Nüve Forum


Kanser hakkinda Kanserler ile ilgili bilgiler


Kanser tedavisinde büyük adım İngiliz bilimadamları kanserli tümörü zayıflatılmış grip virüsüyle imha etmeyi başardı. 12.01.2007 11:56 Oxford Üniversitesi’nden kansere karşı yeni bir umut doğdu. İnsanoğlunun elindeki en büyük kanser silahı

Like Tree5Likes

Cevapla

 

LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 10.01.07, 01:10
nuvekolik
Ziyaretçi
 
İletiler: n/a
Standart Kanserler

Kanser tedavisinde büyük adım

İngiliz bilimadamları kanserli tümörü zayıflatılmış grip virüsüyle imha etmeyi başardı.

12.01.2007 11:56
Oxford Üniversitesi’nden kansere karşı yeni bir umut doğdu. İnsanoğlunun elindeki en büyük kanser silahı olması beklenen yöntemde tümörler, grip virüsü enjekte edilerek yok edilecek

İngiliz The Guardian gazetesinin manşetten duyurduğu habere göre, Oxford Üniversitesi’nde görev yapan gen terapisi uzmanı Leonard Seymour ve ekibi kansere karşı çok etkili bir yöntem geliştirdi. Bu yöntem radyoterapi ve kemoterapiden kat kat daha etkili ve herhangi bir yan etkisi de bulunmuyor. İngiltere’nin en önemli genetik bilimcilerinden olan Seymour’un gelecek yıl klinik deneylerine başlayacağı tedavide, zayıflatılmış grip virüsü, tümörler içinde hızla çoğalarak tümörleri imha ediyor. Bu büyük buluş şöyle işliyor:

“HAYALET VİRÜS”
Kanser, vücudun bağışıklık sistemini tamamen çökerten bir hastalık. Bağışıklık sisteminin çökmesiyle de, virüslerin vücutta çoğalmasını durduracak güvenlik sistemi de ortadan kalkmış oluyor. Ancak tıp dünyası, grip virüslerinin vücutta en çok sevdiği yerin tümör hücreleri olduğunu keşfetti. Bu hücrelerin içinde bağışıklık sistemi bulunmaması, virüslerin de rahatça üremesini sağlıyor. Bilim adamları bir süredir, bazı virüslerin kanserli hücrelere enjekte edilmesiyle kansere karşı savaşta başarı sağlamayı umuyordu. Ancak kanserli hücrelere teknik olarak ulaşılamaması, bu yöntemi başarısız kılmıştı. Yeni yöntemde ise, vücuda verilecek grip virüsü, bağışıklık sisteminden gizlenmesini sağlayacak bir polimer maddeyle kaplandı ve buna da “hayalet virüs” adı verildi.

HIZLA ÇOĞALIYOR
Bu hayalet virüsler, “yol üzerinde” rastladığı kanserli hücreye nüfuz ediyor ve kısa sürede kendinden milyonlarca kopya üreterek kanseri patlatıyor. Serbest kalan benzer grip virüsleri, etrafta ne kadar kanserli hücre varsa bunların içine girip aynı çoğalma işlemini tekrarlıyor ve en sonunda kanseri yeniyor. Fareler üzerinde yapılan çalışmalarda kanser ilaçlarının etki edemediği tümörlerde bile virüslerin etkin bir şekilde tedavi rolü oynadığı görüldü. İnsanlar üzerindeki ilk deneme, karaciğerlerinde tümör olan kişilerde yapılacak.
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 12.01.07, 12:07
nuvekolik
Ziyaretçi
 
İletiler: n/a
Standart Ynt: Kanser tedavisinde büyük adım

Kırmızı biber mucizesi
İngiliz bilimadam Acı kırmızı biberin kanserli hücreyi öldürdüğünü kanıtladı.

10.01.2007 15:10
Acı kırmızı biberin insan sağlığı üzerindeki olumlu etkileri, özellikle kanser hücrelerini yok eden özelliği, İngiltere'de yapılan bir araştırmayla bir kez daha doğrulandı.


Nottingham Üniversitesi tarafından yapılan araştırmada, jalapeno biberinin (acı kırmızı biber) içinde bulunan "kapsaisin" maddesinin, hücrelerin enerji üreten ısı odası mitokondriye saldırarak, kanser hücrelerinin ölümünü tetiklediği belirlendi.

Araştırmaya göre, kapsaisindeki molekül ailesi vaniloidler, kanser hücrelerindeki protein gelişimine engel olarak "apostosis"i veya hücre ölümünü tetikliyorlar. Vaniloidler, bunu yaparken, etraftaki sağlıklı hücrelere zarar vermiyorlar.
Kapsaisin etken maddesini akciğer ve pankreas kanser hücrelerinde deneyen bilim adamları, bu etken maddenin tümörlü hücrenin tam kalbine saldırdığını belirterek, "Tüm kanserlerin (Aşil topuğunu) keşfettiğimizi düşünüyoruz" diye konuştular.

Araştırmaya başkanlık eden Timothy Bates, kanserli hücredeki mitokondrinin biyokimyasal yapısının normal hücrelerdekinden çok farklı olduğunu kaydetti. Bates, bir doz kapsaisinin bir kanser hücresinin apostosise girmesine yol açtığını, ancak normal hücrede bu sonuca yol açmadığını belirterek, "Bu, kanserli hücreleri doğuştan diğerlerinden ayıran ve savunmasız olduğunu gösteren bir durum" dedi.

Türkiye'de sıklıkla tüketilen acı kırmızı biberde de yoğun olarak bulunan alkaloid madde kapsaisinin başta kanser olmak üzere birçok sağlık sorununda olumlu etkiye sahip olduğu hekimlerce daha önce dile getirilmişti.

TÜRKİYE VE ABD'DEKİ ÇALIŞMALAR

Gaziantep Üniversitesi (GAZÜ) Tıp Fakültesi'nde geçen yıl yapılan bir araştırmada da acı kırmızı biberde yoğun olarak bulunan alkaloid madde kapsaisinin, kanser başta olmak üzere birçok sağlık sorununda olumlu etkiye sahip olduğu belirlenmişti.

Biyokimya Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Necat Yılmaz, çalışmalarının sonuçlarına göre, kırmızı biberin içerisinde bol miktarda bulunan kapsaisin maddesinin insan sağlığı üzerine birçok olumlu etkiye sahip olduğunu belirlediklerini ifade etmiş, "Ağrı kesici ve iltihap çözücü etkisini P- maddesi yok ediyor, kanser önleyici etkisini ise içindeki kırmızı karotenoid maddesi sağlıyor. Ayrıca kırmızı biber kolesterol düşürücü, mide asidini düzenleyici ve mikrop öldürücü etkilere sahip. Sanıldığının aksine kırmızı biber zayıflatıcı etki de gösteriyor” diye konuşmuştu.
Yılmaz, bu faydaların sağlıklı kurutulmuş ya da taze yenilen kırmızı biberde görüldüğünü bildirmişti.

ABD'nin Los Angeles kentindeki Cedars-Sinai hastanesi Kanser Enstitüsü ve Kaliforniya Üniversitesi'nde yapılan bir başka araştırmada da kırmızı biberin içinde yoğun olarak bulunan ve acılığını veren kapsaisinin, prostat kanseri hücrelerini yok eden etkisi ortaya çıkarılmıştı. Los Angeles'taki Cedars-Sinai Hastanesi Kanser Enstitüsü ve California Üniversitesi'nde yapılan araştırmaya göre, acı kırmızı biberde yoğun olarak bulunan alkaloid madde kapsaisin, kanserli prostat hücrelerine enjekte edildiğinde, bunların parçalanarak yok olmalarını sağlıyor.

İSOT-CAPSICUM-ANITUM

Türkiye'de isot (ısı otu), bilim çevrelerinde ise “capsicum anitum” adıyla bilinen kırmızı acı biber, sevilerek tüketilen ve kültürü yapılan bir bitki. Anavatanının Meksika olduğu sanılan ve Azteklerin yazılı belgelerinde söz ettikleri kırmızı acı biber, Avrupa'ya 15. yüzyılın sonlarında geldi, 16. yüzyılda kıta ülkelerine ve Osmanlı topraklarına yayıldı.

Kırmızı biberi en çok tüketen ülkelerden olan Hindistan'a ise bu bitki 17. yüzyılda Portekizliler tarafından ulaştırıldı. Hint ve Meksika mutfağında çok sık kullanılan kırmızı acı biber, Türkiye'de en fazla Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde yetiştirilmekte ve tüketilmekte. L.T. Tresh adlı bilim adamı, 1846 yılında bibere acılığı veren maddenin kristal yapısında olduğunu tespit ederek, adını “capsaicin-kapsaisin” koymuştu.


alıntı herhalde
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 12.01.07, 12:20
nuvekolik
Ziyaretçi
 
İletiler: n/a
Standart Kanserden korunmak için nasıl beslenmeliyiz?





Kanserden korunmak için nasıl beslenmeliyiz?


Anadolu Sağlık Merkezi Onkolojik Bilimler Koordinatörü Prof. Dr. Haluk Onat kanseri hayatımızdan uzak tutmak için başta domates olmak üzere, brokoli, ceviz ve üzümü soframızdan eksik etmememizi söylüyor. Her ne kadar kanseri önlediği tam olarak kanıtlanmamış olsa da bu dört besini hergün tüketenlerde kansere daha az rastlanıyor...


12.09.2006



Anadolu Sağlık Merkezi Onkolojik Bilimler Koordinatörü Prof. Dr. Haluk Onat kanserle ilgili sorularımızı yanıtlamaya devam ediyor...

* Hocam Denizli’den Aynur N., “Meme kanserini önleyici bir ilaç var mı?” diye soruyor.
Birkaç ilaç var. Kanıtlanmış ilaçlardan bahsediyorum. Bunlardan biri meme kanseri tedavisinde kullandığımız Tamoksifen. Bu ilacı meme kanseri riski yüksek olan kadınlarda kullanabiliyoruz.

* Yani kimlerde? Bunları daha önce yazdık ama tekrarlamakta yarar var...
Hiç çocuk doğurmamış ya da 30 yaşın üstünde doğum yapmış, hiç emzirmemiş, üretkenlik dönemi uzun olan, yani 12 yaşından önce adet görüp 50 yaşından sonra menopoza giren kadınlarda... Ya da memenin kansere dönüşebileek hastalıkları var. Örneğin, Duktal Karsinoma In Situ (DCIS)... Bu hastalığı önlemekte de bu ilacı kullanabiliriz.

* Nasıl bir hastalık DCIS?
Memede bir kist gibi oluyor. Kanser mi diye bakılıyor. Kanser değil ama memede bırakmak riskli. Dönüştürebilir... Bu hastalıkta da Tamoksifen’i kullanabiliyoruz. Bir de osteoporoz hastalığında, yani menopoz sonrası dönemde kemik erimesinin önlenmesi için kullanılan bir ilaç var; Raloksifen. Bu ilacın da kadınları meme kanserinden koruduğu ortaya çıktı. Yani bu ilaç kadını hem kemik erimesinden hem de aynı zamanda meme kanserinden koruyor. Ancak bu ilaçlar, yani hem Raloksifen hem de Tamoksifen öyle kendi başına alınacak ilaçlar değil. Riskli kişilerin doktor tarafından belirlenmiş olması gerekiyor. Yukarıda saydığımız risklerin de bir değil, birkaçı birden olmalı kadında. Yani kadının meme kanserine yakalanma riski gerçekten çok yüksekse bu ilaçlar kullanılmalı. Kullanımı da mutlaka doktor belirlemeli. Hem ilacın yararı bakımından uygun olup olmadığını saptamak için, hem de ilacın yan etkileri var.

* Tamoksifen sadece meme kanseri riski yüksek olan kişilere veriliyor değil mi?
Evet. Tamoksifen dışında meme kanserini önleyen hiçbir ilaç, hiçbir vitamin yok. Ama yine belirtiyorum bu ilaç da ancak yüksek risk taşıyan kişilerde kullanılmalı.

* Peki kadında meme kanseri yapan BRCA geni varsa, Tamoksifen yine etkili midir?
Hayır. Onlarda etkili değil. O yüzden onlara doğrudan doğruya ameliyat önerebiliyoruz.

ASPİRİN BAĞIRSAK KANSERİNİ ÖNLÜYOR MU?
* Peki kanseri önlediği bilinen başka ilaçlar var mı?
Bazı çalışmalar aspirin ve aspirine benzer ilaçların yararlı olduklarını gösteriyor. Demiştik ya bağırsaklarda polipler oluyor. Bunlar kansere dönüşebiliyor. Polipleri fazla olan kişilerde aspirin polip gelişimini önleyerek bağırsak kanserini önleyebiliyor.

* Sadece bağırsak kanserini mi?
Evet. Bir de şu var. Yine östrojen hormonu için birtakım kanserlere neden oluyor demiştik. Ama bunun yanında östrojen kullanan kişilerde bağırsak kanseri daha az görülüyor. İstatistiksel olarak alanla almayanlar karşılaştırıldığında, alanlarda bağırsak kanseri az görülüyor. Ama o mu önlüyor yoksa tesadüf mü bilinmiyor. Belki bir koruyucu etkisi olabilir.

* Peki gıdayla kanserden korunma arasında nasıl bir ilişki var?
Kansere karşı koruyuculuğu kanıtlanmış bir gıda yok. Ama domates, brokoli, üzüm, ceviz gibi gıdaların hepsinin aşağı yukarı yararı var. En bilineni domates. İçinde likopen var. Prostat kanserini önleyebildiği gösterildi. Ama bunların ilaç olarak değil doğal yoldan alınmasının hem etkisi daha iyi olur, hem de gereksiz masraf yapılmamış olur.

* Peki ne kadar yemeli?
Kilo kilo yemeyeceğiz tabii ki! Yemeğimize domates doğrayacağız. Bir-iki tane ceviz de yeterli. Önemli olan normal günlük beslenmenin içinde bu gıdalara yer vermek...

* Peki domatesin organiğini mi yemeliyiz? Çünkü bu diziye başlarken, kansere sebep olduğu bilinen, daha doğrusu kanıtlanan üç şey var demiştiniz. Birincisi sigara, ikincisi tarım ilaçları, üçüncüsü de virüsler... Tarım ilaçlarının meyve-sebzelerin çekirdeğine kadar işlediğini dolayısıyla yıkamanın çok da fayda etmediğini de söylemiştiniz...
Doğru. Ama bu dünyada yaşıyorsak tarım ilaçlarından uzak durmamız pek mümkün değil. Organik olarak yetiştirildikleri söylenen sebze-meyvelerin sulama suyunda ne olduğu biliniyor mu? Yaşamak için yememiz lazım. Ama mümkün olduğunca seçerek...

* Peki domatesi pişirerek yemenin daha etkili olduğu söyleniyor...
Siz nasıl yerseniz yiyin. Yemeğin içinde yiyin, salata olarak yiyin. Hepsi faydalı. Ama kanserden korunacağım diye kilo kilo yemenin bir faydası yok. Yani bunların hesabı falan yok. Sebze meyve yiyin yeterli.

* Ya kırmızı et?
Kırmızı et yemiyeceğiz değil az yiyeceğiz. Balık yiyeceğiz, tavuk yiyeceğiz. Tahılllar yiyeceğiz. Kepek ekmeği yiyeceğiz. Kızartmalardan mümkün olduğunca kaçınacağız, tuzdan kaçınacağız. Konserve edilmiş gıdalardan kaçınacağız. Salam sucuk gibi çok tuzlu, katkılı gıdalardan kaçınacağız. Bunlar yeterli.

* Peki vitamin desteği?
Dışardan ekstra vitamin almaya gerek yok. Hatta zararı var. Özellikle sigara içenler akciğer kanserinden korunayım diye karoten alıyorlar mesela... Karoten alımı akciğer kanseri olma riskini ikiye katlıyor. Hem sigara içip hem de bir vitamin içeyim de ben korunayım diyorsanız yanlış. Dışarıdan alınan hiçbir vitaminin kanseri önlediği görülmemiştir.

* Peki karoten hangi besinlerde var?
Havuçta, patateste var. Oradan yiyin. Hem daha ucuz hem daha sağlıklı...

* Peki sigara içenlere hep ’Portakal suyu için iyi gelir’ denir...
Portakal suyu yararı olur. Ama şu da ispatlanmıştır sigara içen birinin beslenmesi de bozulmuştur. Vitamin alması yani doğal yönden vitamin alması yani sebze meyve yemesi azdır. Lüzumsuz şeyler yemesi de çoktur. İstatistikler bunu göstermiştir. Sigara içimine bir de bu ekleniyor.

TEMEL REİS VE ISPANAK TÜMÜYLE HİKAYE!
* Bir başka okuyucucumuz Süleyman K.’nın sorusu da şöyle hocam. “Vejetaryenlerde kanser daha az görülüyor diyebilir miyiz?”
Öyle bir bilgim yok. Bağırsak kanseri olma riskleri azdır. Sindirim sistemi kanseri riski azdır. Ama meme kanseri ile vejetaryenliğin bir alakası olduğunu sanmıyorum.

* Yani vejetaryen olmanın bir katkısı var mı insana?
Kilo almamak lazım. Yağlı beslenenlerde kanser daha fazla görülüyor. Vejetaryenlik bence sağlıklı bir beslenme şekli değil. İnsanların proteine ihtiyacı var. Nereden alacak o proteini? Demiri ve proteini alacağı tek gıda kırmızı ettir.

* Ispanakta demir yok mu?
Yok.

* Temel Reis niye ıspanak yiyor?
Temel Reis tamamen hikaye. Ispanak tamam güzel sebze. Bağırsaklara faydası var. Ama ıspanaktan demir falan almayı beklemeyin. İçinde vücuda yararlı demir yoktur. Demir sadece etten alınır.

* Fasülyeden falan...
Çok az alınır.

* O zaman haftada kaç gün et yemek gerekir?
Bir-iki kere... Bakın Türkiye’de demir eksikliği anemesi çok büyük sorundur. Birinci nedeni de et yememektir. İkincisi de kadınlar çok doğum yapar. Beslenmeleri çok bozuktur. Türkiye’de kansız olan kadın fevkalede çoktur. Bazen adet kanamaları fazla olursa da demir depoları kaybolabiliyor. Bu yüzden normal sağlıklı beslenmede et yemek gerekiyor.Et yememek diye bir şey yok. Hatta kırmızı eti de yemek lazım.

* Tavuk, kırmızı etin yerini tutmuyor değil mi?
Protein olarak tutuyor, başka yararları var. Fosfor alıyorsunuz. Ama kırmızı eti de haftada 1-2 kez yemek lazım.

* Hocam bir de şöyle bir soru geldi çokça: “Et kanser yapar mı?”
Hayır. Et yiyerek kanser olunmaz. Ama bizim hastalarda da böyle yanlış bir inanış var: Kanser olduktan sonra eti kesiyorlar. Çok yanlış. Yani biz normalde diyoruz ki kırmızı et yiyin. Ama az yiyin. Hastalar buna sağlıklı zamanda değil, hasta olduktan sonra uymaya başlıyorlar. Halbuki bizim tedavide protein ihtiyacı var. Dediğim gibi aksine kanserli hastanın daha fazla yemesi, her gün yemesi lazım. O tedavilere toleranslarının artması daha güçlü olmaları için... Tam tersine artık eti kestik diyorlar. Ben “Aman sakın ha kesmeyin, yiyin” deyince, “Hani kırmızı et kanser yapıyordu?” diyorlar. Yok böyle birşey.

Sigaranın dumanını içinize çekmeseniz de kanser riski aynı
SORU: Sigaranın dumanını içine çekmeden içmek ağızda ve boğazda oluşabilecek kanserlerin riskini artırır mı, içine çekerek içmeye göre? Ahmet R. S.

CEVAP: Sigara dumanını içe çekmek ile çekmemek arasında bir fark yok aslında. Duman hem ağız içine hem akciğerlere gidiyor. Özellikle ağız içi, gırtlak, hatta akciğer kanseri riski açısından hemen hemen fark olmadığını söyleyebiliriz. Sadece hiç içmemek riski azaltıyor. Anadolu Sağlık Merkezi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Hişam Alahdab

Kanserli hastaların hergün et yemesi lazım
* Hocam Meliha C. de, “Kardeşim meme kanserine yakalandı. Tedavisi sürüyor. Nasıl beslenmeli?” diye soruyor kısaca...

Kanser olmuş bir kişi tedavi görüyorsa özellikle kemoterapi görüyorsa onun kansere karşı güçlü olması lazım. Bu gücü nasıl alacak? Protein alması lazım. Proteini de en iyi alabileceği gıda kırmızı ettir. Yani insanlara sağlıklıyken, kırmızı eti az yiyin diyoruz. Ama bilakis kanserli hastalara yemelerini öneriyoruz. Çünkü onların protein ihtiyaçları var. Ve eti de her gün yemeliler.

* Ne kadar yemeliler?
Hiç olmazsa 3-4 köfte. Ama bunu tabii ki bir diyet uzmanının ayarlaması lazım. Kanserli bir hasta protein açısından zengin beslenmeli. Yumurtada da yiyeceek, süt de içecek. Ama bunları yerken kilo almasını da istemiyoruz. Bunun için kilosunu koruyacak bir diyette olmalı. Bu diyette de yararlı şeyler olacak. Fazla pilav, ekmek, makarna gibi şeyler yemesine gerek yok. Çünkü bu hastaların iştahlarının azalma olabilir. Ama mutlaka yemek yemeliler. Yemeklerini ihmal etmemeliler... Protein, et, süt, yoğurt meyve...

YARIN: Kanserle ilgili sorularınızı yanıtlamaya devam ediyoruz. Fibro adenomlar kansere neden olur mu?

Hangi vitamin hapı ne işe yarıyor?
Piyasada koenzim Q10, Gingseng, Selenyum gibi onlarca vitamin ve mineral hapı satılıyor. Peki, gerçekten işe yarıyorlar mı? Hangi vitamin, hangi hastalığa iyi geliyor? İşte yanıtları...

KALSİYUM
Kemik fabrikası
Kalsiyum, kemikleri koruyor ve yoğunluklarını artırıyor. Kilo vermeye yardım ediyor ve kolon kanseri riskini düşürüyor. Kalsiyum açısından en zengin besinler süt ürünleri ve brokoli. Ancak bir yan etkisi var; antibiyotiklerin etkisini azaltabiliyor.

KOENZİM Q10
Tümör savaşçısı
Hayvanlarda yapılan deneylerde koenzim Q10’un tümörlere karşı vücudun güçlenmesine yardım ettiği ortaya çıktı. Ancak kalp hastalıklarına iyi gelip gelmediği hala tartışılıyor.

D VİTAMİNİ
Can simidi
D vitamini kemik sağlığı için kilit rol oynuyor. Kolon ve prostat kanseriyle kalp rahatsızlıklarına karşı etkili olduğu biliniyor. En çok sütte ve soğuk su balıklarında bulunuyor.

GINGSENG
Cinsel hayat kurtarıcı
Amerikan Üroloji Derneği’nin bir araştırmasına göre iktidarsızlık çekenlerin yüzde 60’ı 8 haftalık gingseng tedavisiyle cinsel hayatlarına kavuştu. Yan etkisi insulin ve kan incelticilerin etkisini azaltabilmesi. Kullanmadan önce doktora başvurun.

MELATONİN
Uyku düzenleyici
Melatonin hormonu, gece yatmaya hazırlandığımız zaman salgılanan bir hormon. Uykusuzluğa iyi gelebiliyor. Yolculuklarda uyku sorunu çekiyorsanız, seyahatten bir gün önce melatonin alın.

OMEGA 3 YAĞ ASİTLERİ
Her derde deva
Balık yağı hapları olarak da satılan Omega 3 yağ asitleri kalp krizi, depresyon, kolon kanseri ve romatizma risklerini düşürüyor. Doğal olarak somon ve ton balığında bulunuyor.

POTASYUM
Tansiyon giderici
Potasyum azlığı vücutta kan basıncının yani tansiyonun yükselmesine ve kas ağrılarına neden oluyor. Ispanak, muz ve bademde doğal olarak bulunuyor.

SELENYUM
Prostat koruyucusu
ABD’deki Harvard Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırmaya göre vücutlarında selenyum miktarı maksimum seviyede olan erkeklerin ileri seviyede prostat kanserine yakalanma riski yüzde 48 azalıyor. Doğal olarak ette bulunuyor.

ÇİNKO
Grip önleyici
Kış aylarının vazgeçilmesi grip başlangıcında alındığında hastalığa iyi geliyor. Doğal olarak fındık, fasülye ve ette bulunuyor.

Tembellik de genetik çıktı
ABD’deki Minnesota Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya göre tembellik de genetik. Uzmanlar, bazı insanların beyninde henüz tanımlanamayan bir gen yüzünden Orexin A’ adlı bir maddenin daha az bulunduğunu söylüyor. Orexin A salgılandığında kişi hareket ihtiyacı hissetmiyor. Bu maddenin çok kuvvetli salgılandığı kişiler ise, gün boyu yerinden kıpırdamak istemeyebiliyor! Bilim adamları bu araştırmadan yola çıkarak, günün birinde Orexin A’nın üretimini durdurmak suretiyle insanı daha hareketli yapacak “çalışkanlık” hapı üretilebileceğine inanıyor. Kaynak: Nature Dergisi

Kuş gribine karşı jel
Geçen yıl Türkiye dahil olmak üzere dünyada 100’den fazla kişiyi öldürerek büyük bir paniğe yol açan H5N1 virüsüne karşı İngiliz bilim adaları yeni bir silah geliştirdi. Hasta kuşlarla temas eden çiftçiler gibi risk altındaki insanlar için geliştirilen jel, ele sürüldüğünde virüsü 30 saniye gibi kısa bir sürede öldürüyor. Ayrıca yarım saat boyunca ele veya vücuda bulaşan mikropları da yok ediyor. DermaSalve firması tarafından geliştirilen jel ilk olarak yeni yılın başlarında piyasaya çıkacak. Kaynak: BBC


Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 12.01.07, 12:21
nuvekolik
Ziyaretçi
 
İletiler: n/a
Standart tedavi




Önemli olan kanseri memeyi almadan tedavi edebilmek


Eğer tümör 3 santimin üzerindeyse alınması gerekir. Ama biz herkeste alıyor muyuz? Hayır. Diyelim ki, 5 santimken geldi kadın. Hemen almak bir çaredir. Ama biz diyoruz ki önce memeyi bir koruyalım. Nasıl koruyacağız? Kemoterapi yaparak. Kemoterapiyle 5 santim olan tümörü önce 3 santime, sonra 1 santime düşürür, sonra alırım. İşte o zaman memeyi koruyabilirim...


09.09.2006



En hain kanserlerden biri meme kanseri... Geç kalınmış teşhislerde cerrahi müdahale zorunlu oldu mu, kadınları hem bedenen hem ruhen kötü hırpalıyor. Kaybedilen göğüs, bir yandan metastaz korkusunu, bir yandan kaybedilen kadınlığın acısını hatırlatıyor. Herkes biliyor ki, göğsü alınan bir kadın, artık kendini bir kadın gibi hissetmiyor. Aslında ne desek boş. Acısını, sadece onlar bilir!

TÜMÖR KONSEYİ OLUŞTURULDU
* Hocam dün demiştiniz ki meme kanserinde önemli olan kadının memesini korumak... Peki ama nasıl?
Basit yöntemlerle... Yöntem basit ama her yerde yapılmamalı. Yani koltuk altı alınmadan, kadının kolları şişmeden...

* Kol neden şişiyor?
Meme kanseri ameliyatında lenf bezlerinin çıkartılması gerekiyor. Lenf bezleri çıkartıldığı zaman bu kolunuza herhangi birşey battığı zaman kolda koruyucu mekanizmanız olmuyor. O kadına diyoruz ki bir daha bu kolunla file taşımayacaksın, bavul taşımayacaksın... Sonra bu kolundan kan aldırmayacaksın. Kemoterapi olman gerekiyorsa hep sağlam kolunu tek kolunu kullanacaksın.

* Ya iki koltuğunun altı da alındıysa...
Hayır. O iki taraflı meme kanseri. O ayrı. O zaman onlara sport takıyoruz. Ama burada önemli olan hastayı biz tedavi bitti dediğimiz zaman göğsü yerinde, kolu şişmemiş olmalı. Bunun için ne yapmalı? Erken tanı. Yani kitle ele gelmeden önce kanseri yakalamamız gerekiyor.

* Ama meme kanserinde iki memenin de alınmasını öneren onkologlar var...
Meme kanserinde memenin tamemen alınması iyi bir yöntemdir. Ama insanı memesiz bırakır. Amaç kadın memesiyle yaşasın, koltuk altı alınmadan, kolu da şişmeden yaşasın. Erken gelir ve iyi de tedavi görürse kurtulur. Bu merkezde biz multidisipliner olarak çalıştığımız için bu mümkün. Yani bu ne demek? Hastalığın tedavisini üstlenen tüm bilim dallarının bir arada çalışması şeklinde belirleniyor. Çünkü cerrah, onkolog, radyasyon onkoloğu, patolog, radyolog, nükleer tıp uzmanı ve psikoloğun bir arada ve uyumlu çalışmasını gerektiren kanser tedavisi ancak böyle bir çalışma sistemi ile başarıya ulaşabiliyor. Bu amaçla Anadolu Sağlık Merkezi’nde kurulan Meme Kliniği’nde bir “tümör konseyi” görev alıyor. Bu konseyde, tedavi edilen hastaların tedaviye cevapları tartışılıyor. Tedavi ile ilgili bütün uzmanlar birbirlerinin tedavi planlarını biliyor ve bu tedavi planlarını birlikte yürütüyor. Klinikte yapılan meme kanseri tedavisi, multi-disipliner yaklaşım sayesinde hem daha hızlı hem de daha doğru gerçekleştiriliyor.

5 YILDAN SONRA DA RİSK VAR
* Bunun önemi ne?
Mesela radyologla, cerrahla birlikte çalışmalı. Çünkü bu meme kanseriyse ve memesi yerinde kalıyorsa mutlaka kadının radyoterapi görmesi lazım. Radyoterapinin de mutlaka etkili olması ve kadının da kozmetik bakımdan iyi olabilmesi lazım. Ondan sonra kemoterapi gerekiyor mu gerekmiyor mu buna da birlikte karar verilmesi gerekiyor.

* Hangi aşamada memeyi tümüyle alıyorsunuz?
Meme kanseri tek odaktan ya da birçok odaktan olabilir. Eğer çok odaklıysa alınması lazım. Yani diyelim ki kadının sol memesinde birbirinden farklı yerlerde iki ayrı tümör var. Mutlaka alınması gerekiyor. Memenin tamamen alınması lazım. Yani burasını biraz alayım burasını da biraz olmaz.

* Neden olmaz?
Çünkü bu demektir ki bizim görmediğimiz başka odaklar da olabilir. Nüksetme riski çok yüksektir. Eğer tümör 3 cm’in üzerindeyse alınması lazımdır. Ama herkesi alıyor muyuz? Hayır. Diyelim ki 5 cm’ken geldi kadın. Hemen alıyor muyuz? Evet, hemen almak bir çaredir. Ama biz diyoruz ki önce memeyi bir koruyalım. Nasıl koruyacağız? Kemoterapi yaparak. Kemoterapiyi yaparak bu memedeki tümörü 5 santimken 3 santime sonra 1 cm düşürürüm. Eğer diğer şartlar da uygunsa... Eğer bunu 3 santimin altına indirirsem o memeyi koruyabilirim. Bu bir ekip işidir. Yani cerrah getirecek benimle beraber filmini koyacak ortaya. Radyoterapin de iyi olacak. Diyeceğiz ki burada 5 cm’lik bir kitle var. Ben diyeceğim ki bunu ben kemoterapi ile küçülteyim. Günü geldiği zaman da cerrah ameliyat edecek. Tabii film de çok önemli. Hem kemoterapiden önce çekilenler hem de sonrasında... Küçüldüğüne karar vereceğiz cerrah ameliyat edecek sonra radyoterapi yapacağız işi bitireceğiz. Yoksa cerrah için çok kolaydır o kitleyi hemen almak. Ama kadın ömür boyu memesiz kalacaktır. Ve meme kanseri olup da memesi alınan kadınların çoğu sosyal seksüel bütün hayatları bitmiştir. Biz kadınları sağlıklı bir şekilde hayatlarına bir bütün olarak geri vermek istiyoruz. Ama bunu yapmıyorsanız hasta geç gelirse tabii ki yapacak birşey yok.

* Bir eşik var mı peki meme kanserinde? Deniyor ki 5 yılı geçtin mi rahat? Böyle birşey söylenebilir mi?
Söylenemez. Hele meme kanseri için hiç söylenemez. Meme kanseri olan bir kişide çok erken tanı konanlar hariç, bu kişi 20 sene de geçse üstünden risk altındadır.

* Peki diyelim ki memenin alınması gerekiyor? Memesi alınanlara meme yapıyor musunuz?
Tabii. Ama onu plastik cerrahlar yapıyor. İki türlü yapılabilir. Bir hemen yapılabilir. Yani aynı seansta... Memeyi alıyor bir yandan da o yapıyor. Bir de bir süre sonra. Şimdi çok erkense, yani memenin kanseri özellikleri bakımından uygunsa hemen yapılabilir. Yoksa tercih geç yapılması. Yani nedir geç? Ameliyattan sonraki bütün tedavilerinin yani kemoterapi olacaksa, radyoterapi olacaksa bütün bunları olduktan sonra ve biraz da belli bir süre geçtikten sonra.. Çünkü erken nüksler olabilir. Bunları görmemiz lazım. Yani kadının bir gelişimine bakalım şöyle...

YENİ MEME İÇİN 1 YIL BEKLENMELİ
* Kaç yıl bekliyorsunuz?
Bir yıl.

* Ondan sonra?
Sırttan bir parça kas ve deri alınıyor... Çeşitli yöntemler var.

* Çok ağrılı mıdır peki meme kanseri?
Eğer kemik metastazı yaparsa... İleri meme kanserinde kemik metastazı görülebilen bir olaydır. Kemik metastazı yapabilir.

* Ne kadar zamanda?
Bakın, meme kanserini tespit ettik. O hastanın akıbetini üç aşağı beş yukarı tahmin edebiliyoruz. Buna ne tip bir tedavi yapılması gerekiyor. Kemoterapiye ihtiyacı var mı, yok mu? Hormonal tedavi gerekiyor mu, gerekmiyor mu buna bakılıyor. Buna göre hastanın risklerini belirliyoruz ve bir plan yapıyoruz. Bu tedavileri uyguladığımız zaman, metastaz yani hastalığın lokal olarak yinelemesi veya uzak metastaz geliştirme riskini azaltıyoruz. Ömrünü uzatıyoruz. Çünkü lenf bezine atlamak, hormona duyarsız olmak kötü belirtilerdir. Bunları çok yoğun tedavi etmeniz gerekir. Ama yoğun tedaviden kemoterapiden falan korkmamak lazım. Çünkü hayat kurtarır.

Meme kanserinin belirtileri neler?

Erken evre meme kanserinde hastanın hiç şikayeti olmayabilir ya da aşağıdaki belirtilerden bir ya da birkaçı görülebilir.

* Memede ele kitle gelmesi (En sık görülen belirtidir.)
* Memeden akıntı gelmesi... (Bulanık ya da kanlı)
* Meme başında çekilme
* Meme derisi üzerinde çekilme
* Memede büyüme, ödem, kızarıklık...
* Meme derisinin portakal kabuğu görünümünde olması
* Meme başında iyileşmeyen yara
* Memede daha önceden olmayan, gözle farkedilebilen herhangi bir değişiklik.

Kanserde önemli adım
Amerika’daki Johns Hopkins Üniversitesi’nin uzmanları, göğüs ve bağırsak kanserine neden olan hücrelerin genetik kodunu çözdü. Daha önce kansere yol açan 10-15 gen olduğunu tahmin eden bilim adamları, aslında mutasyona uğradığında kansere enden olabilen 200 değişik gen olduğunu tespit etti. Uzmanlar, bu saptamanın ilaç firmalarının, kanseri daha iyi analiz ederek, etkili ilaçlar geliştirebilmesini sağlayacağını söylüyor. Araştırmacıların bir sonraki hedefi ise, beyin ve pankreas kanseri hücrelerinin şifresini çözmek. Dünyada her yıl yaklaşık 2.2 milyon insana göğüs ve bağırsak kanseri teşhisi konuyor. Kaynak: smh.com

Hayat 100 yaşından sonra başlayacak..
Tabii ki, iki kuşak sonrası, yani 40 yıl sonra doğanlar için... Endonezya’da bir araya gelen anti-ageing uzmanları gelecek konusunda ilginç öngörülerini kamuoyuyla paylaştı. Amerikan Anti-Ageing Akademisi Başkanı Robert M. Goldman, tıpta her geçen gün yaşanan gelişmelerle 2 nesil sonra insanların kolaylıkla 100 yılı aşacağını söyleyerek, “40 yıl sonra hayat, artık 40’nda değil 100’ünde başlayacak” dedi. Alman Michael Klentze de, uzmanların kök hücre tedavisiyle dökülen saçların yeniden çıkmasını, cildin yenilenmesiyle kırışıkların tarihe karışmasını ve yeni sinir hücrelerinin elde edilmesiyle felcin ortadan kaldırılmasını sağlayacağı görüşünde. Klentze önemli olanın uzun yaşam değil, sağlıklı ve kaliteli bir yaşamın olduğunu söyleyerek, “Amerikalılar yaşam süresini uzatma peşinde. Ancak biz Avrupalılar’a göre iyi yaşamın tanımının sağlıklı ve zinde bir yaşamdır” dedi.

Kaynak: AP


Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 12.01.07, 12:22
nuvekolik
Ziyaretçi
 
İletiler: n/a
Standart Ynt: Kanserden korunmak için nasıl beslenmeliyiz?

40 yaşından sonra her yıl mutlaka bu testleri yaptırın
Yılda bir kez genel muayene yaptırmalı ve akciğer filmi çektirmeli, Bir karın ultrasonu ile dışkıda gizli kan testi de gerekli... Kadınlar jinekolojik muayene ve smear testi yaptırmalı, bir mamografi çektirmeli...


06.09.2006



Kanser olmamak, kanserle mücadele etmenin en etkin yöntemi. Üstelik hemen hemen ne yapmanız gerektiği de belli... Tabii ki hergün yeni kanserojen etkenler ortaya çıkabiliyor, ancak bilinenlerden uzak durmak bile en etkin tedaviden daha etkin... Kanseri tetikleyen üç temel faktörden olabildiğince uzak durmak lazım. En büyük düşman tabii ki sigara ve en kolay bertaraf edilebilecek olan da... Biraz irade hepsi o. İçmeyeceksiniz, en büyük kanserojen illetten kurtulacaksınız. Diğer ikisiyle baş etmek biraz daha zor. Nedir onlar? Tarım ilaçları ve virüsler... Tarım ilaçlarının bazıları meyve ve sebzelerin içine öyle bir işliyor ki, arındırmak mümkün değil. Meyve-sebze yememek olmaz, öyleyse yapabileceğiniz tek şey olabildiğince organik ürünlerden tüketmek. Ama onların da tarım ilaçlarıyla kirletilmiş sularla sulanıp sulanmadığını bilmeniz mümkün değil. Yani bu derde kesin çözüm yok. Virüslere gelince... En tehlikelisi Hepatit, karaciğer kanserinin baş tetikleyicilerinden... Ama önlenmesi kolay. Hepatit aşısı olacaksınız.

KANSERİ TEDAVİ EDEN AŞI YOK!
Bunlar korunma önlemleri... Bir de vücudun durumunu saptayacak testleri yaptırmak gerek ki, kanser sizden uzak dursun. Anadolu Sağlık Merkezi Onkolojik Bilimler Koordinatörü Prof. Dr. Haluk Onat, “40 yaşını aşmış herkes, yılda bir kez genel muayene yaptırmalı ve akciğer filmi çektirmeli. Bir karın ultrasonu ile dışkıda gizli kan testi de gerekli... Ayrıca kadınlar her yıl jinekolojik muayene ve smear testi yaptırmalı, bir mamografi çektirmeli. Erkekler ise prostat muayenesi ve prostat testi (PSA) yaptırmalı” diyor.

İşte bu yasaklara uyanlar ve gerekli testleri yaptıranlar, kanserden önemli ölçüde korunuyor. Tabii bu demek değil ki, tüm bu önlemlere rağmen kansere yakalanmayacaksınız. Önemli olan gerekli önlemleri almak, gerisi biraz ırsi, biraz da şans işi... Prof. Onat, “Tıptaki gelişmelere güvenmekten önce, siz siz olun tüm önlemleri alın” diyor. Önlem almak, her zaman tedavi olmaktan çok daha az canınızı sıkacak, bu kesin. Zira kanserin ancak birkaç türüne aşı geliştirilmek üzere... Aşıyla kurtulamayacağınız her hastalığın tedavisinde acı da var, sıkıntı da... Önlemleri alırken biraz sıkılın ki, hayatınızda bu acıyı yaşamayın.

* Hocam, kanserin bir numaralı nedeni sigara, ya diğer nedenler?
İki numaralı neden tarım ilaçları. Üçüncü neden ilk ikisine oranla çok uzak ama bazı kanser yapan virüsler var. Bunlara karşı aşı geliştirmek gerekir. İşte bunlardan biri Hepatit aşısı. Karaciğer kanserinden koruyor. Bu yüzden mutlaka yaptırmak gerekiyor.

*Peki Hepatit nasıl geçiyor?
Kan yoluyla geçebiliyor, cinsel yolla geçebiliyor. Bunu önlemenin yolu aşılanmak. Ama çok önemli sayıda sağlıkçı da aşılı değildir. Onun için toplumu aşılamak gerek. Türkiye’de Hepatit Avrupa ve Amerika’dan daha büyük bir sorun. Ama Afrika’da çok daha büyük bir sorun... Ülkemizde Hepatit önemli bir sorun olduğu için ve Hepatitlilerde de kanser olma riski yüksek olduğu için herkesi aşılamak lazım.

* Halam gençliğinde sarılık geçirmiş. O zaman doktoru uyarmış, ‘Mutlaka her yıl düzenli olarak kontrol olmalısın, yoksa kansere yakalanabilirsin’ diye... Gerçekten de kanserden öldü.
Maalesef hâlâ bu tür vakalarla karşılaşıyoruz. Türkiye’de Hepatit, AIDS’ten bile daha büyük bir sorun. İşte var bir tane aşı. Demek ki yaptırılmalı! Üstelik hem Hepatitten korunacaksınız, hem de kanserden...

* Kansere neden olan başka hangi virüs var böyle? Ben bir rahim ağzı kanserini biliyorum...
Doğru, rahim ağzı kanserine de bir tür virüs sebep oluyor. HPV diye bir virüs... Bu virüs cinsel ilişki yoluyla kolaylıkla bulaşabiliyor. Bu virüsün neden olduğu kanser türü gelişmemiş ülkelerde çok görülüyor. Gelişmiş ülkelerde ise daha az... Bana göre bir ülkenin gelişmişlik seviyesi bu kanserle ölçülebilir. Bir ülkede bu kanser azsa o ülke gelişmiştir. Biz arada bir yerdeyiz. Şimdi bu kansere karşı aşı geliştirildi. FDA (Amerikan Gıda ve İlaç İdaresi) de onay verdi. Ama henüz piyasaya sürülmedi. Yalnız vurgulamakta yarar var, kanseri tedavi eden bir aşı yok. Bunu herkes bilsin. Bu aşılar kanseri önlemek için...

EN İYİ KORUNMA TEK EŞLİLİK!
* Peki rahim ağzı kanserinden başka nasıl korunabiliriz?
Çok eşlilikten kaçınacaksınız. En iyi korunma prezervatif kullanmak ve tek eşlilik.

* Erkekleri aşılamak lazım o zaman...
Kadınları da! Kadın da erkekten alıp başkasına verebilir. Çünkü taşıyan erkek...

* Peki kanser yapan başka virüs var mı?
Var. Üçüncü aşı da EBV virüsüne karşı geliştiriliyor. Bu virüs lenf kanserleri yapıyor. Geniz (nazo farenks) kanseri yapıyor. Bu kanserler de Türkiye’de çok.

* Geniz kanseri nasıl oluyor?
Burnun tam arka boşluğunda gelişiyor. Kapalı bir kutudur orası. Beyin tabanı vardır üstünde... Bu kanser türü en fazla Çin ve Uzakdoğu’da görülüyor. İkinci olarak da Kuzey Afrika, Akdeniz ve bizde... EBV virüsü sebep olur. Bunun gelişmişlikle falan ilgisi olduğunu söyleyemeyiz. Filiz Akın da bu kansere yakalandı...

* Hocam ben başta söylediğiniz tarım ilaçlarının kanser yapıcı etkisine dönmek istiyorum. O zaman organik sebze-meyve mi tüketmeliyiz?
Organik tarımda hiç ilaç kullanılmıyor mu? Su kullanılmıyor mu? Suyun içinde atıklar yok mu? Burada esas sorumlu yediklerimiz. Buna çare bulmamız gerek. Hormonların çok büyük etkisi yok gıdalar üzerinde. Ama tarım ilaçları sebzenin, meyvenin çekirdeğine kadar işliyor.

* Yani iyi yıkamak da fayda etmiyor...
Çok az... Ayrıca hazır gıda tüketmekten de kaçınmalıyız. Çünkü içlerindeki koruyucu katkı maddeleri kansere neden oluyor.

* Bir de bazı doktorlar 40 yaşından sonra her yıl bir tam vücut tomografisi öneriyor, kanseri erken teşhis için. Siz buna katılıyor musunuz?
Tam vücut tomografisi çektirinceye kadar daha basit ve ucuz yöntemler var.

* Mesela?
Önce genel bir muayene yaptırılmalı... Yani bir dahiliyeci sizi muayene edecek. Bunun yanısıra hem erkek hem kadınlar için söylüyorum, yılda bir kere akciğer filmi çektirilmeli. Büyük abdestte gizli kan testi ile karın ultrasonuna bakılmalı... Ayrıca kadınlar jinekolojik muayene ve smear testi yaptırmalı, bir mamografi çektirmeli. Erkekler ise prostat muayenesi ve prostat testi (PSA) yaptırmalı... 40 yaşından sonra bunlara baktırmak yeterli. Ama eğer ailede sık kanser görülüyorsa tipine göre daha genç yaşlarda da bakılmaya başlanabilir.

* Düzenli bir şekilde her yıl çektirilen bir tam vücut tomografisi kanser riskini ne kadar artırıyor peki?
Çok fazla artırmaz ama gereksiz bir masraf. Ben çektirilmesini önermiyorum.

SOLARYUM TÜRKİYE’DE DE YASAKLANMALI
* Hocam kanserin birinci kanıtlanmış nedeni sigara, ikincisi tarım ilaçları, üçüncüsü de virüsler. Peki başka?
Ayrıca ultraviyole ışınları olabilir. Yani güneşlenme... Ama bu sokağa çıkmayın demek değil. Güneş ışınlarının dik geldiği zamanlarda güneşlenmemek lazım. Sonra solaryum... Bütün Batı toplumlarında yasak edildi, bizde hâlâ binlerce solaryum salonu var.

* Solaryum ne yapıyor?
Solaryumda ultraviyole ışınlarıyla yakılıyor vücut. Bu ışınlar genler üzerinde, kromozomlar üzerinde kırılmalar yapıyor. Kanser gen hastalığıdır. Genlerdeki bozulmalar sonucu olur. Genleri bozan her şey kansere neden olur. Ultraviyole ışınlarına maruz kalmak da genleri bozuyor. P53’ü, yani kanser oluşumunu önleyen gardiyan geni bozuyor özellikle... Aynı şekilde güneşlenmek de sağlıklı bir şey değil. Bronzlaşmak için güneşin altında yatmaktan bahsediyorum. Tabii ki güneşin yararı da var. Ama abartmamak, saatlerce güneşin altında yatmamak lazım. Başka bir şey söyleyeceğim. Güneşten korunma yağları var değil mi? Bunları sürdüğümüz zaman ne oluyor?

GÜNEŞ KREMLERİNE GÜVENMEYİN!
* Güneşin ultraviyole ışınlarından bizi koruyor...
Hayır. Bunlar ultraviyole ışınlarını önlemiyor. Sizin yanmanızı önlüyor. Yani sizin ısıya karşı tahammülünüzü artırıyor. Daha çok güneş altında kalıp, daha çok güneşin zararlı ışınlarına maruz kalıyorsunuz. Kısacası güneşten koruyucu kremler deriyi ısıya karşı koruyor. Siz deriyi güneşe dirençli hale getirirseniz ultraviyole almaya daha meyilli hale getirirsiniz. Korkmadan daha fazla kalabilirsiniz. Halbuki yanan kaçar, ‘yandım’ diye... İki tür deri kanseri var; biri güneşin sıcağından oluyor, diğeri ultraviyole ışınlarından... Solaryumda olan bu ikinci tür. Malin melonom dediğimiz deri kanserinin en kötü türü de bu zararlı ışınlar yüzünden oluyor. Başka nedenlerden de olabilir ama bildiğimiz en önemli neden bu.

Komedi filmi kalbe iyi geliyor
ABD’DEKİ Maryland Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma, trajedi ve komedi filmleri izlemenin etkisini karşılaştırdı. Bir gruba sıkıntı veren ‘Er Ryan’ı Kurtarmak’, diğer gruba da eğlenceli ‘King Pin’ filmi izlettirildi. Sonuçta stresli film kan dolaşımını yüzde 35 yavaşlatırken, bol bol güldüren komedi filmi yüzde 22 hızlandırdı. Araştırmacılar, gülmenin kan damarlarının çeperindeki dokuyu (endotelyum) gevşettiği, bunun da kan dolaşım hızını artırarak pıhtılaşmayı engellediği, dolayısıyla kalbi koruduğunu söylüyor. Kaynak: Anadolu Sağlık Merkezi’nin Vital Dergisi

600 BİN
60’tan fazla hastalığa yol açan alkol, dünyadaki hastalıkların yüzde 4’ünden sorumlu. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre Avrupa’da her yıl 600 bin kişi alkol yüzünden hayatını kaybediyor.

Kafeinsiz kahve daha zararlı mı?
KAFEİNSİZ kahvenin kafeinlilerden daha zararlı olabileceği ileri sürüldü. ABD Atlanta’da bulunan Fugua Kalp Merkezi’nde 187 kişi üzerinde kafeinli ve kafeinsiz kahveler üzerine bir araştırma yapıldı. Araştırmacılar, kafeinsiz kahve çeşitlerinin, kandaki yağ ve kötü kolesterol oranını kafeinli olanlara göre daha çok yükselttiğini saptadı. Uzmanlar kafeinsiz kahvelerin daha yağlı çekirdeklerden yapıldığı için kolesterolü yükselttiğini söylüyor.

Kaynak: Anadolu Sağlık Merkezi’nin Vital Dergisi



Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 12.01.07, 12:23
nuvekolik
Ziyaretçi
 
İletiler: n/a
Standart Ynt: Kanserden korunmak için nasıl beslenmeliyiz?

Prof. Dr. Haluk Onat’ın tüm derdi, akciğer kanserinin yüzde 99 müsebbibi olan sigaradan milleti bir nebze olsun kurtarmak


05.09.2006



Anadolu Sağlık Merkezi Onkolojik Bilimler Koordinatörü Prof. Dr. Haluk Onat, önleyici hekimliğe vurgu yaparak söze başlıyor. Yani tedaviye muhtaç kalmadan, o hastalığa yakalanmamak için neler yapılması gerektiğine dikkat çekerek... Aynı zamanda Türkiye Tıbbi Onkoloji Derneği Başkanı da olan Onat’ın tüm çabası tedaviye gerek kalmaksızın insanların doğal ölümler dışındaki ölümlerini azaltabilecek önleyici tedbirleri anlatabilmek. O yüzden ‘kanser’ deyince önce bu hastalıktan korunmanın yollarıyla başlıyor konuşmasına... Elbette ardından kansere ilişkin son bilgilere ve gerçekçi tedavilere de geçiyor...

Hatırlayacaksınız, dünkü söyleşide “Akciğer kanserinin bulguları nedir?” diye sormuştum Prof. Onat’a... Biraz kızgın, “Bu benim sevmediğim bir soru türü. Kanserin bulguları ortaya çıktı mı iş bitmiştir. Kanser yarı yolu geçmiştir. Önemli olan belirti olmadan yakalamaktır hastalığı. Akciğer kanserinin tek nedeni var, o da sigara. İçmezseniz kansere de yakalanmazsınız” demişti. Bugün kaldığımız yerden devam ediyoruz...

SİGARA KANSERİN DÜĞMESİNE BASIYOR
* Hocam siz bu soruyu sevmiyorsunuz. Ama ben yine de soracağım... Akciğer kanserinin bulguları nedir?
Nefes darlığı, öksürük, balgam, kanlı tükürük... Eğer bir hasta bize böyle geliyorsa onun hastalığı çok ileridir. Kurtulma şansı çok azdır. Önemli olan hastalık olmadan önlemek. ‘Ben sigara içeyim, ondan sonra bende kanser var mı?’ diye kontrola gideyim, olmaz. Bakın, sigorta şirketlerinin sigara içen birine akciğer filminin parasını ödememesi lazım. Devletin de ödememesi lazım. Sen sigara içiyorsan ben seni niye koruyayım? Hem sigara içeceksin hem de seni koruyacağım! Olur mu? İçme! Ha, sen sigara içmeden akciğer kanseri oluyorsan sana bakayım. Ama ben hem sigara içeyim, hem de sana tedavi masraflarını ödeteyim olmaz. Çok pahalıdır akciğer kanserinin tedavisi.

* Hem de çok acılı...
Çok doğru.

* Peki ama sigara tam olarak ne yapıyor hücrelere?
Tütünün içinde bulunan başta benzyprene olmak üzere çok sayıdaki kanserojen madde, hem direkt olarak solunum yollarındaki hücreleri tahrip ediyor, hem de p53 adını verdiğimiz tümör baskılayıcı geni mutasyona uğratarak, kanserin düğmesine basıyor. Yani hücrelerin genetik yatkınlığını artırıp kansere ortam hazırlıyor. En önemlisi bu.

ESRAR BİLE SİGARA KADAR TEHLİKELİ DEĞİL
* Yani sigara içmek bile bile ölüm...
Ya, üstünde yazıyor zaten. ‘Sigara öldürür’ diye... Ama oyun gibi geliyor. Kimse ciddiye almıyor. Esrarın bile kanser yapıcı bir özelliği yok. Yanlış anlaşılmasın, başka yönlerden çok zararlı ama sigara gibi kanser yapmıyor. Sigara bu kadar öldürücü.

* Peki akciğer kanserine yakalanıp da kurtulanların yüzdesi nedir?
Erken dönemde yakalanmasıyla geç dönemde yakalanması arasında fark var tabii... Erken dönemde yakalanıp ameliyat edilebilir sınırlardaysa 5 yıldan fazla yaşama şansı yüzde 50’nin üzerindedir. Ama eğer yayılmış bir hastalıksa, bir yıl yaşama şansı yüzde 20-25’tir. O da sıkı bir tedaviyle...

* Peki akciğer kanserinin erken dönemde belirtileri neler?
Pek belirtisi yok. Ama şunu vurgulamakta yarar var; bir kişide başta söylediğimiz inatçı öksürük ve kanlı balgam belirtileri varsa da mutlaka kanser olabilir demek değil. Başka bir akciğer hastalığı da olabilir.

KİMLER HER YIL AKCİĞER TOMOGRAFİSİ ÇEKTİRMELİ
* Diyelim ki bir kişi hem günde 1-1.5 paket sigara içiyor, hem de haftada 3-4 gün içki... O zaman kanser riski nedir?
Alkolün tek başına kanser yapıcı özelliği gösterilmemiştir. Ama sigarayla birlikte fazla alındığı zaman özellikle baş-boyun kanserleri dediğimiz, ağız içi, gırtlak ve yemek borusu kanserleri ile pankreas kanseri yapabiliyor. Mesela meme kanseri ile de alkolün bir ilişkisinden bahsedilmekte ama bu direkt ilişki değil. Yani meme kanseri riski olan bir kişi eğer fazla alkol alıyorsa riskini bir kat daha artırıyor.

BU İKİLİYE DİKKAT!
* Yoksa tek başına alkol kanser yapmıyor. Öyle mi?
Kanser yapmıyor ama karaciğer hastası yapabiliyor, siroz yapabiliyor...

* Peki bir kişi hem alkolden hem sigaradan vazgeçemiyorsa ne yapmalı? Ona erken teşhis için hangi tetkikleri öneriyorsunuz?
Kim ödeyecek parasını?

* Diyelimki kendisi...
O zaman bir akciğer tomografisi çektirsin.

* Akciğer filmi yeterli olmuyor değil mi, hocam?
Eğer belirtiler akciğer filminde görülürse çok geç. Bu yüzden tomografi ile bakmak lazım...

* Peki erken tanı?
Akciğer kanserinin erken tanısı diye bir şey yok. Niye yok? Çünkü nedeni belli. Nedeni ortadan kaldırırsanız akciğer kanseri zaten ortadan kalkıyor... Bunun için de bir insanın düzenli olarak doktora gitmesi lazım. Bu her hastalık için geçerli; kalp için de, karaciğer için de... ‘Hasta mıyım?’ diye değil, ‘Sağlıklı mıyım?’ diye doktora gitmek lazım... Ancak bu şekilde kanseri erken yakalayabilir ve yakaladığınız kanseri tedavi edebilirsiniz. Bunun için de riskli kişileri tarayacaksınız... Biz rahim ağzı kanserini, meme kanserini, prostat kanserini, bağırsak kanserini erken yakalarsak çok güzel tedavi ederiz. Yok ederiz yani...

* Akciğer kanserini saymadınız...
Hep diyorum, akciğer kanserinin erken tanısı diye bir şey yok. Niye yok? Çünkü nedeni belli. Nedeni ortadan kaldırırsanız akciğer kanseri zaten ortadan kalkıyor. Sigara içenleri ben neden tarayayım?

Amerikalı öğrencilere pasta İngilizler’e tuz yasak
AVUSTRALYA’NIN Sydney kentinde 2 bin 500 uzman doktorun katılımıyla düzenlenen Uluslararası Obezite Kongresi’nde çağımızın en önemli hastalıklarından biri haline gelen obezite masaya yatırıldı. Kongrede, obezitenin tıpkı küresel ısınma ve kuş gribi gibi büyük bir sorun olduğu ve özellikle çocuklar arasında hızla yayılan hastalığın durdurulması için ‘fast food’ reklamlarının yasaklanması gerektiği vurgulandı. Çocuklar için ‘iyi’ haber ise ABD ve İngiltere’den geldi.

HER GÜN MEYVE 3 HAFTADA BİR BALIK
Dün itibariyle yürürlüğe giren bir hükümet genelgesiyle, İngiltere’deki okulların kantinlerinde hamburger ve patates kızartması gibi fast food ürünleri ile hazır et ve şekerleme satışları yasaklandı. Ayrıca masalarda duran tuzluklarla, ketçap ve mayonez şişeleri de kaldırıldı. Ülkede giderek büyük bir tehdit haline gelen obeziteye karşı, geleceğin yetişkinleri üzerinde önlem alan hükümetin yeni kurallarına göre artık okullarda her gün 2 porsiyon meyve ve sebze; her 3 haftada bir de balık verilecek.

Yaptığı açıklamada sağlıklı beslenen öğrencilerin, derslerinde çok daha başarılı olduğunu söyleyen İngiltere Eğitim Bakanı Alan Johnson, 2008 yılından itibaren çocuklara temel aşçılık eğitimi vermeyi planladıklarını belirtti.

Milyonlarca öğrencinin ders başı yaptığı ABD’de ise okullarda doğum günü pastaları yasaklanmaya başlandı. Amerikalılar için çok köklü bir gelenek olan yaş pastalı doğum günü kutlamaları, öğrenciler için okullarda büyük bir eğlence haline gelmişti. Ancak patlayan obezite sorunda bu pasta ve kurabiyelerin de büyük rolü bulunduğunu fark eden birçok eğitim kurumu artık yasak getirdi.

ABD’de her 6 öğrenciden biri aşırı kilolu. Connecticut eyaleti kısa bir süre önce çıkardığı yasayla, şekerli gıda ürünlerini yasaklayan okullara öğrenci başı 10 cent para ödeyeceklerini belirtmişti.

Kaynak: Reuters

Rahim ağzı kanserine karşı ‘12 yaş’ aşısı
DÜNYANIN ilk kanser aşısı olma özelliğini taşıyan ve rahim ağzı kanserine yol açan virüsleri engelleyen Cervarix’in, 12 yaşındaki bütün kız çocuklarına yapılması durumunda gelecekte rahim kanserinden kaynaklanan ölümlerin yüzde 75 azalacağı ortaya çıktı. Bu veriler GlaxoSmithKline tarafından üretilen ilacın İngiltere’de yapılan bilgisayar modellemesi testleri sonucu belirlendi. Bu kanser türü, papilloma adlı virüsün cinsel yolla kadına bulaşmasıyla ortaya çıkıyor ve ilişkiye girilen erkek sayısı arttıkça bu olasılık da doğru orantılı olarak artıyor. Bilim adamları bu nedenle hastalığı baştan önlemek için, henüz cinsel deneyim yaşamamış olan 12 yaş grubunu aşılamayı hedefliyor.

Kaynak: İngiliz Guardian Gazetesi


Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 12.01.07, 12:25
nuvekolik
Ziyaretçi
 
İletiler: n/a
Standart Ynt: Kanserden korunmak için nasıl beslenmeliyiz?

Kanserin kanıtlanmış tek sebebi var, sigara
Anadolu Sağlık Merkezi Onkolojik Bilimler Koordinatörü Prof. Dr. Haluk Onat, “Kanserin kanıtlanmış tek sebebi var, o da sigara. Bütün kanserlerin yüzde 50’sinin müsebbibi o


04.09.2006



Anadolu Sağlık Merkezi Onkolojik Bilimler Koordinatörü Prof. Dr. Haluk Onat, “Kanserin kanıtlanmış tek sebebi var, o da sigara. Bütün kanserlerin yüzde 50’sinin müsebbibi o. Hatta akciğer kanserinin yüzde 99’unun” diyor. İşte bu nedenle tıptaki gelişmeleri bir kenara koyuyor ve “Mesele tedavide değil, kanser olmamakta... Kanser yaptığını bile bile insanlar sigara içiyorsa, reçete belli. Öyle bir fiyat koyun ki, kimse içmesin!” diyor

Kendisi de 15 yıl sigara tüttürmüş... Ama 22 yıldır yeminli bir sigara düşmanı! Anadolu Sağlık Merkezi Onkolojik Bilimler Koordinatörü Prof. Dr. Haluk Onat, “Kanserin tek kanıtlanmış sebebi var, o da sigara” diyor. Ve önce kendini eleştiriyor: “15 yaşında sigaraya başladım. Tam 15 yıl içtim. 22 yıldır içmiyorum ama bu demek değil ki, o 15 yılın faturası çıkmayacak. Yıllar önce bıraksanız da, bir tahribatı mutlaka kalıyor.” Peki kanser vakalarında sigaranın sorumluluğu ne oranda? Bütün kanserlerin yüzde 50’sinin müsebbibi sigaraymış. Hele ki sözkonusu akciğerlerse bu oran yüzde 99’a çıkıyor! Yani dünyada en çok rastlanan kanser türünün akciğer kanseri olması tesadüf değil. Tüm kanserler içindeki oranı yüzde 30... Ama iş bununla bitmiyor. Gırtlak, yemek borusu, pankreas ve mesane kanserlerinin baş sorumlusu da yine o...

SİGARA İÇMEMEYE YEMİNLİ
Prof. Onat anlattıkça, neden yeminli bir sigara düşmanı olduğunu anlıyorum. Zira hergün bu meret yüzünden kanser olmuş hastaları kurtarmak için savaşıyor. “Sigara içmeselerdi, çok büyük bir olasılıkla bu hastalığa yakalanmayacaklardı” diyor üzüntüyle. Sonra sinirleniveriyor, “Peki ama nasıl olur da ölümcül olduğunu bile bile insanlar sigara içer?” diyor. Ve kansere ilişkin koruma ve tedaviler üzerine konuşmaya başlıyor. Ben kemoterapi, radyoterapi üzerine bir şeyler söylemesini beklerken, o “vergiden, zamdan” bahsediyor! “Akciğer kanserine karşı en kesin çözüm, sigaranın fiyatını artırmak... Bakın İngiltere’ye bir paket sigara 5 pound (15 YTL)... Türkiye’de ise en pahalısı 4.5 YTL. Sanki herkes içebilsin diye ucuz tutulmuş... Devlet koysun vergiyi, yapsın 10 YTL. Benzinden, elektrikten, köprüden alacağı vergiyi sigaradan alsın” diyor.

Çözümü söylerken bile bu işin zorluğunun farkında... Malum koskoca sigara tekelleri buna kolay kolay izin vermez... Ama bir şey daha malum... Paketin üzerine “Sigara kanser yapar” yazarak da, sigara kullanımı engellenemiyor.

GARDİYAN GENİŞ KORUMAK LAZIM!
Hocam en baştan başlayalım mı konuşmaya... Kanser nedir?
Kanser bir gen hastalığı... Hücreler mükemmel bir sistem içinde çalışır, büyür, çoğalır ve ölürler... Burada genetik bir kontrol vardır. Kanser, hücrelerdeki bu kontrol mekanizmasının bozulmasıdır.

Biraz açabilir misiniz?
Vücudumuzda hücrelerin hastalıklara karşı çok iyi koruyucu mekanizmaları vardır. İşte o hücreler üzerindeki genetik kontrol mekanizmaları bozulursa o zaman hücrelerde anarşi başlıyor. Kontrolsüz bir biçimde büyüyor, çoğalıyor ve ölmüyorlar... ‘Ölmemek’ önemlidir kanserde. Aynı yaprak dökümü gibi. Yaprak nasıl gelişiyor, yeşeriyor, sararıp dökülüyor. Hücreler de aynı böyledir. Böyle olması gerekir. Ama kanserde hücreler anarşik bir şekilde çoğalıyor ve ölmüyorlar. Büyüyorlar, büyüyorlar, saldırgan hale geçiyorlar. Beslenmeleri için kendilerine damarlar yapıyorlar. Sonra kopup başka yerlere gidiyorlar. Koloniler kuruyorlar. Orada yaşayabilmek için kendilerine ortam hazırlıyorlar.

Peki ne oluyor da bu aşamaya geliniyor?
Bizi kanserden koruyan bir genimiz var; p53. Biz ona gardiyan gen de diyoruz. Eğer o gende bozukluk olursa kanser başlıyor...

Nedir o geni bozan?
İşte bu kanserojen maddeler, bazı virüsler, tabii en başta sigara! Aslında genlerdeki bozukluk tamir edilebiliyor. Bozuluyor, tamir ediliyor... Ama hata tekrarlandığı zaman bazen tamir edilemiyor. İşte o zaman hücre kanserleşebiliyor. Kanserojen maddeye genellikle bir kere maruz kalmakla çok nadir kansere olunuyor. Devamlı maruz kalmak gerekir. Buna en iyi örnek sigaradır. Her sigara yakıldığında, oraya çekiçle çivi çakılır gibi oluyor. Yani aynı yere bir kere daha, bir kere daha çekiçle vurursanız ne olur? Sigara içildikçe, miktar arttıkça risk de artıyor. Gardiyan gen mutasyona uğruyor...

Peki yeme içmenin bu gardiyan gen üzerinde bir etkisi var mı?
Olabilir. Ama ispatlanmamış. Bakın bugüne kadar kanser yaptığı kesin gösterilen tek bir neden vardır, o da sigara. İkincisi tarım ilaçları... Üçüncü neden bunlara oranla çok uzak ama bazı kanser yapan virüsler... Bunun dışında söylediklerimizin hepsi ispatlanmamıştır.

Günde 2-3 taneye kadar sigara zararlı değil deniyor. Doğru mu?
Bunu ispat etmek mümkün değil. Nereden biliyorsunuz? Niye 10 tane değil de, 3 tane?

Ben hayatımda hiç sigara içmedim. Astımım var. Dumanından bile tıkanıyorum... Ama evde içiliyor...
İşte sorun bu. Ben hayatımdan sigara içenleri sildim...

Benim akciğer kanserine yakalanma riskim nedir?
İçenle aynı. Bence yakınlarınızın size yaptığı en büyük kötülük bu. Sizin astımınız var üstelik. Pasif içicilikte maruz kalınan duman zaman zaman içenden bile daha fazla. Çünkü onların dışa savurdukları havayı soluyorsunuz sürekli... Bakın çocuk kanserlerinin en önemli nedeni sigaradır. Anne karnındaki bebeğe göbek bağından bir tek sigaradaki kanserojen madde geçer. Bir annenin sigara içmesi demek bebeğini kanser etmesi demek. Çünkü gelişim halindeki hücrelere, yani çoğalan hücrelere daha fazla etkilidir sigaradaki kanserojen madde. Kanser için en iyi ortam sigara ve bebektir. Ondan sonra çocuklar kan kanseri oluyorlar. Ana babalar bize, “Niye çocuğum kan kanseri oldu?” diye soruyorlar. Oysa çocuk kanserlerindeki en önemli neden anne ve babanın sigara içiyor olmasıdır.

Sigara sadece akciğer kanseri yapmıyor herhalde...
Gırtlak kanseri yapıyor, yemek borusu kanseri yapıyor, mesane kanseri yapıyor, pankreas kanseri yapıyor, meme kanserinde riski artırıyor. Yani direkt meme kanseri yapmıyor ama sigara içen kadınlarda daha fazla görülüyor. Rahim ağzı kanserine neden olabiliyor. Dünyada en çok görülen kanser akciğer kanseri. 2000 yılında akciğer kanserinden dünyada 1.1 milyon kişi yaşamını yitirdi. Bu sayı meme kanseri, kolon kanseri ve prostat kanserinden ölenlerin toplamından daha fazla. Ama Amerika’da akciğer kanseri oranı sigara içmeyle mücadeleden sonra düştü.Türkiye’de akciğer kanseri hâlâ artıyor. Sigaraya başlama yaşı 11. Çocukluk yaşında başlanıyor ve ne kadar genç başlanırsa o kadar kötü. Bir de tabii sigara içme süresi ve günde tüketilen sigara miktarı arttıkça kansere yakalanma oranı artıyor.

Peki akciğer kanserinin bulguları nedir?
Bu benim sevmediğim bir soru türü. Kanserin bulguları nedir? Kanserin bulguları ortaya çıktı mı iş bitmiştir. Kanser yarı yolu geçmiştir. Önemli olan belirti olmadan yakalamaktır hastalığı...

Sansasyonel değil, sağlıklı haberler!
Klise sözdür, "İnsan hastalanana kadar sağlığının değerini bilmez"... İşte bu yüzdendir ki, kendimizde, ailemizde, arkadaş çevremizde bir hastalık çıktı mı, sağlığımızı hatırlarız. O zaman ancak tıbbın geldiği son nokta ve en son tedavi yöntemlerine odaklanırız. Belki de biraz basının yanlış yönlendirmesinden kaynaklanır bu... Çünkü dizi dizi yazılarda, "Brokoli kansere iyi gelir" benzeri her derde deva haplar yutturulur. Bu hapı yutmaya meyilli olunca da, diziler böyle sürer gider. Gerçekten bir yararı var mıdır? Biraz... Ama her genel geçer yaklaşımda olduğu gibi yararından çok, zararı vardır böylesi önerilerin. İşte bu yüzden, farklı bir sayfayla birlikte olacağız sizlerle... US News and World Report tarafından 16 yıldır üst üste tam 5 bin 189 hastane arasında yapılan araştırma sonucunda "ABD'nin en iyi hastanesi" seçilen Johns Hopkins Medicine ile Türkiye'de sağlık teknolojileri, araştırma ve eğitim konularında işbirliği yaptığı Anadolu Sağlık Merkezi'nin uzman doktorlarıyla hazırlayacağımız bu sayfada, Türk insanının en önemli sağlık sorunlarını bilimsel ve etik bir anlayışla okurlarımızla paylaşacağız. Boş umutlar vermekten, yanlış yönlendirmelerden ve sansasyonel önerilerden uzak durarak...



Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 12.01.07, 12:43
nuvekolik
Ziyaretçi
 
İletiler: n/a
Standart kanser

Prostat kanserinden korkuyorum ama ondan çok elle kontrolden!..
Söz sırası sizde... Merak ettiğiniz her şeyi Anadolu Sağlık Merkezi doktorlarına sorduk yanıtlıyoruz


17.10.2006



Konu sağlık oldu mu, ne kadar dizi yaparsanız yapın, her zaman okurların kafasında sorular kalıyor. Kolay mı, sözünü ettiğimiz her hastalık tedavi edilmezse büyük bedel ödetiyor ve herkes belli bir yaştan sonra kendini dinlemeye başlıyor. O yüzden “Sorularınız gönderin, hepsini yanıtlayalım” dedik. Gripten prostata, zatürreden hipertansiyona yüzlerce soru geldi... Benzer sorular da var, sorudan çok “Bu işin başka yolu yok mu?” ile başlayan istek mektupları da... En çok merak edilen konu prostat. Prostatın en merak edilen meselesi ise tedavisi değil, teşhis tekniği... Millet olarak bir türlü kendimize yediremiyoruz. Aslına bakılırsa bu sadece Türk milletinin değil, her milletten erkeğin derdi. “Tıp bu kadar gelişti, kansere bile çözüm bulunuyor da prostatın teşhisi hâlâ niye parmakla?” sorusunu tüm erkek milleti adına bir İzmirli okurumuz sormuş. Anadolu Sağlık Merkezi Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Yalçın İlker, okurumuza ‘oh’ dedirtecek bir yanıt veremiyor maalesef. İçiniz rahatlamayacak belki, ama size bir öneri; prostatın başınıza açacağı dertleri düşünün, bir de teşhis olmadan tedavi olamayacağınızı... Bir de atasözü size; “Olmaya devlet cihanda, bir nefes sıhhat gibi...” Biraz nefesinizi tutun!..

İLK SORU PROF. DR. YALÇIN İLKER’E:

SORU
3 sene önce babamı prostat kanserinden kaybettim. En az 10 sene kansere karşı mücadele ettik. Fakat son kaçınılmazdı. Belki ameliyat olmayı kabul etseydi şu anda hayatta olacaktı. Fakat o radyoterapiyi tercih etti. Kansız olduğu için... Aslında radyoterapi de onu uzun süre yaşattı. Fakat radyoterapinin yan etkileri yüzünden son 4-5 senesini çok rahatsız geçirdi. Yaşam standartları tamamen bozuldu. Zira radyoterapiye maruz bırakılan prostat bölgesinin hemen yan ve arka çeperleri, rektum bölümü ve rektumdan 10 -15 cm gerisine kadar olan bağırsak tamamen kurudu ya da yapıştı. Şimdi ben oğlu olarak ciddi prostat kanseri riski altındayım, bu hastalığın kalıtımsal olma özelliğinden ötürü. Her sene PSA kontrolü yaptırıyorum. Fakat maalesef biz erkeklerin korkulu rüyası olan makattan muayene yöntemi yüzünden erken teşhis olasılığı azalıyor. Hele bunu her sene tekrar etme zorunluluğu kabusumuz oluyor. Yani illaki elle muayene şart mı? Teknoloji bu derece ilerlerken neden bu konuda alternatif teşhis yöntemleri artırılamıyor? Olası bir muayene sonunda prostat büyümesi durumunda biyopsiye karar verildiğinde durum daha da vahimleşiyor. Zira en az 7-8 kez değişik yerden parça alınması gerekiyor. Bu işlemlerin makattan yapılması sırasında yanlışlıkla bağırsak zedelenmesine maruz kalınması ve enfeksiyon riskinin yüksek olması da cabası. Ben ve benim gibi tüm erkekler, sırf bu sebepten bıçak kemiğe dayanmadan bu operasyonlara başvurmuyoruz. Benim merak ettiğim; PSA’dan ve makattan muayene dışında prostat teşhisi koyabilecek başka bir yöntem yok mu?
Ercüment O. İzmir

CEVAP
Prostat hastalıklarının erkekler için bir risk faktörü olduğu çok doğru. Prostat kanserinin erkeklerde en sık görülen kanserlerden biri olması ise konunun önemini artırıyor. Günümüzde kabul gören uygulama erkeklerde ailede prostat kanseri varsa 40 yaşından sonra, ailede prostat kanseri yoksa 45 yaşından sonra yılda bir kez PSA tetkiki ve parmakla rektal muayenenin yaptırılması... Makattan yapılan parmakla rektal muayenenin yerini dolduracak teknolojik bir gelişme yok. Yalnız bu muayene ile prostatın kıvamı, büyüklüğü ve biçimi anlaşılabiliyor. Prostat kanserinde erken tanı çok önemli, çünkü kanser prostatın dışına yayılmadan hastalık yakalandığında hastanın yaşına göre cerrahi yöntem veya radyoterapi ile hastalıktan tamamen kurtulma olasılığı çok yüksek. Radyoterapinin yan etkileri yeni üretilen radyoterapi makinaları ve yeni yöntemlerle çok azaldı. Bu nedenle prostat kanseri için radyoterapi gereken hastaların merkezi seçerken çok iyi araştırma yapmaları gerekiyor. Prostat kanserinin kesin tanısı makattan yapılan biyopsi ile alınan parçaların incelenmesi ile konuluyor.

Prof. Dr. Yalçın İlker Üroloji Uzmanı

Koltuk altımda kırmızı bezeler çıkıyor
Koltuk altımda zaman zaman kırmızımsı renkte, leblebi büyüklüğünde bezeler çıkıyor. Bunun için cildiyeciye mi gitmem gerekiyor? Serenat D.

Koltuk altında aralıklı olarak çıkan kırmızı şişlikler kıl kökü iltihabı ya da o bölgeye temas eden bir maddenin yapmış olduğu alerjik duyarlılıkla ilgili olabilir. Ancak tanının tam olarak konulabilmesi için uzman hekim tarafından lezyonları olduğunda değerlendirilmesi uygun olur.

Dr. Esra Özgüroğlu Dermatoloji Uzmanı

Hepatit C karaciğerimde tahribat yapmış mıdır?
4 seneye yakın bir zaman oldu. Aylarca ishal, mide bulantısı ve kusma şikayetlerim devam etti. Yaptırmış olduğum endoskopi, kolonoskopi, ince bağırsak incelemeleri sonucu ortaya hiçbir şey çıkmadı. Sonuç olarak Hepatit C: 3, tam 9 kez bakıldı. HCV RNA (-) HCV DNA (-)... Şu an 95 kiloyum, yaşım 50, sigara ve içki kullanmıyorum. Zaman zaman midem bulandığında bu durum 1 ay devam edip geçiyor. Karaciğer ultrasonlarımda 3,5 yıldan beri takip neticesinde Hepaostatorz (1) mevcut ilerleme yok dediler. Bağırsak alışkanlıkları bir yıldan beri düzgün. Bende mevcut bulunan HCV acaba süre içersinde benim karaciğerimde tahribat yapar mı? Metin A.

Sizde HCV negatif bulunmuş, karaciğer testleriniz de normal. Sizde hepatit C virüsü yok, bu nedenle karaciğerinizde hepatit C’ye bağlı bir hasar olması imkansız.

Dr. Elif Hakko Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı

Annemin bir göğsü alındı kanser diğerine de sıçramış

SORU
Annem bundan 4 yıl önce 55 yaşındayken meme kanseri teşhisiyle ameliyat oldu, göğsü alındı. Kemoterapi ve radyoterapi gördü. Bir yıl önce kanserin diğer göğsüne de sıçradığı anlaşıldı, önce kemoterapi verildi. Temmuz ayında ameliyatı gerçekleşti. Ameliyattan sonra bir kemoterapi daha verildi. Halen kemoterapiler devam ediyor. Kemoterapi sırasında kanser diğer organlara sıçrar mı? Ben 36 yaşındayım, annemden dolayı kanser riski taşıyorum. Doktorumuz benden tiroit testleri istedi... Sonuç olarak ‘Prolact’ın yüksek’ dediler. Bunun ileride sakıncası olur mu? Bu değerin yüksek olması ileride kanseri tetikler mi? 6 ayda bir göğüs ultrasonu istediler. Yılda bir çektirsek olmaz mı?

CEVAP
1. Kemoterapi sırasında da diğer organlar kontrol edilmeli, sıçrayabilir 2. PRL yüksek, endokrinoloji uzmanı ile görüşülmesi gerekir. Bunun kanserle bir ilgisi yok. 3. Sizin meme muayenesi sonucunuzu bilmek lazım, ayrıca mamografi çekildi mi, sorun yok ise, yılda bir kez muayene ve ultrasonla takip edilebilir.

Prof. Dr. Haluk Onat Medikal Onkoloji Uzmanı

Zatürre aşısının yan etkileri var mı?
2 yaşında bir oğlum var ve şu ana kadar astım, bronşit ve zatürre olmak üzere 3 hastalığı da geçirdi. Çok çabuk grip oluyor. 1. sorum; 2 yaşında olması sebebiyle grip aşısı yaptırabilir miyim? 2. sorum; zatürre aşısının zararları var mı? Zatürre aşısı yaptırmadan oğlumu gripten korumaya çalışmam daha mı sağlıklı olur? 3. sorum ise; zatürre ve grip aşısını aynı anda yaptırabilir miyim? Esra B.

3 yaş altındaki çocuklara da grip aşısı yapılabilir. Eğer çocuk daha önce hiç grip aşısı olmadıysa 1 ay ara ile 2 kez aşılanmalıdır. Zatürre aşısının uygulama yerinde kızarıklık, şişlik ve ateş gibi yan etkiler görülebilir ama bunlar geçicidir. Zatürre aşısı gribe karşı koruma sağlamaz. Her iki aşıyı farklı yerlere olmak üzere aynı anda yaptırabilirsiniz.

Dr. Elif Hakko

Oğlum 17 yaşındayken EBV geçirdi kanser riski nedir?

SORU
5 Ekim tarihli yazınızda Prof. Dr. Necdet Üskent EBV enfeksiyonu ile kanser ilişkisinden bahsetti. Oğlum 5 sene önce 17 yaşındayken EBV geçirdi. O zamandan beri her sene yapılan SGPT (ALT-IFCC) değerleri 49 civarında. Bunun EBV ile ilişkisi var mı? Oğluma yapılması gereken herhangi bir test var mı? Bundan sonra nelere dikkat etmeliyiz? Esra P.

CEVAP
Türkiye’de çok kişi EBV enfeksiyonu geçiriyor ve farkında olmadan bu enfeksiyona bağışıklık kazanıyor. Bu hastalık tipik olarak boğaz ağrısı, boyun lenf bezlerinin şişmesi ve kanda tipik reaktif lenfositlerin görülmesi ile kendini belli ediyor. Bazen çok hafif, ayakta dahi geçirilirken, bazen karaciğeri, kalp kasını ve akciğer zarını tutan ağır şekilleri olabiliyor. Anti-EBV IgG kan testi geçirilmiş enfeksiyona bağışıklık kazanıldığını gösterir. Anti-EBV IgM ise yeni enfeksiyonu gösterir. Hodgkin hastalığında, tümör dokusunda EBV latent membran antijeni ve DNA’sı çoğu olguda saptandığı için bu enfeksiyon ile Hodgkin Lenfoma arasında bir ilişki olduğu düşünülüyor. Aynı şekilde Nasofarenks, yani burun kökü-geniz kanserinde de ilişki gösterildi. Ancak bu kesinlik kazanmadı. ‘Burkitt Lenfoması’ denilen agresif bir lenfoma türünde de tümör dokusunda bu virüse çok sıklıkla rastlanıyor. Afrika’da bazı bölgelerde bu lenfomaya endemik olarak yoğun bir şekilde rastlanıyor. Bu virüs herkesde kanser oluşturamıyor. Çoğu kişi enfeksiyonu geçiriyor ve bağışıklık kazanıyor. Tıpkı Hepatit B enfeksiyonu gibi... Bazı bünyeler virüsü uzaklaştıramıyor. Bağışıklık kazanamıyor. Sürekli çoğalan virüs immün sistemde bozulmaya ve mutasyonlara yol açıyor. Vücudu korumak için programlanmış hücreler, tersine ölümsüzlük kazanarak kontrolsüz biçimde çoğalmaya başlıyor. Sadece serolojik test sonuçları ile karar verilemez. Bu testler sadece yeni veya eski bir enfesiyonun varlığını gösterir. Karaciğer enzimleri yüksek olanlarda Anti-HCV ve HBSAg gibi Hepatit B ve C testlerinin de yapılması gerekir.Vücuttaki lenf bezlerinin büyüyüp büyemediği, karaciğer ve dalak büyüklüğünün olup olmadığı ultrasonografik olarak ve fizik muyene ile kontrol edilmelidir.

Prof. Dr. Necdet Üskent Medikal Onkoloji Uzmanı

Kızılay için acil kana ihtiyaç var!
EYLÜL ayında ‘Güvenli Kan, Kaliteli Hizmet’ sloganıyla uluslararası ISO 9001:2000 Kalite Yönetim Sistemi Belgesi almaya hak kazanan Kızılay, Ramazan dolayısıyla kan bağışında yaşanan azalmayı en aza indirmek için bağışseverlerin yardımlarını bekliyor.

Türk Kızılayı Yönetim Kurulu’nun kan ve kan ürünlerinden sorumlu üyesi Doç. Dr. Kaan Kırali, Ramazan ayında kan bağışlarında yaşanan ‘anlaşılabilir’ azalmayı ve bu azalmanın olumsuz etkilerini en aza indirmek için yoğun çaba içinde olduklarını söyledi. Özellikle büyük kentlerde halkın çok rağbet ettiği ibadet yerlerinin önlerine, iftar sonraları Kızılay çadırları kurarak Müslümanları ‘hayat kurtarmaya’ çağırdıklarını belirten Kırali, üretilemeyen tek ilacın kan olduğu gerçeğiyle bir gün herkesin karşılaşabileceğini hatırlattı. Türk Kızılay’ı olarak bu sorunu ortadan kaldırmaya kararlı olduklarını da ifade eden Doç. Kırali, her sağlıklı insanın sosyal sorumluluk içinde Kızılay’a destek vermesi gerektiğinin altını çizdi.

Türk Kızılay’ı olarak kan stoklarında günlük ihtiyaçların karşılanmasına yönelik bir sorun yaşamadıklarını belirten Kaan Kırali, ancak Kızılay olarak her tür ‘olağandışı’ gelişmeye karşı hazır olmak gibi bir misyona ve sorumluluğa sahip olduklarını da sözlerine ekledi.

Bu arada kan hizmetlerine Avrupa Birliği ve ABD normlarını kazandıran Kızılay’ın, laboratuar bazlı kan hizmetlerinde dünyanın en iyisi olmayı hedeflediği açıklandı. Kızılay Kan Hizmetleri Genel Koordinatörü Nilay Doğmuş, bu doğrultuda sıradaki hedeflerinin, JCI 5189:2003 laboratuvar akreditasyonu belgesinin alınması olduğunu söyledi. Bu belge tüm dünyada laboratuar ortamlarında kalite ve yeterlilik için özel gereklilikleri içeren akreditasyonu kapsıyor.



Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 12.01.07, 12:45
nuvekolik
Ziyaretçi
 
İletiler: n/a
Standart prostat

Prostat erkeğin kaderi
Anadolu Sağlık Merkezi Onkolojik Bilimler Koordinatörü Prof. Dr. Haluk Onat, erkeklerin prostattan kaçışı olmadığını söylüyor: Nasıl ki meme kanseri kadınların kaderiyse, prostat da erkeklerin kaderi...


16.09.2006



Yaşınız arttıkça prostat kanserine yakalanma riskiniz artıyor. Ama korkmayın, prostatta erken teşhis hayat kurtarıyor. Peki öyleyse ne yapılmalı? 40 yaşından sonra her yıl PSA testi ve elle muayene şart!

Öncelikle okurlara bir özür borcumuz var. Üç gün boyunca kanser dizisine ara verdik. Anadolu Sağlık Merkezi Onkolojik Bilimler Koordinatörü Prof. Dr. Haluk Onat’la tam da prostat kanserini konuşacakken, araya Seren Serengil’in başına gelen o talihsiz olaydan ötürü hamilelikle ilgili bir konu almak zorunda kaldık. Şimdi Prof. Onat’la kaldığımız yerden devam ediyoruz.

* Hocam bir erkek prostat kanserine neden yakalanır?
Prostat erkeklik hormonuyla ilişkisi olan bir kanser. O yüzden yaşla birlikte görülme sıklığı artar. Bütün kanserler yaşla birlikte artar ama prostat kanserinde yaşlanmak en büyük risk faktörüdür. Amerika’da yapılan bir çalışmada başka nedenlerle ölen 90 yaşın üstündeki erkeklerin hepsinin prostat kanseri olduğu saptandı. Prostat yaşlı erkeklerin kaçınılmaz bir hastalığı... Şöyle de diyebiliriz; insanın ömrü uzadıkça prostat kanseri olacaktır.

* Yani prostata yakalanmak saçın beyazlaması gibi bir durum öyle mi?
Aynen öyle... Kanser yaşlılık hastalığı. Toplumlar geliştikçe yaşlı nüfus artıyor. Yaşlı nüfus arttıkça da kanserler artıyor. Kadınlarda meme kanseri, erkeklerde ise prostat kanseri en çok görülen kanserlerdir. Her ikisinde de yaş önemlidir. Yani yaşadıkça riskiniz artar. Bu yüzden de kanseri erken yakalayacaksınız ve yakaladığınız kanseri tedavi edebileceksiniz. Tıpkı rahim ağzı kanseri, meme kanseri ve bağırsak kanserinde olduğu gibi prostat kanserini de erken yakalarsak çok güzel tedavi ederiz. Yok ederiz yani...

* Hocam prostat kanseri için yaşlı erkek hastalığı dediniz ama daha çok hangi yaşlarda çıkıyor ortaya?
Çoğunlukla 50-60 yaşından sonra ortaya çıkar. Ama erken tanı için yaptığımız tarama yöntemlerinde 40 yaşında bile görülebiliyor. ABD’de 60 - 80 yaş grubunda prostat kanseri görülme sıklığının her 7 erkekte bir oranına dek yükseldiği bildiriliyor. Türkiye’de tam rakamları bilmiyoruz. Ama bizde yaşlı nüfus Amerika’ya göre daha az olduğu için belki bu kadar sık olmayabilir. Dünyada üçüncü en sık görülen kanser türüdür. Amerika ve Kuzey Avrupa’da birinci sırada. Orada yaşlı toplum çok fazla çünkü.

Birinci risk faktörü yaş ikincisi yağlı beslenmek
* Prostat kanserinde birinci risk faktörü yaş dediniz, peki ya ikinci risk faktörü nedir?
Araştımalar, prostatın yağlı beslenmeyle ilişkisi olduğunu gösteriyor.

* Yani katı yağ yemek prostat kanserine yakalanma riskini artırıyor mu?
Sadece katı yağ değil, her türlü yağ. Sıvı yağ, zeytinyağ, terayağ... ‘Sağlıklı beslenmek için bu yağları yiyin, şu yağları yemeyin’ diyoruz ya, burada hepsi zararlı. Sıvısı da, katısı da... Bu tip beslenen kişilerde prostat kanseri daha çok görülüyor. Soya ürünlerinin bol tüketildiği Uzakdoğu ülkelerinde ise daha az görüldüğü gözleniyor. Ayrıca vitamin E, selenyum, özellikle domateste bol bulunan bir antioksidan madde olan likopen ve yeşil çay tüketiminin prostat kanseri olasılığını azalttığı da öne sürülüyor.

* Peki siz ne öneriyorsunuz?
Yağdan fakir bir diyet. Başka bir korunma yöntemi yok. Bir de erken tanı için gerekli testlerin yapılması lazım. Onlar da 40 yaşında sonra PSA ve makattan yapılan prostat muayenesi. Yılda bir kez... Muayene de, PSA da normal çıksa bile her yıl tekrarlanmalı. Erken tanı için bu şart.

* Prostat kanserinde genetik yatkınlık da söz konusu mu?
Tabii... Ailesinde prostat kanseri sık görülenlerde risk fazladır. Birinci derece yakınlarında prostat kanseri olanların prostat kanserine yakalanma olasılığının normalden 2-11 kat daha fazla olduğu saptanmıştır.

GECELERİ TUVALETE KALKIYORSANIZ DİKKAT!
* Peki hocam prostat kanseri ne gibi yakınmalara neden olur?
Erken dönemde hiç bir yakınmaya neden olmaz. Zaten prostat, idrarla ilgili şikayetlerle ortaya çıkabilir. Gece idrara kalkma bir belirtidir.

* Kaç kere kalkılırsa prostat belirtisi olabilir?
Aslında bir kere bile normal değil. Ama kişi çok alkol aldıysa ya da çok su içtiyse sık idrara gidebilir. Bununla karıştırmamak lazım tabii... Bunun dışındaki diğer belirtiler ise çatallı işeme, idrar yapma zorluğu... Yalnız bu şikayetler prostat büyümesinin de belirtileri olabilir ki, o selim bir hastalıktır. Ama böyle şikayetleri olanlara mutlaka prostat kanseri yönünden de bakılmalıdırır.

* Daha ileri aşamadaki belirtiler neler?
İlerlemiş hastalıkta idrar yapma zorlukları, idrarda kan görülmesi gibi prostatın büyümesine bağlı yakınmalar ile karnın alt kısımlarında, bacaklarda, belde ağrı, özellikle kemiklerde ağrı ve kilo kaybı gibi tümörün yayılımına ait yakınmalar görülebilir. Bu yüzden mühim olan hiçbir şikayet yokken erkeğin muayenelerini yaptırıp erkenden bu hastalığın yakalanmasıdır.

* Nasıl teşhis konur?
Parmakla rektal muayene ve kanda PSA isimli maddenin düzeyinin ölçülmesi en önemli tanı araçlarıdır. Genellikle 50 yaş üzerindeki sağlıklı erkeklerin PSA ve parmakla rektal muayene ile yılda bir kontrolü önerilir. Ancak ailesinde prostat kanseri olanların 40 yaşından itibaren bu kontrollere başlaması önerilir.Parmakla rektal muayene, ancak belirli bir boyuta ulaşmış kitleyi saptayabilir. Bu nedenle PSA düzeyinin ölçümü erken tanı açısından önemlidir.

Sanki göğsüme bıçak saplanıyor gibi bir sancım var!
Soru: Hocam adını vermek istemeyen bir okurumuzun sorusu şöyle: “Otuzdokuz yaşında bir kadınım. 2 yıl önce göğsümden koyu yeşil bir akıntı geldi. Doktora gittim, süt damarlarımın geniş olduğunu, bu yüzden de içinde süt kalıntısı olduğunu söyledi. ‘Korkulacak bir şey yok’ dedi. Ama benim sağ göğsümde sürekli bi sancı var; sanki içine bıçak sokuluyor gibi... Sağ yumurtalığımda sorun var, bu sancının onunla bir ilgisi olabilir mi?”

Bu akıntının kanserle hiçbir alakası yok. Ama bu okurumuz şimdiye kadar bir mamografi çektirmediyse mutlaka çektirsin. Bir de jinekolojik kontrol altında olmasında yarar var.

* Peki ‘Göğsümde sürekli bir sancı var’ diyor...
Özellikle adet gören kadınlarda hormonal bir etkiye bağlı olarak adet öncesi bir sancı olabilir. Bu normaldir. Yani göğüslerdeki gerilmeye bağlı bir sancı olabilir. Ama dediğim bir doktora görünsün.

Prof. Dr. Haluk Onat

Kanser riskiniz tamamen ortadan kalkmış diyemeyiz
Soru: Yaklaşık 15 yıldır 4 ile 7 cm arası değişen kist problemleri ile uğraşıyorum. Her seferinde ‘ameliyat’ dendi ama bitkisel tedavilerle yendim. 1997’de 4’üncü evre olan endometriozisten laporoskopi ameliyatı oldum. Yaşım genç olduğu ve bir tane daha bebek istediğim için rahim ve yumurtalıklarım alınmadı. Ama yapışıklıklarımın hepsi temizlenememiş. 2003’te tekrarladı. Karın zarı iltihapı ile birlikte... 5 gün hastanede yoğun antibiyotik tedavisi gördüm. Son anda ameliyattan vazgeçildi. Şu anda 43 yaşındayım ve 2 yıldır tam menopozdayım. Ara sıra ufak ufak kanamalarım oluyor. Kanser araştırmaları ve biyopsi sonuçları temiz. ‘Rahim incelmiş ve arka duvara yapışmış’ diyorlar. Sık sık ağrılarım oluyor. Kanser riskim var mı? Nihal K.

Menopoz döneminde ve sonrasındaki kanamalarda biz hekimlerin göz ardı etmemesi gereken şey rahimden veya vajenden kaynaklanabilecek olan kanserlerdir. Sizin muayeneniz yapılmış ve alınan biyopsilerde böyle bir durumun söz konusu olmadığı belirtilmiş. Bu durumda rahim kanserini ekarte etmiş olmaktayız. Tabii yeni bir kanama problemi yaşayacak olursanız yeniden bu açıdan değerlendirme yapılması gerekmektedir. Yapılan bu işlemler bize yumurtalıklar hakkında bilgi vermemektedir. Yani yumurtalıklarda oluşabilecek kötü huylu bir hastalığı bize göstermez. Bu nedenle düzenli jinekolojik kontrollere gitmeniz şart. Endometriozisten kaynaklanan kanser riski yaklaşık yüzde 1-3 civarındadır. Başka bir deyişle tüm yumurtalık kanserlerinin yüzde 1-3’ünün yumurtalıkta olan endometriozisten kaynaklandığı düşünülmektedir. Menopoza girmenizle beraber, hormonal etki ortadan kalkmış olduğundan dolayı endometriozisin tekrarlama riski ciddi anlamda azalmıştır. Fakat endometriozisten dolayı kanser ortaya çıkma riski azalmakla beraber tamamen ortadan kalkmıştır demek imkansızdır.

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Fatih Güçer

Çocuklarda kanser artıyor

FRANSA’DAKİ Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı’nın yaptığı araştırmaya göre, çocuklarda görülen kanser vakalarında son 20 yılda yüzde 17 oranında artış görüldü. 15 Avrupa ülkesi dahilinde 1978-1997 yılları arasında yapılan bu araştırma da, 77 bin çocukta kanser vakaları incelendi. 0-14 yaş arası çocuklarda kanser nedeniyle ölümlerin her yıl yüzde 1.1 oranında arttığı ifade edildi. Uzmanlara göre, en sık rastlanan kanser vakalarının başında beyin tümörü, kan kanseri ve böbrek tümörü geliyor. Avrupa Kanser Dergisi’nde (European Journal of Cancer) yayınlanan araştırmaya göre, çocuklardaki kanser vakalarının artışının nedeni fast-food gibi dengesiz beslenme, hormonlu yiyecekler, sürekli radyoaktif dalgalara maruz kalmak ve hareketsizlik...

Kaynak: Independent

Kahve diyabet riskini azaltıyor
UluslararasI Kahve Bilimi Birliği’nin Fransa’nın Montpellier kentinde düzenlediği konferansta kahve hakkındaki yanlış inançları çürüten araştırmalar sunuldu. Buna göre kahve tüketimi parkinson ve şeker hastalığını önlemede büyük fayda sağlıyor. İtalya’daki Mario Negri Farmakoloji Enstitüsü’nün araştırmasına göre kahve tüketimi siroz riskini yüzde 80 oranında düşürebiliyor. Günde 10 bardak kahve içmenin normal olduğu Finlandiya’da Helsinki Üniversitesi uzmanları da günde 5 veya 6 fincan kahvenin 2’nci tip şeker hastalığı riskini yüzde 50 oranında indirebileceğini söyledi. Avusturya Viyana Üniversitesi’nden Siegfried Knasmueller ise kahvenin hastalıklara bağışıklığı meyve ve sebzeden daha iyi önlediğini belirtti. Kaynak: news.com.au

Cep telefonları bağımlılık yapıyor
İNGİLİZ bilimadamları cep telefonu sahiplerinin, cep telefonlarına karşı zaman zaman alko veya sigara tiryakileri derecesinde bağlanabileceğini öne sürdü. Staffordshire Üniversitesi Psikoloji Bölümü 100 genç üzerinde yaptıkları araştırmada, telefonları bir süre ellerinden alınan gençler, telefonsuz kaldıklarında alkolik veya sigara tiryakilerine benzer tepki verdi. Araştırmaya katılanların yüzde 40’ı telefonları yanlarında olmadan yapamadıklarını söyledi. Gençlerin yüzde 35’i telefonu “günlük hayatın stresinden kaçmak” için kullandıklarını söyledi. Kaynak: Reuters

Bel ağrısına karşı akupunktur
SAYGIN İngiliz Tıp Dergisi’nde (British Medical Journal) yayınlanan bir rapora göre akupunktur sırt ağrısını gideriyor. ABD’deki MAryland Ünviversitesi tarafından yapılan araştırmaya katılan koranik bal ağrısı çeken 160 hastaya, 3 ay boyunca 10 akupunktur tedavisi uygulandı. 3 ayın sonunda akupunktur tedavisi görenler, ilaç tedavisi gören 80 hastaya göre “daha az ağrı çektiklerini” ifade etti. Bilimadamları, akupunkturun ilaç tedavisine göre daha ekonomik olduğunu söyleyerek, İngiliz Sağlık Bakanlığı’na bu tekniği devlet hastanelerinde de kullanma çağrısı yaptı. Kaynak: British Medical Journal


Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 12.01.07, 12:46
nuvekolik
Ziyaretçi
 
İletiler: n/a
Standart prostat kanseri

Prostat kanserinde erken tanıyı kaçırırsanız erkeklik tehlikeye girer!
Erkeklerin korkulu rüyası olan prostat kanseri ileri dönemde teşhis edilmişse kesin bir çözümü var. Doktorların deyimiyle altın standart; testislerin alınması. Bu kanserin ölümcül olmasını engelleyen kesin çözüm. Tabii bir bedeli de var; erkekliğe veda...


17.09.2006



Ama zaten hormon tedavisi de cinsel iktidarı azalttığı için bu bedel, metastaza karşı ödenmesi gereken ‘makul’ bir bedel. Üstelik gelişen tıp bilimi bir estetik operasyonla bu eksikliği de hissettirmiyor

Hocam bugünkü yazımıza dünden kısa bir hatırlatma ile başlayabilir miyiz? Prostat kanserinin erken tanısı için erkeklere ne öneriyorsunuz?
50 yaşından sonra mutlaka her yıl elle muayene ve PSA testi yaptırmak gerekiyor. Ama ailesinde prostat kanseri olanlar bu kontrollere 40 yaşından itibaren başlamalı. Parmakla rektal muayene ancak belirli bir boyuta ulaşmış kitleyi saptayabilir. Bu nedenle PSA düzeyinin ölçümü erken tanı açısından çok önemli.

PSA düzeyi normalde ne olmalı?
PSA, yani Prostat Spesifik Antijen sadece prostattan üretilen bir madde. Normal değerinin, 4 ng/ml’nin altında olması gerekir. Ancak PSA’nın yüksek olması demek prostat kanseri demek değildir. PSA başka nedenlerle de yükselebilir.

Mesela?
Prostatın iltihabik durumlarında... İltihap düzelebilecek bir rahatsızlıktır. Ama erkeğin bu durumda da bir ürolog tarafından mutlaka muayene edilmesi gerekir. Elle muayenede prostat kanserinin varlığı hissedebilir.

Nasıl hissedilir?
Ele bir nodül gelebilir. Ama bu bahsettiğim şeyler, çok küçük şeyler. Mesele bunları yakalamak.

Ne kadar küçük?
Mercimekten bile küçük olabilir. Veya leblebi kadar da büyük olabilir. Bu yüzden 50 yaşından, hatta 40 yaşından sonra erken tanı için mutlaka her yıl elle muayene ve PSA testi yaptırılmalı. Eğer prostatta ele gelen bir kitle varsa biyopsiyle kesin tanı konmalı. Diyelim ki PSA yüksek ama ele bir şey gelmedi... Yani prostta kitle yok. Ama PSA yükselmesi var... Normal sınırlarda olan küçük yükselmeler bile önemli olabilir.

BİYOPSİ TEDAVİDEN BİLE ÖNEMLİ
PSA testlerinde normal sınırlarda olan küçük yükselmeler bile önemli olabilir dediniz. Neden?
PSA’nın 4’e kadar olması normal demiştik ya, eğer bir sene 2.1’ken, diğer sene 2.4’e çıktıysa bu bile önemli olabilir. Artık ne yapılacağına ürolog karar vermeli. Ama biyopsi yapmakta yarar var. Bu durumda bile mutlaka belirli noktalardan biyopsi ile parça alınıp bakılması gerekiyor. Prostatın üzerinde birtakım nirengi noktalar var. 9 ayrı nokta... Bu noktaların kesinlikle atlanmaması gerekiyor. Biri bile atlansa kanser onda başlamış olabilir. Bu yüzden de biyopsinin kesinlikle deneyimli ürologlar tarafından yapılması gerekiyor.

Prostat kanserinde tedavi mümkün mü?
Erken yakalanısa mutlaka çözümü var. Başarılıdır tedavi. Çözümü de radikal bir şekilde prostatın alınmasıdır. Ya da buna alternafit radyoterapidir. Her iki yöntem de deneyimli kişiler ve merkezler tarafından yapılmalıdır. Özellikle radyoterapide yüksek teknoloji kullanılmalıdır. Bunun nedeni de, radyoterapinin civar dokulara yapabileceği yan etkileri minimuma indirmek ve tümör üzerindeki etkiyi maksimuma çıkarmak. Bir ileriki dönemde radyoterapi ile hormonal tedavi gerekir.

Peki ya ileri seviyede yakalandıysa kanser?
Bu kanser hormona bağlı bir kanserdir. Erkeklik hormonuyla ilgilidir. Onun için erkeklik hormonunun azaltılması veya erkeklik hormonunun etkisini azaltan ilaçları kullanmak gerekir. İleri dönemlerinde, bu hastalık en çok kemik metastazları yapar. Bir yöntem erkeklerin yine bir cerrahi yöntem olarak iki yumurtalığının da alınmasıdır. Böylece erkeklik hormonu kaynağını uzaklaştırmış olursunuz.

ALTIN STANDART TESTİSLERİN ALINMASI
Testislerin alınmasından bahsediyorsunuz değil mi?
Evet. Prostat kanserinin ileri evresinde her iki yumurtalığın, yani testislerin cerrahi olarak çıkartılması altın standarttır. Aynı zamanda da en ucuz ve en etkili yöntemdir. Hâlâ bugün bu yöntemi kullanıyoruz. Tabii ki testislerin alınması şart değil. Önemli olan testislerdeki hormon yapımının baskılanması. İlerlemiş prostatta, yani metastaz yapmış bir prostat kanserinde hormonal tedavi gerekir. Bu da testislerdeki erkeklik hormonunun üretimini baskılamakla mümkündür. Bunun için de her iki yumurtalığın, yani testislerin alınması hem ucuz, hem etkili bir yöntemdir. Sakın yanlış anlaşılmasın yayılmış prostat kanserini konuşuyoruz. Bugün bu cerrahi yöntemi tercih etmeyenlerde ilaçla da hormonları baskılayabiliyoruz. Ayda veya üç ayda bir uygulamadığımız bir iğne ile bunu sağlayabiliyoruz. Ancak bu pahalı bir yöntem. Bir de her iki yöntemde de erkeklikte azalma oluyor. Aslında erkeklik gidiyor yani...

Peki ya görüntü? Erkeğin yumurtalıkları alındığında aynı kadınların memelerinin içi boşaltılmış gibi olmaz mı?
Ürologlar oraya yumurtalıkların büyüklüğünde bilye koyabiliyorlar. Bunun gibi yöntemler var. Erkeklerin bundan da korkmaması lazım. İşte erkekliğim gider diye korkmasınlar. Çünkü kullanacağı hormon da erkekliğini azaltacaktır. Yalnız ileri dönem prostat kanserinin etkilerinin anlatılması lazım hastalara. Diyecek ki ya bu tedaviyi yapacağız. Tek çözüm var. Başka çözüm yok. Bunun anlatılması lazım. Hastalığın kontrol altına alnıması için bunun yapılması lazım. Erkekliğin de azalacağını hastanın kabullenmesi lazım. İşte bunun için de erken tanı şart.

Yani prostat kanserinde geç kalınırsa erkeklik feda edilmiş oluyor...
Öyle. Ama prostat kanseri yavaş seyreden bir hastalıktır. Hastalığı kontrol altında tutmak, hastayı yıllarca hastalığıyla birlikte yaşatmak mümkündür. Hastalık ileri bile olsa, metastaz bile yapmış olsa bu tedavilerle hastalar uzun yıllar rahat, sorunsuz yaşayabilirler. Dün de dediğim gibi prostat kanseri erkeklerin kaderi... Bunun için de erken teşhis edilmesi lazım. Erken tanıdan sonra hiçbir erkek bu hastalıktan korkmasın, gidip tedavi olsun.

KORUNMAK İÇİN BOL BOL DOMATES YİYİN
Peki prostat kanserinden korunmanın bir yolu var mı?
Ancak genel olarak sağlığınızı koruyacak önlemleri almak ve düzenli kontrolleri yaptırmakla riski azaltabilirsiniz. Yalnız domatesin içindeki likopenin, erkekleri prostat kanserinden koruduğu ispatlandı.

Likopen vitamin olarak da satılıyor...
Ben ilaç olarak içilmesini önermiyorum. Doğal yollardan alınmalıdır. Bunun için de kilo kilo domates yemeğe gerek yok. Yemeğin içinde yemek bile yeterli.

Prostattan korunmanın başka yolu var mı? Mesela dar pantolon giymeyin, tuvaletinizi ayakta yapmayın deniyor...
Bunların hiçbir bilimsel açıklaması yok.

ANADOLU SAĞLIK MERKEZİ DOKTORLARI KANSERLE İLGİLİ SORULARINIZI YANITLIYOR
Alternatif tıpla tedavinin yararlı olduğuna dair bilimsel bir kanıt yok
Soru: 2003 yılından beri gırtlak ve prostat kanserlerinin tedavisi için uğraşıyorum.SSK emeklisiyim, normal tıp tedavisi ile başladığım tedavimi, alternatif tıp ile devam ettiriyorum. Bu tedavi için, bir İngiliz, bir Macar ilacı ile ismi DMSO olan hazırlama bir karışım ve yerli Redoxon, Ephynal, Avicap, İmuneks ilaçlarını kullanıyorum. Durumum çok iyi gidiyor, bu husustaki fikirlerinizi öğrenirsem memnun olacağım. Yalçın K.

Söz ettiğiniz tedavinin yararlı olduğuna dair bilimsel bir kanıt yoktur. Aldığınız tedavinin gerçekten etkili olup olmadığını anlamak için tedaviden öncesi ve sonraki tetkikleri görmek gerekir.
Prof. Dr. Haluk Onat

Tavuk karası olarak da bilinen gece körlüğünün çaresi var mı?
Soru: Ben bir Retinitis Pigmentosa, bilinen adıyla gece körlüğü hastasıyım. Bildiğim kadarıyla bu hastalığın bir tedavisi yok. Sizden öğrenmek istediğim bu hastalıkla ilgili gelinen son nokta nedir ve bu hastalığın ilerlemesini engellemek için neler yapılabilir? Levent E.

Halk arasında tavuk karası olarak bilinen Retinitis Pigmentosa, görme (ağ) tabakasının kalıtsal bir rahatsızlığıdır. İlerleyici bir hastalık olup medikal veya cerrahi tedaviyle ilerlemesini durdurmak günümüzde mümkün değildir. Görmeyi artırmak için az görenlere yardım amacıyla kullanılan teleskopik camlar kullanılabilir. Görme ileri derecede azaldıysa deneysel olarak üzerinde çalışılan retinal protezler denenebilir. Ama bu retinal protezler henüz ülkemizde uygulanmamaktadır.
Anadolu Sağlık Merkezi Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ömer Kamil Doğan



***

Kanserden geçen yıl 7.5 milyon kişi öldü
Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO), 2005 yılı verilerine göre dünya genelinde 7.5 milyon kişi hayatını kanser nedeniyle kaybetti. Fas’ta düzenlenen uluslararası konferansta konuşan WHO yetkilisi Rauf Benammar, önümüzdeki 15 yıl içinde bu sayının artmasının beklendiğini ve kanser vakalarına Ortadoğu’da daha sık rastlanacağının tahmin edildiğini söyledi. Benammar, “Kansere yakalanan hastaların yüzde 70’inden fazlası, düşük ve orta gelirli ülkelerde yaşıyor” şeklinde konuştu. Artışın yüzde 100 ile yüzde 180 arasında olacağının varsayıldığını dile getiren Benammar, “WHO, Doğu Akdeniz’de bulunan bölgelerin risk altında olduğunu tespit etti. Doğu Akdeniz’deki ölüm nedenleri arasında kalp krizi, bulaşıcı hastalıklar ve kaza sonucu yaşanan fiziksel yaralanmaların ardından kanser, 4’üncü sırada yeralıyor” dedi. Uzmanlara göre kanser vakalarının artmasında en büyük neden beslenme alışkanlıklarının değişmesi, obezitenin artması ve hormonal etkiler.

Kaynak: AFP

Diyabet ilacı şekere yakalanmayı da önlüyor
Kanadalı bilimadamlarının yaptığı araştırmaya göre İngiliz GlaxoSmithKline firmasının “roziglitazon” maddesi içeren ve şeker hastalığı (diyabet) tedavisinde kullanılan “Avandia” adlı ilacı, hastalığı önlemede de başarı sağlıyor. MacMaster Üniversitesi’nde yapılan araştırma için şeker hastalığına yakalanma riski yüksek ve 21 farklı ülkeden seçilen 5 bin 200 kişi iki gruba ayrıldı. İlk gruba 3 yıl boyunca her gün 8mg roziglitazon, diğer gruba ise “ilaç görünmünde” vitamin hapları verildi. Üç yıl sonunda ilaç alan grupta 280 kişi şekere yakalanmışken, ilaç almayan grupta bu sayının 658 olduğu gözlendi. Roziglitazon, vücut hücrelerinin şekeri daha kolay almasını sağlayarak kandaki şeker miktarının düşmesini sağlıyor.

En hızlısı Türk erkekleri
Bu haber Türk erkeklerini kızdıracak cinsten... Hollanda’daki Leyenburg Hastanesi tarafından yapılan araştırmada, cinsel birleşme süreleri en kısa erkekler Türkler seçildi. Dr. Marcel Waldinger, ABD, İspanya, Hollanda, İngiltere ve Türkiye’yi içine alan araştırmasında dünyada en hızlı boşalan erkeklerin Türkiye’de olduğu sonucuna vardı. Buna göre Türk erkekleri sekse başladıktan 3.7 dakika sonra boşalıyor. Dünya genelinde erkeklerin ortalaması ise 5.4 dakika. Doktor, erken boşalma problemi çeken erkeklerin oranının yüzde 33’lere vardığını, ancak bunun psikolojik tedavi ile giderilebilecek bir rahatsızlık olduğunu kaydetti.

Kaynak: New Scientist
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Tags
kanserler

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Bütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 09:33 .