iconBütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 02:23 . | Nüve Foruma Hoşgeldiniz! Forumumuzdan yararlanmak için lütfen Üye Olun !

» Nüve Forum » kütüphane » Din ve Felsefe » Felsefe » Mistisizim » Meditasyon » Pozitif Düşünce : Mit Mi Gerçek Mi ?

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 27.04.08, 21:23
Standart Pozitif Düşünce : Mit Mi Gerçek Mi ?

CiwCiw - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Administrator
Üyelik tarihi: Aug 2006
İletiler: 9.738
Send PM

27.04.08, 21:23



Pozitif Beyin Ve Düşünce Gücü | Pozitif Beyin Ve Düşünce Gücü=serra | Pozitif olmak | Pozitif dusun | Pozitif düsünce |

Pozitif Düşünce : Mit Mi Gerçek Mi ?

Eleanor H. Porter (1868 – 1920), dünya klasikleri arasına girecek olan kahramanı Polianna’yı yaratırken, iyimser ve duygulu bir kızın çevresindeki insanlara nasıl neşe saçtığını mı hikaye etmek istemiştir, yoksa günümüzden yaklaşık yüz yıl öncesinden, iyimserliğin şimdilerde en zor bulunan özellik olacağını tahmin edip bir başka mesaj vermeyi mi misyon edinmiştir, bilinmez. Ama bugün, internetteki herhangi bir arama motoruna girdiğinizde, Polianna’yı “önüne gelen her şeye mutlu olan ve her şeye mutlu olunması gerektiğini çocuklara empoze edip tepkisiz bir toplum oluşturan kahraman” gibi tanımlarla açıklayan pek çok kötümser yazıya rastlayabilirsiniz. Belki Polianna’nın geleceğin yetişkinlerine iyimserlik aşılamaya çalışmasında, onları hayata karşı pasifize edici bir alt amacı gerçekten vardı, ya da belki gerçekten de olaylar karşısındaki bakış açısını iyimserliğe çevirerek daha mutlu bir yaşam sürmeye davet ediyordu insanları. Ama tersi bile olsa, bugün yaşadığımız bir gerçek var: İnsan ırkı, şimdilerde dünya kadar kitap okuyarak, bir o kadar eğitim alarak ve kendini gerçekleştirmek adına kişisel gelişim trenini bir yerinden yakalayarak; iyimser olabilmek, olumlu düşünebilmek, pozitif bir bakış açısına sahip olabilmek için yoğun bir çaba harcamakta. Hayat karşısında pozitif bir duruşa sahip olma çabası aslında çağımız koşulları baş gösterdiğinde ortaya çıkan bir algı değişimi olmaktan çok uzak. Bu çaba, yüzyıllardan beri var olan pek çok ilahi ya da ilahi olmayan dinde, öğretide, pek çok filozofun ya da sosyal bilimcinin ortaya koyduğu tezlerde sarsılmaz temellere sahip olan bir fenomen. Bu bağlamda, doğu dinlerinde, örneğin kişiyi geliştirmek için yapılan yoga ve meditasyon gibi ritüeller, doğu insanı için, kişisel farkındalığı batılı insanlardan uzunca bir süre için daha gerçekleşebilir kılmıştır. Doğa üstü bir fenomen olmaktan çok spiritüel boyutta sağlanması amaçlanan bu gelişim, insanoğlunun yaşadığı evrenle arasındaki uyumu gerçekleştirerek daha pozitif bir yaşama kavuşma özleminin sonucu olarak ortaya çıkan bir süreçtir. Bu çalışmayı hazırlarken, pozitif düşünce ile ilgili var olan inanışlar, bu düşünce tarzının çıkış noktası, sonuçları gibi bağlamları araştırdık ve bir gerçekliğinin olup olmadığı sorunsalına bilimsel bir yaklaşım getirmeyi amaçladık. Keyifle okumanızı diliyoruz.
__________________

Asla Başkalarının Umudunu Kırma, Belki Sahip Olduğu Tek Şey Odur..
BOL BOL TEBESSÜM ET GÜLÜMSE
Hem Maliyeti Ucuzdur Hem De Değerine Paha Biçilmez...

Corel Draw-Flash-Photoshop
Photoshop Dersleri Linki
Corel Draw Dersleri Linki
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar
  #2  
Alt 27.04.08, 21:25
CiwCiw - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Administrator
Üyelik tarihi: Aug 2006
İletiler: 9.738
Ettiği Teşekkür: 9.662
2.726 tane iletisine 4.729 kere teşekkür edilmiş
CiwCiw isimli üye tecrübe puanını kapatmıştır.
  Send PM
Standart Pozitif Düşünce Aklıma Düşünce

I. POZİTİF DÜŞÜNCE AKLIMA DÜŞÜNCE

Düşünmek, insanı diğer canlılardan ayıran temel özelliktir ve insanın yaşadığı ve yaşayacağı tüm olaylar düşüncesi ölçüsünde şekillenir. Zihin ve beden, birbirini sürekli olarak etkileyen iki sistem ve aynı doğrultuda hareket etme yetisine sahiptir. Bedende yaşanacaklar önce zihinde yaşanır ve beden, zihnin sahip olduğu düşünceden etkilenerek harekete geçer. İnsan hayal ettiği her şeyi yaşamayabilir, ama gerçek şudur ki, hayal etmediklerini de yaşama ihtimali yoktur. İnsanın davranışları, düşünce yapılarının etkisi sonucu geliştirdiği tepkilerdir. Zihinde zaman içinde detaylanan konu, bireyin eylemlerini tetikler ve aklından geçenleri istemesine yol açar. Bu durum bireyin eylemlerini ve tercihlerini düşüncelerine borçlu olmasının bir sonucudur. Bir başka deyişle, gerçek anlamda insanın “aklına gelen başına gelir”. Eğer şimdiye kadar hiç kimse insanın da kuşlar gibi uçabileceğini düşünmemiş olsaydı, bugün hava yolu ulaşımı için kullandığımız hiçbir araç icat edilmemiş olacaktı. Benzer şekilde, birileri suyun üzerinde gidebilen taşıtları hayal etmeseydi, denizcilik diye bir şey olmayacağı gibi, Amerika Kıtası diye bir yer de hala bulunamamış olurdu. Bu düşünce tarzı, bizi düşüncelerimizin sınırları kadar yaşayabildiğimiz gerçeğine götürmektedir. Gelişme, ancak paradoksal düşüncelerin insanların aklına düşmesi sonucu ortaya çıkabilir. Standartlar dahilinde düşünmek olduğumuz yerde saymamıza sebep olabilecek en büyük etkendir. Kendimizi, başkalarını ve dünyayı anlamaya çalışmak için geliştirdiğimiz aktif işlemler1 olarak tanımlanabilen düşüncelerimizin sınırları yaşamımızın da sınırlarını belirliyorsa, insan elbette ki yaşamını değiştirmeye düşüncelerini değiştirmekle başlayacaktır. Şöyle bir düşündüğünüzde, alışkanlıkların, bireyin eylemleri tarafından oluşturulduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Eylemleri oluşturanın düşünce olduğunu zaten biliyoruz. Alışkanlıkların da kişiliği oluşturduğu açık olduğuna göre, insanın kişiliğinin çıkış noktası da düşüncelerinden başka bir yer değildir. İnsanın kişiliği de geçmiş, şimdi ve gelecek örüntüsünde yaşamını, algılamalarını ve tüm tercihlerini etkileyen bir faktördür. O halde sonuç çok net bir şekilde ortadadır: insanın kaderi ellerinde değil, zihnindedir.
__________________

Asla Başkalarının Umudunu Kırma, Belki Sahip Olduğu Tek Şey Odur..
BOL BOL TEBESSÜM ET GÜLÜMSE
Hem Maliyeti Ucuzdur Hem De Değerine Paha Biçilmez...

Corel Draw-Flash-Photoshop
Photoshop Dersleri Linki
Corel Draw Dersleri Linki
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 27.04.08, 21:26
CiwCiw - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Administrator
Üyelik tarihi: Aug 2006
İletiler: 9.738
Ettiği Teşekkür: 9.662
2.726 tane iletisine 4.729 kere teşekkür edilmiş
CiwCiw isimli üye tecrübe puanını kapatmıştır.
  Send PM
Standart Zihnimiz, Sihirli Değneğimiz

A. Zihnimiz, Sihirli Değneğimiz

Düşünceyi anlamaya başlamadan önce insan beyninin yapısı üzerinde biraz durmak yerinde olacaktır. Bildiğimiz gibi, beynimiz sağ ve sol loplardan oluşan bir bütündür. Bu bütün içinde, sağ lop ritim, hayal gücü, renkler, boyutlar, hacim, müzik gibi fonksiyonları yerine getirirken sol lop ise konuşma, diziler, sayılar, matematik işlemleri ve analiz gibi konularda işlevseldir. Beynimiz, ortalama 10.000.000.000 adet nöron adı verilen küçük alt hücrelerden oluşmaktadır. Aşağıdaki şekilde görüldüğü gibi, bu nöronlar bir ahtapotun dokunaçlarına benzerler ve ana bir merkezden ışınlar yayarlar. Zekayı etkileyen, bu hücrelerin sayısı değil, dokunaçlar arasındaki elektro – kimyasal etkileşimlerdir.2 Snaps adı verilen bu elektro – kimyasal etkileşimler, bireyin tüm zihinsel ve bedensel faaliyetlerini kayıt altına alan küçük veri tabanlarıdır. Beyin uyarıldığı sürece bu etkileşimler artar ve beynin yapısını daha komplike bir hale getirir. Bir başka deyişle, zekanın yaşla ya da beyin hücrelerinin sayısıyla bir ilgisi yoktur, zeka gelişimi tamamen bu kimyasal etkileşimlerin yoğunluğu ölçüsünde gerçekleşir.
__________________

Asla Başkalarının Umudunu Kırma, Belki Sahip Olduğu Tek Şey Odur..
BOL BOL TEBESSÜM ET GÜLÜMSE
Hem Maliyeti Ucuzdur Hem De Değerine Paha Biçilmez...

Corel Draw-Flash-Photoshop
Photoshop Dersleri Linki
Corel Draw Dersleri Linki
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 27.04.08, 21:27
CiwCiw - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Administrator
Üyelik tarihi: Aug 2006
İletiler: 9.738
Ettiği Teşekkür: 9.662
2.726 tane iletisine 4.729 kere teşekkür edilmiş
CiwCiw isimli üye tecrübe puanını kapatmıştır.
  Send PM
Standart Düşünceyi Seçebilmek

1. Düşünceyi Seçebilmek

Objektif dış dünyanın aksine, düşünceler sübjektiftir ve düşünenin kontrolündedir. İnsana keyif veren geçmiş bir deneyim hatırlandığında, birey o deneyimi yaşadığı sırada aldığı hazla aynı hazzı alabilir. Aynı durum kötü his yaratan deneyimler için de söz konusudur. Bununla birlikte, gelecekte yaşanması beklenen, umulan ya da tahmin edilen durumlar da aynı etkiyle düşüncede pozitif ya da negatif olarak şekillendirilebilirler.

Karl Popper’ın fizik nesnelerinden ayırdığı “üçüncü dünya”sını oluşturan düşüncelerimiz, kişisel algılamalarımızı farklılaştıran yapılarımız olan duyu organlarımızdan etkilenir. Bütün davranışlar eylem, düşünce, duygu ve fizyolojiden oluşan ve birbirine bağımlı dört ana faktörden oluşur3 ve bu dört faktörün etkisiyle seçilir. Birey, duygularının çoğu ve fizyolojisinin bir bölümü üzerinde dolaylı bir kontrole sahiptir ve düşünce ve eylemleri de bunlarla birlikte çok yönlü etkileşim sonucu şekillenir.
__________________

Asla Başkalarının Umudunu Kırma, Belki Sahip Olduğu Tek Şey Odur..
BOL BOL TEBESSÜM ET GÜLÜMSE
Hem Maliyeti Ucuzdur Hem De Değerine Paha Biçilmez...

Corel Draw-Flash-Photoshop
Photoshop Dersleri Linki
Corel Draw Dersleri Linki
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 27.04.08, 21:28
CiwCiw - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Administrator
Üyelik tarihi: Aug 2006
İletiler: 9.738
Ettiği Teşekkür: 9.662
2.726 tane iletisine 4.729 kere teşekkür edilmiş
CiwCiw isimli üye tecrübe puanını kapatmıştır.
  Send PM
Standart Zihin – Beden Etkileşimi

a) Zihin – Beden Etkileşimi

Düşüncelerin eylemleri etkilediğinden yukarıda da söz etmiştik Bunun bir örneği de, Almanya’nın Bochum kentinde, Ruhr Üniversitesi Psikoloji bölümünde, Prof. Dr. Nikolaus Troje başkanlığında yapılan bir araştırmada saptanmıştır. 40’ ı kadın olmak üzere 80 kişilik bir örneklem grubunun yürüyüşleri, cinsiyet, kilo ve psikofiziksel koşullar açısından incelenmiş ve bu özelliklerin bedensel duruşa ve yürüme şekline yansıması gözlemlenmiştir. Bizim burada ilgilendiğimiz nokta, psikolojik koşulların gözlemlenebilir fiziksel etkileridir. Deneklerin bedenlerindeki eklem yerlerinden bazılarına ışıklı göstergeler yerleştirilmiş ve onlardan bir yürüme bandının üzerinde sinirli / rahat ve mutlu / üzgün hissederken yürümeleri istenmiştir. Denekler sinirli olduklarında omuzlarının ön / yukarı doğru kasılmış, baş ve bedenlerinin üst kısmı öne doğru eğilmiş, sırtlarının kamburlaşmış, yürüyüş tempolarının yükselmiş, adımlarının kısalmış olduğu, bunun yanı sıra yürüyüş esnasında bedende hızlı ve dar bir çerçeve içinde salınım gerçekleştiği gözlemlenmiştir. Rahat durumda ise gözlemler tam tersi yönde olmuştur. Denekler rahat hissederken bedenin üst kısmı geriye doğru eğimlidir, omuzlar geniş ve dik şekilde iki yandadır, baş yukarıda, adımlar daha büyük ve yavaştır ve iki yanda geniş beden salınımı gözlemlenmiştir. 4 Deneklerin üzgün oldukları zaman sergiledikleri yürüyüş kalıbı ise omuzların düşük, sırtın kambur, başın öne eğik, dizlerin hafifçe bükülü olduğu, yürüyüşün yavaş ve salınımsız olduğu bir kalıp şeklinde gerçekleşmiştir. Mutluluk anında da sırt dik, baş yukarıda, göğüs kafesi açık ve önde, yukarı – aşağı ve sağa – sola ritmik bir salınım ile yürüdükleri fark edilmiştir.

Yukarıda sözünü ettiğimiz araştırma, zihinsel yapının bedensel yapıyı da etkilediği konusunda önemli bir örnek olarak karşımıza çıkmaktadır. Psikosomatik rahatsızlıkların da açıklaması temelde bu varsayıma dayanır. Zihinsel yapı, bedende kan dolaşımından damarların yapısına, iç salgı bezlerinin çalışmasından eklem ve kas yapılarına kadar pek çok sisteme etki etmektedir. Çünkü gerçek anlamda birer negatif deneyim oluşturan bu duygular, performansı düşürür, sağlığa zarar verir, kazalara sebep olur, ilişkilerde bozulmaya, depresyona, anksiyeteye yol açar ve çok derin psikolojik ve fizyolojik etkilere neden olabilir. Bu durumun tersi de geçerlidir. Kardiyologlar günümüzde hipertansiyonun, yüksek kolesterol seviyelerinin, damarlardaki plak oluşumlarının önüne geçebilmek için stresi yenmeyi ve kızgınlığı yönetmeyi hastalarına önermektedirler. İnsanların düşüncelerine erişirken zihinlerindeki düşünceye giden yolu gözleriyle takip ettikleri bilinmektedir. Buna göre, insanlar yukarı bakarken görsel, iki yana ( kulak hizasına ) bakarken işitsel ve aşağı bakarken dokunsal hisleri ve iç diyalogu tetikleyen düşünce yapılarına ulaşmaktadırlar. August Rodin’in Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesindeki “Düşünen Adam” heykelinin oturuş pozisyonu, verdiği mesaj düşünüldüğünde tesadüfi değildir. İnsanlar, sağ ya da sol elini kullanma durumuna göre sağda ya da solda olduğu değişse de aşağıya doğru olan bakışlarıyla ya dokunsal olarak “hislerine” ya da iç diyaloglarına ulaşırlar. Yukarıdaki bilgilerden hareketle, bedensel yapının zihinsel yapıyı etkilemesi bir örnekle kolayca açıklanabilir. Çevredeki insanlar gözlemlendiğinde, üzücü bir olay ya da durumu anlatırlarken bedenlerinin öne doğru eğik, omuzlarının düşük, bakışların aşağıda, dudak kenarlarının sarkık vb. durumda olduğu göze çarpacaktır. Bu durumdaki insanlara biraz gevşemeleri, sırtlarını dik tutmaları, yukarı doğru bakıp gülümsemeleri ve bu duruşu koruyarak aynı olayı tekrar anlatmaları söylendiğinde, bunu yapamayacaklardır. Üzgün olduklarındaki beden duruşunun ve göz hareketlerinin tam tersini yapmaları, üzgün oldukları deneyime erişmelerini engelleyecektir. Gülümseyen ya da kahkaha atan bir insanın zihninde herhangi bir olumsuz düşünceye yer yoktur; aynı şekilde, ağlayan bir kimseyi durdurmak için yapılması gereken, iyi ve olumlu, hatta neşeli olduğunu hissedebileceği bir durumu veya olayı düşünmesini sağlamaktır. 5 Olumlu bir durumu veya olayı zihnine yerleştirdiği anda ağlamayı kesecektir.

“Sağlam kafa, sağlam vücutta bulunur.” atasözü, beden – zihin etkileşimini destekleyen bir mesaj içermekte ve aynı zamanda bir başka noktaya da dikkat çekmektedir. Zihinsel, bedensel ve sosyal yönden6 tam bir iyi olma hali olarak tanımlanabilen sağlık, bireyi oluşturan zihin ve beden öğelerinin birlikte iyi olması ve birbirini etkilemesi şeklinde gerçekleşecektir. Sağlıklı bir beden, sağlıklı bir zihni, dolayısıyla sağlıklı düşünce yapılarını beraberinde getirecektir. Düşünceler nasıl bedensel yapı üzerinde etkiliyse, bedensel yapı da düşünce yapılarına etki etmektedir. O halde bedensel durumun kontrol edilmesi, düşüncelerin de kontrol edilmesine olanak tanıyacak, bu şekilde olumlu düşünmeye başlayan birey, bedensel durumunu da olumlu hale getirebilecektir.
__________________

Asla Başkalarının Umudunu Kırma, Belki Sahip Olduğu Tek Şey Odur..
BOL BOL TEBESSÜM ET GÜLÜMSE
Hem Maliyeti Ucuzdur Hem De Değerine Paha Biçilmez...

Corel Draw-Flash-Photoshop
Photoshop Dersleri Linki
Corel Draw Dersleri Linki
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 27.04.08, 21:29
CiwCiw - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Administrator
Üyelik tarihi: Aug 2006
İletiler: 9.738
Ettiği Teşekkür: 9.662
2.726 tane iletisine 4.729 kere teşekkür edilmiş
CiwCiw isimli üye tecrübe puanını kapatmıştır.
  Send PM
Standart Bilinç, Bilinçdışı ve Kolektif Bilinç

b) Bilinç, Bilinçdışı ve Kolektif Bilinç

İnsanın bilinçli zihninin yanı sıra bilinç dışı olarak adlandırılan bir örtülü zihninin de olduğu görüşüne dayanan psikoanalitik yaklaşım, psikolojiye bu yaklaşımı kazandıran Sigmund Freud ile birlikte anılmaktadır.7 Freud’a göre insanın zihni bir buzdağı gibiydi. Görünen kısmı insanın bilinçli zihnini oluştururken, görünmeyen, suyun altındaki kısım bilinç dışı zihni oluşturmaktaydı. Freud’un psikolojiye ve insanlığa yaptığı çığır açıcı katkısı, insan zihnindeki bilinçaltının yapısını, süreçlerini ve mekanizmasını keşfetmesinden meydana gelir. Bu bağlamda, bilinçaltının açığa çıkarılmasına dayanan bir teknik ve genel bir psikoloji teorisi olarak gelişen psikanaliz, bilincimizden uzaklaşmış olan, bilinç yüzeyinde olmayan buz dağının görünmeyen kısmını ifade eden içeriklerin birtakım yollarla, örneğin rüyalarla, günlük yaşantıdaki önemsiz eylemlerle, meditasyon, trans ya da hipnoz gibi yöntemlerle ortaya çıkabileceği varsayımına dayanmaktadır. “Gardiyan uykuya daldığında, mahkumlar kılık değiştirip kaçar.” sözü ile Freud, dil sürçmelerinin, bildik isim ve olayları unutmanın, bilinçsiz bir şekilde sayıklamaların ve günlük yaşamda göze çarpan normal insanların başkaca alışılmadık davranışlarının bir hata eseri olmadığını gözler önüne sermiştir. Bütün bunlar, Freud’a göre, bireyin onları gizleme ve bastırma çabalarına karşın yüzeye çıkan düşüncelerin temsilleridir. Bilinçli zihin bir şekilde devre dışı kaldığında, bilinçdışı ile olan iletişim mümkün olmaktadır. Bu durum, günümüzde beynin elektro – kimyasını inceleyen bilim adamları tarafından, nöronlar arası akımların hızlanması ile açıklanmaktadır.

Freud’un bilinçdışına ilişkin ortaya koyduğu kavramlar ve işleyişleri bir noktaya kadar kabul eden Jung, bilinçdışını ikiye ayırarak bu yaklaşımı biraz daha geliştirmiştir. Ona göre bilinçdışı, öz ve kolektif olmak üzere iki farklı yapıdan oluşmaktadır. Jung, ortaya çıkardığı kolektif bilinçdışı kavramını bireyin daha önceki insanlığa ait duygularını, korkularını ve çabalarını sakladığı bilinçdışı olarak açıklamıştır. Jung’un bu teorisi, sadece psikolojiyi değil, felsefeyi ve din düşüncesini de oldukça etkilemiştir. Kolektif bilinçdışı, kalıtım ve genler yoluyla kuşaklar boyu aktarılagelmekte olan bir yapıdır ve bu yapı ile kişilik geçmişten etkilenerek, insanı gelecekte olmak istediğine uygun olarak yönlendirilebilecek iradi bir öznel olgudur.8 Her birey için psişenin temelini oluşturan bu kolektif bilinçdışı, bütün insanlık için ortaktır ve bireysel ego için belirlenmiş ya da kişisel zorunluluklar anlamında içeriklere sahip değildir. Kolektif bilinçdışı, beynin miras kalan yapısına adını vererek insanlığa geçmişinden miras kalan olasılıklar ya da psişik genel fonksiyonlar içermektedir.9 Bununla birlikte, kolektif bilinçdışının çeşitli görünümleri, arketipler, yani ilk örnekler ya da prototipler olarak bireyin kişiliğinde ortaya çıkmaktadır. İnsanların yarattığı Tanrı, çocuk, şeytan, yaşlı bilge adam, ak saçlı dede, tabiat ana, dev, kahraman gibi kavramlar, aslında birer arketiptir ve kolektif bilinçdışının değişik görünümleridir.10
__________________

Asla Başkalarının Umudunu Kırma, Belki Sahip Olduğu Tek Şey Odur..
BOL BOL TEBESSÜM ET GÜLÜMSE
Hem Maliyeti Ucuzdur Hem De Değerine Paha Biçilmez...

Corel Draw-Flash-Photoshop
Photoshop Dersleri Linki
Corel Draw Dersleri Linki
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 27.04.08, 21:30
CiwCiw - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Administrator
Üyelik tarihi: Aug 2006
İletiler: 9.738
Ettiği Teşekkür: 9.662
2.726 tane iletisine 4.729 kere teşekkür edilmiş
CiwCiw isimli üye tecrübe puanını kapatmıştır.
  Send PM
Standart Öz Bilinç ve Evrensel Bilinç

c) Öz Bilinç ve Evrensel Bilinç

Jung’un bireyleşme sürecinde bireye miras kalan değerleri, korkuları, olasılıkları depolayan kolektif bilinç, bilim felsefesini ve din düşüncesini etkileyen önemli bir kavramdır. Bu kavramı biraz daha ileri götüren “öz” bilinç ve “evrensel” bilinç kavramları da pozitif düşüncenin etkilerinin temelini oluşturmaktadır. Bu noktada kuantum felsefesinden de söz etmek, pozitif düşünce alışkanlığına sahip olmanın sonuçlarının anlaşılması için oldukça faydalıdır.
__________________

Asla Başkalarının Umudunu Kırma, Belki Sahip Olduğu Tek Şey Odur..
BOL BOL TEBESSÜM ET GÜLÜMSE
Hem Maliyeti Ucuzdur Hem De Değerine Paha Biçilmez...

Corel Draw-Flash-Photoshop
Photoshop Dersleri Linki
Corel Draw Dersleri Linki
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 27.04.08, 21:31
CiwCiw - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Administrator
Üyelik tarihi: Aug 2006
İletiler: 9.738
Ettiği Teşekkür: 9.662
2.726 tane iletisine 4.729 kere teşekkür edilmiş
CiwCiw isimli üye tecrübe puanını kapatmıştır.
  Send PM
Standart Kuantum Fiziği ve Felsefesi

(1) Kuantum Fiziği ve Felsefesi

Kuantum fiziği günlük yaşamımızda ve rasyonel aklımızla kavradığımız makro dünyanın fiziği değil, atomik seviyede, mikro dünyanın ele alındığı fiziktir. Zaman yolculuğunun mümkün olduğu ve evrende her olasılığı yaşamakta olan sonsuz farklı dünyaların var olduğu11 görüşünü savunan John Gribbin'e göre kuantum fiziği atomik seviyede madde ve radyasyonun incelenmesidir. Bu seviye bizim dünyamızın kurallarının kaybolduğu, Alice’in harikalar dünyası denilebilecek derecede şaşırtıcı bir seviyedir. Örneğin partiküller belirli bir zamanda bir yerde olabilirler, dalgalar ise uzaya yayılır. Halbuki atom seviyesinde elektronlar hem partikül gibi hem de dalga biçiminde var olabilir. Aslında, kuantum fiziği bize gerçekten de olasılıkların dünyasını açıklar ve bizim için en önemli şey de, gözlemcinin rolüdür.12 Çünkü gözlemci ister istemez, takip ettiği şeyin bir parçası haline gelir. Halbuki bizler günlük yaşamımızda, bizim dışımızda mutlak bir gerçeğin var olduğunu sanırız. Gözlerimizi kapasak da elimizdeki gazetenin ya da odamızdaki masanın halen var olduğunu düşünürüz, onun varlığından kuşku bile duymayız. Ancak kuantum seviyesine indiğimizde, örneğin bir elektron, bir partikül ya da dalga biçiminde belirlenebilir ve biz ancak Alman bilim adamı Heisenberg'in öne sürdüğü "belirsizlik ilkesi" karşısında kalırız. Buna göre, atom parçacıklarının konumunu belirleyebilirsek, izlediği yolu asla bilemeyiz ve bu durumun tersi de geçerlidir, yani izlediği yolu bilirsek, parçacığın nerede olduğunu da asla kestiremeyiz.13 Bir yandan klasik fizik bizi evrenden bağımsız, ayrık ve kopuk bir biçimde tanımlarken, kuantum fenomeni, içinde yaşadığımız dünyayı, gözümüzün yanıldığı gibi, birbirinden kopuk, ayrı ayrı bireysel elemanlara ayıramayacağımızı göstermiştir. Fiziksel olarak madde diye gördüğümüz nesnelerin derinliklerine inildikçe, karşımıza çıkan şey, dünyadaki bütün nesnelerin arasında varolan karşılıklı bir ilişkiler dokusudur. Yani holografik olarak tanımlayabileceğimiz evrenin esasında her zerresi birbiriyle bütündür, hiçbir şey, hiçbir zaman tümden bağımsız hareket edemez.14 Fiziğin son aşaması bizi şaşırtıcı kuantum teorisine götürürken, pek çok filozof, mistik ve ruhsal öğretiler içinde yer alan kişiler de bir yandan her şeyin "bir"in bir yansıması olduğunu, her şeyin "bir olma ilkesinden" türediğini söylemektedirler. İslam mistiklerinin arasında önemli bir yeri olan Hacı Bayram–ı Veli’nin holografik evren ile ilgili olarak aşağıdaki dizeleri günümüzden yüzyıllar önce söylerken, ifade ettiği de bundan başka bir şey değildir. On sekiz bin alemin cümlesi BİR içinde Kimse yok BİRden ayrık, söylenir BİR içinde Cümle BİR onu birler, cümle ona giderler, Cümle dil onu söyler, her BİR tebdil içinde Hacı Bayram – ı Veli Bu “bir” yaratıcıdır ya da kimilerine göre doğanın ta kendisidir. Spinoza 17.yüzyılda Tanrı ile doğayı özdeşleştirmiş ve her şeyin onun özel bir hali, görünüşü olduğunu söylemişti.15 Spinoza'ya göre üç ana ifade bulunmaktaydı: Cevher yani öz, nitelikler ve görünüşler. Görünüşler gerçeğin geçici olarak büründüğü herhangi bir özel nesne ya da olaydır. Spinoza'ya göre öz, doğa ya da Tanrı'nın kendisidir. Tanrı’nın sonlu ya da sonsuz görünüşleri vardır. Sonsuz olanlar Tanrı'nın özünden doğrudan görünürler, sonlu olanlar ise bir başka görünüşü gerektirirler. Sonlu olanlar hep birbirlerini gerektirirler ve sayısızdırlar. Sonsuz olanlar ise sonlu olanların ortaya çıktıkları bir bağlantıdır. Sonlu görünüşlerin örneği, madde özelliğinde uzaydaki nesneler; ruh özelliğinde ise düşüncedir. Sonsuz görünüşlerin örneği ise madde özelliğinde hareket ve durgunluk; ruh özelliğinde ise psişik olaylardır. Maddi ve “spiritüel” olan bu görünüşler arasında bir ilgi olmasa da tek bir Tanrıdan türemiş oldukları için bir paralellik vardır. Spinoza şöyle der; "Gerçek dünyanın düzeni ile ideal dünyanın düzeni birdirler"16. Maddi dünyadaki her görünüşün ruhi dünyada bir paraleli, bir karşılığı vardır. Bu iki görünüş aynı Tanrıyı paylaştıkları için birbirini etkiler. Yani maddi dünyadaki bir değişim ruhi dünyada da olur. Örneğin ruhunda pozitif bir gelişme olan insanda aynı pozitif etki o insanın vücudunda da meydana gelir.
__________________

Asla Başkalarının Umudunu Kırma, Belki Sahip Olduğu Tek Şey Odur..
BOL BOL TEBESSÜM ET GÜLÜMSE
Hem Maliyeti Ucuzdur Hem De Değerine Paha Biçilmez...

Corel Draw-Flash-Photoshop
Photoshop Dersleri Linki
Corel Draw Dersleri Linki
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 27.04.08, 21:33
CiwCiw - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Administrator
Üyelik tarihi: Aug 2006
İletiler: 9.738
Ettiği Teşekkür: 9.662
2.726 tane iletisine 4.729 kere teşekkür edilmiş
CiwCiw isimli üye tecrübe puanını kapatmıştır.
  Send PM
Standart Kuantum Felsefesi ile Öz Bilinç ve Evrensel Bilinç

(2) Kuantum Felsefesi ile Öz Bilinç ve Evrensel Bilinç

Yukarıda sözünü ettiğimiz kuram ve kavramlar bizi , kendimizi ayrı ayrı bireyler olarak değerlendirsek bile, ortak bir paydada yer aldığımız düşüncesine götürmektedir. Hepimiz bu ortak paydanın parçalarıyız ve bunu fark ettiğimiz anda kendimizi aslında evrenden kopuk değil, onun bir parçası olarak görebiliriz. Biz günlük hayatımızda mutlak gerçekliğe dair tanımlar yapsak da özde mutlak olan şey, "birlik" durumu, evrenle bir olma halidir. Yahudi ve Hıristiyan mistisizminde, Kabala'da, Budizmde ve daha pek çok ilahi olan ve olmayan dinde kabul edilen bu birlik olma haline, Sufiler Mevlana’da bütün dönüşlerin O’na olması gibi, “ben”den kurtuluşa “fena”, yaratıcı ile birleşme, “ben olma” sürecine "beka" adını verir. Hallac-ı Mansur “Ben Tanrıyım!” derken bundan başka bir şeyi ifade etmemiştir. Budizmdeki Nirvana’ya ulaşmak düşüncesi de benzerdir. İslam’daki tevhid inancı da, dünya üzerindeki pek çok inanç sistematiğinden farklı bir şey söylememektedir. Zaten Jung’a göre, bu dünyada yaşamakta olan insan ırkı tamamen yok olup bir başka insan ırkı mantar gibi yeniden yetişseydi, bu yeni ırkta da yine aynı inançlar ve din düşünceleri ortaya çıkardı. Zira Jung, “Zaten bildiğimizi düşündüğümüz kendimizi tanımaya, ancak yaradılışın sırrını çözmeye olduğumuz kadar yakınız.” derken, kendimizi tanımaktan uzak olduğumuzdan çok, kendimizi tanımanın yaradılışın sırrı ile birlikte geleceğine dikkati çekmek istiyordu. Burada yine Hacı Bayram-ı Veli’nin bir dörtlüğü verilmek istenen mesajı çok güzel bir biçimde anlatacaktır: Bayram özünü bildi, Bileni anda buldu. Bulan ol kendi oldu, Sen seni bil, sen seni... Hacı Bayram-ı Veli Kuantum filozofları, Jung ile paralel olarak, insanın saf bütün ve mükemmel gerçek hali olarak tanımladıkları bir öz bilinç kavramından da söz etmektedirler. Öz bilinç, bireyleşme kaosunun içinde durgun bir okyanus gibi olan, çözümsüzlükteki ezeli ve ebedi çıkış yollarını içinde barındıran, tüm sorular karşısındaki tüm yanıtları bilmekte olan bir ideal insan bilinci olarak fenomenolojik bilinçtir. İlhamlar ve rüyalarla bilince ulaşan öz bilinç, bireyin içindeki mükemmel model gibidir. Öz’ün yansıması, bir sanatçının yaratıcılığında, bir ermişin dünyayı aşmışlığında, bir çocuğun saflığında, bir bilgenin olaylara yaklaşım ustalığında, bir bilim adamının araştırma heyecanında açılımlara ulaşmaktadır.17 Her bireyin öz bilinci, kolektif ya da ortak bilinç safhasında birbiriyle bağlantılı ve bütün halindedir. Telepati ile açıklanmaya çalışılan olaylar bu ortak bilincin eseridir. Bir arkadaşımızı düşündüğümüzde bizi araması, rüyamızda hasta olduğunu gördüğümüz bir yakınımızın gerçekten rahatsızlandığı haberini almamız gibi olaylar ortak bilincin yansımasıdır. Jung’un kolektif bilinçdışı kavramı ile örtüşen ortak bilinç, sadece geçmişin değil, şimdinin ve geleceğin mesajlarını da içermektedir. Bir de bütün bu bilinçleri “bir”leştiren, bütün varlıkları içinde barındıran, temel bilginin ve gücün bulunduğu alan vardır ki bu da Evrensel Bilinç olarak karşımıza çıkmaktadır. Evrensel bilinç, bireyin kendisi olarak sahip olduğu Tanrısal niteliklerini keşfetmesi ihtiyacını karşılayan bir enerjidir. Bu bilinç sayesinde “dualarımız kabul olunur”, “yaratıcı imgelemelerimiz gerçekleşir” ya da “aklımıza gelen başımıza gelir.” Sufilerin “Allah’ın 99 isminin kulda görünmesi” üzerine uyguladıkları ibadet sistemi bu enerjinin açığa çıkarılması üzerine kurulmuştur. Zira, Tanrı ruhları yaratırken, her birine kendi ruhundan üflemiştir. Meditasyon da, Budizm’de ve tüm doğu felsefesinde bu tanrısallığın farkına varmak için yapılan bir pratiktir. Amaç bilinçli zihni devre dışı bırakarak evrensel bilinçle iletişim kurmak ve onun sırlarına vakıf olarak Nirvana’ya ulaşmaktır ya da “Vahdet-i Vücuda” ermektir.

Yukarıdaki şekle bakıldığında daha net anlaşılacak olan bilincin katmanları arasındaki bu durum günümüzde, daha önce de değindiğimiz gibi, bilinçli zihnin devre dışı kaldığı bir durum yaratarak, beyindeki mutluluk hormonu olarak bilinen serotonin salgısının artması sonucu nöronlar arası elektrik akımlarının, yani snapsların hızlanması ile açıklanmaktadır. Belirli mantraları çok sayıda tekrar etmek şeklinde gelişen en yaygın meditasyon uygulamaları, temelde, bir tür trans düzeyinde bilincin çeşitli katmanlarını açığa çıkarmak amacı ile yapılmaktadır. Böylece bireysel farkındalıkla evrensel farkındalığın bütünleşmesi söz konusu olmaktadır. Bir başka deyişle bu durum, evrensel bilinçle öz bilinç iletişiminin sağlanması ve bireyin yaratıcılık sıfatının açığa çıkması olarak özetlenebilir. Burada tabi, artan serotonin salgılamasının da bireyi iyimser ve yapıcı düşüncelere sahip olmaya yönlendirdiğini de göz ardı etmemek gerekmektedir. Çünkü gerçek anlamda bireyin tanrısal yaratıcı gücü açığa çıktığında, aklına gelenin başına gelmesi süreci içinde pozitif düşüncelere sahip olması önemlidir. O halde, insanın evrensel bütünün bir parçası olduğundan hareketle, tanrısal niteliği dahilinde yaratıcılığının olması ve bunun sonucu olarak yaşamının tamamını kontrol edebilmesi noktasına gelmek elbette ki mümkündür. Burada tamamı derken, iç ve dış etkenlerin tamamından söz edilmektedir. Çünkü bireyin tercihleri konusunda kişisel iradeye sahip olmasının yanı sıra, öz bilinçlerin bağlantılı olması ve ortak bilinç ve evrensel bilinçle bütün halinde olması dolayısıyla; birey kendinin farkında olduğu gibi, diğer tüm bireyler de onun farkında olacaklardır.

Daha basit bir anlatımla, örneğin bir insanın, “besle kargayı oysun gözünü” gibi bir inancı varsa, bu inanç kendi davranışlarına yön verecektir ve iyilik yapmaktan alı koyacaktır kendisini. Bununla birlikte, ortak bilinç sayesinde onun bu inancından haberdar olan tüm diğer bireylerin öz bilinçleri, bu inancı doğrulamak için çalışacaklardır ve bu birey inancını değiştirmediği sürece hayatı boyunca kime iyilik yapsa, kötülük bulacaktır. Bir bütünün tüm parçaları birbirinden ve bütünden haberdardır ve birbiriyle uyumlu hareket etmektedir. Bu konuda, Stoacı Epiktetos’a da kulak vermek gerekir. Onun ahlak felsefesinin temelinde iki kural vardır: “İradenin dışında, iyi ya da kötü olan hiçbir şey bulunmadığını kabul etmemiz gerekir” ve “Olayları öngörüp yönlendirmeye çalışmak yerine, onları yalnızca bilgelikle kabul etmeliyiz'. Epiktetos'a göre, insan için iyi olan tek şey iradedir ve en önemli erdem bilgeliktir. Bilgelik ise, insanın kendisini doğanın ayrılmaz bir parçası olarak görmesiyle ve doğanın seyrine ayak uydurmasıyla elde edilir. İnsan kendisini dünyanın gidişinden sıyırıp ayıramadığına göre, yapılacak en iyi iş dünyanın gidisini olduğu gibi benimsemektir, ancak bu şekilde gereksiz sıkıntı ve tedirginliklerden kurtulur. Bu arada, günümüzde yaşadığımız pek çok endişe, gerginlik ve psikolojik sorunların, kendimizi hayattan yalıtılmış hissetmekten, kopukluk duygusundan ve bu durumun doğurduğu güvensizliklerden ortaya çıktığını söylemek yanlış olmayacaktır. Bir ve bütün olma düşüncesi, olaylar karşısında mizahi bir bekleyişi ve sonucu görene kadar sabredişi beraberinde getirirken teslimiyetle bağlantılı bir tevekkülde bireyi aslında kendine güvenmeye ve kendi tercihlerine teslim olmaya davet etmektedir. Bilgelik, bütünün farkında olarak onu gözlemlemekte ve her şeyin olumlu bir sonucunun olduğunu bilmekte gizlidir. Bunu da yine bir tasavvuf bilgesi aşağıdaki gibi özetlemiştir. Hak şerleri hayreyler, Zannetme ki gayreyler. Arif anı seyreyler, Mevla görelim neyler, Neylerse güzel eyler... İbrahim Hakkı Erzurumi
__________________

Asla Başkalarının Umudunu Kırma, Belki Sahip Olduğu Tek Şey Odur..
BOL BOL TEBESSÜM ET GÜLÜMSE
Hem Maliyeti Ucuzdur Hem De Değerine Paha Biçilmez...

Corel Draw-Flash-Photoshop
Photoshop Dersleri Linki
Corel Draw Dersleri Linki
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 27.04.08, 21:35
CiwCiw - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Administrator
Üyelik tarihi: Aug 2006
İletiler: 9.738
Ettiği Teşekkür: 9.662
2.726 tane iletisine 4.729 kere teşekkür edilmiş
CiwCiw isimli üye tecrübe puanını kapatmıştır.
  Send PM
Standart Kendi Seçimlerimizi Yaşamak

2. Kendi Seçimlerimizi Yaşamak

Bugünkü fizik anlayışımıza göre evren, birbirini kesen pek çok elektromanyetik dalgadan oluşmuştur. Bu tanıma göre, uzayda boşluk yoktur, her yer doluluktur.18 Ünlü fizikçi David Bohm, atom altı parçacıklarla ilgili araştırmaları sonucunda evrenin de dev bir hologram olduğunu ortaya koymuştur.19 Bohm'un en önemli saptamalarından biri, günlük yaşantımızın gerçekte bir holografik görüntü olduğudur. Ona göre evren, sonsuz ve sınırsız "tek" bir holografik yapıdır ve parçalardan söz etmek anlamsızdır.

Beyin hücreleri dediğimiz nöronlar da, tek tek birer mini hologram gibidirler ve gelen verileri frekanslarına ayırarak algılarlar. Her bir hücrenin etkinliği, kendi içinde bir dalga boyu oluşturmaktadır. Bir sürü hücrenin dalga boylarının birbiriyle etkileşim kurmalarından oluşan holografik model, bizim beş duyuyla algıladığımız görüntüyü ortaya koymaktadır. İnsan beyni de pek çok mini hologramdan oluşmuş büyük bir hologram olarak düşünülebilir. Çünkü beyindeki her hücre, aslında her işlevi yapabilecek yetenektedir.

O halde, insanların ister Allah, ister doğa, ister Tanrı ya da Evrensel enerji adını verdikleri “büyük yaratıcı”, bütünlüğün içinde, “yaratılanlardan” ayrı değildir. Holografik evrenin temeli de, evrende yaşayan ve yaşamış olan her bir canlının zihninde gizlidir. Bununla birlikte, zihnimiz ve ruhumuz kadar vücudumuzdaki her hücre ve atom da bu bütünün içinde aynı yaratıcı sürece katılmaktadır.

“Benim hiç suçum yok!, Her şey ...... ’nın yüzünden.”
“Bu iş ..... ‘nın sorumluluğundaydı.”
“Ben burada harcanıyorum.”
“Neden hep ben?”... “Kader...”
“Yine mi benim başıma geldi en kötüsü?”
“Artık .... olsun istemiyorum!”
“Her şey o kadar kötü ki, ve böyle kötü olmaya devam edecek.”
“Bu devirde artık iyilik diye bir şey kalmadı....”

Bu cümleler, günlük yaşamımızda sıklıkla karşılaştığımız ve bazen bizzat kullandığımız cümleler. Oysa şimdi düşüncelerimizin, sözlerimizin, isteklerimizin farkında olduğumuzdan çok daha başka açılımlarının olduğunu ve dünyanın bir ucunda kanat çırpan bir kelebeğin dünyanın diğer ucunda fırtınalara sebep olması misali etkiler yaratabildiğini biliyoruz. Şimdiye kadar sarf ettiğimiz bu gibi sözlerin ya da sahip olduğumuz olumsuz düşüncelerin kendi yaşantımızda ve bizimle ilgili kişilerin yaşantılarında nasıl olumsuz etkilere sebep olduğunu anlamak oldukça kolay görünüyor.

İnsan kendi kaderini tam olarak yaratabilme yetisine sahip bir varlık olarak evrensel bütünlük içindeki yerini almış durumdadır. O halde bundan sonraki düşüncelerimizi ve eylemlerimizi kontrol ederek istediğimiz yaşamı, kendi seçtiğimiz koşullar dahilinde yaşamamız mümkün görünüyor. Bu da tam anlamıyla sorumluluk alabilen, kendi değer ve inançları doğrultusunda davranmayı seçen, risk almaktan kaçınmayan, davranışlarının sorumluluklarını üstlenen, yaşama karşı etkin kişiler olmayı seçmeye yönlendiriyor insanı. Böyle olmanın yolu da pozitif düşünmekten geçiyor. Pozitif düşünce zorluklara ve engellemelere rağmen genel olarak hayatta her şeyin iyi gideceğine dair güçlü bir beklentidir. O halde bu beklentinin yönü, davranışlarımızın da yönünü belirler.
__________________

Asla Başkalarının Umudunu Kırma, Belki Sahip Olduğu Tek Şey Odur..
BOL BOL TEBESSÜM ET GÜLÜMSE
Hem Maliyeti Ucuzdur Hem De Değerine Paha Biçilmez...

Corel Draw-Flash-Photoshop
Photoshop Dersleri Linki
Corel Draw Dersleri Linki
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar
Cevapla

Tags
dunya klasikleri, eleanor h porter

« - | - »
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may post new threads
You may post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz