|
#1
|
|
14.11.08, 20:22
Duyu organlarından beyne ulaşan bilgilerin % 95'i, görme duyusuyla sağlanır. Gözler, kulaklar ve eller herhangi bir şey algıladıkları zaman, sinirlerde uyarılan itkiler, hızla beynin ilgili bölümüne ulaşır. Ağtabaka ile beynin görmeyle ilgili bölümü arasında, bu iletişimi sağlayan, milyonlarca sinir lifi bulunur. Okuma işlemi sırasında görülen sözcükler, beyne ulaşıp, normal konuşma sırasında algılanabilen sözlerden iki kat daha çabuk kavranır. Bir karşılaştırma yapılırsa, kabartma harfleri parmağıyla yoklayarak okuyan bir kişi, her seferinde ancak bir tek harfi algılayabilir ve beyne bilginin. bu biçimde, sırayla ulaşması yüzünden, okuma hızı azalır. Görme işlemi sırasındaysa, beyne bilgi, para:-lel iletim yoluyla ulaşır. İngiltere'de Lord Fraser (1897-1974), körlüğün başlıca eksikliklerini ortadan kaldırma alanında önemli katkılarda bulunmuştur. 1930'larda «konuşan kitap» görevini üstlenen uzunçalarlarla başlayan ve İkinci Dünya savaşından sonra 18 kanallı teyp kasetlerinin gelişmesiyle süren girişimleri, 1974'te 40 000 dinleyicisi bulunan İngiliz Konuşan Kitap Servisiyle sonuçlandı. Londra'da St. Dunstan'da uyguladığı araştırma programları, kişisel okuma ve hareket etme alanında yardımcı araç geliştirmeyi de kapsıyordu. Onun bu çok yönlü yaklaşımları, birçok ülkedeki araştırmacıları, benzer kuruluşları destekleme konusunda yüreklendirdi. Görmeyen kişilerin büyük çoğunluğu parmaklarıyla okumayı öğrenmek için yaşlı sayıldıkları halde, özellikle gençlerden oluşan % 12-15'lik bir bölümü bunu eğitimleri için mutlaka gerekli görmektedir. Paris'teki Genç Körler Ulusal Enstitüsü'nün öğretmen- lerinden Louis Braille (1809-1852) tarafından bulunan körler alfabesi, sayıları 1-6 arasında değişen kabartma noktalardan oluşan bir alfabedir. Bu altı nokta, küçük bir dikdörtgen alan üstüne çeşitli biçimlerde dizilir. Noktalar, 63 değişik biçimde gruplandı-rılabilir. Üst üste dizilmiş ikişer noktalı üç sıradan oluşan şekil, «için» anlamına gelir; en üst sıranın solunda yeralan bir tek nokta, «a» harfini gösterir. Matematik ve müzik gibi özel konular için özel nokta dizileri de vardır. Günümüzde, bilgisayar tekniğinin gelişmesiyle, konuşulan ya da okunanlar, doğrudan doğruya körler (ya da Braille) alfabesine dönüştürülebilmektedir. Okumaya yardımcı aygıtlar: İlk yardımcı okuma aygıtı, 1912 yılında Dr. Fournier D'Albe tarafından yapılan «optofon»dur. Bu aygıt, sayfadaki yazıları tarayarak, harfleri müziksel bir koda dönüştürür. 1918 yılında Barr ve Stroud firmasınca yapılan op-tofonların bir bölümü, günümüzde bile kullanılmaktadır. Daktilo makinası büyüklüğündeki bu aygıtta, dikey sütunlar halinde yanyana dizilmiş bulunan ışığa duyarlı, selenyumlu altı detektör, satır boyunca harfleri birer birer tarar. Harflerin karşısına gelen detektör, beyaz kağıt yerine siyah harfle karşılaştığında, ışık miktarındaki azalma, ayarlı osilatörler-le işaret edilir ve okuyucunun kulaklarında bir ya da birkaç nota biçiminde kendini belli eder. Duyarlı hücreler, bir kezde ancak bir harfi okuyabildiğinden, dikey olarak altı bölümün ayrı ayrı okunabilmesine karşın, okuma hızı yüksek sayılmaz. Londralı bir okuyucu, aygıtı 57 yıl sürekli kullandıktan sonra, günümüzde dakikada 40 kelime okuyabilmektedir. Buna karşılık, yeni başlayan bir kişi, bir yıllık çalışmadan sonra, dakikada ancak 5 kelime okuyabilir. 1948 yılında selenyumlu detektörlerin yerini, modern foto-seller almıştır. Gene yazıyı müziksel seslere çevirme yöntemine, yani optofon ilkesine dayanmasına karşılık, günümüzde kullanılan «stereotomun alıcısında dokuz fotosel bulunur ve çıkan sesler, iki kulağa birden verilir. Satırın altında yeralan işaretler sol kulağa gönderilirken, harfler ve satırın üstünde yeralan işaretler sağ kulakta duyulur; böylece okuma hızı artar. Bu aygıt aynı zamanda bir minyatürleşme örneğidir. Işığa duyarlı hücreler için gerekli enerji, aygıtın içinde bulunan, doldurulabilen nikel-kadmiyum pillerinden sağlanır. Bu piller, dokuz osilatörü ve yazıyı düzgün bir biçimde aydınlatan ışık kaynağını besler. Aygıt, sayfanın üstünde elle yürütülür ve çapraz olarak yerleştirilen bir tutucu bant yardımıyla, satırın üstünde kalması sağlanır. A.B.D 'nde; özel yazışmalarını ve bazı belgeleri bu aygıt yardımıyla okuyup değerlendiren bir grup vardır. Stanford Üniversitesi ile Stanford Araştırma Enstitüsü'nde geliştirilip, 1971 yılında üretilmeye başlanılan «optâkon» ise, çok ileri düzeyde bir yardımcı aygıttır. Aygıt adını, «yazıdaki görüntünün dokunma duyusuna dönüştürülmesi» kavramından almıştır. Bu amaçla 100 gram ağırlığındaki minyatür bir kamera, yazı boyunca gezdirilir ve çok küçük metal çubuklardan oluşan mozaik benzeri bir yapıdan, büyütülmüş harf biçiminde titreşimler algılanır. 2,4 x 1,2 cm boyutlarındaki bu mozaik, her birinde 24 çubuk bulunan 6 sıradan, yani 144 çubuktan oluşur. Çubukların uçlan, üstlerini kaplayan plakadan hafifçe dışarıya taşar ve okuyan kişinin sol elinin işaret parmağını uyârir. Bir kabloyla aygıtın şasisine bağlanan kamerada da 6 sıra halinde dizilmiş, her birinde 24 fotosel bulunan «silis ağtabaka»lar vardır. Bu ağtabaka düzlemi üstüne odaklanan her harf ya da şekil, elektronik olarak', ayrı ayrı çubuklara bağlanmış olan billurlara iletilir. Okuyan kişinin işaret parmağı hareketsiz durur. Aralarında 1,25 mm uzaklık bulunan çubuklar, dikey olarak 0,1 mm yükselip parmağa dokunurlar. Çubukların genişlikleri 0,25 mm'dir. Bu mozaik yapının en uygun titreşim frekansı, 250 Hertz'dir. Aygıtla elde edilen en yüksek okuma hızı dakikada 80 sözcüktür. Son iki yıl içinde normal hız, 30-50 sözcük/dakika dolâylarındaydı. Böylece aygıt, bilgisayar programlayıcıların verileri okumalarında da kullanılmaktadır. Farklı mercek sistemleri, ışıklı bilgisayar göstergelerinin, hesap makinaları göstergelerinin ve daktiloyla yazılmış yazıların, kağıdın makinadan çıkarılmasına gerek kalmadan okunmasına olanak sağlar. 1974 yılında, her biri 3 500 dolara satılan bu aygıtlardan, 1200 kadar üretilmiştir. Kaynak:4 3.cilt / s.942-946 Nüve Forum » kütüphane » Bilim ve Teknoloji » Araçlar ve Gereçler » Genel Araçlar Konu remşit tarafından (14.11.08 saat 20:31 ) değiştirilmiştir.. |
| remşit kullanıcısının bu bilgilendirici iletisine teşekkür eden üye : | ||
SerdarK (14.11.08) | ||
| Sponsorlar |
| |
|
#2
| ||||
| ||||
| Yürümeye yardımcı aygıtlar: 1960 yılında L. Kay, Birmingham Üniversitesinde el fenerine benzeyen ve yankıyla çalışan bir aygıtın, görmeyenlerin yürümelerine yardımcı olacak biçime dönüştürülmesi için çalışmalara başladı. Bu tür aygıtların en yeni modeli olan, iki alıcılı Mark II modeli, vericinin iki yanma yerleştirilen kaynaklardan yayılan, frekans modülasyonlu sesötesi dalgaları yayınlar. Aygıttan 60 derece açıyla çıkan sesötesi dalgalar 3 - 4 metre uzağa ulaşıp, çevreyi tararlar; bu alan içinde bulunan yapılardan ya da çeşitli engellerden yansıyan dalgalar da, aygıtın iki alıcısı tarafından algılanır. Frekansları 90 kilohertz olan frekans modülasyonlu dalgalar, saniyede dört kez yayınlanır; dönen yankıların frekansında oluşan küçük değişmeler, elektronik olarak seslere dönüştürülüp, kulaklıklara gönderilir. Bu sesler, yol üstünde yeralan engelin uzaklığıyla doğru orantılıdır. Aygıtı kullanan kişi, sesin şiddetine göre, engelin ne kadar uzakta olduğunu anlar. Aygıt uzun bir değnekle birlikte kullanılır; çünkü, yayınlanan ses dalgalarının dikey yayılma açısı, yalnızca 30 derecedir. Yani, yere yakın engeller, bu yolla algılanamaz. Aygıt ancak, kullananın çevresini daha iyi değerlendirmesini sağlar. Bu aygıtın 1975 yılındaki fiyatı 1 770 dolardı. Görmeyenlerin çoğu, özel eğitim görmüş köpekler yerine bu uzun değneklerden yararlanır. Normal bastondan % 40 oranında daha uzun olan söz konusu değnek, yer düzeyinde ileri uzatılıp sağa sola sallanır. A.B.D'li araştırmacılar, alışılmış değneği değiştirerek, bunun içine LAZER ışını yayınlayan üç kaynak yerleştirmişlerdir. Tutma bölümüne yakın bir noktada yeralan kaynakların birinden, yerdeki engelleri algılama amacıyla yere doğru, ikincisinden üç, dört adım ileriye doğru, üçüncüsünden ise, kullananın başını çarpmaması için yukarı doğru yönelen ışınlar yayınlanır. Lazer kaynaklarının yarım metre kadar aşağısında bulunan üç fotosel, bu ışınları değneğe doğru yansıtan engelleri algılar. Yerdeki apansız alçalmalar, sapın yakınındaki şiddetlendiriciden yükselen kalın bir sesle, başın çarpabileceği .engeller ise, ince bir sesle belirtilir. Önde bulunan engeller, işaret parmağı altında bulunan bir düğmenin titreşmeye başlamasıyla bildirilir. Değnek hafifçe sağa sola çevrilerek, ince lazer ışınının, bütün bölgeyi taraması sağlanır. A.B.D'nde seri olarak üretilen bu aygıtın 1975 yılındaki fiyatı 1 500 dolardı. Endüstride kullanılan yardımcı gereçler: Mühendislik alanında çok duyarlı kalınlık ölçmelerinde yaygın olarak kullanılan MİKROMETRE'nin, görmeyenler için, parmaklarla okunan değişik bir modeli geliştirilmiştir. Bu aygıtta, gözle okunan ölçek yerine, kabartma ayar çizgileri ve birbirine bağlı iki döner silindir üstüne işlenmiş Braille sayıları bulunur. Aygıtla bir cismin kalınlığı ölçülürken, bulunan değer, ortadaki dönmeyen silindirin üstünde yeralan kabartma çizgiye dokunarak algılanır. Silindirler arasındaki dönme oranı 40:l'dir ve üstlerinde 0,25 mm duyarlıkla okumayı olanaklı kılan 25 ve 40 çizgi bulunur. Cismin kalınlığı ölçülürken silindirlerin ileri geri hareket edebilmelerini sağlayan vidalı sistem, görmeyenler için yapılan aygıtlarda da korunmuştur. Bu sisteme göre üretilen mikrometreler, 15 cm büyüklüğündeki aygıtlardan, derinlik ölçen modellere, hattâ yüksek duyarlıklı açı ölçen aygıtlara kadar, bütün dallarda kullanılabilir. Nüve Forum » kütüphane » Bilim ve Teknoloji » Araçlar ve Gereçler » Genel Araçlar » |
| remşit kullanıcısının bu bilgilendirici iletisine teşekkür eden üye : | ||
SerdarK (14.11.08) | ||
| Sponsorlar |
| |