Bağlantı Sorunu | Sayfalara bağlantı eklemek | Aztech DSL600EW bağlantı sorunu | Foruma Bağlantı Sorunu Hakkında | Penisin büyüklüğü ile zevk alma arasında bir bağlantı yoktur |
Kayıp Bağlantı
Bir Kaverengi Cüceden kaynaklanan Radyo Yayınının keşfi Pulsarların Nasıl Çalıştığı Gizemini Aydınlatabilir
Yukarıdaki çizimde inanılmaz parlaklıkda ki radyasyon ışınlarının ortaya çıktığı, bir kahverengi cücenin manyetik kutuplarındaki süper-aurora(kutup ışıkları) bir ressamın gözünden betimlenmektedir. Cücenin her dönüşünde cüceden kaynaklanan ışınlar dünyayı peryodik atımlarla taramaktadır.
Bir kaç yıl evvel kahverengi Cücelerin önemli miktarda radyo dalgaları üretilemeyeceği düşünülürken, yeni keşfedilen bir Kahverengi cücenin deniz fenerlerini andıran, pulsar benzeri inanılmaz parlaklıkda radyo dalgaları yaydığı keşfedildi. Bu keşif, Ulusal Bilim Kurumunun çok büyük dizge(VLA) 'sini kullanan bir araştırma ekibi tarafından gerçekleştirildi.
Ulusal İrlanda Üniversitesinden, Greg Hallinan'a göre ; "Bu radyo yayımı kahve rengi cüce ile beraber devinmekte ve Dünyaya çarptıklarında farkedebilmekteyiz, aynen pulsarlarda olduğu gibi" demektedir. Ve ;"Artık kahverengi cücelerin, güneş sistemimizdeki ışıma yapan(radyo yayımından bahsedilmektedir, bknz Jüpiter kutup ışıkları) gezegenler ile pulsarlar arasındaki kayıp bağlantının olabileceklerini düşündüklerini" eklemektedir.
Kahverengi cüceler bir yıldız oluşturmaya yetemeyecek fakat bir gezegene göre çok büyük olan kütleleri ile esrarengiz gök cisimleridir. Daha büyük yıldızların enerji oluşturmasını sağlayan çekirdeğindeki hidrojeni helyuma dönüştürecek füzyonu tetikleyemeyecek kadar az miktarda kütleleri olduğu için bazıları kahverengi cücelere başarısız yıldızlar adını vermektedirler. Güneş sistemimizin tartışmasız devi jüpiterin 15 ila 80 katı bir kütleye sahip olan kahverengi cücelerin varlığı uzun zamandır bilinmektedir, fakat 1995'e kadar gökbilimciler ancak bir tanesini gerçekten gözlemleyebilmişlerdir. şimdilerde ise birkaç düzinesinin olduğu bilinmektedir.
2001 yılında , görevli gökbilimcilerin kahverengi cücelerin radyo dalgaboyunda gözlemlenemeyeceğini iddia etmelerine karşın bir gurup yazokulu öğrencisi VLA'yı kullanarak bir kahverengi cüceyi gözlemlediler.
Ve gökcisminde gerçekleşen güçlü radyo yayımı parlaması gökbilimcileri oldukça şaşırtmış ve öğrencilerin keşif ile ilgili makaleleri prestijli bilimsel bir dergi olan Nature'da yayınlanmıştır.
Hallinan ve ekibi geçen yıl bir grup kahverengi cüceyi gözlemlediklerinde ise bunlardan 3 tanesinin pulsarlarda olduğu gibi tekrar eden inanılmaz güçlü radyo atımları gösterdiklerini farkettiler. Ve radyo atımlarının, aynen süper yoğun nötron yıldızları olan pulsarlarda gözlemlenen, kahverengi cücenin kutuplarından yayımlanan ışınlardan kaynaklandığı sonucuna vardılar.
Kahverengi cücenin yayımladığı radyasyon atımlarının karakteristiği ise güneş sistemimizdeki gezegenlerden jüpiter ve Dünyayıda içeren bazı gezegenlerde görülen mekanizmaya benzer süreçlerle üretildikleri sonucunu önermektedir. Bu süreç, gezegenin manyetik alanı ile etkileşime giren elektronların aynen bir lazeri tetikleyen ışık dalgalarında gerçekleştiği gibi doğal maserler tarafından tetiklenen radyo dalgaları tarafından üretilmektedir.
İrlanda Üniversitesinden, Aaron Golden'a göre ise; "gözlemlenen kahverengi cüceler, gezegenler ve pulsarların yaydıkları radyo atımı güçlerinin arasında bir değerde radyo dalgaları yayınlamaktadır. Gerçi kahverengi cücelerin yaydıkları radyo atımlarının pulsarların yayımladığı radyo dalgalarının üretildiği süreçden farklı bir şekilde gerçekleştiğini düşünsek de , kahverengi cüceler hakkındaki daha ileri çalışmalar pulsarların nasıl işlediği ile ilgili bazı bilinmezleri/sırları anlamamıza yardımcı olabilecek yeteri derecede benzerlikler içermektedir" demektedir.
Pulsarlar 40 yıldan beridir bilinmelerine karşın halen güçlü radyo atımlarını nasıl gerçekleştirdikleri tam olarak anlaşılamamıştır.
Kahverengi cüceler pulsarlara nazaran çok daha acelesiz bir devir hızıyla devinmektedirler. Pulsarlar saniyede onlarca ila saniyede yüzlerce radyo atımı yayınlamalarına karşın VLA ile gözlemlenen kahverengi cücelerin gösterdiği radyo atımlarının genlikleri yaklaşık olarak her iki yada üç saatte bir radyo atımı seviyesindedir.
Kaynak : Astronomy.com
Büyük Bir Keşif : Yeni Bulunan Bir Gezegen Yaşama Ev Sahipliği Yapıyor Olabilir.
Gökbilimcilerin bu gün keşfini ilan ettiği güneş sistemi dışındaki şimdiye kadar keşfedilenler arasındaki dünyaya en çok benzeyen ilk karasal gezegenin üzerinde sıvı su hatta yaşam barındırabileceği iddia ediliyor!!
Bilindiği üzere sıvı su yaşam için anahtar bir bileşiktir. Yeni keşfedilen gezegen yıldızının yörüngesinde, "Goldilocks mesafesi" olarak adlandırılan (sıvı suyun donmadan yada buharlaşmadan kalabilmesi için gezegenin yıldıza bulunması gereken) en uygun uzaklıkta dolanmaktadır.
Henüz gökbilimcilerin elinde gezegen biyolojisi hakkında sinyal alabilecek imkan bulunmasa da yapılan bu keşif, güneş sistemi dışı gezegenleri keşfi ve dünya-dışı yaşam arama konusunda çok önemli bir kilometre taşıdır ki keşfi gerçekleşebilec bir dünya-dışı yaşam büyük olasılıkla evrene bakışımızı temelden sarsabilecek bir potansiyele sahiptir.
İsviçre Geneva gözlem evinden araştırma lideri Stephane Udry'e göre " Hedef güneş benzeri bir yıldızın çevresinde dolanan dünya benzeri bir gezegende yaşam bulmaktı. ve gerçekleşen keşif bu yolda atılmış çok önemli bir adımdır. her attığınız bir adım önemli getirileri olan ilerlemeler sunacaktır" demektedir.
Yeni keşfedilen gezegen, Dünyamızın çapının %50si kadar daha büyük ve kütlesi Dünyamızın 5 katı kadardır. "Süper Dünya" olarak adlandırılan Gliese 581 C nin yörüngesinde dolandığı yıldızı Gliese581 ise bizden 20,5 IY uzaklıkda konumlanmış güneşimizin üçde biri kütlesine sahip minik bir kırmızı cücedir.
Bu Güne Kadar Keşfedilmiş En Küçük Güneşsistemi-Dışı Gezegen
Gliese 581 C, şimdiye dek keşfedilmiş güneşsistemi-dışı gezegenler arasındaki en küçük olanıdır. Yıldızının çevresinde dünyamızın güneşe olan uzaklığının 15'de biri kadar uzaklıkda ki bir yörüngede döner ve bir yılı dünyamızın 15 gününe denk gelmektedir. Kırmızı cüceler, yada M cüceleri, güneşimizden 50 kat soluk ve soğuk yıldızları olması hasebi ile gezegenleri yaşamsal bölge olarak adlandırılan, sıvı suyun barınabileceği yıldıza en uygun uzaklığa sahip uzay bölgesi yıldıza, günşe sistemimizde olduğundan daha yakındır. ve gezegenler kırmızı cüce yıldıza çok yakın mesafelerde yörüngelerde dolansalar bile yaşamsal bölge içinde kalabilmektedirler.
Grenoble Universitesinden araştırma ekibi üyesi Xavier Delfosse 'a göre;
"Yıldızına yaşamsal bölge içinde kalabileceği bir uzaklıkta bulunan gezegen, Dünyamıza kıyasla çok daha yakın bir yörüngeye sahip olmalıdır ve ileride dünyadışı-yaşama adanacak olan uzay çalışmaları için çok önemli bir hedef olabilir. Evrenin hazine haritasında ,Bu gezegen X olarak işaretlenmeyi haketmektedir." diye ekliyor.
Kırmızı cücenin çevresinde ise 2 adet daha gezegen bulunduğu bilinmektedir. Aynı gözlem ekibi tarafında keşfedilmiş olan, bir tanesi yıldızının çevresinde Gliese 581 C 'e göre çok daha yakın bir yörüngeye sahip 15 dünya kütlesindeki bir "sıcak-jüpiter" gazdevi 'dir. Diğeri ise Gliese 581C ile aynı tarihte keşfedilmiş olan, yaşamsal bölgenin dışında bulunan 8 dünya kütlesine sahip bir gezegendir.
Olası Bir Su Dünyası
Bilgisayar, modelleri Gliese 581 C 'nin bir karasal gezegen yada tamamıyla okyanuslarla örtülmüş bir su dünyası olabileceğini önremektedirler.
Udry'e göre Tahminlerimize göre keşfedilen süper-dünyanın üzerinde ortalam sıcaklığın 0 ila 40 derece Celcius civarında olabilir. ve bu ortamda su sıvı olarak kalabilecektir." diyor.
Gökbilimciler, keşfi gerçekleşen yeni "dünya" yı, La Sille, Şili'de ki 3,6 metre açıklığa sahip Avrupa Güney Gözlemevi teleskobuna takılan HARP cihazı sayesinde gerçekleştirdiler. Yalpalama yada "radyal hız" tekniği olarak adlandırılan ve gezegenlerin yıldızlarına uyguladıkları kütleçekimsel etkiler ile yıldızlarına yaptırdıkları yalpalama hareketlerini ölçerek gezegen kütlelerini ve büyüklüklerini tespit ettiler.
Udry 'nin söylediğine göre gliese 581c üzerinde yaptıkları hesaplar ile gezegenin yaşamsal bölge içinde bulunduğunu anlamaları çok fazla uzun sürmemiş ve Bunu anladığı anda medyadan gelebilecek bilgi almak isteyenlerin açacağı telefonlara cevap vermek için bir sürü vakit harcaması gerekeceğini farketmiş. ki bu keşif habercilerin büyük bir hevesle yayınlamak isteyecekleri büyük bir olaydı.
Daha Yapılacak İşler Var
Araştırma ekibinde bulunmayan Harvard-Smithsonian astrofizik Merkezi'nden gökbilimci David Charbonneau'a göre bu "tam anlamıyla fantastik bir keşifdir. ve bu büyük olasılıkla etrafda buna benzer bir sürü gezegen daha bulunabileceği anlamına gelmektedir"
Gliese 581 c henüz üzerinde yaşam barındırdığı kanıtlanmamış da olsa ilk defa anahtar bir ihtiyacı/beklentiyi karşılamışdır.
Charbonneau araştırma ekibinin teknik özelliklerini şöyle övmektedir; "her bir gezegenin yıldızına uyguladıkları bu yalpa hareketinin miktarı sadece saniyede birkaç metre kadar azdır. ve bu kullandıkları ölçüm cihazlarının ne kadar kaliteli olduğunu göstermektedir." diyor.
Harvard-Smithsonian CfA 'a dan bir diğer gökbilimci David Latham keşif hakkında başka gökbilimcilerin övgülerine katılmakla beraber diğer hedefin keşfi yapılacak olan gezegenin yörüngesinin onu yıldızı ile dünyamızın arasına sokacağı yaşamsal bölgedeki benzer bir dünya bulmaktır. Ve gökbilimciler bu sayede transit geçiş tekniği olarak adlandırılan yıldızları önünden geçen gezegenlerin yıldızlarının ışıklarında meydana getirecekleri bir miktar sönükleştirmelerinin ölçülerek gezgen büyüklüğünü hesaplamayı umud etmektedirler.
Latham'a göre ancak bu sayede keşfedilecek gezegenin karasal mı yoksa bir su dünyasımı olduğu kesin olarak anlaşılabilecektir.
Washington Carnegie Enstitüsünden teorik gezegen bilimcisi Alan Boss'a göre "gezegenin sıvı su tutabilme potansiyeli onu büyüleyici hale getirmektedir. Gliese 581c keşfi yapılan en yakın gezegenlerden biridir. ve sanırım SETI hastaları bunu dinliyorlardır." diyor
SETI enstitüsünden kıdemli gökbilimci Seth Shostak'a göre Gliese 581 sistemi zeki yaşam sinyalleri aranması için iki defa dinlenmiş. ilk defasında 1995 de Avustralyadaki Parks Radyo teleskobu kullanılarak , ikincisinde ise 1997 yılında Batı Virginia daki Greenbank Radyo teleskobu kullanılarak izlenmiş, ama hiç bir sinyal alınamamış.
Shostak'a göre iki defa dinlenilmiş olması bir defa daha dinlenilmeyeceği anlamına gelmez hatta Yapmalıyız zira bu şimdiye kadar keşfedilen güneşdışı-gezegenler arasındaki en güçlü adaydır diyor.
Shostak, keşif karşısında çok memnun olduğunu ifade ediyor. "bu daha evvelden kalmış olan, dünya boyutlu gezegenlerin yaygın olmadığı önerisini tarihe gömdüğünü işaret etmektedir." diyor ve "artık iki tanesinin yaşamsal bölge içerisinde bulunduğunu biliyoruz. birisi bizimki,dünyamız diğeri ise şimdi keşfedilen. ve iki tane bir taneden iyidir." diye ekliyor.
Shostak, Gliese 581 sisteminin yazın devreye girmesi planlanan yeni Allen Teleskop dizgesi kullanılarak çok daha geniş bir radyo spekturumunda tekrar bakılması gerektiğini ifade etmektedir.
Kaynak : Space.com
En Düşük Kütleye Sahip Beyaz Cüce
Araştırmalar Bir beyaz cüce yörüngesinde dolanan gökadamızın en düşük kütleye sahip olan beyaz cücesini ortaya çıkardı:
Yukarıda bir sanatçının gözünden keşfedilmiş en düşük kütleye sahip beyaz cüce ile ona eşlik eden bir diğer beyaz cüce yoldaşını betimlemektedir. Ön plandaki beyaz cüce 500 milyon yıl evvel,kütlesini eşine kaptırdığı radikal bir kütle kaybına uğramıştır. Şu an düşük kütleli olan beyaz cüce güneşimizin %17 si kadarlık bir kütleye sahiptir.
Gökbilimciler Satürn büyüklüğünde bir boyuta sahip, helyumdan oluşan ve güneşimizin 5 te biri kadar bir kütleye sahip gökadamızdaki en düşük kütleli beyaz cüceyi keşfettiler. Bunun yanı sıra bir de beyaz cücenin radikal kütle kayıp planınıda ortaya çıkardılar. Diğeri gibi beyaz cüce olan görünmeyen bir eşi ise beyaz cücedeki önemli miktarlardaki kütleyi emerek eşini gölgede bırakmayı başarmış.
Harward Simithsonian enstitüsünden Warren Brown'a göre bu çok garip bir yıldızdır. Bu seviyede düşük kütleli bir beyaz cücenin oluşması için normal ötesi durumlar gerçekleşmesi gerekmektedir.
Güneş boyutlarında bir yıldız öldüğünde bir beyaz cüceye dönüşmektedir. SDSS J091709.55+463821.8 (bundan sonra J0917+46) olarak da adlandırılan yeni keşfedilen beyaz cüce Vaşak ve Büyük Ayı takımyıldızlarının sınırında Dünyamızdan 7400 ıy ötelerde bulunmaktadır. Normalde beyaz cüceler yaklaşık olarak Güneşimizin yarısı kadar bir kütleye sahip olması gerekirken yeni bulunan beyaz cüce ise çok daha küçük bir kesiri kadar kütleye sahiptir.
Ohio Eyalet üniversitesinden Türk gökbilimci Mükremin Kılıç'a göre ise Beyaz cücemizin fiziksel boyutlarına nazaran kütlesi oldukça cılızdır.
Sloan Dijital Gökyüzü taraması'ından alınan bu fotoğrafta gökadamızdaki en düşük kütleli beyaz cüce görülmektedir. SDSS J091709.55+463821.8
bizden 7400 IY uzaklarda bulunmakta ve beyaz cüceye oldukça yakın bir yörüngeye sahip görünmeyen bir eş yıldız eşlik etmektedir.
Gökbilimciler J0917+46 'yı keşfettiklerinde beyaz cücenin kütle kaybetmesinden sorumlu görünmeyen bir eşi olduğunu tahmin etmişlerdi.
Daha sonra alınan radyal hız ölçümleri ile beraber,kütleçekimsel etkileriyle beyaz cüceyi yörüngesinde çekiştirerek yalpa yaptıran bir eşi olduğu sinyalini tespit etmeleriyle beraber tahminleri doğrulanmış oldu. Gökbilimciler görünmeyen eşin çok düşük kütleli anakol yıldızı yada bir karadelik olabileceği ihtimalini düşünürlerken bu adayın beyaz cüce(daha akla yatkın) yada bir nötron yıldızı olması gerektiğini hesapladılar
Brown: " hiç bir yıldız bu kadar düşük kütleli bir beyaz cüceye dönüşebilecek kadar yaşlı değildir." demektedir. ve " Bunun yanısıra beyaz cüceden kütlenin bir eş yıldız tarafından emilmiş olması gerektiğini biliyoruz " diye ekliyor.
Simithsonian Astrofizik Gözlemevinden eş-sorumlu Scott Kenyon'a göre ise ; Bu eş yıldızın bulunması yıldız evrimi teorilerinin çok önemli bir testten geçmesi manasına gelmektedir. Eş yıldızın büyük kütleli bir beyaz cüce yada bir nötron yıldızı olması ise teoriylede uyumlu bulunmaktadır.
Ekip aynı zamanda bu eş garip kürelerin geçmişinide tanımlamıştır. Bu çift yıldız sistemi birisi güneşimizin iki katı kütleye sahip bir yıldız ve ötekisi de güneşimizden çok daha düşük kütleli bir yıldız çiftinden oluşmuş olmalıydı. Daha ağır olan yıldız büyük ihtimalle eşinden çok daha evvel evrim geçirerek Güneşimizin 3 de biri kadar bir kütleye sahip bir beyaz cüceye dönüştü 10 milyar yıl sonra ise eşi de bir başka beyaz cüce haline dönüştü. Her aşamada evrim geçirerek dış katmanlarını uzaya salmış olan yıldızın dış zarfı eşini yavaşlatarak, sistemdeki yıldızların tuzaklanarak bir irlerine daha çok yaklaşmalarına sebep oldu. şu an iki yıldız birbirlerinin yörüngesinde 650 000 mil mesafede saatte 335 000 millik bir hızla dönerek bir turlarını 7,6 saatte tamamlamaktadırlar.
Kılıç'a göre ise beyaz cücemizle eşi arasındaki ilişki iki tarafında birbirine çok şeyler verdikleri bir kozmik evliliğe benzemektedir.İki yıldızda birbirlerine çok yaklaşmaya başlamakta ve bir tanesi diğerini kucaklar gibi sararak sürekli kütle kaybetmekte ve birbirlerine yaklaşmaktalar, diğeride evrim geçirerek dev haline geldiğinde ilk yıldızı kucaklayarak büyük miktarda kütlesini aktarmakta ve dans devam ettikçe sürekli daha çok yakınlaşmaktadırlar.
Gökbilimcilere iki beyaz cücenin gerçekleşmesi en az on milyar yıl sürecek bir süreçte birleşeceklerini tahmin etmektedirler.
Kaynak Astronomy.com
» Nüve Forum » kütüphane » Bilim ve Teknoloji » Gökbilim »










