iconBütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 18:35 . | Nüve Foruma Hoşgeldiniz! Forumumuzdan yararlanmak için lütfen Üye Olun !

» Nüve Forum » gazete haber ve makale yorumları » Kültür ve Sanat » Edebiyat » niçin yazarız?

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 27.07.08, 16:04
Standart niçin yazarız?

oguzgolcik - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Araştırma Görevlisi
Üyelik tarihi: Jan 2008
İletiler: 3.191
Send PM

27.07.08, 16:04



Niçin Gülüyoruz? | Erkek niçin aldatır? | Bir hafta niçin 7 gündür? | Romantizm niçin biter | Şeytan niçin yaratılmıştır? |

niçin yazarız?



Cevabı zor bir soru. Zorluğu, verilebilecek cevapların çokluğundan kaynaklanıyor belki de...Yazanların kimi zaman birbiriyle örtüşen, kimi zaman da çelişen o kadar çok bahaneleri var ki... Bahaneleri diyorum, çünkü yazanlar; “Niçin yazıyorsun?”sorusuna net bir cevap veremiyorlar. Sözü eveleyip geveleyenler var içlerinde. Peş peşe sebep sıralayanlar var. Sebep bulamayanlar, soruyu; “Bilmiyorum” diye cevaplandırıp, işin felsefesine soyunanlar var.
Anlayacağınız, kaypak bir zeminde dolaşmak gibi bir şey bu soruyu cevaplamak. Güvensiz yürürsünüz. Ne zaman düşeceğiniz meçhûldür. Kendi kendinize tam bu sorunun cevabını verdiğiniz gibi bir hisse kapıldığınızda, yeni sorulara kapı açılır. Tek sebebin cevapladığınız soru olmadığını anladığınızda içinizde tuhaf bir hüzün filiz verir. Çünkü çoğu zaman dostlarınızın o kadim sorusu cevapsız kalır. “Azizim niçin yazıyorsun?” Diyelim ki, siz başkalarının hükümlerini önemseyen birisi değilsiniz. Karşınızdaki meraklıya da geçiştirecek bir cevap verdiniz. Ya kendinize nasıl cevap bulacaksınız? Kendi kendinize sorduğunuz soruya cevap verebiliyor musunuz?
Bazıları yazma eylemine kolayca yapıştırıverir cevabı. Para kazanmak için, hayatımı idame ettirebilmek için yazıyorum. Sait Faik gibi daha da ileri gidip “Mesleğim olduğu için yazıyorum”diyebilirler. Hoş Sait Faik, varlıklı bir kereste tüccarının oğlu olmasaydı böyle bir cevaba takatı olur muydu bilemiyorum. İstisnalar dışında yazarlık; aklı başında aile babalarını geçindirebilecek kadar para kazandırmıyor, bu belli. Zaten para kazandıran yazıların çoğu da sanat değeri taşımıyor.
Rahmetli Peyami Safa da Sait gibi bir yazı divânesi. Yani geçimini kalemine -belki yüreğine demeliydim- havale edenlerden. Dostları bu meşhur yazarımızın bir günden bir güne takım elbise giyemediğini söylüyorlar. Çoğu zaman dar omuzlarına geniş gelen, bit pazarından alınma ceketlerle dolaşırmış. Rahmetli, para kazanmak için yazdığı eserlerine-yüzü kızarmasın diye- ismini vermeyip takma ad kullanmıştır. Türk edebiyatının yüz akı 9. Hariciye Koğuşu’nun yazarı, Cingöz Recai’de Server Bedi’dir, meselâ...
Gerçi insanları eğlendirmeyi amaçlayan birçok sirk cambazı, yazar adı altında trilyonlar kazanıyorlar. Poturlu puturlu; efendili, yüzüklü eserler yazıp üzerlerine de isimlerini yaldızlı harflerle yazıyorlar ama onlar bizim kastettiğimiz yazıların çok dışındadır. Dışarıda tuttuklarımızın diğer grubu da, maaşlarını dolar üzerinden aldıkları söylenen ve dahi kalemini patronunun emrinde amâde gören kalemşörlerdir. Onlar ki, her gün her konuda yazarlar. Bir gün siyasetçi, öbür gün hukukçu, üçüncü gün ekonomist, stratejist... Allah yetenek vermiş olmalı ki, yazıyorlar değil mi? Böyle dehalar olmasa halimiz nice olurdu? Kimsenin köşesinde, kesesinde gözümüz yok. Onları severek okuyoruz. Allah kazançlarını ziyâde etsin. Demek istiyoruz ki, bunlar da kastettiklerimizin dışındadır.
Peki, her şeyin maddeye endekslendiği bir dünyada yazanlar ne umuyorlar? “Madem akıllısın, ne kadar kazanıyorsun?” sorusunu soran derin manalı gözlere rağmen niye yazıyorlar? Cevabının olmadığını bile bile bu soruya kafa yormaya ne dersiniz?
Rasim Özdenören diyor ki: “Yıllar öncesinde, bir arkadaşım, bana üniversitede kalmamı ve akademik çalışmalara kendimi vermemi öğütlemişti. Sonradan kendisi başarılı bir öğretim üyesi olan bu arkadaşıma, o zaman biraz ukalaca görünmüş olsa da şunu söylemiştim: Senin dediğin işi herkes yapabilir, ama benim tasarladığım çalışmayı benden başka yapabilecek kimse yoktur!”
Edebiyatçı işte. Şu sözü eğip bükmeden ayakları yere sağlam basan insanların anlayacağı gibi söylese olmaz mı sanki..? Asla övünme payı yok bu sözün içinde. Ben, özelim, “nev-i şahsına münhasır” ım diyor, Özdenören. Herkes biraz öyle değil midir? Öyle olduğu için adımızın ilk harfini büyük yazmıyor muyuz? Evet sizin gibi kimsecikler yazamaz. Siz de özelsiniz. Üstelik siz olduğunuz için özelsiniz. Tanrının size armağanı bu ayrıcalık. Cesaretiniz varsa hemen kalemi elinize alın. Belki ilkinde olmayacak. İkincisinde, ....beşincisinde, onuncusunda da... Sonunda ortaya size özel, –eğer bu övünmekse- bunu ancak ben yazarım diyebileceğiniz bir yazı çıkacak.
Çıkacak da ne olacak? Necip Fazıl’ın çarpıcı anlatımıyla belki beyninize bir “kıymık” saplamış olacaksınız. İşkencelerin en ağırına, fikir işkencesine kendinizi kendi elinizle teslim edeceksiniz. Üstelik, tuhaf bir mazoşist (kendi kendine işkence eden) olup çıkacaksınız. Yolda, yemekte, sohbette, satırlarda, hatta uykuda, hiç üzerinize vazife olmayan ıstırapların esiri olacaksınız.
Peter Handke işi daha da ileri götürüp şöyle diyor: “Yazmak, kendi kendini hapsetmek, kendini yaşamdan uzaklaştırmaktır. Aslında bu da bir tür şizofrenidir.”
Bu yargıda bir abartı olduğu açıktır. Yazma, yazarını hayattan koparıp, kurmaca dünyaya hapsetmişse ve kişi günlük hayatını sürdürmekte zorluk çekiyorsa marazi bir durumdan söz edilebilir. Zaten böyle bir durumda yazarın yazı yazıp yazamayacağı da tartışılabilir. Handke’nin “şizofrenik” nitelemesini klinik bir tablodan ziyâde, “şizofrenik bir hâl” olarak yorumlamak daha doğru olur, diye düşünüyoruz.
Bu anlamda “şizofrenik an”ı yaşamayan yazar hemen hemen yok gibidir. Yazının türüne, (şiir, hikâye, roman) ve yazarın şahsiyetine göre bu hâl az veya çok şiddetli olabilir.
Mevlâna’nın Mesnevî’sini yazarken içinde bulunduğu hâl bu nitelemeye denk düşer. Hiçbir işte dikiş tutturamayan, bütün gün hikâye peşinde koşan Sait Faik’in tavrı da bu nitelemeye tıpa tıp uymaz mı? Yazma isteğinin bu boyutuna psikoloji daha derin açıklamalar ve yorumlar getiriyor elbette. Ne var ki, sizi Freud ve Jung’un psikanalizleri ile yormak istemem. Ama size yazma isteğinin dayanılmaz sancısı ile kıvranan büyük hikâye üstadı Sait Faik’in şu cümlelerini sunabilirim: “...Niyetim yazı yazmak bile değildi. Balığa çıkacaktım. On kuruşa kahve, yirmi kuruşluk köylü cigarası içecektim. Kaybettiğim her şeyi; insanlığı, cesareti, iyiliği, safveti, dostluğu, alın terini, sessizliği yeniden bulacak; belki yeniden bir adam olmasam bile bir temiz hayatın içinde hayran, meyus ve mahcup ölümü bekleyecektim. Aklıma ara sıra esen yazı yazmak arzusunu değil, kötü huyunu, bu tek kötü huyu muvaffakiyet, şöhretler düşünmeden ‘ve düşünürsem Allah canımı alsın!’ düşüncesiyle yeniden bulabilirsem, kalemsiz kâğıtsız dağlara fırlayacak balığa çıkacaktım. Yazmayacaktım.
..........
Söz vermiştim kendi kendime: yazı bile yazmayacaktım. Yazı yazmak da, bir hırstan başka ne idi. Burada namuslu insanlar arasında sakin, ölümü bekleyecektim; hırs, hiddet, neme gerekti? Yapamadım. Koştum tütüncüye, kalem kâğıt aldım. Oturdum. Adanın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkardım. Kalemi yonttum. Yonttuktan sonra tuttum öptüm. Yazmasam deli olacaktım.”(Haritada Bir Nokta’dan)
Tarık Buğra’ya sorarsanız, yazmak; “sürüden ayrılmak”tır. Yazmaya soyunan kişi, az-çok kalabalıklardan farklı olduğunu sezinleyen insandır. Onun farklılığına toplumun ihtiyacı vardır. O halde, yazar taşıdığı değerin ayırdına varmalı ve kendisini sıradanlaştıracak duruşlardan uzak olmalıdır. Toplum da yazara gereken önemi vermelidir. Tarık Buğra, verdiği bir mülâkatta bu düşüncelerini şöyle açıklar. “Bir ödül için kendisini satan adam, ne yazar olabilir, hatta insan bile olamaz. İnsan olunmadan da yazar olunmaz. Bağımsızlık lâzım. Sıradan insan değildir yazar. Bunu politikacılar kabûl etmez, fıkra yazarları kabûl etmez, eleştirmeciler kabûl etmezler bunu... Ama, gerçek yazar, sıradan bir insan değildir. Ona ihtiyacı vardır toplumun. Bu ihtiyacı duyan toplum yükselir. Bu ihtiyacı karşılayan insan kazanır.”
G.B Shaw, yazar ve yazma konusunda Tarık Buğra’ya katılmaz. O, başka bir şey yapmayı bilmediği için, ya da çalışmaya pek yatkın olmadığı için yazdığını söyler.
Gıorgıo Manganellı “Niçin yazıyorum?” adlı denemesinde, yazma işini kutsayanlara katılmamakla kalmıyor, yazma işini; yazarın korkularını ve zayıflıklarını ifşâ ederek çevresinin(okuyucunun) gözünü boyamak olarak değerlendiriyor. Manganellı; “Belki de yazmak, doğuştan küçük hırsızlıklara ya da düzenbazlığa eğilimli, ama büyük ölçüde suç işleme yürekliliğine sahip olmayan kişinin dolandırma biçimidir.” diyor. Yani ona göre yazar, aksiyon adamı olmaya gücü yetmeyen bir korkak ve karnından konuşan bir yalan ustasıdır. Üstelik, insanları düzenbazlıkları ile aldattığı sanısına kapılır. Oysa bu zavallının aldatma girişimleri de geri teper. Çünkü, simyacı ve falcı gibi yazar da kendi kendisini aldatır.
George Orwell, niçin yazdığını açıklarken; “Henüz beş altı yaşlarındayken, büyüyünce bir yazar olacağımı biliyordum.”der. Yazarların erken yaşlarda bile çevresindeki insanlardan oldukça farklı (ayrıcalıklı) olduğunu imâ eder. Orwell, yazma içgüdüsünü; bencillik, estetik merak, tarih merakı, siyasal amaç gibi dört madde altında toplarsa da satır aralarında yazarı kutsamaktan geri durmaz.
Eugene Ionesco, “Niçin yazıyorsunuz?” sorusuna cevap verirken kaçak güreşmeyi tercih ediyor: “Sizin bilmeniz gerek, çünkü yazdıklarımızı siz okuyorsunuz ve okuduğunuza, okumaya devam ettiğinize göre, onlarda sağlam bir yan, bir beslenme yolu, ihtiyaç karşılayan bir şeyler buluyor olmalısınız.”
Roland Barthes, yazma sebebini on madde ile açıklamaya çalışır. Ama sıraladığı nedenlerin kendisini bile tatmin etmediği satır aralarına sinmiş gibidir.
Örnekleri ne kadar çoğaltırsak çoğaltalım, galiba kafamızı karıştırmaktan başka işe yaramayacak. Her yazarın yazma sebepleri birbirinden çok farklılıklar arz ediyor. Hatta bazı yazarlar niçin yazdıklarını bilmediklerini açıkça itiraf ediyorlar.
Sebep ne olursa olsun, yazarlar, şairler, genel anlamda bütün sanatçılar iyi ki varlar. Yazarlar, her şeye rağmen iyi ki yazıyorlar. İyi ki bize kapılarını ardına kadar açma cesaretini ve cömertliğini gösterebiliyorlar. Onların mahrem dünyasından –belki kendimizin de farkında olmadığımız- en ilkel ve en medenî yanlarımıza bir yansıma yok mudur? Yoksa onların özel dünyaları bizi niye bu denli çok ilgilendirsin ki..? Belki de yazarlar bize, bizim içimizdeki bizlere, bilinçaltımızın karanlık noktalarına ayna tutma becerisine ulaşmış kişilerdir, ne dersiniz? Eğer öyleyse, Eflatun’un dediği gibi sanat; “Tabiata -ve tabiatın ruhuna- ayna tutmak” mıdır? Kim bilir..?
Eğer her şeye rağmen “Niçin yazıldığı” sorusuna vereceğimiz cevabın bir önemi varsa deriz ki; yazma, insanın kültürel birikimini gelecek nesillere aktarma içgüdüsüdür. Tıpkı üreme içgüdüsü gibi... Bu sorunun, birçok şekilde cevaplandırılmasına rağmen cevapsız kalışının kaynağını da orada aramak gerekir.
Kimi balıkları, denizlerde binlerce kilometre kat ederek üreme görevini yerine getirdikten sonra ölüme terk eden içgüdünün kaynağı ne ise, yazarı yazma sancısı ile kıvrandıran içgüdünün kaynağı da odur.alıntıdır.
KAYNAKLAR:
Mungan Murathan, Yazıhane, Metis Yayınları, 2003.
Özdenören Rasim, Yazı,İmge, Gerçeklik, İz Yayıncılık, İstanbul, 2003.
Haz. Emiroğlu Öztürk, Hisar’da Kültür Ve Sanat Konuşmaları, Kültür Bakanlığı Yayını, 2001.
Haz. Komisyon, TDK, yayını, Güzel Yazılar, Röportajlar, Ankara, 1997.
Abasıyanık Sait Faik, Havuz Başı, Son Kuşlar, Bilgi Yayın Evi, 1975.

Nüve Forum » gazete haber ve makale yorumları » Kültür ve Sanat » Edebiyat »
__________________
Oğuz Gölcik Yazıları

Konu RepStaR tarafından (27.07.08 saat 21:40 ) değiştirilmiştir.. Sebep: link eklendi.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
4 kullanıcı bu yararlı bilgilendirme için oguzgolcik kullancısına teşekkür ediyor :
diyesi (27.07.08), RepStaR (27.07.08), safran çiçeği (27.07.08), İlhan Hoca (27.07.08)
Sponsorlar
Cevapla

Tags
yazarız

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may post new threads
You may post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz