.'den G.'e doğru 2 000 km, B.'dan D.'ya doğru 1 300 km boyunca uzanan, 7 000'i aşkın adayı içeren bir takımadadır. Luzon ve Mindanao en büyük iki adadır: takımada topraklarının üçte ikisini kaplarlar Bu iki ada arasındaki Visa-ya takımadasının en büyük adaları Min-doro, Masbate, Negros, Cebu, Bohol, Leyte, Panay, Samar'dır; G.-B.'da, Palau-an ve Sulu takımadası Bornéo yönünde uzanır.

Filipinler dağlık bir takımadadır. Dağ zincirleri, K.'de, kuzeyden güneye doğru uzanır (Zambales dağları, Orta sıradağlar, Ljuzon adasında Sierra Madre), ama Luzon'un güneyinde K.-B.'dan G.-D. yönüne (Camarines yarımadası) ve Mindanao' da Visayalar'ın batı adalarında (Cebu, Negros), Palauan'da ve Sulu'larda K. -D.'dan G.-B. yönüne döner. Ovalar az sayıda ve küçüktür: Luzon adasındaki Manila ovası (ya da orta ova) bunların en önemlisidir. Dağlar, değişik yaşlarda benzeşmez bir gerecin (Birinci Zaman kireç-taşları, ikinci Zaman granitleri, Üçüncü Zaman yumuşak kaşaçları) yontulmasıy-la oluşmuş, Üçüncü Zaman sonunda kıv-rımlanmış, sonra çok şiddetli bir kırılma tektoniğinin etkisinde kalmıştır. Yüzey şekillerinin bugünkü hacimlerinde (horstlar) bu tektoniğin rolü büyüktür ve ovalar tektonik çukurlardır. Bu biçimsel bozulmaların varlığı, başlıca dorukların (en yüksek doruk olan Mindanao adasındaki Apo dağı ancak 2 954 m'ye ulaşabilir) yüksekliğinden çok, bu dağlara yalnızca birkaç on kilometre uzakta bulunan dünyanın en derin deniz çukurlarıyla (Mindanao' nun D.'sunda 11 000 m'den çok) kanıtlanır. Ba-guio yakınında (Luzon adası) Pliyosen devri mercanlarının 1 950 m yüksekliğe taşınmış olması, yöredeki yeni hareketlerin genişliğini (sık sık depremlerle sarsılan bölgenin bugünkü kararsızlığı bunu doğrular) bir kez daha vurgular. Gerçekten de Filipinler, Güney-doğu Asyatakım-adalarındaki yanardağ "iç yayı"na bağlanır: burada 13'ü etkin 46 yanardağa rastlanır; sözkonusu yanardağların en tehlikelileri Mayon (Luzon adası, 2 421 m) ve Luzon adasındaki bir gölün ortasında bulunan ve son püskürmeleri ölümlere yol açan Taal'dır.

5-19° K. enlemleri arasında Filipinler sıcak ve yağışlı tropikal iklimin etkisindedir, ama deniz sıcaklık genliğini azaltmaktadır: kıyıdaki hava sıcaklığı, ovadakinden (25-27°C) çok az farklı olur. Takımadanın batısı, güney-batı musonlarının getirdiği yaz yağmurlannı alır; dağlara daha bol yağış düşer (Baguio bölgesinde yaklaşık 5 m) ve rüzgâr almayan yerlerde bulunmanın etkisi çok büyüktür (Luzon'un kuzeyinde Cagayan'ın vadisinde 1 600 mm yağış). Batı bölgelerinde kışların kurak olmasına karşılık, doğu bölgeleri, Hawaii antisiklonundan gelen ve yolunun okyanus üstünden geçmesi nedeniyle kararsızla-şan K.-D. alizelerinin yağışlarını alır; ama bu bölgeler yaz musonunun etkisinde de kaldıkları için (ne var ki bu etkiler batı böl-gelerindekinden azdır), iklimleri ekvator iklimine yaklaşır, iklim açısından doğal çevrenin çetinliği, takımadanın D.'sundaki denizlerden gelen, temmuz-kasım arasında Doğu Asya'ya yönelen tifonlann (baguios) şıklığıyla vurgulanır: her yıl ortalama 15-20 siklon (çoğu ağustos-eylül aylarında) görülür; bunların en şiddetlileri çok büyük can kaybına yol açar.

Yağışların bolluğu tropikal ormanların yetişmesini sağlar; yüksek yerlerde tropikal ormanları meşe ve çam ormanları izler. Kıyılar çoğunlukla mangrovlarla çevrilidir. İnsanlar tarla açarak savanların yayılmasına ve birincil ormanların yerlerini cılız ikincil ormanlara bırakmasına yol açmışlardır.

nüfus
1948'de 19 milyon olan nüfus, 1960'ta 27 milyona, 1970 te 38 milyonun üstüne ulaştı; bugünse 51 milyona yakındır. Görüldüğü gibi ülkenin nüfus artış oranı, dünyanın en büyük nüfus artış oranlarından biridir (yılda ortalama % 3'e yakın). Ne var ki bu oran, yaklaşık on yıldır, 60'lı yılların sonlarına doğru bir aile planlaması uygulamasının başlatılmasıyla biraz düşmüştür. Ama, % 40'a yakın olan doğum oranında önemli bir düşüş sağlamak için (hele nüfusun çok genç olması da göz önüne alıntrsa) hâlâ büyük çabalar gerekmektedir. Luzon'un kuzey kesimindeki dağlarda, büyük olasılıkla yörenin yerli halkı olan birkaç bin Negrito varsa da (avcılık ve toplayıcılıkla yaşayan Aetalar), halkın büyük çoğunluğu malezya kökenlidir. Animist kalan ve hiçbir büyük uygarlığın etki alanına girmeyen Proto-Malaylar ve ispanyol ve amerikan uygarlıklarından iyice etkilenmiş Deutero-Malaylar (Parvan-lar) birbirlerinden ayırt edilirler; Proto -Malaylar, üç yüzyıldır benimsedikleri ka-tolikliği (Filipinler'in 4/5'i katoliktir; yalnızca Mindanao'daki Morolar ve Sulu'da yaşayanlar müslümandır), bir kent geleneğini, büyük toprak sahiplerinin egemenliğindeki eşitsiz bir toprak yapısını, ispan-yolcaya yatkın soyadlarını ve yer adlarını ülkeye yerleştirdiler. Bunu izleyen amerikan etkisi, ülkenin anlaşma dillerinden birini (ingilizce), gelişmekte olan bir ülte için çok yüksek bir öğrenim düzeyini ve Fili-pinler'i Asya'nın en batılılaşmış uluslarından biri kılan davranış biçimlerini ülkeye yerleştirdi. Bütün bu öğeler tartışılmaz birlik nedenleriyse de ülkede birçok farklılığa rastlanır; bunların başında dil ayrılığı gelir: takımadada konuşulan dillerin hemen hepsi Endonezya öbeğine girerse de, 80'i aşkın yerli dili vardır. Ama yalnızca Manila bölgesinde konuşulan tagalog-ca (1959'dan beri pilipino adıyla anılır), yerli diller arasında ingilizce ve ispanyol-canın (bu dil giderek daha az konuşulmaktadır) yanı sıra ulusal anlaşma dili aşamasına yükselebilmiştir. Ayrılıklar dizisinde ikinci sırayı etnik ayrılıklar alır: ispanyollar'ın ve Çinliler'in (çinli tüccarlar ispan-yollar'dan bile önce gelmişlerdi) varlığı birçok melezin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Nihayet, üçüncü sırayı, nüfusun eşitsiz dağılması nedeniyle coğrafi ayrılıklar alır: ülkenin ortalama nüfus sıklığı km2'ye 170 kişiyse de bazı bölgelerin sıklığı çok daha yüksektir (Manila ovası, Batangas bölgesi, özellikle de Cebu, Negros'un batısı ve Bohol) bazı bölgelerse ıssızdır (Palauan, Mindoro'nun batısı, Luzon'un kuzeyindeki dağlar). Eskiden çok tenha olan Mindanao adası, bugün, takımadanın geri kalan yerlerinden gelenleri kabul eden önemli bir merkezdir; bu göçler, Morolor' la adanın müslümanlarını bir arada yaşamak zorunda bıraktığından önemli sorunlara yol açtı; her ne kadar buranın nüfus sıklığı ulusal ortalamanın altındaysa da hızta yükselmektedir.

ekonomi

Tarım başlıca etkinlik olmayı sürdürmektedir. En tenha bölgelerde, Proto-Malaylar (Luzon'da isnegler, Mindanao'da Mang-yanlar), açılan tarlalar üzerinde çok yaygın bir tarım uygularlar; temel tarım ürünü mısırdır, ama pirinç de yetiştirilir ve pirinç nüfusun büyük bölümünün temel besini olmayı sürdürmektedir. Pirinç ekimi uzun süre verimsiz yöntemlerle yapıldı (yalnızca yağmurla yetiniliyordu); nüfus yoğunluğunun oldukça yüksek olduğu bölgelerde bile pirinç tarlalarını sulama genelleşmiş bir uygulama olmaktan uzaktı. Yalnızca bazı halklar yoğun pirinç ekimi uyguluyorlardı: örneğin, Luzon'un orta sıradağlarında yaşayan proto-malay bir halk olan igorotlar, dağlarının yamaçları üzerinde taraçalı pirinç tarlaları düzenlediler (bazen 1 000 m yükseltinin de üstünde); böylece elde edilen çeşitli basamaklar, bambudan yapılmış bir kanallar ağı aracılığıyla yerçekimi sayesinde sulanır Ama 1960'tan beri, pirinç ekimini yoğunlaştırmak için önemli gelişmeler sağlanmıştır: su biriktiren barajların yapılmasıyla sulamanın geliştirilmesi, Los Banos tarım merkezinde geliştirilen ve bugün muson rüzgârları etkisindeki Asya'nın büyük bölümünde kullanılan yüksek verimli çeşitlerin ekilmesi. Böylece, üretimdeki ar tışlar, iklim koşulları elverişsiz olmadığı sürece, ülke gereksinimini karşılama olanağı verdi; oysa ülke, eskiden, gereksinimlerini dışalımlarla karşılardı. Ne var ki, çok hızlı artan nüfus, besin gereksinimlerinin karşılanması konusunda sürekli bir tehdit oluşturmaktadır. Cebu, Negros, Leyte ve Mindanao'nun kuzeyinde mısır, besin maddesi ekiminin temelini oluştururken, Luzon'un kuzey kesimindeki dağlarda tatlı patates çok önemlidir. Hayvancılık çok yetersiz bir kesimdir: mandalar, pirinç tarlalarının işlenmesinde kullanılır, ama, Mindanao'da yoğun bir hayvancılığın geliştirilmesine karşın, et gereksinimini karşılamaktan çok uzaktır ve tüketilen sütün hemen hemen tamamını dışarıdan almak gerekir.
Domuzların sayısı çoktur (müslü-man ülkelerdeki dinsel yasak burada yoktur). Besin maddeleri ekimi, ekilen toprakların büyük bölümünü kaplarsa da, ticaret maddeleri ekimi ülkenin başlıca döviz kaynağıdır ve bu bakımdan ülke Güney -doğu Asya'da özgün bir yer alır: kauçuk, kahve ve çay tarlaları azdır. Şekerkamışı (Manila ovasındaki küçük işletmelerde pirinçle almaşık olarak, Negros'un batısındaki "hacienda"larda tek ürün olarak ekilir), Filipinler'e önemli bir şeker dışsatım-cısı olma olanağı verir. Luzon'un güney -doğusundaki hindistancevizi bahçeleri, ülkeyi, dünyanın en büyük hindistancevizi içi ve hindistancevizi yağı üreticisi durumuna getirmiştir. Filipinler, abaka denilen bir muz ağacının liflerinden yapılan Manila keneviri bakımından (Luzon'un güney-doğu'sunda, Şamar, Leyte, Cebu, ve Mindanao'nun doğusunda ekilir) dünya tekelini neredeyse elinde tutar; bu kenevirle gemiler için halat yapılır. Ayrıca, ananas (ülke, ananas konservesi dışsatımları konusunda dünya birinciliğini Hawaii adalarına kaptırdı), tütün (Cagayan vadisinin puro tütünü, Luzon'un kuzey-batı kıyısında üretilen sigara tütünü) dışsatımı da yapılır. Büyük sanayi işletmeleri (örn. Mindanao'da ananas) yok değilse de, dışsatım bitkilerinin büyük bölümü, genellikle yarıcıların kiraladığı ve çoğunlukla işletmeci ailelerin besin gereksinimlerini karşılayabilecek ya da bu ailelere uygun gelirler sağlayacak büyüklükte olmayan küçük köylü işletmelerinden gelir. Bir toprak reformu ilan edildiyse de, reformun çok yavaş uygulanması yarıcıların sefaletinde niçbir şey değiştirmemiştir.

Petrol başlıca enerji kaynağıdır (tüketilenlenerinin yaklaşık dörtte üçü), ama 70'li yılların sonlarına doğru Palauan açıklarında başlatılan ulusal üretim henüz çok azdır. Akarsu ve |eotermal potansiyeli düzenlemek için çabalar harcandı; kömürün payı çok azdır. Bir nükleer santral da yakın gelecekte Morong'da (Luzon'un batısı) hizmete açılacaktır. Yeraltı zenginliklerinin başında bakır gelirse de (Luzon'un kuzeyindeki iki yatak, Filipinler i dünyanın önemli bakır filizi ve konsantresi dışsatımcısı haline getirir) [yıllık üretim 300 000 t kadardır], nikel (Marinduque), altın (Baguio bölgesi), krom vb. de çıkarılır. Tarım ürünlerini dönüştüren kurumlar bir yana bırakılırsa Filipinler'de sanayi henüz az gelişmiş olduğundan, bu hammaddeler ülke içinde dönüşüme uğratılmazlar (ülke demir-çelik, kâğıt vb. ürünlerini dışarıdan almak zorundadır).

Bu nedenlerden ötürü ülke ekonomisi bütün işgücüne iş sağlayamaz ve bu durum filipinli işçilerin eskiden ABD'ye, bugün Ortadoğu şantiyelerine göç etmelerini açıklar. Dış ticaretin yapısı (tarım ürünleri, ülkede az dönüşüme uğratılmış kereste, dönüşüme uğratılmamış maden filizleri dışsatımı, sanayi ürünleri dışalımı), ülkenin gelişmekte olan ülkeler arasında yer aldığını doğrular. Ticaret dengesi büyük açıklar verir (dışalımların yaklaşık °/o 50'si borçla yapılır). ABD ve Japonya, öteden beri Filipinler'in en çok ticaret yaptığı ülkelerdir.

TARİH
Takımadalara denizden dalgalar halinde art arda gelen Negritolar, sonra Endonezyalılar (¡.O. Vlll.-lll. bınyıllar), en son olarak da Malaylar (İ.Ö. II. yy.-İ.S. XIII. yy.) yerleşti. Ardından da ülke sırasıyla Malezyalı Şrivicaya ve Macapahit deniz devletlerinin egemenliği altına girdi. Bu sonuncu egemenlik, ilkin Sulu adalarında (XIV. yy. sonu), sonra da Mindanao'da görülüp yaygınlaşan, oradan da Visayalar'a ve Lu-zon'a doğru yayılan müslümanlığın gelişiyle gücünü yitirdi. 1450'ye doğru Seyyit Ebu Bekir, Sulu sultanlığını kurdu. İspanyollar geldiğinde Manila bölgesini müslüman racalar yönetmekteydi. Ama müslümanlık yalnız güneyde sağlam olarak yerleşmiş bulunuyordu. Öte yandan IX. yy.'dan başlayarak takımadalarla Çin arasında da ticaret ilişkileri kurulacaktı. Bunun sonucu olarak da küçük Çin toplulukları adalara yerleşmişti. Takımadalar ayrıca Japonya, Kampuçya, Çampa. Annam, Siyam ve Güney doğu Asya takım-adalarıyla da ticaret ilişkileri içindeydi Müslümanlığın yayılması müslüman tüccarların da gelmesine yol açtı. Yabancı etkisi, dil alanında çok derin bir biçimde kendini gösterdi. Barangaylar (Malaylar' ın takımadalara geldikleri küçük gemilerin adından türemedir) denilen özerk ve dağınık topluluklara dayalı olan toplumsal yapılar, Malezya bölgesinin geri kalan kısmında rastlanılan yapılara yakındır. • ispanyol sömürgeciliği (1521-1898). Matar 1521 'de oraya gelen, takımadalara San Lázaro adını veren ve Cebu karşısındaki Maçtan adasında yerlilerle çarpışırken 27 nisan günü ölen Macellan tarafından keşfedildi. 1543'te burayı ziyaret eden Villalobos ise, Cebu ve Mactan'a (geleceğin ispanya kralı Felipe II olan veliahtın adından türeme olarak) Samar ve Leyte Filipinas adını verdi. 1565'te Meksika'dan gelen Legazpi de bu adı bütün takımada için geçerli saydı, Cebu'ya yerleşerek ispanyol egemenliğini pekiştirdi ve Visayalar ile Luzon adasını fethe girişti. 1571'de Legazpi sömürgenin başkenti olan Manila'yı ele geçirdi. Burada ispanyollar'a yalnızca güneydeki müslümanlar. Morolar XIX. yy.'a kadar karşı koyacaktı. Legazpı'nin 1572' de ölümünden sonra yerine geçenler, Au-gustinus tarikatına bağlı keşişlerin yardımıyla ülkenin sömürgeleştirilmesine, hıristiyanlaştırılmasına ve ispanyollaştırılmasına devam ettiler. Bu iş bir hayli rahatça gerçekleşti. Çünkü müslümanlık orada yeniydi ve Filipinlerin kendine özgü bir devlet yapısı yoktu. Buna rağmen Filipinliler büyük oranda ispanyollaşma durumuna düşmediler.

Mexico'daki kral naibinin kuramsal gözetimi altında iktidarı bir vali yürütmekte ve kendisine audiencia ya da yüce divan yardımcı olmaktaydı; ülke, eyaletlere, eyaletler de pueblolara bölünmüştü, bir çeşit ilçe olan pueblo, bir gobernadorcillo tarafından yönetiliyordu. Gobernadorcillo, eski datular'ır\ ya da şeflerin aileleri arasından barangay şeflerini seçen bir yerliydi. Fatihlere ve din adamlarına gelir sağlamak için kral, onlara encomienda denilen araziler veriyordu; bu topraklardan topladıkları vergi onların oluyordu. Bu haraç ve çalışma zorunluluğu 1884'e kadar sürecekti. Köylüler zorla küçük topluluklar halinde bir araya getiriliyordu. Suiistimaller ve keyfi cezalar arttıkça artıyordu. Pek zengin olmadığı için ekonomik açıdan ihmal edilen sömürge, XIX. yy. başına kadar kâr sağlamadı. Acapulco'ya doğru kalyonlarla yapılan ticaret, 1813'e dek sürdü. Devletin tekelinde bulunan bu etkinlik, Çin ve Japonya'dan gelme değerli eşyalar karşılığında Meksika'dan para gelmesini sağlıyordu. XVIII. yy.'da bu ticaret hızlandı; 1831'de Manila vergiden bağışık serbest liman oldu ve uluslararası ticarete açıldı.

ispanyol din adamları ve özellikle de keşişler burada büyük rol oynamışlardır. Au-gustinusçular'dan sonra fransiskenler (1577), daha sonra Cizvitler (1581), onların ardından dominikenler (1587), onların ardından da gene aziz Augustinus tarikatına bağlı keşişler (1605) Filipinler'e gelmişti. Manila bir başpiskoposluk merkezi oldu (1595). ilk cizvit okulu San José 1599'da, ilk dominiken üniversitesi Santo Tomás da 1611'de kuruldu. Takımadaların büyük bir kesiminde sivil yönetimi bu tarikat mensupları ellerinde tutmaktaydılar Keşişler, büyük birer toprak sahibi de olmuştu. Kötü davranışları birçok ayaklanmaya yol açtı. 1768'de vali José Raön, boşalan ruhani çevrelerin bağımsız bırakılmasına karar verdi. Bunların çoğu filipinli papazların eline geçti. Filipin milliyetçiliğinin patlama nedenlerinden biri de bu çevrelerin ispanyollar'a geri verilmesi olacaktır (1859).

Daha baştan beri ispanyollar, yeni sömürgelerine yönelik çeşitli tehditlere karşı savaşmak zorunda kalmışlardır, ilk olarak 1566'da Portekizliler Cebu önlerinde boy gösterdiler. 1570'te Pereira kenti denizden kuşattı ve ele geçirmek istedi. 1574'te Li Mahong kumandasındaki bir çin donanması Manila'ya saldırdı, ama başarı kazanamadı. Portekizliler'i sindirmiş olan Hollandalılar da Manila'yı ele geçirmek için bir dizi girişimde bulundular (1600, 1609, 1616, 1647). XVII. yy.'da Japonya, kendi içine kapanmadan önce, tüm ülke üzerinde metbuluk hakkı iddia etti. Yedi Yıl savaşı şırasında Manila'yı işgal eden (1762-63) ingilizler, Paris antlaş-ması'nın imzalanışından sonra kenti bıraktılar. Onlara karşı oluşan direniş hareketini yöneten Simón de Anda valiliğe atandı.

1581'den beri sadece surlar dışındaki Parían mahallesinde yaşayan Çinliler, hem Çin ile hem de aracı olarak Filipinliler ile yapılan ticarette önemli bir rol oynamaktaydılar. Ve bu durum onları ispanyollar' ın gözünde hem vazgeçilmez hem de güvenilmez kılıyordu. Nitekim Çinliler birçok kere ayaklanmışlardı. 1762'de ispanyollar bunların 6 000'ini kılıçtan geçirdiler, ispanyollar birçok başka ayaklanmayı da bastırmak zorunda kaldı: Manila yakınındaki Raca Lakandula (1574), luzon'daki Maga-lat, Şamardaki Sumuroy, Bohol'daki Da-gohoy, Luzon'un K.'inde ilocos'taki Diego Silang ayaklanmaları bunların belli başlılarıdır. Ne var kı müslüman Morolar'a karşı verilen mücadele daha şiddetli olmuştur: onlar askerlere karşı olduğu kadar misyonerlere karşı da direnmiştir ve ancak Sulu sultanı bir anlaşma imzalayarak (1851) ispanya'nın metbuluğunu kabul edince durulmuşlardır. Müslümanların çoğunlukta olduğu Güney :le hırıstıyanların egemen olduğu Kuzey arasındaki düşmanlık gene de dinmeyecektir.

• Milliyetçi devrimden amerikan işgaline. ispanyol yönetiminin birliği, ulusal bir duygunun uyanmasına katkıda bulundu. José Rizal (1861-1896) gibi ispanya'da yetişmiş seçkinler kadar, görev almaları engellenen yerli din adamları da bu duyguyu dile getirmekteydi. Cavite'de bir ayaklanma hazırladıkları gerekçesiyle Burgos, Gómez ve Zamora adlı üç papazın idam edilmesi şiddetli bir ayaklanmaya yol açtı. Sociedad Hispano-Filipina gibi örgütler, Solidaridad gibi gazeteler kuruldu. Kitaplarında sömürgeciliğin kötülüklerini açıklayıp lanetleyen Rizal, Liga filipina'yı örgütledi (1892), sürgün edildi, hapse atıldı ve sonunda ulusal ayaklanmanın başlamasından hemen sonra Manila'da kurşuna dizildi (1896). Rizal'in bir dostu, Andrés Bonifacio (1863-1897), 1892'de Kati-punan adlı milliyetçi gizli örgütü kurmuştu. Ağustos 1986 devrımi'nin patlak vermesine işte bu örgütün meydana çıkarılması yol açacaktır. Direniş hareketinin iki belli başlı önderi olan halkın tuttuğu Bonifacio ile seçkinler grubu ilustrados'un temsilcisi Emilio Aguinaldo arasındaki rekabet Bonifacio'nun tutuklanması ve 1897 mayısında kurşuna dizilmesiyle noktalanacaktı. Aguinaldo, Biac-na-Bato'da cumhurbaşkanı ilan edildi (temmuz 1897). Gerilla savaşı genel bir karaktere bürünmüştü. Aralık ayında vali Primo de Rivera, Biac-na-Bato'da Aguinaldo ile bir ateşkes imzaladı. Ama çatışmalar çok geçmeden yeniden başlayacaktı. Aguinaldo, sığınmış bulunduğu Hongkong'da Amerikalılar ile anlaşarak Washington'un 1898 nisanında ispanya'ya savaş açmasını sağladı. Ami ral Dewey, ispanyol donanmasını 1 mayıs günü Manila önlerinde batırdı. Amerikalılar, Manila'yı milliyetçilerin yardımıyla ele geçirdiler (ağustos); ama daha önce (12 haziran) Malolos'ta cumhuriyet ilan etmiş olan milliyetçilerin kente girmesini yasakladılar 10 aralıkta imzalanan ve takımadaları ABD'ye veren Paris antlaşması'nı yeni ve kanlı bir genel ayaklanma izledi. 1901 martında ele geçirilen Aguinaldo, Amerikalılar'a bağlılık yemini verdi. Ama bu, direnişin 1902 sonuna dek sürmesini engellemeyecekti.

• Amerikan dönemi ve ikinci Dünya savaşı. ABD, bir sivil hükümet kurdu. Resmi dil kabul edilen ingilizcede eğitim geliştirildi. Din adamlarının elindeki toprakların bir bölümü halka satılmak üzere satın alındı. Philippine A;/(1902), temsili bir sistemin kurulmasını öngörüyordu. Meclis seçimleri 1907'de paralı oyla yapıldı. Ama yürütme erki gene de amerikalı valinin ellerindeydi. Filipinlilerin Amerikan Kongresi'nde iki delege bulundurma hakkı vardı. 1907 seçimlerini Sergio Osmeña ve Manuel Quezón yönetimindeki milliyetçiler kazandı. 1916'da, Jones yasası diye de anılan Philippine Autonomy Act, bağımsızlık hakkı kabul edilen ülkeye ABD' dekinden esinlenerek alınmış iki meclisli bir sistem getirecekti. Takımadalarda modern bir ulaşım sağlandı, ekilen toprakların yüzölçümü dört kat arttı. Ne var ki tarımsal ve toplumsal yapılar gene de pek az değişikliğe uğramış halini koruyordu. Kırsal alandaki hoşnutsuzluk, 1935'te bastırılan sakdalist harekette ve hemen yasaklanan bir komünist partisinin kurulmasında (1931) dile gelmekteydi. Yönetimin filipinleştirilmesi bu arada hızlanıyordu. 1934'te Tydings-McDuffie yasası, ülkenin amerikan tipi bir anayasayla ve on yıllık bir geçiş süresinden sonra bağımsızlığa kavuşmasının temelini atıyordu. Manila, ülkede amerikan deniz üsleri kurulmasını kabul etmek zorunda kalmaktaydı. Yeni anayasa 14 mayıs 1935'te kabul edildi. Kendisine yardımcı olarak Os-mena'yı seçmiş bulunan Quezón, "Filipinler Commonwealth'i"nin cumhurbaşkanlığına seçildi. Yeni başkan kuzey ve merkez adalardaki fazla nüfusun, müslüman güneye göçmesini örgütledi. 1937'de kadınlara oy hakkı verildi ve tagalog, ulusal dilin temeli kabul edildi. Quezón japón tehlikesine karşı savunmayı güçlendirmeye de koyuldu; general Douglas MacAr-thur ulusal bir ordu kurmakla görevlendirildi.

Filipinlerin 8 aralık 1941 ile 6 mayıs 1942 arasında Japonlar tarafından istilası ve işgali, Quezón'un ABD'ye gitmesine yol açtı. Komünist partisi'nin eski yandaşları olan Huklar'ın geniş çapta işe girişmesıyle direniş hareketi başlayıp gelişti. 1943 eki minde Japonlar José Laurel başkanlığında cumhuriyet ilan ettiler. 1944 ekiminde Amerikalılar Leyte'ye çıkmış bulunuyorlardı. 1945 şubatında da Manila ele geçirildi. 4 temmuzda ülke tamamıyla kurtarılmıştı. Ama tamamıyla yıkılmış bir haldeydi. Savaş, yarım milyonu aşkın insanın ölümüyle son buluyordu.

• Bağımsızlık ve Cumhuriyet (1945-1972). 1945 şubatında sivil bir yönetimin başına getirilen Osmeña, Manuel Roxasln adaylığını destekleyen general MacArthur ile çatıştı. Yeni liberal partinin başındaki Ro-xas, Osmena'yı yenilgiye uğrattı (23 nisan 1946). 4 temmuz 1946 günü de bağımsızlık resmen ilan edildi; ama Huklar, yoksul köylülerin desteğiyle birçok eyaleti denetimleri altında tutmaktaydılar. ABD, 1954'e kadar nispi serbest mübadeleyi ve bunun 1973'e kadar yavaş yavaş kaldırılmasını öngören Philippine Trade Relations Act'ı ve Amerikalılar'a filipin yurttaş-larıyla eşit haklar tanıyan Parity Act'\ dayatıp kabul ettirdiler. Böylece amerikan yardımını sağlayan Manila, ABD'ye 99 yıl süreyle 23 askeri üsse sahip olma hakkını da tanıdı (14 mart 1947). 1948 nisanında Roxas öldü. Yerine başkan yardımcısı Elpidio Quirino geçti ve savunma bakanı Ramón Magsaysay'a Manila kapılarına dayanmış bulunan Huk gerillalarını bastırma görevini verdi. 1950 yılı sonunda Amerikalıların yardımıyla ayaklananlar ezildi. Magsaysay cumhurbaşkanı oldu. Toplumsal reformları Meclis'ten geçirdi ve rüşvetle mücadele etti. Ama ölümü (17 mart 1957) ve Kongre ile varlıklı sınıfların karşı koyması sonucunda reformlar ancak sınırlı bir şekilde uygulanabildi. Uluslararası düzeyde Filipinler ABD'ye sıkı sıkıya bağlıydı. 1954'te yapılan Manila konferansı, OTASE'nin kurulmasıyla sonuçlandı. 1956'da Filipinlerin amerikan üsleri üzerinde hükümranlık hakkı tanındı.

1957'de Carlos Garcı'a cumhurbaşkanlığına seçildi. Tamamıyla çığrından çıkmış bulunan ekonomik duruma çare olarak liberal Diosdado ulusal ekonomi politikasını savundu. 1961 seçimlerinde Macapa-gal onun yerini aldı. O da mali, toplumsal ve tarımsal alanlardaki güçlüklerle savaşmak zorunda kalacaktı. Manila'nın Malaysia topraklarına katılmış olan Borneo'da-ki Kalimantan eyaleti Sabah üzerinde hak iddia etmesi yüzünden Kuala Lumpur'la Filipinler arasında anlaşmazlıklar çıktı.

Macapagal, 1965 seçimlerinde, milliyetçilerin adayı Ferdinand Marcos karşısında yenilgiye uğradı.

• Başkan Marcos: Demokrasiden sıkıyönetime. Durum kötüydü: işsizlik artıyor, siyasal şiddet hareketleri yaygınlaşıyordu; ekonomi, rüşvet ve kaçakçılık sonucu batağa saplanmıştı. Marcos'un aldığı ilk kararlar, Güney Vietnam'a 2 000 geri hizmetli asker göndermek ve piyasa ekonomisini yürürlüğe koymak oldu. Bu önlemler, ülke ticaretinin % 40 ile % 30'unu kontrolleri altında tutan Amerikalılar ile Japonlar tarafından pek beğenilecekti. Malezya ile kurulmuş ilişkiler, Sabah sorunu dolayısıyla yeniden gerginleşti (1968). Çok sevilen Marcos, 1969'da yeniden cumhurbaşkanı seçildi. Sanayi ve tarım alanlarında üretimin artmasına rağmen, öğrenciler ve solcular Marcos'un amerikan yanlısı siyasetine karşı çıktılar; "yeşil devrim" den hemen hiç yararlanmamış olan köylülerin sefaleti, Çin'e yaklaşmış ve kendine NPA (New People's Army) adı altınua bu askeri kanat edinmiş olan Komünist partisi'nin güçlenmesine yol açtı ve sovyeı yanlısı Huklar, şefleri Pedro Taruc'un ölmesi, yardımcısının da tutuklanması sonucunda etkilerini yitirdiler. 1971 'de Marcos' un partisi bölündü ve başkanın yandaşlarınca hazırlandığı sanılan bir suikast, liberal muhalefeti yıprattı. 1972 eylülünde Marcos sıkıyönetim ilan etti ve aralarında liberallerin liderinin de bulunduğu muhalifleri tutuklattı.Başkanlık sisteminin yerine parlamenter bir rejim getirildi (17 ocak 1973) ve Marcos, yeniden cumhurbaşkanı seçileceği güne kadar, belirsiz bir geçiş dönemi boyunca hem eski anayasanın sağladığı başkanlık yetkilerini, hem de yenisinin öngördüğü başbakanlık yetkilerini kullanmaya koyuldu; sık sık da referandumlara başvurdu "Yeni toplum" adına, aralarında toprak reformunun da yer aldığı bir dizi kararname çıkardı. Siyaset düzeyindeki yatışmadan ve komünist ülkelerle kurulan ticaret ilişkilerinin gelişmesinden ülke kârlı çıkacaktı. Marcos Pekin'e (1975) ve Moskova'ya (1976) giderek bu başkentlerle normal siyasal ilişkiler kurmaya girişti. Daha sonra Hanoi'ye de gidecek (1976) ve Japonlar ile normal ilişkiler kuracaktı. ABD ile bir ticaret anlaşması imzalandı ve üslerin statüsü konusunda 1976 yılında başlayan görüşmeler 1979'da sona erdirildi. 21 eylül 1977'de Marcos Danışma Meclisi seçimlerinin 1978 yılı içinde yapılacağını açıkladı. Seçimlerde resmi parti KBL (Kilusan Bagong Lipunan [Yeni bir toplum için Hareket]) kazandı; ama muhalefet, Manila dışında seçimleri boykot etti. Marcos, 17 ocak 1981'de sıkıyönetimi kaldırdıysa da yetkilerini bırakmadı. 16 haziranda yeniden cumhurbaşkanı seçildi ve muhalefet seçimi gene boykot etti. Rejim gün geçtikçe biraz daha tek kişiye bağlı duruma girmekteydi. Birçokları tarafından kocasının ardılı olarak kabul edilen bayan imelda Marcos, 1975'te Büyük-Manila (Metro-Manila) valiliğine ve "İnsansal kuruluşlar" bakanlığına atandı. Başkanın yandaşları, siyasal hayatta gittikçe daha önemli roller oynamaya başladılar. Ama ekonomik durum iyice kötüleşiyor ve kentlerin orta sınıfıyla köylüler gittikçe biraz daha yoksullaşıyor-du. Birçok kişinin durup dururken kaybolduğunu, öldürüldüğünü, keyfi olarak tutuklandığını, işkenceye uğradığını Kilise resmen açıkladı. Bu arada NPA, Visayalar'da (Şamar, Negros) ve Mindanao'da giriştiği operasyonları durmadan yaygın-laştırıyordu. Güneyde, Nur Misuari'nin MNLF (Maro Ulusal kurtuluş cephesi) gerillalarının on binlerce kişi olduğu tahmin edilmekteydi. Tüm ülkeye yayılan halk muhalefeti hareketi, 1983 ağustosunda B. Aquino'nun öldürülmesiyle bir kat daha alevlenecek ve hükümet aleyhinde büyük gösterilere yol açacaktı. 1984 seçimlerinin sonuçları, muhalefetin iyice güçlendiğini ve rejimin de bir o kadar zayıfladığını ortaya koyuyordu. Ocak 1986'da yapılan başkanlık seçimlerinde muhalefet, öldürülen önder Benigno' nun eşi Corazon Aquino'yu ortak aday gösterdi. Seçim sırasında iktidarın hile yaptığı, zor kullandığı ileri sürüldü. Muhalefet yeniden oy sayımı istedi. Marcos da, Aquino da seçimi kazandıklarını ileri sürdüler. Savunma bakanı ve genelkurmay başkanı Aquino'yu desteklediler Marcos önce direndi. Ancak ABD'nin de Aquino' yu başkan tanıması karşısında ülkeden kaçtı. Başkan Aquino önce bütün siyasi suçluları kapsayan bir af yasası çıkardı. Hazırlanan anayasa 2 şubat 1987'de halkoyuna sunuldu. 17 yıldır hükümet kuvvetlerine karşı savaşan komünist gerillalarla 60 gün süreli bir ateşkes antlaşması yapıldı (şubat 1987). Min-danao'daki ayrılıkçı müslüman gerillalarla yapılan barış görüşmeleri çatışmaların yeniden başlamasıyla kesildi (nisan 1987).

EDEBİYAT

• ispanyol öncesi edebiyat ne etnik edebiyat. ispanyol öncesi ve çağdaş etnik edebiyat hint ye islam etkileriyle yerel özelliği birleştirir, ispanyollar'ın gelişinden önceki dönemde Kalingalar, İfugaolar ve Manuvular gibi bazı etnik gruplar içerisinde varlığını sürdürdü. Konuşma ya da şarkı biçiminde, yani sözlü olan bu edebiyat birçok türü kapsar (destanlar, mitler, masallar, efsaneler, aşk şarkıları, ninniler, bilmeceler, atasözleri, dualar)

Don Diego Lope de Povedano tarafından eski ispanyolcayla yazılmış (1578) olan ilk halk öyküleri, günlük yaşam etkinliklerini, inanç ve ayinleri, insanların birbirleriyle ve doğaüstü güçlerle ilişkilerini yansıtır.

• ispanyol sömürgesi döneminde tagalog ne ispanyol edebiyatı. 1610'da yayımlanan tagalog dilindeki ilk şiiri Tomas Pinpin yazdı. Corrido, ya da efsaneleri konu alan dinsel şiir, ispanyollar'ın soktukları bir türdü. José de la Cruz (1746-1829) ve Francisco Baltazar "Balagtas" (1798-1826), tagalog dilinde ilk corridolar'ı yazdılar. Avit, ya da şövalyelerin kahramanlıklarını konu alan şiirler Francisco Baltazar'ın yapıtlarıyla birlikte ortaya çıktı (La india Elegante, y el Negrito Amante; Florante At Laura).

Tiyatroda ise, komedi ya da moro moro (başlangıçta müslüman savaşçıların bir dansı), hıristiyanlarla müslümanlar arasındaki çatışmaları işler. Tagalog dilindeki ilk moro moro'nun (1637) yazarı Jerónimo de Pérez'dir. 1800'den itibaren, zarzuela, ya da melodram niteliğindeki müzikli güldürü, önemli bir yer tutmaya başladı ve siyasal içeriğiyle halk ve yöneticiler arasında bir bağ oluşturdu. En büyük zarzuela yazarı, Valang Sugat ve La Venta de las Filipinas al Japón gibi oyunlarıyla, Seve-rino Reyes'tir (1861-1942).

Devrim döneminde (1872-1898) kapsamlı bir propaganda edebiyatı gelişti. Bu dönemin en büyük yazarı, özellikle iki romanıyla (Noli me tangere; El Filibusterismo) José Rizal'dır (1861-1896) Graciano López Jaena (1856-1896) La Solidaridad dergisini de gene bu dönemde kurmuştur.

• Amerikan dönemi edebiyatı (1898 -1946). işgalden sonra ispanyol ve tagalog dillerinde amerikan karşıtı bir edebiyat doğdu. Şair José Corazón de Jesús (1896-1932) tagalog dilinde Mga Dahong Ginto (1920) ve Mamming Basahan (1931) adlı yapıtlarını verdi. Dramatik monoloğu edebi bir biçim haline getirdi ve manzum hitabeti, balagtasan'ı, halka tanıttı. Hernández Amado (1903-1970) şiirinde, uzlaşmacı edebiyata karşı başkaldırdı (isang Dipang Langit). Florentino Collantes (1896-1951) yüksek sesle ve ispanyolca okunmak üzere milliyetçi şiirler yazdı. Ma. Fernando Guerrero (1873-1929), Crisaldi-as'ı (1914) kaleme aldı.

Yüzyılın başlarında fransız ve ispanyol etkisinde kısa öyküler doğdu. Amerikan işgalinin ilk on yılından sonra gelişen bu türün temel konuları aşk, kıskançlık ve intikamdı. Panltikan hareketi ise fransız, ingiliz ve alman edebiyatından esinlendi.

• Savaş sonrası çağdaş edebiyat. Çağdaş romanın en önemli adları N. V. M. Gonzáles (Children of the Ash Covered Loam, 1954) ve Tropical Gothic'm (1972) yazan Nick Joaquin'dir (doğm. 1917). /4ssault in Dumaguete'm (1976) yazan César Aquino (doğm. 1942) ile birlikte, bu üç yazar orta halli filipinlinin toplumsal durumunu ele aldılar. Filipin yaşamını "aktarmak, öğretmek ve bétimlemek" amacını taşıyan tagalog dilindeki romanlarıyla (Bana-ag at Sikat, 1906) Lope K. Santos'un (1879-1963) başlattığı geleneği sürdürüyorlardı.

Severino Montano (Speak My Gentle Children, 1971) ve Virginia Moreno (Itim Asu, 1972) yapıtları en çok sahnelenen oyun yazarlarıdır. Peregrinasyon adlı yapıtıyla Virgilio Almario (doğm. 1944), Federico Espino Licsi (doğm. 1939), Larry Francia (doğm. 1929) ve Alfred Yuson (doğm. 1945) bu dönemin en büyük şairleridir.

Siyasal-tarihsel deneme türünde de büyük bir gelişme görülmektedir. Renato Constantino, Francisco Sionil José, Carlos Romulo ve Carmen Guerrero NakpH bu türün en önemli adlarıdır.

Son olarak, çizgi roman dergileriyle kendini gösteren zengin ve otantik bir halk edebiyatından da söz etmek gerekir.

ARKEOLOJİ
ispanyol öncesi dönemde, büyük ölçüde öntarihi ilgilendiren, hatta XVI. yy.'a kadar uzatılabilecek önemli bir yenitaş kültürü hâkimdir Takımadanın çeşitli yerlerinde çok sayıda yerleşme belirlenmiştir, ama yalnız Quezôn fTabon mağaraları) bölgesinde araştırılan otuz kadar mağaranın bulunduğu Palauan adası özellikle zengin görünmektedir. En eski yerleşim izleri pleyistosen'in sonlarına (-40 000 yıl?) kadar uzanmakla birlikte, ölünün bedenini ya da kemiklerini gömmede kullanılan seramik mezar küpleri, ancak geç yenitaş dönemin, İ.Ö. 1500-1000 yıllarına ait olabilir. Çok değişik türleri ve bezemeleri olan bu küplerden (bazılarının kapakları da vardır), kimileri ilginç oldukları kadar güzeldir de (Manunggul mağarasındaki küp, İ.O. 900-700'e doğr.). İ.O. 700-500'e doğru başlayan tunç çağı, Endonezya tunç çağı ve Çinhindi yarımadasındaki birçok yerleşmeyle yakınlıklar gösterir: sapı delik baltalar, nefritten, hayvan kabuklarından ve camdan süs eşyaları. Bronzla birlikte demir İ.O. 250-200'e doğru ortaya çıktı. Tahta tabutlarsa (bazıları gemi biçimindedir, daha küçüklerse ikinci dereceden kişilerin gömülmesinde kullanılıyordu) maden çağının geç bir döneminde, İ S. 700-1000'e (?) doğru görüldü Bu tabutlarla birlikte çoğu kez, Güney Çin kökenli çömlek parçalarına da rastlanıyordu. Bu da XII. yy.'dan sonra Çin ile ticaretin geliştiğini gösteriyordu. Hint dünyasıyla ilişkilerin var olduğunu gösteren işaretler son derece azdır: kimilerince Şrivicaya sanatına mal edilen ve bir Garuda'yı betimleyen, Endonezya işi bir altın levha, ele geçirilen tek eşyadır.

Filipiner savaşı (1942-1945), Takımada, aralık 1941'de japon saldınlannın baş hedefinden biriydi. Japon uçakları 8 aralıktan başlayarak Manila havaalanlarını tahrip ettiler. Aynı ayın 10'unda Luzon'a yapılan ilk çıkarmaları, 22 aralıkta Linga-yen körfezine yapılanlar izledi. Amerikan kuvvetlerine komuta eden MacArthur, birliklerini Bataan yarımadasına çekti; 9 nisan 1942'de de Bataan garnizonu teslim olurken Corregidor, 6 mayıs'a kadar dayandı. iki yıl boyunca filipinli çeteler, Mac-Arthur'un hazırladığı amerikan birliklerini beklerken gerilla savaşı yürüttüler. MacArthur 20 ekim 1944'te Leyte'de karaya çıktı. Harabeye dönen Manila, 24 şubatta kurtanldı. Takımadaya çok sayıda başka çıkarmalar yapılmasına rağmen 50 000' den fazla japon 7 eylül 1945'e kadar savaştı.

kaynak:2-cilt:11
__________________
NEVART AKADEMİ
www.nevart.net
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Disleksi Eğitimi
Okuma Güçlüğü
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Tags
ekonomisi, filipinler, siyasi, tarihi, yapısı

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Bütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 03:42 .