Tarihsel süreç içerisinde mimarlık, pek çok değişikliğe uğramıştır ve farklı ifade biçimleri ortaya çıkarmıştır. Bu değişimler mimarlık disiplini içerisinde bulunan normları da etkileyerek, hedeflenen amaçların yanısıra farklı potansiyelleri oluşturmuş ve yaşatmıştır.
Bu oluşuma örnek olarak, Sıhhıye ’de bulunan, gazeteci-yazar Abdi İpekçi (1929-1979)’nin anısına 1979 yılında, Ankara Belediyesi’nin talebi üzerine kamusal alanlara heykel çalışmaları yapan, Metin Yurdanur (1950- ) tarafından yapılmış el heykelini gösterebiliriz.
Anıtlar, bakışın nesnesidirler. Her zaman sabit olup, kendi içerisine kapanıp, içiyle beraber yaşayan yapılardırlar. Abdi İpekçi Parkı’ndaki göğe yükselmiş bu el heykelleri de anıtsal ve bulunduğu konum itibariyle yani şehir içerisinde insanların yoğun olduğu bir kamusal alan içerisinde olmasından dolayı, süs niteliği taşımaktadır.
Süs, aslında sanayi devriminden önce insanın kullanabileceği her türlü nesnede ve mimari yapılarda göze çarpmaktaydı. Sanayi devriminden sonra, bu devrimin getirdiği seri üretim, teknoloji, globalleşme vb. ile bu durum değişerek, yeni barınma üniteleri ortaya çıktı ve daha sonra rasyonalizm(akılcılık)ve devamında modernizme geçildi. Modernizmle beraber mekan kavramı kullanılmaya başlandı. Rasyonalizmin öncülerinden olan Adolf Loos, öncüsü olduğu akımında arkasında durarak, süslemeye karşı çıktı ve süslemenin bir suç olduğunu belirtti.
Genellikle gösteriler ve sesini savundukları düşünceleri duyurmak isteyenler için kullanılan bu anıtsal süs heykeline, dokunulmamış, fakat insanlar tarafından eklenti yapılarak mekansallaştırılmıştır. Yani heykele insanlar tarafından önemli bir müdahale yapılmıştır.Bu, süse karşı çıkışın ve bunun sonucunda, süs niteliğindeki bir anıta eklenti yapılarak, görsel bir nesneden çok fonksiyonel bir nesneye dönüştürme düşüncesi olarak algılanabilinir mi?
Yapı sürekli yinelenir ve devinir. Yapılar bu özelliklerinden dolayı esnektirler. El heykeli de formu gereği bu esnekliğe izin vererek, eklentilere açık olmaktadır. Fotoğraflarda da görüldüğü gibi elin formunun oluşturduğu bir alt hacim insanları içerisinde koruyabilecek, yaşatabilecek bir olgu haline dönüşmektedir. Böylelikle şu sonuca varabiliriz ki, mekan üretiminin ve tasarımının bir sınırı yoktur. Mekan üretiminin sınırsız olması durumunda mimar ve kullanıcı arasındaki ilişkiyide gözardı edemeyiz.
Yapının oluşum süreci içerisinde, mimar yaptığı bir yapının, hangi işlevlere ne şekilde cevap vereceğini tasarlar. Yapıyı yaptıktan sonra, kullanıcıyla beraber mekansallaşan yer, yani bedenin oluşturduğu mekan, artık mimar tarafından öngörülmüş işlevlerin yanısıra, kullanıcının varettiği işlevlere cevap vermeye başlar. Bu hususta vurgulanması gereken, mekan, mimarın öngördüğü konvansiyonelliklerin dışında, farklı disiplinlerde de varlığını sürdürür ve yaşar. Bu durum aynı zamanda kullanıcının mekanı aktif hale getirebilmesinde de yatar. El heykeli örneğinde de fark edilebilineceği gibi, insanlar, Metin Yurdanur’un öngörmediği bir potansiyeli keşfetmişlerdir. Metin Yurdanur’un amaçladığı yer, insanların mekanı haline gelmiştir. Bunu yaparken de görüldüğü üzere, genellikle farklı mekan düzenlemeleri için kullandığımız eşyaları, bu heykelin altına taşıyarak, protez mantığında bir eklenti yaparak heykelin bir parçası haline getirmişlerdir. Ayrıca kullanıcılar sadece heykelin yarattığı hacmi değil, parmakların arasındaki açıklıkları, parmakların formunu da fark edip, bu özelliği de fonksiyonelleştirmiş ve işlevsel hale getirmişlerdir.
Tüm bu ilişkileri göz önünde bulundurarak, vurgulanması gereken; hem mekanlar tarafından üretildiğimiz hem de üretebildiğimiz olmalıdır. Yani mekanlar hem bedenlerin aktifleşebileceği hem de aktifleştirebileceği bir duruma dönüşebilir. Bedenlerin aktifleşeceği durumu mimarlar, aktifleştirebileceği durumu ise kullanıcılar var eder. Sonuç olarak mimarın amaçladığı yer, bedenle beraber mekana dönüşür. Bu dönüşüm yapıların ‘farkedilmesi’ ve bu farkındalıkla beraber ortaya çıkan eklentilerle mekanın var olmasıdır.
Canan Dinçer
Başkent Üniversitesi, GSTMF, İç Mimarlık Bölümü









Normal
