|
#1
|
Bunlara Baktınız mı?
18.02.07, 22:24
Konu lolipop tarafından (29.04.07 saat 13:59 ) değiştirilmiştir.. |
| Sponsorlar |
| |
|
#2
| ||||
| ||||
| Yeni bir islam anlayışının,Yeni bir kutsal Kitabın,Kısaca Yeni bir Müslüman toplumunun yaratılma çalışmalarına kısaca TÜRBAN denir. Değişik bir ifade ile,Bush'a allah tarafından verilen bir görevdir.Çünki bu obur,kendi ağzı ile itiraf etmiştir.Yani,"Bana allah dünyanın düzenini değiştir,Müslümanları düzene sok,onları eğit,dünyanın düzenini yeniden kur"emrini verdi demiştir. Tabii ki bu obur zat,bu inancının gereği olarak ta yeni bir dinin yaratıcısı ve de peygamberidir.Allahı ise ne yazık ki Kapital sahipleridir.Çünki bu obura emri veren tanrı bu kapitalistler dir. Yani dünyanın yeni peygamberi Obur peygamber Bush,Tanrıları da Kapital sahipleri olan yeni dünya düzencileri 7-8 kadar kişidir. İşte bu yeni dinin adına da Ilımlı islam denir.Sembollari de ne yazık ki TÜRBAN dır. Yani siz TÜRBAN'A karşı çıkarsanız dinsiz ve hainlikle suçlanacaksınız.Dolayısı ile dinden çıkmış sayılacaksınız. Size kafir diyecekler. Ilımlı İslamcılar da kendi aralarında bölünmektedirler.Çünki Allahları nın aynı allah olduğunu,ancak peygamber seçiminde zorlandıklarını anlatmaktadırlar. Çünki baş peygamberliğe soyunan obur,ne yazık ki her topluma değişik bir mezhep(Görüş,Fikir,Doktrin) ile yaklaşmaktadır.Bu mezheplerin değişik temsilcilerini yetiştirerek ne yazık ki inanmasalar da maddi menfaat sağlayarak geniş bir inanan kitlesi oluşturmuştur.Zira amaç Kapital sahiplerine tapınmak olduğu için bu seçimde zorlanmaları normaldir.Çünki kendileri de çıkar kavgalarına girmişlerdir. Obur peygamber için bunları kendilerine istediği anda bu çatışmaları durdurmak çok kolaydır. Çünki bu taktikleri yıllar boyu uygulamakta,bunda da son derece başarılı olmaktadırlar.Bu taktikleri iyi bilirler. Dünyanın değişik bölgelerinde ki değişik islam anlayışlarını incelediğiniz de bunları göreceksiniz. Bir tarafta ABD de Malkom X'in aziz anısına methiyeler düzenleyerek,Diğer tarafta Hz.Muhammedin karikatürlerini ifşat ederek,Başka bir tarafta ise ne yazık ki Sıkma Baş lar türeterek bu yolculuğu devem ettirmektedirler. Dünya nüfusunun ne yazık ki büyük bir bölümü akli melekelerini kullanamdıkları halde ne yazık ki bu obur peygamber ve takımı onların yerine aklını kullanmakta,kalan azınlık böylece büyük çoğunlukları yönetmektedir.İşte şu anki TBMM senaryosu da bunun bir ürünüdür.Yani azınlık olduğu halde toplumun büyük bir bölümünü yönetebilme kaabiliyeti bu obur peygamberin üstün(!) yeteneklerinin bir ürünüdür. Ne yazık ki Dünya tarihi de bunun örnekleri ile doludur. Bakınız bir kere,yer yüzünde Milyarlarca insan yaşamış ancak bir tek kişiye tapınmalar devam etmiştir. Hala da insanlar çocuklarını yetiştirieken dahi aynı yöntemleri kullanmakta bu acı tecrubeden ne yazık ki ders almamakta ısrar etmektedirler. Evlerimizde başlar bu obur peygamberin nasihatlarını vermek.Çocuklarımızı sus,sen anlamazsın,onlardan iyimi bileceksin diye yetiştirmeye başalarız. Okulda Öğretmenler azarlar,Asker olur Komutanları,İşe girer amirleri,Borç alır alacaklıları,Selam verir selam alanları,Evlenir Kocaları ya da Karıları vs....sıra ile hesap sorma dönemi ve hesap verme dönemi başlamıştır. Bu sistemde yetişen bireyler de ne yazık ki araştırmanın yanlış olduğu kanısına varırlar. Hatta bunları Atasözleri ile de destekleriz. Ör:"Bir dirhem Bal için bir çeki odun çiğnenir mi"diyerek sen neden uğraşıyorsun ki bırak senin adına Şıh,Şeyh,vs...velilerin yapsın.Hatta onlar daha evvel de bunları yapmış denemişler,biliyorlar.Gel onlardan öğren,gel onların dediğini dinle.Doğru yol onların mezhep(görüş)lerinde dir. Neden boş çaba sarfediyorsun ki?Kısa yoldan köşe dönmek varken vs..gibi masallar ile toplumu uyuşturmakta ve ne yazık ki bunda da başarılı olmaktadırlar. Eğer ki bu arada birkaç uyanık kendilerinden farklı düşünüyorlar ise ,ki bu her dönemde olmaktadır.İşte bu farklı düşünen yani süreden farklı düşünen ancak çok ta farklı olamayan birini bu sürünün başına ne yazık ki adaptasyon eğitimleri sayesinde oturtuyorlar. Burada bazı tatktiklerde kullanılmaktadır. Ör evlet Erki nin ulaşmadığı ya da ulaşmak istemediği büyük çoğunluğa onlar el uzatmakta ve bu sayede Gönüller Sultanları yetiştirmektedirler.Bu aynı zamanda CIA nın Zihin Kontrolü taktikleri arasında ilk sıralarda gelmektedir. Bu konuda CIA nın kendi internet sitesinde yayınlanan bir yazıyı Sayın Prof.Dr.Ümit Özdağ'ın bir konuşmasından alıntılar da açıklamış ve Ermeni sorunu konusunda ki başarılarını neye borçlu olduklarını ortaya koymuş idi. Merak edenler için bloğumda bir sayfada yer verdiğim bu yazıyı öneriyorum.Bakınız: ZİHİN KONTROLÜ:AY'DA PETROL BULUNDU....... ZİHİN KONTROLÜ:AY'DA PETROL BULUNDU....... - Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasak ta... - Blogcu Soykırım masalını da ne yazık ki Hristiyanlığın temsilciliğine soyunduğunu iddia eden papalık kurumu tarihte bu konunun suçlusu olarak Türkleri göstermektedir. Hristiyan dünyası hala Martin Luther'i affetmiyorlar ki bizlere ılımlı anlayışı nasıl aşılayabiliyorlar anlamak mümkün değildir.Bunun tek izahı vardır o da şbirlikçilerinin içimizdeki başarılarıdır.Yani açmak gerekirse biraz açalım. Biz Türklerin büyük hatalrından biri de zamanlama yapamamaktır.Zamanlama yapmasını pek beceremiyor olmayışımızdır. 11 Eylül için bir zamanlama yapsa idik yani 11 Eylül'ü kullanmasını bilse ididk belki de tüm dengeler değişebilirdi. Bugün bir tv kanalında Sayın Hüseyin Hatemi hocanın bir konuşmasını izledim.Üstelik bu sayın zat hiçbir para almadan misyoner olduğunu itiraf anlamına gelecek kelimeler etmektedir. Diyor ki"Ne olacak,Papa gelsin,bu bizim faydamıza dır.Asla kaybımız olamaz.Üstelik Kur'an da demiyor mu ki,Müslümanlara en yakın olan Hristiyan olandır diye.... Öyle ise bu diyalogdan mutlaka en iyi faydayı sağlamalıyız"anlamına gelen kelimeler sarfetti. Baktım ki ülkemizde kimler ne şekilde bu diyalog söylemlerine üstelik te akademik kariyerlerini kullanarak canhıraş vaziyette sahipleniyorlar.Bu çok ilginç değilmidir?Acaba hangi ülkenin saygın ilim adamlarıdır bunlar?Hangi ülke bu adamlara Profesörlük ünvanını vermişlerdir?Bunlar kimin ya da nerenin profesörüdürler? Bakınız ılımlı islam ya da diyalogculuğa ki sadece Irak'ta 55 000 kadın ve çocuk öldürdüler.Sadece kadın ve çocuk diyorum.Diğer sivil ya da askerden bahsetmiyorum.55 000 kadın ve çocuk. Peki neden öldü bunlar dediğinizde ise papa dahil olmak üzere onlar Terörist yani islamcı teröristlerdir diyebilme alçaklığını göstermişlerdir. Biz de bunlara ılımlı islamcı yada diyalogcu diyeceğiz.Buyurun deyin o zaman.Para ile satınaldıkları adamlar yetmiyormuş gibi şimdi de tüm Bankaları ve Milli egemenliğimize balta vuracak her şeyi yeni oyunlarla yani özelleştirme ile elimizden almaktadırlar. Bunu sadece bizde değil dışardaki islam olduğunu iddia edenlerde de aynı hızla devam ettirmektedirler. Mısır'lı eski Müslüman bir adamı aldılar bol miktarda beslediler en sonunda istediklerini yazdırdılar.Kimden mi bahsediyorum? Kilisesinin bulduğu bir adamdan,Mark Gabriel den bahsediyorum.Adını da değiştirdiler ve islamın Terörist olduğunu yaz,müslümanlığın kılıçla yayıldığını yaz dediler o da aldığı paranın hakkını vererek aynen dediklerini yazdı.Ne olacak bizde de bu tip adamları değişik tiplere sokarak aynı oyunları tezgahlıyorlar bizde kuzu misali meleşerek onları izliyoruz. Hatta izlemekten de öteye giderek o şahıslar salya sümük konuşur ağlaşır iken bizler dahi ondan daha fazla duygulanıyor ve ağababalarımıza şükran edercesine ittat etmiş larvalar misali kurtcuklar gibi kıvranıp duruyoruz. Bu Gabriel denen adam bir kitap yazıyor bilmem kitabını görenler var mı? İslam ve Terör adlı bir kitap yazıyor.Kitabın kapağı çok ilginçtir.Kapağın yaklaşık yarısından fazlasını Türk bayrağı ile donatmışlar.İçeriğinde ise Türkiye nin terörizmdeki yeri ve desteğini anlatamaya çalışmış. Hatta Papalık ile aynı görüşleri paylaşan bu adam sanki hristiyanlığı da geçmiş direkt papalığın yayın organı olmuştur. Zira papalık 20.YY da ilk soy kırımı Türklerin yaptığını iddia etmekle kalmıyor,Mustafa Kemal'in bizzat önderliğinde bu soykırımın yapıldığını iddia ediyor. Daha da ileri giderek,eğer ki Türkler bu soykırımı yapmmaış olsa idi,Hitler'in de böyle bir örnek göremiyeceği ve bu soy kırımı yapamayacağını iddia edecek kadar aşağılaşmıştır. Tabii ki tüm bu söylemlerin nihayetinde içimizdeki işbirlikçilere son derece dikkat etmeye mecbur olduğumuzu yinelemek istiyorum. Bu yazıyı kaleme almama ne sebep olmuştur diye soracak olursanız ,şunu diyebilirim. Son zamanlarda TÜRBAN adı altında Hristiyanlığı içimize işlemeye çalışıyorlar biz de seyirci kısmında oturmaktayız, bu nedenle bu yazıyı kaleme almak durumunda kaldım.Aksi halde onların istediği tuzağa zamanlama hatası yapan biz Türkler yine düşmüş olacağız.İşte diyecekler,İslam ve Müslümanlar bu dur.Bu nednele islam kılıçla yayılmıştır.Bu nednele islam son din olamaz.Bu nednele Hz.Muhammet son yol gösterici olamaz.Çünki doğru yol bu değildir.İslam eşittir terörizm dir.Bu birkez daha kanıtlamışır demek istiyorlar. Buna sakın fırsat vermeyelim.Ancak insani olarak tüm siyasi tepkileri göstermekten de asla vaz geçmeyelim derim. Bunu zaman zaman denemişler hala da denemeye devam etmektedirler. Hatta çok genç olanlarımız bilmeyecek lakin okumak,araştırmak sureti ile edinebilecekleri bir bilgiyi de kendilerine aktarmak istemekteyim.Yani Şu Meşhur Dinler arası DİYALOG konusunu. Hani şu son zamanlarda ılımlı islam modeli ve BOP diye bildiğimiz yutturmaca yok mu?İşte bu da diğer alaveraların devamı olarak sahnelendi. "DİNLER ARASI DİYALOG"masalını artık kimse yutmuyor.Peki ne olacak ?Gayet basit.Tabii ki her daim bir "B" Planı olmalıdır. İşte burada ki "B" planı da 1957 Menderes döneminde ortaya atılmış olan bir hikayeyei ısıtmaktan geçmektedir. O dönemler de buun adına" 3'LÜ DİNİ MERKEZ"denmekte idi. Biz bu masalı şimdilerde "MEDENİYETLER İTTİFAKI" olarak bilmekteyiz.Yani 1957 den bu yana yapılanlar aynı söylenenler aynı.Bu adam dedikleri adam ne adammış ki 1922 den bu yana kurduğu Cumhuriyeti hala yıkamadılar. Peki bu "MEDENİYETLER İTTİFAKI" da nedir? 1957 de gündem kazanmış olan bu söylemin aslına bakacak olur isek "3LÜ DİNİ MERKEZ"diye anılan söylemin temelindeki kavram,"islam dini de diğer dinler gibidir.Hiç bir farkı yoktur.Yani iddia edildiği gibi İslam son din değildir.Hz.Muhammet son peygamber değildir.Her 3 din de de hiç bir fark yoktur.Zira Kur'an da böyle demiştir.Bu nedenle islam da onları kutsal kitap ve peygamber olarak kabul etmiştir.Öyle ise diğer 3 din den hiç bir farkı yoktur"söylemi ile hem bir ittifak,hem de gelecek için yapılan yatırımların bir tezgahını ne yazık ki kafalarda soru işareti olarak bırakmayı hedeflemiş bunda da bayağı başarılı olmuşlardır. Öz olarak söylemek gerekirse son din İslamdır söyleminden vaz geçilmelidir.İşin özü de budur. Önceki papa nın misyonu Polonya idi diye görüş bildirenler de vardır.Peki bu papanın misyonu nedir diye soracak olursak sanırım ki bu papanın misyonu islam falan değil,Direkt olarak Türkiye dir. Çünki bu papa nın nazi askeri olduğu dönemlerden kalma bir inanışı vardır.Eğer ki Türkler 2.dünya savaşına girseler idi onlar da savaşı kaznacaklardı.Bu nedenle Türklere çok kızgın ve kin beslemektedirler.Tabii ki Türkler hrıstiyanlığı kabul etseler idi ne de güzel olacak idi.Bu konuda da katolik dünyası Türklerin düşmanlığını hala içleride taşımaktadırlar. Daha evvelki yazılarımda bahsettiğim idam edilirken vasiyet eden papzın sözlerini de tekrar hatırlamakta fayda vardır. Vasiyet niteliğinde demiştir ki"Biz bu Türklerle savaşamayız.Çünki onlar ölüm konusunu yenmişler.Ölmeyi cennete gitmek ve bir şeref olarak görüyorlar.Biz hristiyan dünyası ise bu korkuyu asla atamıyacağız.Bu nedenle onları yenmenin bir tek yolu kalıyor.O yol da önce lisanlarını yani Dillerini sonra da inançlarını yani dinlerini bozmaya mecburuz.Bunun başka yolu yoktur"tesbitinde bulunarak ne kadar gerçekçi olduklarını her daim sergilemektedirler. Şimdi İnançlara geri dönecek olursak bir de Laiklik konusunda sürekli gündem oluşturma konusu vardır. Laiklik yeniden tanımlanmak istenmekte hatta Laiklik ilkesinin biz Müslümanlara ne kadar uygun olduğu konusunu tartışmamaız istenmektedir. Peki nedir bu Laiklik ilkesi de bu kadar üzerinde önemle duruluyor? Başka bir ifade ile LAİK'lik ilkesi Hristiyanlığın bir uygulaması olup biz Müslümanlara uyar mı? Uyar sa ne kadar uyar ve nedir ki bu Laiklik her daim insanlar kafasına göre yorumlamaktadır? İşte imdi de bu konuya ışık tutalım. MÖ 3000 yılları ya da İÖ 3000 lü yıllar.Nasıl isterseniz öyle deyiniz.İnsanların bir kısmı tarım diğer kısmı da askeri konularla ilgilidir.Yaşam da karşılaşılan bilinmezlikler doğal olarak korku yu getirmiş,açıklanamayanları açıklamaya çalışanlar da bir ruhban sınıfı yaratmaya kadir olmuşlardır.İşte ne oldu ise bu zaman diliminde oldu ve bilinmezleri açıklayanlara verilen ünvanlarla beraber bir ruhani sınıf oluverdi. Bunlar insanların korkularını işleyerek artırdı ve bu bilinmezlik denizindeki korkuları tanrılaştırmaya başladılar.Adaklar ya da bazı değişik yöntemler kullanarak bilimden,araştırmadan çok uzak olan insanları da bu şekilde ilahi bir söylem iddiası ile kendi kurallarına göre yönetmeye başladılar. Tabii ki bu ilahi kural diye adlandırdıkları kendi uydurmaları ve tamamen diğer insanların korkuları üzerine inşaa edilmekteydi.Yani ilahi bir nitelikten uzaktı.Böylece bir güç olmaya başladılar.Bu güç onlara hem zenginlik hem de saygınlık kapılarını ardına kadar açmakta idi. Tabii ki bir güç daha vardı.O da Krallık idi.Monak lar ın güç dengesi bozulmakta ve durum Ruhbanlar lehine işlemeye yüz tutmakta idi. Giderek güç ikiye bölünmeye başladı.Ya Ruhban sınıfındansınız ya da ikinci güç olan Krallık soyundan.Gerisi zaten sürü sayılmaktaydı.İşte tam da bu arada laik olmak diye bir kavramın ilkel temelleri atılıyor ve bunu gayet basit ifade ile Ruhban sınıfından olmayanlar anlamına gelen laik sözcüğü tamamlıyordu.Yani Ruhban sınıfından olmayan demek anlamına gelecek olan Laik kelimesi belkide tarihte ilk kez bu zamanlara denk gelmekte idi.. Bu özellikle de Roma'da hüküm süren bir çekişme olarak son zamanlarda daha çok dikkat çekmekte olacaktı.Kadim Roma veya eski roma,yeni roma deyimleri de tam bu zamanlara rastlamaktadır. Aslında bunun diğer ifade ile izahına girecek olursak ozaman da İsa ile başladığını da söyleyebiliriz. KIsaca bunun temeli İsa Mesih'e dayanmaktadır.İsa Roma'ya ters düşmektedir.Eşitlik demektedir.İşte buradaki Eşitlik deyişi dahi hala günümüzde Laiklik ile Eşitlik ilkesinin neden bukadar birbirine karıştırıldığını da açıklamaktadır.Oysa Eşitlik ile Laiklik kavramları çağrışım açısından benzeşir görünse de aslında birbirinden bağımsız ancak birbirinin olmadığı yerde diğerinin de geçersiz olduğu iki benzeşik konudur. İsa Eşitlik demiştir.Oysa onlar Köle dir ler.Sadece Roma topraklarında doğanlar özgürdürler.Diğerlerinin ne oy verme hakkı vardır ne de söz söyleme hakkı.Kralların akrabaları ve onların soyundan gelenler özgürdür.Aristokratlar özgürdür vs..gibi söylemler hüküm sürmekte idi.Bu nedenle İsa Krallığa karşı sayılmakta idi.Yani bir düşman sayılıyordu. Ancak bu kargaşa çok geçmeden yine İsa nın akıllı bir söylemi ile değişecektir.Bu söylem belki de şimdiki Laikliğin de temelleri olacaktı. Bu söylemin adı 2 Kılıç teorisi idi.Ve imparatora hitaben şu sözleri söyleme cesaretini sergiledi.Burada iki kral var.Bu dünyanın Kralı sensin.1.Kılıç sensin.Diğer dünyanın kralı da benim.2.Kılıç ta benim. Bu İmparatorun da tam duymak istediği bir şeydi.Ve böylece bir anlıkta olsa bir baskıdan uzaklaşma yolu açılmış oluyordu.Daha sonraları ise Roma batı Roma ve Doğu Roma olarak ikiye ayrılacaktı.Çünki İsanın öğretilerini Ruhban sınıfı daha sonraları kendi istedikleri şekilde algılamaya ve yorumlamaya başlamışlardı.Bu söylemler aşırı şiddet içeriyor ve itici gelmeye başlıyordu.Çünki Ruhbanlar güçlerini kaybetmek yanlısı değildiler.Bu nedenlede her türlü söylem ya da düşünceyi engelliyorlardı.Bu şekilde İsa Mesih'in öğretilerini farklı yorumlayanlar çıktı ve bunun bir Mezhep şeklinde ortaya çıkmasına sebep olmuşlardır.Bu Mezhep te kendisini ortodoks olarak göstermişti. Yazının devamı En Alt kısımda sunulmuştur..... Bu yazının aslını ve bölünmemiş halini okumak isterim diyenler için... Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasak ta... - Blogcu Konu ahmetdursun tarafından (05.08.07 saat 17:57 ) değiştirilmiştir.. Sebep: Link hatası. |
|
#3
| ||||
| ||||
| Örtünme konusunda birkaç şey yazacağım.Ayet konusunda ahkam kesecek değilim elbette,ancak bir şey belirteyim. İlgili ayetin örtünme konusu ile alakalı olan kısmı ise ziynet yerlerinizi örtün ile anlatılmıştır. Konuya girmeden evvel ilgili ayetlerin verildiği bloğuma bakmanızı öneririm. **** KUR'AN:SÜS KELİMESİNİN GEÇTİĞİ AYETLER. - Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasak ta... - Blogcu **** KUR'AN A BAŞ KELİMESİNİN GEÇTİĞİ BAZI AYETLER - Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasak ta... - Blogcu**** KUR'AN A ÖRTÜ KELİMESİNİN GEÇTİĞİ AYETLER - Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasak ta... - Blogcu**** KUR'AN:VELİ,ŞEYH,ŞEF EDİNENLERE ONLARA MÜRİD OLANLARA KUR'AN NE DİYOR? - Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasak ta... - Blogcu ****** Daha sonra bu yazıya devam edelim.Zira bunların hiç birinde "Saç günahtır" ya da "Saçını gösteren günah işler" anlamında bir açıklık yoktur.. Mezhep(fikir,görüş,doktrin)ler hariç. Ancak konuya baktığımızda ziynet yerlerini örttüğünü iddia edenlere bakıyorum da sadece saç tan anlıyıor olmalılar. Sanki başkaca yerleri ziynet sayılmıyor.Okadar dır söylüyorum, yazıyorum, soruyorum ancak bu ziynet sözünden ne anladığını açıkça izah edebilen çıkmadı.Şükürler olsun ki gerçek bir müslümanım.Yani Kur'an-ı Kerim deki tarifi ile inanıyorum. Ancak hep yazdığım gibi sayın Y.Nuri Öztük ün bir sözüdür "sokaktaki islam" deyimi ilk ondan duydum.Ancak gerçeklik payı olmaktan öteye, ne yazık ki sokaktaki islam artık Kur'an daki islama göre verdiği savaşını kazanmak üzeredir. Bu da gerçek müslümanları rahatsız etmektedir. Başka bir kitap, başka bir iananç şekli, başka birilerine teslimiyet(zümer suresi 3' deki ayet)vs..uzar gider.Sonuç itibarı ile testtür, Örtünmek acaba sadece saçını örtmektir diyen varmıdır? Eğer evet saç seni dinden çıkarıyor gerisi önemli değil diyorsa ben ondan şüphelenirim. Son zamanlarda verdiğim çok örnekler var.Kara örtüler ile kendilerini kapatan türbanlı, yada bazılarına göre baş örtülü olan 3 genç hanımın karşımızda biralarını yudumlaması gibi, başı örtülü olmasına rağmaen göğüs dekoltesini pazarcı esnafının ağzının suyu aka aka izlemesi gibi,başı kapalı olup ta afedersiniz ama yırtmacından görünmeyen yeri kalmayanlar,deniz kenarına yani plaja tesettürü ile gelerek okadar kişinin gözü önünde sevgilisi yada her neyi ise onunla öpüşecek kadar aşırıya gidenler vs..ler gibi daha niceleri var. Ve sorarım şimdi ?Baskıdan mı örtünüyorlar yoksa inançtan mı? Başını örttürmek bukadar önemli ise acaba biz müslüman erkekler hepimizde saç kılından mı uyarılıyoruz sanılmaktadır? Evet fetiş sapkınlıklar vardır ayakkabı,bazı elbise parçaları,ayak fetişleri gibi ama saç kılıda bir fetiş haline mi dönüştürülmek isteniyor?Yoksa tesettür adına bazı sapkınların gizli emellerinemi alet ediliyor aziz islam dini yada kadınlarımız? Bu yüce dini bir saç kılından ibaretmiş gibi gösterenlerede öyle algılayanlarada yazıklar olsun diyorum.Ve soruyorum neden saç,ziynet sadece saçtır diyen bir ayet yada bir suremi varda biz okumaktan mı aciziz?Nedir bu ziynet?Yapılsın artık şu ziynetin tanımı.Yoksa saçta mı takılı kalacak bu millet ve yüce islam? Allah(cc)nün ne olduğunu,tanımını dahi yapmaktan aciz insanlara bırakırsak yada mukaddes kitabı okumaz isek yada başkalarının okuduğu ile anlamaya çalışır(mezhepler), odalarımızın en üst yerlerinde askıda bırakır isek,dinmizin olacağı da budur işte. Bir stadyumda konuşma yapan bir din adamı aynen şöyle diyordu. "içinizde hanginiz erkek evladım olsun diye aklınızdan geçirmiyorsunuz? Hanginizin içinde erkek evlat ile kız evladın ayrımını yapmadan aynı ölçüde evlatlarınızıa önem veriyor yada doğacak çocuğunuzun erkek olmasını içinizden geçiriyorsunuz?" Kaçkişi vardır bende bilmiyorum ancak konuşmacının bir sözü çok ama çok dikkat çekicidir. "Eğer ki islamiyetten evvel kızlarını diri diri toprağa gömen putperesleri hatırlıyor iseniz şimdi düşününüz. Siz neyin sünnetini yapıyorsunuz? Ben söyleyim,putperestliğin sünnetini" demişti. Hiç aklımdan çıkmaz.Gerçekten de bir müslüman eğer ki içinden dahi heçirebiliyorsa bu tür düşünceyi asla kalkıpta islam dan bahsetmesin. Görülüyor ki yüce dinimiz bu kadar hassas iken bizim sözde müslümanlar hala baş örtüsüne yada saçın görünmesine islamı getirip bağlıyorlarsa bu birkez değil defalarca düşünülmesi gereken özelliklede müslüman olduğunu öne sürenleri defalarca düşünmesi gereken bir konudur. Uyumayalım; Müslüman, aklının sorumluluğunu başkalarına emanet etmeyendir. Zira allah(cc)yarattığı kulunun aklını ne ölçüde kullandığının hesabını soracaktır.Neden başkalarının günahından kimse sorumlu tutulmaz.?Kıyamet gününde dahi ne anadan ne de babadan medet umulamayacaktır?Yoksa onların kitapları başka şeyler mi yazmaktadır? Ör:Bazı risaleler deki gibi?Hatta Humeyninin dahi risale-i Humeyni külliyatı olduğunu kaç kişi biliyor acaba? Bu Risale de neler yazdığını bilen var mı? Ben söylerdim ancak öyle şeyler var ki burada söylemek dahi abes olur. Ancak anlayabilinmesi açısından küçük bir temasta bulunayım. Kadınların muayyen günleri için çok abes bir tavsiyesi var.Onu burada açıklayamıyacağım lakin herkesin anlayabileceğini sanıyor ve anlayışına bırakıyorum. Sorarsanız onlar hemen herkesten daha fazla Müslüman olduğunu iddia edecektir. Hatta Afgan erkeklerinin itibarının neya bağlı olduğunu bilen ya da duyan var mı? Ondan da az bahsedeyim. Bir Afgan erkeğinin hareminde ne kadar eşcinsel var ise o kadar itibarlı olduğunu birkaç yıl evvel bir gazetede okumuş ve şaşkınlıktan dona kalmış idim. İşte islam bazı din baronlarının elinde kaldıkça daha çok saç kılında takılı kalır aziz milletim. Unutmayalım ki allah(cc)zorlamaz.Seni tercihine bırakır.Şeytan ise zorlar. Allah(cc)şeytanın zorlayıcılığından bizleri korusun. saygı ile.. ahmet dursun Konu ahmetdursun tarafından (05.08.07 saat 18:01 ) değiştirilmiştir.. Sebep: Link hatası |
|
#4
| ||||
| ||||
| Mailime gelen iyi niyetli bir arkadaşın yazısı ve cevabım. Paylaşmak istedim... Genç bir delikanlı senelerce yurt dışında okuduktan sonra vatanına ateistolarak geri döner. Üç sorusuna hiç kimse cevap veremediğinden dolayıcanıgayet sıkıntılıdır. Ebeveynioğullarına yardım etmek niyetiyle büyükilimsahibi olan köyün hocasınagötürürler. Hoca ve delikanlının arasında geçendialog şöyle devam eder. Delikanlı: Kimsin sen? Sorularımacevap verebilecek misin? Hoca: Allah'ın bir kuluyum ve Onun izniyle sorularına cevap verebileceğim. Delikanlı: Emin misin? Proferserler bile cevap veremedi bana. Hoca: Allah'ın izniyle cevap vermeye çalışırım Delikanlı: 3 sorum var 1. Allah yaşıyor mu? öyle ise,şeklini bana göster 2. Takdir (kader)nedir? 3. Eğer şeytan ateşten yaratıldıysa neden cehenneme yollanıyor, cehennemdeateş dolu değil mi? Ateş ateşi nasıl yaksın. Tanrı bunu düşünemedi mi? Bu arada, aniden bizim hocamız delikanlının başı üzerinde bir saksı kırar. Delikanlı canı yana yana sorar; Neden sinirlendin ki? Hoca: Sinirlenmedim. Bu benim üç soruna bir cevabım der. Delikanlı: Hiç birşey anlamadım. Hoca: Nasıl hissetin kendini saksıyı başında kırınca Delikanlı: Tabii ki, fena bir acı hissettim. Hoca: Yani, acının varlığına inanıyor musun? Delikanlı:Evet Hoca: Bana bu acının şeklini göster ozaman! Delikanlı:Gösteremem. Hoca: Bu benim ilk cevabım. HerkesAllah'ın varlığını hisseder amaAllah'ıgöremez. Hoca: Dün gece rüyanda benimbaşında saksı kırdığımı gördünmü? Delikanlı:Hayır. Hoca: Bugün böyle birşey ilekarşılaşacağını hiç düşündün mü? aklındangeçti mi? Delikanlı:Hayır Hoca: Bu işte takdir dir(kader) Hoca: Biz neyden yaratıldık? topraktan yaratılmış değil miyiz ? Delikanlı: Evet böyledenir. Hoca: E o zaman ? Saksıda topraktan yapılmadı mı? Allah isterseateşten yaratılan şeytanı ateşin içindecezalandıramaz mı? **** Yanıtım: Selamlar, Bu allah fikrini açıklayıcı çok basit bir ifade gibi algılanabilir.Ancak allah ın açıklanması bukadar basit olmamakla birlikte bukadar basite indirgenebilmektedir. Burada bir itirazım olacak o da kader le ilgili olan açıklamaya. Kader iyi tanımlanmayacak olursa,işlenen bir cinayet dahi kader olarak gösterilebilir. Öyle ki kafasına saksı vurulduğu nu söylediğiniz bu adam o an ölse idi bu da kader olarak kabul edilecekti.Öyle mi? Hayır derseniz eğer hoca efendi o an darbe dozunu çok mu iyi ayarladığı için kader oldu.Demek ki başka eli ağır bir hoca vursa idi ozaman kader olmayacak katil olacaktı. Lütfen kader ve allah kavramlarını bu denli basite indirgemeyelim. Oysa Kuran-ı Kerim kaderi açıklarken anlayabilinecek konumda açıklamış ve insanın gücünün yetmediği insan unsurları ile asla değiştirlemez olan olayların kader olabileceği yada insanın elinden gelen herşeyi yapmasına rağmen hala değiştirme gücü bilgi yada becerisi olmayan olaylar ve kavramlar kader olarak tanımlanmıştır. Lütfen safsataları biz müslümanlara islam mış gibi yutturulmaya çalışılmasına alet olmayalım. Bilmeliyiz ki aklı olmayanın allahı da dini de olmaz. Kur'an Akıl için ne diyor? http://ahmetdursun374.blogcu.com/2720045/ Buna inanmak bile iman etmenin bir yardımcısı olacaktır.En azından hurafi yada safsata sözlerle insanı galeyana getirbilecek anlatımlarla boş hayal veya ümit tacirlerine artık müslümanlar pirim vermekten vaz geçmelidir diye düşünüyorum. saygılar. Ahmet Dursun Konu ahmetdursun tarafından (05.08.07 saat 18:04 ) değiştirilmiştir.. Sebep: Link için. |
|
#5
| ||||
| ||||
| İinançsız insan olurmu?Ya da olması mantıklımıdır?Ya firavunlar,dönemlerinin tanrılarımıydı? Şu an saat sabaha karşı 05:10 ve be bu saate kadar ayaktayım. Sebebine gelince de bir firavun un ölüm zamanına mezarının yapılma süersi yetişmeyeceği için tarihte ilk kez vardiye sistemi ile çalıştırılarak mezar yetiştirilmiş oluyor.İşte bende bizim firavunların işi yetişsin diye bu saatte çalışıyorum. Genç dostlarım, Dünya da iki grup vardır.bir yöneten iki yönetilen. İşte yöneten akıl zade ler,bizler gibi ma akılları istisnalar hariç tabii ki en azın dan kendim için diyorum,(yani ben dahil olarak ma akıllı kabul ediyorum),yönetebilmenin yollarını ta firavunlar döneminden hatta insanlığın var olma döneminden beri araştırmış ve en güzel yolu bulmuşlardır.O da insanların en kolay avlanacakları yem olan ;inançları dır. Neden mi inançtır?Hadi düşününbakalım: Farzet ki sen çok büyük bir kitleyi yöneteceksin,ancak onların sırtından geçinecek ve onları sömüreceksin ve de kimsenyi de bundan dolayı isyana teşvik olmadan ve insanları birbirine düşürmeden kuzu misali yolacaksın...Hadi söyle bakalım ne yapardın ki kimse sana ses çıkarmasın? Herkesin başına bir polis diksen sonuçta o da insan ve aptal olmadıkça ki aptal olsada sonunda fark edecek soyulduğunu,sana karşı isyan edecektir. Ne yaparsan yap bir gün sana karşı gelecektir. Ancak bir şey var ki,asla sana karşı gelmezler,asla hesap sormazlar. Dersen ki herşeyin hesabı öte dünyada sorulacak,yada allah istediğini zengin yapar.vs... gibi safsata sözlerle inançlarını kullanırsan ,asla sana hesap sormazlar. Çünki bir hesap günü kavramı ile onları avutmaya devam edcek ve soymayı sürdürecek olursun.Tabii ki inanmadan inanır görünüyorsan avutma diyeceksin. Bunlardan asla şunu çıkartmamalısın.. Bunları yazan dinsiz mi?İnançsız mı?Asla.Haşaa.. Allahın varlığına ve birliğine inanmamak sadece zavallı ve akıl yoksunlarının işidir. Ben, sadece kullanman gereken argüman ları anlatıyorum. Yani yıllardır bizi yok edemeyen, tarih sahnesinden silemeyenler artık uyanmış ve firavun zihniyeti ile bizi birbirimize kırdırmayı planlıyor ve de başarıya ulaşıyorlar.Biz din sanarak önümüze atılan ,kimlerin şahit olduğu yada olabileceğini bilmediğimiz kıssa dan hisse gibi olayların anlatıldığı,adeta dedekorkut masalları dinler gibi bize yutturulan islam dışı şeyleri takip ede gelmiş ve sadece bunları tartışır ve aklımız başka birşeye çalışmaz olmuştur. Ancak bilimsel içerikli konuları,siyasal fikirleri,sosyo ekonomik ve kültürel ,sanatsal uğraşları elimizden almış yıllardır uyku mikrobunu bize bulaştırmışlardır. Ta osmanlı döneminde bile sanat ı,ekonomi yi osmanlılar icra etmez gayrı müslim denilen kesim yaparmış.Peki biz ne yaparmışız? Tabii ki hazır lop,ganimet haraç vs..lerle geçimimizi sürdürüyormuşuz.İstisnası yok mu tüm osmanlı bu şekildemiymiş dersen,elbette var.Ancak uzun sürmemiş. Tabii bu arada saraydan uzak kesimlerde ör:Buhara da bazı bilim meraklıları çıkar yada bazı araştırma heveslileri bir yerlerde ortaya çıkarmış.Ancak onları da saray daki entrikacı başları kellelerini vurdurtmak için yapmadık entrika kalmazmış.Hatta bize Cumhuriyet donemi ilk okullarında bile uyu ali uyu,oya uyu,ahmet uyu,mehmet uyu diyerek uyumanın ne denli dayanılmaz güzellikte olduğunu bilinç altına nakş etmişler. Bizde hiç bir sakınca görmeden uyumuşuz.ve hala da uyuyoruz. Evet gençler; derdiniz nedir ki bir mezhep, bir inanç kargaşası içerisinde yüzüp gidiyorsunuz?Sonra mezhep kelimesinin Türkçe de ki karşılığı (fikir görüş ya da litaratür deyimle doktrin) demektir. Diğer bir deyişle doktrin,düşünce,kişiye özel fikir demektir. Yani bir konuda ben fikrimi söylersem bu benim görüşüm,benim düşüncem,benim mezhebim olur.Tabii ki bunu sadece dini konularda söylenebileceğinide çıkanlar olacaktır.Hem de din konusunun uzmanı olması şartını koyanlarda olacaktır. Öyle ise ben şunu soruyorum? Neden şu yada bu kişiye yada imama göre ben müslümanım diye hiç düşündünüz mü?Yani imam hanefi,şafi vs..göre müslüman oluyorum? Aynen hıristiyanlık taki gibi,yohanna inciline göre yok Luther, bilmem kimin inciline göre vs..lerden kurtulamaz,ayrımcılığa doğru gideriz.Üstelik bir kelimeyide hiç anlamış değilim. 4 Büyük Hak mezhebi var diye söylenir durur. Hak, esmaü-l Hüsna dediğimiz allah ın 99 güzel adından biri dir.Yani hak dediğimizde Allah demiş oluruz,tabiiki hak kelimesi aslen derinlemesine de diğer şekillerde yorumlanabilir.. Peki mezhep denincede görüş fikir demiş oluruz. Söyleyin o zaman.4 büyük hak mezhebi olurmu?Yani allahın ın 4 büyük görüşü olabilir mi?Allah bir yerde söylediğini bir başka yerde yalanlamış mı oluyor? Böyle saçma bir fikir yada söylem olabilir mi? Acaba hangi allah tan bahsediyor oluyoruz ozaman?Yada allahın hangi işimize gelen düşüncesinden bahsediyor oluyoruz ki?diye soru karşımızda durmaz mı? Arkadaşlar,gençler,siz siz olun bilime ,ilim ve irfana önem verin.bizleri ,insanlığı,geleceği kurtaracak olan hurafeler değil dir.asla da olmayacaktır. Bizleri,insanlığı oyuna getirmek ve buraları bataklığa benzeterek buralardan beslenen kenelerin,kan emicilerin oyununa gelmeyelim,bu bataklığı kututmak elinizde,tek yapacağınız şey şudur. Tek bir allah vardır.Sson peygamber Hz.Muhammet tir.Son kitap Kuran-ı Kerim dir.Tek yol gösterici de o dur. Birilerinin söylediklerine değil,mezheplere(fikirlere)göre değil,yada hacı hoca nın dediklerine göre değil,hatta salya sümük karşınızda ağlayarak acıma duygunuza hitap eden sömürücü parazitlere değil, bence sadece ve sadece kutsal kitabımızın dediklerine göre yaşayalım.Allah asla ayrımcıları da ayrımı da sevmez.Sadece bilenle bilmeyenin bir olmadığını belirtmiş peygamberimiz,bu da bilmek yani ilim,irfan dan takva dan geçer. Uydurma şeyleri din diye satan tüccarlardan değil,kutsal kitabımız Kur'an-ı Kerim den geçer.Irak,İran örneklerini asla unutmayınız. Bırakın şu ayrımcılğı da artık başka konuları tartışalım.Ne türbanı,ne alevi yi,ne sünni yi. Sonuçta hepimiz aynı allahın yarattıklarıyız. Biz, bizi yönetenlerin bizi nekadar soyduğunu tartışalım. Yıllardır verdiğimiz vergilerin ne derecede kullanıldığının hesabını sorabileceğimiz,ne zaman insan ca yaşayabileceğimiz gelir düzeine ulaşacağımızı ,avrupadaki insanlardan neyimiz eksiktir onu soralım,neden biz de onların seviyesinde yıllık gelir alamıyoruz,bu soygun düzeni nezaman bitecek,vergilerimiz kimlere pompalanıyor,yasalar neden uygulanamıyor,neden suç işleyenleri serbest bırakıyoruz,kan dökülmesi nezaman bitecek? Sağlıktan eğitimden nezaman eşit faydalanacağız,doğu ile batı arasındaki dengesizliğin sebebi nedir,asıl önemliside bizi yıllardır yönetenler nasıl bir başarının timsalidir ler ki dış güçlere bizi gırtlağımıza kadar borçlandırmayı başarabilmişlerdir. Ve bunlardan hala neden hesap sorulmuyor?Bizi her zarara uğratanın yanına kar mı kalacak.vs...gibi çok daha önemli konular acaba bu ülkede nezaman ve kimler tarafından dile getirilcecek? Artık kısır tartışmalar dan ne zaman kurtulacağız,önümüze konanı değilde seçici olmayı nezaman öğreneceğiz?Bakalım ne zaman?Bana göre 150 yılda öğrenirsek ne mutlu,bu da şu demek oluyor.3 nesil birden daha firavunlarımıza hizmetçilik yapmaya devam.....haydi allah sabır versin kölelere... ahmet dursun |
|
#6
| |||
| |||
| mesaj vermek istediğiniz kesim marjinal bir kesim değil.satanistleri yola getirmeye çalışır gibi bir mesaj algıladım.1000 tane satanist vardır ve bunlara verdiğimiz mesajla hatta karşımıza alıp konuşmakla bir kaç kişiyi değiştirebiliriz.Bahsettiğiniz grup önemli bir grup.bu tip yazılarla bu kemikleşmiş gruptan bir kişiye mesajın ulaşmasını bekliyor sonucunda zihinleri değiştirmeyi planlıyorsanız beyhude.Bu yapılan bir mezhepten diğer bir mezhepe geç gibi birşey. 25 yıldır Kuran-ı Kerimi okuyan bir bayan tanıdığım var çeşitli yazarlardan çeşitli yorumları okumuştur.Başını kapatmaz ve günah olduğunu da biliyorum der.Bu bir inançtır ve çok güçlü inançları değiştirmeye çalışmak toplumsal barışı sağlamaz aksine karşı tarafı sinirlendirir,üstelik toplumu gereksiz yere germiş olursunuz.Öncelikle böyle yaygın bir kesimi kabul etmemiz ve saygı duymamız gerekiyor.Mesajlarımızın toplumsal barışı sağlamaya yönelik olmasına özellikle bizlerin yani eline kalemi alanların çok dikkat etmesi gerekir.yoksa hergün gazete köşe yazarlarının halkın yanında(çoğunluğun)olmak adına hükümetlerin yaptığı tek bir işin bile iyi tarafını yazmayıp 25 yıl boyunca her Allahın günü(istisnasız)hükümetlere sövenlerden farkımız kalmaz. |
|
#7
| ||||
| ||||
| teşekkürler güzel bir yazıydı
__________________ Sizin al'ınız al mor'unuz mor inandım.Ben tam kendime göreyim,ben tam dünyaya göreyim;ama sizin adınız ne...benim dengemi bozmayınız...! |
|
#8
| ||||
| ||||
| Alıntı:
Saygı ile... Karaçarşaf ve tarihçesi. KARAÇARŞAF:KEFEN GİBİ Mİ ÖRTÜYOR? - Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasak ta... - Blogcu Konu ahmetdursun tarafından (05.08.07 saat 18:06 ) değiştirilmiştir.. Sebep: Link için |
|
#9
| ||||
| ||||
| Obur Peygamber Ve Türban Yazısının devamıdır. Katoliklerin Liderliğini Vatikan,Ortodoks ların liderliğini de bu günki adı ile İstanbul almakta idi. Katolik lerin aşırı baskısından sıkılan ve kurtulmak isteyen bazı Hrıstiyanlar bugünki İstanbul'a yönelerek ortodoks luk mezhebini geliştirmişlerdir.Bu konuda kısa bir bilgiye de alıntı yolu ile değinmek istiyorum........ ""Ortodoks luk Meşru kilisenin resmi kararlarına uygun öğreti ve düşüncelerin bütünü anlamındadır. Doğu Hristiyan kiliselerince sürdürülen, Yunan ve Slavların çoğunun benimsediği mezhep. Katoliklik gibi Ortodoksluk da 4. Ekümenik konsil olan Kadıköy Konsili'nin kararlarını tanıyan bir kilisedir ancak. Ortodoks kilisesi sadece ilk 7 konsili tanımış bundan sonra yapılanları geçersiz saymıştır.Başı İstanbul'da olması nedeni ile özellikle Kadıköy bu konuda ilk sıralarda olmuştur. Kadıköy Konsilin'de alınan karara göre: İsa'da Hem insani hem de tanrısal özellikler bulunmaktadır, bu özellikler Meryem İsa'yı doğurmadan önce de bulunmaktaydı İsa Tanrı olarak baba ile aynı özden, İnsan olarak da günahlar hariç insanlarla aynı özdendir. Dolayısıyla Meryem sadece İnsan olan İsa'nın değil Tanrı olan İsa'nın da anasıdır ve ona Tanrı Anası anlamına gelen Theotokos denilmelidir.Bu farklı doğalar birleşmeden sonra hiç bir şekilde değişime uğramayıp kendi özelliklerini muhafaza etmişlerdir.Çarmıhta acı çeken İsa'nın sadede İnsani doğasıdır, bu acı Tanrısal doğa'ya dokunmamıştır. Aslında Diofizit görüşe yakkın olan bu karara itiraz eden Monofizit piskoposlar kendi bağımsız kiliselerini kurmuşlardır.Ortodoks Kilisesi, Katolikler'in tersine merkeziyetçi bir kilise olmayıp, her ülkede ayrı örgütlenmişlerdir. Her bağımsız ortodoks kilisenin bir başpiskoposu ve ona bağlı piskoposları bulunur. Başpiskopos kendi piskoposlarını seçer ve piskoposlarından oluşturduğu meclis ile (Sen Sinod) şehirlerin veya bölgelerin başında bulunan piskopos ya da metropolitleri vasıtasıyla tüm ülkedeni kiliselerin dini reisi olur. Patrik, Katoliklikteki gibi devlet başkanı statüsünde değildir, diğer kendisi de bir başpiskopos olup sadece saygınlık bakımından diğerlerinden üst seviyededir ancak diğer başpiskoposların yönetim bölgelerine müdahale yetkisi yoktur.Ortodokslukta Patriklerin ya da piskoposların yanılmazlık özellikleri yoktur bunun ifadesi dahi şirk kabul edilir.Bu kısa alıntı bilgi sanırım ki diğer açıklamalar için yeterli olacaktır."" İşte bu zamanlarda Kilise söylemlerinde daha da şiddete gitmiş ve çok önemli bir deyiş ortaya atmıştır. Bu deyiş hala günümüzde kendilerine islamcı yakıştırması yapan bazı din simsarları tarafından da kullanılmakta olup bu söylem hemen her inanç sisteminde yerini bulmuştur. Bu söylem yaklaşık şöyle idi. "Sen sus,Allah'tan daha mı iyi bileceksin?Allah kime zenginlik yada soyluluk vereceğini bilir.Sen onun işine karışma.O herşeyin kime nasıl ne kadar verileceğini bilir."şeklinde idi.İstediğini kral yapar, istediğini köle söylemi,Allah öyle istiyor söylemi gibiinsanların kafasını karıştırmaktadır.Bu karışıklık ta haliyle isyanları getirmekte ve şiddeti hortlatmakta idi. Zira İsa Mesih herkes eşit dememişmiydi?Bu da nereden çıkmıştı ki? gibi soruların çok sorulduğu bir döneme girilmişti.Tabii ki Hristiyanlık ta boş durmamış birçok yere yayılım göstermiştir. İşte tam da bu zamanlarda bir Alman ortaya çıkıyor.Hem Latince'si,hem Almanca'sı çok iyi olan biri.Din adamları İsanın öğretilerini kimsenin bilmesini istemedikleri için kolay kolay kendi orjinal diline çevrilmesine de karşı idiler. Bu konu da sırası gelmişken Bazı din tüccarı dincilerin insanların kendi dilinde neden inançlarını öğrenmelerini istemediklerinie de değinmiş olmaktayız.Oysa ki herkesin anladığı dilden okuması ne de güzel olur. Tabii ki bir değişikliğe maruz bırakmamak şartı ile...Evet devam edelim,Bu Alman zatın adı Martin Luther dir.Martin Luther rahiplerin yalan söylediğini düşünmektedir.Ve İncil'i okuyarak bunu isbatlar.İncil'de özellikle 95 maddenin yanlış olarak anlatıldığını söylemektedir.Aslında bir çok yanlışı vardır ancak çok önemli olduğunu iddia ettiği bu görüşler hakkında bilgi almak isteyenler için bir link vermek istiyorum.Bakınız: Turkish Version of Martin Luther’s “95 Thesesâ€, Bu şekilde ortaya çıkan yeni bir mezhep doğmuş olacaktı.Bu hareketin başlangıcı ise özellikle de Katolik Rahipleri protesto etmeye yönelik olduğu için bu akıma Protestanlık denmiştir.Luterizm olarakta bilinmektedir.Daha sonra Belçika da Kalvin öncülüğünde Kalvinizm ve İngiltere de etkisini göstererek Anglikan kiliseler oluşmaktadır.Bu konuda bilgi için de bakınız: http://nedir.antoloji.com/anglikan-kilisesi/ Daha sonra bu konuda yapılan savaşlar 100 yıl savaşları,38 yıl savaşları ve 10 yıl savaşları olarak toplam 148 yıl sürmüş ve hala da soğuk svaş görüntüsünde devam etmektedir.Burada nokta koyarak başka bir açıdan daha değerlendirelim.Artık bir başka dönem başlayacaktı.Bu dönem bilimin öncülüğünü yapacağı bir dönem olmalı idi.Yaklaşık 1700 ler de bu dönem başlamaktadır. 1700 lere gelmeden evvel de 1071 tarihini unutmamakta fayda vardır.Zira bu tarih Türkler in Anadolu ya yerleştiği tarihe denk gelmektedir. İşte bu tarihten sonra Haçlı seferleri ile Hristiyan dünyası da doğunun zenginlikleri ile tanışmaya başlamış ve çekiciliğne kapılmışlardır. Tabii ki bu sadece zenginlik açısından değil aynı zamanda Hristiyanlığı da yaymak için bir fırsattır.Hala Lübnan da Hristiyan topluluğun kalmasına ve var olmasına da yine biz Türkler ya da kabeullenmeyenler için de olsa osmanlılar sebep olmuştur.Özellikle de son osmanlılar.Alman Genel Kurmayı na savaş stratejilerini yaptıranlardan bahsediyorum.Atatürk'ün uyarılarına kulak asmayanlardan,bu konu daha evvel ki bir yazımda işlenmiş idi....... Konu dağıtmadan 1718 Fransız devrimine (ya da ihtilali diyenler de vardır) kadar geleleim.. Bu arada Fransa da isyanlar başlamış çok şey değişmeye mecbur kalmıştır.İsyandan sonra kurulan mecliste çok değişiklikler olmakta idi. Bunları kısaca şöyle de özetleye biliriz.Cumhuriyet yönetimi oluşturulunca haliyle Milli birliği sağladı ve dış tehdidi etkisiz hale getirdi. Ancak bu bazıları için iyi sonuçlar vermeyecekti.Zira 1793'te dış güçlerle ittifak yaptığı için kral idam edildi. Burada bahsedilmesi gereken bir konu da Etajenero dur. Etajenero' nun, 5 Mayıs 1789 ' da toplanmasıyla başlayan bu dönemde , köylü ve Burjuvaların milletvekilleriyle, soylu ve rahiplerin milletvekilleri arasında toplanma konusunda anlaşmazlık baş göstermiştir. Toplantıların ayrı ayrı salonlarda değil, aynı salonda yapılmasını isteyen köylü milletvekillerinin isteği , soylu ve rahip milletvekilleri tarafından reddedilmiş, bunun üzerine bir araya gelen köylü ve burjuva milletvekilleri , halkın % 96 ' sını temsil ettiklerini ileri sürerek , Etajenero' ya, "Milli Meclis" adını vermişlerdir. Kral' ın soylu ve rahip milletvekillerinin etkisinde kalarak ,meclise karşı zor kullanmak istemesi, ve maliye bakanı Neker' i görevinden atması üzerine halk ayaklanarak , siyasal hükümlülerin hapsedildikleri " Bastil Hapishanesi" ni basmıştır. Hükümlüleri kurtardıktan sonra hapishaneyi yakmış, yıkmıştır. ( 14 Temmuz 1789 )Bu olaydan sonra Fransız halkı silahlanmış ve İhtilale katılmıştır. 1793-1794 yılları arasında kalan bu döneme Terör Devri (Reign of Terrör) de denmektedir.Bu arada Napolyon da Fransa ya henüz dönmüştür. Artık Cumhuriyet esaslarına göre yeni bir anayasa hazırlanmalı idi.Öyle de oldu. Fakat yasanın gerekleri yeterince ve ağırlaşan şartlar sebebiyle tatbik edilemedi. Zamanla ekonomik durumları normale dönen ve mali açıdan güçlenen halk temsilcileri, parlamentoda çoğunluk sağladılar ve ağır tedbirlerin kaldırılmasını istediler. Böylece 1795'te muhafazakâr "Direktuvar" idaresi kuruldu Fransa'da monarşik rejim yıkılımış, yerine cumhuriyet kurulmuş oldu. Halk, yönetim üzerindeki gücünü fark etti. Roma Katolik Kilisesini de ciddi reformlar yapmak zorunda bıraktı. Milliyetçik akımının yayılması, gücünü emperyalist rejimden alan imparatorlukların aleyhine oldu; imparatorluk çatısı altındaki farklı milletlere mensup halklar ayaklanmaya başladılar. Bu durum, imparatorlukları bölmeye çalışan kesimlerin de işine geldi, isyan eden halkları provoke ettiler. Bunun sonucunda da imparatorluklar zayıflamaya ve parçalanmaya başladılar.1799'da konsüllük idaresi kuruldu. Bu idarede beş direktuvarın yetkileri üç konsüle devredildi ve tüm yetkiler birinci konsülde toplandı. Birinci konsül de General Napolyon Bonapart oldu. Bu idare 1804 yılına kadar devam etti. Bundan sonra imparatorluk idaresi başladı. Konsüllük döneminde büyük zaferler kazanılmış, ziraat, ticaret ve sanayi gelişmiş, fakat buna karşılık millet meclisi etkinliğini kaybederek devrim hedefinden uzaklaşmıştı. Ülke tekrar ferdi otorite ile yönetilmeye başlanmıştı. Bu durum ve General Bonapart'ın İmparatorluk idaresi 1815 yılına kadar devam etti. Fransız devriminden sonraki gelişmelerle birlikte ortaya çıkan ulus-devlet anlayışına paralel olarak doğan ulusçuluk, modern karaktere sahiptir ve bu şekliyle Batı'ya ait bir gelişme olarak kabul edilmektedir. İşte bu arada Etajenero'da ki oturuş şekli ile Kralın sağında oturanlar sağcı,solunda oturanlar da solcu olarak adlandırılmış ve siyasi tarihe sağ-sol anlayışı da böylece yer etmiş olacaktır. Tabii ki bu sağ-sol anlayışı bazı ülke ideolojilerinde kendini daha farklı şekillerde de göstermiş,özellikle de Türk siyaset hayatında damgasını vurmuş hala da devam etmektedir.Napolyon Dönüşünde çok önemli birşey daha yaptı.O da Laiklik kavramını yazmak oldu. Din adamları ile işleri ayırdı.Din adamları artık devlet idaresinde olmayacaktı.Bunun gerekçesini de çok etkileyici bir şekilde ortaya koymakta idi.Napolyon'a göre din bir devlet işi değil di.Peki o zaman din ne işi olabilirdi ki? İşte onu da açıklayarak Din bir Vicdan işidir.Devlet ya da diğer bir deyişle kamu işi değildi.Sadece ve sadece Vicdan işi idi.Hal böyle olunca da Ruhban sınıfı artık kamu hizmetlisi sayılamayacağından hazine den maaş ya da diğer her ne ad altında olursa olsun ödeme alamazdı.Öyle de oldu. İşte tam da burada Türkiye Cumhuriyeti için söylenecek bazı şeyler vardır.Tabii ki din bir vicdan işi olmalıydı.Ancak bu Türkiye için ne kadar doğru olabilirdi ki?Burada da Büyük önder Atatürk'ün dehası devreye girecekti.Öyle de oldu.Bize bu yöntem henüz uygun değildi.Çünki bana göre de insanlarımız henüz dini inançlarını okuduğu kitabı anlamıyor ve nasıl yetiştiği belirsiz ulema artıklarından sebepleniyordu.Bu da din düşmanı yobazların işine gelmekte idi.Öyle ise bu işten anlayan gerçek islamı yani Kur'an daki islamı anlatacak ve kendi dillerinden okuyarak anlayacağı bir yöntem olmalı idi. İşte Atatürk burada da ilk kez işi tam öğrenilecek bir ilim yuvası kurulması için direktif vererek ilk İlahiyat Fakültesinin kurulmasına ön ayak olmuştur.Hatta İmam Hatip liselerinin işlev görmesi içinde önayak olmuştur. Çünki henüz devletin bu alandan tamamaen elini çekmesi ile olsa olsa yobaz türetilmiş olacaktır.Ki bu günümüzde dahi bunun sıkıntılarını bu kadar önleme rağmen yaşamaktayız.İşte bu nedenle Fransa da ki Laiklik tanımından biraz farklı olarakTC de devlet tamamen dinden elini çekmemiş ancak dini eğitim alanların devlet işlerinden elini uzak tutmak amacı ile ilahiyatçı yetiştirilmesini sağlamıştır.Yetişen ilahiyatçıların işi de haliyle devlet yönetmek değil inanç sahiplerini bilinçlendirmek olmalı idi.Franssa ya da Napolyon'un Laiklik tanımında ki gibi okullarda zorunlu din dersi olmamalı idi,bu işi dini eğitmenler tarafından verilen her isteyenin istediği inançtan bir din bilgisini almasını gerektiren bir şekilde olmalı idi diye düşüne biliriz.Tıpkı Hristiyanlıkta olduğu gibi şunu da diyebilirler.Teoloji ilmini Kiliseler ya da Camiler ya da diğer dini kurumlar yapmalı idi diyebilirler. Ancak dediğim gibi henüz doğru bir lisan ile dini bilgi alma imkanı olmayınca bu konu da ülkemizde tam gelişememeiştir. Peki bukadar yazıyı ne için yadım?Konunun başlığı ile alakası nedir diye soracaksınız.İşte alaka da burada kendini göstermektedir. Şimdi MÖ.3000 yıllarına kadar uzanan bu öz anlatımdaki dini gelişmenin nasıl olur da temsilcileri hala Allah adına hareket ettiğini iddia ederek Cumhuriyet rejiminde Cumhur'un başına geçmek isteye bilir? Din bir kamu işi değil ise bir Vicdan işi ise demek gereken şu değilmidir? Bu yolu kullananlar kamu nun yani Cumhur'un başı olmayı değil,Vicdan'ın başı olmayı seçmelidirler. O Vicdani temsilin başı da Diyanet işleri başkanlığı olmalıdır.Cumhur başkanlığı değil. Saygı ile selamlyorum. Ahmet Dursun |
|
#10
| ||
| |