iconBütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 02:29 . | Nüve Foruma Hoşgeldiniz! Forumumuzdan yararlanmak için lütfen Üye Olun !

» Nüve Forum » gazete haber ve makale yorumları » Toplum ve Yaşam » Strateji » Türkiye - İspanya ilişkileri neden önemli?

Strateji Strateji önceden belirlenen bir amaca ulaşmak için izlenen yoldur ve politik, ekonomik, psikolojik ve askerî güçleri bir arada kullanma bilimi ve sanatıdır.

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 11.01.08, 02:27
Standart Türkiye - İspanya ilişkileri neden önemli?

11.01.08, 02:27



Türkiye-İspanya ilişkileri neden önemli?

Başbakan Erdoğan 14 Ocak'ta Madrid'de düzenlenecek 'Medeniyetler İttifakı Forumu'na ve Türk- İspanyol İş Forumu'na katılacak. Batı Avrupa ülkeleri içinde 20. yüzyılı Türkiye'ye benzer sıkıntılarla geçirmiş başka ülke yok. İki ülkenin birbirine katabilecekleri 'ittifak' kelimesinin hakkını veriyor

SAMET İNANIR
İspanya, tıpkı birkaç yıl önce İtalya'nın yaptığı gibi Türkiye ile ilişkilerini güçlendirmeye özen gösteriyor. Madrid'deki başbakanlık konutunda Berlusconi benzeri kozmatik bir figür olmadığından farkına varmasak ve pek oralı olmasak da İspanya Türkiye'ye göz kırpıyor.
İspanyolların ilgisini ilk etapta çekecek Türkiye'den gerçekleştirdikleri ithalattaki artış. Şimdiye kadar AB ya da Latin Amerika ülkesi olmayıp, enerji de ihraç etmeden İspanya ile yüksek hacimde ticarî alışverişe giren tek ülke komşusu olan Fas'tı. Buna 2007'de 'enerjisiz' 8 milyar dolarlık hacme ulaşacak Türkiye hızlı şekilde eklendi. Bir İspanyol için başka bir Akdeniz ülkesinin kısa vadeli potansiyelini ölçmek için en kolay yol olan İtalya'nın Türkiye ile ticaretine baktıklarındaki manzara
açık: 17 milyar dolara yakın. Oysa 1995'te Türkiye ile İspanya arasındaki ticaret hacmi 1 milyar dolar bile değildi!
İspanyollar 2006'da Türkiye'yi 'yatırımda öncelikli ülke' ilan ettikten sonra sigorta, otomotiv, turizm, emlak ve enerjide doğrudan yatırımlar yaptı. Böylelikle son 3 yılda Türkiye'ye yönelen İspanyol sermayesi 1.8 milyar avroyu aştı. Aralık 2007'de İstanbul'da düzenlenen 'Türk İspanyol Yatırım ve İşbirliği Forumu'nda 24 'ciddi' İspanyol firmanın 140 kadar Türk firmayla gerçekleştirdiği 200'ü aşkın görüşme bu ilginin süreceğine işaret. İspanyollar, 2008 ve 2009'a sarkan yeni özelleştirmelere titizleniyorlar.
2007'de İspanyol hükümetinin bizzat Başbakan Zepatero'nun imzasıyla çıkardığı 'İspanya'nın Bugünü: 2007' ("Espaoa hoy 2007") strateji raporunda Türkiye ayrı başlıklarla zikredilen beş ülkeden biri olması manidar. Diğer üçünün İspanya'nın komşuları Portekiz ve Fransa, sonuncusununsa enerji devi Rusya olduğuna (onlar Türkiye gibi ağır bir enerji ithalatçısı) bakacak olursak İspanyol dış politikasının Türkiye'yi konumlandırdığı yer önem ortaya çıkıyor. Raporda Türkiye'ye ayrılan paragraflarda dikkat çeken ortak proje olan Medeniyetler İttifakı ve AB'ye birer cümlede vurgu yapılıp devamında ekonomik ilişkilerin gelişiminden ve potansiyelinin büyüklüğünden bahsedilmesi.

Habla Espaol!
Turizmin iki ülke için de önemi malum. İspanya 2007'yi 60 milyon turistle kapattı. 10 milyondan fazla vatandaşını da yurt dışına gönderdi. Buradaki anlamlı parantez İstanbul'da İspanyolcanın daha fazla kulağa çalınmaya başlaması. 2004'te 'Turizm Alanında İşbirliği Anlaşması' imzalandıktan sonra Türkiye'ye gelen İspanyol turist sayısı 92 binden 290 bine çıktı!
İspanyolcayı İstanbul'da sadece İspanyollar konuşmuyor. Cervantes Enstitüsü eski başbakanlar Aznar ve Ecevit'in kurdeleyi kesmesiyle 2001'de İstanbul'da faaliyete başlamıştı. O günden bugüne sadece Cervantes'ten İspanyolca dil eğitimi alanların sayısı 12 bine yaklaştı. Türkiye'nin hinterlandında konuşulmamasına ve kariyer basamakları için pek geçer akçe olmamasına karşın bu kadar teveccüh gören başka bir dil yok. Almanca Türklere nedense hep 'kaba' geldi, Fransızca da eskisi kadar kibar bulunmuyor. İspanyolların Türkler'in gözünde sempati puanı çok, eksisi yok. Bu, dil merakına da yansıyor. Sadece o kadar mı? Cervantes Enstitüsü, yurtdışında benzer bir işlev görmek üzere planlanan 'Yunus Emre Enstitüleri' için de model teşkil etti; Goethe ya da Fransız Kültür değil.
İspanyolların sömürgeci geçmişi 19. ve 20. yüzyıllarda değil 16. yüzyıl erken modern döneme rastladığı için İngiliz, Fransız, Benalux sömürgecilikleri gibi hafızalarda taze değil.
Dahası İspanyollarda bir imperial hubris (emperyal kibir) yok; hem iç tarihleriyle hem de sömürgeci dönemleriyle esastan hesaplaşmışlar. Son yıllarda gitgide Türk futbol izleyicisi ayağını stadyumlardan çektiyse, bunda tüm dünyada olduğu gibi artık pek çoğunun en azından zımnen Barcelona, Sevilla veya Real Madrid taraftarı olmalarının da payı var.
İki benzer ekonomi: Aynı beceriler, aynı zaaflar.
Bizim için 'model olma' konusu tanıdık bir mesele. 'Türkiye ... için model olabilir mi' bildik bir soru. Peki bu aksesuvar soruyu tersine çevirir, 'Türkiye kendisi için hangi ülkeyi model seçebilir?' haline getirebilirsek verebileceğimiz bir yanıt var mı? Belki de yanıt İspanya. Batı Avrupa ülkeleri içerisinde 20'nci yüzyılı Türkiye'ninkine
benzer keşmekeşliklerle geçirmiş başka ülke yok.
İspanya AB'nin en hızlı büyüyen ekonomisi. Hayvancılıkta en büyük, tarımda da Avrupa ikincisi.
Son 10 yılda AB'nin en fazla iş yaratan ülkesi oldu.
1 trilyon 124 milyar dolarlık hasılasının yüzde 55'i dış ticaretten. Oysa 1986'da Türkiye ile İspanya arasındaki fark çok da anlamlı değildi.
İnşaat sektörü İspanya GSMH'sinin yüzde 11'ini karşılıyor. Dünyanın en büyük 10 inşaat firmasından altısı İspanyol. Bildiğiniz gibi, Türk taahhüt sektörünün yurtdışı operasyonları 2007 sonunda yıllık 20 milyar, kümülatifte ise 107 milyar doları geçmiş olacak. İki ülkenin de müteahhitlikte marka değeri, kendi çaplarında, bariz.
Otomotiv İspanyol ekonomisinin lokomotifi. Dünyanın altıncı Avrupa'nın üçüncü büyüğü. 2007'de 2.5 milyon araç üretimini geçip 3 milyon sınırına yaklaştılar. Ülkedeki toplam istihdamın yüzde 11'ini bu sektör sağlıyor! Otomotivde İspanya. Bizde otomotivin tekstili gözden düşürüp 21 milyar dolarlık ihracata ulaşmasıyla paralel. İspanyolların rayda da iddiası büyük. Pek yakında kullanmaya başlayacağımız şehirler arası hızlı trenler onların eseri.
İlginçlik iki ülke ekonomisinin sorunlardaki benzerlikte. İspanya'da enflasyonun tekrar belirgin şekilde yükselme eğilimi korkutuyor, dış borç stoku çok fazla, cari açık 100 milyar dolarla GSMH'nin yüzde 10'unu geçmiş halde, turist sayısı artsa da turist başına harcama azaldığından gelirler düşüyor. Fena halde Türkiye'ye benzemiyor mu?
İspanya 2006'da 23 milyar dolarlık doğrudan yatırım çekti. 1980-2000 arasında dünyada en fazla yatırım çeken beşinci ülke. Asya ülkelerini (Hong Kong, Çin, Tayvan ve Kore) saymazsak birinci! 1997'de kendisini 'sermaye ihracatçısı' ilan eden ülke 10 yıl içinde de dünyanın en fazla sermate ihraç eden yedinci ülkesi oluveriyor. Toplam dış yatırımları 200 milyar avro. Ve 2001'deki Arjantin krizinden sonra doğrudan yatırımdaki ilk tercihleri artık Latin Amerika değil, Akdeniz.
Latin Amerika'ya açılmada işbirliği mümkün olabilir.
Türkiye nasıl uzanacağını bilemediği Latin Amerika'ya İspanyol firmalarıyla ortaklaşa girebilir mi?
İspanyol firmaları, 1986'dan itibaren AB destekleriyle hızla büyürlerken ülke içinde çok sert bir rekabet ortamı oluşmuştu. Ayrıca AT/AB'nin liberalleşme baskıları sonuç verince bu rekabete bir de azman Avrupalı rakipler eklendi. İspanyol firmaları bu rekabeti konsolide ederken Latin Amerika'yı pazar olarak kendilerine ekleyip ölçeklerini büyüttüler.
1980'den 2001'deki Arjantin merkezli krize kadar buraya 100 milyar dolara yakın para yatırdılar. Önce BBV A ve BSCH gibi İspanyol bankaları (Avusturya ve İtalyanların Balkanlar'a yaptığı gibi) bölgeye girdi. Özelleştirmeler furyasında telekominükasyon ve enerji yatırımları bankaları takip etti. Bankalar bu yatırımların taşeronluklarını üstlenebilecek İspanyol KOBİ'lere uygun krediler sağlayarak Latin Amerika girişlerini teşvik etti.
2001'deki krizden sonra İspanyollar Latin Amerika'yı sandıkları kadar iyi bilmediklerini anladılar. İkinci kuşak yatırımlar 2001'den sonra yeni bir mecraya kaydı: Küresel likidite bolluğu içinde Latin Amerika'ya penetre olmayı düşünenlerle ortaklık ve danışmanlık hizmetleri. İspanyollar ilk müşterileri bulmakta zorlanmadılar. Parlamento ve Konsey'den tanıdıkları AB üyeleri. Brüksel'in Sao Paolo'ya, Buenes Aires'e, Bogota'ya, Carracas'a mutlaka Madrid üzerinden 'uçtuğu' bir ortamda pek çok Avrupalı şirket yanında İspanyollar olmadan bölgenin kendisine has ayrıntılar denizinde boğulmamak için bu yola başvurdu. AB zaten 1999'dan bu yana İspanyolların hamiliğinde 'AB-Latin Amerika-Karayipler Zirveleri' düzenleyip, Rio Grubu toplantılarına katılıyor. 2005 sonunda kabul edilen 'AB ve Latin Amerika Arasında Güçlü Ortaklık Belgesi' ile perçinlenen bir ilgi bu.
Türkiye 'yeni pazarlar' klasmanında gözünü diktiği Latin Amerika için İspanyolların tecrübelerinden faydalanmak üzerine düşünülebilir. Nasıl Mısır'la artan ticaret ve ertesinde kümelenen yatırımlar Sudan'a uzanmak için bir fırsat oluşturduysa, Madrid'in tecrübe, birikim ve gücü de Latin Amerika için bir fırsat oluşturabilir. Türkiye'nin ihracat potansiyeli güçlü sektörleriyle İspanya'nınkiler benzediğinden Latin Amerika için detaylı pazar araştırmalarını ve danışmanlık hizmetlerini elde etmek biraz daha kolay olabilir. Halihazırda İspanya'yla iş yapan firmalar bu imkânı zorlayabilir. Krtik adımlar, Latin Amerika'da mukim
İspanyol bankaları ile risk sermayesi kapsamında ufak işbirliklerine gidecek Türk bankaları ile başlayabilir. Ama bu konuda Madrid hükümetinin desteği önemli. Belki de Medeniyetler İttifakı'nın bir sonraki adımı, İspanyollardan Türkiye'yi AB- Latin Amerika'yla yürüttüğü zirvelere etkin katılımı için inisiyatif üstlenmesini istemek de olabilir.
Medeniyetler İttifakı: Cervantes, Kılıç Ali Paşa ve işadamları.
'Medeniyetler İttifakı'na bu çerçevede iyimser yaklaşmalı, onu bir hoşgörü pazarlama teşebbüsünden fazla bir şey olarak görmeliyiz. Uluslararası bir işbirliği ya ekonomik bir gelişimin görünürdeki vitrini olarak işlev kazanır ya da potansiyel bir gelişimin hazırlayıcısı olarak uygun bir altyapı tanzim eder. İspanyol siyasî sisteminde Türkiye'ye olan ilginin kemikleşmiş hali bu ittifak.
'Don Kişot'un yazarı Cervantes'in sol elini İnebahtı'da biz kopartıp, memleketine döndüğünde çolaklığı yüzünden işsiz kalmasına neden olmuş, böylece dünyanın ilk romanını yazmasını sağlamıştık. (Rönesans'ı bizim başlatmış olmamız kadar zorlama bir iddia!). Cervantes İstanbul'da esirken, Kabataş'taki Kılıç Ali Paşa Camii'nin inşaatında çalışmıştı. İspanyollar bize güzel bir camii, biz de onlara müthiş bir edebiyat için istemeden olsa yardımcı olduk. Şimdi daha bile isteye hareket etmemiz mümkün.
Türkiye İspanya ilişkileri gelişiyor. Eğer Türkiye İspanya'nın Latin Amerika'da başarabildiklerini Orta Asya'da, Türk cumhuriyetleri'nde başarabilseydi, kim bilir Türkiye şimdi nerede olacaktı. Ama sızlanmanın âlemi yok; Türk ve İspanyol iş âlemleri birbirlerini hâlâ besleyebilirler.
2008'in ikinci yarısında Fransa'nın üstleneceği AB dönem başkanlığı tam da küresel resesyon beklentilerinin artıp 'çapa'lara bakılacak bir ortamda Türkiye için moral bozucu olacak. Akdeniz'in desteğini arkasında hissetmek Türkiye için önemli. İspanya'da mayısta gerçekleştirilecek seçimleri Zapatero'nun kazanması bu anlamda Türkiye için daha sevimli bir seçenek.
DEİK tarafından düzenlenecek Türk-İspanyol İş Forumu'na katılacak işadamlarının bu genel vizyon dahilinde yeni fırsatları ıskalamamaları ve takipçi olmalarında herkes için fayda var.

Samet İnanır: Müşavir, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK)

Radikal-çevrimiçi / Yorum / Türkiye-İspanya ilişkileri neden önemli?
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
kullanıcısının bu bilgilendirici iletisine teşekkür eden üye :
parpali08 (11.01.08)
Sponsorlar