iconBütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 19:09 . | Nüve Foruma Hoşgeldiniz! Forumumuzdan yararlanmak için lütfen Üye Olun !

» Nüve Forum » gazete haber ve makale yorumları » Kültür ve Sanat » Gelenekler » 90 lar Türkiyesinde eşcinsel hareket

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 16.11.07, 18:51
Standart 90 lar Türkiyesinde eşcinsel hareket

16.11.07, 18:51



Eylemsizlikle tahrik - Newton'ın hareket yasaları - Momentumsuz hareket | Makinaların güç ve hareket iletim mekanizmalarının lineer hareket denklemleri | Eşcinsel kadınlar | Condoleezza Rice eşcinsel mi? | Eşcinsel den din adamı olur mu ? |

90’LAR TÜRKİYESİ’NDE EŞCİNSEL HAREKET: KİMLİK, GÖRÜNÜRLÜK VE SINIRLAR

kenan çayır
16/05/2003

90’LAR TÜRKİYESİ’NDE EŞCİNSEL HAREKET: KİMLİK, GÖRÜNÜRLÜK VE SINIRLAR
Kenan Çayır
İstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Araştırma Görevlisi
Eşcinsellik üzerine bir toplantıya katılacağımı ve eşcinsel kimliği tartışacağımızı söylediğim bir arkadaşım bana “Neyi tartışıyorsunuz ki, belli değil mi?” dedi. Aslında bu, toplumun önemli bir kesiminde gördüğümüz, temsil gücü yüksek bir tepki. Bu tür bir tepki, hakim kimlik ve kültürün, baskılanan kimlikler karşısında yinelediği bir olgu. Günümüzde birçok örneğini gördüğümüz damgalanma ve dışlama sürecinde baskılanan kimlik, hâkim kimlik tarafından dar bir çerçeveye sıkıştırılır, aktörleri homojenleştirilir, kategorize edilir. Dolayısıyla “öteki” ile temas, bir birey olarak değil, dışlanan kategorinin temsilcisi olarak gerçekleşir. Buna göre, başörtüsüyle görünür olan bir kadın “gericidir, şeriatçıdır”; Kürt kimliği “ilkel, dili olmayan, medeni olmayan” insanları yansıtan bir kimliktir.

Eşcinsel kimliğe gelince; bu da çok bellidir baskın heteroseksüel kimliğe göre. Eşcinsellik neredeyse sadece cinsel yönelim ile tanımlanır: Eşcinsel, (eşcinselleri kendi damgalanmalarını anlatım diliyle) “kendi cinsine ilgi duyan, sadece seks ile ve seks için yasayan, cinselliğini kontrol edemeyen, cinsel arzularının esiri olan” bireydir. Dolayısıyla bu ve benzer tanımlarda eşcinseller, kim olduklarından çok ne yaptıklarıyla, yani “normal” heteroseksüel kimlik karşısında “sapkın” olarak damgalanan cinsel kimlikleriyle tanımlanacaktır. Çıkardıkları fikir ağırlıklı dergileri de bu yüzden müstehcen bulunup, poşetlenmektedir.

Türkiye’de son yıllarda hayli etkili olan Kaos GL dergisinde bir eşcinsel yazar ise, eşcinsel hareketi söyle tanımlıyor: “Uzaktan bakıldığında meselemizin hemcinslerimizle cinsellik ya da aşkı, toplumdan baskı görmeden yasayabilmek olduğu düşünülebilir. Oysa sorun kimliğimiz ve varoluşumuzla ilgilidir”.[1] Dolayısıyla eşcinseller, eşcinselliğin “sadece bir cinsel edim olmadığını, yatak odasında başlayıp bitmediğini”,[2] kamusal yaşamda diğer cinsel kimliklerle birlikte ayrımcılığa uğramadan varolabilmeyi talep eden bir yaşam tarzı olduğunu vurguluyorlar. Son birkaç yıldır, 1 Mayıs gösterilerinde görünür olan, üniversitelerde örgütlenen, kültür merkezi kuran eşcinsellerin, dar kimlik siyasetinin ötesinde tüm sosyal değer ve normlarda bir değişim talebi olduğu görülüyor. Diğer bir deyişle, eşcinsel hareketler, eşcinsel kimliğin cinselliğin ötesinde, sosyokültürel boyutları olan bir olgu olduğunu gösteriyor. Bu anlamda eşcinsel hareket, Türkiye’de 1980 sonrası politik kültür içinde şekillenen feminist, yeşil ve çevreci hareketlerle de ortak paydaya sahip. Eski siyasal anlayışlardan sıyrılmış bu hareketler, Göle’nin deyişiyle, özgürlük alanları yaratma konusunda ortodoks sol hareketlerden çok daha etkinler. Zira bu hareketler, “kadın-erkek, toplum-birey ve insan-doğa arasındaki ilişkilerin yeniden düşünülmesi yoluyla toplumsal dokunun değişmesine katkıda bulunmaktadırlar.”[3] Bu bağlamda eşcinsel hareketi, değişim potansiyeli yaratacak eylemler ve söylemler geliştiren bir sosyal hareket olarak ele almak gerekiyor. Melucci, “Sosyal hareketler peygamberler gibidir; önceden konuşurlar, daha muhtevası belli olmadan, oluş halindeki şeyin ipuçlarını verirler”, der.[4] Dolayısıyla eşcinselliği sosyal hareket bağlamında ele almanın, Türkiye’de şekillenen politikalara, sivil toplumsal ilişkilere, sınırları yeniden çizilen kamusal ve özel alan ayrımına ışık tutacağını düşünüyorum. Bunun için öncelikle Batı dünyasında son otuz yıldır görünür olan eşcinsel hareketlere bakmak, Türkiye deneyiminin analizi için açıcı olabilir.

Batı Dünyasında Gay ve Queer Hareket

1969 yılında New York’ta polisin, eşcinsellerin gittiği Stonewall adlı bara düzenlediği bir baskın sonunda gelişen olayların, uluslar arası gey hareketin doğuşunu sembolize ettiği düşünülür. Dolayısıyla eşcinsel ya da gey-lezbiyen hareketler, bir toplumsal hareket anlamında 1970’lerde Batı’da ortaya çıkmıştır denilebilir. Bu hareketler, 19. ve 20. yy. boyunca görülen isçi hareketleri, sosyalist hareketler gibi klasik sosyal hareketlerden oldukça farklıdır. Çünkü klasik sosyal hareketler, sınıf ya da ulus temelinde politika yaparken ve devleti hedefleyen bir siyasal tutuma sahipken, gey ve lezbiyen hareketleri daha heterojen bir toplumsal tabana sahiptir ve kentli, eğitimli, orta sınıf aktörlere dayanmaktadır; bu hareketlerin devrimci bir gündemi yoktur ve bu anlamda iktidarı hedeflemediği görülür.[5]

Bu yüzden eşcinsel hareketler 70’li yıllarda Batı’da ortaya çıkan çevreci, feminist, antinükleer hareketler gibi yeni sosyal hareketlerden biri olarak adlandırılıyor. Eşcinsel hareketlerin de diğer yeni sosyal hareketler gibi hiyerarşik bir yapıya, büyük liderlik kurumuna sahip olmadıkları, güçlü bir merkezden yoksun, daha esnek ve bireysel katılıma açık oldukları görülüyor.

Tüm bu ‘tikel’ gibi görünen niteliğine rağmen eşcinsel hareketlerin toplumda marjinal bir konum işgal ettiğini söylemek de zor. Çünkü eşcinsel hareketler, kamusal alanda cinsel kimlikleriyle özgürce bulunabilme, eşcinsel olduklarını söylediklerinde ayrımcılığa uğramama, hatta evlenme, çocuk edinme talepleriyle toplumdaki “normallik, anormallik” anlayışını sorguluyorlar. Diğer bir deyişle eşcinsel, kamusal alana taşıdığı farklı pratikleri ve talepleriyle, yerleşik normları sorguluyorlar. Aslında her ne kadar özel konumlarından konuşsalar da sistemin tüm mantığını ilgilendiren problemleri su yüzüne çıkarıyorlar, sistemin işleyişle ilgili sorunları gündeme getiriyorlar. Zamanı ve mekanı yeniden kurgulamayı ve yeni bir dil geliştirmenin gerekliliğini dile getiriyorlar. Örneğin feminist hareketle gündeme gelen kamusal alanın seksist (cinsiyetçi) olduğu olgusu artık yeterli olmuyor; eşcinsel hareketler bu alanın aynı zamanda heteroseksist olduğunu gözler önüne seriyor. İslamcı hareketler ile örneğin başörtülüler kamusal alanın laik niteliğini ortaya çıkardılarsa [6], eşcinsellerin görünürlüğü bu alanın heteroseksist niteliğini ortaya çıkarıyor. Diğer bir deyişle eşcinseller kamusal alanın bir sınırının da heteroseksüellik olduğunu gözler önüne seriyorlar.

Yeni bir sosyal hareket olarak eşcinsel hareket de yaşam tarzları ve kimlik temelinde politika üretiyor. Hakim kamusal alandan dışlanan eşcinsel kimliği “politik olarak” görünür kılmaya çalışıyor. Yeni sosyal hareketlerin ortak noktalarında biri de, kendilerine karşı kullanılan ayrımcı kategorilere sahip çıkmaları ve sahiplenilen bu kategorileri hakim kültüre geri göndermeleridir. Siyah hareketin, modernliğin farklılıklara karşı çıkan, tekçi anlayışına karşı geliştirdiği “siyah güzeldir” sloganı bunu örneklemektedir.[7]

Eşcinseller de eylemlerinde “heteronormatif” düzenin farklılıkları ezen yaklaşımına benzer bir sloganla karşı çıkmaktadır: Gay is beautiful (Gay güzeldir). Böylece ayrımcılığa maruz kalan kimliğe sahip çıkılmakta ve hatta bu kimliğin gururla taşınacak bir kimlik olduğu gösterilmektedir. Gey yürüyüşlerine “Gay Pride” (gay onur yürüyüşü) denmesinin bu anlamda önemli bir göndermesi var.

Gey ve lezbiyen hareketlerin tarihsel gelişim süreci içinde değişim ve dönüşüm geçirdiği de görülüyor. Birinci dalga olarak nitelendirilebilecek 70’li ve 80’li yıllarda gey ve lezbiyen hareketler daha çok heteroseksüel kimlikle eşitlik ve aynılık talebi temelinde politika üretmekteydi. Bu politika çerçevesinde eşcinseller özellikle Amerika’da “yarı etnik” bir şekilde örgütlendiler [8] ve sivil haklar söylemi temelinde eşcinsel yasam alanlarını, kurumlarını inşa ettiler. Ancak bu durum hareketin dar kimlik politikasına sıkışmasına, bir anlamda taleplerin azınlık haklarına ve azınlık statüsüne indirgenmesine de yol açtı. Diğer bir deyişle hareketin bu evresi, modern hetero-homo dikotomisini kırmaktan çok, tekrar kurmaktaydı.[9]

Hareketin, son yıllardaki politikaları ise asimilasyoncu, reaktif bir yaklaşımdan çok, “normal”liği sorgulayan proaktif bir görünüm çiziyor. Eşcinseller kamusal alandaki kimlik performanslarıyla, insanları, toplumun “aseksüel” olarak kurgulanan alanlarını yeniden düşünmeye itiyorlar. Örneğin heteroseksüelliğin de “kamusal” olmadığı, heteroseksüel cinsel kimliğin kamusal alanda görünür olmadığı söylenir. Ancak eşcinseller, heteroseksüel pratiklerin, kamusal alanda görünmez biçimde görünür olduğunu ileri sürerler. Örneğin 1980’lerde ortaya çıkan radikal bir grup olan Queer Nation, alışveriş merkezlerindeki öpüşme eylemiyle, eşcinselliğin nasıl görünmez olduğunu ve görünürde “aseksüel” olan kamusal mekanlarının nasıl cinsellik yüklü olduğunu göstermeye çalışmıştır. Son yıllarda hem pratikte hem teoride hayli etkili olmaya başlayan ve eşcinsel hareketin ikinci dalgası olarak nitelenebilecek Queer hareket, bugüne kadar elde edilen kazanımların yanında, yakın zamanda toplumsal kurumlar ve normlarda çok daha önemli dönüşümler gerçekleştireceğinin sinyallerini vermektedir. Batıda yaşanan bu deneyimler, eşcinseller için önemli bir kamusallık ifade eden internet aracılığıyla ya da yazılı ve görsel kaynaklarla uluslararası boyut kazanmakta, Türkiye dahil birçok ülkedeki hareketleri de etkilemektedir.

Türkiye’de Eşcinsel Hareket

Türkiye’de eşcinseller son on yıldır örgütlü bir mücadele içindeler. Türkiye bu dönemde deneyimlerin ve sorunların paylaşıldığı eşcinsel dergilerle, Ankara’da eşcinsel aktivistler tarafından kurulan kültür merkeziyle, son birkaç yıldır 1 Mayıs gibi eylemlerde görünür olan bir eşcinsel hareketle tanıştı. Bu hareket, Türkiye gibi dini kültürü, kamusal yaşamın ataerkil ve maskülen niteliği yüzünden Avrupa’da homofobinin en yüksek olduğu, eşcinsellerin yüksek oranda ayrımcılığa ve şiddete maruz kaldığı bir ortamda mücadele ediyor. Bu sebeple birçok eşcinsel kamusal yaşamda kimliğini gizliyor ve eşcinsellik hakim kültür tarafından ‘görünmez’ kılınmaya çalışılıyor. Bunu, Ferdağ isimli bir gey ironik bir şekilde vurguluyor: Eşcinsel kelimesini EŞ-CİN-SEL diye heceleyerek, ortadaki CİN hecesine atıfla, ince bir üslupla “eşcinseller cinlere en yakın insanlardır” diyor.[10] Yani, birçok insan, cinler gibi eşcinselliğin varlığını bilir, inanır; ancak aynı şekilde eşcinseller de “görünmezdir”.

Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki Türkiye’de homojen bir eşcinsel hareketten, homojen bir kimlikten ve tek seslilikten bahsetmek zor. Oldukça farklı görünürlükte, farklı anlayışta, farklı bedensel görünürlüğü olan gruplar var. Bu anlamda, eşcinsel aktörler, diğer bazı toplumsal hareketlerden çok daha çeşitliler. Eşcinsel kimlik içinde gey, lezbiyen, biseksüel, travesti, transseksüel, erkeksi gey, efemine gey, erkeksi lezbiyen vs gibi birçok alt kimlik mevcut. Farklı yaşam tarzlarını savunan eşcinseller, Kaos GL, Lambda, Anadolu Ayıları gibi farklı isimler altında örgütlenmiş durumdalar.[11]

Aktivist eşcinseller genellikle kentli, kente göç etmiş, eğitimli, üniversite öğrencisi, dil bilen, orta sınıf genç insanlardan oluşuyor.

Eşcinsel gruplar arasında farklılıkların yok sayılmadığı, hatta ön plana çıkarıldığı görülüyor.[12] Eşcinsel grupları bir araya getiren BaharAnkara, Güzİstanbul gibi buluşmalarda, tek sesliliğin eşcinsel kimliği dar bir çerçeveye indirgeyeceği ve kimlik için zedeleyici olduğu fikri ağır basıyor. Bu durum, Kaos GL’deki bir yazıda şöyle belirtiliyor: “Eşcinsel kelimesinin tek tip bir insanı anlatmadığı artık apaçık ortada. Kimse böyle bir birlik hayali kurmuyor, hatta tek tipliğe doğru yol alan eşcinsel yaşam tarzı bir çoğumuzun kabusu oluverdi. Sonuç olarak farklı yollarla eşcinsel olan, farklı şekillerde eşcinselliğini yaşama geçiren ya da geçirmeyen, farklı tercihleri, farklı arzuları, politik olarak farklı hedef ve tutumları olan bir insan topluluğuyuz.”.[13]

Tüm tartışmalarda eşcinsel gruplar içindeki farklılıkların zenginlik demek olduğu vurgulanıyor. Gruplar içinde ve arasında hiyerarşi olmaması konusunda çok hassaslar.

Eşcinsel dergilere baktığımızda aktörlerin Batı’yı, Batı’daki eşcinsel hareketleri ve teorileri yakından takip ettiğini görüyoruz. Eşcinseller, yazılarında Batı’daki ilk dönem gey ve lezbiyen harekete, yani heteroseksizmle savaşmak ve hakim kodları dönüştürmek yerine, kendi dünyalarını, mekanlarını kurma, şehrin belirli yerlerinde rahat etme ve devletin de bu hakları tanıması şeklindeki daha kapanmacı ve reaktif bir tutum benimseyen yaklaşıma eleştirel yaklaşıyor ve bunu aşmaya çalışıyorlar.
Kapanmacı bir politikanın, “ayrımcılığa uğramaları yasalarla engellenen geylerin, kendi kültürlerinin gettolarına tıkılmaları ve daha da marjinalleşmeleri”ne yol açtığı vurgulanıyor.[14] Dolayısıyla Türkiye’deki eşcinsel hareketlerin repertuarının sivil ve politik haklar talebini aşan bir gündeme sahip olduğu görülüyor. Bu hareketler daha çok Batı’da son yıllarda hakim olan ve sistemi sorgulayan Queer harekete daha yakınlar. Yani Türkiyeli eşcinseller sadece gey barlarda, hamamlarda ya da büyük kentlerin belirli yerlerinde rahat edebilme talebinin ötesinde bir mücadele içindeler. Türkiye’de hakim kültürdeki “biz eşcinselliğe karşı değiliz ancak ne yapıyorlarsa özel alanda yapsınlar” iddiasına eleştirel yaklaşıyorlar. Ya da “Türk kültürü eşcinsellere karşı değildir, onca şarkı söyleyen ve halk tarafından sevilen gey var” sözüne karşı haklı olarak soruyorlar: “İyi de şarkı söylemeyen geyler ne olacak?”[15]

Hareket, eşcinsel kimliğin barlar, hamamlar gibi ne yaptıklarıyla ilgili mekanlarla sınırlı olmadığını, gey kültür merkezi, kütüphanesi gibi mekanlarla ne yaptıklarından çok, kim olduklarıyla da ilişkili bir olgu olduğunu gözler önüne seriyor. Eşcinseller, kapalı bir cemaat olmanın dışına çıkarak heteroseksüellerle etkileşime girmeyi hedefliyorlar.[16] 1 Mayıs gösterileri gibi eylemlerde görünür olarak, kampusta, ofiste, çalışma mekanlarında (belki ilerde mecliste) eşcinsel kimlikleriyle bulunma talepleriyle, “aseksüel” alanları da yeniden düşünmeye itiyor. Bunun için eşcinsellik kimliğine sahip çıkılıyor. Bir broşürde Kaos GL grubu söyle sunuyor kendini:

“Bizler kadınları seven kadınlar, erkekleri seven erkekler olarak BURADAYIZ!!!
EŞCİNSELİZ!

Fıkralara konu edilerek aşağılanan, dayak atılan ve kendini saklamak, heteroseksüel rolü yapmak zorunda kalan eşcinseller hiç uzakta değiller. Alışveriş yaptığınız bakkal ve pazarcının, çocuğunuzun, öğretmenin, yemeğini yediğiniz aşçının, bindiğiniz belediye otobüsünün şoförünün, okulda sıra arkadaşınızın, yani başınızdaki iş arkadaşınızın eşcinsel olabileceğini hiç düşündünüz mü?

Köylerde, metropollerde, fabrikalarda, bürolarda, sokaklarda, okullarda bir gerçek olarak varız ve her yerdeyiz. Aşkımız ‘zevk-ü sefa’, hayatımız birer ‘fantezi’, kimliğimiz ‘hafta sonu hobisi’ değil...”

Dolayısıyla farklılıklarını ve kimliklerini ön plana çıkaran eşcinseller aynı zamanda diğer bireylerle aynılığını ve eşitliğini de talep ediyor. Yani homoseksüel kimlik heteroseksüel kimliğe yakınlaşıyor. Eşcinselleri insanlar, kendi mahallelerinde, barlarında, uzak, ‘görünmeyen’ halde bilirken, artık karşılarına komşuları, meslektaşları, sınıf arkadaşları olarak ortaya çıkıyorlar. Ayrımcılık da aslında eşcinsel kimliğin heteroseksüel kimlikten tamamen farklılaşmasından değil, tersine yakınlaşmasından doğuyor.

Bu anlamda eşcinsel kimliği, heteroseksüel kimlikten tamamen ayrı bir olgu olarak almak da mümkün değil. Çünkü kamusal alandaki görünürlüğü ve talepleri ile “normal” ve “doğal” kabul edilen heteroseksüel kimliğin de kendisini, yerleşik anlayışlarını sorgulamasını gerektiriyor. Diğer bir deyişle eşcinsel kimlik ‘benlik’ ve ‘öteki’ arasındaki sınırı görünür kılarak ve hatta bu sınırı zorlayarak, bulanıklaştırarak karşıdaki öznenin de kendisini sorgulanmasını zorunlu kılıyor.

Sonuçta özel alana hapsedilen eşcinsel kimliğin kamusal alanlarda görünür olması, kamusal mekanlarda heteroseksüel kimlikle birlikte bulunma talebi kamusallığın, özel ve kamusal alanın sınırlarının yeniden çizilmesini gerektiriyor. Kamusal mekanların yeniden düşünülmesini ve tasarlanmasını gerektiriyor. Örneğin hapishanelerde eşcinsellerin hangi kısma konulacağı sorun oluyor. Bazen medyada eşcinsel kimliğin kamusal görünürlüğü ile ilgili, “eşcinseller cenaze namazında hangi safta duracak” gibi spekülatif konular dahi tartışılıyor. Dini otoritelerce verilen cevaplar ise kimlik ve sınırlar sorunun karmaşıklığına ışık tutması açısından oldukça ilginç: “Erkeklerin arkasında kadınların önünde, kadınların da arkasında en arka safta...”, “Eğer eşcinsel olduğu dışarıdan belli olmuyorsa kendi cinsiyle aynı safta, yok eğer belli oluyorsa en arkada”.[17]

Eşcinsel kimlik ve kamusal mekanlar ile ilgili soruların, eşcinsel kimliğin artan görünürlüğü ile çeşitleneceği ve çoğalacağı görülüyor. Diğer bir deyişle şu çok açık ki, eşcinsel kimliğin ileride daha görünür olması ile kamusal ve özel alan arasındaki sınırlar yeniden ve yeniden çizilmeye devam edecek.





[1] Ali Baba, “Eşcinsel hareketi lüks mü?” Kaos GL, sayi, 9, Ocak-Subat 2002, s. 26.
[2] Kaos GL tanıtım broşürü, www.kaosgl.com/brosur.php 10 Mayıs 2003.
[3] N. Göle, “80 Sonrası Politik Kültür: Yükselen Değerler”, Melez Desenler, İstanbul: Metis, 2000, s. 45.
[4] A. Melucci, Challenging Codes, Cambridge: Cambridge University Press, 1996, s. 1.
[5] Yeni sosyal hareketler hakkında bkz. K. Çayır (haz.), Yeni Sosyal Hareketler: Teorik Açılımlar, İstanbul: Kaknüs yay., 2000.
[6] Bkz. N. Göle, Nilüfer Göle ile Kamusal Alan Üzerine Söyleşi, Sivil Toplum, s. 3, Nisan-Mayıs-Haziran 2003, s. 89-99.
[7] N. Göle, “Modernist Kamusal Alan ve İslami Ahlak”, İslam’ın Yeni Kamusal Yüzleri içinde, Nilüfer Göle ve dig, İstanbul: Metis, 2000, s. 30.
[8] J. Gamson, “Must Identity Movements Self-Destruct? A Queer Dilemma”, Queer Theory/Sociology içinde, S. Seidman, ed., Oxford: Blackwell, 1996, s. 396.
[9] S. Seidman, “Introduction”, Queer Theory/Sociology içinde, S. Seidman, ed., Oxford: Blackwell, 1996, s. 12-3.
[10] Ferdağ, “Dimden Raporlar 2”, Kaos GL, sayı, 44, Nisan 1998, s. 22.
[11] Her alt kimliğin yaşadığı sorunların da farklı olduğu görülüyor. Örneğin lezbiyenler, kadın olmalarının yanında lezbiyen oldukları için iki kez ayrımcılığa uğradıklarını vurguluyorlar; lezbiyenler diğer eşcinsel aktörlere göre çok daha ‘görünmezler’. Bkz. Filiz, “Lezbiyenlerin Görünürlüğü ya da Görünmezliği”, Kaos GL, sayı, 9, Ocak-Şubat-Mart 2003, s. 21.
[12] Örneğin Anadolu Ayıları adlı homomaskülen eşcinsel grup kendi farklılığını şu sözlerle dile getiriyor: “Ayılık ve ayıseverliğin yaşamı özel bir algılayış temeli üzerine kuran, fiziki birtakım unsurları kapsaması gereken, kıl ve/veya kilo fetişisti olmayan, homomaskülen erkek eşcinsel yaşamı olduğunu söylüyoruz. Transvestizm, travestizm, geylik gibi özel bir eşcinsel yaşam şekli olduğunu , fetişizm ile örtüşen bir formatı olmadığını ve diğer eşcinsel gruplarla ortak nokta olan “eşcinsel olma’ dışında eşcinsel yaşamı algılama, eşcinsel yasam tarzı noktalarında pek çok farkın olduğunu düşünüyoruz.”, anadoluayilari.com 19 Nisan 2003.
[13] Koray, “GüzIstanbul Üzerine”, Kaos GL, Aralık 2000, sayı 6, s. 6.
[14] Ali Baba, agm., Ocak-Subat 2002, s. 26.
[15] Ali Baba, “Şarkı söylemeyen eşcinseller ne olacak?”, Kaos GL, sayı 9, Ocak-Şubat 2002, s. 55.
[16] Bkz. Kaos GL tanıtım broşürü www.kaosgl.com/brosur.php, 10 Mayis 2003.
[17] Kaos GL, Temmuz-Ağustos 1998, sayı: 47-48, s. 32.

Lambdaistanbul Lezbiyen Gey Biseksüel Travesti Transseksüel Dayanışma Derneği

Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
kullanıcısının bu bilgilendirici iletisine teşekkür eden üye :
cigdem (23.11.07)
Sponsorlar
Cevapla

Tags
turkiyesinde escinsel hareket

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may post new threads
You may post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz