Nüve Forum

Nüve Forum > gazete haber ve makale yorumları > Din ve Felsefe > Bunları Kaçırmayın - Mehmet Ildırar

Din ve Felsefe hakkinda Bunları Kaçırmayın - Mehmet Ildırar ile ilgili bilgiler


Cümle dostlarımıza selam ve muhabbetlerimizi iletiyoruz.Mehmet Ildırar ismindeki Mehmet yarbay ismiyle bilinen hocamızın gerçekten dinlemeye değer güzel tasavvuf sohbetlerini sizlerle paylaşmaya devam ediyoruz.Cümle kardeşlerimize faydalı olmasını temenni ediyoruz.Kafanızdaki birçok soruya

Like Tree20Likes

Cevapla

 

LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 27.08.06, 11:14
mavi_buhu - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Meraklı
 
Üyelik tarihi: Aug 2006
Nereden: bodrum
İletiler: 184
mavi_buhu doğru yolda ilerliyor.
Standart Bunları Kaçırmayın - Mehmet Ildırar

Cümle dostlarımıza selam ve muhabbetlerimizi iletiyoruz.Mehmet Ildırar ismindeki Mehmet yarbay ismiyle bilinen hocamızın gerçekten dinlemeye değer güzel tasavvuf sohbetlerini sizlerle paylaşmaya devam ediyoruz.Cümle kardeşlerimize faydalı olmasını temenni ediyoruz.Kafanızdaki birçok soruya cevap bulabileceğiniz bi sohbet dizisi olması hususuyla kaçırmamnızı tavsiye ediyoruz.Allah dostlarının bu güzel sohbetleriyle sizi bi nakşi dergahına taşıyoruz.Almanyada avrupanın göbeğindeki bu güzel sohbet nimetlerinden FARKLI VE GÜZEL tadlar almanızı umuyoruz.Dosyalar birleşik olmayıp mp3 şeklindedir ve şifre içermemektedir,indirdiğiniz gibi bir tanesini dinlemeye başlayabilirsiniz.Sohbet konusu İLMİN ÖNEMİ VE NAMAZ .( yeni sohbet, öncekilerle karıştırmayın, a ve b olarak iki kısımdır.)Bize dualarınızı eksik etmemenizi temenni ediyoruz..Bu sohbetler aynı zamanda ayetlerle, hadislerle özellikle tefsirlerle perçinlenmiştir ve dikkatli dinlenmesiyle büyük istifade elde edilebilir..Sohbetin içinde bahsi geçen, değinilen konular aşağıdaki gibidir:
-Hırsı çok sabrı az olan insan ne yapar?
-İnsanın nefsi niye ne ne zaman kendini kötüler?
-Salih insanlarla oturup kalkmak.
-Dünyanın değeri ahiretin yanında denize batırılıp çıkarılmış parmaktaki su kadardır.
-Kıyafetle kemalat olur mu?
-Manada beraberlik niçin lazım?
-Ruhlar toplu bir manevi ordu gibidir..
-Cins cins insanların bir müşterek hisseden dolayı toplanmaları
-Kargayla güvercinin ülfet etmesi
-Allah dostlarıyla birlikte olmanın nedeni?
-Namazla muradına eremeyenler?
-Namazdan önce temizlik abdestin asıl manası?
-Abdestin adabı ve konuşmak
-Namazdan önce kalbi temizlemek
-Sure-i ankebut 45. ayet ve namaz, mecmuatil cevahirdeki tefsiri
-Namazı ikame etme
-Namaz bizi niye günahlardan alıkoymuyor diyenler!!!
-Namazın hakikatı bizde neden teşekkül etmiyor?
-Namaz insana dua eder mi?
Merak edenler link aşağıda,
NEFSİNİZE UYMAYIN BİLMİYORSANIZ ÖĞRENİN,ÖĞRENMEKTEN BARİ GERİ KALMAYALIM........

Bize de dua ediniz..Rabbimin tevfik ve inayetiyle...

İkinci kısmın değinilen konu başlıkları:

-Namazda Allahı düşünmek,
-Acele namaz, Sağa sola bakmak,
-Hüşu, hüdu nedir?
-Sure-i müminun ikinci ayet ve tefsiri
-Feyzu Felah nedir?
-Kalbi gözü kaydırmamak,
-Azaları edeple durmayanların huşusu
-Tefsiri nisa
-Edasının şartı namzı bozar mı?Edasınız şartı nedir?
-Kabulünün şartı nedir?Kabulünün şartı namı bozar mı?
-Huşu kabulünün mü edasının şartı mıdır?
-Sur-i müminun 3. ayet ve tefsiri
-Surei maun 4 ve 6. ayet
-Fetih suresi 24. ayet
-Taha 14. ayet
ALLAH'I HATIRLAMAK İÇİN NAMAZ KILIN...
B KISMI LİNKİ AŞAĞIDADIR...

-BİZE DE DUA EDİN...RABBİMİN TEVFİK VE İNAYETİYLE...
__________________

Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Diksiyon Kursu
Nefes Teknikleri Kursu
Kişisel Gelişim Kursları

Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Diksiyon Kursu
Nefes Teknikleri Kursu
Kişisel Gelişim Kursları
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 29.08.06, 13:18
Acemi
 
Üyelik tarihi: Aug 2006
İletiler: 4
arayis doğru yolda ilerliyor.
Standart Ynt: Bunları Kaçırmayın

:O0sohbetler gerçekten harika, kulaklarımıza değişik , farklı güzel bir ses getirdin Allah razı olsun, bu sohbetleri bazı yahoo meil gruplarında da görmüştüm neshat abimiz gönderiyodu sırayla sanırım.Onun da isminin geçmesi emeğe hizmete saygı, kardeşlik bakımından güzel olurdu düşüncesindeyim Bu sohbetlerin devamını da da forum bölümünün mp3 kısmında sohbet olsun adıyla iki bölümde bulabilirsiniz oraya da yüklemiş, biz de sadece orda, bir forum sitesinde var diyoduk buraya da gelmiş, Allah razı olsun.Elimizden geldiğince bunları ümmeti muhammedin hizmetine sunmak, ulaştırılmayan yerlere ulaşmasını sağlamak tabiki güzel bişiy fakat bi meil atıp hizmet edenlerin de aşk ve şevk kazanmasını sağlayan dua ve teşekkürler de nezaketen insanı çok yoram bişiy olmasa gerektir yani..Tekrar Allah razı olsun selam ve muhabbetle..RABBİMİN TEVFİK VE İNAYETİYLE!!!
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 04.12.07, 04:58
Acemi
 
Üyelik tarihi: Dec 2007
İletiler: 2
yolcu01079 doğru yolda ilerliyor.
Standart Cevap: Ynt: Bunları Kaçırmayın

Buradaki linki göremiyorum,
yarbay efendinin sohbetlerini bende indirmek, dinlemek ve buradaki arkadaslara dinletmek istiyorum.
Lütfen yardimci olun.

allah razi olsun, ve hizmetinizi kabul etsin.
Selamlar
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 04.12.07, 05:14
nuvekolik
Ziyaretçi
 
İletiler: n/a
Standart Cevap: Bunları Kaçırmayın

linki buldum ama rapidden dosya silinmiş.
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 04.12.07, 05:21
nuvekolik
Ziyaretçi
 
İletiler: n/a
Standart Cevap: Bunları Kaçırmayın

kalp zikirle gafletten uyanır Mehmet ıldırar
Tasavvufta, iman ettikten sonra Allahu Tealâ’nın azametini bilerek marifete, marifetten muhabbete, muhabbetten de Allah’ın dostluk ve yakınlığına ulaşılır. Bunun için, kalbin Allah’tan gayrısından tasfiye ve nefsin kötü huylarından temizlenip terbiye edilmesi gerekir. Bu gayenin gerçekleşmesi için yapılması gerekenlerin başında zikretmek gelir. Zikir, sözlük anlamıyla, bir şeyi hatırlamak, hatırda tutmak, unutmamak demektir. Zikrullah ise Allah’ı unutmamak, her an hatırlamak anlamına geliyor.


Tasavvufta da, düzenli olarak vird edinilen zikirle Allahu Tealâ’nın ismi her gün tekrarlanarak kalbin gafletten kurtulmasına çalışılır. Çünkü zikir, nefse tesir ederek kulun Cenab- Hakk’a ulaşmasını sağlar. Allah’ın azametini kalpte duymaya yol açar, Allah’a dostluk ve yakınlık meydana getirir.

Allah’ı unutmamak için zikirle meşgul olmak gerekir. Zira Allah yolunda olanlar, zikrederek dünyaya kalben bağlılıklarından kurtulup, muhabbetle Rabb’lerine yönelirler. Zikrederek, Allah’ı unutmaya sebep olan tüm sevgileri bırakır, iman, marifet ve muhabbetle Allah’ı hatırlamanın hazzını, lezzetini yaşarlar.

Allahu Tealâ: "Kalpler ancak Allah’ın zikriyle mutmain olur.” (Rad, 38) buyurmuştur. Yani, kalp öyle yaratlmtr ki, bütün dertlerinden, sıkıntılarından kurtulması, huzura, rahata ermesi ancak Allah’ın zikriyledir. Ebedi saadete ermesi Allah’ın zikrine devam etmesine bağlıdır.

Sahabe-i Kiram: "Amellerin en faziletlisi nedir ya Rasul?” diye sorduğunda Rasulullah s.a.v. Efendimiz’in cevabı da, "Allahu Tealâ’yı zikretmek” (Tirmizî, İbnu Mace) olmuştur. Aziz Mahmud Hüdayi k.s. zikrin faziletini anlattığı şiirinde şunları söylüyor:

Dilden kederler dur (uzak) olur
Mahzun olan mesrur (sevinçli) olur
Zulmet (karanlık) Hüdayi nur olur
Envar-ı zikrullah ile.

İsterse ger (eğer) kalbin safa
Zikreyle Hakk’ı daima
Bimar (hasta) olan bulur safa
Timar (tedavi) -ı zikrullah ile.

Bel bağlayanlar hizmete
Talib olanlar vuslata
Ermiş Hüdayi vahdete
Esrar-ı zikrullah ile.

Kalpte Allah’tan gayrısı gölgeden ibarettir, asıl değildir. Nasıl ki, gölge insana bir fayda vermezse, kalpteki dünyevî sevgilerin de hiçbir faydası yoktur. Kalbi meşgul edecek herşeyi, tasavvuf büyüklerinin tavsiyeleri doğrultusunda, zikrederek kalpten çıkarmalıdır.

Rasulullah s.a.v.: "Dünyada, ‘Allah Allah’ diyenler bulundukça kıyamet kopmaz.” buyuruyor. Kıyamet kopmadan, özellikle kendi küçük kıyametimiz kopmadan zikredelim. Unutmayalım ki, mahşer günü bize gereken kalb-i selimdir. Kalp de ancak zikrullah sayesinde selamete erişir.

Mehmet ıldırar
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 04.12.07, 05:23
nuvekolik
Ziyaretçi
 
İletiler: n/a
Standart Cevap: Bunları Kaçırmayın

NEFS VE İHLÂS

MEHMET ILDIRAR




Nefs , uyulursa insanı cehenneme götürdüğü için belâ; mücahede ve riyazet edilip Allah için dizginlenirse yüksek makamlara çıkmaya vesiledir.

Kimse nefsinden şikayetçi olmasın, çünkü emr -i ilâhiyedir. Gözümüzden ve kulağımızdan şikayetçi olmadığımız gibi, nefsimizden de olamayız. Zira Allah Tealâ abes bir şey yaratmaz. Nefsin yaratılması kemalâtın yolunu açmak içindir. İnsan nefsini kendi eline alırsa, hiç bir zararı olmaz.

Aynen bunun gibi, şeytandan da şikayet edemeyiz. Ataullah İskenderî k.s. �el- Hikemü'l - Ataiyye ' isimli eserinde: �Şeytan benim taharet mendilim gibidir, temizlenmeme yarar. Ona uymamakla Hakk'a dost ve kul olurum. Ona uymak yüz karası, uymamak kemalâttır .� buyuruyor.

Gerçekten de nefs , dünya ve şeytan olmasa nasıl terakki edeceğiz? Nefsi yaratan Allah'tır. Kızacaksak, Allah'ın emirlerine uyamadığımıza kızalım; nefsimize değil. Nefsimize uymamakla Allah'ın emirlerine uyarız ve O'nun sevgilisi oluruz. Ne güzeldir o nefs ki, sahibine itaat eder. Yazıklar olsun o adama ki, nefsine itaat eder.

İhlâsı kazanmak imanın bir şubesidir. İsmail Hakkı Hazretleri �Şerh-i Şuabi'l İman' isimli eserinde ihlâsı yetmiş dördüncü şubeye koymuştur. İhlâs müminin anahtarı, ahiretin biniti, kâmil insanın yolunun nuranî arkadaşıdır. İhlâs, dinin nuru ve özüdür.

Şeyh Fethullah k.s. Hazretleri, �Tasavvuf, ihlâsı kazanabilmek için muhabbet-i ilâhiyi tahsilidir.� buyurmuştur. Şu halde ihlâs dinde hak ve esas, tasavvufta gayedir. İhlâsı kazanan kâmil, kazanmayan ise dünya ve ahirette amellerinin noksan kalmasına sebep olur.

Ayet-i kerimede: �Rabbine kavuşmayı uman kimse yararlı iş işlesin ve Rabbine kullukta hiç ortak koşmasın.� ( Kehf , 110) buyurulmaktadır .

Ortak koşmak şirk olur, hırs, riya, ucb , kibir olur. Bunlar nefsin en çirkin sıfatları olup, bunlardan kurtulmaya çalışmak, ihlâsı kazanmaya sebeptir.

Fahr -ı Kâinat Efendimiz, Muaz bin Cebel r.a.'a şöyle buyurdu: �Amelin halis olsun, azı sana yeter.� Yani amelin çokluğu değil, özü ve ihlâslısı insana kifayet eder. Efendimiz s.a.v. bir başka hadisinde şöyle bildiriyor: �Kıyamet günü sorguya çekilecek ilk üç grup insandan birincisi, Allah Tealâ'nın ilim verdiği kimselerdir. Allah Tealâ onlara sorar:

- Sana verdiğim ilimle ne amel ettin?

- Ya Rab, akşam-sabah sana kulluk ettim. Ümmet-i Muhammed'e vaaz ve nasihatte bulundum. Bunları senin için yaptım.

- Hayır . Sana çok alim desinler diye konuştun.

İkinci zümre servet sahibi olanlardır. Allah Tealâ onlara da sorar:

- Verdiğim servetle ne yaptın?

- Akşam -sabah senin rızan için dağıttım.

- Hayır . Cömert insan desinler diye dağıttın. Ve sana cömert de dediler (ücretini böylece aldın).

Üçüncü zümre savaş alanında cihad eden insandır. Allah Tealâ onlara da sorar:

- Sana verdiğim güç ve kuvvetle ne yaptın?

- Ey Rabbim, senin için savaştım; kâfirleri öldürdüm.

- Yalan söylüyorsun. Kahraman adam desinler diye yaptın.�

Kitaplara geçecek kahramanlık yapar, ama ihlâsı ele geçiremezse bir mükafat bulamaz.

Görülüyor ki her bir nuranî vazifede insanın karşısına ya nefs , ya dünya ya da şeytan çıkar. Bununla ilgili olarak Rasulullah s.a.v. Efendimiz: �Müslüman şu düşmanlar karşısındadır: Nefsi onunla ile savaşır, şeytan imanını almaya çalışır. Müslüman haset eder, kâfir harp eder, dünya da cazibelidir, kandırır.� buyurmuştur. İnsan bunlardan son nefese kadar kurtulamaz.

Maruf-i Kerhî Hazretleri �Ey nefs , halis (samimi) ol ki kurtulasın� buyurur. Hz. Ömer r.a. Efendimiz, Ebu Musa el- Eş'arî r.a.'a yazdığı mektubun bir yerinde: �Niyeti halis olan kimseye, insanlarla olan işlerinde Allah Tealâ yeter.� buyurdu.

İhlâsı kazanmak hiç kolay değil. Yetmiş kere hacca gitmek kolay ama o hacca gitmenin içine ihlâsı koymak zordur. Bu yüzden nefs ihlâsı sevmez. Çünkü nefsin işi Allah'a, Allah'ın kullarına ve Allah'a ibadete düşmanlıktır.

İmam Gazalî rh .a . nefsi anlatırken: � Nefs öyle bir düşmandır ki Allah'a düşmanlığı ile O'nun emirlerini yaptırmaz. Allah'ın kullarına düşmandır ki, kulları Allah'ın emirlerine uydurmaz.� buyurmuştur. İhlâs işte bu düşmanlığı yenerek her işi Allah'a havale etmektir ki, gerçekten zordur.

Allah amelin çokluğuna değil ihlâslı oluşuna, yani Allah rızası için yapılana bakar. Tasavvuf yolunun pusulası �İlâhi ente maksudî , rızaike matlubî�dir . Yani bu yol ihlâsı aramak üzerinedir.
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 04.12.07, 05:24
nuvekolik
Ziyaretçi
 
İletiler: n/a
Standart Cevap: Bunları Kaçırmayın

Dünyada müminin misali, ana karnında bulunan cenine benzer. Çocuk anasından doğar doğmaz ağlamaya başlar. Ama annesi onu emzirmeye başlayınca ağlaması kesilir. Bir mümin ölüp Hakk'a kavuştuğu zaman bir daha dünyaya dönmek istemez. Tıpkı anne karnına dönmek istemeyen çocuğun hali gibi.

Mevlâna Celâleddin Rûmî k.s. Hazretleri bu hali şöylece misallendirmiş :

Bir çocuk anne karnında iken, onun nazarında alemlerin en genişi bulunduğu yerdir. Çocuk bundan daha büyük bir meydan bilmiyor, daha geniş bir mekân tanımıyor. Ne zaman ki Allah'ın emriyle anne karnını terkedip dünyaya doğuyor, görüyor ki dünyanın genişliği nerede, anne karnının genişliği nerede? Anlıyor ki, anne karnında bildiği ilim, genişlik mefhumu, dünyayı gördükten sonra çok küçük ve yanlıştır.

Hz. Mevlâna, ahirete doğmak üzere olan bizlere şöyle sesleniyor:

Ey insan! Sen dünyayı anne karnındaki çocuk gibi seviyorsun. Zannediyorsun ki, bu dünya senin nazarında, senin ilminde mekânların en büyüğüdür. Bu dünyadan çıkmak istemiyorsun. Bilmiyorsun ki, eğer dünyayı Allah rızası için iradenle terk ederek dünyevî alemden uruc edip yükseldiğin zaman, on sekiz bin alemin genişliğini görünce, anne karnı nasıl önceleri bir çocuğa en geniş meydanken doğduktan sonra onun küçüklüğünü anlıyorsa, sen de dünyanın anne karnı kadar küçük olduğunu görürsün.

İşte, dünya hayatını nimet olarak bilip Allah yolunda gitmeyen kimse için dünya çok geniş bir meydandır. Ama Allah için sefer edecek, ölümle değil de iradesiyle sefer edecek insanlar için dünya anne karnının genişliği kadardır. Bu yolculuk hepimiz için vâkidir, bütün Ümmet-i Muhammed seferîdir.

Seferî bahsi iki kısımdır:

- Fıkıh hükümleri mucibince seferî olmak vardır. Seferîlik denilen bu hal, bir müslümanın 90 kilometrelik yola çıkmasıdır ki, bunun hükümleri fıkıh ve ilmihal kitaplarında açıklanmıştır.

- Bir seferîlik daha vardır ki, buna göre ister mekân değiştirilsin, isterse değiştirilmesin; insan evinin dışına dahi çıkmasa, bütün müslümanlar , bütün insanlık seferîdir. Bu seferîlik, kalpten alem-i melekûta olan seferîlik halidir. Bu, nefsin karanlığını terk etmek suretiyle nuranî kalp ile Allah'a olan seyirdir. Bütün insanlar, Allah'a inansın-inanmasın, bu seferi yapmak için gönderilmiştir.

Fıkıhta seferî hükmünde olanlara nasıl kolaylıklar varsa, Allah için seferî olanlara da elbette kolaylıklar vardır.

Müminlerin emiri Hz. Ömer r.a. şöyle demiştir: Kendim işittim, Rasulullah s.a.v. buyurdular ki:

“Ameller niyetlere göredir. Herkesin niyet ettiği ne ise eline geçecek olan odur. Hicreti Allah'a ve Rasulü'ne yönelik olanın hicreti Allah'a ve Rasulullah'adır . Hicreti, eline geçireceği bir dünyalık menfaate veya nikah edeceği bir kadına yönelik ise, hicreti gaye edindiği şeyleredir.”

Seferin zorlukları vardır, fakat bazı kolaylıklar da yanında gelir. Dört rekâtlık namazlar iki rekât kılınır. Allah yolunda seferî olanlara da Allah'ın kolaylığı vardır, lütfu ve ihsanı vardır. Bu lütfu ve ihsanıyla evliya-yı izamı seferde ona yoldaş eder.

Dünya seferinde olan kişi, kesesini yoldaş edinir, yanına pasaportunu alır, arkadaşlarını yoldaş eder. Ama bunların sağladığı imkan, verdiği genişlik sınırlıdır. Kim Allah için sefer eder, kalbini Allah'ın azametine çevirirse, Allah'ın kolaylığı ve yardımı vardır. Bu kolaylıklardan birini şu hadis-i şerif haber veriyor: “Kim bildiğiyle amel ederse, Allah ona bilmediklerini öğretir.”

Şu halde Allah için sefer edenin vekili Allah'tır. Yardımı O'ndan gelir, feyzi O'ndan gelir. Ama seferin meşakkati olduğu için bir kılavuza ihtiyaç vardır. Elbette Allah için de kılavuz aramak lazımdır. Allah için seferin kılavuzları enbiya-yı zîşandır, onların vârisleri olan evliya­yı izamdır, ulema-yı kiramdır.
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 04.12.07, 05:27
nuvekolik
Ziyaretçi
 
İletiler: n/a
Standart Cevap: Bunları Kaçırmayın

Tevbe günahı temizler, kulu Hakk?a yaklaştırır.Mehmet Yarbay
YARATICIMIZ'A YAKINLAŞMA FIRSATIMIZ TEVBE

Tevbe günahı temizler, kulu Hakk?a yaklaştırır. Kalplerde açılan yaraları tedavi eder. Katılaşan kalbi yumuşatır. Akmayan göz yaşlarını pınarlardan akıtır. Eğer tevbe hakiki olursa, gözyaşı peşinden gelir. Yoksa bağıra çağıra, tekrar tekrar yapılan tevbe dil tevbesidir. Allah lâf değil, hâl istiyor.


Tevbe, kelime olarak ?bir şeyden geri dönmek? manasındadır. Bu manada günahtan pişmanlıkla dönüp, Allah Tealâ?ya yönelmek tevbedir. Yani, ?günahtan pişman olarak bir daha işlememeye karar ver. Günah yüzünden Hakk Tealâ ile arana giren perdeleri idrak et? demektir.

Her bir günah, pencerelere asılan perde gibidir. Bir günah bir kat perdedir. Bir daha işlenirse iki kat perde olur, kat kat olur. Tuğla ile örülen duvar gibi, çelik kap lanmış gibi olur. Şu halde tevbe geciktikçe, kul Allah?tan uzaklaşır ve nasihat tesir etmez olur. Allah?ın emrine hoşluk, muhabbet ve tatlılıkla bakmaz. Gözünde mane vi şaşılık olur, idrak kalınlaşır, anlayış gider.

Beyaz elbise hiç yıkanmadan sürekli giyilse, bir gün deriden beter olur ki kokudan yanına varılmaz. İnsanın kalbi bu elbiseden daha nazik ve narindir. Nur-u ilâhi ile donanmaya layıktır. Ama devamlı işlenen günahlarla inceliğini yitirir, kasveti kalınlaşır, ahlâkı sertleşir, yumu*şaklık yerine anlayışsızlık meydana gelir, mümin kar deşlerine karşı merhamet yerine gaddarlık başlar. Günahla katılaşmış tevbesiz kalbin durumu, atın ayağının nallanmasına benzer. Atın ayağı da vücudun parçası dır. Fakat yaradılışı gereği öyle kalındır ki, nalın çivisi üç-beş santim içine çakılır da at bunu hissetmez.

Bizim kalbimiz at ayağı gibi olmamalı kardeşlerim. Manevi tırnakları katır tırnağı gibi kalınlaştırmamak la zım. Aksi halde nasihat çivi gibi çakılsa bile hissetmez sin. Merhamet edemezsin, çoluk çocuğuna şefkatle bakamazsın. O sertlikle sıla-i rahmi bile keser, anâ-baba-ya asi olur, Berat ve Kadir gecelerinde milyonlarca kişi affolurken, sen hiçbir şey elde edemezsin. Yani Kadir Gecesi?nin nuru bile kalbini delmez. Sonuçta, her bir gü nah başka bir günaha götürür. Her bir isyan diğer bir is yanı çeker. Ve idraksiz, anlayışsız, görünüşte insan, gerçekte hayvan suretine girersin.

Tevbe ile aynı manada kullanılan istiğfar, kişinin günahları için Allah?tan bağışlanma dilemesidir. İnsan, imanının olgunlaşması, ahiretinin selameti, kulluğunun tatlanması için tevbe ile yükümlüdür ki, tevbe bütün Ümmet-i Muhammed?e farz-ı ayındır. Ayrıca yapılmamasında çok büyük faydalar ve müjdeler, yapılmamasında da çetin azaplar ve cezalar vardır. Kâfir küfründen, mü?min gafletinden, asî ve günahkâr da günahından tevbe ile arınır.

Unutmamak lazımdır ki, günah ve kabahat kemalât bakımından imana noksanlık getirir. İmanın hakikatini bozmaz ama faziletini, kemal makamındaki derecesini aşağıya düşürür. Günahta ısrar etmek kalbin kasvetinin, anlayışsızlığının artmasına; en sonunda da tevbe kapısının kapanmasına sebep olur.

Allahu Tealâ hepimizi layıkıyla tevbe edenlerden eylesin.

MEHMET ILDIRAR
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 04.12.07, 05:29
nuvekolik
Ziyaretçi
 
İletiler: n/a
Standart Cevap: Bunları Kaçırmayın

MEHMET ILDIRAR-SOHBETLER-



Tevbede sebat etmedikçe ve günahları terk etmedikçe ilâhi yardımı ummak doğru olmaz. Allah'ın rahmet, bereket ve inayeti sonsuzdur ama hesabı ve azabı da şiddetlidir.
Kâmil bir tevbe için büyük günahları terketmek lazım geldiği gibi, küçük günahları da terk etmelidir ve günahların hem zahirde hem de bâtında terki gerekir. Hırs, haset, kötü zan, Ümmet-i Muhammed'e karşı kin ve nefret gibi içten işlenen günahları, dıştan işlenen günahlar gibi terk etmedikçe insan günahtan kurtulmuş olamaz.
Allah Tealâ: 'Eğer siz, yasaklandığınız büyük günahlardan sakınırsanız, diğer kusurlarınızı örter, sizi üstün, seçkin bir yere koyarız.' (Nisa, 31) buyuruyor.
İbn Hacer Heytemî k.s. Hazretleri, 'Büyük Günahlar' isimli iki ciltlik eserinde dört yüz küsur günah-ı kebairi bildirmiş, hükümlerini arzetmiştir. Küçük günahlar da küçük diyerek fütursuzca işlenirse, büyük günahların vebali içine düşülür.
Rasululah s.a.v. Efendimiz, ashabıyla (Allah onlardan razı olsun) bir vadiye geldi. Ashabına odun toplamalarını söyledi. Oysa görünürde odun yoktu. Ashap, çalı-çırpı dışında çevrede odun göremediklerini söylediler. Rasulullah s.a.v.: 'Ele geçirdiklerinizi küçük görmeyin, bir kimse üst üste bir şeyler bulup biriktirirken bunların büyüyüp gittiğini görür.' buyurduktan sonra şöyle devam etti:
'Hayır ve şer cinsi küçük şeyleri de böyle görmelisiniz. Küçük günah küçük günaha, büyük günah büyük günaha katılır. Hayır hayıra, şer de şerre katılıp, bunlar bir araya geldiği zaman büyür, gider. Tek başına olduğu gibi küçük kalmaz.'
Şu halde bu çok önemli bir emr-i rabbanîdir. Onun için İki Cihan Serveri s.a.v. buyurmuştur ki:
'Mümin bir kul, işlediği günahı üzerine yıkılacak bir dağ gibi görür, münafık ise bir sinek gibi görür. Günahın küçüklüğüne büyüklüğüne bakmayıp, kime karşı işlendiğine bakmak lazım gelir.'
Eğer işlenen günahın kime karşı işlendiği düşünülmez de herkes anlayışına, dünyadaki yaşayışına uyarak çirkin ameller işlerse, başımıza birbirini takip eden bela, musibet ve hastalıklar çöker. Bunun için Kur'an'da buyurulmuştur ki:
'Sizin başınıza gelen belalar kendi ellerinizle yaptıklarınızın karşılığıdır.'
İnsanın başına hayır gelirse Allah'ın rahmetinden, şer gelirse nefsinden, şeytandan, dünyadan olduğu bilinmelidir.
Musibetlere düşen kimse bu musibetleri dünyevî sebeplerle izah edemez. Eğer yakîn sahibi ve şeksiz-şüphesiz Allah'ın hükümlerine inanmış ise, başına gelen bütün bela ve musibetlerin Allah'a karşı işlediği günahtan ve günahlarına tevbe etmeyişinden, günahta ısrar etmesinden ileri geldiğini bilmelidir.
Allah Tealâ Hazretleri, Nuh Aleyhisselam'ın kavmine hitabıyla bize bildirmektedir ki:
'(Nuh) dedi ki: Ey kavmim, gerçekten ben size açık bir uyarıcıyım.' (Nuh, 2)
Ayetin tefsirinde; 'Ey kavmim, itaat etmediğiniz sürece başınıza gelecek azabı beyanla ben sizi korkutucuyum. Eğer isyan ederseniz, helâk edici azabın geleceğini haber vererek sizi Allah'a itaat etmeye davet ediyorum.' denilmektedir.
Sonraki ayetlerde de Allah Tealâ Hazretleri, Nuh Aleyhisselam'ın:
'Alah'a kulluk edin, O'ndan korkun ve bana itaat edin ki, günahlarınızı bağışlasın ve sizi belli bir süreye kadar ertelesin. Kuşkusuz Allah'ın takdir ettiği süre gelince ertelenmez. Eğer bilseydiniz.' (Nuh, 3-4) dediğini bildirmektedir.
Cenab-ı Hak iki şeyi vaad buyurmuştur: Birincisi, bütün emirlere uyarak günahlarına tevbe edenlerin kurtuluşa ereceği, ikincisi tevbe edenlerin tehiri mümkün olan bir zamana kadar ecellerinin tehiriyle helâktan ve dünyanın zarar-ziyanından kurtulacağı...
Aksi halde, verilen mühlet ne kadar olursa olsun, insan ilâhi hükümlere uymadıkça, dünya ve ahirette uğrayacağı zarar kat'idir.
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 04.12.07, 05:30
nuvekolik
Ziyaretçi
 
İletiler: n/a
Standart Cevap: Bunları Kaçırmayın

MEHMET ILDIRAR

ALLAH, “cüz’î irade” denilen, seçme ve yapıp yapmama gücünü insana vermiştir. İnsanın bu güce sahip olduğunu bilmek ve inanmak iman dairesindendir.

İnsanın, her şe*yini, nefsini Cenab-ı ALLAH’a verip sorumluluktan kurtulması söz konusu değildir. Onun karşısına cüz’î irade çıkar ve “Mes’ul ve mükellefsin!” der. Yani insan yaptıklarından sorumludur.

Sonra insanın, yaptığı iyi, güzel işler ve kemâlât ile mağrur olmaması için karşısına kader çıkar. “Haddini bil, yapan sen değilsin!” der. Elde ettiğin başarının, yaptığın iyi işlerin şartlarını, ortamını yaratan sen değilsin. Seni ve iyi olanı yaratan, bir araya getirip seçme ve yapma gücü veren ALLAH’tır, der.

Böylece kader, nefsi gurur yapmaktan, cüz’î irade de sorumsuz davranmaktan kurtarır. İnsan sorumludur, fakat hiçbir şeyin yaratıcısı değildir. Ona seçme, tercih etme ve yapıp yapmama gücü verilmiştir. Önüne çıkan ve her an değişebilen şartlar ise ilâhi takdir iledir. Her an yeni bir imtihanla kişinin tercihleri, ne yapıp ettiği ortaya konulur.

ALLAH, iyiyi kötüyü, hayrı şerri, aklı fikri yaratmış ve insanı hayra yönlendirmiştir. Kötüyü isteyen ise insandır ve kötüye yönelme tercihi ona bırakılmıştır. Bu nedenle insan yaptığı kötülüklerden sorumludur.

Kader meselesini yanlış yorumlayarak insanı teklif ve mesuliyetten kurtarmak mümkün değildir. Bu mesele insanın gu*rurdan, övünmeden, hayatı, her şeyi kendine ait zannetmesinden korunması için ele alınmıştır. İnsan kendisine verilen cüz’î irade ile mahkeme edilebilir, hakkında hüküm verilebilir bir güce sahiptir.

“Kisb-i şer şerdir; halk-ı şer şer değildir.” denilmiştir. Yani “şerri yaratmak şer değil, şerri kazanmak şerdir.” Yılanı yaratmak şer değildir. Yılana sokulmak şerdir. Şerli işi yapmak şerdir.

Hırsızlık yapan kişinin muvaffakiyetini, yaptığı işi başarmasını ALLAH yaratır. La*kin bu iş ALLAH’ın rızasına uygun değildir. Yaratmak ALLAH’a, hırsızlığı iste*mek kula ait olduğundan, “Sen hırsızsın” diyerek yapan sorumlu tutulur. İlâhi kader ise, insanların yaptığı şerden ve çirkinliklerden münezzehtir. Çün*kü kader sebeplere bakar ve ilâhi adalet tecelli eder.

İnsanlar ise iç yüzü idrak etmeye çalışmaksızın görünürdeki sebeplerle hüküm verir ve bunun karşılığında karanlığa, çıkmaza düşerler. Zaman zaman ALLAH’ı itham etme hatasına düşerler. Affa, mağfirete sığınacaklarına, kendi kendilerine zulmederler.

Diyelim ki, sen hırsız değilsin ama hakim seni hırsızlık suçuyla bir süre hapse mahkûm etti. Sen, “ALLAH bana zulmetti” diye*mezsin. Hakim, görünür delillere bakıp hata etmiş olabilir, ama ALLAH Tealâ sana zulmetmedi. Kimse bilmiyor, senin günah defterinde yetmiş çeşit suç var. Onlardan birini çekti. O suça bir ceza vermek lazım geliyordu. Seni o suçla mahkum etti. Sen de, hakimin zul*mettiğini zannettin. Peki, ALLAH insanı her günahı için mahkûm edecek olsaydı hali ne olurdu?

Ey ALLAH yoluna talip olan kişi! ALLAH Tealâ’ya, “Bana adaletinle muamele et.” deme! “ALLAHım, bana affınla, mağfiretinle muamele et.” de. Aksi halde senden dünyanın suçu çıkar.

Kısaca: Ey insan! Senin elinde gayet zayıf, fakat kötülüklere ve tahribata eli gayet uzun ve iyilikte eli gayet kısa, cüz’î irade namında bir iraden var. O iradenin bir eline duayı ver ki, iyiliklerin meyvesi olan cenne*te eli yetişsin ve bir çiçeği olan sonsuz saadete eli uzansın. Diğer eline is*tiğfarı ver ki, onun eli kötülüklerden kısalsın ve o mel’un ağacın bir meyvesi olan cehennem zakkumuna yetişmesin... Demek dua ve tevekkül hayra yönelmeye büyük bir kuvvet verdiği gibi, istiğfar ve tövbe dahi şerre meyli keser.

Konu nuvekolik tarafından (04.12.07 saat 06:09 ) değiştirilmiştir..
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Tags
bunları, ildırar, kaçırmayın, mehmet

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Bütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 06:22 .