İnsanlar arası ilişkiler - Modern hayatın en büyük karmaşası - Tabiatla yüzleşemeyen | Vizyon & Misyon | Vizyon Filmleri ve Fragmanları | Atatürk'ün yönetim ve ekonomi anlayışında vizyon, misyon kavramlarının karşılığı | Bush: "Atatürk vizyon sahibi liderdi" |
Vizyon Karmaşası

Muhammet Yılmaz
Değerli ve fikirlerine oldukça önem verdiğim bir siyaset bilimci hocamız girdiği ilk derste siyaseti şöyle tanımladı: “siyaset bir portakaldır.” Tanımın devamında ise bir hikâye anlattı. Hikâyeye göre çocuk babasına hayata dair sorular sorar. Babası bir müddet düşündükten sonra “oğlum hayat bir portakaldır” der. Çocuk bunu yıllarca düşünür fakat bir türlü anlamlandıramaz. Babası ölüm döşeğindeyken gelir ve der ki “baba hayat bir portakaldır derken ne demek istedin”. Babası oğluna bakar ve “hiçbir fikrim yok oğlum” der.
Siyasette tam olarak tanımsızlığın tanımı olarak git gide karmaşıklaşan bir yapıya bürünmekte. 80 öncesi bloklaşmanın iyice daraldığı, sadece rantın egemen olduğu bir siyasi yelpazede, partiler kendilerine bir yer kapma telaşı ile literatürü alt üst etmiş durumdalar.
80 öncesine objektif bir gözle baktığımız zaman ideolojilerin keskin, bu ideolojilere inananların da hem biçimsel hem de fikirsel olarak kararlı bir tutum içerisinde olduğunu görüyorduk. Siyasi politikalarda “u dönüşü” olarak tabir ettiğimiz dönüşlere rastlamak mümkün değildi. Siyasi iradelerin yakın çevresi amaçları uğruna var güçleriyle çalışırken, uzak çevre, yani kamu bu düşüncelerden o an ki konjonktüre göre etkileniyordu.
Ülkemiz adına 12 Eylül darbesi, dünya için ise Berlin duvarının yıkılmasıyla büyük ve hızlı bir gelişim göze çarptı. Vahşi kapitalizmin inanılamayacak bir hızla yayılması neticesinde siyasi politikalar ve ideolojiler değişti.
Bu keşmekeş içerisinde günümüze kadar geldik. 22 Temmuz seçimleri öncesinde güzel ülkemiz son yıllarda siyasi anlamda görmediği bir değişimi yaşıyor. Bildiğiniz üzere geçmişin “devrimci solcuları” ulusalcı, “milli görüşçüleri” muhafazakâr liberal olarak tanımlamaya başladılar kendilerini. Bunun doğruluğu veya inandırıcılığı ayrı bir tartışma konusu tabi.
Seçim öncesi vizyon arayışları son raddeye ulaştı. Partiler seçmene şirin görünebilmek için tüm siyasi geçmişlerini, var olan politikalarını bir kenara ittiler. Kimden, nasıl daha fazla oy koparabilirim düşüncesiyle adları yan yana konduğunda tezat oluşturacak isimler yol arkadaşı oldular. 1-2 ay öncesine kadar karşılaştıklarında kaşlarını çatarak birbirine bakanlar, bugün kamuoyuna samimi bir açıklamada bulunamadan, birbirileri için övgü dolu sözler sarf etmekteler.
Bu vizyon karmaşasının tezat oluşturduğu partilere bakacak olursak; ilk olarak AKP’yi ele almak gerekecektir. Necmettin Erbakan AKP ile ilgili olarak “Arka kapıdan kaçanlar partisi” benzetmesini yapmış, kendilerinin ve AKP’nin hâletiruhiyesini bir anlamda ortaya koymuş oldu. Milli görüşçü olarak ortaya çıktıkları siyasi arenada, siyaset için çok ama çok kısa sayılabilecek bir sürede tüm siyasi görüşlerini revize ederek boy göstermeye devam ettiler. Sıfır tabanlı bir partinin etrafında bin bir çeşit insan ve görüş peyda oldu bir anda. 2002 seçimlerine bu şekilde girdiler. Şimdi ise durumu daha karmaşık hale getirdiler. Bu oyunun tuttuğunu gören kurmaylar “neden solunda oyunu alamayalım, nasıl olsa parti programı, siyasi düşünce, politikamız yok” diye düşünerek bir açılım yaptı.
Bu açılım neticesinde 100 den fazla mevcut milletvekilini dışarıda bırakan AKP birçok milletvekilini de gözden çıkardığını, bu isimleri listelerin alt sıralarına koyarak gösterdi. Yerlerine getirilen isimler arasında, hayatları boyunca sol kulvarda mücadele etmiş kişiler göze çarpmakta. 40 yıllık solcular bir anda, AKP’nin kendi tabiriyle muhafazakâr liberal oluverdiler. Hem de partinin yeni vizyonu olarak kamuoyuna lanse edildiler.
Aynı senaryoyu CHP’de de görüyoruz. CHP’de 4 buçuk yıl sürdürdüğü sarı muhalefetten sonra, topladığı tepkiyi vitrinine koyduğu yeni isimler ve yaptığı birleşmeyle gidermeye çalışıyor. Ülke siyasi gündemi tam anlamıyla bir tiyatro sahnesine dönmüş durumda. Gülen ve ağlayan suratlar halkın önüne kurulan sahnede oyunlarını gerçekleştiriyor, tam anlamıyla bir danışıklı dövüş sergileyerek, iki kutuplu bir seçmen kitlesi ortaya çıkarma gayesiyle, medyayı da arkalarına alarak çalışmalarına el ele kol kola devam ediyor.
Az önce belirttiğimiz gibi, bu oyunun tarafları olan iktidar ve ana muhalefet partileri, aradıkları desteği halktan değil, öncelikle medya, daha sonra ise ülkenin en üst makamlarında görev yapmış olan kanaat önderlerinden buluyor.
Sahnenin görünmeyen yüzünde ise bir başka vitrin arayışı göze çarpıyor. Eski DYP, şimdiki adıyla DP ve az kalsın seçimlere birlikte katılacağı ANAP. Parlamentoda temsil edildikleri sırada bütün 4 buçuk yılı icraatsiz geçiren, yaptığı her işi eline yüzüne bulaştıran, birbiriyle çelişkili ve akla hayale gelmeyecek açıklamalar yaparak iktidar partisinin yardımcısı görünümüne ulaşan bu iki parti, birleşmeyi de beceremedi ve düştükleri zor durumdan bir şekilde kurtulma arayışına girdiler. Elbette bunun da yolu “vitrin”den geçiyor. Seçimlere katılmama kararı alan ANAP’ı bir kenara bırakırsak DP’de de işler yolunda gitmiyor. Partinin yeni ve eski yüzlerinin birbiri ardına gelen istifaları, CHP ve AKP ile aynı amaçlarla çıktıkları vitrin arayışında onların bir adım geride kaldığının göstergesi.
Bunun haricinde GP, Saadet, BBP gibi partiler birleştik, birleşemedik, seçimlere yalnız giriyoruz derken farklı stratejiler uygulayarak seçimlere girme kararı verdiler. GP’nin hem oradanız, hem buradanız politikasıyla şekillenen siyasi ilerleyişi bu seçimde de devam edecek gibi. Birçok yabancı firmayı dolandırdığı için gurur duyan liderlerinin eşliğinde, ancak 0-6 yaş grubunun inanabileceği vaatlerle seçime hazırlanıyorlar. BBP ise seçimlere bağımsız adaylarla gireceğini açıkladı ve hemen ardından partide bir yaprak dökümü yaşandı. Oysa seçimlerden önce, medya söylemiyle “flash transferler” yapan BBP seçimlerde düşeceği durumu öngörülmeyerek böyle bir stratejiye başvurdu.
Son olarak MHP’ye bakarsak, durumun diğer bütün partilerden farklı olduğunu görüyoruz. Eğer bu kabul edilmiyorsa ya Allah’tan korkmuyor olmak, ya da popüler nitelendirmeyle, işbirlikçi hain olmak gerekiyor. Neden mi? Yine objektif bir gözle bakalım. Genel Başkan Dr. Devlet Bahçeli tüm ittifak çağrılarına ortak bir cevap verdi: “seçime tek başımıza ve tek başına iktidar hedefiyle giriyoruz”. Bundan daha açık daha net bir cevabı hiçbir parti ve lideri veremedi. Bununla birlikte bütün küskünlere çağrıda bulunmayı da ihmal etmedi. Herkesi Milliyetçi Hareket Partisinde siyaset yapmaya davet etti. Netice itibariyle de bu çağrı karşılıksız kalmadı ve gelen önemli isimler, önemli yerlerde, ilk sıralara yerleştirildiler.
Bu ve bununla birlikte gelen yeni isimler partinin vizyonunu oluşturuyor. Şimdi sorulacak: “diğer partilere yeni isimler gelince toplama, politikasız partiler oluyor da MHP’ye gelince parti onurlu ve güçlü mü oluyor?”. Burada hareket noktası isimlerle birlikte kişilerin siyasi geçmişi ve aynı zamanda kişilik yapıları olmalı. Eğer bu soru aklından geçen olursa kişileri önlerine koymalarını, bu kişilerin artılarını ve eksilerini bir kenara yazmalarını, daha sonra kendilerinin bu davaya neler verdiğini bir kenara yazmalarını, yine de kendilerini haklı görüyorlarsa eleştirmeye devam etmelerini tavsiye etmekten başka bir yol göremiyorum.
Konu açılmışken, bazı kendini bilmez siyasi parti yandaşlarının MHP adaylarının belirlendiği yer olarak Bilderberg toplantılarını göstermesi, ne akla ne izana sığabilecek bir iddiadır. Çünkü Milliyetçi Hareket Partisi bu seçimlerde 3 aşamalı bir aday belirleme stratejisi izledi ve bunda da oldukça başarılı oldu. Yapılan görüşmeler, araştırmalar ve son olarak internet ortamında ki oylama ve görüşlerle oluşan aday listesi, binlerce şahidiyle birlikte bu iddiaları ortaya atanların suratına çarpılmak üzere hazır beklemektedir. Geçmişinde bölücü başının ve onun sürüsünün bir numaralı destekçisi olan, Türk ordusuna işgalci deme cüretini gösteren bir kişiye bağlı partinin ve o partiyi destekleyen siyasi basın organının, bugün “ulusalcı” tavırlarla Milliyetçi Hareket Partisinden oy toplama çalışmaları bu ve buna benzer itham ve iftiralarla sürmektedir.
Hülasa; MHP mevcut partiler arasında siyasi politikasını muhafaza eden, geçmişinden ve değerlerinden vazgeçmeden yoluna devam eden yegâne partidir. Bünyesine kattığı ve vizyonunu temsil eden kişilerde bu değerleri bünyesinde bulunduran kişilerdir.










Normal
