Nüve Forum


Tarihsel olaylar hakkinda Ayasofyanın mucizeleri ile ilgili bilgiler


1935 yılından bu yana müze olarak gezilen Ayasofya, Bizans'a tanıklık yapıp Osmanlı'yı yaşayan ender ve abidevi yapılardan biri olarak yıl boyunca her ülkeden gelen turistler tarafından ziyaret ediliyor. Zamana meydan

Like Tree7Likes
  • 2 Post By nuvekolik
  • 5 Post By aysesahan

Cevapla

 

LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 31.01.07, 23:37
nuvekolik
Ziyaretçi
 
İletiler: n/a
Standart Ayasofyanın mucizeleri

1935 yılından bu yana müze olarak gezilen Ayasofya, Bizans'a tanıklık yapıp
Osmanlı'yı yaşayan ender ve abidevi yapılardan biri olarak yıl boyunca her
ülkeden gelen turistler tarafından ziyaret ediliyor. Zamana meydan okuyan
dev yapıda, iklim koşulları, yer sarsıntıları gibi etkilerle oluşan tahribat
günümüzde titiz ve itinalı bir restorasyon çalışması ile giderilmeye
çalışılıyor.

Yapımına 532 de başlanan Ayasofya'nın malzemesi için Efes'teki Diana
tapınağındaki kırmızı porfir sütunlardan sekiz adet getirilip yapıda
kullanılırken, Dünyanın sayılı mermer ocaklarından da malzemeler taşınmış.
Özellikle Eğriboz Adasından açık yeşil, Cezayir'den sarı renkli, Siga'dan
damarlı pembe, Güneybatı Anadolu'dan beyaz kırmızı mermerler taşınarak
kullanılmış. Günde bin usta on bin amelenin çalışması ile 5 yıl, 11 ay 10
gün süren inşaat tamamlanmış. Ayasofya çeşitli dönemlerdebüyük tehlikelerle
karşılaşmış ve yapı takviyesi, onarım görmüş.

55,60 metre yüksekliğinde ve ortalama 31,36 metre çapındaki devrin mucizesi
olarak nitelendirilen kubbesi 1,1 metre genişliğinde 40 kaburgaya dayanmış.
Yapının ağırlığını 40 tanesi aşağıda 67 tanesi yukarıda olmak üzere 107
sütun taşırken, açılan 40 pencere ile yapının bol ışık alması sağlanmış.

Hem Hıristiyanlarca, hem de Müslümanlarca benimsenen ibadet yerlerinin en
ünlüsü, Ayasofya'nın dışından (üstte) ve içinden görüntüler (altda).

AYASOFYANIN BIRKAC MUCIZESI

Maketini arılar yaptı

Ayasofya birçok kereler yapıldı ve yıkıldı. En son yıkılışı da Bizans
tarihinde geçen Nika isyanı sırasında oldu. M.S. 532 yılındaki bu isyan
sırasında Ayasofya tamamen yandı.
Bizans İmparatoru Justinyanus kiliseyi yeniden yaptırmaya karar verdi.
Yapacak mimarı bir türlü bulamadı. O günlerde çok ilginç bir olay oldu. Bir
dini ayin sırasında elindeki kutsal ekmekçiği bir arı kapıp kaçtı. İmparator
arının saklandığı peteği bulup getirene ödüller vaat etti. Sonunda birisi
bulup getirdi. Hayretle gördüler ki, petek mabet maketi şeklindeydi. Mabedin
mihrap yerinde de kutsal ekmek duruyordu.
Beyazlı delikanlının getirdiği altın

Sonra yapım başladı. Sıra kubbeye geldiğinde para bitmişti ve durmak zorunda
kaldılar. İşte tam bu sırada, beyazlar giymiş bir delikanlı ortaya çıktı.
Beraberinde çuvallarla yüklü katırlar da getirmişti. Delikanlıyı, İmparator
Justinyanus'un huzuruna çıkardılar. İmparator çuvalların içindeki altını
görünce, şaşkınlığını gizleyemedi.
Justinyanus buna çok sevindi. Olayı yakınlarına anlattı. Fakat tılsım
bozuldu. Beyazlı delikanlı bir daha görünmedi...
Mimar kaçıyor
Duvarlar kubbe seviyesine gelince bu defa, mimarbaşı ortadan yok oldu.
Roma'ya kaçtığını öğrendiler. 7 yıl sonra mimar, Roma'daki işini de yarım
bırakıp tekrar İstanbul'a döndü. İmparator, mimarbaşını görünce çok kızdı.
Fakat mimarbaşı ona şöyle dedi:
"Bu koca yapının temelinin çok sağlam olması gerekir, eğer kalsaydım acele
ettirecektiniz ve yapının sağlamlığı tehlikeye düşecekti."
Ayasofya'nın yapımı, 40 yıl sürdü. Büyük kubbenin üzerine altın bir haç
takıldı. Bu haç o zamanlar öyle parlaktı ki, güneş vurunca, ışığı
Alemdağ'dan,hatta Istranca Dağlanrından dahi görülüyordu.
Yılanlar imparotariçenin cesedini yiyorlar

Justinyanus'un karısı İmparatoriçe Thedora,
güzelliğinden başka bir şey düşünmeyen çok günahkâr bir kadındı. Ölünce
yılanların kendisini yiyeceklerinden çok korkuyordu. Bu nedenle kurşun bir
lahit yaptırdı ve kilisenin büyük kapısı üzerine gömülmesini emretti.
Ancak efsaneye göre iki yılan, lahitte delikler açarak içeri girdiler ve
cesedi yediler. Şimdi Ayasofya'nın giriş kapısı üzerinde görülen delikler
yılanların açtığı delikler olarak kabul edilir.
Terler Direk
Ayasofya'nın kuzey batısında, dört köşeli beyaz mermerden oluşan bu direkte
yaz ve kış aylarında durmaksızın terleme özelliği dikkat çekiyor. Bu nedenle
yüz yıllar boyunca "Terler Direk" adı ile anılıyor. Günümüzde de insan boyu
hizasında bronz levhalarla kaplı, ortasında yüzlerce yıldan bu yana,
milyonlarca ziyaretçinin parmağını değdirmesi ile genişlemiş kocaman delik
büyük ilgi görüyor. Temelinde tılsım olduğuna hem Bizans'ın, hem Osmanlının
inandığı bu direğe "Uğurlu Direk", Ağlayan Direk", "Terleyen Direk",
"Hızır'ın parmağını soktuğu direk" gibi isimler yakıştırılmış.

Bir dönem Ayasofya Müze Müdürlüğü görevi yapmış olan Sayın Erdem Yücel'in
"Ayasofya'nın İslam İnanışları" adlı çalışmasında belirtildiği gibi, bu
ilginç konu bilim yönünden incelendiğinde, gözenekli bir taştan yapılan
sütun, zemindeki rutubeti kolaylıkla emmekte sonra da dışarıya kusmaktadır.
Bu sebeple, hem Hiristiyanlar'ca hem de Müslümanlar'ca bu mermer sütun
kutsal olarak tanınıyor. Ayrıca Ya Vedut Sultan'ın yürekler yakan "ahı"nın
ateşinden bu sütunun terlediği de anlatılıyor.
Evliya Çelebi'nin belirttiği göre Hz. Muhammed'in tükürüğü ile yapılan harç,
Mekke toprağı, zemzem suyu ile burada yapılmış, onun neminden ötürü de sütun
sürekli terlemeye başlamış. Kutsal sayılıp ziyaretçilerin dilek için uzun
sıralar oluşturduğu delik yanına gelenler sağ baş parmaklarını deliğe sokup
merkez noktasından saat ibresi yönünde tam bir tur yapacak şekilde daireyi
tamamlama sırasında dileklerini içlerinden geçiriyorlar. Bu sırada baş
parmakta nem hissedilirse dileğin tutacağına inanılıyor. Terler Direğin
dilek deliği günümüzde öylesine ün kazanmış ki Ayasofya'yı ziyaret eden
turist grupları dilekte bulunmadan müzeden ayrılmıyorlar. Ayrıca politik
müze özellikli Ayasofya'ya gelen bir çok devlet adamı da "Terler Direk" de
dilekte bulunuyor. Fransız Devlet Başkanı Mitterand, Bush, Turgut Özal,
Micotakis Yakovas, Şah İsmail, İspanya Kralı Juan Carlos dilekte bulunanlar
arasında yer alıyorlar. (İstanbul'u ziyaret eden Kral Carlos, dilek taşında
parmağı ıslanırsa dileğin gerçekleşeceğini öğrenince deliğe parmağını
sokmadan önce ıslatarak yaptığı hile ile gazetelere konu olmuştu).

Kuyudaki şifalı su
Ayasofya'nın içinde büyük salonun ortasında bir kuyu var. Eskiden bu kuyu
kalp hastalığına tutulanların sık sık geldikleri bir yerdi. Bunlar üç
cumartesi art arda aç karnına buraya gelir, sabah namazını kılar ve bu sudan
içerlerdi.

Bu gelenek cami müze haline getirilene kadar sürdü. Kuyunun üzerinde
yaklaşık 50 santim çapında, demir bir kapak var. 7 metrelik bir çubuk
sarkıtıldığında dibine ulaşılamıyor. Su hâlâ mevcut, tadı tatlımsı ve
mineralli.
Bu suyun ne tür bir bir bileşim taşıdığının, incelenmesi gerekir.
Yüzyıllardır orada durduğuna göre acaba bozulmuş mudur? Sonra niçin kalp
hastalığına iyi geliyor? Bu da düşündürüyor. Yoksa suyun bir özelliği mi
var? Bu soruların cevaplarını, devletin yetkili kurumlarına bırakıyoruz.
Geçenlerde bilim dünyası çikolatanın içinde bulunan bir maddenin hormonal
etki yaptığını açıkladı. Ama bu etki özellikle, aşk yüzünden kalbi
kırılanların üzerinde görülüyormuş. Demek ki, bu madde,beyinde aşırı üzüntü
yaratan merkezi etkiliyor. Ayasofya' daki kuyunun şifalı suyunun da böyle
bir özelliği neden olmasın!
Tabuta dokunursanız, Ayasofya yıkılır
Ayasofya'nın orta kıble kapısı üzerinde bir tabut var. Sarı pirinçten
yapılmış bu tabutta Kraliçe Sofya yatıyor.

Yalnız bir tehlike var, "Bu tabuta sakın dokunmayın" deniyor. Çünkü tabuta
el sürülürse büyük bir gürültü başlıyor ve tüm bina sallanmaya başlıyormuş.
Kubbenin dört tarafında birer melek resmi var. Bunlar Cebrail, Mikail,
İsrafil ve Azrail'dir. Bu melekler kanatlarını açmış bir biçimde
çizilmişler. İnanca göre Azrail, imparatorların ölümlerini, Mikail düşman
saldırılarını, Cebrail ve İsrafil ise olacak olayları haber veriyor.
İnananlar, tabut ile bu melekler arasında bir ilişki kuruyorlar... Tabutun
koruyuculuğunu da üstlenen melekler, ona dokunulmasına izin vermiyorlarmış.

Esrarengiz kapılar
Ayasofya'nın güney tarafında ufak ve dar bir koridorun ucunda örülmüş bir
kapı var. Buna "açılmaz kapı" deniyor. Anlatılanlara göre Fatih Sultan
Mehmet İstanbul'a girdiğinde Rum Ortodoks Patriği yanındakilerle bu kapının
önünde dua ediyormuş.
Osmanlı ordusu kiliseye girince, Patrik bu kapıdan kaçıp kaybolmuş ve kapı
bir daha açılmamış. Her paskalyada bu kapının önünde" kırmızı yumurta
kabukları" ortaya çıkarmış...
Bir de "Kapanmaz Kapı" miti var. Fetih günü, Fatih'in ordusundan biri bu
kapıya öyle bir vuruş vurmuş ki, kapı yere gömülmüş ve bir daha asla
açılmamış...
Pençe nişanı
Binanın güneydoğusundaki kubbeyi tutan fil ayağının bir yüzünde 6 metre
yükseklikte ele benzeyen bir iz var. Kuşaktan kuşağa anlatılanlara göre,
fetih günü, Fatih Sultan Mehmet'in atı ürkmüş, Sultan eliyle bu kemere
tutunmuş. Atı ise sütunun kaidesini zedelemiş. Buraya kadar bir şey yok. Ama
pençe izinin yerden 6 metre yükseklikte olduğu ve bu yüksekliğe, hiçbir atın
erişemeyeceği düşünülürse, olayın esrarı bir anda ortaya çıkıveriyor.

Gizli ayin
Bir başka olay Kanuni Sultan Süleyman döneminden. Gece bir derviş grubu
camiye ibadet etmek için geliyormuş. Uzaktan Ayasofya' nın bütün ışıklarının
yandığını görmüşler, içeriden ilahi sesleri geliyormuş.
Dervişler korkup içeri girmemişler, olay padişaha iletilmiş. Kanuni
adamlarıyla bizzat gelmiş ve dışarıdan olayı aynen görmüş. Sonra içeri
girilmesini emretmiş ama içeri girenler kimseyi bulamamışlar. Her yer
kapkaranlıkmış. Bu da Ayasofya'nın, halk deyişiyle, pek tekin bir yer
olmadığına işaret eden bir efsane...

ayasofyanın mucizelerinin sonu gelmiyor...
Büyük kıble kapısının kanatlarının Nuh'un gemisinin tahtalarından yapıldığı
bir diğer inanç. Eskiden deniz seferine çıkılmadan önce, yolcular bu kapıya
gelir, dua eder ve Hz. Nuh'tan yardım dilerlermiş...
Ayasofya'nın hikâyesi bundan ibaret değil. Birçok defa yıkılıp, sonra
yeniden yapılan bu güzel yapının tarihi, insanoğlunun Dünya'daki serüveninin
küçük bir parçası sanki...


alıntı
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 19.02.07, 10:47
ilpar - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Yaratıcı
 
Üyelik tarihi: Dec 2006
İletiler: 723
ilpar ... O'nu tanımayan yok ki.ilpar ... O'nu tanımayan yok ki.ilpar ... O'nu tanımayan yok ki.ilpar ... O'nu tanımayan yok ki.ilpar ... O'nu tanımayan yok ki.ilpar ... O'nu tanımayan yok ki.ilpar ... O'nu tanımayan yok ki.ilpar ... O'nu tanımayan yok ki.
Standart Ynt: Ayasofyanın mucizeleri

Dün(18/02/2007) bir dergide okumuştum.Tarihi eski ama tüm bilgiler güncellenmiş,Ayasofya'dan bahsetiyordu.Belki ilginç birşey bulurum diye okudum.Ama senin alıntıların daha verimli,teşekkürler..
__________________

Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Diksiyon Kursu
Nefes Teknikleri Kursu
Kişisel Gelişim Kursları
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 19.02.07, 11:16
rimedo - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
 
Üyelik tarihi: Jul 2006
İletiler: 1.034
rimedo yakında çok ünlü biri olacak!
Standart Ynt: Ayasofyanın mucizeleri

Çok güzel bir paylaşım olmus eline. emeğine sağlık Hayati...
__________________

Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Diksiyon Kursu
Nefes Teknikleri Kursu
Kişisel Gelişim Kursları
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 08.10.07, 23:54
aysesahan - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Araştırma Görevlisi
 
Üyelik tarihi: Jan 2007
Nereden: osmaniye
İletiler: 3.077
aysesahan öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!aysesahan öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!aysesahan öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!aysesahan öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!aysesahan öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!aysesahan öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!aysesahan öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!aysesahan öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!aysesahan öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!aysesahan öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!aysesahan öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
Standart sırları ile ayasofya

Sultanahmet meydaninin ortasinda pembe elbiseli gelin gibi boy gosterir Ayasofya,
Dunya kuruldugundan bu yana boylesi bir mabet daha gorulmus degildi, ta ki Mimar Sinan usta ortaliga cikip Selimiye'yi ihya edinceye kadar. iste o, zaman icinde gurur ile basi dimdik magrur bakardi hep etrafina. Kendisini islam'in kollarina terk etmeye hazir bir gelin gibi hasretle, mahzunca beklerdi kendince. Guzel ve alimliydi. Aslinda kendinden kaynaklanan bir guzelligi de yoktu onun. O, Allahin ilhami ile sekillenmis,
Allah'in bildirimi ile planlari cizilmis buyulu bir guzellige sahip ilahi bir mekandi.
Allahin Hikmeti anlamina gelirdi ismi.

Bizans hukumdari buyuk Konstantin olurken ogluna gorkemli bir ibadethane yapmasi icin vasiyette bulunmustu. Sehrin tam orta yerine tahtadan insa edilmisti kilise.
12 Mayis 360 da acilan bu ibadethaneye Bizanslar "Buyuk Kilise" adini vermislerdi.
Fazla uzun surmeyen bu gorkem bir yangin gecirip harabeye donmesi ile yerini huzne birakiverir. Tekrar 415 de . Theodosius tarafindan onarilip ibatede acilmasi da pek uzun surmez. Bu sefer "Kutsal Bilgelik" anlamina gelen "Hagia Sophia" ismi verilir ona. Yine kaderinde yok olmak vardir ama o mutlaka ayakta kalabilmek, Osmanliyi beklemek icin direnir.

Bir asir sonra Bizans imparatoru Justinyanus tekrar bu yapiyi ihya edip adini olumsuzlestirmek ister. Bu tapinak icin elinden gelenin en iyisini yapmaktir dilegi.

Ve bir gun imparator ruyasinda Ayasofya'nin bulundugu yerde aksakalli,
nur yuzlu bir ihtiyar gorur. Bu nur yuzlu pir elinde gumusten bir levha tutmaktadir. Tuttugu bu levhanin uzerinde yapmak istedigi Ayasofya'nin sekli naksolunmustur. Jutinyanus seyrine doyamadigi bu resmi gorur gormez ona sahip olmak icin Allah'a yalvarir. Bunun uzerine pir elindeki levhayi ona uzatarak "Al senin olsun" der.
Justinyenus cok sevinir ve hemen aklindan gecen soruyu soruverir. "Peki ismini ne koyayim" dediginde "Ayasofya olsun" der aksakalli pir. Sabahi zor eder Justinyanus. Hemen sabahin erken saatlerinde bas mimarini huzura cagirip ruyasini anlatmaya baslar. Mimar hayretten acilmis gozleri ile elinde karaladigi taslagi imparatora uzatir.
Mimarin cizdigi resimle imparatorun ruyasinda gordugu mabet birebir aynidir. Cunku o da o gece ayni ruyayi gorup gorduklerini kagida karalayivermistir. iste Allah'in modelini kalplere ilham ettigi mabet slam'a hizmet ve cihan padisahi Fatih Sultan Mehmet'in ilk fetih namazini kilacagi mubarek mekan olmak icin tasarlanmaya hazirdir artik. Ve orada nice Allah dostlarina sohbetler ve hizmetler nasip olacaktir.
Evliya celebi yazdigi hatiralarinda hep buranin tilsimindan bahseder. Nedir Ayasofya'nin tisimi? Nedir orayi boylesine cazip kilan gizem. Ayasofya gecmis ve gelecekle boy olcusen bir mihenk tasimidir? Yoksa Islam Alemi ile Hiristiyan Aleminin
birbiri ile hesaplasmasi midir? Kutsaldir, kutsal kisiler tarafindan ilham edilmistir,
Mubarektir, mubarek kisileri sinesinde barindiracaktir. O aslinda yillar oncesinden hazirlanmis bir fetih abidesidir. Asirlar boyunca Truvali Helen gibi ugrunda nice savaslar verilecektir. Kilisenin en mukemmel sekilde insa edilmesi icin imparator hicbir fedakarliktan kacinmaz. Efes'teki Diana tapinagindan 8 sutun sokturup getirtir,
Atina, Delphi, Delos ve Misir'in tapinaklarindan diger sutunlari temin edilir. Donemin en buyuk matematikcisi Trallesli Anthemios bas mimar olarak goreve getirilir. Adem (a.s)'den bu yana yapilanlarin en buyugu, en gorkemlisi olacaktir bu ibadethane. imparatorluk onunla adeta kudretini, gucunu butun cihana ispatlayacaktir. 55 metre yuksekligi ve 30.31 m capi ile bu gune kadar insa edilmis hicbir kubbe olmamistir.
Ve bu kubbeyi hicbir kubbenin gecemeyecegi konusunda kesin hukum vardir.
27 Aralik 537 de ibadethanenin acilisi inanilmaz bir gorkem ile yapilir. Justinyanus 14 atin kostugu arabasi ile Kral Kapisindan iceri girer. Onu kapida patrik karsilar ve mihraba birlikte giderler. Ellerini acarak"Allah'a hamd ve senalar olsun ki
beni boyle bir esere ikrama layik gordu. ""Ey Suleyman sana galebe ettim" diyerek
kudretini dunyaya haykirir. Artik Suleyman tapinagini geride birakan bir eser yaptigini dusunur imparator. Ne var ki kisa bir zaman sonra buyuk bir zelzele ile yapi hasar gorur. Kubbeden dusen parcalar mihrabi, mukaddes sarap ve ekmek dolabini, ayin masasini paramparca eder. Yine buyuk bir tamir gorur ve bu sefer kubbe 20 kadem daha yukseltilir. Buyuk Kilisenin onune genis bir avlu, avlunun etrafinda ise revaklar vardir. Ortada agzindan su akan aslanli bir cesme bulunur. Binanin alti sarniclarla donatilir, bunlarin iclerine pilpayeler dikilerek depreme dayaniklilik ve esneklik saglanir. Kubbe kasnaginda 40 pencere vardir. 40 sutun asagi 67 sutun yukari olmak uzere 107 sutun binanin butun yukunu yuklenmistir ibadethanenin 361kapisi oldugu soylense de bu sayi giderek degisir. Bati kapisinda bulunan "Terleyen Direk" ise
her ne kadar rutubeti cektigi soylense de bir suru sirlara sahiptir. Yapinin en etkileyici goruntusu ile ic alemindeki mekanin genisligi ve kubbenin buyuklugudur. icinde cesitli suslemeler, altin mozaikten resimler ve kubbede 4 melegin cizilmis tasvirleri vardir.
Kubbenin tam ortasindan ise altin bir top sallandirilmistir. Zamanin en buyuk kubbesine sahip olan Ayasofya defalarca coker ve yeniden onarilir. Cok buyuk olan kubbenin agirligi her ne kadar yan duvarlara yuklense de yine bu agirliga dayanamaz.

Yil 1453, 29 Mayis Sali gunu Fatih Sultan Mehmet istanbul'u alir. Fethettigi sehrin en gorkemli ibadethanesinde ilk namazini kilmak uzere Ayasofya'nin onune gelir.
Kapinin onunde beyaz atindan iner ve arkasindakilerle birlikte kapidan iceri girer.
iste o anda mekanin hasiyetinden inanilmaz bir hu$uya kapilir ve hemen secdeye kapanir. Daha sonraki gunde ilk Cuma namazini burada kilar. Cunku Osmanli fethettigi sehirlere girdigi zaman sehrin en buyuk kilisesinde ilk namazini kilar ve
orayi camiye cevirir digerlerine hic dokunmazdi. Ayasofya'nin da camiye cevrilip ibadete acilmasi icin ferman buyurur.

Fatih Sultan Mehmet ibadethaneye oylesine hayran kalir ki buraya yuklu bir bedel odeyerek tapusunu uzerine gecirir ve bir vakif kurarak burayi vakfeder. Ve Ayasofya'nin kiyamete kadar ibadethane olmasi icinde bir de vasiyet birakir.
Yapiya 4 minare ilave edilerek islami huviyete burundurulur. 16 yy Mimar Sinan binaya payandalar ekleyerek yapiyi saglamlastirir ve gunumuze kadar ayakta kalmasini saglar. Aslinda Bizans eserlerinin aksine battal bir govdeye sahip olan Ayasofya, ic alemindeki zarafet ile kendini mahcup bir sekilde ic alemline surukler. 100 ustanin emrinde 10.000 isci calisarak 6 yilda tamamlanan ibadethaneye daha sonra minare, minber, mihrap eklenerek camiye cevrilir. icinde Allah, Muhammet, Ebu- Bekir, Omer, Osman, Ali, Hasan, Huseyin levhalari asilmistir. Kubbesinde ise unlu Turk hattati Kazasker Mustafa izzet Efendi'nin Kurandan sureleri yer alir.
Daha sonra Sokullu Mehmet Pasa kubbeye buyuk bir Alem kondurarak dis gorunusunu islami bir huviyete sokar. IV. Murat han yaptirdigi mermer mahfiler
minber ve tas kursu ise gorulesi, seyredilesi bir sanat eseridir.

Ayasofya'nin Sirlari

imparator Justinianus Ayasofya'nin ruyasinda gordugu kubbesinin aynisini yapmak ister ama bir turlu kubbeyi ayakta tutamazlar. Bir gece yine ruyasina yine nur yuzlu pir girer ve " Eger bu kubbeyi ayakta tutmak ister isen son nebinin tukurugunu zemzem suyu ile karistirip bir harc yapilip, ancak bu harc ile kubbeyi tutturabilirsiniz" diye bir sir verir. imparator hemen tayin ettigi bir gorevliyi Mekke'ye yollar. Ebu-Talip araciligi ile son Nebi Muhammet (s.a.v) Efendimizin tukurugunu ve Zemzemi alip Ayasofya'ya gelirler. Terleyen Diregin dibinde karilan harc ile kubbeyi insa edilir.
Ve kubbenin tam altina da bunu belirtmek icin altintop bir kandil asilir. Daha sonra III. Ahmet bu altintopun yerine bir top kandil yaptirarak camiye vakfe eder.

Ayasofya'nin Kibleye bakan kapisinin kanatlari Nuh Peygamberin gemisinin tahtasindan yapildigi rivayet edilir. Bu sebepten sefere cikacak tuccarlar buraya gelip
kapiya ellerini surup dua ettikten sonra denize acildiklari soylenir.

Ayasofya'nin icinde bir kuyu vardi ki, nefes darligi cekenler sabahin erken saatlerinde
buraya ac karnina gelip bu sudan icerlerse hemen sifa bulup iyilestikleri yolunda rivayetler vardir.

Evliya Celebi "Seyahatname" sinde unutkan olanlarin bu kubbe altina gelip Altintopun altinda 7 kere namaz kilip dua ettiklerini ve 7 adet siyah uzum yiyerek sifa bulduklarindan bahseder.

Aksemseddin Hazretlerinin ilk ders verdigi yer olan "Serin Pencere" ve bu pencereden soguk soguk esen ruzgarin ilahiyat tahsil edecek talebelerde zihin acikligina sebep oldugu sebebi ile buraya gelip zihin acikligi icin Allah'a dua ettikleri soylenir.

Ayasofya'nin Guney Kapisindaki dehlizde bulunan bir oyuk ise Hz isa'nin besigidir diye soylenir. Hasta olan cocuklar buraya yatirilip iyilesmeleri icin Allah'tan sifa dilenirmis.

Ayni zamanda Hz isa'nin dogdugu zaman yikandigi tas teknede yine buradaymis.

alıntı
__________________

Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Diksiyon Kursu
Nefes Teknikleri Kursu
Kişisel Gelişim Kursları
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 11.10.07, 22:14
chitlembick - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çekingen
 
Üyelik tarihi: Jun 2007
İletiler: 24
chitlembick yakında çok ünlü biri olacak!
Standart Cevap: sırları ile ayasofya

teşekkürler arkadaşım.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Tags
ayasofyanın, mucizeleri

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Bütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 09:57 .