iconBütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 01:56 . | Nüve Foruma Hoşgeldiniz! Forumumuzdan yararlanmak için lütfen Üye Olun !

» Nüve Forum » gazete haber ve makale yorumları » Toplum ve Yaşam » Strateji » Cumhurbaşkanı'nın ABD gezisi ve İran

Strateji Strateji önceden belirlenen bir amaca ulaşmak için izlenen yoldur ve politik, ekonomik, psikolojik ve askerî güçleri bir arada kullanma bilimi ve sanatıdır.

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 11.01.08, 02:01
Standart Cumhurbaşkanı'nın ABD gezisi ve İran

11.01.08, 02:01



Scooter ile afyon gezisi | Marmara ereğli gezisi | Polis helikopteriyle secim gezisi | Test sürüşü gezisi 1000km | Parmak ucuyla müze gezisi |

Cumhurbaşkanı'nın ABD gezisi ve İran


Nuray Mert
Cumhurbaşkanı'nın ABD gezisini değerlendirirken, olaya ne fazladan anlam yüklemek, ne de sıradan 'ABD ile iyi ilişkiler' başlığıyla yetinmek durumu kavramamıza yardımcı olabilir.
Yani, bir yandan, "Vay yeni Cumhurbaşkanı ABD ile iş tutuyor, zaten AKP hükümeti ABD'ci" demek olayı hafifsemek olur. Ancak, bu gezi üzerine en anlamlı yorumlardan birini Washington'daki düşünce kuruluşu CSIS'den Bülent Ali Rıza'nın yaptığını hatırlamakta fayda var (Vatan, 7 Ocak). Ali Rıza, Sezer döneminden sonra, dış politikada aynı istikamette hareket eden Cumhurbaşkanı ve hükümet gibi 'iki kapının' olmasının, ABD'nin pazarlık gücünü artıracağına işeret etti. Bu not edilmesi gereken önemli bir husus.
Diğer taraftan, 'Ne üzerine pazarlık yapılıyor ve bu kolay bir pazarlık olabilir mi' sorusuna cevap aramak durumundayız. Aşikâr olan şey, ABD'nin Ortadoğu planlarında Türkiye'nin rolü üzerine pazarlık yapıldığı. Aşikâr olan diğer bir şey, bu pazarlıkların odağında şu anda İran'ın olduğu. İran'ın hedef alınması konusunda (kim hükümet veya Cumhurbaşkanı olursa olsun) Türkiye'nin ABD dış politikası eksenine çekilmesi çok kolay bir şey değil. Örneğin, İran'a askeri bir müdahale söz konusu olursa, Türkiye'nin buna açık destek vermesi neredeyse imkânsız. Türkiye bu kamplaşmada ancak dolaylı rol oynayabilir ki bu da az bir şey değil.
Nitekim, Türkiye, İran İslam Devrimi'nden sonra, yani ABD ittifak sisteminin dışına çıktığından bu yana, bu rolü oynuyor. Bu tarihten itibaren, laik siyasi çevreler ve kamuoyu, 'molla rejimi' korkusu ve tepkisiyle, muhafazakâr çevre Sünnilik, milli rekabet ve çıkar tezleri doğrultusunda İran'a karşı siyasetlerin bilinçli/bilinçsiz tarafı halinde. Bu koşullar altında Türkiye, İran karşıtı cephenin güvenilir bir üyesi oldu. Yine bu koşullar altında, Türkiye'de İslamcılık alabildiğine Suudi etkisi altına girmesine karşın İran Devrimi'nin uyandırdığı heyecan saman alevi gibi söndü.
Şimdi, bölgede siyaset giderek bir yandan Sunni-Şii karşıtlığı, diğer yandan radikal ve anti-Amerikan İslamcılığa karşı 'ılımlı, demokrasi ile barışık İslam' kamplaşmaları üzerinden yürütülüyor. Hatırlarsanız, Irak işgali sonrasındaki gelişmelerde bile Türkiye'ye Sünni devlet rolü yüklenmişti. Türkiye, Irak'taki Sünnileri seçime katılmaya razı etme girişiminde yer almıştı. Aslında, bu çerçevede Türkiye'nin sahne aldığı rollerin listesi daha uzun, ama bunu şimdilik bir yana bırakalım.
Şimdi, gündemde bir de Pakistan'ın bulunduğunu hatırlayalım. Pakistan konusunda Türkiye'den ne beklendiği konusu da derin ve uzun bir konu. Zira, 80'li yıllarda ABD dış politikasının ikili stratejisinde bu iki ülke de önemli roller üstlenmişti. Pakistan, Afganistan'da Sovyetler'i püskürtmeye yarayan radikal İslam'ı, Türkiye İran İslam Devrimi'nin yarattığı devrimci, ABD karşıtı etkiyi savuşturmak üzere ılımlı, uyumlu İslam modelini destekleyen roller üstlenmişti.
Şimdi, Pakistan işlevini yitiren ve yeniden tanzim edilmek durumunda bir ülke. Bu yeniden tanzim nasıl olacak hep birlikte göreceğiz. Buna karşın, Türkiye'nin üstlendiği rol, yeni koşullar altında daha da önem kazandı. Zira, radikal İslam artık 'düşman', İran zaten düşman, üstelik Irak ve bölgede etkinliği artan bir düşman. Bu koşullar altında, enerji yollarının ötesinde, Türkiye'nin İslam coğrafyasındaki model ve aracı rolü daha da önem kazanıyor.
Peki, bu kötü bir şey mi? Yani, ılımlı, uyumlu bir Müslüman ülke olmamız fena mı? Yani, İran gibi sistem dışına itilmiş bir ülke olmak yerine sistem içinde önem kazanan ülke olmanın sakıncası var mı?
Hayır, radikal İslam'a itibar etmeyen bir ülke olmamız fena değil, iyi. Sistem içinde olmamız da. Ancak, Türkiye'nin bu özelliklerinin uluslararası zeminde ne şekilde dolaşıma gireceğini sorgulamamız gerekiyor. Olası bedellerini de.
Her şeyden önce, ABD dış politikasının hegemonyacı siyasetlerinin figüranı olmanın bedellerini düşünmek zorundayız. Hem ahlaki, insani bedellerini, hem de siyasi gerçekler ve gelecek ufku açısından bedellerini, meşrebimize göre hesaba katalım diyorum. Öncelikle, ahlaki, insani bedellerle ilgiliyseniz, geçen hafta Mehmet Bekaroğlu'nun, Radikal İki'de yayımlanan yazısını görmediyesniz, okumanızı tavsiye ederim. Politika gerçekleri açısından bedellerle ilgiliyseniz, bir büyük gücün siyasi projelerinin peşine takılmanın yakın tarihte nasıl fatura ve felaketlerle sonuçlandığını hatırlatan uzun bir liste verebilirim. Şimdilik, hiç değilse, İran'a karşı cephede rol alıp, devrimin hemen sonrasında İran'a savaş açan Saddam'ın acıklı sonunu hatırlayın

Radikal-çevrimiçi / Politika / Cumhurbaşkanı'nın ABD gezisi ve İran

Konu nuvekolik tarafından (11.01.08 saat 02:21 ) değiştirilmiştir..
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
kullanıcısının bu bilgilendirici iletisine teşekkür eden üye :
wakan (11.01.08)
Sponsorlar
  #2  
Alt 11.01.08, 12:09
wakan - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Atılgan
Üyelik tarihi: Aug 2007
İletiler: 724
Ettiği Teşekkür: 1.866
387 tane iletisine 656 kere teşekkür edilmiş
wakan artık çok görkemli biri.wakan artık çok görkemli biri.wakan artık çok görkemli biri.wakan artık çok görkemli biri.wakan artık çok görkemli biri.wakan artık çok görkemli biri.wakan artık çok görkemli biri.wakan artık çok görkemli biri.wakan artık çok görkemli biri.wakan artık çok görkemli biri.
  Send PM
Standart Cevap: Cumhurbaşkanı'nın ABD gezisi ve İran

AMERİKA İLE DANS..
Beyaz Saray’daki buluşmadan yansıyan bilgiler onur kırıcı bir çelişkiye işaret ediyor.

Washington Post gazetesine göre “Başkan Bush Türkiye’den, ihtilâflı bölgede ekonomik gelişmeyi artırmasını ve bölge için geniş bir siyasi çözüme yönelik girişim yapılmasını istemiştir.”

Üst düzey bir yönetim yetkilisine atfedilen haberde geçen “ihtilâflı bölge” deyimi herhalde Bush yönetiminin nitelemesi olamaz. Çünkü Türkiye, sınırları tartışılan bir ülke değil.

Terör hedefi olan yöreler dünyanın hiçbir yerinde “ihtilâflı bölge” diye anılmazlar.

Çok ayıp olurdu...

Haberdeki faul bundan ibaret değildir.

Terörle ne şekilde savaşacağına Türkiye Cumhuriyeti kendisi karar verir.

Haberde Başkan Bush’un Cumhurbaşkanı Gül’den Güneydoğu’da ekonomik gelişmeye ve siyasi çözüme yönelik girişim talebinde bulunduğu belirtiliyor ki bu kabul edilemez.

Türkiye’nin terörle mücadelesine destek olan süper devlet niteliği bile Amerika’ya politika dayatma imtiyazı vermez. Böyle bir talebe muhatap olmaya katlanmak Gül’e büyük sorumluluk ve ayıp yükler.

Nitekim Beyaz Saray’daki görüşme ardından bu konudaki soruları Gül sert bir tonla cevaplamış “Dışardan terör saldırısı gelirken kim siyasi çözümden bahseder ki? Böyle bir şey konuşulmadı; konuşmayız” demiştir.

Unutturulan laiklik

Mantık da gerçeğin böyle olmasını emrediyor.

Amerika’nın terörle mücadele desteğini şarta bağlaması düşünülemez. Türkiye böyle bir desteği istemez zaten.

Gül, Başkan Bush’a bölgede ekonomik gelişmeyi artıracak tedbirleri anlattığını, fakat siyasi çözüm adına hiçbir şey konuşulmadığını belirtirken inanıyoruz ki gerçeği ifade etmiştir.

Ekonomik planları paylaşmanın hiçbir sakıncası yoktur. Zaten yıllardan beri biliyoruz:

Bölgede gençleri, kaybetmekten korkacakları birer işe sahip kılmak, terörle mücadelede belki her tedbirin önündeki hedef olmalıdır.

O hedef yakalandığı zaman ülkeyi bölmeye çalışan nifakın en önemli bahanesi kalkacaktır. PKK’nın yıllardan beri bölgede yaşam kalitesini yükseltecek hizmet yatırımlarını ve istihdam yaratacak üretim yatırımlarını sabote etmesi sebepsiz değildir.

Amerika teröre karşı ek destekler vermek istiyorsa ekonomik kalkınmaya proje ve kaynak sağlayarak yardımcı olmalıdır.

Ama yine de ABD’nin dostluğunu asıl, Türkiye’deki laik rejimin dokunulmazlığına saygı göstererek kanıtlamasını bekleriz. Milliyet’te Sedat Ergin dün Beyaz Saray açıklamalarında artık Türkiye’nin demokrasi ile Müslümanlığı bir arada yaşayan örnek ülke olarak tanımlanıp övüldüğünü, bu örnek kimliğe ayrıcalığını kazandıran laik niteliği anmanın terk edildiğini yazıyordu.

Bunun için Amerika’ya mı yoksa bu durumdan hiç şikâyeti olsmayan AKP iktidarına mı kızmak lâzım; karar sizin!



Güngör Mengi

Konu nuvekolik tarafından (11.01.08 saat 14:23 ) değiştirilmiştir..
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar
Cevapla

Tags
cumhurbaskaninin abd gezisi

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may post new threads
You may post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz