Nüve Forum

Nüve Forum > gazete haber ve makale yorumları > Toplum ve Yaşam > NATO 'nun savaş ganimeti : Kadınlar - savaşta kadınlara tecavüz

Toplum ve Yaşam hakkinda NATO 'nun savaş ganimeti : Kadınlar - savaşta kadınlara tecavüz ile ilgili bilgiler


"Kadına yönelik militarist şiddet, ordu karargahlarında da devam ediyor. Ordu karargahlarının stres atma ve eğlence gecelerinin vazgeçilmez "aracı" olan kadın bedeni, askeri eğitimin, savaş motivasyonunu artırmanın olmazsa olmaz bir parçası."

Cevapla

 

LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 29.11.07, 14:59
nuvekolik
Ziyaretçi
 
İletiler: n/a
Standart NATO 'nun savaş ganimeti : Kadınlar - savaşta kadınlara tecavüz

"Kadına yönelik militarist şiddet, ordu karargahlarında da devam ediyor. Ordu karargahlarının stres atma ve eğlence gecelerinin vazgeçilmez "aracı" olan kadın bedeni, askeri eğitimin, savaş motivasyonunu artırmanın olmazsa olmaz bir parçası."
NATO askerleri, fuhuşu ve uluslararası kadın ticaretini teşvik etti, hatta bizzat kadın ticareti yaptı. Doğu Avrupa'da, hâlâ 25 bin NATO askerinin bulunduğu Kosova'ya, aralarında 11 yaşındaki kız çocuklarının da bulunduğu kadınlar getirilerek seks köleliği için satıldı

NATO, girdiği ülkelerde savaş ve çatışmalar kadar, militarist erkek egemen yapının vazgeçilmez araçlarında biri olan sistemli tecavüzlerle karşımıza çıktı. Kurulduğu günden itibaren görev aldığı Balkanlar, Afrika ve Kore'de yüz binlerce kadının tecavüze uğradığı, kadın ticareti ile işgal edilen topraklarda "ganimet" diye esir alınan binlerce kadının Batılı ülkelere satıldığı, başta Uluslararası Af Örgütü olmak üzere insan hakları kuruluşlarının raporlarında yer aldı.

NATO'nun müdahale ettiği ülkelerde, ceplerine bol miktarda prezervatif koyup "Barış Gücü" adı altında konuşlandırdığı askerlerin yaptıkları tecavüzlerin yanı sıra, kaldıkları bölgeleri açık genelevlere dönüştürdüğü gerçeği, uluslararası resmi raporlara da yansıdı. Güç ve iktidar aracı olarak ezilen halklara yönelen militarist şiddetin her boyutunu yaşayan kadınlar, bir de sonuçları bakımından ağır tahribatlar bırakan cinsel şiddeti yaşamak zorunda kalıyorlar. Kadına yönelik yoğunlaşan militarist cinsel şiddet, kuşkusuz ki NATO'nun kuruluşuyla başlamadı, NATO'nun dağılmasıyla da son bulmayacak. Ataerkil sınıflı toplumun bir ürünü olarak oluşan ve erkek nüfusa -bazı istisnalar hariç- dayanan ordu, erkek şovenist değerlerin taşıyıcısı, uygulayıcısı durumundaki militarist kurumların başında gelmektedir. İşgalci birliklerin, işgal ettikleri ülkelerin, baskı altında tuttukları ulusların kadınlarına "savaş ganimeti" olarak muamele etmeleri, ataerkilliğin bir ürünü olarak geçmişten günümüze devam eden bir olgu.

Kadın metaya dönüştürüldü
Profesyonel orduların, NATO gibi uluslararası askeri örgütlerin kullandığı cinsel şiddet farklı bir nitelik kazandı. Toprak işgali, kadın bedeninin işgaliyle tamamlandı; soykırım, kitlesel tecavüzlerle sürdürüldü; Ari ırkının yaratılması için tecavüz kampları kuruldu; bir halkın direnişini kırıp teslim almak, aşağılamak, gelecek düşlerini kırmak, kişilik parçalanmasını sağlamak, göçe zorlamak için kız çocuklara ve kadınlara topluca tecavüz edildi, tecavüze uğramış kadınların bedenleri uluslararası fuhuş sektöründe önemli karlar elde ettikleri bir metaya dönüştürüldü.

Dünyanın hangi toprak parçasında olursa olsun, aynı yöntemlerle ve benzer stratejik amaçlarla kullanılan cinsel şiddet, kurumsallaşıp evrenselleşti. Kadına yönelik militarist şiddet, ordu karargahlarında da devam ediyor. Ordu karargahlarının stres atma ve eğlence gecelerinin vazgeçilmez "aracı" olan kadın bedeni, askeri eğitimin, savaş motivasyonunu artırmanın olmazsa olmaz bir parçası. Bugün ABD ordusunun askeri kantinlerinde bile satılan porno malzemelerin cirosu 10 milyon dolar. Bu ordudaki kadınların yüzde 30'u tecavüze veya tacize uğradıklarını, ancak emekli olduktan sonra açıklayabildiler. Aşağıda vereceğimiz veriler de bize gösteriyor ki, Işık Kutlu'nun bir makalesinde de belirttiği gibi, "Emperyalizme, savaşa karşı mücadelenin, emperyalizm bakımından verimli olan cinsiyetçiliğe karşı mücadeleyle birleştirilmesi" gerekliliği ve "namusu ve onuru erkeklerin tekelinden" almanın önemi, kendisini dayatıyor.

Kore
1947-1952 yılları arasında ABD, Marshall Planı'yla, Batı Avrupa ülkelerinin yanı sıra, verdiği para ve kredi yardımından sonra Türkiye de, almış olduğu paranın karşılığını kanla ödeyerek, ABD'nin Kore işgaline katıldı. 1950'de ABD, çoğu NATO üyesi 15 devletle birlikte Kore'ye saldırdı. Üç yıl süren bu savaşta 4 milyon insan katledildi. Yüzlerce kadın tecavüze uğradı.

Somali
1991-92 yıllarında, ülkelerindeki açlık ve savaştan kaçan 300 bin Somalili arasında, kadınların çoğunluğu Kenya'daki mülteci kamplarında, kampta görevli askerlerce tecavüze uğradı. Bazı raporlara göre tecavüze uğrayanlar arasında, dört yaşındaki kız çocukları da vardı.

Ruanda
1994-1995 yıllarında 13-65 yaşları arasında 15 binin üzerinde Ruandalı kadın, vahşi yöntemlerle tecavüze uğradı. Kendilerine tecavüz edenlerce savaş ganimeti olarak kaçırılıp evlerinde zorla alıkonuldular. Soykırımdan sonraki beş yıl içinde AİDS virüsü için test edilen 2 bin kadının yüzde 80'inin test sonucu pozitif çıktı. Bu kadınların büyük kısmının, soykırımdan önce hiçbir cinsel deneyimlerinin olmadığı tespit edildi.

Bosna-Kosova
Etnik iç çatışmaları körükleyip, ardından 1999'da bizzat Yugoslavya'ya savaş ilan eden NATO, Demokratik Yugoslavya Federasyonu'nun (1994'te) dağılmasını sağladıktan sonra, önce Bosna-Hersek'i, sonra Kosova'yı ve Makedonya'yı işgal etti. Dört yıl süren Bosna savaşında 20 binden fazla kadın tecavüze uğradı. Bosna ve Kosova'ya konuşlanan BM ve NATO birlikleri, bu iki ülkeyi Balkanların kadın ticareti merkezi haline getirdi.

NATO askerleri, fuhuşu ve uluslararası kadın ticaretini teşvik etti, hatta bizzat kadın ticareti yaptı. Doğu Avrupa'da, hala 25 bin NATO askerinin bulunduğu Kosova'ya, aralarında 11 yaşındaki kız çocuklarının da bulunduğu kadınlar getirilerek seks köleliği için satıldı. Moldavya, Ukrayna ve Bulgaristan'dan kaçırılan kadınların Kosova'daki BM ve NATO askerlerine sunulduğu, uluslararası insan hakları örgütleri raporlarında da yer aldı. Uluslararası Af Örgütü'nün 6 Mayıs 2004 tarihli raporunun sunmuş olduğu verilere ve konuşan tanıklıklara göre, BM ve NATO birlikleri Kosova'da, Bosna'da, savaş sonrası gittikçe yaygınlaşan kadın ticaretinin temel sorumluları...

Raporda, NATO askerlerinin, fuhuşu ve uluslararası kadın ticaretini teşvik etmekle kalmadığı, aynı zamanda kadın ticaretini de bizzat yaptığı yer alıyor. Raporda, "İnsafsız olan şudur ki, bu kadınları ve kız çocukları korumak için orada bulunan tam da aynı kişiler, bulundukları pozisyonu kullanarak, onları korumak yerine kullanmaktadırlar" denilmektedir. 2000 yılında açıklanan bir ABD Devlet Bakanlığı raporunda yer alan, "ABD'ye her yıl 45-50 bin civarında kadın ve çocuk ticareti yapılmaktadır" bilgisi, savaş ganimetine dönüştürülen kadınların bedenlerinden kar sağlayan "baş" sorumluyu işaret etmesi bakımından önemli bir veri oluşturmaktadır.

Afganistan
Amerika'nın besleyip, Afgan halkının başına musallat ettiği Taliban'ın zorla büründürdüğü "burka"dan yaşamla, dünyayla iletişimi koparılan, sırtında kırbaç izleriyle dolaşan, stadyumlarda kalabalıklar karşısında başından vurulup öldürülen, recm edilen kadınları propaganda malzemesi yapan ABD, bir kez daha "özgürlük" savaşçısı olarak kolları sıvadı. Televizyon ekranlarından, yürürken önlerini dahi görmekte zorlanan burkalı bu kadınları hiç eksik etmediler. Acilen "kurtarılmalıydılar!"

Oysa işgal sonrasında Afganistan hukuku, yine şeriat yasalarına göre düzenlendi. Ancak bir farkla, recm cezası uygulanırken, daha ufak taşlar tercih edilecekti. "Taliban, koca taşlar kullanıyordu. Koca taşları öyle güçlü atıyorlardı ki, canlı kurtulma şansı yoktu." Ulemanın önde gelenlerinden din adamı Rauf Efendi'nin, işgal tamamlandıktan hemen sonra yaptığı bu açıklamada da anlaşılacağı gibi, NATO'nun desteklediği, ABD'nin getirdiğini iddia ettiği "özgürlük", recmde kullanılacak ufak taşların boyutu kadar bile değildi. İşgal sırasında, bir taraftan bombalar yağarken, bir taraftan da ABD için savaşan yerli işbirlikçi "Kuzey İttifakı" askerleri, Taliban yanlısı olduğunu düşündükleri evleri yağmalayıp kadınlara tecavüz etti. Pek çoğunu öldürüp, mücevheratına el koydular. İşgal güçleri de, Afganistan'ın birçok bölgesinde kadınları kaçırarak porno sektöründe kullandı. Bağram'da, Kabil ve Kuzey Afganistan'da medreseleri basıp, yaşları 17-30 arası olan kadınları ve 12-17 yaş arası erkek çocukları kaçırıp kamera karşısında tecavüz ettikleri, sonra bu kasetleri sattıkları ortaya çıktı. Bu kadın ve çocukların bir kısmının intihar ettiği, yine uluslararası raporlarda yer aldı.

Irak
NATO'nun en büyük ordu güçlerinden ABD'nin girdiği Irak'ta yaşananlar ise, kamuoyuna Ebu Garib Cezaevi ile girdi. Tecavüz kampına dönüştürülen cezaevlerinde kadın mahkumların dışarıdan doğum kontrol hapları istedikleri dünya kamuoyunca bilinirken, kadınların başına gelenler sadece hapishanede yaşadıklarıyla sınırlı kalmıyor; salıverildikten sonra da pek çok kadının kayıplara karışması, ayrıca soru işareti oluşturuyor.

Bağdat Üniversitesi'nde siyaset bilimi hocası ve Uluslararası Af Örgütü çalışanı Prof. Huda Şakir Nuyami'nin konuşmaya ikna ettiği bir tanığın anlatımları, Irak'ta kadına yönelik şiddetin sadece işgalcilerin uygulamalarıyla sınırlı olmadığını gösteriyor. İslam dininin "namus" anlayışıyla kadına yaklaşan pek çok Iraklı ailenin, cezaevlerinde işgalcilerce tecavüze uğramış kızlarını ve eşlerini "kirlenmiş" görüp öldürdükleri veya intihara zorladıkları iddia ediliyor. Dr. Nuyami'nin anlatımlarına göre, Bağdat'ta Saddam rejiminin istihbarat servisi çalışanı bir adamın evine düzenlenen baskında babayı bulamayan Amerikan askerleri, adamın karısını ve kızını eski saraylardan birine götürürler. Sarayda başlayan tecavüzler, Ebu Garib'te devam eder. Onlarla beraber aynı mahalleden bir başka kadın da, kardeşinin direnişçi olduğu gerekçesiyle cezaevine getirilir. Serbest bırakıldıklarında, istihbaratçının kızı da hamileymiş. Bunun üzerine aileleri mahallelerinden taşınırlar. Dr. Nuyami, sonra bu kadınların öldürüldüğünü öğrenir.

Öte yandan cezaevinde, kadın mahkumların yaşadığı cinsel işkenceyi 10 Nisan 2004'te yazdığı bir mektupla dünyaya duyurabilen Nur'un başına geldiği gibi, kadınların işgalci askerler tarafından kaçırılıp öldürüldüğü de ileri sürülmekte. Nuyami, Ebu Garib'ten serbest bırakılmasından sonra tecavüzler sonucu hamile kalan Nur'un evine gittiğini, ancak ailesinin Nur'u da yanlarına alarak taşındıklarını öğrenir. Nur'un öldürüldüğüne inanan doktor, "ya ailesi ya da işgalcilerce ailesiyle birlikte ortadan kaldırıldığını" düşünüyor. Dr. Nuyami, iddialarını şöyle sürdürüyor: "Nur'un mektubunun Taguba raporuna kadar girdiği düşünülürse, işgalciler tarafından ortadan kaldırılmış olabileceği endişesi ağır basıyor. Irak'ta kaç kadının kaçırıldığı, nerelere götürüldüğü, bugün hala kaç kadının ne tür işkenceler gördüğü ise netleşmiş değil.

Mülteci kadınlar
Dünyadaki mültecilerin ve sürgün edilenlerin yüzde 80'ini kadınlar ve çocuklar oluşturuyor. Yani dünya üzerinde her 150 kişiden birisi (toplam 40 milyon insan) savaşlar nedeniyle yurdundan sürülmüş durumda. (UNHCR)

Erkeklerin savaşmak için kaldıkları (bırakıldıkları) cephede yaşamlarını yitirdiği gerçekliği, daha çok geride kalan kadınların ve çocukların başka ülkelerin sınır kapılarına doğru göç etmelerine neden oluyor. Çoğunlukla güvenli olmayan, mayın döşeli yollarda kalan kadın ve çocukların kötürüm kaldığı belirlenmiş. Sınırlardan geçerken kaçak mafyası elemanları ve sınırını geçmek istediği ülkenin askerleri tarafından tecavüze uğramak, daha çok yalnız olarak göç eden kadınların başına geliyor, yardım etme karşılığında ise cinsel ilişki teklif ediliyor.

Mülteci kamplarına ulaşabilen kadınları, cinsel ve fiziki şiddetin olağanlaştığı ağır kamp koşulları bekliyor. Özellikle yanında bir erkek olmayan kadınlar, görevli askerler ve mülteci erkeklerce tecavüze uğruyor, ihtiyaçlarının karşılanması karşılığında cinsel sömürüye maruz kalıyor. "Batı Afrika mülteci kamplarındaki kadınların büyük bir bölümünün 'Barış Gücü' ve yardım görevlileri tarafından cinsel olarak sömürüldükleri" kayıtlara da geçti. Kamplarda yaşanan su sıkıntısının ve yetersiz beslenmenin yarattığı hastalıklara, çoğunlukla kadınların ve çocukların yakalandığı tespit edildi. Malzeme ve gıda yardımı yapılırken, "kadınlar aleyhine cinsiyetçi ayrımcılık" yapılmakta; kısıtlı olan gıdadan faydalanmayı da kadın, önceliği ailenin diğer fertlerine veriyor.

1951 yılında oluşturulan Uluslararası Mülteci Yasası'na rağmen -ki bu yasa cinsel şiddeti işkence kapsamında ele almakta- mülteci kadınların yaşadıkları görmezden geliniyor; ülkeler, karşılıklı ilişkilerini bozmamak için yaşananları örtbas ediyorlar.

Tecavüz bir soykırım, ama..!
İlk kez 1. Dünya Savaşı sonrası, 1919 yılında, savaşlarda kadınların uğradığı cinsel tecavüzü araştırmak için müttefik ülkeler tarafından bir araştırma komisyonu kuruldu. Bu komisyon, esas olarak, o dönemde Alman askerlerinin toplu tecavüzüne uğramış, Fransız ve Belçikalı kadınların yaşadıklarını incelemek üzere kurulmuştu. Ancak bu komisyon, politik çıkarları gereği bu suçu incelemekten vazgeçti. Pek çok tecavüz dosyası hasır altı edildi. 2002'deki antlaşmayla kurulan Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi (ICC), ancak etnik temizlik amacıyla Bosna ve Ruanda'da yapılan kitlesel tecavüzlerden sonra, "savaşlarda kadınlara yönelik cinsel şiddeti ve toplumsal cinsiyet şiddetini" savaş suçu olarak kabul etti. Her iki ülkede de cinsel şiddet "soykırım" suçu kapsamında ele alındı. Yapılan nadir yargılamalarda, sadece suçu işleyen askerler değil, aynı zamanda amirleri de yargılandı. Kadına yönelik cinsel şiddete karşı hukuki yaptırımı sağlamak amacıyla oluşturulan bir diğer araç, 1979 yılında BM Genel Toplantısı'nda kabul edilen "Kadına Yönelik Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi-CEDAW" dir. Kadına yönelik ayrımcılık, anlaşmada şöyle tanımlandı: "Cinsiyete dayalı, sonucu ya da amacı kadınların tanınmasını, kadınların ve erkeklerin hakları ve politik, ekonomik, toplumsal, kültürel, sivil veya herhangi bir alandaki temel özgürlükler açısından eşit olduğunu göz ardı eden her türlü ayrımcılık, dışlama ya da engelleme..." Öte yandan ABD, ICC'de yer almadığı gibi CEDAW'i de onaylamadı.

*Emekçi Kadınlar Birliği Temsilcisi
NATO'nun savaş ganimeti: Kadınlar-H. İMAK* - F. KOÇAK
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Tags
'nun, ganimeti, kadınlar, kadınlara, nato, savaş, savaşta, tecavüz

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Bütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 08:15 .