|
#1
|
|
23.01.08, 11:16
Yemek buldun ye,dayak buldun kaç! Paris banliyösü çocukları David Belle ve Sébestien Foucan çoğu zaman izliyenlere doğaçlama gibi gözüken dans,koşu,aerobik karışımı engelelleri aşma yöntemleriyle son dönem Fransız ve Hollywood sineması olsun,dansçılar ve müzik vidyoları olsun büyük kitleleri kendilerine hayran bıraktılar.Banlieue13,Yamakasi bu ikilinin Luc Besson üzerinde bıraktıkları etkilerin sonsuza kadar saklanabilecek kanıtları olan filmler.Madonna, David Guetta, Die Trying, Eric Prydz, Paul Oakenfold gbi müzisyenler popüler vidyo kliplerinde parkour ve free running sanatçılarına yer vererek hem beklediklerinden de fazla ilgi çektiler,hemde bu spor/sanat/isyanın yayılmasında yardımcı oldular. Bu atlama zıplama işinin nasıl çıktığına bir göz atacak olursak her şey David Belle’nin babasının da etkisiyle Georges Hébert adlı beden eğitimci,teoriysen tarafından Fransız ordusu için geliştirilen obstacle course(engelli koşunun askeri olanı..)denilen Full Metal Jacket da Private Pyle’ın başının belası şeyden inanılmaz derecede etkilenmesiyle başlar.David bu olaydan o kadar etkilenir ki bir sivil olarak alınmadığı askeri kamp yerine yaşadığı banliyöde sağa sola tırmanmaya, bir şeylerin üstünden atlamaya, bir yerlerden sarkmaya başlar.Bu aktiviteleri yaparken de Parkour felsefesini de şekillendirmeye başlar.Artık koca şehir onun engelli pistidir ve bu pistte her zaman bir şeylerden kaçması gerekecektir.İşte o kaçışı en kısa sürede ve en etkin biçimde yapmak onu bu işin gösteri kısmına kaymaya başlayan Foucan dan ayrılmaya itmiştir.Foucan git gide James Bond(Casino Royale)gibi filmlerde oynamaya başlarken David Dünya’nın çeşitli yerlerinde dernekler,klupler,birlikler kurup tekrar Paris’e çalışmaya,koşmaya dönmektedir. Mimarlar, kentsel tasarımcılar, peyzaj mimarları… kısaca bütün mekan tasarımcıları; tasarımlarını yaparken oluşturdukları kurgular doğrultusunda hareket ederler. Bu artık geçerli değil! Nerenin mekan olduğu nerenin olmadığı sorusunu kendilerine bir kez daha yöneltmeleri gerekecek ;çünkü artık yönelme kavramı (nereye ve nasıl) mimarın verdiği karardan sonra günlük yaşamın getirdiği ihtiyaçlar ve yeni gelişen zorunluluklar neticesinde değişime uğruyor veya kullanılmaz hale geliyor.Bu değişimler kimi zaman tasarımın çehresini kalıcı olarak değiştirirken ,bazen de hiç dokunmadan meydana gelebiliyor. David Belle, Sebéstien Foucan’ın “kaçma sanatı” olarak adlandırdıkları ve şu anda iki disiplin (Parkour, Free Running) olarak Fransa da uygulanmakta olan hareket sporu,sanatı,felsefesi başlatılırken hiç de mekana dokunmadan değiştirecek gücü olacağı düşünülmemiştir.Tabi bu değişimin nasıl olabileceğini anlayabilmemiz için önce bu insanların ne yaptıklarını bilmemiz ve daha da önemlisi neden yaptıklarını algılayabilmemizin büyük yardımı olur.Bu çocuklar!(David Belle bu işin yaratıcısı..30lu yaşlarında artık)babasının orduda gördüğü eğitimde de etkilenerek işe yaşadıkları banliyölerde sağ sola tırmanarak,bir şeylerin üstünden atlayarak başlamıştır.Zamanla kendisi gibi hoplama zıplamaya meraklı arkadaşı Sébastien ile olayı bir şeylerden ölümüne kaçıyormuş gibi ekstrem bir noktaya taşırlar ve günlük yaşamı dolayısı ile “normal” olarak adlandırabileceğimiz insanların yapmaya hiç kalkışmayacakları,anlayamayacakları,denediklerinde ise ciddi yaralanmalar veya ölümle sonuçlanacağı “sokak parkurları”nı koşmaya başlarlar. Bir duvar veya zaten mimar tarafından belirlenmiş bir mekan olan çatı bir anda bir kaçış mekanına dönüşür ve bu işin felsefesi olan “Dayak ye, döv veya kaç!” tan KAÇ eylemiyle birlikte hareket başlar. Koşucu geçici bir yerleşme ile duvarı bir koşma alanına dönüştürür. Normal zamanlarda farkında olmadığımız ama yaşarken de istisnasız uyduğumuz mimari kurallara yabancılaşır.Taşıyıcı olan duvar artık “sanatçı” için bir geçiş alanı olmuştur.Mimarın belki de bir dolu boş ilişkisinde kurguladığı, insanların sıkışık, doğadan kopuk şehir hayatında hava almak,vs gibi yaşama eylemlerini yaptığı balkonlar bu koşucular için bir sonraki engelden önce birer basamak halini alır. Bu bilinçsiz olarak başlayıp, mekansal bir alternatif yaratmaya kadar uzanan bir süreç olmuştur bile artık koşucu ve izleyenler için.Bina tasarımında yani mimarin verdiği kararlarda çelişkiler yaratılır her bir koşu turunda.Mimarın hiç de yaşanılacak, spor yapılacak yada en azından insanla doğrudan bir ilişki içinde olmayacağı beklide olamayacağını düşünerek kurguladığı soğuk çatı olgusu üzerinde koşanlar,koşmaktan yorulup dinlenenler yada saklananlar için birer mekan halini almaya başlar.Parkour ve Free running artistleri içeri-dışarı, zemin-tavan olarak sürdürdüğümüz ilişki tipini tıpkı Crouching Tiger,Hidden Dragon filminde olduğu gibi bu katmanların arasına birer,ikişer katmanlar daha da katarak kullanılır veya kullanıl(a)maz alanları yeniden tanımlar hale gelirler.Çatılarda koşan insanlar,dallardan dallarda geçen savaşcılar,yada parapetlerde oturan,duvarlardan geçen koşucular sinemayı ve günlük hayatı multi katmanlı bir halde yaşayarak yeni bir heyecan kim bilir beklide tasarımcılar ve halk için bir endişe haline getirdiler. Parkour’un diğer mottosu ise mimari üzerine yaptığı etki ile büyük bir ironi içindedir. “être et durer” yani “olmak ve devam etmek,sürmek” Parkour’un bu felsefesini anlatan cümleden de anlaşıldığı gibi her zaman ki bildiğimiz kullandığımız yollar bitse de özgülük için durmadan devam etmek ve hedefe ulaşmak gerektiğini vurgulanır. Başkent Üniversitesi, GSTMF, İç Mimarlık Bölümü Ateş UÇUL / Barış YAKIN
__________________ Başkent Üniversitesi Güzel Sanatlar, Tasarım ve Mimarlık Fakültesi |
| icmimar kullanıcısının bu bilgilendirici iletisine teşekkür eden üye : | ||
CiwCiw (23.01.08) | ||
| Sponsorlar |
| |
![]() |
| Tags |
| sbestien foucan, free running, david belle |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|