Nüve Forum

Nüve Forum > gazete haber ve makale yorumları > Toplum ve Yaşam > Sağlık > Dahiliye > Kalp ve Damar > kalp ve damar hastalıkları (ve diğer linkler)

Kalp ve Damar hakkinda kalp ve damar hastalıkları (ve diğer linkler) ile ilgili bilgiler


Kalp hastası olanların depresyona girmesi çok tehlikeli Stres doğrudan bir risk faktörü değil. Ama kalp krizinden sonra, özellikle by-pass geçirdikten sonra girilen depresyon çok önemli. Kalp hastası insanlarda depresyon varsa

Like Tree1Likes

Cevapla

 

LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 12.01.07, 12:29
nuvekolik
Ziyaretçi
 
İletiler: n/a
Standart kalp ve damar hastalıkları (ve diğer linkler)

Kalp hastası olanların depresyona girmesi çok tehlikeli

Stres doğrudan bir risk faktörü değil. Ama kalp krizinden sonra, özellikle by-pass geçirdikten sonra girilen depresyon çok önemli. Kalp hastası insanlarda depresyon varsa ölüm riski artıyor

Kalp sağlığı ile ilgili yayınınızı ilgiyle takip ettim. Ancak her yazı dizisi sonucunda “Stresin kalp üzerindeki etkisi yarın” diyorsa da bugüne kadar, sinirli tip olmanın, stresin veya deprasyonun kalp sağlığı üzerindeki etkisini yayınlayamadınız. Lütfen bu konuya da yer verir misiniz? İsmail B.
Hep bilinen, söylenen şu: Stres, damar sertliğini, yani atero sklerozu artıran, ona sebep olabilen, koroner yetersizliğine zemin hazırlayan risk faktörlerinden biri olarak sayılır. Ama stresi ölçmek mümkün değil. Hangi mekanizma ile etki ettiğini bilimsel olarak açıklamak mümkün değil. Stresi tarif etmek de, derecesini saptamak da mümkün değil. Çok bağırıp çağıran mı, yoksa herşeyi içine atan mı daha stresli, tarifi yok. O zaman stresin damar sertliğini artırıcı etkisini rakamlarla veya kesin olarak söylemek de mümkün değil. Bilinmesi gereken şu: stres kalp sağlığı için iyi değil.

* Stres koroner damarlara ne yapıyor da bu kadar etkili oluyor?
Stresin iki türlü ele almak mümkün. Bir; normal bir insan, damarlarında hastalık yok. Stres bu damarları hasta eder mi? İki, kişi hasta, başka faktörlerin de etkisiyle damarlarında darlık var. Stres buna nasıl etki eder? Bu ikincisinde stresin ne yaptığı belli. Stresle tansiyon yükselir, adrenalin deşarjı olur, taşikardi olur... Hastanın diyabeti varsa şeker regülasyonu bozulur. Bütün bunlar zaten damar sertliği için risk faktörleri. Ama koroner damarlarında hastalık olmadığı düşünülen bir kişide, stresin damarları hangi yoldan bozduğu ya da tek başına bozup bozmayacağı hakkında kesin bir şey söylemek de mümkün değil. Yalnız kanaat şu ki, damar cidarını bozan etkenlerden bir tanesi stres.

* Hocam bir de özellikle by-pass geçirmiş kişilerin depresyona girmesinin çok tehlikeli sonuçlar doğurabileceği söyleniyor...
Doğru. Kongrelerde de hep tartışılır durulur bu konu. By-pass ameliyatından sonra kişinin depresyonda olup olmadığını saptamak ve depresyondaysa bunu önlemek çok önemli. Bir kere ameliyat sonrası kendini toparlama, iyileşme dönemi çok önemli. Hastanın yeni durumuna uyum sağlaması gerek. Yoksa bağışıklık sisteminin kendini toparlama özelliği hep olumsuz yönde etkilenir. O yüzden hastanın depresyonda olup olmadığının tespiti ve ona göre bir tedavi sürdürülmesi önemlidir. Depresyon enfarktüsten sonra, nekahat döneminde de olur. Sadece ameliyattan sonra da olabilir.

* O zaman depresyon öldürücü olabilir deniyor...
Evet. By-pass’tan sonra depresyona girmek öldürücü olabilir. Çok dikkatli olmak gerekir. Kişinin hayata küsmemesi gerekir.

28 yıl önce kapak ameliyatı oldum

Hocam ben 77-78 yıllarında mitral darlığından Haydarpaşa Göğüs Cerrahi Hastanesi’nde ameliyat oldum. İki damar tıkalıydı, açtılar. Bugüne kadar ilaçla iyi bir hayat sürdürüyordum ve bundan sekiz ay önce anjü oldum. Damarlar temiz çıktı fakat kalp kapaklarımın tembel çalıştığını söylediler. Bu arada nefes borum ağrıyor, yokuş çıkarken bronşlarım ağrıyor başka bir şikayetim yok. Bu konuda kalple bir ilişkisi var mı beni bilgilendirirseniz memnun olurum. Mustafa Solmaz
28 yıl önce kapak ameliyatı olmuşsunuz. 8 ay önce yapılan anjiyo ile hem damarlarınız hem de kalp kapaklarınız tetkik edilmiş. Şikayetleriniz bununla ilgili olabilir. Anjiyo ile birlikte raporlarınızı bize ulaştırırsanız inceleyip daha ayrıntılı bilgi verebiliriz.

Doç. Dr. Besim Yiğiter

Anadolu Sağlık Merkezi Kalp Sağlığı Bölüm Başkanı

Vücut da boş durmuyor by-pass yapıyor!

Koroner kalp hastalıklarında, ekseriya gençlerde ilk kriz en tehlikelisi ve ölümcül olanıdır deniyor. Yaşlılarda koroner damarlarda yeni teşekkül eden kapiller oluşumların bir nevi by-pass görevi üstlenerek durumun vahametini azalttığını duyuyoruz. Bunun hakikatle bir alâkası olup olmadığını, varsa bu oluşumu teşvik edecek çareler olup olmadığını sayın doktorumuz Doç. Dr. Besim Yiğiter’den öğrenmek isterim. Saygılarımla... Suphi Şadi Ü.
Koroner damarlar zaman içinde yavaş yavaş tıkanıyor. İşte bu sırada vücudun da kendini tamir etme özelliği var. Bu sistem bazı kişide çok iyi gelişmiş, bazı kişide ise az. Bu şu demek, koroner damarlar yavaş yavaş tıkanırken, vücut da bu tıkanan damarları telafi edebilmek için yandan ince kılcal damarlar üretiyor. Yani tabiat by-pass yapmaya çalışıyor. Bu by-pass bazen tıkalı olan bölgeyi hayati tehlike yaratmayacak yeterlilikte besleyebiliyor. Bazen o bölgeyi öldürmüyor, canlı tutuyor. Yani kalbi temel görevlerini yerine getirecek derecede besleyebiliyor. Bazen de yetersiz kalıyor. Yaşlılarda hastalık genelde kronik ve yavaş yavaş ilerleyen bir hadise olduğu için damar kireçlenmesi, bu bizim ‘collateral’ dediğimiz kılcal yan damarlar gelişme fırsatı ve zamanı bulabiliyor. Ama gençlerde genellikle genetik faktör de kalp hastalığında rol oynadığı için ve bu hastalık genç yaşta ortaya çıkacak kadar agresif olduğu için hastalığın ilerleyiciliği, tahrip ediciliği de kuvvetli oluyor. Yani hastalık colleteral oluşumuna fırsat vermeyecek hızda, şiddette gelişebiliyor. Ama herkesde böyle değil. O yüzden genç kişilerde görülen koroner yetersizliği daha tehlikeli bir biçimde ortaya çıkabiliyor. Ayrıca gençlerin önünde çok daha uzun bir ömür beklentisi olduğu için hastalığın kötü etkilerine maruz kalma süresi de uzun oluyor.

* Hocam peki kalp krizi üçüncüde ***ürür denir. Bunda ne derece doğruluk payı var?
Bunun kesinlikle aslı astarı yok. Kalp krizi birincide de ***ürebiliyor. Çünkü çok şiddetli ortaya çıkabiliyor.

* Dört-beş kalp krizi geçirip de yaşayan var mıdır?
Tabii... Küçük küçük sayısız kalp krizi geçirebiliyor insan. Kimisini ayakta geçiriyor hatta. Bazısı ‘Kalbim ağrıyor’ diyor. O sırada aslında kalpte bir hasar olabiliyor. Yani sayısı yok. Birincide de ***ürebilir kalp krizi, onuncuda da. Ama her kalp krizi kalbi biraz daha hırpalıyor, fonksiyonlarını biraz daha bozuyor.

* Yani her seferinde risk artıyor...
Tabii. Çünkü her enfarktüsten sonra kalbin bir bölgesi daha ölüyor.

Dik oturmak sağlığa zararlı
Annelerİn çocuklarına sürekli “Dik otur” uyarısı yapmasının aslında sağlığa zararlı olduğu ortaya çıktı. İskoçyalı ve Kanadalı bilimadamlarının yaptığı araştırmada 90 derecelik bir açıyla dimdik oturmanın omurgaya fazlasıyla baskı yaptığı belirlendi. Bilimadamlarına göre masabaşında ya da bilgisayar karşısında en doğru oturma şekli hafif geriye yaslanarak yani 135 derece ve üzeri bir açıyla oturmak. Araştırma kapsamında üç farklı oturma şeklinin sırt kaslarına, omurgaya ve omurgadaki disklere ne kadar baskı yaptığı belirlendi. İncelenen ilk oturma şekli 70 dereceden az bir açıyla yani öne doğru eğilerek oturmanın omurgayı nasıl etkilediği oldu. Bu şekilde oturanların sırtın en alt bölümündeki kasları ve tendonları fazlasıyla zorladığı belirlendi. Omurgaya en fazla baskı yapan oturma şeklinin 90 derecelik açıyla yani dik oturmak olduğu belirlendi. Bu şekilde oturulduğunda omurgadaki diskler üzerinde büyük bir baskı oluştuğu görüldü. Ancak ayaklar yere basarken geriye doğru yaslanarak yani 135 derece ve üzeri bir açıyla oturulduğunda omurganın, disklerin, kas ve tendonların çok daha rahat olduğu belirlendi.

Sigarayı azaltmak işe yaramıyor
Sigara tiryakilerinin en büyük tesellisi, günlük içtikleri sigaralarının adedi azaltmaktır. Ancak bilimadamları, bunun sağlık için hiçbir yararı olmadığını ortaya çıkardı. Norveç’te yapılan ve 20 yıl süren araştırmaya göre sigarayı içmeyi azaltmak, sigaranın sağlık zararını azaltmıyor. Bilimadamlarına göre tiryakileri bekleyen kötü sondan kurtulmanın tek yolu bu kötü alışkanlığı tamamen bırakmak. Norveçli uzmanlar 51 bin kadın ve erkek üzerinde yaptıkları uzun süreli araştırmada katılımcıları sigara içmeyenler, içenler (günde ortalama 15) ve azaltanlar (15’ten 7’ye düşürenler) olarak 3’e ayırdı. 20 yıl süren araştırmalardan sonra sigarayı azaltanlarla, hala devam edenlerin arasında kalp krizi, akciğer kanseri gibi sigaraya bağlı hastalıklar nedeniyle hayatını kaybetme riskinin farklı olmadığı görüldü. “ Sigara içenlerin ’sigaryı bırakamadım ama azalttım’avunması geçersiz” diyen araştırmanın lideri Dr. Kjell Bjartveit’e göre, sigaranın zararlarından kurtulmanın tek yolu sigarayı tamamen bırakmak.
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 12.01.07, 12:31
nuvekolik
Ziyaretçi
 
İletiler: n/a
Standart Ynt: kalp ve damar hastalıkları

pass’tan bir ay sonra seks mübalağa etmeden denenebilir üç ay sonraysa hiç sınır yok!
Utana sıkıla “By-pass olmuş bir hastaya seks haram mı?” diye sordum Doç. Dr. Besim Yiğiter’e... Şöyle yanıtladı: İlk bir ay kesinlikle seks yok...


22.11.2006



Seks ilk 1 aydan sonra pasif durumda, mübalağa etmeden denenebilir. Üç aydan sonraysa hiçbir sınır yok. “Yani vurdulu kırdılı, göğüs kemiğini korumaya gerek kalmadan yapılabilir mi?” diye sordum bu kez. Kahkalarla gülerek, “Tabii yaşanabilir!” dedi

Hocam, by-pass’tan sonra nelere dikkat edilmeli?
Biz hayati tehdit yaratan tıkanıklıkları by-pass’la çözüyoruz. Ama o damarı hastalandıran faktörler devam ediyorsa damarlarda yeni tıkanıklıklar olabilir. Yani ameliyattan sonra ‘Ben bütün damarlarımı değiştirdim, yeniden doğdum’ olmuyor. By-pass yapmadığımız, dokunmadığımız, sağlıklı damarlar da ameliyattan belli bir süre sonra hastalanabilir. Taktığımız damarlar sağlıklı damarlar ama yıllar içinde onlar da hastalanabilir. Bunun için by-pass olan hasta ’Kurtuldum, bir daha problem yaşamam’ diyemez. By-pass ameliyatından sonra mevcut hayati tehlikeyi ortadan kaldırdıktan sonra uzun vadeli sonuç için hastanın kendi gayreti şart.

EŞİNİZ SİGARA İÇİYORSA HEMEN BOŞAYIN
Ne yapacak peki?
Bir kere sigarayı bırakacak. Çünkü sigara damarın endothel, yani koruyucu tabakasını bozuyor.

Nasıl bozuyor?
Bu da tartışmalı bir konu. Nasıl bozduğu belli değil ama içilmemeli.

Bir tanıdığım yeni by-pass geçirdi. Eskiden 2 paket içerdi günde, şimdi 3-4 taneye kadar düşürdü. Ama hala içiyor... Bu tehlikeli mi?
Bir tane bile içmemeli. İçenin yanında da olmayacaksınız. Kocası içiyorsa boşayacak. Karısı içiyorsa yine boşayacak. Şimdi by-pass ameliyatından sonra yapılacak ilk iş hasta sigarayı bırakacak, kilo verecek, yiyeceğine, içeceğine, diyetine dikkat edecek, eğer kan yağları yüksekse, eğer diyetle düşüremiyorsa, hareketle, egzersizle veya ilaçla düşürecek ve sedanter hayat yok, hareketli olacak, yürüyecek...

By-pass’a rağmen...
Tabii...

Ne kadar yürüyecek?
Kişiye göre değişir. En az günde yarım saat...

Gerçekten de by-pass’tan sonra böyle hareketli bir hayat, bu kadar efor sarfetmek doğru mu? O zaman seks de yapabilir mi by-pass’lı hasta?
By-pass ameliyatı olmuş bir kişi fizik aktivite, sosyal ve seks hayatı yönünden tamamen normale döner. By-pass ameliyatı iki şey için yapılır. Birincisi hastanın ölümünü ortadan kaldırmak ve uzun yaşamasını sağlamak için. İkincisi şikayetlerden, ağrılardan uzak konforlu hayat yaşamasını sağlamak için... Yani sadece ölümünü engellemek için değil. Bizim amacımız kişinin normal, aktif hayatına tamamen geri dönmesini sağlamak. Eğri, büğrü, sakat yıllarca yaşar. Ama istenen o değil. Sağlıklı, aktif bir şekilde iş ve sosyal hayatına dönsün ve bir de hayatı, ömrü uzasın.

İyi ama hocam by-pass geçiren bir hastanın yine de bazı şeylerden kaçınması gerekmez mi?
Bir ameliyat sonrası dönem var. Bir de sonrası... Tabii ki hastanın by-pass’tan çıktıktan sonra toparlanma, iyileşme döneminde dikkatli olması gerekiyor.

Ne kadar sürüyor bu dönem?
By-pass ameliyatından sonra kişinin iyileşmesi ve eski normal haline gelmesi ve ameliyatın sonuçlarından istifade etmesi üç ayda olur. Yani by-pass ameliyatının iyileşme süreci üç aydır. Ama bu demek değil ki, üç aylık zamanda hasta yatalak, düşkün durumda... Bir hafta sonra taburcu oluyor. Kendi işini kendi görüyor. Ama mesela eskiden tam mesai çalışan, ağır iş yapan kişinin o işe başlaması üç aydan sonra oluyor. Çünkü göğüs kemiklerinin kaynaması bile 2.5 ayı buluyor.

Yani tamamen iyileşme süreci 3 ay, öyle mi?
Evet. By-pass ameliyatından sonra kişi kendini ’Yarım insanım, artık işe yaramam’diye düşünmesin, tam tersi kavgalı, iddialı bir biçimde hayatına dönebileceğini düşünsün. Çünkü böyle. Dönüyorlar zaten...

Bazı hastalar ameliyattan sonra karakterim değişti diyor mesela. Bu doğru mu?
Karakter değişikliği ile ilgili söylenen çok şey var. Benim şahsi söyleyeceğim, karakter değişikliği olmaz. Ama ameliyattan sonraki dönemde tabii ki kolay bir iş değil. Ölmek var kalmak var. Bu kadar ağır bir işe soyunmuş olan, bundan kurtulmuş olan bir kişinin tabii ki psikolojik olarak sıkıntıları olacaktır. Bazıları hayatın kıymetini daha çok anlar. Hayata bakış açıları değişiyor tabii... Ama bu karakter değişikliği değil, başından geçen ameliyattan sonra olayları daha başka türlü değerlendirmesi olarak ele alınmalı. Aslında bu da kişiden kişiye değişiyor. Bazısı da ben ameliyat oldum zaten yarım insanım diye düşünüyor.

Peki hocam seks konusu? Cevabını tam alamadım.
Bizim hastalarımıza önerdiğimiz şu: İlk bir ay kesinlikle seks yok. Bu şundan dolayı. Göğüs kemiğini korumak için...

Bir açık kalp ameliyatına girmiştim. Ameliyattan önce boydan boya açılan göğüs kemiği, sonrasında resmen kalın tellerle tutturuluyor. Kaba kuvvetle...
Evet. Bu yüzden de ancak 2.5 ayda kaynıyor kemikler ve bu yüzden de seks fiziksel aktivite olarak ilk 1 aydan sonra pasif durumda, hiçbir şeyi mübalağa etmeden denenebilir. Üç aydan sonra da hiçbir sınır yok.

Yani vurdulu kırdılı yaşanabilir mi? Göğüs kemiğini korumaya gerek var mı?
(Gülüyor) Hayır. Yaşanabilir...


mine senocaklı
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 12.01.07, 12:31
nuvekolik
Ziyaretçi
 
İletiler: n/a
Standart Ynt: kalp ve damar hastalıkları

ne kadar riskli?
By-pass sanıldığı gibi hastanın masada kalma riski olan bir ameliyat değil. Risk oranı normalde yüzde 1. Ama hasta çok yaşlıysa, kiloluysa, kalp kasları zayıfsa, bir de şekeri varsa, bu oran biraz daha artıyor


21.11.2006



* Hocam dünkü yazımızda, ‘Kardiyologlar daha çok stentle tedavi yolunu seçiyor’ demiştiniz. Hastalar da stent istemez mi? Sonuçta risk daha az...
Zaten kardiyologlar da bu kozu kullanıyor. Stenti, ‘Kesmek yok, biçmek yok. Avantajı bu!’ diye anlatıyorlar. Tabii ki hastanın tercihi de stent oluyor. Ama bazı durumlarda ameliyatın şart olduğu anlatılmalı.

* Hangi durumlarda?
Damarı tutan lezyon çok uzun olabilir, çok sayıda stent kullanmak gerekliliği doğabilir. Oysa stent sayısı arttıkça stentin olumsuz sonuçları da o oranda artacaktır. Damar çapının küçük olması, ayrıca hastada diyabet gibi bir hastalığın olması, stentin uzun süreli olumlu sonuçlarını azaltabilecek faktörlerdir. Bu gibi özellikler mutlaka gözönünde bulundurulmalıdır.

* Stentte ölüm riski var mı?
Var. Ama tabii ki cerrahi müdahaleye oranla daha az. Binde 5-7 gibi... Ama bu işlem esnasındaki tehlikenin dışında, bunu takip eden dönemde olabilen problemleri de düşünmek gerekiyor. Uzun vadede, ameliyatın bilhassa tıkanıklık çok damardaysa daha iyi sonuç verdiği tartışmasızdır.

* By-pass’ta risk nedir peki?
Risk demek ameliyatta ölüm demek. By-pass ameliyatlarında risk yüzde 35’lerden başladı. İlk ameliyat 1967’de yapıldı. 1970’lerde çoğaldı. 1976’dan sonra da bir furya oldu. Zamanla by-pass sonuçları mükemmel hale geldi. İlk zamanlarda yüzde 35 ölüm riskiyle yapılan ameliyatlarda bu oran, artık yüzde 1.5, hatta yüzde 1 gibi çok düşük noktalara geldi. Hatta bunun da altına iniyor. Çünkü ölüm kalpten dolayı değil, ameliyatla müdahalenin getirdiği travmanın sonucu oluyor.

* Nasıl?
Ameliyat vücut için bir travmadır. Daha çok yaşlı insanlar by-pass oluyor. Doğal olarak bir sürü organlarında bir sürü problemleri daha oluyor. Anastezi alıyorlar... Böyle bir travmanın vücutta bilinemeyen, ölçülemeyen etkileri olabiliyor. Yani by-pass ameliyatlarında direkt kalpten ölüm çok düşük. Ölüm asıl böbrek, beyin ya da solunum yollarıyla, yani genel vücut problemleriyle ilgili sıkıntılardan kaynaklanıyor.

EN GÜVENİLİRİ MEME DAMARI

* Bir yakınımızın bacak damarları tıkanmıştı. Sigaradan... Tomografi sonuçları gösterdi ki vücut, tıkananan damarlar yerine daha başka damarları kullanmaya başlamış. Koroner damarlarda da bu mümkün olabiliyor mu?
Tabii... Vücut kendisi de by-pass yapıyor. Ama bir yere kadar. O zaman biz vücudun başka bir yerinden damar alıp kalbin o tıkalı olan damarına by-pass yapıyoruz.

* En çok nereden damar alıyorsunuz?
Pek çok yerden. Bacaktan, göğüsten...

* En iyisi göğüsten alınan damar deniyor, öyle mi?
Evet. By-pass ameliyatlarının sorunlarından biri de takılan damarların da günün birinde tıkanabiliyor olması... Eskiden klasik olarak bacak damarları kullanılıyordu. Ama bunların da bir müddet sonra kireçlendiği, tıkanabildiği görüldü. ‘Acaba daha iyi damar bulunabilir mi?’ diye çalışmalar yapıldı. Görüldü ki, meme damarı dediğimiz göğüs içindeki bir atardamar by-pass’ta kullanıldığında, uzun vadede, bacak damarlarına nazaran çok daha iyi sonuç veriyor. Daha güvenilir bir damar, kolay kolay da tıkanmıyor.

* Sebebi biliniyor mu hocam?
Bilinmiyor ama bir sürü teori var. Bir kere göğüs damarı atardamar, bacak damarı ise toplardamar. Yani karakterleri değişik. Bacak damarı kirli kanı taşıyan, damar yapısı başka türlü olan bir damar. Bu damarın bulunduğu yerden tamamen başka bir yere, üstelik toplardamarken atardamar sistemine bağlanıyor olmasının tıkanma sebeplerinin başında geldiği düşünülüyor. Yani içinden basıncı, oksijeni düşük bir kanı toplasın diye varolan bir damarı, siz tutup da yüksek basınç altında, kırmızı kan, oksijenli kan taşıyan bir hale getiriyorsunuz. Yine insanın kendi damarı ama doğal yeri orası değil. Kısacası by-pass yaptığımız damarlarda toplardamarlar atardamarlara oranla daha dezavantajlı. Bu yüzden göğüs damarı bir numaralı tercih edilen damar oldu. Ve hemen bütün cerrahlar, her hastada, eğer kullanmakta bir sakınca yoksa, yani o damar da hasta değilse, meme damarını kullanır oldular.

KOLAY KOLAY TIKANMIYOR

* Peki hocam memeden ne kadar damar alınabiliyor?
Meme damarı zaten yerinde... Onun sadece ucunu kalbin tıkalı olan damarıyla birleştiriyorsunuz... Yani yerinden çıkartmıyorsunuz. Oysa bacak damarını olduğu gibi alıp, yerini değiştirip kalbe yerleştiriyorsunuz. Sol göğüs damarı ise zaten kalbe yakın gidiyor. Göğüs boşluğundan damarın yolunu değiştirip, uğraşmadan kalbin üzerine koyuyorsunuz. Sağ göğüs damarı da kullanıldı. Ama sol kadar geniş kullanım alanı bulmadı. Bunun sebebi de yerinin kalbe daha uzak olması... Bir de eskiden kullanılıp da iyi olmadığı düşünülen, bizim ‘radial arter’ dediğimiz bilekteki atardamar da kullanılmaya başlandı tekrar. Bu damar da atardamar olduğu için, onun da bacak damarlarına oranla daha iyi sonuç verebileceği düşünüldü. Ama alındıktan sonra kolda sıkıntılar meydana getirebiliyor.

* Ne gibi sıkıntılar?
Bir kere bilekteki atardamarı alıyorsunuz. Bilek sürekli hareket halinde. Estetik açıdan da, hareket açısından da sorun olabiliyor.

* Yani kasılma mı oluyor? Rahat hareket ettirilemiyor mu kol?
Evet.

* Aynı sorun damar bacaktan alındıysa, bacakta da oluyor mu?
Olabiliyor. Ama o çok mühim değil... Bacakta aynı işi gören başka damarlar var. Kol damarlarında el kesmeye kadar giden sorunlar olabiliyor. Çünkü o atardamarı alınca yanlardaki küçük damarlar o işi göremeyebiliyor. İşte bunları kontrol eden testler var. Ancak bunları yaptıktan sonra damar alınıyor. Ayrıca koldan alınan atardamarın meme damarı kadar iyi sonuç vermediği de yapılan by-pass ameliyatları sonucu anlaşıldı. Ama bugün yine de tercih edilen damarlar arasındadır.



Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 12.01.07, 12:31
nuvekolik
Ziyaretçi
 
İletiler: n/a
Standart Ynt: kalp ve damar hastalıkları

by-pass olmak zorunda?
Doç. Dr. Besim Yiğiter, “Diyelim ki koroner damarları tıkalı 100 hasta var. Tedavi kararını verecek kardiyologsa, hastaların 70’i için ‘stent şart’ diyecektir. Eğer cerrahsa, 70’ine de by-pass yapılması gerektiğini söyleyecektir” diyor


20.11.2006



Diyelim damarlarınız alarm veriyor. Çözümü var, hem de bir değil, birkaç çözüm. En kolay çözüm ilaç tedavisi, ancak bu daralmanın sınırlı olduğu vakalar için geçerli... Yani erken tanı şart. Peki damar ‘ha tıkandım, ha tıkanacağım’ diye sinyal veriyorsa? Böyle durumlarda anjiyo ile tetkik gerekebiliyor. Sonrasında ise balon ya stentle damardaki tıkanıklık açılmaya çalışılıyor. Ama bu tedavi yöntemlerinin de yetersiz kaldığı durumlar oluyor. Anadolu Sağlık Merkezi Kalp Sağlığı Bölüm Başkanı Doç. Dr. Besim Yiğiter, “İşte o zaman by-pass şart” diyor.

DARLIK YÜZDE 60-70’E ULAŞTIYSA BY-PASS ŞART

* Hocam hangi tıkanıklıklarda by-pass gerekiyor?
Bir kere bu damarların yeri, sayısı, yüzde olarak tıkanma oranı önemli. Mesela damarda yüzde 30 oranında bir darlık varsa, by-pass yapılmıyor. Çünkü o darlıktan geçen kan, kalbin ihtiyacına yetebiliyor. Ancak tıkanıklık derecesi arttıkça, geçen kan miktarı azalıyor ve belli bir orandan sonra kalbin sağlıklı bir şekilde çalışması için yetmez oluyor. Yüzde 60-70 gibi bir tıkanıklıktan sonra sıkıntı başlıyor. Böyle bir durumda bu damara müdahale etmek gerekiyor. Yani by-pass kararı verirken üzerinde durulması gereken birinci konu damara müdahale edelim mi, etmeyelim mi? Burada damarın ne oranda dar olduğu önemli. İkinci konu ise darlığın yeri ve hangi damarı tuttuğu. Koroner damarın ucuna, sonuna doğru yaklaştıkça darlığın, tıkanıklığın önemi azalıyor. Ama tıkanıklık başta olursa daha ciddi problemler yaratabileceğinden by-pass gerekebiliyor.

* Tam olarak anlayamadım. Damar nasıl başta olursa hocam?
Damar kalpten çıkıyor ve dallara ayrılarak ilerliyor. İlerlerken de inceliyor... Sonunda, öyle bir inceliyor ki kayboluyor. İşte damarın başı demek dallandığı, çıktığı, kalın olduğu yer demek... Darlık başta olursa, damarın bulunduğu yeri suyun başı diye tabir edersek, sorun da daha ciddi, daha önemli oluyor. O zaman müdahale şart oluyor. Tam tersi ciddi bir darlık var ama damarın sonuna yakın. Böyle durumlarda herhangi bir müdahale gereği olmayabiliyor. Özetle koroner damarlara müdahale kararı, damardaki darlığın derecesine, bulunduğu yere, damar cinsine ve sayısına göre alınır. Bazen darlık bir damarda vardır, by-pass yapılma gereği olmayabilir. Ama iki-üç damarda tıkanıklık varsa ameliyat gerekebilir. Bir başka konu da müdahale gerektiren damarların hangi yöntemle açılacağıdır. Teknik olarak hastalar önce kardiyolog tarafından stent uygulaması teklifi alırlar.

* Yani hastanın by-pass olması gerekse bile mi?
Aslında ilaç, balon ve stent tedavisinden fayda görmeyen ya da göremeyecek hastalara by-pass önerilir... Öncelikle balon ve stent imkanı varsa, onlarla tedavi denenir. Ama teknik olarak veya tıkanıklığın gelişme biçimi balon ve stent koyulamayacak durumdaysa hasta ameliyata sevk edilir. Bu da gayet basit. Kardiyolog anjiyografi sonucuna bakıyor, ‘Senin damarlarında daralma var. Biz bunu stentle açabiliriz. Bu mümkün, tavsiyemiz de bu’ diyor. Veya ‘Senin damarlarındaki hastalık çok yaygın, hastalığın karakteri gösteriyor ki, bu tıkanıklığı bizim bugünkü teknolojiyle, balonla açmamız mümkün değil. Senin için ameliyat şart’ diyor. Düzen böyle çalışıyor, çalışmalı. Ama hastanın ilk müracaat ettiği hekim kardiyolog. Kardiyolog değişik yöntemlerle koroner rahatsızlığın şeklini teşhis ediyor. Dolayısıyla hastalığı ilk inceleyen ve yönteme karar veren kardiyolog oluyor. Ve stent işi de kardiyoloğun işi olduğu için, öncelikle ve biraz da taraflı olarak kendi işini, yani stenti öneriyor. Ancak kardiyolog izin verirse, hastayı cerrahın görmesinin yolunu açarsa, hastanın by-pass’a uygun olup olmadığı konusunda fikir verebiliyor cerrahlar.

* Doğrusu ne olmalı?
Diyelim ki, 100 koroner damar hastalığı olan ve durumları da ciddi olduğu için bir müdahale gereği olan bir hasta topluluğu var elimizde. Bu hastaları ilk gören kardiyologlar olduğu için, hastaların yüzde 70’i stent teklifi alıp, yüzde 30’u cerrahiye yönlendiriliyor.

Kardiyologların da cerrahların da hastaya aynı şeyi söylemesi lazım

* Hastaları önce cerrah görürse ne oluyor?
Eğer 100 hastayı kardiyolog değil de, cerrah görmüş olsa, oran tersine dönüyor. Yüzde 70’ine cerrahi yöntemi teklif ediyor, yüzde 30’unu stente yönlendiriyor. Burada şöyle bir durum ortaya çıkıyor. Aynı hasta grubu değişik tıbbi disiplinlere müracaat ettiği zaman tamamen değişik bir tablo ortaya çıkıyor. Yani aynı hastaya kardiyolog kendi yöntemiyle, cerrah da kendi yöntemiyle müdahale etme yolunu doğru buluyor. Oysa pozitif bilimi uygulayan profesyonel kadroların hemen aynı şeyi söylemesi gerekirken, bundan uzak bir durumun ortaya çıktığı görülüyor.

* Eyvah, olan hastaya olacak... Ama tabii cerrahlara bırakırsanız hemen kesip biçerler.
Bu bütün dünyada da böyledir, Türkiye’de de böyledir. O yüzden hastaların kardiyolog ve cerrahlardan oluşmuş, bizim ‘Tıbbi Konsey’ dediğimiz kurullar tarafından birlikte ve tartışılarak değerlendirilmesi, bu kararın daha doğru verilmesini sağlayacaktır.

Duyuru: ASM kalp ameliyatlarında fiyat farkı almıyor
Anadolu Sağlık Merkezi Kalp Sağlığı Bölümü, artık sadece kardiyolojik işlemlerde (anjiyo, balon, stent ve elektrofizyoloji) değil, kalp ameliyatlarında da (by-pass, kalp kapağı ameliyatları) fark almıyor. Üstelik bu uygulama, SSK hastalarından sonra şimdi Emekli Sandığı ve Bağ-Kur mensupları için de geçerli...


Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 12.01.07, 12:32
nuvekolik
Ziyaretçi
 
İletiler: n/a
Standart Ynt: kalp ve damar hastalıkları

yaşındaki biri de gidip halı sahada maç yapmasın, tehlikeli!
Futbol 40 yaşından sonra yapılacak bir spor değil. Kişi sağlıklıysa, kalbinde problem yoksa, halı saha maçında ölmez. Ama futbol öyle bir spor ki, şuur altında kişiyi kendini en iyi futbolcu gibi görüp, en tehlikeli hareketleri yapmaya itebiliyor


19.11.2006



Böyle bir durumda o güne kadar fark edilmemiş, hiçbir belirti vermemiş, normal teşhis yollarıyla da kalp hastalığı yakalanamamış kişilerde çok ciddi sorunlar ortaya çıkabiliyor. İşte ‘Halı saha maçında kalp krizi geçirdi, öldü’ denilenler onlar...

Hocam Türkiye’de çok yaygın şekilde halı saha maçları yapılıyor. Ve duyuyoruz, daha önce bin kere maç yapmış adam, kalp krizi geçirip birden ölüyor. Öyleyse spora nasıl başlamak lazım?

Bir kere sporun yaşa göre yapılması gerekiyor. Ama farkında olmadan, yaşından hiç de beklenmeyen, ‘Bu kadar genç yaşta da kalp hastalığı olmaz ki!’ dedirten, o kadar çok genç insanda gizli kalp hastalığı olabiliyor ki!

* Gizli kalp hastalığı nasıl oluyor?
Kişi hasta olmasına rağmen bunu bilmiyor. Çünkü hiç şikayeti olmuyor. Şikayeti olmadığı gibi, bu durumun rutin check-up’larda da görülemediği, atlandığı olabiliyor. Daha önce de konuştuğumuz gibi...

* Evet, Vestel Manisalı futbolcu Meduna’yı anlatmıştınız. Çocuk profesyonel futbolcu üstelik. Ama sezon öncesi yapılan check-up’ta kalp hastası olduğu anlaşılamıyor. Az kalsın Galatasaray maçında ölüyordu... Burada bir hatırlatma daha yapabilir miyiz? Nasıl oluyor da check-up’ta atlanabiliyor?
Check-up dediğimiz bildik, basit kalp EKG’si... Oysa kalp elektrosunda her zaman yüzde 30-40 yanılma payı olabilir. Yani hastalık atlanabilir. Bir ileri tetkik eforlu elektrodur. Ama onda da yüzde 15’lik bir yanılma payı vardır. Yani kalp hastalığı bu iki tetkikte de atlanabilir. Eğer kardiyoloğun hâlâ şüpheleri varsa, son lafı anjiyografi söyler. Burada yanılma payı hemen hemen hiç yoktur...

* O zaman halı sahada futbol oynayanların da kendilerine dikkat etmesi gerekiyor...
Tabii. Halı sahı maçlarında kalpten genç insanlar öldüğü gibi, futbol için uygun olmayan yaştaki kişiler için de bu spor tehlikeli olabilir. Mesela 45-50 yaşına gelmiş insanlar için...

* Bizim gazetede bu yaşlara gelip de halı saha maçı yapan çok insan var...
Tehlikeli... Futbol 40 yaşından sonra yapılacak bir spor değil. Kişi sağlıklıysa, kalbinde problem yoksa, kalpten ölmez tabii... Ama geç yaşta yapılacak bir spor değildir futbol. Bunu hastalarımıza söylediğimizde bazıları kendini zorlamadığını, bir keyif olarak, kendini strese sokmadan, rolantide oynadığını iddia edebiliyor. Ama futbol öyle bir spor ki, şuur altında kişiyi kendini en iyi futbolcu gibi görüp, frenlemeden en tehlikeli hareketleri yapmaya itebiliyor. Böyle bir durumda, ciddi, fark edilmemiş, belirti vermemiş, normal teşhis yollarıyla da yakalanamamış hasta grubuna giren kişilerde çok ciddi sorunlar çıkabiliyor. İşte halı saha maçlarında görülen kalp krizleri de böyle oluyor. Ayrıca çoğu kişi böyle bir spora başlarken normal, rutin tetkikleri de yaptırmamış oluyor. Oysa hangi tür spor olursa olsun, futbol olabilir, tenis olabilir, hatta kondüsyon çalışması olabilir, belli yaşın üzerindeki kişiler spora başlamadan önce mutlak surette sağlık kontrolünden geçmelidir.

* Rutin sağlık kontrolünde neler olmalı peki?
Bir kere fizik muayene için bir hekime müracaat edilmeli. Mümkünse bir kardiyoloğa, yoksa iyi bir dahiliyeciye... Hekim kişinin hikâyesini dinleyecek, tansiyonunu ölçecek, kalp elektrosunu çekecek, kan değerlerine bakacak. Kolesterol, trigliserit, şeker gibi... Ancak bütün bunlardan sonra kişinin futbol oynamasının uygun olup olmadığına karar verilmelidir. Doğrusu budur.

Futbol oynarken kalp 3-4 kat daha fazla kan pompalar

* Futbol kalbi yorar mı?
Vücudu da yoruyor, kalbi de yoruyor. Ama futbolda sorun sadece bu değil. Sağlıklı bir kişide iskelet ve adale sistemiyle ilgili problem ortaya çıkabilir. Çarpmayla, düşmeyle kırıklar oluşabilir. Tansiyon yükselebilir...

* Bir arkadaşım var, 50 yaşında. ‘Kalbim yorulur’ deyip, hiç spor yapmıyor. Hatta merdiven bile çıkmıyor... Bu doğru mu peki?
Hayır. Sağlıklı bir insanın spor yapması demek, kalbini yorması demek değil. Aksine hareketli bir hayatın, yaşa uygun sporun genel sağlık açısından kalbe de yararı var.

* Ne tür sporlar peki?
Spor yaşa ve kişiye göre değişir. 30 yaşındaki insan koşar. 40 yaşındaki tempolu yürür...

* Peki yüzme?
Tabii. Her yaşın yapabileceği en uygun spor.

* Ama halı sahada maç değil...
Değil... Futbol olsun, basketbol olsun, bunlar çok kısa sürede, çok efor isteyen sporlar... 45-50 yaşındaki biri de gidip halı sahaya futbol oynamasın. Ama 22 yaşındaki bir çocuğa da, ‘Sen futbol oynama, bırak, kalbini hasta eder, yorar’ denilemez... Hareketsiz, hantal, devamlı oturarak yaşayan insanlar kalp hastalığı açısından risk altında. Bilhassa ailevi faktör de varsa, kişinin diyetin dışında, kilo almamaya, kilosunu belli bir düzeyde tutmaya çalışması gerek. Bunun için de spor yapmalı. Bu da kişiye göre, yaşa göre değişir. Ama herkese verilecek en iyi mesaj mümkün olduğu kadar yürüyüştür.

* Ne kadar yürünmeli?
Günde bir saat yürünmeli. Ama 80 yaşındaki adam da okur bunu, 1 saat yürümeye kalkar. Oysa o yaştaki bir insanda başka hastalıklar olabilir. Bu yüzden onun bir doktor kontrolünden sonra ne kadar ve hangi tempoda yürüyeceğine karar verilmeli.

* Kalbin istirahat halindeyken vücuda 60-80 kez kan pompaladığı söyleniyor. Peki hareket halindeyken, mesela futbol oynarken ne kadar kan pompalıyor?
İstirahat halindeyken kalbin tüm vücuda pompaladığı kan miktarı aşağı yukarı 5-6 litre.

* Vücudumuzda toplam ne kadar kan var?
5-6 litre... Kalp vücudun bütün bu kanını bir dakikada devredebiliyor. Ama kişi efor sarfederse bu miktar değişiyor. Eforun da çeşidi var tabii... Yürümek, koşmak, basketbol oynamak, futbol oynamak... Eforun derecesi arttıkça vücudun genel olarak harcadığı enerjiyi karşılayalabilmesi için kalbin daha fazla kan pompalaması gerekiyor. O zaman bu kan ihtiyacı 3-4 misline kadar çıkabiliyor. Yani kalp dakikada 5-6 litre kan pompalarken, bu miktarın 15-20 litreye çıkması gerekebiliyor. İşte o zaman koroner damarlarda sorun varsa, şikayetler başlıyor. İstirahat halinde kalbe gelen kan kalp adalelerini çalıştırmaya yetiyorken, kalp 3-4 misli daha fazla kuvvetle çalışınca, bu kan kalp adalelerini çalıştırmaya yetmez oluyor. O zaman hastalık belirtileri ortaya çıkıyor. En tipik belirti de göğüste, sol kola yayılan ağrı... Bu ağrı kalp damarlarında bir daralma var demek. Ama kalp hiçbir belirti vermeyebiliyor da. İşte en tehlikelisi, futbol maçı sırasında öldüreni de bu...

Osman Yağmurdereli kanseri nasıl yendi?
Ne zaman televizyonda rastlasak onu hep gülerken görürüz. Osman Yağmurdereli’nin kanserden kurtulmasının ardında yatan nedenlerden biri de bu zaten. Pankreasında kitle tespit edilen Yağmurdereli, haberi doktorundan öğrendiğinde ‘Kader’ demiş ve uzun süredir görüşmediği ablası ve eniştesini arayıp hastaneye çağırmış. Peki sonrası? Sonrası ve çok daha fazlası Türkiye’nin en çok okunan haber dergisi Haftalık’ta. “Kanseri nasıl yendiler?” yazısında...


Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 12.01.07, 12:33
nuvekolik
Ziyaretçi
 
İletiler: n/a
Standart Ynt: kalp ve damar hastalıkları

balon yöntemi çözüm değil!
Kalbinizin derdini en iyi anjiyo anlar. Ve eğer ki damarlarınızda tıkanıklık varsa, kesin olarak ortaya koyar. Sıra çözüme gelir... Damarları açmak için yakın bir geçmişe kadar sık uygulanan balon tekniği, artık çözüm değil!


17.11.2006



Dünden kısa bir hatırlatma ile başlamak istiyorum bugünkü yazıya. Anadolu Sağlık Merkezi Kalp Sağlığı Bölümü Başkanı, Kalp Damar ve Göğüs Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Besim Yiğiter, “Kalp elektrosunda her zaman yüzde 30-40 bir yanılma payı olabilir. Bir ileri tetkik eforlu elektrodur. Ama onda da yüzde 15’lik bir yanılma payı vardır. Yani kalp hastalığı iki tetkikte de atlanabilir. Son lafı anjiyografi söyler. Yanılma payı hemen hemen hiç yoktur” demişti. Doç. Yiğiter’le kaldığımız yerden devam ediyoruz.

ANJİYODA TEHLİKE VAR MI?

* Hocam anjiyografi nedir? Nasıl yapılır?
Kasık damarından katater dediğimiz, çok ince, içi boş bir tel sokuluyor ve kalbe doğru yönlendiriliyor. Bu arada skopi adı verilen röntgen cihazlarıyla kataterin izlediği yol görülebiliyor. Kardiyolog, skopi yardımıyla katateri kalbi besleyen koroner damarların çıkış ağzına kadar ilerletiyor, sonra kalbin içine giriyor ve tam bu anda ilaçlı bir madde enjekte ediyor. Normalde koroner damarlar görülmez. Ama enjekte edilen bu madde röntgende görülebilen bir madde ve damarın silüetini tıpkı bir ip gibi görünür hale getiriyor. Bu arada damar üç-dört açıdan birden görüntüleniyor. ‘Gölgede kalan bir darlık atlanabilir’ gibi şüpheleri ortadan kaldırmak için... Ve böylece damarlardaki küçücük bir daralma, tıkanma, düzensizlik ya da plak dediğimiz hastalık belirtisi olan bulgular tespit edilebiliyor.

* Anjiyonun tehlikesi var mı peki? Çünkü duyuyoruz, ‘Hasta anjiyo sırasında öldü’ deniyor. Bu doğru mu?
Anjiyonun tehlikesi hemen hemen yok gibi. Tabii ilk zamanlarda teknoloji bu kadar iyi değildi. Bu işi yapan kişiler bu kadar ehil değildi. Bazı komplikasyonlar oluyordu. Ama bugün hemen hemen anjiyonun hiç tehlikesi yok diye düşünmek lazım. Aslına bakarsanız, bazen küçücük bir enjeksiyonun bile tehlikesi var. Bir ağrı kesici iğne yaparsınız. Kimsenin aklına bir şey olacağı gelmez. Ama alerjik reaksiyon olur veya iğne gider bir sinire rastlar, felce bile yol açabilir. Diyeceğim, anjiyo için de tamamen tehlikesiz, hiçbir şey olmaz demek mümkün değil. Ama ‘Anjiyo tehlikeli’ gibi bir düşünceyi akla getirecek bir durum da yok ortada.

* Hiç mi tehlike yok?
Tabii ki var. Anjiyo sırasında bazı komplikasyonlar olabilir. Katater dediğimiz tel, kalbin bir tarafını uyarabilir. Koroner damarın içinden geçerken, tıkanıklık nedeniyle damarı zorlayabilir. Veya kalbin içine enjekte edilen ilaçlı madde kısa bir süre kalbi kansız bırakıp bazı reaksiyonlara sebebiyet verebilir. Ama bunlar son derece nadir reaksiyonlardır. Ve çözümleri de vardır. En kötü ihtimalle anjiyo sırasında kalp durması bile olsa, elektrik şokuyla, yani hastayı yeniden canlandırma girişimiyle problem çözülebilir. Nasıl arabaya binip kaza yapma ihtimalini düşünmeden bir yere gidiyorsak, anjiyo için de olabilecek tehlikeleri düşünmeden karar vermeliyiz. Risk ancak bu kadardır.

EN İYİSİ KASIKTAN GİRMEK

* Peki anjiyoda hep kasık damarlarından mı girilir?
Anjiyo icat edildiğinde ilk giriş yeri kol damarıydı. Damar cerrahi olarak açılır ve katater öyle sürülürdü. Ama teknoloji gelişti. Artık cerrahi girişim yapmadan, sadece cilt altından, enjektörle girilen bir yöntem bulundu. Bu da en kolay şekliyle kasık damarından uygulanıyor. Artık sadece çok mecbur kalındığında, kasık damarlarının tıkalı olduğu hallerde kol damarları kullanılıyor.

* Çok sigara içenlerde kasık damarları tıkalı olabiliyor, değil mi?
Genellikle... O zaman kolu kullanmak mümkün. Ama bugün hemen hemen rutin olarak kasık damarı kullanılıyor.

* Peki neden kasık damarı?
Çünkü çok geniş... Aort damarı kalpten çıktığında çok kalındır. Sonra iki kalın damar olarak ayrılır vücutta. Aşağılara inerken daralır. İşte kasıktaki damar hem yüzeyde, yani bulması kolay ve hastanın nabzını almak mümkün hem de kalın.

* Ne kadar kalın?
Serçe parmağı kadar. Yani 1 cm. civarı... Üstelik çeperi de kalın. Bir de kasık damarı çok kıvrım yapmadan, çok düz bir yol izleyerek kalbe gidiyor. Oysa koldan anjiyografi yapıldığında kataterin çok viraj dönmesi gerekiyor. Katateri ilerletmek zorlaşıyor. O yüzden de kasık damarı daha iyi...

* Peki anjiyoda, hastanın birkaç damarı tıkalı çıktı diyelim. Sonra ne yapılıyor? Hemen stent mi takılıyor?
Stentten önce bir başka girişim var; balonla açma... Stent daha bulunmadan, icat edilmeden önce akıllı bir kardiyolog diyor ki, “Anjiyoda tıkalı olduğunu gördüğüm koroner damarlara öyle bir şey yapayım ki açılsınlar. İşte görüyorum, damarın içinde belirgin bir daralma var. Bu damardan daha ince bir telle içeri girsem, oraya kadar bu teli soksam, o telin ucunda da bir balon olsa, o balon sönükken damarın dar olan kısmına yerleştirsem... Sonra öyle bir sistem olsa ki, o balonu vücudun dışından şişirsem... Balon tam o darlığın içindeyken şişse, böylece darlığı geri itse, orada bir boşluk yaratsa, damarı genişletse... Sonra da balonu söndürsem, geri çeksem.” Bu fikri ilk kez İsviçreli kardiyolog Grüntzig ortaya attı ve teknolojinin de yardımıyla hayata geçirdi. Tabii tıp sanayii hemen bunun üzerine çullandı. Balonların kullanımı daha efektif hale getirildi. Uzun süre koroner damarlar, ‘koroner damarların balon anjiyoplastisi’ denilen bu yöntemle açıldı.

BALON KABA GÜÇLE İŞ YAPIYOR

* Artık bu yöntem kullanılmıyor mu?
Çok nadir. Çünkü bazı sıkıntılar ortaya çıktı. Bu yöntemin damarlardaki problemi tam çözemediği anlaşıldı. Çünkü koroner damarlarda oluşan ‘aterosklerotik plak’ dediğimiz o damarı daraltan patolojik durum, nihayetinde orada bir doku. Bu balonun yaptığı ise o dokuyu fiziksel olarak kaba bir güçle duvara doğru itmek. Bir an için damar açıldı gibi gözüküyor ama aslında hastalık, yani plak orada duruyor. Bir de doku itildiği, yaralandığı, berelendiği için daha agresif hale geliyor. Dolayısıyla balon yöntemiyle damarın etkili bir şekilde açıldığı görüldüğü halde, bir müddet sonra, hem de çok kısa bir süre sonra, tekrar daraldığı, bazen ikinci bir müdahaleye meydan veremeden hastanın dramatik şekilde hayatını kaybettiği görüldü. O zaman şöyle düşünüldü: Bu balonla istediğimiz sonucu alamadık, acaba damarın tekrar daralmaması için ne yapmalıyız? Balonla damarı bir güzel açtık. Hep öyle kalsa keşke. Ama kalamıyor. Ne yapmak lazım? İşte o zaman stent icat edildi.

***


Grip aşısı kalp krizi riskini yarıya indiriyor

Kış yaklaşırken, grip aşısı olanların sayısı da artıyor. Artık eczanelerden bile kolayca erişilebilen aşının sadece grip gibi basit bir hastalığa karşı değil, kalp krizi gibi ciddi bir hastalığa karşı koruduğu da ortaya çıktı. Polonya’da yapılan ve Chicago’da düzenlenen Amerikan Kalp Vakfı konferansında sunulan araştırmaya göre, grip aşısı olmak koroner kalp hastalarının kalp krizi veya kalbe bağlı diğer hastalıklar nedeniyle hayatlarını kaybetme riskini yarı yarıya düşürüyor. Türkiye’de yaklaşık 1.6 milyon koroner kalp hastası olduğu ve her yıl 130 bin insanın kalp ve damar hastalıklarından yaşamını yitirdiği göz önüne alınırsa, bu haber daha da önemli hale geliyor.

Polonyalı bilim adamlarının araştırmasında 658 koroner kalp hastası iki gruba ayrıldı. 325 hastaya grip aşısı yapılırken, 333 hastaya da “yalancı ilaç” verildi. 296 gün sonunda, aşı olmayan grubun kalp krizi geçirme, beklenmedik şekilde kalbe bağlı diğer hastalıklardan ölme riskinin, aşı olanlara göre 2 kat daha fazla olduğu ortaya çıktı. Araştırmayı yorumlayan Colombia Üniversitesi’nden Kardiyolog Leroy Rabbani, “Grip, kalp hastaları arasında zaten öldürücü bir hastalıktır. Gribe yakalanmayı önleyen aşılar da kalp hastaları için oldukça yararlı olacaktır” dedi.


***

Kalbi daha az atan daha çok yaşıyor

Fransız Ulusal Sağlık ve Tıp Araştırma Enstitüsü (INSERM) tarafından yapılan araştırmaya göre, kalbin daha az atması ömrü uzatıyor. 20 yıl boyunca 4 bin erkek üzerinde yapılan araştırmanın sonuçlarına göre, dinlenmiş bir durumdayken kalbi, gün içinde attığından 7 kez daha az atan orta yaşlı birinin 20 yıl içinde hayatını kaybetme riski yüzde 20 azalıyor. Nabzı 7 kez ve üzeri atanların ise aynı sürede ölme riski yüz 78’e yükseliyor. Doktorlar, herkesin kendi kalp atışlarını ölçebileceğini belirterek, bunun en iyi yönteminin, 5 dakika dinlendikten sonra 1 dakika boyunca nabzı ölçmek şeklinde olacağını belirtiyor. Ortalama bir insanın nabzının dinlenmiş halde 60-80 kere attığı hesaplandı.



Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 12.01.07, 12:33
nuvekolik
Ziyaretçi
 
İletiler: n/a
Standart Ynt: kalp ve damar hastalıkları

Doktorun istediği testleri yaptırın hayatınızı kurtarın
Doç. Dr. Besim Yiğiter, “Kalp elektrosunda her zaman yüzde 30 ila 40 arasında yanılma payı olabilir. Bir ileri tetkik eforlu elektrodur. Ama onda da yüzde 15’lik bir yanılma payı vardır. Son lafı her zaman anjiyo söyler” diyor


16.11.2006



40 yaş, yolun yarısını geçmek demek... Yolun yarısından sonrası ise sağlık açısından viraj, bazen de şarampolle dolu. Prostattan kansere, solunum yolları hastalıklarından karaciğere, artık yorulan vücut sinyallerini yollamaya başlar. Siz kırlaşan saçlara, göz altı kırışıklıklarına yoğunlaşırken, görünmez sorunlar içinizde birikmeye başlar. Göremezsiniz belki, ama hissedersiniz. Hoş, çoğumuz hissetmemeyi tercih ederiz. Sanki hissetmeyince sorun ortadan kalkacakmışçasına... Oysa ortadan kalkmaz, tam tersine kronikleşir, sizi süründürür, sonra da devirir. Bazen size zaman tanır, bazense acımasız olur, ilk uğradığında en iyi ihtimal hastaneye, kötü ihtimal mezara taşır. Ve ne yazık ki söz konusu kalp ve damar sorunlarıysa, bu kötü ihtimal, ihtimalin ötesindedir. 40 yaşını aşmış her 10 kişiden dördünün ölüm sebebidir.

Bu durumda vücudun verdiği sinyalleri hissetmeyi beklemek bile hata, zira hissettiğinizde her zaman çok geç olacak. Yapmanız gereken sadece iyi bir kardiyolağa gitmek. Diyelim ki kentte yaşamıyorsunuz, öyleyse iyi bir dahiliyeciye başvurmanız da yeterli. Doktorların yapacağı ilk iş sizin risk haritanızı belirlemek. Ailede kalp sorunu olup olmadığı zaten sohbette ortaya çıkar. Var mı? Öyleyse biraz daha işiniz var! Sırada sigara tiryakiliği ve kilolar var. Sigara tiryakisiyseniz, etten vazgeçemiyorsanız, kemerinize ek delik açtırdıysanız, doktorun da sizinle işi var! Önce kan testleri... Testler yalan söylemez, bazen de acı söyler. Trigliserit, kolesterol, yani kandaki yağ oranlarınız ve bir de kan şekeriniz yüksekse, damarlarınızın başı dertte olabilir. Zira tüm bu veriler yüksekse, damar sertliğine, dolayısıyla da kalp krizine yol açabilir.

Bir kalp elektrosu şart oldu artık. Çektirdiniz, sorun yok. Yok öyle, hemen derin nefes almak... Anadolu Sağlık Merkezi Kalp Sağlığı Koordinatörü, Kalp Damar ve Göğüs Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Besim Yiğiter, “EKG’de her zaman yüzde 30 ila 40 arasında yanılma payı olabilir. Bir ileri tetkik eforlu elektrodur. Ama onda da yüzde 15’lik bir yanılma payı vardır. Son lafı anjiyografi söyler. Çünkü yanılma payı hemen hemen yoktur” diyor.

Sonuç temizse, artık derin bir nefes alabilirsiniz. Yok eğer damarlar alarm veriyorsa, sizi ciddi bir perhiz ve ilaç tedavisi bekliyor. Hiçbirinin kaçarı yok!

NASIL Kİ CİLDİNİZ YAŞLANIYORSA DAMARLARINIZ DA YAŞLANIYOR

* Hocam kalp krizinden korunmak için hangi yaştan sonra, hangi tetkikleri yaptırmak lazım?
Ailesinde kalp krizi öyküsü olan ya da herhangi bir şekilde kalp sorunu var mı, yok mu anlamak isteyen bir kişi ilk olarak bir kardiyoloğa başvurmalı... Ama Anadolu’daki kasabalarda kardiyolog bulmak zor olabilir. Bir dahiliyeciye de gidilebilir. En azından bir ön tetkik yapılır. Genelde en basit tetkik de elektrodur. Onun dışında risk faktörlerini araştırmak gerekir. Fiziksel muayene ile tansiyonunuzu tespit etmek, kan tahliliyle kan yağlarının yüksek olup olmadığını anlamak, şekerle ilgili dikkat çeken bir bulgu var mı bakmak gerekir. Kalp hastalığına sebebiyet verecek risk faktörleri, gerek labaratuvar bulgusu olarak, gerekse klinik muayeneyle tespit edildiğinde bir adım atılmış olur. Tabii veriler pozitif çıktı diye kişinin illa kalp hastası olması da gerekmez.

* Kaç yaşından itibaren bu tetkikleri yaptırmamız gerekiyor?
40 yaşından sonra herkesin, yılda bir kez yaptırmasında fayda var.

* Neden 40 yaşından sonra?
Yaş ilerledikçe damarların tabii olarak hastalanması, yıpranması artıyor. Nasıl cildimiz yaşlanıyorsa, damarlarımız ve organlarımız da yaşlanıyor.

FUTBOLCU MEDUNA’NIN KALP HASTASI OLDUĞU NASIL ATLANDI?

* Peki hocam, EKG kalpte sorun olup olmadığını kesin olarak gösterir mi? Bunu şu yüzden soruyorum. Biliyorsunuz, Vestel Manisalı futbolcu Meduna sezon başında chek-up’a giriyor. ‘Sağlam’ raporu veriliyor. Profesyonel futbolcu çocuk. Ama Galatasaray maçında ölüyordu. Futbolu bıraktı. Nasıl olur da, chek-up’ta sorun olduğu atlanır?
Atlanır. Çünkü rutin tetkik olarak ne yapıyorlar? Çok az şey! Check-up dediğiniz şey EKG, yani kalp elektrosu. Elektroda, kalpte bir sorun olduğu çıkmayabilir. Bir de taksirat denen bir şey var. Ne yaparsan yap anlaşılmıyor... Normal elektro hastalığın yüzde 60-70’ini gösteriyor, yüzde 30-40’ını göstermiyor. Sonra efor testi yapıyorsun, efor testi bu görülmeyen kısmı biraz daha küçültüyor. Ama yine efor testinde de kişi hasta olduğu halde yüzde 15-20 oranında normal çıkıyor. Veya tam tersi oluyor, hasta değilken hasta gösteriyor.

* Yani normal elektroda da, eforlu elektroda da yanılgı payı var...
Evet. Bütün bu teşhis metodlarının hepsinde yanılma payı var. Bütün bu testler koroner yetersizliğin bir kısmını gösterir. Çok önemli bir kısım atlanabilir. Dediğim gibi normal bir elektro tipik bir kalp hastalığını, ilerlemiş bir koroner yetersizliğini yüzde 60-70 oranında gösterir. Eğer doktorun şüpheleri varsa, bir ileri tetkik efor testidir. Efor testi teşhisi biraz daha hassaslaştırır. Hastalığı yüzde 85 oranında teşhis edebilir. Ama bir yüzde 15’lik oran var ki, eforlu elektro da teşhis edemez. Tabii bunun tersi de var. Hastalık olmadığı halde, EKG ve eforlu elektroda, varmış gibi şüphe uyandıran bulgular da çıkabilir.

* O zaman ne yapmak lazım?
Bütün bunlar hastalık hakkında tabii ki büyük oranda bilgi verir. Ama sonuç yüzde 100 negatif çıktığı zaman bile, kalp hastalığı yok demek değildir. O zaman teşhisi garantiye almak için yapılacak iş, tecrübeli ekibin şüphelenmesi ve klinik olarak daha ileri tetkikler istemesiyle ortaya çıkabilir. Daha ileri tetkik de koroner anjiyografidir.

Anjiyoda yanılma payı hemen hemen yok

* Kalp hastalıklarının tanısında anjiyo dışında kesin tanı sağlayabilecek yeni bir yöntem var mı?
İğnesiz, ameliyatsız anjiyografi diye de lanse edilen tomografik tetkikler var. Bunlar da koroner damarların durumunu gösteriyor. Ama son lafı söyleyen, en hassas teşhis yöntemi koroner anjiyografidir. Hekim daha basit tetkiklerle, elektroyla, efor testiyle durumu aydınlığa kavuşturamazsa anjiyo tetkiki ister. Ve son lafı anjiyo söyler. Anjiyoda yanılma hemen hemen yoktur.

* Peki ya kireçlenme testinde?
Koroner anjiyografi çok basit ve kolay yapılır hale geldi. Ama yine de kasıktan yapılan bir işlem. Damar yoluyla bir kateter sokuluyor kalbin içine... Bunun daha basit şekli olabilir mi diye teknolojik olarak çok çaba sarfediliyor. Ama şu anda durum bu... Teknik olarak daha ayrıntılı tomografi ve görüntüleme cihazları yapıldı. Bunlar da giderek gelişiyor. Anjiyografi yapmadan, yani kalbin, damarların içine ilaç vermeden ve damardan kateter sokmadan, röntgen filmi çeker gibi, bildiğimiz tomografi işlemi gibi yapılıyor. Böylece herhangi bir cerrahi müdahale olmadan koroner damarların iç yüzü görülebiliyor. Ama bu bilgiler klasik anjiyografinin yerini tutmuyor. Sadece o hastada anjiyografiye gerek var mı, teşhis etmek için kullanılıyor. Ne demiştik, EKG, eforlu elektro bizi teşhise biraz daha yaklaştırır. Dolayısıyla bu tomografiyle damarların kireçlenmesi konusunda biraz daha ayrıntılı bilgiye sahip olunabilir. Ve en azından denir ki, ‘Senin damarlarında kireçlenme var.’ Ama ayrıntılı teşhis koymak için, ameliyat yapılacak mı diye karar vermek için ya da ameliyatın planlamasını yapmak için anjiyo şart.


Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 12.01.07, 12:34
nuvekolik
Ziyaretçi
 
İletiler: n/a
Standart Ynt: kalp ve damar hastalıkları

kalbi tekin değil!
40 yaş üstü erkekler, kalp krizinin en sevdiği tipler. Ama kalp sadece erkekleri vurmaz. Kadınların da kalpten korkması lazım. Özellikle de menopozdan sonra. Zira risk katlanıyor...


15.11.2006



Kalp krizinden en çok kimler korkmalı? Kadınlar mı, erkekler mi? Anadolu Sağlık Merkezi Kalp Sağlığı Koordinatörü, Kalp Damar ve Göğüs Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Besim Yiğiter’in bu soruya verdiği yanıt net: “Eskiden kalp erkek hastalığı diye bilinirdi. Ama öyle değil. Artık kadınlarda da ‘kalp krizi’ çok sık görülüyor. By-pass ameliyatına girenlerin yüzde 55’i erkek, yüzde 45’i kadın. Yani kalp her iki cinsi de tutan bir hastalık.”

İŞ HAYATININ ETKİSİ
* Hocam, kalp erkek hastalığı mı?
Kalp erkek hastalığı diye bilinirdi. Ama son zamanlarda kadınlarda da koroner damar hastalığı, enfarktüs ve kalp krizinin sanılandan daha sık görüldüğü ortaya çıktı. Hatta eskiden by-pass ameliyatına girenlerin yüzde 70-80’ini erkekler, yüzde 20’sini kadınlar oluştururken, şimdi bu oran hemen hemen yarı yarıya geldi. Artık yüzde 55 erkek, yüzde 45 kadın... Demek ki, kalp krizine yakalanma riski hem kadında hem erkekte birbirine yaklaşmaya başladı.

* Kadınlarda menopozdan sonra risk artıyor deniyor. Bu doğru mu?
Kadınlarda kalp krizi riski menopozdan sonra artıyor. Ama ‘Bu risk yaşın etkisiyle mi artıyor, yoksa birtakım hormonal etkiler mi var?’, bunlar henüz izah edilemiyor. Ama bilinen şu ki, kadınlarda son zamanlarda kalp krizi daha çok görülüyor. Neredeyse erkekler kadar... Artık bu bir erkek hastalığı değil, her iki cinsi de tutan bir hastalık. Burada sigara faktörü var tabii... Kadınlar da artık daha çok sigara içiyor. Erkekler kadar onlar da iş hayatının içindeler... Yani stresin etkisi var...

* Erkeklerde kalp en çok hangi yaşlarda görülüyor?
40 yaşın üstünde. Özellikle de ‘55 yaşın üzerinde erkek olmak’ kalp krizi geçirme riskini artıyor.

Yüksek tansiyona dikkat!
* Hocam, dün ‘Kan değerleri konusunda uyulması gereken limitler oldukça aşağıya çekildi. Bizde 200’ün altı normal kabul ediliyor ama total kolesterol 170-180 olmalı’ demiştiniz. Peki ya diğer rakamlar ne olmalı? Mesela tansiyon?
Bu da tartışmalı bir konu. 12, hatta 13’ün üstü için yüksek tansiyon diyebiliriz.

* Peki hangi yaş grubunda tansiyon ne olmalı? ‘Yaşının önüne bir ekle, tansiyonunu hesapla’ teorisi doğru mu? Örneğin, yaş 40. Tansiyon 140, yani 14 gibi...
‘Yaşlanınca tansiyon ne olmalı?’ gibi hesaplar var böyle. Ama bunlar da tartışma konusu. Bence 13’ün üstünde yüksek tansiyon başlıyor. Yükseldikçe de tehlike artıyor... 13.5, 13.6, zaman zaman 14, kabul edilebilir. Ama daha üstü, hayır. Bir de tansiyon öyle stabil bir rakam değil. Vücudun hareketiyle, değişik durumlarıyla dalgalı şekilde gidiyor. Şimdi gidip koşun, tansiyonunuz 16 çıkar. Yani istirahat halindeyken 12’dir. Harekete göre, psikolojik duruma göre devamlı dalgalanma halindedir. 14 olur, 16 olur, her ölçtüğünüzde farklıdır. Bugün ölçtünüz 12, yarın ölçersiniz 11.5 çıkar. Ama o zaman ‘Tamam bu kişinin tansiyonu 11.5’ denemez. Yüksek tansiyon teşhisini koyarken tansiyonu defalarca ölçmek gerekir. Sık sık tansiyonun yüksek çıkması sonucu yüksek tansiyon teşhisi konulabilir.

GÖLGELİ KONULAR
* O zaman tansiyonumuza hangi aralıklarla, ne zaman baktırmalıyız?
Eğer tansiyonunuzu bir ölçümde yüksek bulduysanız takibi gerekir. İlaç tedavisi gerektirip gerektirmediğine bakılmalıdır. Ama her gün ya da haftada bir baktırın gibi iddialı konuşmamak lazım. Bunlar sınırları gölgeli konular... Her konuda kesin laf konuşulmaz.

* Tansiyonun yaşa bağlı olarak yükselmesi mümkündür diyorsunuz ama değil mi?
Tabii... Çünkü yaşa bağlı olarak damarların elastikiyeti azalıyor. Ama yine de büyük tansiyonu 40 yaşın üzerinde 13’ün altında tutmak gerekiyor.

* Peki küçük tansiyon?
O da 8 gibi olmalı.

* İkisi arasındaki fark açılırsa tehlikeli midir?
Genelde yüksek tansiyon ikisinin birden yükselmesiyle olur. Ama büyük ve küçük tansiyonun aynı oranda yükselmediği haller de var. Bazı durumlarda küçüğü daha çok yükselir, daha kontrol altına alınamaz.

* Hangi durumlarda?
Aort kapağı hastalığı var. Küçük tansiyon düşüktür mesela. Ama bu tansiyon hastalığı değildir, başka bir hastalığın tansiyonda verdiği belirtidir.

* Tansiyonu artıran etkenler neler?
Beslenmenin rolü var, kilonun rolü var, sigaranın rolü var... Yüksek tansiyonlu bir hastanın yapacağı işlerden ilki tuzu kesmek, ikincisi de varsa kilosunu düşürmek olmalıdır. Kilo vererek, tansiyonunu kontrol edebilir. Hatta hiç ilaç almadan tansiyonunu indirebilir. Veya ilaçların etkisinin daha iyi olmasını sağlayabilir. Egzersizle de tansiyonu kontrol altına almak ve ilaçların etkisinin daha iyi olmasını sağlamak mümkün. Bunun için de, hiçbir şey yapılamıyorsa günde yarım saat yürümek yeterlidir.

85 yaşına kadar yaşamanın sırları
Amerikalı uzmanlar 40 yıl süren bir araştırmanın sonunda, orta yaşlarda aşırı kilo, sigara, alkol, hatta ‘bekarlık’ ve ‘az okumak’ gibi 9 risk faktöründen uzak durulması halinde 85 yıl yaşamanın işten bile olmadığını ortaya koydu

AMERİKALI bilim adamları, uzun yaşamanın sırları üzerine yapılmış en geniş kapsamlı ve en uzun süreli araştırmalardan birinin sonuçlarını yayımladı. Honolulu’daki Pasifik Sağlık Araştırma Enstitüsü uzmanlarından Dr. Bradley Willcox önderliğinde yapılan çalışma, orta yaşlarda tansiyon, aşırı kilo ve yüksek kan şekeri gibi toplam 9 risk faktöründen uzak duran kişilerin 85 yıl yaşama ihtimalinin hayli yüksek olduğunu ortaya koydu.

HASTALIKSIZ YAŞLANMA
Araştırma, Hawaii adası Oahu’da yaşayan 5 bin 820 Japon asıllı Amerikalı erkek üzerinde yapıldı ve tam 40 yıl sürdü. Araştırmanın başladığı tarihte, gözlem altında tutulacak kişiler ortalama 50 yaşlarındaydı. 40 yıl süreyle hepsine 8’er kez sağlık kontrolü yapıldı. Araştırma konusu olan Japon asıllı Amerikalılar’ın yüzde 58’i, 85 yaşını göremeden öldü. Yüzde 11’lik bölümü ise, ‘sıradışı’ bir şekilde, kanser, felç, diyabet, Parkinson, kalp ya da akciğer hastalıklarının hiçbirine yakalanmadan 85 yaşına ulaştı. Orta yaşta kesinlikle kaçınılması gereken risk faktörlerinin tümünden uzak duranların 85 yıl yaşama ihtimalinin yüzde 70 olduğu anlaşıldı.

RİSKLERDEN 6’SI VARSA...
Öte yandan, orta yaşlarda söz konusu 9 risk faktöründen 6 ya da daha fazlasıyla karşı karşıya kalanların 85 yıl yaşama ihtimali yüzde 22’ye düşüyor. Bu kişilerin hiç hastalık geçirmeden 85 yaşını görme ihtimali ise sadece yüzde 10. Bilim adamları Japon asıllı Amerikalı erkekler üzerinde yapılan bu araştırmanın, diğer etnik kökenlerin mensubu erkek ve kadınlar için de geçerli olduğunu açıkladı.

İŞTE 9 FAKTÖR
Bilim adamlarının, “Orta yaşlarda kesinlikle kaçınılması gerekir” dediği 9 risk faktörü şöyle:

- Aşırı kilolu olmak (Vücut Kitle Endeksi’nin 25’ten fazla olmaması gerekiyor.)

- Kandaki yüksek glikoz oranı (Şeker hastalığına yol açabilir.)

- Yüksek trigliserit, yani kandaki yağ oranı (Kalp hastalıklarına neden olabilir.)

- Yüksek tansiyon

- Bir nesneyi sıkıca kavrayamamak

- Sigara alışkanlığı

- Alkol... Günde 3 bardak ya da daha fazla içmek...

- Lise mezunu olmamak

- Bekar olmak.

Haber: Mine ŞENOCAKLI

Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 12.01.07, 12:35
nuvekolik
Ziyaretçi
 
İletiler: n/a
Standart vakit kaybetmeyin

Kalp krizi vurduğunda telefon ve ambulansla zaman kaybetmeyin!
Kalp krizi geçiriyorsunuz. Peki hayatınızı kurtarmak için ne yapmalısınız? İşte. Doç. Dr. Besim Yiğiter’in formülü: Hemen ağzınıza bir Aspirin atıp çiğneyin ve varsa, bir dil altı hapı alın. İkisi de kanı sulandırır ve dolaşımı kolaylaştırır


13.11.2006



Şimdi tek çareniz zamanında hastaneye yetişmek. Saniyeler bile çok önemli. Bu yüzden sakın telefonla ve ambulansla zaman kaybetmeyin. Kendi imkanlarınızla en yakın sağlık merkezine ulaşmayı deneyin!

İman tahtasının hemen arkasına bir yumruk çöküyor... Müthiş bir sıkıntı ve ağrı duymaya başlıyorsunuz. Böyle bir ağrı yok. Keskin değil ama tarifsiz... Soğuk terler birikiyor alnınızda. Sol ya da sağ koldan başlayıp serçe parmağınıza doğru inen, boynunuza doğru çıkan bir ağrı... Nefesiniz daralıyor...

Maalesef kalp krizi geçiriyorsunuz! Peki hayatınızı kurtarmak için ne yapmalısınız? İşte Anadolu Sağlık Merkezi Kalp Damar ve Göğüs Cerrahisi Uzmanı ve Kalp Sağlığı Koordinatörü Doç. Dr. Besim Yiğiter’in formülü: “Hemen ağzınıza bir Aspirin atıp çiğneyin ve varsa, bir dilaltı hapı alın. İkisi de kanı sulandırır ve kan dolaşımınızı kolaylaştırır. Ama sakın birden fazla dilaltı hapı almayın. Çünkü damarları çok genişletip ‘kan göllenmesi’ne yol açabilir. Bu durum da beyne daha az kan gitmesine sebep olabilir... Şimdi tek çareniz hastaneye zamanında yetişmek. Saniyeler bile çok önemli. Bu yüzden sakın telefonla ve ambulans çağırmakla vakit kaybetmeyin. Hemen kendi imkanlarınızla, yani yakınlarınızın yardımıyla en yakınınızdaki sağlık merkezine ulaşmaya bakın. Zira kalp krizi öldürür. Saniyeler, dakikalar ise hayat kurtarır.”

Saniyeler gerçekten hayat kurtarıyor. İşte rakamlar: Her 100 kalp krizi vakasında eğer hasta hastaneye ulaşmamışsa yüzde 35 ölümle sonuçlanıyor. Hastaneye ulaşanlarda ise bu oran yüzde 5’in altına iniyor.

Peki kalp krizi sırasında başka ne yapmak ya da yapmamak gerek? Cevabı Doç. Yiğiter’de...

BİRDEN FAZLA DİLALTI HAPI ALMAYIN SAKIN

* Hocam kalp krizi anında eğer etrafta doktor ve hastane yoksa ne yapacağız?
Ne yapacağız, dua edeceğiz... Şaka bir yana, eğer enfarktüs trajik bir şekilde ortaya çıkmadıysa, yani şuur kaybı yoksa, uzak da olsa, yakın da olsa muhakkak hastaneye gitmeniz gerekiyor. Yani sizin kendi başınıza evde yapacağınız bir şey yok. Bir defa enfarktüsün teşhis edilmesi lazım. Bu şunun için önemli. Belki o anda kriz kalpte kalıcı bir hasara neden olmaz, ama daha sonraki günlerde sıkıntı olabilir. Onun için enfarktüs geçirmiş kişiler daima yoğun bakımda takip edilir. Belki anjiyo gibi müdahaleler yapılmasına gerek kalmaz. Ama en azından aynı durum olursa müdahale etmek için... İşte bu yüzden ‘Hastaneye uzağız, nasıl olsa atlattı, biz evde takibini yapalım’ demek söz konusu olamaz. İlk günler önemli!

* Peki İlk kez kalp krizi geçiren birine, eğer o anda elimizin altında dilaltı hapı varsa, verebilir miyiz? Bunun bir yararı ya da sakıncası olabilir mi?
Genelde daha önce kalp krizi geçirmiş hastalar yanlarında hep dilaltı hapı taşırlar, onlar krize girdiklerini de anlarlar zaten. Bu durum sürpriz olmaz. Ama ilk kez kriz geçirenler için de dilaltı hapının alınmasının yararı var tabii... Kimi hastalarımızda oluyor. Kalp hastası anne, çocuğunun kalp krizi geçirdiğini anlıyor, ‘Alın benim haplarımdan verin, ferahlasın’ diyor. Tabii eğer böyle ciddi şüpheler varsa, enfarktüs olabilir diye dilaltı hapı verilebilir... Başka bir sebepten dolayı, ‘Eyvah bu hap daha kötü yapar’ diye bir şey yok. Daha önce de belirtiğimiz gibi bir Aspirin’le birlikte dilaltı hapı da verilebilir. Yalnız kalp krizinden kuvvetle şüpheleniliyorsa... Bir de hemen uyarayım, birden fazla dilaltı hapı vermemek lazım.

* Neden hocam?
Bu haplar damar genişlemesi yapıyor, tansiyonu düşürüyor... Birden fazla alındığı takdirde bizim ‘Vazodilatation’ dediğimiz, kan göllenmesine neden olarak, beyne az kan gitmesine yol açabiliyor.

* Yani kalpten kurtarırken, beyinde başka bir hasara yol açabilir...
Evet, dikkat edilmezse... Ayrıca bu hapların hastaya oturur vaziyette verilmesi gerekir. Hastanın ayakta olmaması lazım... Beyne az kan gittiği için şuur kaybına neden olabilir. Onun için dilaltı haplarını mümkünse oturur vaziyette vermek ve birden fazla vermemek lazım.

* Aspirin’i de mi birden fazla vermemek lazım?
Tabii... Bir tek Aspirin’in, 24 saat etkisi var zaten. Hatta iki gün. Yani arkası arkasına vermenin faydası yok.

* Peki kriz anında hasta yakınları ne yapmalı
Gereksiz müdahalelerde bulunmamalılar. Hastayı hemen hastaneye yetiştirmek dışında yapabileceğiniz hiçbir şey yok. Kalp krizi geçiren bir hastayı oyalamak onun canına kastetmektir... Ama asıl en önemlisi en kısa zamanda hastaneye ulaşmak. Hemen gelebiliyorsa ambulansla ya da en iyisi kendi imkanlarınızla... Çünkü İstanbul gibi büyük kentlerde ambulans trafiğe takılabilir, adresi bulamaz, ya da bunlar olmaz, ama bu sefer de sokak dardır, giremez... Onun için ambulans beklememeli, en yakınınızdaki hastaneye kendi imkanlarınızla ulaşmayı denemelisiniz... Tabii aracı kendiniz kullanmayın.



Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 12.01.07, 12:36
nuvekolik
Ziyaretçi
 
İletiler: n/a
Standart kalp sızısı hayat kurtarır

hayat kurtarır
Kalp krizi anı korku filminden farksızdır “Acı var mı?” derseniz, var... “Panik var mı?” dersiniz, tarifsiz... Zira pek az kriz, anında alıp götürür


12.11.2006



Çoğu ise birkaç dakikadan saatlere varan bir kabustur ama nankörlük etmemek gerek, çünkü bu kabus hayatınızın kurtarıcısıdır aynı zamanda... Yeter ki belirtileri anında fark edin ve hiç zaman kaybetmeden bir hastaneye yetişin. Gerisi biraz kader, çoğunlukla doktorların mahareti...

Gelelim bu hayatı kurtaran panik ve korkuyu beraberinde getiren belirtilere... Anadolu Sağlık Merkezi Kalp Damar ve Göğüs Cerrahisi Koordinatörü Doçent Doktor Besim Yiğiter, “Belirtiler çeşit çeşittir yeter ki bir belirti olsun. Zira bazı durumlarda kalp krizi kapıyı çalmadan gelir” diyor ve en çok görülen belirtileri sıralıyor. Yiğiter’e göre kalp krizi belirtileri her bünyede farklı semptomlarla gelebiliyor. Kimi durumda serçe parmağınızda bir sancı, kimi insanda iki parmakta bir ağrı kiminde ise çene ağrısı. İşte size hayat kurtaracak bir öneri... Eğer ki hayatta hiç hissetmediğiniz bir ağrı hissederseniz hiç onu anlamaya kalkmayın. Anlamaya çalışarak kaybedeceğiniz her saniye, bu hayatla bağınızı kopartacaktır.

* Hocam kalp krizi nasıl meydana geliyor? O anda ne oluyor?
Aniden olmuyor, yıllar istiyor... Hatta bazen çocukluktan başlıyor. Damar çeperinde yağ birikimiyle başlıyor. Bazı kişide bir damarı yüzde 30’dan yüzde 70’e kadar daraltması 10 seneyi alabiliyor. İleri derecede, ölümcül derecede hastalık ilerleyebildiği halde kişi bundan hiç haberdar olmayabiliyor. Hatta spor yapıyor. Tehlikeli tarafı da bu zaten. Bazı insanlarda belirti vermediği için farkedilemiyor. Ani ölümler hep duyarsınız. ‘Hiç şikayeti yoktu. Hayatında aspirin bile almadı. Birden öldü’ diye... Bu tehlikeli.

* Yüzde kaçı öyledir hocam?
Benim tahminim ani ölüme sebebiyet veren kalp krizlerinin oranı aşağı yukarı yüzde 10 kadar ani ölümü ortaya çıkabiliyor.

* Peki nasıl belirtiler veriyor?
Tipik belirtileri şunlar: Göğüste ağrıyla başlıyor ve bu ağrı hareketle başlıyor. Yani kişi istirahat halindeyken, kalbinin çok fazla çalışması, vücuda kan pompalaması gerekmiyor, böyle idare ediyor kişi. Yani daralmış damardan geçen kan yetiyor...

ATİPİK BELİRTİLER VAR
* İstirahat halindeyken, kalp dakikada 60-80 kez kan pompalıyor vücuda deniyor...
İstirahatte olan, fazla hareket etmeyen bir kişinin tabii çok fazla enerjiye ihtiyacı olmadığı için, vücudunda bir efor olmadığı için kalbi optimal bir derecede çalışıyor yani çok fazla kan pompalamaya ihtiyacı olmuyor.

* Yani bir sayısı yok mu?
İstirahat halinde bir insanın kalbinin tüm vücuda pompaladığı kan miktarı aşağı yukarı 5-6 litre.

* Vücudumuzda toplam ne kadar kan var?
5-6 litre. Yani tüm vücudun kanını bir dakikada devredebiliyor. Bu istirahat halinde... Ama kişi efor sarfederse... Yani eforun da çeşidi var tabii... Koşmak, yürümek, merdiven çıkmak, basketbol oynamak, ağır yük kaldırarak koşmak... Bu eforun derececisi arttıkça vücudun bütün genel olarak harcadığı enerjiyi karşıyalabilmesi için daha fazla kan gerekiyor. Hem adale gücünü karşılayabilmek için, adalelerin kullandığı enerjiyi karşılayabilmek için kalbin daha fazla kan pompalaması gerekiyor. Bu kan ihtiyacı 3-4 misline çıkabiliyor. Yani kalp dakikada 5-6 litre kan pompalarken, 15-20 litreye kadar dakikada kan pompalaması gerekebilir kalbin. O zaman normalde yaptığı işin, 3-4 misli daha fazla iş yapması gerekiyor kalbin. İşte o zaman istirahat halinde kalbe gelen kan yetiyorken, 3-4 misli daha fazla kuvvetle çalışınca bu defa yetmez oluyor. O zaman belirtiler başlıyor. Yani kalbe, kalbi besleyici damarlardan gelen kan yetmiyorsa bunun tipik belirtisi göğüste ağrıdır. Herkesin bildiği göğüste ağrı, sol kola yayılan tipik ağrı, istirahat edince duru. ‘Angina Pectoris’ diyoruz buna. Anlamı göğüs ağrısı demek. Yani kalbin kansızlık nedeniyle ortaya çıkan ağrısı.

* Bu bir belirti değil mi?
Hem de çok tipik bir belirti. Hemen bir kardiyoloji tetkiki gerekiyor. Ama bu ağrı böyle de olmayabilir. Yani çok atipik şekilleri de olabilir.

* Tipik şekli nedir?
Göğüste bir yanma olur, baskı olur, bir ağırlık olur... Sanki birisi göğsünüze oturmuş, çökmüş gibi... Dediğim gibi yanma şeklinde ya da bildiğimiz baş ağrısı gibi de olabilir. Sanki göğüste bir alev var veya mide yanması gibi... Hatta bazısı mide şikayetleri zannedip oyalanabildiği de oluyor.

* Yani mide yanmasıyla bile karıştırılabilir değil mi? Öyle bir yanma da olabilir?
Olabilir. Hatta çok atipik şekilleri var, mesela ağrı sol kola yayılır denir, sağa da yayılabilir. Sadece bir parmağı, elinin iki parmağı, küçük parmağı ağrayabilir, çenesi ağrıyabilir, dişi ağrıyormuş gibi görünebilir. Onun için diş hekimine gidiyorlar... Halbu ki kalp ağrısı.



Krizin belirtileri
* Göğüs kafesinin orta bölgesinde birkaç dakikadan uzun süren baskı, sıkışma, ağırlık, huzursuzluk, sıkıntı hissi...

* Sanılanın aksine çok can yakmayan, çok şiddetli bir ağrı değil, sıkıntı veren, sinsi, kıstırıcı bir ağrı...

* Omuzlara, boyuna veya kollara yayılan göğüs ağrısı

* Çarpıntı, nefes darlığı

* Baş dönmesi, baygınlık, bayılma, bulantı, soğuk terlemenin eşlik ettiği göğüs kafesi şikayetleri...




*****

Öksürmek kalbe şok etkisi yapar

* Kriz anında başka bir şey olabilir mi?Bunun daha ileri safhası şöyle; damar tamamen tıkanırsa, hiç kan geçemediği için artık hareket etmeye gerek yok, istirahatta bile kalbin çalışması, kasılması için gerekli enerji değil, yaşaması için, canlılığını sürdürebilmesi için dahi kan gidemiyor demektir. O zaman kalbin o bölgesi, artık kaç tane damar tıkandıysa o damarın bölgesi artık canlılığını kaybediyor, ölüyor buna da kalp krizi, kalp enfaktüsü diyoruz.

* Ölen dokunun bir daha canlanması mümkün değil ama, değil mi?
Ölen dokunun tekrar düzelmesi, canlanması mümkün değil. Ama o doku tamamen ölünceye kadar geçen bir süre var. 4-5 saat gibi... Müdahale edilebilirse iyi. O enfaktüsün belli bir bölgede tamamen yerleşmesini önlemek, ölen bölgeyi küçük tutmak gerekiyor.

* Tabii daha uzun süre hayatta kalma şansımız da artıyor herhalde...
Tabii... Kısa süre içinde müdahale etme şartları varsa, müdahale etmenin çok yararı vardır. Hastanın ondan sonraki uzun vadede taksiratını çok etkileyen bir durumdur, eğer kriz anında ölmediyse tabii...

* Hiç kalp ağrısı çekmemiş birinin, birdenbire göğsünde ağrı oluşmaya başladıysa ne yapmalı? Nefes de alamıyor mudur?
Nefes alamama da olabilir tabii, ağrı, baskı da olabilir. Bazen çarpıntıyla da kriz gelebilir. Yapılması gereken şu en küçük bir şüphede yani normalin dışında kendisinde bir tuhaflık hisseden bir kişi bunu hiçbir şekilde ihmal etmemeli, şikayet kalbe benzesin benzemesin derhal bir hastaneye müracaat etsin.

ASPİRİN İYİ GELİYOR

* Ama zaten kalp krizi anında böyle bir şey denemez değil mi, çünkü anneannemden hatırlıyorum. ‘Sofrada fenalaşıyorum’ dedi ve son nefesini verdi...
Ayakta kalp krizi geçirenler var. ‘Midem ağrıyor, canım geçer şimdi. Gazoz içeyim rahatlarım’ diye geçiştiriyor. Sonra, üç-beş gün sonra doktora gittiğinde, ‘Sen kriz geçirmişsin’ diyorlar.

* Kalp krizi anında ne yapmak lazım?
Tabii ki hemen bir hastaneye taşıyacaksınız. Bir aspirin de atabilir ağzına... İstanbul gibi bir yerde ambulans trafiğe takılmıştır, adresi bulamamıştır, gelir sizin sokağa giremez... Onun için ambulans beklenmeli ama o sırada en yakınınızdaki hastaneye kendi imkanlarınızla ulaşmayı denemelisiniz.

* Bir kere zaten kalp krizi riski olan insanların herhalde hastaneye yakın bölgelerde oturması lazım. Değil mi hocam?
Tabii... Eğer hastalığını biliyorsa yararı var. Çünkü dediğimiz gibi ilk dakikalar, o ilk 3 dakika çok önemli. olabilir. Herkesin kalp masajı, suni solunum yapmayı bilmesi lazım. Yapılabilecek bir şey yok. Ama aspirin verilebilir.

* Kaç miligramlık bir aspirin?
Normal, bakkallarda satılan aspirinlerden bir tane verebilirsiniz. Ağzında çiğnesin. Bunun yararı olabilir. Kanı sulandırır.

* 2 saniyede bir şiddetli öksür teorisi hayat kurtarır mı?
Kalp ölümlerinin bir kısmı da ritim bozukluklarından, ya da ani kalp durmasından oluyor. Bu öksürükle sanki kalbe elektro şok yapmışsınız gibi bir faydası olabiliyor. Çünkü öksürükle uyarıyorsunuz kalbi, yani böyle ritim bozukluğundan veya ani kalp durmasından ötürü ölümlerin önü alınabiliyor.

* Yani ne kadar aralıkla öksüreceğiz ya da öksürmeye mi uğraşacağız o sırada?
Tabii. Öksürmenin faydası var. Ama sıklığını söylemek mümkün değil.

* Yani öksürmeye uğraşmanın bir faydası var? Hayat kurtarabilir?
Evet. Kurtarabilir.

* Peki diyelim ki kriz anında yalnızız. Birin gelmesini bekliyoruz... Başka ne yapalım?
Ayaklar yukarı kaldırılmayacak yatar pozisyonda olacak. Ancak tansiyon düşükse ayakları kaldırmanın faydası olur...

* Başının altında bir şey olacak mı?
Çok yüksek olmayan hafif bir yastık konulabilir. Yan yatırmak lazım. Çünkü kusma olabilir ve akciğerlerine kaçırabilir. O yüzden problem daha da komplike hale gelebilir.


Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Tags
(ve, damar, diğer, hastalıkları, kalp, linkler)

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Bütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 15:09 .