iconBütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 10:05 . | Nüve Foruma Hoşgeldiniz! Forumumuzdan yararlanmak için lütfen Üye Olun !

» Nüve Forum » kütüphane » Bilim ve Teknoloji » Biyoloji » Anatomi » Hayvan Anatomisi - Zootomy » Kıkırdaklı Balıklar-Kemikli Balıklar-Balıklarda Göç ve Üreme

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 29.11.08, 16:06
Standart Kıkırdaklı Balıklar-Kemikli Balıklar-Balıklarda Göç ve Üreme

Şebnem - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Güvenilir
Üyelik tarihi: Sep 2006
İletiler: 1.349
Send PM

29.11.08, 16:06



Balık dendiğinde hemen herkesin aklına tatlı suda ya da denizde yaşayan, gövdesi pullarla kaplı, yüzgeçleri, solungaçları, dişlerle donanmış çeneleri ve bir omurgası olan su hayvanları gelir. Bu tanım geniş anlamda doğrudur; örneğin palamut, hamsi, lüfer gibi yakından tanıdığımız balıklar bütün özellikleriyle bu tanıma uyar. Oysa bazı balıklarda bu özelliklerin hepsi bulunmayabilir. Sözgelimi taşemen denen balıkların çeneleri ve pulları yoktur. Yılanbalıklannın yüzgeçleri yok denecek kadar belirsizdir. Akciğerli balıklarda ise solungaçlar işlevini yitirmiştir. Ama iskeletin temel ekseni olan omurga hepsinde bulunur. Demek ki daha dar anlamda balıklar "omurgalı su hayvanları" olarak tanımlanabilir.
Balıkların ortak özelliklerine göre sınıflandırılması çok karmaşıktır. En yaygın sınıflandırma sisteminde bugün yaşayan bütün balıklar üç sınıfta toplanır: Taşemenleri ve sülük-balıklarını içeren çenesiz balıklar ya da çene-sizler sınıfı (Agnatha); köpekbalıklarını, vatoz ve folyaları içeren kıkırdaklı balıklar sınıfı (Chondrichthyes ya da Selachii) ve geri kalan bütün balıkları içeren kemikli balıklar sınıfı (Osteichthyes).
Değişik Balık Grupları
Yeryüzünün tatlı ve tuzlu sularında yaşayan 30 binden fazla balık türü saptanmıştır. Bunların büyüklükleri 1 cm ile 15 metre arasında değişir. Sıcak denizlerde yaşayan balina köpekbalığı (Rhincodon typus) 15 metreye ulaşan uzunluğuyla bütün balıkların en irisidir. Filipinler'deki cüce kayabalığı (Pandaka pyg-maea) ise 1 santimetreyi bulmayan uzunluğuyla en küçük balık türüdür.
Çenesiz Balıklar. Dış görünümleriyle daha çok yılanbalıklanna benzeyen bu balıklar çene kemikleri olmadığı için çenesizler adıyla ayrı bir sınıfta toplanmıştır. Bu sınıfın yaşayan üyelerini içeren en tanınmış takımı yuvarlakağızlılar {Cyclostomata) olarak bilinir. Bu balıkların vantuz gibi emici olan ağızlarında, eğe dişi gibi çok sayıda küçük diş dizilidir. Bu sınıfta gruplandınlan 60 kadar türden çoğunun soyu tükenmiştir. Günümüze kadar ulaşabilmiş türlerin en tanınmışları olan taşemen ve sülükbalığı gibi örnekler ise "yaşayan fosiller" olarak kabul edilir.
Kıkırdaklı Balıklar. İskeletleri kıkırdaktan oluşan ve çenesiz balıklardan daha üst düzeyde evrimleşmiş olan bu balıkların en tanınmış üyeleri köpekbalıklarıdır. Bu nedenle bazı uzmanlar bu sınıfı köpekbalıkları olarak adlandırır. Bu balıkların gövdelerini kaplayan pullar insan dişiyle aynı maddeden, yani mine ve dentinden oluşmuştur. Balıkların çoğunda bulunan solungaç kapakları bu gruptaki balıklarda bulunmaz. Uzunlukları 1,5 ile 15 metre arasında değişen köpekbalıklarının hepsi çok hızlı yüzücüdür. Bu grubun en iri üyelerinden biri olan büyük camgöz (Cetorhinus maxi-mus), solungaçlarının uçlarındaki taraksı oluşumlarla sudan süzdüğü planktonlarla beslenir. İnsanlara da saldıran beyaz köpekbalığı-nın (Carcharodon carcharias) ise çok keskin dişleri vardır.
Vatozlar ve folyalar genellikle sığ sularda, dipteki kumlara yatarak yaşadıkları için gövdeleri alttan ve üstten basık, yassı bir biçim almıştır. Tabana doğru genişleyen göğüs yüzgeçleri de bir kürek gibi suyu yararak yüzmelerini kolaylaştırır. Adlarını testere gibi sivri dişlerle donanmış çok uzun burunlarından
alan testerebalıkları, vücutlarındaki özel bir organdan güçlü bir elektrik akımı üreterek insanı çarpabilen uyuşturanbalıkları (torpil-balıklan) ve bazı türlerde ucunda çapa gibi bir çıkıntı bulunan uzun burunlarıyla oldukça garip görünümlü balıklar olan kimeralar da bu sınıftandır. Ama çenesiz balıklardan daha gelişmiş ve daha karmaşık bir grup olan kıkırdaklı balıkların sınıflandırılması pek kolay olmadığından, bazı uzmanlar kimeraları ayrı bir sınıftan sayarlar.
Kemikli Balıklar. En gelişmiş balıkları içeren en kalabalık sınıf budur. 20 binden çok türü saptanmış olan kemikli balıklar arasında uskumru, palamut, lüfer, hamsi, levrek, sazan, çipura, alabalık, som balığı, sudak, yılan-balığı ve morina gibi ticari değeri olan çok tanınmış balıkların yanı sıra, soyu tükenmiş ilkel balıkların son temsilcileri sayılan bazı ilginç balıklar da yer alır. Örneğin latimerya adıyla bilinen saçak yüzgeçli bir balık yalnız bu grubun değil bütün balıkların en ilginç örneklerinden biridir. Çünkü 1938'de Güney Afrika'daki balıkçıların ağına takılan bir latimerya, o güne kadar yalnızca fosil örneklerinden tanınan ve çoktan soyunun tükendiği sanılan ilkel koelakantların 350 milyon yıldır hemen hiçbir değişikliğe uğramadan yaşamını sürdürdüğünü açıkça kanıtlıyordu.
Bugün yalnız Afrika, Güney Amerika ve Avustralya'daki tatlı sularda bulunan akciğerli balıklar da yaşayan birer fosil olarak kabul edilir. Solungaçları büyük ölçüde işlevini yitirmiş olan bu ilkel balıklar, solungaçların akciğerlere dönüşmesiyle balıklardan amfibyumlara geçişi simgeler.
Gene Afrika'daki bazı akarsularda yaşayan bişirler de milyonlarca yıl önce yeryüzündeki tatlı sularda çok bol bulunan bir grup ilkel balığın günümüze kadar ulaşabilmiş son temsilcileridir. Bişirlerin gövdeleri çok kalın pullarla kaplıdır, sırt yüzgeçleri ise bir düzine kadar küçük yüzgeçten oluşmuş gibi parçalıdır.
Yaşayan fosillerin bir başka örneği de havyarı çok değerli olan mersinbalıklarıdır. Tıpkı bişirler gibi milyonlarca yıl önce yaşamış ışın yüzgeçli balıkların çağımızdaki kalıntıları sayılan mersin balıklarının iskeleti yer yer kıkırdaksı, çeneleri çok güçsüzdür.
Uzmanların bir bölümü sözü edilen bu balıkların tümünü kemikli balıklar içinde sınıflandırırken, bir bölümü de latimeryalar ile akciğerli balıkları ayrı bir sınıfta, bişirler ile mersinbalıklarını başka bir sınıfta toplayarak yaşayan balık sınıflarının sayısını beşe çıkarır.
Bu maddede adı geçen balıkların çoğunu ansiklopedide ayrı birer madde olarak bulabilirsiniz.

Kaynak:1
2.cilt / s.305-314

Nüve Forum » kütüphane » Bilim ve Teknoloji » Biyoloji » Anatomi » Hayvan Anatomisi - Zootomy
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar
  #2  
Alt 29.11.08, 16:08
Şebnem - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Güvenilir
Üyelik tarihi: Sep 2006
İletiler: 1.349
Ettiği Teşekkür: 1.403
960 tane iletisine 1.568 kere teşekkür edilmiş
Şebnem öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Şebnem öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Şebnem öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Şebnem öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Şebnem öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Şebnem öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Şebnem öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Şebnem öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Şebnem öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Şebnem öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Şebnem öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
  Send PM
Standart Kıkırdaklı Balıklar-Kemikli Balıklar-Balıklarda Göç ve Üreme Davranışları-Solunum, Kan Dolaşımı ve İç Organlar-Pullar ve Renkler-Yanal Çizgi ve Dokunma Duyusu

Balıkların Yapısı
Balıkların gövde yapısı karada yaşayan hayvanlarınkinden çok farklıdır. Özellikle suyun direncini yenerek yüzmeye uyarlanmış olan bu hayvanların gövdesinde tek ve çift olmak üzere iki çeşit yüzgeç bulunur. Göğüs ve karın yüzgeçleri çift, anüs, sırt ve kuyruk yüzgeçleri tektir. Göğüs yüzgeçleri gövdenin iki yanında karşılıklı, karın yüzgeçleri ise gövdenin altında yan yana yer alır. Karın yüzgeçleri genellikle göğüs yüzgeçlerinden biraz daha geridedir. Sırt yüzgeçleri balığın sırtında, anüs yüzgeçleri altında ve kuyruğa yakın olarak yerleşmiştir. Balığın su içindeki hareketinde en büyük görev kuyruk yüzgecine düşer; bazı balıklar bu iş için göğüs yüzgeçlerini de kullanırlar. Yüzgeçler, ışın denen sert ya da yumuşak dikensi iskelet parçalarıyla desteklenir. Yakın akraba olan bazı balıkların birbirinden ayırt edilmesinde yüzgeç ışınlarının sayısı önemli bir ipucudur.
Yüzgeçlerin büyüklüğü, biçimi ve kullanımı türlere göre çok değişir. Göğüs yüzgeçlerinin görevi genellikle balığın ileriye doğru hareketini yönlendirmektir. Ayrıca bazı balıkların göğüs yüzgeçlerindeki birkaç ışın iyice uzayarak dokunaç işlevini üstlenir. Uçanbalıkların göğüs yüzgeçleri neredeyse kuyruk yüzgeçlerine kadar uzanır. Ama bu balıklar göğüs yüzgeçlerini kanat gibi çırparak uçmazlar, suyun üstünde hızla kayarlar. Buna karşılık Güney Amerika'da yaşayan bazı balıklar göğüs yüzgeçlerini kanat gibi çırpabilir. Tropik bölgelerde yaşayan tırmanan balıklar ise güçlü göğüs yüzgeçlerini ayak gibi kullanarak çamurlu kıyılarda dolaşır, hatta ağaçlara tırmanır.
Karın yüzgeçleri genellikle balığın suyun içinde dengede durmasını sağlar. Ama bazı balıklarda bu yüzgeçler hayvanın dibe tutunmasını sağlayan emici organlara dönüşmüştür; bazılarının karın yüzgeçlerinde ise dokunma organı işlevini gören uzun ışınlar vardır. Karın yüzgeçlerinin konumu balıkların türüne göre değişir. Bu yüzgeçler balığın karnının ortasında, göğüs yüzgeçlerinin altında, hatta önünde olabilir. Bazı balıkların karın yüzgeçleri çok küçüktür; yılanbalığı gibi bazı türlerde ise karın yüzgeci bulunmaz.
Sırt yüzgeci bazen balığın sırtı boyunca kesintisiz biçimde uzanarak kuyruk yüzgeciyle birleşir, bazen de birkaç parçadan oluşur. Dülgerbalığının iki parçalı sırt yüzgecinin ön parçasındaki ışınlar diken gibi sert, kâğıtbalığının flamaya benzeyen sırt yüzgecinin ışınlan ise yumuşaktır. Vantuz balığının sırt yüzgeci de çok güçlü, emici bir organa dönüşmüştür. Bazı fenerbalıklarında sırt yüzgecinin birinci ışını çok uzundur; hayvan, avlayacağı küçük balıkların dikkatini çekmek için bu ışını bir balık oltası gibi kullanır.
Balıkların gövde biçimleri de türlerin yaşama ve davranış biçimlerine uyarlandığından büyük bir çeşitlilik gösterir. Örneğin hızlı yüzen balıklar ince ve uzun gövdeli, dipte yaşayanlar genellikle yassıdır.

Solunum, Kan Dolaşımı ve İç Organlar
Balıkların solunum organı, ağız boşluğunun gerisinde, yutak denen bölgede yer alan solungaçtandır. Köpekbalıklarının yutak duvarlarında dışarıya açılan bir dizi ince yarık bulunur. Ağızdan alınan su solungaçlardan geçtikten sonra bu yarıklardan dışarı atılır. Kemikli balıklarda bu solungaç yarıkları açılıp kapanabilen kemiksi birer levhayla örtülmüştür. Solungaç kapağı denen bu levhalar açılmadıkça balığın solungaçları görülmez. İçlerinden bol kan geçtiği için kırmızı renkte olan solungaçlar, iskeletin özel bir parçası olan solungaç kemerleri ile bunlara bağlı solungaç ipliklerinden oluşur.
Balıkların yalnızca birkaç türü memelilerde olduğu gibi havayla solunum yapar (bak. SOLUNUM). Büyük bölümü ise solungaçlıdır ve yaşaması için gerekli olan oksijeni sudan alır. Suda çözünmüş olan oksijen solungaçların ince duvarlarından kana geçer; kandaki karbon dioksit de gene solungaçlar aracılığıyla suya atılır. Balık solunum yaparken suyu ağzına alır, sonra ağzını kapatıp yutağını daraltır ve bu basınçla itilen su solungaçlardan dışarı atılır.
Balıkların dolaşım sistemleri oldukça gelişmiştir. Kalbin solungaçlara pompaladığı kan, atardamarlar aracılığıyla buradan bütün vücuda dağılır. Dolaşımını tamamlayınca da toplardamarlar aracılığıyla yeniden kalbe döner. Balıklar soğukkanlı hayvanlardır; vücut sıcaklıktan yaşadıkları suyun sıcaklığıyla hemen hemen aynı düzeyde olacak biçimde değişir. Bu yüzden, bulundukları su çok soğuduğunda hareketleri ağırlaşır ve pek az besinle yetinirler. Suyun sıcaklığı alışkın oldukları derecenin iyice üzerine çıktığında ise pek çoğu hastalanıp ölebilir.
Hayvansal, bitkisel ya da ayırım yapmaksızın her iki tür besinle de beslenen balıkların sindirim kanalı memelilerinkine oldukça benzer. Ağızdan alman bu yiyecekler mideye ulaşıncaya kadar hiç sindirilmez. Genellikle U biçiminde olan midenin salgıladığı sıvının yardımıyla yarı yarıya sindirilen yiyecekler buradan bağırsağa geçer. Pankreas ve karaciğerden salgılanan daha güçlü sindirim sıvılarının etkisiyle iyice sindirilen besinler kana karışır ve enerji sağlamak üzere vücudun çeşitli dokularına dağılır. Besinlerin bir bölümü yağa dönüşerek bağırsağın çevresinde ve kaslarda depolanır. Sombalığı ve ringanın yüksek besin değeri vücutlarında depolanmış olan bu yağlardan kaynaklanır.
Balığın vücut boşluğundaki organlardan biri de böbreklerdir. Koyu kırmızı renkli ve genellikle ince uzun biçimli olan böbrekler omurganın iki yanında yer alır. Balıkların üreme organları olan eşeybezleri (gonatlar), dişilerde yumurta üreten yumurtalıklar, erkeklerde ise sperma üreten erbezleridir.

Nüve Forum » kütüphane » Bilim ve Teknoloji » Biyoloji » Anatomi » Hayvan Anatomisi - Zootomy
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 29.11.08, 16:09
Şebnem - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Güvenilir
Üyelik tarihi: Sep 2006
İletiler: 1.349
Ettiği Teşekkür: 1.403
960 tane iletisine 1.568 kere teşekkür edilmiş
Şebnem öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Şebnem öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Şebnem öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Şebnem öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Şebnem öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Şebnem öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Şebnem öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Şebnem öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Şebnem öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Şebnem öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Şebnem öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
  Send PM
Standart Kıkırdaklı Balıklar-Kemikli Balıklar-Balıklarda Göç ve Üreme Davranışları-Solunum, Kan Dolaşımı ve İç Organlar-Pullar ve Renkler-Yanal Çizgi ve Dokunma Duyusu

Öbür Organlar
Birçok balıkta, böbreklerin hemen altında yüzme kesesi denen bir organ bulunur. Gemilerdeki safrayla aynı işlevi gören bu denge organı bazı balıklarda akciğer ya da ses organı işlevini de yüklenebilir. İlkel balıkların bir bölümünde yüzme kesesi bağırsaklarla bağlantılıdır. Bir denge organı olarak, balığın çeşitli derinliklerdeki değişik basınçlara uyum sağlamasına yardımcı olur. Yüzme kesesinde kan damarlarıyla beslenen küçük bölgeler vardır. Kandaki çözünmüş gazlar bu damarların ince duvarlarından geçerek keseye dolarken, Öbür bölgeler de kesedeki gazların kan dolaşımına aktarılmasını sağlar. Böylece balık yüzme kesesini gazla doldurarak suda batmadan durabilir ya da gazlan kan dolaşımıyla dokularına göndererek ağırlaşıp derine inebilir. Ama bu çok yavaş işleyen bir süreçtir. Derin suda yakalanan ve hızla yüzeye çekilen bir balık, yüzeye yaklaştıkça üzerindeki su basıncı hızla düşüp yüzme kesesindeki hava genleşeceği için şişebilir. Oysa balıklar kesedeki havanın bir bölümünü kan dolaşımına aktararak basınç değişikliklerine karşı kendilerini koruyabilirler.
Balıkların sinir sistemleri, kokulan, hatta renkleri algılayıp ayırt edebilecek kadar gelişmiştir. Burun deliklerinde içine su dolan küçük torbacıklar biçiminde özel duyu hücreleri bulunur. Balıkların koku duyuları çok güçlüdür ve birçoğu avını bu yolla izleyip bulur. Sombalığı gibi türler ise bir yerden bir yere göç ederken yollannı bulmak için koku duyulanna güvenirler.
Balıkların gözleri sualtında görmeye uyarlanmıştır; ama türlerden çoğu gözlerini aynı anda iki ayrı nesneye odaklayamaz. Orta Amerika'da yaşayan ilginç bir balığın gözleri denizaltılardaki periskop gibi dışarı fırlamış ve gözlerden her biri üst yarısıyla suyun dışını, alt yansıyla suyun altını görecek biçimde ikiye bölünmüştür.
Balıkların insanlar kadar iyi işittikleri kuşkuluysa da, sudaki titreşimlere karşı son derece duyarlı olduklan bir gerçektir. Balıkların dışkulağı yoktur; işitme organı bütünüyle derinin altındadır. Türlerin çoğunda yüzme kesesi sudaki bazı titreşimleri yakalayıp güçlendirir ve önündeki üç küçük kemik aracılığıyla kulağa iletir. Ayrıca balıkların kulağı tıpkı insanlarda olduğu gibi aynı zamanda bir denge organıdır. Kulağın içinde duyarlı bir dokuyla döşeli ve içi sıvıyla dolu üç kanal, bu kanallarda da otolit denen kulak taşları vardır. Kanal duvarlanndan sızan bir maddenin katılaşmasıyla oluşan bu taşlar balık yaşlandıkça büyüdüğü için, kulak taşlanna bakarak balığın yaşı anlaşılabilir. Her kanalın sonundaki şişkin bölümün iç duvarları çok duyarlı bir dokuyla döşelidir. Balık yan yattığında kulak taşları yuvarlanarak bu duyarlı dokuya değer ve sinirler aracılığıyla beyne giden uyanyla balık suda dik durmadığını anlar.

Yanal Çizgi ve Dokunma Duyusu
Balıklara özgü başka bir duyu organı da yanal çizgidir. Daha üstün yapılı hayvanlarda bulunmayan bu organ, gövdenin iki yanında baştan kuyruğa kadar uzanan ve uçlan birer gözenekle dışarı açılan bir dizi küçük kanalın yanyana gelmesiyle oluşmuştur. Her kanalın dibindeki ayrı ayrı sinir telleri birbirleriyle birleşerek beyne kadar uzanır. Yapılan deneyler, balıklardaki yanal çizgi sisteminin bir radar gibi çalıştığını göstermiştir. Balık sözgelimi bir kayanın yakınında yüzerken, sudaki titreşimler kayaya çarparak geri döner ve yanal çizgi kanallanna gelir. Böylece balık nerede kaya bulunduğunu anlar ve hiçbir yere çarpmaksızın kayalıkların arasında hızla yüzebilir.
Balıklann dokunma duyusu da çok duyarlıdır. Sinirlerle bağlantılı olan küçücük birer tomurcuk biçimindeki bu duyu organlan gövdenin hemen her yanına dağılmış, özellikle ağız çevresindeki bıyıksı uzantılarda yoğunlaşmıştır. Balıkların tat alma duyusuna ilişkin bilgiler çok kısıtlıdır. Bu hayvanların çoğu yiyeceklerini parçalamadan yutar; üstelik birçoğunda insanların en önemli tat alma organı olan dil bulunmaz. Buna karşılık, bazı türlerde bütün gövde yüzeyine dağılmış, bazılarında daha çok ağız çevresinde toplanmış olan tat alma tomurcuklan vardır.

Pullar ve Renkler
Hemen hemen bütün balıklann gövdesi pullarla kaplıdır. Biçimi türden türe değişen bu pullar köpekbalıklannda diş gibi sert ve çıkıntılı, sombalıklarında yassı ve yuvarlaktır. Kemikli balıkların yaşları pullarından anlaşılabilir. Mersinbalığı ve dikence gibi bâzı balıklarda pul yoktur; bunun yerine gövdeyi yer yer kemiksi levhalar örter. Denizatı ve deniziğnesi gibi bazı balıklarda ise gövdenin hemen her yanı kemiksi bir zırhla kaplıdır. Bu tür balıklar çok yavaş hareket ederler, ama gövdelerini kaplayan zırh onları saldırgan balıklara karşı korur. Bazı balıklarda da pul yerine dikenler vardır. Örneğin kirpibalığı gövdesini havayla şişirdiği zaman üzerindeki dikenler dikleşir ve balığı düşmanlarından koruyan bir silaha dönüşür.
Kemikli balıklarda pulların gövde üzerindeki dağılımı genellikle değişmez bir düzen içindedir. Bu yüzden, çeşitli bölgelerdeki pulları sayarak balığın türü saptanabilir. Örneğin sombalığının yanal çizgisi boyunca 120-125 tane, ışınsız yağ yüzgecinden yanal çizgiye kadar olan eğimli bir çizgi üzerinde ise 10-13 tane pul bulunur. Oysa yakın akrabası olan alabalığın yanal çizgisi üzerindeki pulların sayısı 115-130, yağ yüzgeci ile yanal çizgi arasındaki pulların sayısı da 13-16'dır.
Balıklardan pek çoğu çarpıcı renk ve desenlerle bezenmiştir. Bazı belirgin desenler büyük olasılıkla aynı türden balıkların birbirlerini tanımasına yardımcı olurken, bazı balıkların çok göz alıcı renkleri de hayvan suda hızla kaçarken düşmanlarını ürkütüp uzaklaş-tırabilir. Buna karşılık güneş ışığının çok az sızabildiği ya da hiç ulaşamadığı derin deniz diplerinde yaşayan balıklar genellikle kahverengi, kara ya da morumsu kara gibi koyu ve
donuk renklerdedir. Gövdelerinde belirgin leke, benek ya da çizgiler bulunmaz.
Balıkların renk ve desenleri çoğu kez yaşanan ortama uyum sağlayarak hayvanın gizlenmesine de yardımcı olur. Örneğin bazı sudak-lann derilerindeki çubuk gibi dikey çizgiler balığın otlar arasında yüzerken görülmesini güçleştirir. Yosunlann arasında yaşayan deniz iğneleri de şerit gibi ince uzun gövdeleri ve renkleriyle yosunlara ayırt edilemeyecek kadar benzer. Aynca yassı ve yeşilimsi ya da sarımsı gövdeleriyle deniz bitkilerinin yapraklarını andıran ve bu bitkiler arasında hiç göze batmadan dolaşan birçok balık vardır.
Üstelik balıklar yaşadıklan ortama uyum sağlamak için renklerini de değiştirebilirler. Bu renk değişimi alabalık ve benekli piside çok yavaştır. Ama bazı tropik balıklar bir anda siyahtan beyaza, sarıdan parlak kırmızıya, kırmızıdan donuk yeşile ya da koyu kahverengiye dönecek kadar hızla renk değiştirebilir. Kalkanbalığı, pisibalığı ve dilbalığı gibi yassı-balıklarda renk değişiminin yavaş olmasına karşılık sonuç o kadar başarılıdır ki balıklar neredeyse görünmez olur {bak. KORUYUCU RENKLENME).
Bazı balıklar da öldükten sonra renk değiştirir; örneğin uskumrunun üzerindeki renk ve desenler hayvan öldükten birkaç saat sonra çok daha belirgin ve canlı olarak ortaya çıkar. Eski Romalılar canlı barbunya balıklannı ziyafet sofralarına getirir ve balığın ölürken nasıl renkten renge girdiğini seyrederlerdi.
Balıklarda Göç ve Üreme Davranışları
Balıkların yeryüzündeki dağılımı çok ilginç ve geniş kapsamlı bir konudur. Türlerden her biri belirli bir bölgede yaşar; ama birçoğu beslenmek ya da üremek için, yaşadıkları bölgede bir yerden bir yere uzun yolculuklara çıkarlar. Bu yolculuklara amacına göre beslenme ya da üreme göçü denir. Yılanbalıkları, sombalıkları ve göçmen alabalıklar yumurta dökmek üzere göç eden balıkların başında gelir. Öbür türlerin çoğu da yeni besin kaynakları bulmak için göç yolculuğuna çıkar.
Kemikli balıkların çoğu üreme mevsiminde bir araya toplanarak kalabalık sürüler oluşturur. Dişiler yumurta dökerken erkek balıklar da spermalarını suya bırakarak yumurtaları döller. Bu biçimde üreyen balıklar genellikle çok sayıda yumurta bırakırlar. Örneğin dişi gelincik balığının yumurtalıklarında 28 milyonun üzerinde yumurta bulunduğu, kalkanba-lığının ise 9 milyondan fazla yumurta ürettiği saptanmıştır. Bazı balıkların yumurtaları su yüzeyinde ya da hemen altında yüzer. Ringa gibi balıkların yumurtaları ise sudan daha ağır olduğu için deniz dibine çökerek taşların arasında yapışkan kümeler halinde toplanır. Balıkların çoğu üreme mevsiminde sığ sulara göç ederek yumurtalarını özenle hazırladığı yuvalara bırakır. Amerika'da yaşayan bazı yayın balıkları da yumurtalarını ağızlarında taşıyarak öbür balıklara yem olmaktan korur.
Deniziğneleri ile denizatlarının erkekleri döllenmiş yumurtaları karınlarındaki torbacıklarda taşır. Kuluçka dönemini bu torbada geçirerek yumurtadan çıkan yavrular yüzmeye başladıktan sonra da bir tehlike karşısında yeniden erkek balığın karnındaki torbaya saklanırlar.
Akvaryumda da beslenen beta ve gurami gibi bazı balıkların hava kabarcıklarıyla yaptıkları yuvalan çok ilginçtir. Bu balıkların erkeği önce suyun yüzeyine hava üfler, sonra bu kabarcıkları vücudundan çıkardığı sümüksü bir maddeyle kaplayarak su yüzeyinin hemen altında yüzen bir köpük kümesi oluşturur. Yumurtaları sudan daha ağır olan türlerin erkeği dişinin döktüğü yumurtaları dibe inerken ağzıyla yakalar ve bu köpüğün içine yerleştirir. Yumurtaları hafif olan türlerde ise dişinin suya bıraktığı yumurtalar yüzeye yükselerek köpük kümesinin içine yerleşir.

Nüve Forum » kütüphane » Bilim ve Teknoloji » Biyoloji » Anatomi » Hayvan Anatomisi - Zootomy
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar