iconBütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 01:58 . | Nüve Foruma Hoşgeldiniz! Forumumuzdan yararlanmak için lütfen Üye Olun !

» Nüve Forum » gazete haber ve makale yorumları » Toplum ve Yaşam » Strateji » batı çöküyor

Strateji Strateji önceden belirlenen bir amaca ulaşmak için izlenen yoldur ve politik, ekonomik, psikolojik ve askerî güçleri bir arada kullanma bilimi ve sanatıdır.

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 24.04.07, 01:38
Standart batı çöküyor

24.04.07, 01:38



BATI'NIN TAHTI SALLANIYOR *Bugün Batı'yı terör ve radikal İslam'ın yükselişi
yanında Çin ve Hindistan gibi 'silkinen devlerin' dünya ekonomisinde
belirleyici rol oynayan aktörler haline gelmekte olması da ürkütüyor. Çünkü
eninde sonunda Batı'nın küresel hâkimiyetine set çekecek bir güç kayması
yaşanıyor ve yaratılan ekonomik zenginliğin büyük bölümü artık Batı'da değil
Batı dışında yaratılıyor

**Dünya nereye? Türkiye nereye?*
*
Osman Ulagay*

Dünyanın ezberi 11 Eylül'de bozuldu

*BAŞLARKEN...*
Zihinlere yerleştirilmiş bir ezber var: ABD her şeye muktedir, karşı
konulmaz bir güç. Dünyayı dilediği gibi yönetiyor. Dilediği anda dilediği
ülkeye saldırıyor. ABD'nin gözden çıkardığı ya da karşısına aldığı hiçbir
lider ayakta kalamıyor. Küreselleşme sürecine ve dünya ekonomisine de ABD
yön veriyor, kimse onun çizdiği senaryonun dışına çıkamıyor.
Şimdi bir de son beş yılda yaşananları hatırlayalım:
Amerika bundan tam beş yıl önce, 11 Eylül 2001 günü tarihinin belki de en
büyük şokunu yaşadı, ABD'nin gücünü simgeleyen New York'taki İkiz Kuleler
yerle bir oldu.
Şoktaki Amerika bu saldırıya karşı en ilkel tepkiyi gösterdi, kendisine
saldıranların kaynağını kurutmak için "teröre karşı savaş" ilan etti.
11 Eylül saldırısını bahane ederek önce Afganistan'a, sonra Irak'a saldıran
ABD'nin hedefi, üstün askeri gücüyle bütün potansiyel düşmanlarını sindirmek
ve küresel hâkimiyetini ilan etmekti.
Ancak ABD, küresel düzenin tek hâkimi olduğunu kanıtlamak amacıyla atıldığı
maceranın daha ikinci durağında, Irak'ta tam bir çıkmaza saplandı.
ABD, demokrasi ve özgürlük getirmek vaadiyle geldiği Ortadoğu'yu büyük bir
kargaşanın eşiğine getirdi ve düşman saydığı İran'ın güçlenmesine yol açtı.
ABD dünyada en sevilmeyen ülke haline geldi.
ABD'nin gücünün küresel düzene hükmetmeye yetmediği anlaşıldı.
Bu tam bir fiyasko tablosu ama dünyada ve Türkiye'de birçok kimse, 'muktedir
Amerika' efsanesine inanmaya devam ediyor. ABD'nin, 11 Eylül saldırısı
dahil, dünyada olup biten her şeyi planladığını ve kontrol ettiğini iddia
eden komplo teorisi bezirgânları da hâlâ ilgi görüyor.
Son beş yılda yaşananlar, ABD'nin küresel düzeni sağlayamayacağını
göstermenin ötesinde, Batı'nın kendi değerlerini savunmada acze düştüğünü de
gösterdi. Ebu Gıreyb ve Guantanamo'dan dünyaya yayılan işkence görüntüleri,
ABD'yi "en çok nefret edilen ülke" haline getirmekle kalmadı, Batı'nın
itibarını da sarstı.
ABD'den farklı olarak, Batı'nın uygar yüzünü, "yumuşak gücü"nü temsil etme
iddiasındaki Avrupa Birliği'nin de, kendi ekonomik sorunlarıyla ve iç
çelişkileriyle boğuşurken küresel oyunda etkili olamadığı görüldü.
Öte yandan ABD'nin ve Batı'nın ekonomik alandaki tartışılmaz üstünlüğüne de
gölge düştü. Çin ve Hindistan gibi ülkelerin ekonomideki atılımı göz
kamaştırırken hızla tırmanan petrol fiyatları Rusya ve İran gibi petrol
ihracatçısı ülkelerin önemini artırdı. Küreselleşmeden en fazla kimin
yararlandığı da tartışmaya değer bir konu haline geldi.
Son beş yılda yaşananlar, küresel ekonomideki güç dengelerinin de temelinden
sarsılmakta olduğunu gösterdi.
Uzun lafın kısası, eski ezberleri bozan yeni bir dünya oluşuyor. Bu dünyayı
anlayabilmek için bizim de eski ezberlere takılmaktan kurtulmamız gerekiyor.

Dünyaya dikkatle bakarsanız döndüğünü fark edeceksiniz. Yaşanmakta olan
büyük değişim ve dönüşümün, dünyayı farklı bir yer haline getirmekte
olduğunu hissedeceksiniz. Batı'nın 200 yıllık küresel hegemonyasının
sarsılmakta olduğunu göreceksiniz.
Batı'nın kendi tetiklediği küresel dönüşüm sürecinde, dünya ekonomisinin
ağırlık merkezi Batı'dan Doğu'ya doğru kaymakta. Bugün Batı'yı ürküten şey
yalnızca terör tehdidinin artması, radikal İslam'ın yükselişi, Venezüela'da
Hugo Chavez, İran'da Ahmedinecad gibi liderlerin Amerika'ya meydan okuması,
petrol zengini Rusya'da Putin'in diklenmeye başlaması değil. Çin ve
Hindistan gibi "silkinen devlerin" dünya ekonomisinde belirleyici rol
oynayan aktörler haline gelmekte olması da ürkütüyor Batı'yı.
Ürkütüyor çünkü eninde sonunda Batı'nın küresel hâkimiyetine set çekecek bir
değişim, bir güç kayması olayı yaşanıyor dünyada. Küreselleşmenin
tetiklediği gelişmeler sonucunda bugün gelinen noktada, dünyada yaratılan
ekonomik zenginliğin, katma değerin daha büyük bölümü artık Batı'da değil
Batı dışında yaratılıyor.

*Ayrıcalığı kaybediyor*
Olay, ekonomideki güç kaymasından ibaret de değil. Türkiye 2023 kitabının
yazarı Mehmet Öğütçü'nün de değindiği gibi, Çin ve Hindistan gibi ülkeler,
"kendi değer sistemlerini artan bir özgüvenle birlikte, daha belirgin
şekilde öne çıkartıyor. Adam Smith'in 'görünmez eli' artık Konfüçyüs'le,
Taoizm ve Budizmle el sıkışmak zorunda." (Dünya gazetesi, 2 Haziran 2006).
Evet, bu sürecin henüz başındayız ama Batı şimdiden, ekonomiden kültüre her
alanda tek başına söz sahibi olma ve dünyayı yönlendirme ayrıcalığını
kaybetmek üzere olduğunu hissetmeye başladı. Bu nedenle tedirgin, hatta
hırçın olabiliyor.
ABD'nin şuursuz saldırganlığı, kendi değerlerini tehdit altında gören
Avrupa'nın yabancıları dışlama eğilimi, hep bu ruh halinin yansımaları.
Danimarka'da patlayan "karikatür krizi"ni de bu ruh halinin bir yansıması
olarak görmek mümkün belki de.

*Batı zorlanacak*
Batı bu süreci yaşarken çok zorlanacak. Üstün olmaya, küresel ölçüleri
belirlemeye, bütün önemli kararları vermeye ve gereğinde zor kullanarak
herkese kabul ettirmeye alışmış olan Batı, şimdi bu ayrıcalığını kaybetmeye
başladığını hissediyor. Batı'nın kendine tabi saydığı, düne kadar Batı ile
boy ölçüşmesi söz konusu bile olamayan ülkelerde insanların şimdi bir yandan
Batı'nın kimi değerlerini sorgulamaya, diğer yandan Batı'yı kendi oyununda
yenmeye kalkışması kolay sindirilecek gelişmeler değil Batılılar için.
Batılı olmadıkları halde, 19. yüzyıldan beri Batı'nın yönlendirdiği bir
dünyada yaşamış olan insanlar ise 150 - 200 yıllık bir ezilmişliğin verdiği
uyuşukluğu üzerlerinden atıp cesaretle yeni ufuklara yöneliyor şimdi.
Batı'yı kendi oyununda yenebileceğini, ekonomiden kültüre ve sanata kadar
her alanda söz sahibi olabileceğini göstermek istiyor.
Küresel düzenle bütünleşme ve Batı ile yarışma kulvarına giremeyen İslam
dünyasında ise teröre ve şiddete de başvurarak Batı'ya yıkıcı darbeler vurma
motifi öne çıkabiliyor.
Türkiye, bu süreçte çok ilginç bir yerde duruyor. Bir yandan bizim
insanımızda da Batı'nın 200 yıllık hegemonyasına karşı bir tepki birikimi
var. Öte yandan bizim seçkinlerimiz bu uzun dönem boyunca Batı'yı model
olarak almış kendine.

*Hegemonyayı düşünmek abes*
Bu nedenle Batı ile özdeşleşmeyi hedefleyen seçkinlerimizin iş hayatında,
fikir ve sanat dünyasında önemli bir ağırlığı var. Onlara göre Batı'nın gücü
hâlâ rakipsiz ve Batı'nın hegemonyasının tehdit altında olduğunu düşünmek
bile abes.
Oysa Batı, her şeyi kontrol ettiği günlerin geride kalmakta olduğunu
hissediyor yavaş yavaş ve bunun travmalarını yaşamaya başlıyor.

Son 5 yılda neler değişti?

ABD'nin dokunulmaz olmadığı ve vurulabileceği ortaya çıktı.
El Kaide ve Hizbullah gibi devlet dışı örgütlerin gücü anlaşıldı.
ABD'nin askeri gücüyle her amacını gerçekleştiremeyeceği görüldü.
ABD'nin 'Büyük Ortadoğu Planı' çöktü ve bölgede kargaşa ortamı doğdu.
Ortadoğu'da inisiyatif ABD karşıtı güçlere geçti.
ABD'nin dünyayı yönetme kapasitesine sahip olmadığı anlaşıldı.
Avrupa Birliği kendi sorunlarına gömüldü, küresel rol oynayamadı.
Çin ve Hindistan gibi ülkelerin dünya ekonomisindeki önemi arttı.
ABD'nin dış açığını Çin ve Asya ülkeleri finanse etmeye başladı.
Petrol fiyatının tırmanışı Rusya, İran, Venezüela gibi ülkelerin önemini
artırdı.
Ekonomik gücü artan ülkelerin siyasi ağırlığı da arttı.
ABD dünyada en sevilmeyen ülke haline geldi.
Küreselleşmenin geleceği tartışılmaya başladı.

Küresel ekonomide güç kayması başladı

Bomba haberi İngiltere'nin ünlü The Economist dergisi patlattı. Veri
kullanmadaki titizliğiyle ünlü The Economist, IMF verilerini ve satın alma
gücü paritesine göre belirlenen kurları esas alarak yaptığı hesaplamada,
zengin - gelişmiş "birinci dünya" ülkelerinin dünya ekonomisindeki (dünya
GSYİH'sindeki) payının 1870'den beri ilk kez 2005'te yüzde 50'nin altına
düştüğünü ortaya koydu. Grafik 1'de de görüldüğü gibi, "yükselen
ekonomiler"in dünya ekonomisindeki payı, 150 yıla yaklaşan bir aradan sonra,
zengin gelişmiş ülkelerin payını geçmişti 2005 sonunda.(*)
The Economist'e göre, 20. yüzyıla girilirken ABD'nin büyük bir ekonomik güç
olarak sahneye çıkmasından bu yana, dünyadaki ekonomik güç dengelerinde
meydana gelen en önemli değişimdi bu. Dünya ekonomisinde büyük bir güç
kayması yaşanıyordu ve bunun sonuçlarını GSYİH dışındaki bazı önemli
ekonomik göstergelerde de görmek mümkündü. Grafik 2'de görüldüğü gibi,
"yükselen ekonomiler" dünyadaki toplam döviz rezervlerinin yüzde 66'sına
sahipti, dünya ihracatının yüzde 42'sini gerçekleştiriyor, dünya petrolünün
yüzde 47'sini tüketiyordu.

*'Yükselen ekonomiler' çağı*
"Yükselen ekonomiler"in son yıllarda dünya ekonomisinin büyümesine
yaptıkları katkı da zengin gelişmiş ülkelerin katkısını aşıyordu. Örneğin
geçen yıl, "yükselen ekonomiler"in GSYİH'sı cari kurlarla 1.6 trilyon dolar,
zengin gelişmiş ekonomilerinki ise 1.4 trilyon dolar artmıştı. Yani
"yükselen ekonomiler"in dünyadaki büyümeye katkısı, cari kurlarla bile
gelişmiş ekonomilerin katkısının üzerine çıkmıştı.
The Economist'e göre bu gelişmenin çok önemli bir sonucu da küresel işgücü
arzındaki büyük sıçrama olmuştu. Çin'in, Hindistan'ın ve eski Sovyet
İmparatorluğu'nun etki alanındaki ülkelerin piyasa sistemini benimseyerek
küresel ekonomiye katılmasıyla küresel boyutta işgücü arzı ikiye
katlanmıştı. Küresel işgücü arzındaki bu büyük artışın, zengin ülkelerdeki
ücretlilerin iş bulma olanaklarını ve pazarlık gücünü azaltan ve ücretleri
aşağı çeken bir etki yapmaya başladığı görülüyordu.

*Dönüm noktasındayız*
The Economist, piyasa ekonomisini benimseyen "yükselen ekonomiler"deki büyük
gelişmenin küresel pazarı hızla büyüterek "gelişmiş ekonomiler"e de büyük
yarar sağlayacağını, yeni iş olanakları yaratacağını ileri sürüyordu. Ayrıca
Çin'den yapılan ucuz ithalatın Batı'daki tüketicinin refahına katkıda
bulunduğunu belirtiyordu ama madalyonun diğer yüzünde işlerini ve iş
güvencelerini kaybeden, geleceğe güvenle bakamayan milyonlarca işçi vardı.
The Economist'in de vurguladığı gibi küresel ekonomide tarihsel bir dönüm
noktasına gelmiş bulunuyoruz. Eldeki tüm veriler, zengin gelişmiş ülkelerin
dünya ekonomisindeki saltanatının ciddi bir tehdit altında olduğunu
gösteriyor.

*Kaynak:* *www.milliyet.com.tr*
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar
  #2  
Alt 15.09.07, 01:09
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Cevap: batı çöküyor

Bombaya yazı yazan çocukla, bombanın bacaklarını kopardığı çocuğun hikayesi…



Petrolün tarihi milat öncesi yıllara, doğada tabi halde bulunabilen asfaltın (ki çoğunlukla bitümenden oluşur), mezopotamyada tuğla ve taş duvarlarda harç olarak kullanılmasına, daha sonraları ahşap gemilerin su sızdırmaması için kalafatlanmasında kullanımına kadar gidiyor (Farsça asfalt anlamına gelen mumiyanın bugünkü mumya sözcüğünün kökeni olduğunu biliyor muydunuz?).
Kolayca elde edilebilen petrol ürünleri böyle çeşitli işlerde kullanılıyordu, ama 1849′da Kanadalı Jeolog Abraham Gesner ham petrolden kerosen (gazyağı) damıtmayı başarıp, yeni bir pazar yaratana kadar önemi fazla değil.
1859′da Titusville, Pensilvanya’da Edwin Drake’in açtığı kuyu genellikle petrol endüstrisinin başlangıcı kabul edilir.
1863 yılında o sıralarda ancak yatırım yapacak kadar para kazanmış olan John D. Rockefeller, ortakları ve yeni bir ayrıştırma yöntemi bulmuş olan kimyacı Samuel Andrews ile birlikte bir petrol rafinerisine yatırım yaparlar. Hızla büyüyen ve diğer ufak şirketleri yutan Standart Oil’in tren firmalarıyla belli bir miktarın üzerinde petrol taşımak kaydıyla büyük indirimler sağlayan anlaşmaları olduğunu rakipleri çok geç anlar. Rockefeller rakiplerine muhasebe kayıtlarını gösterir, neye karşı olduklarını anlamalarını sağlar, büyük bir para teklifinde bulunur, kabul etmezlerse onlara iflasa itip daha ucuza alacağını söyler. Birer birer ufak şirketleri toplar, tren yollarını ve bankaları da ele geçirmeye başlar. Redkit’ten çıkmışa benzeyen bir olayda, taşıma avantajını ele geçirmek için boru hattı döşeyen bir rakibinin yolunu tren hattında keser. Trene kadar borudan akan petrolü varillere doldurup karşıya taşıyıp boru hattının ikinci kısmına elle götürmeyi deneyen firmaya karşı bu kez de boş vagonları yolun o kısmına yığıp engel olur.
1878′de Edisonun elektrik lambasını keşfiyle düşüşe geçen endüstri, 1885′te Karl Benz ve Wilhelm Daimler’in benzinli motorlarıyla yeni pazarlara açılır.
1911 yılında, Amerikan Yüksek Mahkemesi, büyük ölçüde Rockefeller’ın Standart Oil ve tren yolları monopolisi olan Northern Securities Company’sini durdurmak için çıkarılmış olan Sherman Yasasına (ki günümüzde Microsoft’a karşı da kullanılmaya çalışıldı) dayanarak Standart Oil’i ufak firmalara ayırır.
1928 yılında, endüstrinin “yedi kızkardeş” olarak anılan büyük şirketleri, Achnacarry adlı İskoç kasabasında bir araya gelirler. Standart Oil’den çıkan Exxon, Mobil, Chevron ile 1901′de Texas Spindletop alanının bulunmasıyla ortaya çıkan Gulf ve Texaco Amerikan, Royal Dutch Shell ve British Petroleum (BP) İngiliz kızkardeşlerdir.
Bu toplantıda kendi aralarında bir ortak kota ve fiyat birliği oluşturmuşlarsa da, Eski Enerji Bakanımız rahmetli İhsan Topaloğlu’nun yazılarında, canlanmakta olan ulusal petrol şirketlerinin önünü kesmek, kendi aralarından biri zor durumda kalınca ona her türlü yardımda bulunmak gibi maddeler olduğunu okuyunca, açık açık bir monopoli kurulduğunu anlıyoruz.
1945′te İtalyan Petrol Şirketini özelleştirilsin diye başına getirilen, ve “yedi kızkardeş” lafının da bulucusu olan, Enrico Mattei, bunun yanlış olduğu görüp, şirketi kızkardeşlerle rekabet edebilecek büyüklüğe getiriyor, 1962′de gizemli bir uçak kazasında ölüyor.
1951′te İran’da iktidara gelen Muhammed Musaddık’ın Anglo-İran Petrol Şirketini kamulaştırmasından hemen sonra gelen İngiliz ambargosu, ve sonra Şah’ın ihtilalle yönetime geçirilmesi kızkardeşlerin bu sözlerinde durduklarını gösteriyor.
Şah 1979 da devrilince, Amerika’nın İran’a olan tutumu değişiyor, 1980 den 1988 e kadar süren İran Irak savaşında Irak’a bilgi, ekonomik yardım ve silah sağlıyor.
1949′da Venezüela’nın, İran, Irak, Kuveyt ve Suudi Arabistan’a bir petrol üreten ülkeler birliği önerisi, ve 1960′da Bağdat’ta bu ülkelerin bir araya gelmeleriyle OPEC kurulmuş oldu. Sonradan Katar, Endonezye, Libya, Birleşik Arap Emirlikleri, Cezayir de gruba katılacaktır.
Amerikalı Jeofizikçi, Marion King Hubbert’ın 1956′daki makalesinde petrol üretiminin bir çan şekli çizdiğini, ve yarım yüzyıl sonra tepesinde olacağımızı yazdığının üzerinden yarım yüzyıl geçti. Genel görüş bu tepe noktaya vardığımız olsa bile, aslında yeni teknolojilerle yeni reservlerin ortaya çıkması mümkün. 1980 de 645 milyar varil olarak hesaplanmış toplam reservler bugün 1200 milyar varil. Ama Ortadoğu petrollerinin reserv miktarından çok daha önemli bir avantajı var. O da varil başına $1 civarında tutan çok düşük üretim maaliyetleri.
1973′te İsrail ile Mısır ve Suriye arasındaki Yum Kippur savaşında Avrupa ve Amerika’ya petrol ambargosu koyarak krize yol açabilen, petrol üretiminin %40′ını ve reservlerin üçte ikisini elinde tutan, en önemlisi de fiyatları kontrol gücüne sahip OPEC, kızkardeşlerin etkisinin azalmasına neden olan bir organizasyon.
1944′te Birleşmiş Milletler Para ve Finans Konferansında imzalanan Bretton Woods sistemine göre her ülkenin para birimi, altın üzerinden hesaplanan bir değişim oranını korur. 1971′te Vietnam savaşının hızlandırdığı enflasyondan doğan ticari açık sonucu, Nixon, doların altına çevrilebilirliği garantisini kaldırır, ve 1976′ya doğru tüm para birimleri serbest oynamaya geçer. Peki altın karşılığı olmadan basılıp dünyaya dağılan dolarların güvencesi ve rağbet görmelerinin nedeni nedir? Tabiki petrol piyasalarında kullanılan para biriminin dolar olması! Petrodolar öyle güzel bişeydir ki, Japonya petrol alabilmek için gereken dolarları Amerika’ya mal satıp kazanır, aldığı dolarları Araplara verip petrol alıp, Araplar petrolden elde ettikleri geliri, en çok kazanacakları Amerika bankalarına yatırır, böylece Amerika efektif olarak, yalnızca dolar denen kağıdı basmakla Japonyadan mal alabilir. Amerikanın sekiz trilyon dolar civarındaki (kişi başı $28.000 nerdeyse!) borcunu düşünürseniz petrodoların başına bir iş gelmesinin, 1929′daki ekonomik krizi gölgede bırakacağını görebilirsiniz.
Ne iş gelebilir ki diyecekseniz, gittikçe güçlenen euro’ya ve Venezüela, İran, Rusya, Çin gibi kendi pazarlarını kurmaya niyetli ülkelere bir bakın mesela.
2002 yılında Irak, yiyecek satın almak için yürüttüğü petrol satışlarında euro’ya geçiyor. 2003 Irak’ın işgalinden hemen sonra tekrar dolara dönülüyor.
Amerika’nın savaştaki en büyük destekçisi İngiltere hâlâ euro’ya geçmedi mi dediniz, duyamadım?
Yakın zamanda petrol satışı için euro’ya geçen ve bu günlerde Kish serbest ticaret bölgesinde, New York ve Londra borsalarına rakip olacak bir petrol borsası kurmak üzere olan İran’a gökten üç atom bombası düşüp düşmeyeceğini siz söyleyin.
Uzun zamandır yapmasam da, meslekten bir jeofizikçi olarak bu hikayeyi yazayım dedim. Gazetelerde, televizyonda pek göremiyorum bu konuları. Popüler kültürde bile yeri yok, Patronun Ohio’daki demir madenini anlattığı Youngstown gibi şarkılar yerine aman petrol canım petrol şarkımız var. Oysa herkesin bilmesi gereken şeyler bunlar. Olup bitenleri doğru anlamak, ne yapacağına doğru karar verebilmek için.
Ne ben Şehrazat olduğum, ne de binbir gecemiz olduğu için, hikayedeki birçok detayı yazmadım, yan hikayeleri öğrenmek için Henry Kissinger, Max Ball ve petrol yasası, BP Karadeniz petrolleri, Chavez, Petroruble, Oil Peak, international oil transportation (boğazdan günde bir milyon varil petrol geçtiğini biliyor muydunuz?), milli petrol davası, Muammer Aksoy, Oil Prices, Enrico Mattei gibi aramalar yapabilirsiniz, internet elinizin altında

Gürer Özen‘in günlügünden
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 15.09.07, 01:09
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Cevap: batı çöküyor

Silah zoru doları ayakta tutabilir mi?

ABD’nin Irak saldırısının başladığı günlerde Radikal İki’de bunun sebebinin doların rezerv para olarak kalmasını sağlamakla ilgili olduğunu izah etmeye çalışan bir yazı yazmıştım, bu yorumu Andre Gunder Frank’ın yazılarından öğrenmiş ve oldukça ikna edici bulmuştum. Sonradan başkaları da Frank’ın görüşüne katıldılar. Şimdilerde ABD’nin yaz başlarında İran’ı vuracağı konuşuluyor ve bunu yine doların rezerv para olarak kalmasının sağlanması bağlamında açıklayan yazılar çıkıyor. Bunlardan bahsetmek istiyorum.
Dolar ve Pentagon
Dolar ve Pentagon yürüyen iki ayak olabilirler, eğer güçlerini ekonomiden alıyorlarsa. ABD’nin sorunu da işte burada. Dolar ve Pentagon güçlerini ekonomiden değil, birbirlerinden alıyorlar. Pentagon doları, dolar Pentagon’u ayakta tutmaya çalışıyor. Bu mümkün değil. O nedenle zaman ABD’nin aleyhine çalışıyor. Belki bu yüzden öteki büyük güçler sanki ABD’nin hırçınlıklarını müstehzi bir edayla izliyor gibiler.
Dolar ayağı göçerse Pentagon gücünü koruyamaz, çünkü muazzam ABD savaş makinesi her gün milyarlarca dolar sarfıyla işleyebiliyor. Dolar gücünü kaybederse bunu sürdürmek zorlaşır, bu ise doların büsbütün güç kaybetmesine neden olur.
Rezerv paranın gücü
Doların gücü dünya rezerv parası olmasından kaynaklanıyor. Dünya ülkeleri gerçek mallar üretiyorlar, bunun için kaynaklarını sarf ediyorlar ve ABD bunları dolar ödeyerek alıyor. Peki ABD bu dolarlar için ne kadar kaynak harcıyor? Sadece mürekkep ve kağıt parası.
Eski ABD üst düzey yetkililerinden Perkins itiraf ediyor: “Suudi Arabistan yöneticilerine ‘Petrol geliri dolarlarınızla ABD hazine bonosu alın (faizi yüzde 1), faiz gelirlerinizi ABD şirketlerine verin, size yollar, şehirler yapsınlar. Petrol fiyatını da kabul edilebilir ölçülerde tutun. Sizin iktidarınızın devamını da sağlarız’ dedik, kabul ettiler”. “Ama”, diyor Perkins, “Aynı teklifi Saddam kabul etmedi. Saddam petrol ticaretinde avro kullanmaya kalkıştı”.
İran da avro kullanmak istiyor. Kuzey Kore’nin petrolü yok ama ticaretini avro üzerinden yapıyor. Şer ülkelerinin günahının ne olduğu belli. Andre Gunder Frank, Irak savaşı çıktığındaki yazısına şu soruyu sorarak başlamıştı: “ABD’nin şer ülkeleri olarak saydıklarının ortak özelliği nedir?” Cevap: Hepsinin avroya geçmeye niyetli olmasıydı.
Boris Stremlin soruyor: “Rusya Ukrayna’da yediği kazığa karşı sessiz mi kalacak? Dünyanın önemli petrol ihracatçılarından olan Rusya buna dolar yerine avroya geçerek cevap verebilir mi?” Nitekim Rusya elindeki dolarların bir kısmını avroya çevirmeye başladı. Petroavro kelimesini kullanan yazarlar var.
Ya Doğu ve Güney Asya? Doğu Asya ülkeleri ABD’ye sattıkları malların karşılığında aldıkları dolarları stoklamaya nereye kadar devam edecekler? Japonya, Kore, Tayvan, Malezya ve tabii Çin’in elinde büyük miktarlarda dolar var ve Çin de dolarların bir kısmını avro ile değiştirmeye başladı (Bu arada, sadece Çin diasporasının elinde trilyon dolar olduğu söyleniyor), Hindistan giderek güçleniyor ve Doğu Asya’ya yaklaşıyor. Doğu Asya Birliği lafı şimdiden telaffuz ediliyor. Bu birliğin egemen ülkesinin Çin olacağı belli ve hepsi bunu kabul ediyor. Böyle bir birliğin rezerv para olarak doları kullanmaya devam etmesi için neden göstermek çok zor.
Dolar rezerv para olmaktan çıkmaya başlarsa ne olur? ABD sadece kağıt ve mürekkep masrafıyla dünyanın kalanından mal çekemez hale gelir, bu Amerikalıların yaşam standartlarının düşmeye başlaması demektir. Bunu sağlamak için vatandaşlarını daha az refah, daha fazla vatanseverlik oyununa razı edemezler mi? Oldukça zor. ABD’de zaten yoksulluk sınırının altında 40 milyon civarında insan var ve daha fazla vatanseverlik oyununun başka bir maliyeti var: ABD askeri harcamalarını kolayca artırabilir. Gerard Dumenil’e göre mesela Reagan’ın yıldız savaşları harcamaları milli gelirin yüzde 7’si idi, şimdiki harcama ise milli gelirin yüzde 3,5 kadarı. O nedenle ABD askeri harcamalarını kolayca iki katına çıkarabilir ama kara savaşları asker gerektirir. ABD’nin daha fazla askeri seferber edebilmesi için askerliğin yeniden zorunlu hale getirilmesi gerekiyor, bu büyük tepki alır. Zaten şu anda savaşanlar ülkenin kırsal kesimindeki küçük kasabalardan geliyorlar ve bunu başka iş bulamadıkları için yapıyorlar.
ABD ekonomisi güçsüz
Öyleyse ABD’nin orta vadede kendi ekonomisinin gücünü artırmaktan başka çaresi yok. Bunun için ise tasarrufların ve yatırımların artması gerekiyor, verimlilik bu sayede artabilir. Oysa ABD halkının tasarruf oranı yüzde 2 civarına inmiş vaziyette. Gerek Dumenil ve gerekse Frank kritik noktalardan birinin bu olduğunu söylüyorlar. Tasarrufu kim yapar? Parası görece çok olanlar. Oysa ABD’nin en zengin yüzde 20′lik kesiminin tasarruf oranının yüzde 1′in altına indiği belirtiliyor. Dahası, bu yüzde 20′nin asıl önemli olan kısmının yüzde 2′lik bir nüfus olduğu söyleniyor, ABD’nin süper zenginleri yani. Burada bence bir tuhaflık var. Böyle muazzam bir zenginlik gelirinin neredeyse tamamını istese de tüketemez. O zaman madalyonun öteki yüzüne bakmak gerekiyor, yani yatırımlara. İktisatçılar arasında bir tartışma var. Bir kısmı dünyanın bugünkü halinin önemli bir sebebinin yatırım fırsatlarının azalması olduğunu düşünüyor, onlara göre büyük gelir ve istihdam yaratan lokomotif sektörler son zamanlarda ortaya çıkmıyor. Ben de böyle düşünenlerdenim.
Bununla da bitmiyor. ABD’nin Clinton döneminde ciddi verimlilik artışları sağladığı söylenir. Bunun da abartılı olduğu, bu verimlilik artışlarının bir kısmının adına “yaratıcı muhasebe” denen muhasebe hokkabazlıklarının ürünü olduğu iddia ediliyor. Zaten ABD ekonomisine ilişkin rakamların gerçekleri ne ölçüde yansıttığı belli değil. Bir ABD firması Çin’de oyuncak üretiyor diyelim. Bunun fiyatı 2 dolar, ABD’ye ulaşım maliyeti de 3 dolar. Türkiye’ye geleceği müjdelenen ve ne mal olduğu şimdiden anlaşılan (Gazetelerde ve internette ipliği yeterince pazara çıktı) Wall Mart mağazalar zinciri de bunu 10 dolardan satıyor. Şimdi bu ABD milli gelir kayıtlarına nasıl geçiyor, biliyor musunuz? 3 dolar ithalat gideri ve 7 dolar da iç üretim değeri!
ABD nereye bassa toprak ayağının altından kayıyor. ABD ekonomisinin mevcut gücüyle halkının tüketim düzeyini taşıması imkânsız. Bunu dışarıdan geçinerek yapmakta ve bu da doların rezerv para olması sayesinde gerçekleşiyor. Bu ise giderek daha zor korunan bir mevzi. Aslında ABD’nin bu noktadaki tek avantajı (ya da şantajı) Uzakdoğu Asya ülkelerinin başlıca ihracat pazarı olması. Ama Asya ülkelerinin de sırf bu nedenle büyük çabalar ve fedakarlıklarla ürettiklerini ABD’ye verip karşılığında geleceği belirsiz dolar stokları biriktirmelerini sürdürmeleri beklenemez.
ABD kafasını kızdıranı, yani dolara kafa tutmaya kalkışanı havadan vurmakla tehdit ederek dizginleri kaçırmamaya çalışabilir, İran’a ABD saldırısı senaryoları da bu seçeneği ön plana çıkarıyor. Peki ABD büyük hava üstünlüğü ile sözünden çıktıkları an Rusya’yı, Venezuella’yı, Çin’i vuracak ve böylece dünyanın sırtından geçinmeye devam edecek. Öyle mi?




Ahmet Cakmak`in yazisi
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 15.09.07, 16:23
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Cevap: batı çöküyor

"DOLAR BİR KREDİ BALONUDUR"
Ata Yatırım Başekonomisti Nurhan Toguç dolar ile ilgili iddialı ifadeler kullandı. Doların önümüzdeki dönemde daha da kötüye gideceğini düşünen Toguç, şu tanımı yaptı: "Dolar, çok büyük bir kredi balonunun oluşturduğu bir para birimidir. Artık ABD'de ekonomi yavaşlıyor ve resesyon korkuları da var. Bu para birimine kim yatırım yapmak ister?"

"DOLAR BİR KREDİ BALONUDUR"
Merkez bankalarının bile dolardan kaçtığını söyleyen Toguç, şöyle devam etti: "Gelişmekte olan ülke para birimleri daha fazla kazanç sağlıyor. Dolar tüm dünyada yatırım aracı ve güvenli liman olmaktan çıkıyor. Dolar cinsi tüm yatırım araçlarının fiyatlarının düşmesini bekliyorum. Dolar geleceği olan bir para birimi değil."
"FED TOPLANTISI ÖNEMLİ"
Fortis Yatırım ekonomisti Erkin Işık ise doların seyrinde dış konjonktür ve ABD Merkez Bankası'nın (FED) önümüzdeki hafta yapacağı toplantının önemli olduğunun altını çizdi. FED'in faizleri 50 baz puandan az indirmesi durumunda piyasaların olumsuz etkileneceğini ifade eden Işık, bu durumda dolar tarafında bir miktar yükseliş görülebileceğini söyledi. Işık, seçimden sonra dolarda oluşan mekanizmayı da şu sözlerle anlattı:
HIZLI HAREKETLER OLMAZ
"Yerli yatırımcılar kurlar düşünce döviz alıyorlar, yükseldiğinde de satıyorlar. Bu durum dolarda aşağı ve yukarı hızlı hareketleri limitliyor. Bundan sonra da dolarda fazla bir yükseliş olmaz. Ayrıca düşüş de zorlaşır, çünkü alttan talep gelecek"
"AŞAĞI GELDİKÇE SIKIŞIYOR"
Turkish Bank Hazine Müdürü Alev Sıcakyüz, doların bugün 1.26 seviyesinin altını gördüğünü, ancak bonoda satışlar başlayınca tekrar 1.26'nın üzerine çıktığını söyledi. "Genel olarak iyimser bir hava var ve yurtdışını izliyoruz" diyen Sıcakyüz, doların aşağı geldikçe sıkıştığına dikkat çekti. Olumsuz bir haberle kurların yükselişe geçebileceğini belirten Sıcakyüz, şöyle devam etti:
PİYASADA TEDİRGİNLİK VAR
"Piyasalar FED'in toplantısını bekliyor. Eğer FED indirim yapmazsa çok olumsuz bir etkisi olur. 25 baz puanlık bir indirimde ise fazla bir etki yaratmaz. 50 baz puanlık indirim halinde kurlar 1.25'in altını görebilir. Ancak kurlar aşağı gelse bile piyasada bir tedirginlik var ve bu tedirginlik de kredi piyasasında yaşananların ne kadar hasar vereceğinin bilinmemesinden kaynaklanıyor. Eğer hasarın boyutu büyük olursa etkilerini piyasada görebiliriz. Dolar artık bir yatırım aracı olarak değil, bir sigorta olarak değerlendirilmeli. Kurların seviyesine göre portföylerde yüzde 20 ile yüzde 50 arasında dolar tutulabilir."
DÜŞÜŞ KALICI OLMAZ
A Yatırım Genel Müdür Yardımcıcı Murat Salar ise, Anadolu Ajansı'na yaptığı açıklamada, şu ifadeleri kullandı: "önümüzdeki dönemlerde dövizin bu denli düşük kalmayacağını zannediyorum. FED'in 18 Eylül 2007 tarihindeki toplantısının ardından bir realizasyon geleceğine inanıyorum. Doların 1,25'in altını göreceğini zannetmiyorum. Görebilir ama bu kalıcı olmaz." Salar, yatırımcılara günlük işlemlerden uzak durmalarını, 18 Eylül'den sonraki realizasyona dikkat etmelerini önerdi.









Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 27.11.07, 03:45
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Cevap: batı çöküyor

ilgili konular



Silah zoru doları ayakta tutabilir mi?

Amerika nın İran operasyonu nasıl gelecek - gallery

Konu nuvekolik tarafından (02.01.08 saat 14:54 ) değiştirilmiştir..
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 02.01.08, 14:55
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Cevap: batı çöküyor

ABD, Osmanlı gibi çöküyor

Harvard'lı profesörden Financial Times'a ilginç benzetme

ABD ekonomisinde ağır borç yükünden kaynaklanan sıkıntılar, Osmanlı İmaparatorluğu’nun 1870'li yıllada yaşadığı krize benzetildi. Harvard Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Niall Ferguson, Financial Times gazetesinde yayınlandığı makalesinde Osmanlı İmparatorluğu'nun 1870 yıllarındaki iflasına yol açan gelişmeleri anımsatarak, ABD’yi uyardı.

Prof. Ferguson, Financial Times gazetesinde yayınladığı “Amerika için bir Osmanlı uyarısı” başlıklı makalesinde gelecekteki tarihçilerin bu yılları, Osmanlı'nın 1870'li yıllarına benzer bir dönemeç olarak değerlendireceklerini öne sürdü.

Kırım savaşının ertesinde Osmanlı İmparatorluğu ve idaresi altındaki Mısır'ın iç ve dış borçlarının büyük boyutlara ulaştığını, borç ödemelerinin Osmanlı Imparatorluğunun bütçesinde tüm harcamaların yarıdan fazlasına tırmandığını anımsatan Ferguson, bir borç krizinin kaçınılmaz hale gelmesiyle, Osmanlı İmparatorluğunun 1875 yılında iflasını ilan ettiğini kaydetti.

-“FİNANSAL GÜÇ DENGESİ DOĞUYA KAYIYOR”Niall Ferguson, ABD’de yaşanan borç krizinin elbette ki farklı bir şekil aldığını, kamudan değil, hanelerin mortgage sorunlarından kaynaklandığını belirtirken de Eylül ayından bu yana Ortadoğu ve Doğu Asya devletlerince dört Amerikan bankasına yatırım yapıldığına işaret etti.

Bu tür sermaye girişlerinin ABD finansal hizmetleri sektöründen yabancı hükümetlerine kaynak transferi anlamına geldiğini vurgulayan Ferguson şu değerlendirmeyi yaptı:

“Başka bir deyimle 1870 yıllarında olduğu gibi finansal güç dengesi kayıyor. O zaman, kayma eski doğulu imparatorluklardan (sadece Osmanlı’dan değil, Pers ve Çin imparatorluklarından da) Batı Avrupa’ya yönelikti. Bugün ise kayma, ABD ve diğer Batılı finansman merkezlerinden Ortadoğu ve Doğu Asya’daki otokrasilere doğru gerçekleşiyor.”

Prof. Ferguson, Türkiye açısından “Borç krizinin ardından Sultanın tahttan çekildiğini ve Osmanlının Balkanlardaki konumuna öldürücü bir darbe vuran Rusya’nın askeri müdahalesinin meydana geldiğini” belirterek şöyle devam etti:

“Bugünkü finansal kaymayı, doğudaki yeni ihracat ve enerji imparatorluklarının lehindeki benzer bir jeopolitik değişimin ne kadar çabuk takip edeceği henüz belli değil. Ancak bu tarihsel benzeşme, Amerika’nın adeta bir imparatorluğu andıran Ortadoğu ve Asya’daki üs ve müttefik ağları için iyi bir işaret değil. Borçlu imparatorluklar, er ya da geç borç verenleri tatmin etmek için hisse satmaktan fazlasını yapmaya mecbur kalırlar.”


Haber: ANKA
GAZETEVATAN.COM
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar