iconBütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 00:30 . | Nüve Foruma Hoşgeldiniz! Forumumuzdan yararlanmak için lütfen Üye Olun !

» Nüve Forum » gazete haber ve makale yorumları » Bilim ve teknoloji » Evrim Teorisi Tartışması

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #11  
Alt 17.07.07, 10:51
Çılgın
Üyelik tarihi: Jul 2006
İletiler: 948
Ettiği Teşekkür: 262
261 tane iletisine 519 kere teşekkür edilmiş
warmgrey ... O'nu tanımayan yok ki.warmgrey ... O'nu tanımayan yok ki.warmgrey ... O'nu tanımayan yok ki.warmgrey ... O'nu tanımayan yok ki.warmgrey ... O'nu tanımayan yok ki.warmgrey ... O'nu tanımayan yok ki.warmgrey ... O'nu tanımayan yok ki.warmgrey ... O'nu tanımayan yok ki.
  Send PM
Standart Cevap: Evrim Teorisi Tartışması

Alıntı:
haymatloslu´isimli üyeden alıntı Mesajı göster
EVRİM TEORİSİNİN ÇÖKÜŞÜ

1. EVRİM TEORİSİ NEDEN BİLİMSEL VE GEÇERLİ BİR TEORİ DEĞİLDİR?
Evrim teorisi, yeryüzündeki canlılığın tesadüfler sonucunda, doğal şartlarla kendiliğinden meydana geldiğini savunur. Bu teori bilimsel bir kanun, ispatlanmış bir gerçek değil, bilimsellik kisvesi altında toplumlara empoze edilmeye çalışılan materyalist bir dünya görüşüdür. Modern bilim tarafından her alanda yalanlanan bu teorinin en büyük dayanakları ise birtakım hile, sahtekarlık, çarpıtma, aldatmaca ve göz boyamalardan oluşan telkin ve propaganda yöntemleridir.
19. yüzyılın ilkel bilim anlayışıyla hayali bir varsayım olarak öne sürülen evrim teorisi bugüne kadar hiçbir bilimsel bulgu veya deney tarafından doğrulanamamıştır. Tam tersine, teorinin iddialarını doğrulamak için başvurulan tüm yöntemler böyle bir teorinin geçersizliğini kanıtlamıştır.

Darwin döneminde hücrenin kompleks yapısı hakkında hiçbir şey bilinmiyordu.
Ancak, çoğu insan bugün bile bu teoriyi, aynen yerçekimi kanunu ya da suyun kaldırma gücü gibi ispat edilmiş bilimsel bir gerçek sanır. Çünkü başta da belirttiğimiz gibi, evrimin topluma yansıtılan yüzü gerçek yüzünden çok farklıdır. Pek çok kimse, son çırpınışlarla ayakta tutulmaya çalışılan bu teorinin ne kadar çürük temellere dayandığını ve bilim tarafından nasıl her aşamada yalanlandığını bilmez. Evrimcilerin desteksiz varsayımlar, taraflı, gerçek dışı yorumlar, çarpıtmalar, aldatmacalar, hayali çizimler, psikolojik telkin yöntemleri, sayısız sahtekarlık ve göz boyama tekniklerinden başka bir dayanakları yoktur.
Bugün biyoloji, paleontoloji, genetik, biyokimya, mikrobiyoloji gibi bilim dalları, canlılığın hiçbir şekilde tesadüfler ve doğa şartları sonucunda kendiliğinden meydana gelemeyeceğini kanıtlamıştır. Canlı hücresi, bilim dünyasının ortak kanaatiyle, insanoğlunun bugüne kadar karşılaştığı en kompleks yapı ünvanını korumaktadır. Modern bilim, tek bir canlı hücresinin dahi büyük bir şehirden çok daha kompleks bir yapıya ve içiçe geçmiş karmaşık sistemlere sahip olduğunu ortaya koymuştur. Böyle kompleks bir yapı, ancak bütün parçaları aynı anda ve eksiksiz olarak ortaya çıktığında işlev görebilir. Yoksa hiçbir işe yaramaz, zaman içinde dağılır, parçalanır ve yok olur. Evrimin iddia ettiği gibi milyonlarca sene diğer parçalarının "tesadüflerle" oluşmasını bekleyemez. Dolayısıyla sadece tek bir hücrenin kompleks tasarımı dahi, canlılığın Allah tarafından yaratılmış olduğunu açıkça göstermektedir. (Detaylı bilgi için bkz. Harun Yahya, Hücredeki Mucize, Vural Yayıncılık)

Hücredeki kompleks yapılardan örnekler; sağda: Hücredeki protein sentezinin gerçekleştiği "ribozom"; solda: Kromozomdaki DNA birimlerini paketleyen "nükleozom". Hücre bunlar gibi, hatta daha da kompleks pek çok yapı ve sistemi içinde barındırmaktadır. İlerleyen teknolojiyle tespit edilen bu karmaşık yapıların tesadüfen meydana gelebilmelerinin imkansız olduğunun anlaşılması evrimcileri içinden çıkılamaz bir duruma sokmuştur.
Ancak, materyalist felsefeyi savunan belli kesimler, çeşitli ideolojik çıkar ve beklentileri nedeniyle yaratılış gerçeğini kabul etmek istemezler. Çünkü Allah'ın emir ve yasakları doğrultusunda hak dinin insanlığa sunduğu güzel ahlakı yaşayan toplumların varolması ve yaygınlaşması bu materyalist kesimlerin işine gelmez. Kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirebilecekleri, suistimal edebilecekleri, maneviyattan soyutlanmış, dini ve ahlaki değerlerden yoksun nesiller her zaman için bu kesimlerin dünyevi beklentilerine daha uygun olacaktır. Dolayısıyla, insanlara yaratılmadıkları, tesadüflerle ortaya çıkıp hayvanlardan evrimleştikleri yalanını telkin eden evrim teorisini, her ne pahasına olursa olsun ayakta tutmaya ve toplumlara empoze etmeye çalışırlar. Bilimin, evrimi çürüten ve yaratılış gerçeğini doğrulayan tüm açık kanıtlarına rağmen, akıl ve mantığı bir kenara bırakarak her ortamda ve her fırsatta bu safsatayı gündeme getirir ve savunurlar.
Oysa ilk canlı hücresinin, hatta bu hücrenin içindeki milyonlarca protein molekülünden tek bir tanesinin dahi kendiliğinden oluşmasının imkansız olduğu, akıl ve mantığın yanı sıra, ihtimal hesaplarıyla matematiksel olarak da kanıtlanmıştır. Yani evrim daha ilk aşamada, ilk canlı hücrenin varoluşunu açıklama aşamasında çökmüştür.
En küçük canlı birimi olan hücre -evrimcilerin iddia ettikleri şekilde- ilkel ve kontrolsüz dünya koşullarında rastlantılar sonucu asla oluşamadığı gibi, 20. yüzyılın en gelişmiş laboratuvarlarında bile sentezlenememiştir. Canlı hücresinin yapı taşı olan amino asitlerden ve bunların oluşturduğu proteinlerden yola çıkarak değil hücre, hücredeki mitokondri, ribozom, lizozom, hücre zarı, golgi aygıtı, endoplazmik retikulum, vs. gibi organellerinden tek bir tanesi bile oluşturulamaz. Dolayısıyla evrimin tesadüfen oluştuğunu iddia ettiği ilk hücre yalnızca hayal gücüne dayalı bir fantezi ürünü olarak kalmıştır.
Halen aydınlığa kavuşturulamamış pek çok sırrı içinde barındıran canlı hücresi, evrim teorisinin en büyük açmazlarından birini oluşturur.
Gerek hücre, gerekse hücrenin yapı taşı olan proteinlerden tek bir tanesi bile rastlantılar sonucunda oluşamayacak derecede kompleks bir yapıya sahiptir. Laboratuvar deneyleri ve olasılık hesapları, bu imkansızlığı gözler önüne sermiştir. Günümüzün en gelişmiş laboratuvarlarında, en son teknolojiyle bile canlı hücresindekine benzer bir verim ve başarıyla protein üretimi yapılamamaktadır.
Evrim açısından benzer bir açmaz da canlı hücresinin çekirdeğinde bulunan ve yaklaşık 3.5 milyar birimlik bir şifreleme sistemiyle canlının tüm bilgilerinin kodlu olduğu DNA molekülüdür. 1950'lerde elektron mikroskobunun icadıyla yapısı keşfedilen DNA, muhteşem bir plan ve tasarıma sahip dev bir moleküldür. Uzun yıllar evrim teorisine inanan Nobel ödüllü bilim adamı Francis Crick bile DNA'yı keşfettikten sonra, yaşamın kaynağının rastlantı ve tesadüfler olamayacağını şöyle itiraf etmek zorunda kalmıştır:
SEVGİLİ HAYMATLOSLU,
BEN BU SORUYA CEVAP VERMİŞTİM...

ŞUNU SÖYLEMEKTE FAYDA VAR :

MÜSPET BİLİMDE EVRİM GİBİ BİR KONU, İSPATLANABİLİR DEĞİLDİR. BUNUNLA BİRLİKTE BU TİP KONULAR DELİLLERLE DESTEKLENİRLER. BEN BU KONUDA DAHA ÖNCE CEVAP VERMİŞ OLDUĞUMDAN TEKRAR CEVAP VERMEK İSTEMİYORUM. AMA EVRİMİ DESTEKLEYEN BİNLERCE DELİL VARKEN, DELİL YOK DEMEK, AÇIKCASI BENCE HOŞ DEĞİL.

MATEMATİKSEL OLASILIK KONUSUNA GELİNCE, BUNUN DA NE KADAR OLASI OLDUĞUNA MAYMUNLAR VE BİLGİSAYARLAR İLE İLGİLİ KONUDA YANIT VERDİM. BU MATEMATİKSEL OLARAK İHTİMAL HESABI İLE EVRİMİ ÇÜRÜTME ÇABASI ASIL ŞARLATANLIK VE GÖZ BOYAMADIR. OLASILIK TEORİSİNİ ANLAMAYANLARLA EVRİM TEORİSİNİ OKUMAMIŞ VE BİLMEYENLERİ KANDIRMAK AMACIYLA SÖYLENEN SAPTIRMA CÜMLELERDİR.

YAW, CEVAP VERDİĞİM SORULARA TEKRAR TEKRAR YANIT VERDİRİYORSUNUZ. LÜTFEN BİR YAZDIKLARIMI OKUYUN...

HÜCRE LABARATUVARDA SENTEZLENEBİLİR. YETERKİ YETERİNCE UZUN SÜRE SABREDİN. BU SABIR NE KADAR? BİRKAÇ YÜZBİN YIL... SABREDERSENİZ GÖRÜRSÜNÜZ SENTEZLENEBİLDİĞİNİ. SADECE DENEYİ BİRAZ UZUN SÜRÜYOR...NE BEKLİYORSUNUZ? DOĞADA MEYDANA GELMESİ YÜZBİNLERCE, BELKİ MİLYONLARCA YIL ALAN HÜCRENİN LABARATUVARDA BİRKAÇ DAKİKA, BİRKAÇ AY, HATTA BİRKAÇ YIL İÇİNDE MEYDANA GELMESİNİ Mİ? GÜLDÜRMEYİN...

SEVGİLİ HAYMATLOSLU,
YAZILARIMIN SADECE HARUN YAHYA KISMININ OKUNDUĞUNU GÖRÜYORUM.

DETAYLI BİR BİÇİMDE YAZILARIM OKUNDUĞU TAKDİRDE SORULARINA CEVAPLARI BULACAKSIN. ONDAN SONRASINDA DEVAM EDELİM. AMA AYNI KONULARA TEKRAR TEKRAR CEVAP VERMEK ZORUNDA KALMAYAYIM LÜTFEN...

BİR DE, HER ŞEY BİR TEORİ OLABİLİR. BİR FİKİR ORTAYA ATARSINIZ, BUNU EN AZ BİR DELİLLE DESTEKLERSİNİZ. BU TEORİDİR. EVRİM TEORİSİ BU TANIMA UYAR.

BUNUNLA BİRLİKTE AKILLI TASARIM İSE TEORİ DAHİ DEĞİLDİR. ÇÜNKÜ BİR TEORİ KENDİ TEZİNİ SUNARAK DİĞER BİR TEORİYİ ÇÜRÜTÜR.

AKILLI TASARIMIN YAPTIĞI İSE SADECE EVRİME SALDIRARAK AĞAÇ TAŞLAMAKTIR.

DOLAYISIYLA, BEN HALA TEZİNİZLE İLGİLİ DELİL BEKLİYORUM. AMA HENÜZ BİR DELİL YOK.

DELİL DİYE ORTAYA KONANLAR İSE GENELLİKLE EVRİME DELİL TEŞKİL EDEN VERİLERİN ÇARPITILARAK SANKİ AKILLI TASARIMA DELİL OLUYORMUŞ GİBİ SUNULMASIDIR.

BU ARADA, HAYATİ'NİN DEDİĞİNE KATILIYORUM.
BURADAKİ SIKINTI, EVRİMİN RET EDİLMEYE ÇALIŞILMASININ SEBEBİ SADECE MEVCUT İNANÇLARA DARBE VURACAĞI KORKUSUDUR. HALBUKİ PEKALA EVRİM DE BİR YARATILIŞ SÜRECİ OLABİLİR. HEM DE PAT DİYE MASALSI BİR ORTAYA ÇIKIŞTAN ÇOK DAHA MANTIKLI VE ETKİLEYİCİ BİR YARATILIŞ...

YARATILIŞTA EVRİMİ DIŞLAMAZ.

ADINA İSTER YARATILIŞ DEYİN, İSTER CANLILARIN MEYDANA ÇIKIŞI...

BU İŞİN TEK MANTIKLI VE DELİLE DAYALI AÇIKLAMASI EVRİMDİR...


Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar
  #12  
Alt 20.07.07, 08:40
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Cevap: Evrim Teorisi Tartışması

bu konuyu komple sen sil warmgrey aradaki 1 konum silinmiyor acılmıyor silemedim sen konuyu kafadan silince hepsi gider
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #13  
Alt 06.10.07, 09:56
Çekingen
Üyelik tarihi: Feb 2007
İletiler: 31
Ettiği Teşekkür: 0
11 tane iletisine 13 kere teşekkür edilmiş
hasanusta doğru yolda ilerliyor.
  Send PM
Standart Cevap: Evrim Teorisi Tartışması

bilimin gerçekliğine inanan kimse .
Rus bilim adamları insanın balçıktan yaratıldığı sonucuna vardı. Bu bilim adamları Kutsal Kitaplarda yer alan bilgileri teyit ederken, insanın balçıktan doğduğunu kaydetti.

Rusya Bilimler Akademisi'ne bağlı Fizyoloji Bilim Kurulu Başkanı Yuriy Natoçin, hayatın okyanustan doğmadığını ifade etti. RİA Novosti'nin haberine göre, Natoçin, "İnsanın oluşması konusunda klasik düşünce hayatın denizde oluştuğu yolunda; fakat bu mümkün değil" dedi. Natoçin gazetecilerle yaptığı basın toplantısında organizmanın oluşmasındaki kilit rolün nükleik asitten oluşan protein olduğunu açıkladı. Natoçin, "Deniz suyundaki sodyum bu sürecin oluşmasını engeller" diye konuştu.Rus bilim adamları insanın balçıktan yaratıldığını kabul etti. Bilim adamları Kutsal Kitap'ta yer alan bilgileri teyit ederken, insanın balçıktan doğduğunu kaydetti.

Natoçin sözlerine şöyle devam etti: "Eğer sıvıda sodyum varsa bu sistem çalışmaz, okyanusta her zaman sodyum var; hayat bu ortamda oluşmaz. Protein ile gerekli potasyumun birleşmesi için yeterli toprak kili gerekiyor".

Bilindiği gibi, kutsal kitaplarda da Tanrı'nın ilk insanı balçıktan yaptığını söyleniyor. Söz konusu bilim adamları bu hipotezleri ile Kutsal kitaplar arasında paralellik olduğu vurgulandı
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #14  
Alt 06.10.07, 10:01
Çekingen
Üyelik tarihi: Feb 2007
İletiler: 31
Ettiği Teşekkür: 0
11 tane iletisine 13 kere teşekkür edilmiş
hasanusta doğru yolda ilerliyor.
  Send PM
Standart Cevap: Evrim Teorisi Tartışması

Rus bilim adamları insanın balçıktan yaratıldığı sonucuna vardı. Bu bilim adamları Kutsal Kitaplarda yer alan bilgileri teyit ederken, insanın balçıktan doğduğunu kaydetti.

Rusya Bilimler Akademisi'ne bağlı Fizyoloji Bilim Kurulu Başkanı Yuriy Natoçin, hayatın okyanustan doğmadığını ifade etti. RİA Novosti'nin haberine göre, Natoçin, "İnsanın oluşması konusunda klasik düşünce hayatın denizde oluştuğu yolunda; fakat bu mümkün değil" dedi. Natoçin gazetecilerle yaptığı basın toplantısında organizmanın oluşmasındaki kilit rolün nükleik asitten oluşan protein olduğunu açıkladı. Natoçin, "Deniz suyundaki sodyum bu sürecin oluşmasını engeller" diye konuştu.Rus bilim adamları insanın balçıktan yaratıldığını kabul etti. Bilim adamları Kutsal Kitap'ta yer alan bilgileri teyit ederken, insanın balçıktan doğduğunu kaydetti.

Natoçin sözlerine şöyle devam etti: "Eğer sıvıda sodyum varsa bu sistem çalışmaz, okyanusta her zaman sodyum var; hayat bu ortamda oluşmaz. Protein ile gerekli potasyumun birleşmesi için yeterli toprak kili gerekiyor".

Bilindiği gibi, kutsal kitaplarda da Tanrı'nın ilk insanı balçıktan yaptığını söyleniyor. Söz konusu bilim adamları bu hipotezleri ile Kutsal kitaplar arasında paralellik olduğu vurgulandı
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #15  
Alt 05.11.07, 22:38
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Cevap: Evrim Teorisi Tartışması

'Yaratılışçılar' şaşırmış!

Biyoloji derslerinde Darwin'in 'evrim teorisi'nin yanında elbette önceki hipotezler ve Darwin'den bu yana ortaya çıkan alternatif/tamamlayıcı bilimsel tezler işlenecek. Ancak evrim teorisinin alternatifinin yaratılış inancı olduğunu söylemek, tamamen öznel bir alan olan manevi yaşantıyı nesnel bir alana sıkıştırmak, sığlaştırmaktır
05/11/2007 (2339 kişi okudu)
YAVUZ EKŞİ (Arşivi)
Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nin (AKPM) aldığı 1580 no'lu 'Eğitimde Yaratılışcılık Tehlikeleri' başlıklı karar Radikal gazetesinde Yaratılış teorileri insan haklarına tehdit ve Evrimin öğretimi demokrasi için şart başlıkları ile verilmiş.
9 Ekim 2007 tarihli Radikal'de yayımlanan 'Bilim Budalalığı' başlıklı yazısında sayın Nuray Mert başlıkların yüzeyselliğini eleştirip bilimsel konularla siyasal konuların örtüştürülmeye çalışılmasının sakıncalarına işaret etmiş. Bununla ilgili olarak verdiği örnekte de geçmişte sosyal Darwinizmin faşizme düşünsel temel oluşturduğunu hatırlatmış. Sayın Nuray Mert'in AKPM kararının gazetede veriliş biçimine yönelik eleştirisine katılmakla birlikte kararın kendisine yönelik eleştirilerine anlam veremiyorum.
Sayın Nuray Mert'in bilimin varoluşla ilgili sorulara cevap veremeyeceği yönündeki tespitlerine bir ayrımın altını çizerek katılıyorum. Evet, insanın niçin var olduğu ile ilgili sorular bilimin konusu değil, felsefe ve teolojinin konusudur. Öte yandan insanın nasıl oluştuğu sorusu elbette ki biyolojinin konusu içine girer. Dünyanın nasıl oluştuğu sorusu astrofiziğin, evrenin nasıl oluştuğu sorusu da kozmolojinin konusudur. Böyle bir ayrımı benimseyen biri için din ile bilimin konusu farklıdır; aralarında çelişki veya örtüşme olması söz konusu değildir; aynı soruya alternatif cevaplar da getirmezler.
Evrim konusunda 'yaratılışçılar' ile bilim adamları arasındaki çatışma bilim adamlarının insanın niçin varolduğuna ilişkin bir şeyler söylemesinden mi kaynaklanıyor? Hiç de değil; gerek Darwin gerek de konuya daha sonra katkı yapan bilim insanları evrimin mekanizması ile ilgili modeller öne sürüyorlar. Asıl tartışma teoloji adına konuşanların bilimin nasıl sorularına verdiği yanıtları beğenmemesinden kaynaklanıyor.


Şempanzeden salyangoza
Öyle görülüyor ki dinsel inanca sahip insanların çoğu diğer canlılarla ortak bir atadan gelmeyi küçük düşürücü bir durum olarak algılamaktadır. Öte yandan biyolojik olarak şempanzeden salyangoza tüm canlılarla ortak bir atadan geldiği bilgisini içselleştirmiş olmakla birlikte dinsel inancını samimiyetle sürdüren insanlar da var. Bunu yapmakla da hiçbir çelişkiye düşmüyorlar çünkü nasıl ve niçin sorularının cevabı için farklı kaynaklara başvuruyorlar. Bugün sorun biraz da teoloji adına konuşan birilerinin 'yaratılışın' nasıl anlaşılması gerektiğine ilişkin kafasındaki 'dine inanan evrime inanmaz' şartlanmasını diğer inananlara dayatmaya çalışmasından kaynaklanıyor. Yaradılışa inanan herkes "yaratılışçı" değildir! Çünkü insan yaradılışın sadece manevi varlığına ilişkin olduğuna inanabilir, dinin kendisine neden varolduğunu açıklarken nasıl varolduğuna ilişkin hiçbir kısıtlama getirmediğine inanabilir. El Cehiz, Abdurrahman El Hazini, Nasreddin Tus-i, El Biruni, İbn Haldun gibi bilim adamları yaradılışa inanmadıkları için mi evrimin mekanizması üzerine düşünceler ürettiler sanıyorsunuz?
Ortaçağ'da yaşayan bir insan için dünyanın evrenin merkezinde olmaması düşüncesi de son derece küçük düşürücüydü. Bütün evren insan için tasarımlandığına göre onun yaşadığı yer de evrenin merkezi olmalıydı. Öyle olmadığını söylemek açıkça yaradılışı ve yaratıcıyı inkâr etmek ve insanı alçaltmaktı. Bugün aklı başında kim dünya evrenin merkezinde değil diye gocunuyor. Dünya evrenin merkezinde değil diye inancını terk eden var mı? İnananlar insanın fiziksel evrenin merkezinde olduğunda ısrar etmenin anlamsızlığının ortaya çıkmasıyla varılan noktada, belki de, insanın fiziksel evrenin değil ama manevi evrenin merkezinde olduğunu düşünmeye başladılar. 'Yedi katlı gök' Batlamyus astronomisine inanan birine ne anlam ifade ediyordu? Bugün yaşayan birine aynı anlamı ifade edebilir mi?

Felsefe, mitoloji, teoloji
Sayın Nuray Mert'in bilim ile siyasetin karıştırılmasının yanlışlığına işaret ettiğini görünce bilimin maneviyat ile karıştırılmasının sakıncalarına da değineceği, manevi dünya ile fiziksel dünya arasında da bir ayrım yapacağı umuduna kapılıyorsunuz. Bunun doğal sonucu olarak da AKPM'nin bilimsel içerikli derslerde yaratılış inancının okutulmama kararını destekleyeceğini, en azından bu kararı alanları sığlıkla ve bilim budalalığı ile suçlamayacağını... Elbette ki yaratılış inancı örneğin Hint mitolojisi gibi alternatifleri ile birlikte felsefe, mitoloji veya teoloji içerikli derslerde okutulmalı. Ancak yaratılış inancı ile Darwin'in evrim teorisi aynı soruya cevap vermediklerine göre birbirinin alternatifi değildir ve aynı derste birbirinin alternatifi gibi okutulmaları yanıltıcıdır.
Bilimsel düşünceyi içselleştirmiş insanlar Darwin'den çok önce de evrim olduğunu düşünüyorlardı. Evrim düşüncesi eski Yunan'a kadar gider. İslam dünyasında da evrimi anlamak için çaba sarf etmiş, mekanizmalar öne sürmüş çok sayıda bilim adamı var. Kısacası evrimi Darwin keşfetmedi, sadece evrimin mekanizması için bugün geniş ölçüde doğru kabul edilen bir teori ortaya koydu. Öte yandan 'yaratılış'çıların yazdıklarına baktığımızda Darwin teorisini 'çürütüp' evrimin olmadığı sonucuna vardıklarını görüyoruz. Hazretler kazara Newton teorisini çürütseler cisimlerin hareket etmediği sonucuna varacaklar! Günümüzde teoloji adına konuşup da evrimi 'çürüten'lerin bilim kültürü ve mantık durumu bu kadar olunca neden insana insan propagandası yapmak dışında bir düşünce üretememeleri de anlaşılıyor. 'Yaratılışçılar' henüz 1000 yıl öncesinin İslam dünyasının düşünce düzeyine ulaşamadılar ki söyledikleri günümüz bilimine bir katkıda bulunabilsin, alternatif oluştursun.
Elbette bilimsel teorilerin hiçbiri nihai değildir ve yeni olgular Darwin'in teorisini çürütebilir. Bu durumda Darwin'in evrim teorisi terk edilip yeni bir evrim teorisi yapılır! Evet, Darwin'in alternatifi gene pozitivist bir 'bilim budalalığı' olacaktır. Bunun nedeni bilimsel teorilerin doğal olayları yalnızca doğal olaylara dayanarak açıklama çabasıdır. Başka türlüsüne bilimde açıklama denmez ki.
Yani kim sanıyor ki bilim bir gün ilerleyip "tüm canlılar Tanrının 'ol!' demesiyle olmuş" diyecek. Bunu bilecek kadar pozivitizm herkese lazım!
Biyoloji derslerinde Darwin'in evrim teorisi'nin yanında daha elbette önceki hipotezler ve Darwin'den bu yana ortaya çıkan alternatif/tamamlayıcı bilimsel tezler (örn. Stephen Jay Gould, Richard Dawkins'in katkıları) işlenecek. Ancak evrim teorisinin alternatifinin kadim dinlerin yaratılış inancı olduğunu söylemek sadece dinsel inançlar ile bilimi karşı karşıya getirmek değil tamamen öznel bir alan olan manevi yaşantıyı nesnel bir alana sıkıştırmak, sığlaştırmaktır. Bu anlamda Sayın Nuray Mert'in yaradılışın biyoloji derslerinde okutulmaması kararına neden tepki gösterip 'bilim budalalığı' olarak nitelendirdiğini anlayamıyorum. Bu, özellikle de dinsel düşüncenin bilimden farklı doğasına saygı gösteren bir karar. Kaldı ki günümüz Türkiye'sinin geldiği noktada sorun biyoloji dersinde yaratılışın anlatılmaması değil, tersine, ilgili ilgisiz bilimum derslerde 'yaratılışçılık' anlatılırken biyoloji dersinde evrim teorisinin hiç anlatılmaması veya gerçekler çarpıtılarak 'çürütülmüş bir teori' olarak sunulmasıdır. Bu konuda kalem oynatan aklı başında insanların AKPM kararını eleştirmek yerine bu durumu eleştirmesi taraf olmak adına daha uygun bir tavır olmaz mı?
Adını koymak...
Ayrıca bir şeyin adını koymak ne zamandan beri eleştiri kabul ediliyor? Bir yaklaşımı pozitivist olarak yaftaladığınızda onda neyin yanlış olduğunu açıklama gereğinden kurtuluyor musunuz? Bilimin bazı sorulara cevap vermiyor olması o sorulara cevap vermeye kalkışan her düşünceyi huşu içinde dinlememizi mi gerektiriyor? Bilimin nefesinin bittiği yerde teolojinin sahası başlar dediğinizde bilimin her ilerlemesinde teoloji ile çatışacağını söylemiş olmuyor musunuz? Aydınlanma devrimi siyasi/sosyal birtakım problemleri çözemediyse bu evrim teorisinin yanlış olduğu anlamına mı gelir? Temel bilimlerde neyin doğru neyin yanlış olduğuna ne zamandan beri böyle karar veriliyor? Hani siyasi konular ile bilimsel konuların birbiri ile karıştırılması sakıncalıydı?
Evet, günümüzde 'bilimsel gelişmeye paralel felsefî derinleşme' gereksinimi önemli bir sorundur. Bu gereksinimi karşılayabilecek birilerinin bilimin mantığını birazcık olsun kavramış olması gerekmez mi? Örneğin "diğer canlılarla ortak bir kökenden geldiğimiz bilgisi"ne sahip olmamızın gerektirdiği felsefî açılım nereden gelecektir? Bu bilgiyi doğrudan reddeden 'yaratılışçılar'dan mı? İnsan klonlanmasının getirebileceği etik sorunlar ve benzerleri bilimin konusu değil tabii ama bu meydanın boş olduğu ve soruları cevaplamaya yeltenen her düşüncenin bunun altından kalkabileceği anlamına da gelmiyor.

Yrd. Doç. Kazım Yavuz Ekşi: İTÜ Fizik Bölümü öğretim üyesi
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar