|
#1
|
Bunlara Baktınız mı?
03.10.06, 23:00
Dünya’ya 3 yeni komşu geliyor | Dünya’daki En Güçlü Bilgisayarlardan Biri Türkiye’de | PKK’nın sonu Türkiye’ye kurulan yeni bir tuzak mı? | Tuğba Ekinci, yeni şarkısı ‘Condom’a RTÜK’ten izin çıkınca çok sevindi | Otomotiv dünyasının yeni Murat Günak’ı Uğur Şahin, Corvette için Z03’ü tasarladı | Bilimin Metalaşması İnsanoğlunun yeryüzündeki macerası bize, bilimsel alanda meydana gelen yeni açılımların, insanlığın pozitif anlamda ilerlemesine sağlayacağı katkı nispetinde riski de bünyesinde barındırdığını göstermiştir. Yâni “nötr” olarak tanımlanacak bilime, ona yön veren zihniyetin dünya algılaması içerik kazandırmaktadır. Kaldı ki bu artık, bilim adamlarının değer yargılarına ve etik kaygılarına da birebir bağlı değildir. İnsanlığın kaderini etkilemek kudretine haiz her bilimsel gelişmenin ciddî mâlî kaynaklara ihtiyaç duyduğu göz önünde bulundurulursa, bilimsel çalışmalara yön veren saik, devletlerin ya da şirketlerin güç mücadelesinde rakiplerine karşı kazanacakları mevziler olarak kendini göstermektedir. “Bilimin insanlığın hizmetinde olduğu” iddiası giderek daha çok “temenni”ye dönüşmektedir. Dahası devletlerin bile emrinden çıkmakta, küreselleşen dünyada kendi düzenini kurma iddiasındaki çok uluslu şirketlerin emrine girerek tehlikeli bir hüviyet kazanmaktadır. Bu zaviyeden bakıldığında dikkatlerden kaçmaması gereken bir başka konu da insanlığın hayrına olacak her gelişmenin bir bedelinin olduğudur. Bilimin metalaşması anlamını da içeren bu durum, “kâr/zarar” hesabını “hayır/zarar” hesabından çok daha güçlü bir konuma taşımaktadır. Yâni bilimsel gelişmelerin insanlığın hayrına olup olmadığını belirleyen esas faktör, “kârlılık” oranıdır. Yatırım maliyetlerini kurtarmanın yanı sıra asgarî kâr vaat etmeyen bir bilimsel çalışmanın günümüz dünyasında kendisine kaynak bulması, insanlığın hayrına dahi olsa pek mümkün gözükmemektedir. Üstelik mevcut uygulamaları devre dışı bırakacak daha az maliyetli ve daha az kârlılık öngören bir projenin engellenmeme ihtimali de bir o kadar zayıftır. 21. yüzyıla damgasını vuracak bilimsel gelişmelerden birisi de genetik konusudur. ABD Başkanı Bill Clinton Beyaz Saray’da düzenlediği basın toplantısında, tarihin en önemli buluşlarından biri olarak tanımladığı insanın gen haritasının çözüldüğü haberini açıklıyordu. Uydu aracılığı ile bu önemli açıklamaya İngiltere Başbakanı Tony Blair de katılmıştı. Bilim adamlarının uzun yıllar süren çalışmaları neticesinde insanın genetik haritasını çıkartmış olması şüphesiz önemli bir gelişmeydi. Zira, şekerden kansere, Parkinson’dan Alzheimer’e varıncaya kadar bir dizi hastalığın tedavisi genetik alanında yapılacak çalışmalarla mümkün olabilecekti. Gelecek nesillerin, bugün bir çok insanın ölümüne sebep olan hastalıkların pençesinden ve doğuştan gelecek arazlardan arınmış olacağı iddiası, yapılan çalışmalara bağlanan umudu biraz daha perçinlemişti. İnsanoğlunu dünyaya biraz daha sıkı bağlayan “yarının çok daha güzel olacağı”na ilişkin beslediği umut iken, dünyanın iki önemli devletinin başkanı tarafından açıklanan bu gelişmeye kimsenin bîgâne kalması mümkün değildi. Fakat genom ve biyoteknoloji konusunda yapılan çalışmalar konuya ilişkin gelişmeler ve muhtemel neticeleri ortaya çıktıkça herkes tarafından biraz daha şüpheyle karşılanır hâle geldi. Aslında Clinton’un basın toplantısında kullandığı; “Tanrı'nın yaşamı yarattığı dili bugün öğreniyoruz” ifâdesi yaşanacak gelişmelerin ve muhtemel tartışmaların da ilk işaretlerin vermesi açısından önemliydi. İnsanoğlu yeryüzü egemenliği peşinde koşarken hedefi sâdece türdeşlerini zapturapt altına almak olmamıştır. İnsanoğlunun temel hedefini, “iradesi dışında gelişen olayları -başta tabiat olmak üzere- kontrol etmek” şeklinde özetleyebiliriz. Bu hedef, “yerkürede kendi dışında bir hâkimin varlığını reddetmek ya da Tanrısallık iddiası” olarak da formüle edilebilir. İnsanoğlu tabiatla olan savaşını geliştirdiği teknoloji marifetiyle kazanmış; azgın akan nehirleri dizginleme, geçit vermez dağları geçme, aşılmaz denizleri aşma kudretine sahip olmuştu. Fakat yine de bu insanoğluna kadiri mutlak bir yeryüzü iktidarı sunmamıştı. Dahası tabiatın tahrip edilmesiyle, savaşı uzun vadede insanlığın kaybettiği, ortaya çıkan felâketlerle bir kez daha anlaşılmıştı. İnsanoğlu, güneş ışığını alıp fotosentez yapan bir bitkinin ya da bitkiyi yiyip onu insan için besleyici ürünler hâline dönüştüren bir hayvanın kapasitesine, bütün teknolojik gelişmesine rağmen, ulaşamamıştı. Yâni insanoğlu, yeryüzünden kadiri mutlak bir iktidar bunca teknolojik gelişmeye rağmen ihdas edememiş, sâdece türdeşleri üzerinde niteliği değişmekle birlikte güce dayalı bir iktidar tesis etmekle iktifa etmek zorunda kalmıştı. Genetik alanında yapılan çalışmalar insana yaratıcı kudretin dilini çözme dolayısıyla onunla pazarlık yapma imkânı tanımıştı. Artık en azından Tanrıyla eşit şartlara sahipti. Artık insanoğlu yeryüzünün mutlak anlamda egemeni olan yaratıcı güç ile pazarlık yapabilecekti… En azından onun iktidarına “yaratmak” sûretiyle ortak olmasına imkân tanıyan lisanı artık bilmekteydi; genetik… “Cesur Yeni Dünya”ya Hoş Geldiniz Genetik alanındaki yaşanan gelişmeler, Aldous Huxley’in ütopik romanında geleceği bihakkın ve abartısız tarif ettiği endişesini yaratmaktadır. Huxley’in dünyasında anne ve baba yoktur, hatta artık ırklar da söz konusu değildir. Onun Cesur Yeni Dünyası’nda; yüksek hedefler için mücadele eden, kendini geliştirmek, dünyayı anlamak, ontolojik mânâdaki sorulara cevaplar bulmak için didinen; bir yönüyle zayıflıkla, hastalıkla malûl ama öbür taraftan duyguları, öfkeleri, hasletleri, erdemleri olan ve tanımını da bu karmaşık hâline borçlu olan “insan” yoktu. Huxley’in romanında “Kuluçka ve Şartlandırma Merkezi”nde kastlara ayrılmış biçimde üretilen Alfalar, Betalar, Epsilonlar ve Gamalar vardı. Onlar kuluçka makinesinde denetçiler tarafından ihtiyaca göre üretilmiş, başka bir değişle programlanmış insan sûretinde robotlar; köle olduklarını dahi fark etmeyen bunu sorgulayacak yeteneklerden ve bilgiden mahrum, “mutlu kölelerdi”. Biyoteknoloji alanında yapılan çalışmalar pekâlâ Huxley’in iç karartan ütopik dünyasının gelecekte bir gün kurulabileceğini işaret etmektedir. Dahası devletlerin egemenlik sahasını daraltmak; dolayısıyla insanların seçimler, parlamento, sivil toplum kuruluşları vs gibi enstrümanlar marifetiyle ortak olmaya çalıştığı iktidarı kendi uhdesine almak isteyen çok uluslu şirketlerin ulaştıkları maddî güç, söz konusu endişeyi biraz daha artırmaktadır. Çünkü biyoteknoloji alanındaki dev yatırımların ekseriyeti bu şirketler tarafından gerçekleştirilmekte ve otomatik olarak kâr/zarar hesabı önem kazanmaktadır. “Genç çift hekime gider ve ‘biz çocuğumuzun liderlik kabiliyetleri gelişmiş, doğuştan dünyayı yönetebilecek bir erkek olmasını istiyoruz’ der. Çiften alınan yumurta ve sperm laboratuar ortamında birleştirilir. Daha dördüncü hücre bölünme aşamasına gelmeden (yâni döllenmiş yumurta nitelik ayrışmasına henüz uğramadığı sekiz hücrelik aşamadayken) pre-implantasyon teşhisi yapacak olan uzman hekim, embriyonun gen yapısını inceler. Embriyonunu erkek olup olmadığını teşhis eder ve ‘liderlik yeteneği’ni belirleyen genetik malzemenin ne kadar etkin olduğuna bakar. Embriyo erkek ise ve liderlikle ilgili genlerin etkinlik derecesi yüksekse hücre bölünmesinin devam etmesine izin verir. Döllenmiş yumurta ana rahmine yerleştirilir. Bu işlemin üzerinden 40 hafta geçtikten sonra genç çiftin nur topu gibi bir oğlu dünyaya gelir. Oğulları büyür, yetişkin bir erkek olur ve bir ömür boyu peşinden koştuğu idealini gerçekleştirir. Artık o, dünyanın süper gücü olan bir ülkenin başkanıdır.”1 Bu ütopik senaryo artık bugünün dünyasında gerçek hâle gelebilir. Tabiî yeterince maddî gücünüz varsa... Şüphesiz bugünkü insanlığın taşıdığı etik kaygıların böyle bir uygulamanın genelleşmesine imkân tanımayacağını ya da bu genelleşirse binlerce ortak vâsıflara sahip bireyin olacağını ve tabiî olarak aralarında bir güç mücadelesinin, tıpkı bugün olduğu gibi, yaşanacağını ve en iyi olanını gerek siyasette gerek sanatta gerek sporda kazanacağını söyleyebilirsiniz. Fakat burada bireyin tercihinin anne ve babası tarafından yönlendirildiği gerçeği önemli bir sorun olarak karşımızda durmaktadır. Bugün bile kişisel tercihlerin maniple edildiği ve bireyin varlığını tehdit eder bir hâle doğru hızla ilerlediği tartışılırken, doğuştan bir yönlendirmenin olması; hiçbir zaman kendi olmayan bireylerin dünyasını işaret etmektedir. Bu ise otomatik olarak kast sisteminin doğmasına ve gücü elinde bulunduranların egemen olduğu bir dünyaya yol açacaktır. Örneğin gelecekteki Amerikan yönetici eliti olan WASP’ın içinden seçilen özel ailelerin çocukları olacak şekilde plânlanması ya da küresel bir şirketin 30 sene sonraki yöneticilerini belirlemek için şimdiden faaliyette geçtiğini düşünmek, genom projesinin tehditkâr yüzünü oluşturmaktadır. Bu, diğer milletlerin genetik havuzuna yapılacak müdâhalelerle yetenekli bireylerin doğmasına müsaade etmemek şeklinde gerçekleşebilir. |
| Sponsorlar |
| |
|
#2
| ||||
| ||||
| saolasın |
|
#3
| ||||
| ||||
| oldukça ürkütücü geldi ![]()
__________________ ![]() Asla Başkalarının Umudunu Kırma, Belki Sahip Olduğu Tek Şey Odur.. BOL BOL TEBESSÜM ET GÜLÜMSE Hem Maliyeti Ucuzdur Hem De Değerine Paha Biçilmez... Corel Draw-Flash-Photoshop Photoshop Dersleri Linki Corel Draw Dersleri Linki |
| Sponsorlar |
| |
![]() |
| Tags |
| cesur, dünya’ya, geldiniz, hoŞ, yeni |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|