Nüve Forum

Nüve Forum > akademik > İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi > Siyasal Bilimler > Güç ülkesi olmanın zorlukları - The Challenge Of Becoming An Immigration Conuntry

Siyasal Bilimler hakkinda Güç ülkesi olmanın zorlukları - The Challenge Of Becoming An Immigration Conuntry ile ilgili bilgiler


ABSTRACT THE CHALLENGE OF BECOMING AN IMMIGRATION COUNTRY. THE CASE OF GERMANY IN THE LIGHT OF THE NEW LEGAL DRAFT ON IMMIGRATION. This study is looking for an answer to

Cevapla

 

LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 21.04.08, 12:00
Administrator
 
Üyelik tarihi: Aug 2006
İletiler: 21.463
Blog Başlıkları: 13
CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
Standart Güç ülkesi olmanın zorlukları - The Challenge Of Becoming An Immigration Conuntry

ABSTRACT
THE CHALLENGE OF BECOMING AN IMMIGRATION COUNTRY.
THE CASE OF GERMANY IN THE LIGHT OF THE NEW LEGAL DRAFT ON
IMMIGRATION.
This study is looking for an answer to the question ***8220;Is Germany an
immigration country?***8221; that has been re-put on the agenda with the new immigration law. At the same time, different dimensions of the immigration country concept have been explained so that the evolution of the characterstics of immigration and Germany***8217;s immigration history can be investigated in order to explain this question.
The main argument of this study is that Germany has become a de facto immigration country by time and now with the new immigration law it will be recognizing this de facto phenomenon politically. Germany***8217;s state system and structure is different from classical immigration countries and moreover it has a strong nation-state tradition that is a big barrier for its becoming an immigration country. Thus, while immigration issue in Germany is debated, the issues stemming from this nation-state tradition will be debated as well. Today, international developments and social dynamics force Germany to redefine itself. Germany is now debating the concept ***8220;Germany as an immigration country***8221; and the new immigration law.


Özet
GÖÇ ÜLKESİ OLMANIN ZORLUKLARI.
YENİ GÖÇ YASASI TASLAĞI IŞIĞINDA ALMANYA ÖRNEĞİ.
Bu çalışma, Almanya`daki yeni göç yasasının tekrar gündemleştirdiği
***8220;Almanya bir göç ülkesi midir?***8221; sorusuna yanıt aramaktadır. Bunun yanında göç ülkesinin ne anlama geldiğini, Almanya`nın göç tarihinin bu bakış açısından nasıl geliştiğini incelemiştir. Bu çalışmanın amacı Alman yeni göç yasası ile Almanya`nın göç ülkesi olma yolundaki tartışmalarını yansıtmaktır. Çalışmanın temel tezi, Almanya`nın süreç içerisinde de facto göç ülkesine dönüştüğü, bunun yeni göç yasası ile politik olarak da tanınmaya başlamasıdır. Klasik göç ülkelerinden farklı kuruluş ve gelişim süreci yaşayan Almanya`nın, göc ülkesi olma yolundaki engelini
güçlü milli-devlet anlayışı oluşturmaktadır. Bu sebeble Almanya`da göç ülkesini tartışmanın arkasında Alman milli-devlet anlayışından kaynaklı tartışmalar yatmaktadır. Ama toplumsal dinamiklerin ve uluslararası gelişmelerin etkisiyle Almanya yeni bir göç yasasını ve ***8220;göç ülkesi Almanya***8221; konseptini tartışmaya başlamıştır.
__________________
NEVART AKADEMİ
www.nevart.net
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Disleksi Eğitimi
Okuma Güçlüğü

Konu loli tarafından (24.04.08 saat 00:44 ) değiştirilmiştir..
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 21.04.08, 12:02
Administrator
 
Üyelik tarihi: Aug 2006
İletiler: 21.463
Blog Başlıkları: 13
CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
Standart Güç ülkesi olmanın zorlukları - The Challenge Of Becoming An Immigration Conun

SÜRDÜRÜLEBİLİR KENTSEL GELİŞME ÇERÇEVESİNDE
ORTA ÖLÇEKLİ KENTLERE DÖNÜK
KENT PLANLAMA YÖNTEM ÖNERİSİ


GİRİŞ
Kentler ortaya çıktığı günden bu zamana insanoğlunun gelişmesinin ve ilerlemesinin
somutlaştığı mekanlar olmuştur. Uygarlaşma süreci ile eş tutulabilecek olan
kentleşme sürecini yaşayan kentler geride bıraktığımız yüzyılda o zamana değin
görülmemiş bir biçimde ekonomik, teknolojik, sosyal ve kültürel dönüşümleri
yaşamıştır. Bu inanılmaz gelişme ve değişmeler, insanların yaşam çevresini oluşturan
kentlerde birçok sorunu da beraberinde getirmiştir. Hava, su, toprak vb. gibi çevresel
kaynakların bozulması ile gelen çevresel kirlilik, nüfusun belli yerlerde
yoğunlaşması ile beraber gelen sosyal kutuplaşmalar, insanların çevrelerine
yabancılaşması, yerleşmeler arası ve yerleşmeler içi sosyal ve ekonomik adaletsizlik
vb. gibi kavramlarla somutlandırılabilecek olan bu sorunlar geçtiğimiz yüzyılın
getirdiği ancak içinde bulunduğumuz yüzyılında en önemli uğraş alanı olarak
insanlığın önünde durmaktadır. Kentsel devrim yüzyılı sıfatını vererek geride
bıraktığımız 20. yüzyıldan, içinde bulunduğumuz yüzyıla kentler adına olumlu şeyler
kalmış olsa da, bırakılan sorunların şüphesiz çok daha önemli olduğu görülmektedir.
Bununla birlikte, bilim ve teknoloji alanında yaşanan baş döndürücü gelişmelerin,
birçok alanda yaşanan ilerlemelerin, insanların yaşamları üzerinde çok olumlu
gelişmeleri de beraberinde getirdiği açıktır. Ancak mevcut kalkınma politikalarının
aynen devam ettirilmesi, bunların günümüzde yol açtığı sorunlardan da anlaşılacağı
üzere dünyanın geleceği üzerinde çok büyük tehdit oluşturduğu görülmektedir.
Bu çerçevede, ekonomik büyümenin zenginlik ve refah kavramları ile eş
tutulabileceğini söylemek ancak belirli koşulların sağlandığı ortamlarda mümkündür.
Bu koşullar ise doğal yenileme kapasitesinin aşılmaması, aşırı düzeyde katı ve sıvı
atıklardan kaçınılması, kirliliğin yaratılmaması, yenilenemeyen kaynakların en uygun
biçimde korunması, havanın, suyun ve toprağın yeterli kalitede muhafaza edilmesi,
biyolojik çeşitliliğin korunması olarak sıralanabilmektedir. Bu çerçevede,
ekonominin sadece zenginlik ile eş tutulmasının koşulunun söz konusu unsurlar
olmasına karşın, daha yakın zamanlara kadar sürekli büyüyen bir ekonominin tüm
sorunlara çözüm olacağı inanışı yaygın bir kabul görmekteydi. Ancak sürekli ve
sınırsız bir büyümenin çevresel kaynakların sınırlı olduğu bir dünya üzerinde
sürdürülebilir bir biçimde olabilmesi mümkün değildir. Zaten insanoğlunun çevrenin
ekonomi ile olan ilişkisinin önemini kavramaya başlaması da doğrudan çevresel
bozulmadan zararlar görmesi sonucu olmuştur.
Çevre ile ilgilenmenin günümüzdeki çerçevesini almaya başlaması 1970 li yıllarla
birlikte olmuştur. 1950 lerden sonra hızla gelişen teknoloji sonucu nüfus artış hızının
yükselmesi ve beraberinde gelen hızlı kentleşme, büyük kentsel yığılmaları ortaya
çıkarmıştır. Bunlara ek olarak, üretimin de artması ve buna koşut olarak tüketimin
büyük miktarlara ulaşması çevrenin daha önce görülmediği kadar bozulmasına yol
açmıştır. Hemen belirtmek gerekir ki, üzerinde vurgu yapılan şey bir kent karşıtlığı
değildir. Nitekim, Aristo***8217;nun da söylediği gibi kentler insanlığın en önemli
buluşudur. Bu bağlamda ileri sürülen görüş, sürdürülebilir ilişkinin ekonomi ***8211; çevre
arasında kurulduğu gibi çevre ile diğer sektörler ve kent arasında da kurulmasının
gerekliliğidir.
Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Komisyonunun 1987***8217;de hazırlamış olduğu
Ortak Geleceğimiz raporu ile beraber sürdürülebilir gelişme birçok alanda en önemli
kavram haline gelmiştir. Öz olarak sürekli ve dengeli bir gelişme modeli olan
sürdürülebilir gelişme bugünkü kuşakların ihtiyaçlarını karşılarken gelecek
kuşakların da kendi ihtiyaçlarını karşılama olanaklarını ellerinden almama felsefesi
üzerine dayanır. Brundtland Raporu olarak da adlandırılan bu rapordan sonra 1992
yılındaki Rio konferansı ve Gündem 21 ile de sürdürülebilirlik felsefesi kendisinden
sonra tüm dünyanın gündemini önemli oranda değiştirmiş ve 1992 yılından sonra
yapılan konferanslarda sürdürülebilirlik kavramı en önemli tema haline gelmiştir.
Dünya konjonktüründe yaşanan bu felsefe değişimi birçok alanda olduğu gibi kent
planlama alanında da önemli bir dönüm noktasını oluşturmaktadır. Günümüzde
birçok kent plancısı mesleklerinin temellerinin şu anki kaynak, tüketici ve çevre ile
çelişen faaliyetlerden sıyrılıp yeni arayışlara doğru yönelmesi gereğini kabul
etmektedir. Bu anlamda, kent planlama alanında da bir felsefe değişimi söz konusu
hale gelmiştir. Nitekim 1996 yılında yapılan Habitat II zirvesi sonucunda oluşturulan
İstanbul Deklarasyonunun 15. maddesi bu değişimi açıkça ortaya koymaktadır:
***8220;***8230; 21. yüzyıla girerken; sürdürülebilir insan yerleşimleri için pozitif bir vizyon,
ortak geleceğimiz için umut duygusu ve herkesin itibar, sağlık, güvenlik, mutluluk ve
umut dolu nezih bir hayat vadeden güvenli bir evde yaşayabileceği, bütünüyle
faydalı ve cazip bir meydan okumaya katılmaya teşvik ediyoruz.***8221;
Görülmektedir ki, 21. yüzyıl için umut edilen şey sürdürülebilir bir yaşamı olanaklı
kılacak yerleşmelerin ve yaşama mekanlarının gerçekleştirilmesidir. Bununla birlikte
sürdürülebilir kentler üzerine, yazında birçok yayın, araştırma olmasına karşın çevre
ve sürdürülebilirlik ile ilgili kavramlar planlama teorileri içinde fazlaca yer
almamaktadır. Zaten de işin doğası gereği geleneksel planlama anlayışı içinde bu
kavramların fazlaca yer almaması yadsınacak bir olgu değildir. Zira kalkınma
öncelikli bir yaklaşımı kabul eden mevcut planlama anlayışı çerçevesinde
sürdürülebilirlik de önceliği olmayan diğer kavramlardan farklı değildir. Ancak,
günümüzde böyle bir anlayış artık kabul göremez. Sözü edilen şey olağan bir şekilde
kendiliğinden gelişebilecek bir olgu değildir. Mekansal planlamanın bugünkü
anlamıyla devam edeceği beklenemez. Çünkü planlamanın içinde yer alan arazi
kullanım, yapılaşma, altyapı, kaynakların kullanımı gibi kavramlar birçok sorunu
doğurmakta ve bunlar sürdürülebilir kalkınma ile çelişmektedir. Bu çerçevede, tüm
dünyada temel politika alanı haline gelen sürdürülebilirlik olgusu ülkemizde de
öncelikli hale getirilmeli; kentlerle ilgili olarak da ele alınmalı ve dünya ölçeğinde
olduğu gibi buna uygun kent planlama modelleri geliştirilmelidir
Günümüzde dünya nüfusunun yarısının kentlerde yaşadığı bilinmektedir. Birleşmiş
Milletlerin tahminine göre 2015 yılına kadar artması beklenen nüfusun, yaklaşık bir
milyarı kentlere eklenecek ve dünya nüfusunun %56***8217;sı kentlerde yaşayacaktır. Bu
büyümenin, hemen hemen tamamı da gelişmekte olan ülkelerde yaşanacaktır. Kentli
nüfusun bu derece artması ile gerek çevresel gerekse de kentsel hizmet ve altyapı
konuları üzerinde inanılmaz baskılar doğacaktır. Hiç şüphesiz bu olağanüstü
büyüme, sürdürülebilir kentleşmenin sağlanması için; kentleşmenin ölçeğinin
tanımlanmasını zorunlu kılmaktadır.
Kentleşme tek başına tanımlanabilen bir süreç olmayıp, ekonomik büyüme ve
gelişme ile de ilgilidir. Bununla birlikte, eğer iyi düzenlenir, yönetilir ve planlanırsa,
insanlığın önündeki en önemli sorunlar olan yoksulluğun azaltılmasında, ekonomik
ve sosyal ilerlemenin sağlanmasında ve çevresel sürdürülebilirliğin başarılmasında
büyük olanaklar sağlar. Ancak kentlerde aşırı düzeyde kaynak kullanımının devam
etmesi, fiziksel mekanda yatayda yayılma ve gelişmenin sınırsızca sürmesi, bazı
kentlerde var olan yetersiz kurumsal kapasitelere dönük iyileştirmelerin olmaması
gibi sorunlar kentlerin elinden, bu fırsat sağlama olanağını alacaktır. Özellikle büyük
kentlerde nüfusun yığılmaya devam etmesi, mevcut tüketim kalıplarının sürmesi,
küresel süreçlere eklemlenme çabaları sonucu, sınırsızca kaynakların tüketilmesi gibi
durumlar şüphesiz kentlerdeki yaşam kalitesi seviyesinin istenmeyen düzeylere
inmesine neden olacaktır.
21. yüzyılın en önemli sorunlarından birisi kentlerin denetimsiz büyümesi ve bunun
getirdiği sorunlara verilecek yanıtlar ile bireyin ve toplumun gereksinimlerinin nasıl
ve hangi yollara karşılanacağı olgularıdır. Günümüz dünya nüfusunun yarıdan
fazlasının kentlerde yaşadığı göz önüne alındığında sorunun yanıtlarının da kentsel
sistem içerisinde aranması gerektiği kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Bu çerçevede
geleceğin kentlerinin planlaması sorunsalı gerçekten önemli bir olgudur. Bu
bağlamda, kentlerin doğal ve yapay çevrelerinin sürdürülebilmesine olanak sağlayan,
sürdürülebilir gelişme uyarınca kentlerdeki gelecek kuşakların da haklarını gözeten
bir kentsel gelişmenin planlaması zorunluluk haline gelmiştir.
Günümüzde dünya üzerindeki birçok kent denetlenebilme hızından çok daha hızlı bir
biçimde büyümektedir. Bu kentler, konut, su, genel sağlık koşulları, ulaşım, çevresel
bozulma gibi sorunlarla yüz yüzedir. Kentlerde yaşayanların büyük bir kısmı
gecekondu alanlarında, niteliksiz çevrelerde ikamet etmekte, hava ***8211; su kirliliği, doğal
afetler gibi sorunlarla karşı karşıya kalmaktadır. Gelecek yıllarda bu durumun daha
da kötüleşeceği kentsel nüfus artış hızının yüksek olmasından anlaşılmaktadır.
Yüksek hızda devam eden bu kentleşme sürecinin en etkin görüldüğü yerler ise
şüphesiz büyük kentlerdir. Bu anlamda, kendisi bir kalkınma süreci olan kentleşme
olgusunun yaşam kalitesini arttırıcı biçimde düzenlenmesi gerekmektedir. Bu
çerçevede küçük kent merkezleri desteklenerek büyük kentler üzerindeki baskıların
da azaltılması gerekmektedir. Özellikle gelişmekte olan ülkelerin uygulamakta
oldukları makro ekonomik politikalar, sosyal ve sektörel politikalar yoluyla büyük
kentler sürekli olarak bir büyüme; ancak genellikle kontrolsüz bir büyüme süreci
içine girmişlerdir. Böyle bir sorun karşısında yapılması gerekenlerin başında orta
büyüklükteki kent merkezlerinin teşvik edilmesi gelmektedir. Çünkü bilinmektedir ki
belli bir yoğunlaşmadan sonra avantajlar, dezavantajlar haline dönüşmektedir. Aşırı
büyümenin en önemli sonuçlarından birisi yaşam çevresinin ve ekonomik yapının
verimsizleşmesi sonucunda ortaya çıkan sorunlardır. Aşırı büyüme ve yoğunlaşma
sonuçta zararlı hale gelmekle eş anlamlıdır.
Bu çerçevede kent büyüklükleri ile ilgili olarak en uygun ölçek kavramı, her zaman
gündemde yer almaktadır. Goodall, sözü edilen bu ölçeğe dönük olarak bazı önemli
ölçütler ortaya koymuştur. En uygun büyüklüğün fiziksel sınırlarını, günlük gidişgeliş
mesafeleri oluştururken; ekonomik verimliliğini ise yerel yönetimlerin etkinlik
alanı ve ekonomik faaliyetlerin çeşitliliği oluşturmaktadır. Bir başka ölçüt ise kentsel
yaşam kalitesi ile ilgili olup katılımın sağlanabilmesi boyutu olarak ileri sürülmüştür.
Şüphesiz burada söylenmek istenen büyük kentlerin bir kenara bırakılması değildir.
Ancak onların çekiciliğini arttıracak uygulamalardan kaçınılmalı, izlenecek stratejiler
de birbirlerini tamamlar nitelikte olması olmalıdır. Böylece ulusal boyutta izlenecek
strateji ile kentsel sistem içindeki öncelikler ve büyük, orta ve küçük merkezlerin
gelişim çizgileri ortaya konabilecektir. Bu strateji hiç şüphesiz, bünyesinde fiziksel
planlamayı barındırırken bununla birlikte geniş ölçekli bir kentleşme politikasını da
gerektirecektir. Ancak böyle bir yöntemle, gelişmekte olan ülkeler, bugünkü sorunlu
büyük kentlerin ortaya çıkmasına neden olan kentsel bozulmayı ve yoksulluğu üreten
sistemlerin üzerinde radikal değişikliklere gidebilirler. Bununla birlikte bu yeni süreç
olması gerektiği gibi orta boy kentlerin de gelişmesini sağlayabilecektir.
Ülkesel düzeyde izlenecek bir kentsel gelişme politikası, şüphesiz standartlaşmış
düzenlemeler ile sağlanamaz. Çünkü her ülke kentinin kendi özgü özellikleri,
sorunları ve olanakları mevcuttur. Yani bir ülke için olumlu olabilecek politikalar
başka bir ülke için olumsuz sonuçlar doğurabilir. Dolayısıyla izlenecek politikalar
her şeyden önce yereli destekleyen boyutta olmalıdır. Güçlü yerel yönetimler eliyle,
yerelin ihtiyaçlarına dönük, sosyal önceliklerini ele alan, çevresel koşullarını gözeten
bir kentsel planlama yöntemi oluşturulmalıdır.
Kentler dünya bütününde önemli bir değişim sürecini yaşamaktadırlar. Değişimde
sürekliliğin nasıl sağlanacağı, geçmişlerinden gelen değerli öğelerin nasıl
kullanılacağı gibi sorulara yanıt vermek durumundadırlar. Şüphesiz bu gelişme
biçimi kendiliğinden olmaz. Ama kesinlikle etkili bir sürdürülebilir kent politikası
gerektirir.
__________________
NEVART AKADEMİ
www.nevart.net
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Disleksi Eğitimi
Okuma Güçlüğü
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 21.04.08, 12:03
Administrator
 
Üyelik tarihi: Aug 2006
İletiler: 21.463
Blog Başlıkları: 13
CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
Standart Güç ülkesi olmanın zorlukları - The Challenge Of Becoming An Immigration Conun

Farklı ekonomik, sosyal yapıları ve fonksiyonları, büyüklük ve coğrafik yerleşme
türleri kentlerin farklı dönüşümlerle yüzleşmesini gerektirmektedir. Bu nedenle her
kentin önündeki sorun, diğer kentlerden bir biçimde farklılaşmaktadır. Ancak
bununla birlikte aralarındaki farklılıklara rağmen kentler benzer olaylardan
etkilenmekte ve kimi ortak sorunlarla karşı karşıya kalmaktadır. Kentsel politikalar,
çevresel kirlilik, sosyal gerilim ve sosyo-ekonomik kutuplaşmalar olarak
tanımlanabilecek negatif dışşallıklar ile uğraşır hale gelmiştir. Ekonomik anlamda
küreselleşme ile birlikte yerel kontrol mekanizmalarının zayıflaması, kazananı ve
kaybedeni olan kentler arası yarışmacılık gibi ortak sorunlar kentler üzerinde önemli
etkilere neden olmaktadır. Küreselleşme, endüstri sonrası kentlerde, hızlı bir
ekonomik ve sosyal yeniden yapılanma sürecine katkıda bulunarak, yeni bir kentsel
hiyerarşinin oluşmasında etkili olmaktadır. Bu hiyerarşinin tanımlanmasında da
uğraş alanı kentleşme olan birçok bilim insanı, yeni kent tipleri ortaya atarak küresel
kent, dünya kenti gibi kavramları ileri sürmüşlerdir. Bu bağlamda, küresel sermayeyi
çekebilecek altyapıya sahip olan kentler, dünya hiyerarşisinde giderek daha çok yer
alacaklardır. Bu hiyerarşide de merkezde, metropol kentler bulunacaktır.
Nitekim, küresel bir yarışma senaryosunda yeni teknolojiler, esnek üretim biçimleri,
işgücü ve sermaye hareketliliği kent mekanının algılanma yönünü değiştirmiştir.
Birçok kent örneğindeki kentsel gelişme, bu çerçevede, yarışmadan ve ekonomik
büyümeden önemli oranda etkilenmiştir. Bu bağlamda yarışmacılık küresel
ekonominin bir dayatması olarak kentler üzerinde olumsuz etkiler yaratmaktadır.
Üstelik kent yönetimleri de kimi bilim insanlarından ve diğer güçlerden aldıkları
destekle kendi kentlerini bu yarışma sürecinin içine sokmaya çalışmaktadırlar. Bu
sürecin sonunda ise yarışmayı kazanma uğruna kentler zaten kıt olan kaynaklarını
bilinçsizce tüketmektedir. Ayrıca bununla birlikte saptanması gereken bir başka yön
de, bu yarışmanın sadece kentlerin sahip olduğu ekonomik ve doğal sermaye ile
yapılmadığıdır. Yarışmanın önemli ayaklarından birisini de kentin sosyal yapısı ve
kültürel hayatı ile biçimlenen kentsel kimliğidir. Kentler arası bu yarışmanın
sonucunda kazananlar ve kaybedenler açısından şu tablo ortaya çıkmaktadır.
Yarışmayı kazananlar kimi ekonomik kazançlar sağlasalar da çevresel açıdan
kaybettikleri gibi kentlerinin kimliklerini de kaybetmektedirler. Kaybedenler ise
köyleşerek, kazananların uyduları konumuna gelmeye ve her anlamda sorunlarla
karşı karşıya kalmaya mahkumdur.
Bu çerçevede özellikle sürdürülebilirlik bağlamında, küresel güçlerin dayattığı
yarışan kentler kavramı, sürdürülemezliğin gerçekleşmesindeki en önemli
etkenlerden birisini oluşturmaktadır. Küreselleşmenin sözü edilen bu olumsuz
etkilerinin önüne geçilmesi için, sürdürülebilir gelişme kavramı üzerinde oydaşma
sağlanmasının gerekliliği açıktır. Çünkü küreselleşme sürecinden olumsuz olarak en
çok etkilenenler kentler, kentlerdeki yoksullar ve çevredir. Bu durumda,
sürdürülebilir kentsel gelişmenin sağlanmasının önemi açıkça ortadadır.
Gelişmişlik seviyesi sürdürülebilir kentsel gelişme ile yakından ilgili olup, kentlerin
bu seviyeleri farklı sürdürülebilir kentsel gelişme politikalarının üretilmesini zorunlu
kılar. Yani her kent için tek tip bir sürdürülebilirlik reçetesi öngörülemez. Örneğin,
gelişmiş ülke kentlerinin birçoğu, az gelişmiş ülkelere göre, yaşayanları için daha iyi
yaşam ortamları sunmaktadır. Bununla birlikte az gelişmiş ülke kentleri, kişi başı
kaynak tüketimi, sera gazı emisyonu, çöp, atık miktarı vb. gibi konularda diğerlerine
göre daha düşük bir düzey gösterir. Dolayısıyla kentlerin kendi özgün sorunları,
onların kendi özgün kentleşme politikalarının oluşturulması gerekliliğini ortaya
koymaktadır.
Bu bağlamda kentler, yeni politikalar üretmek zorundadırlar. Yeni stratejik karar
verme modelleri oluşturarak, yarışmadan en az zararla çıkmalı, sosyal ayrışma
sürecinden etkilenmemelidirler. Çünkü gelecek on yıllarda bugün yaşanan süreç daha
hızlı ve yoğun bir biçimde yaşanmaya devam edecektir ve kentler çok önemli
dönüşümlerle karşı karşıya kalacaktır.
Hızla kentleşen az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler, sürdürülebilir gelişme
amaçları doğrultusunda birtakım kurumsal ve düzenleyici çerçeveleri ortaya koymak
durumundadır. Tüm sektörlerde enerji koruması, yapılaşma sürecinde çevreye
duyarlılık (malzeme, yer seçimi vb.), kentsel gelişmede yüksek oranda özel otomobil
bağımlılığın sınırlandırılması ve buna uygun yerleşme dokularının geliştirilmesi,
içme-kullanma suyu ve atık su sorunları konularında düzenlemeler yapmak şüphesiz
kentsel gelişimin de sürdürülebilir kılınabilmesi ile doğrudan ilintilidir.
Burada aydınlatılması gereken konu mevcut planlama sistemi içerisinde
sürdürülebilirlik kavramının etkilerinin neler olduğudur. Her şeyden önce mevcut
sistem ile sürdürülebilir planlama anlayışının uyum içinde olduğunu söylemek çok
zordur. Çünkü, sürdürülebilirlik kavramı çevre açısından zararlı olabilecek tüm
eylem ve alışkanlıkların sona erdirilmesini öngörmektedir. Dolayısıyla mevcut
kentsel sorunların var olduğu bir sistem ile devam etmenin olanağı yoktur. Ayrıca
sürdürülebilir kentsel gelişmenin, kontrolsüz piyasa güçleri ile sağlanamayacağı da
ortadadır.
Planlama geleceği tasarlama eylemidir. Bu anlamda kent planlama olgusu da,
kentlerin gelecekleri hakkında verilecek kararların alındığı, stratejik olma özelliği
taşıyan bir yöntemdir. Her ne kadar ülkemizdeki uygulamalar bu sürece tam ters bir
biçimde gerçekleşiyor olsa da kent planlamanın, kentsel gelişme sürecinin
sürdürülebilir kılınmasındaki önemi yadsınamaz. Çünkü, kent planlama sadece
fiziksel bir gelişim sürecinin düzenlenmesi değil bu fiziksel gelişim ile doğrudan
ilişkide olan tüm sektörlerin (ekonomik, sosyo-kültürel vb.) ve süreçlerin de
planlaması işidir. Bu bağlamda, kentsel gelişmenin sürdürülebilmesi ancak uygun
kent planlama yöntemleri ile olabilecektir. Bu noktada çalışmanın önemle üzerinde
durduğu soru da ülkemiz açısından kentsel planlamanın sürdürülebilir kentsel
gelişmeye nasıl katkıda bulunacağıdır. Hali hazırda yaşanan yığılma, yaşam
kalitesinin azalması, işsizlik, sosyal yapıdaki bozulmalar gibi sorunlar karşısında
kent planlama hangi çözümleri ortaya koyabilecektir veya koymalıdır?
Bununla birlikte, ekonomik rekabet, çevresel sürdürülebilirlik ve sosyal bütünleşme
olarak sıralanabilecek sürdürülebilir gelişme unsurlarının temel anahtar rolü kentlere
aittir. Kentleşme süreci içerisinde bu üç önemli olgu üzerinde yapılan tartışmalar hep
büyük kentler ve metropoliten alanlar üzerinde odaklanmıştır. Ancak dünya kentsel
sisteminin büyük bir kısmını oluşturan orta ölçekli kentlerin de bu tartışmalar
çerçevesinde ele alınması bir zorunluluktur. Her ne kadar küresel ağların bileşke
noktaları büyük kentler olsa da, özellikle uluslar açısından orta ölçekli kentlere özel
bir önem verilmesi gerekmektedir. Bir defa on milyonlarla anılan kentlerin fiziksel
olarak planlaması mümkün gözükse de ekonomik, kültürel ve sosyal boyutları
mutlaka eksik olacaktır. Metropoliten alanların genel karakteristikleri haline gelmiş
olan aşırı yoğunluk, sosyal şiddet, ayırımcılık, geniş alanlarda yaşanan sefalet,
ekonomik sömürü, gecekondulaşma ve giderek azalan kentsel yaşam kalitesi gibi
unsurlar sürdürülebilir gelişme bağlamında daha küçük ölçekli kentlerin analiz
edilmesini zorunlu kılmaktadır. Bu çerçevede orta ölçekli kentlerin sorunları,
olanakları tanımlanmalı, sürdürülebilir kentsel gelişme çerçevesindeki yeri
belirlenmelidir.
Ayrıca, plansız ekonomik büyüme ile özellikle gelişmekte olan ülkelerde ve az
gelişmiş ülkelerde kentsel sistem bir veya iki kentin aşırı büyümesi ile
sonuçlanmaktadır. Bu yüzden bu tür ülkelerde yönetimler kentler arası oluşan bu
dengesizlikleri gidermeye dönük olarak kimi girişimlerde bulunmaktadırlar. Böylece,
metropoller dışında kalan kentlerin de büyümesi sağlanmaya çalışılmakta ve bu yolla
ülkedeki büyük kentlerin aşırı büyümesinin önüne geçilmek istenmektedir. Ayrıca bu
girişimlerin bir başka boyutunu da büyük kentler dışında kalan kentlerin
desteklenerek, onların tarımsal kapasitelerinin dengeli kullanımı ve denetimli
endüstri alanları oluşturarak ülke kalkınmasının bir aracı olmalarının sağlanması
oluşturmaktadır. Unutulmaması gereken nokta bu kentlerin küçük olmasının bir
olumsuzluk değil aksine birçok yönden olumlulukları ortaya koyabileceği gerçeğidir.
Ülkemiz açısından da sürdürülebilir kentsel gelişmenin sağlanmasını amaçlayan kent
planlama yöntemlerinin oluşturulması artık zorunluluk haline gelmiştir. Çünkü
özellikle büyük kentler açısından çevresel bozulma, ekonomik verimsizlik ve sosyal
ayrışma gibi temel sorunlar tüm şiddetiyle yaşanmaktadır. Bununla birlikte
ülkemizin dünyadakilerle benzer şartları olduğu gibi, gerek sorunlar gerekse de
olanaklar açısından farklılaşan özgün yönleri de vardır.
Öncelikle, Türkiye istihdamının %50***8217;sini hala tarımdan sağlayan bir ülkedir. Bir
sorun olarak görülebilecek bu durum aslında önemli avantajları da beraberinde
getirebilir. Ülkemizde birçok Avrupa ülkesinde olduğu gibi, hukuki dayanaklara
sahip bir kentleşme politikası oluşturulamamıştır. Zaten bu eksikliğin mekana
yansıması da kendini en çok büyük kentlerimizde göstermektedir. Ülkemizdeki
büyük kentlerin yapılaşma stoğunun ortalama %65***8217;i kaçak durumdadır. Üstelik bir
üst politikadan yoksun olan mevcut tüm kentsel gelişmeyi düzenleyici araçlar da,
ülkemizde büyük kent odaklı bir karakteristiktedir. Oysaki günümüzde, ülkemizdeki
3216 belediyeden %95***8217;inin nüfusu elli bin kişiden azdır. Planlama uygulama araçları
aslında bu orta ve küçük ölçekli kentlere dönük değildir.
Bunlara ek olarak, Avrupa Birliği ile bütünleşme sürecinde, AB***8217;deki verimliliği
arttırmak amacıyla kırsal nüfusun azaltılması politikasına da dikkat çekmek
gerekmektedir. Böyle bir politika kentleşme üzerindeki baskının devam edeceğinin
göstergesidir. Hele ülkemizde, bu baskıyı en çok görecek olan yerleşmelerin, büyük
kentler olacağını söylemek şaşırtıcı değildir. Nüfusun büyük kentlere yığılmaya
devam etmesi hali hazırda yaşanan çevresel, kentsel, sosyal ve ekonomik sorunların
katlanarak gelecek on yıllarda telafisi mümkün olamayacak zararları, oluşturacağı
görülebilmektedir. O halde ülkemizde uygulanması gereken politika, devasa büyük
kentler üzerine olmamalı orta ölçekli kentlerin oluşturulması ve geliştirilmesi üzerine
kurgulanmalıdır. Böyle bir uygulamanın ülke fiziki mekanının daha kolay
düzenlenmesi ve denetim altında tutulabilmesini sağlayacağı da ortadadır. Bu
anlamda yerleşmelerin ölçek ve özelliklerine göre planlama kapsam ve yöntemleri
oluşturulmak zorundadır.
__________________
NEVART AKADEMİ
www.nevart.net
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Disleksi Eğitimi
Okuma Güçlüğü
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 21.04.08, 12:03
Administrator
 
Üyelik tarihi: Aug 2006
İletiler: 21.463
Blog Başlıkları: 13
CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
Standart Güç ülkesi olmanın zorlukları - The Challenge Of Becoming An Immigration Conun

Bu çerçevede yapılan bu çalışmanın temel varsayımı, ülkemizde sürdürülebilir
kentsel gelişmenin sağlanabilmesi için orta ölçekli kentlerin kentsel politika içindeki
yerlerini almaları ve mevcut kent planlama sisteminin yeniden yapılandırılarak bu
kentlere dönük bir kent planlama yönteminin oluşturulması ile gerçekleşebileceğidir.
Bu varsayım doğrultusunda çalışmanın birinci bölümünde kavramsal olarak
sürdürülebilir kentsel gelişme olgusu ele alınmıştır. Bu kapsamda, öncelikli olarak,
sürdürülebilir kentsel gelişmenin dayandığı sürdürülebilir gelişme kavramı tarihsel
süreçteki gelişimi, kapsamı ve boyutları ile birlikte ortaya konmuştur. Daha sonra,
sürdürülebilir kentsel gelişme kavramı üzerinde uluslararası örgütlerin etkilerinin
açık olduğundan hareketle kavramın içeriğinin oluşturulmasında Birleşmiş Milletler
(BM), Avrupa Birliği (AB), Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Konseyi (OECD),
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) gibi kuruluşların katkılarına değinilmiştir. Aynı
zamanda, birinci bölümde sürdürülebilir kentsel gelişmenin tam olarak ortaya
konulabilmesi amacıyla kavramın sürdürülebilir gelişmenin temel ilkeleri
doğrultusunda (çevresel, ekonomik, siyasal ***8211; yönetsel, sosyal ve fiziksel) kapsamı
belirlenmiştir. Bununla birlikte, genel anlamıyla politika düzeyinde olan
sürdürülebilir kentsel gelişmenin mekanla ilişkilendirilmesi için başka bir deyişle
daha somut hale getirilmesi amacıyla sürdürülebilirlik göstergeleri, kentsel planlama
ve kent form ve büyüklükleri gibi boyutları ortaya konarak kavramın
uygulanabilmesine dönük kavramsal çerçeve oluşturulmuştur.
Çalışmanın ikinci bölümünde ise, varsayımın odaklandığı orta ölçekli kent kavramı
üzerinde durulmuştur. Bu bağlamda orta ölçekli kentin tanımlaması yapılarak,
kentsel hiyerarşi içerisinde kalan diğer kentsel büyüklükler ile olan ilişkisi
belirlenmiş ve karşılaştırmalı olarak ele alınmış ve orta ölçekli kentin önemi ve
gerekliliği ortaya konmuştur. Daha sonra ise orta ölçekli kentlerin sürdürülebilir
kentsel gelişme çerçevesinde analizi yapılarak, bu kentlerin sahip olduğu avantaj ve
dezavantajları ekonomik, sosyo-kültürel, yasal ***8211; yönetsel, çevresel ve kent
planlaması açılarından belirlenmiştir. İkinci bölümün amacı sürdürülebilir kentsel
gelişmenin sağlanmasında orta ölçekli kentin yerini, önemini ve gerekliliğini ortaya
koymaktır.
Çalışmanın üçüncü bölümünde ise dünya üzerinde farklı coğrafyalarda bulunan
ülkelerdeki orta ölçekli kentlere dönük gerçekleştirilen kent planlama çalışmaları
sürdürülebilir kentsel gelişme bağlamında değerlendirilmiştir. Bu bağlamda örnekler
seçilirken iki farklı seçim yönteminin kullanılması olanaklıdır. Ülkelerin gelişmişlik
seviyelerine göre bir sınıflama yaparak örnekler seçilebileceği gibi farklı
coğrafyalarda yer alan ülkeleri ele alarak da bir sınıflama yapılabilecektir. Bu
çalışmada ikinci yöntem benimsenmiştir. Çünkü gelişmiş ülkeler arasında da kentsel
politika üretilmesi tek bir reçete ile yapılmamaktadır. Ülkelerin özgün koşulları,
içinde bulundukları coğrafik konum, ülkelerin farklı kentsel politika üretmelerine
neden olmaktadır. Ayrıca az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerden seçilecek olan
örneklerin de bu çalışmaya veri teşkil edemeyeceği öngörülmektedir. Dolayısıyla
ülkelerin coğrafik dağılımına göre örnekler seçmek her anlamda daha uygun ve
bilimsel olacaktır.
Bu bağlamda seçilen ülke örneklerinin incelenmesinden sonra ülkemiz üzerine bir
değerlendirme yapılmıştır. Bu çerçevede, öncelikli olarak ülkemizde uygulanan
mevcut kent planlama sistemi ve kentsel politikalar ele alınmıştır. Çünkü
sürdürülebilir bir kentsel gelişmenin sağlanması ancak mevcut sistemin yeniden
düzenlenmesi ile mümkün olacaktır. Yeniden düzenlenmek istenen sistemin de tüm
yönleriyle analiz edilmesi gerekliliği ortadadır. Ayrıca, bu analiz sürecinde ülkemiz
açısından orta ölçekli kent büyüklüğü kavramı da ele alınmış ve hangi kentlerin bu
sınıfa dahil olacağı belirlenmeye çalışılmıştır. Üçüncü bölümün son kısmında ise
ülkemizdeki orta ölçekli kentlere dönük sürdürülebilir kentsel gelişmeyi olanaklı
kılacak bir kent planlama yöntemi önerisinde bulunulmuştur.
Çalışmanın sonucunda ise ülkemize dönük sürdürülebilir kentsel gelişme uyarınca
kentsel politika önerilerinde bulunulmuş ve orta ölçekli kente dönük olarak
oluşturulan kentsel planlama yöntemi ile mevcut sistemin alacağı biçim üzerinde
değerlendirmeler yapılmıştır. Bu bağlamda, kentsel yerleşim sisteminin dağılımında
ülkesel, bölgesel ve yerel unsurlarla birlikte ele alınarak, sürdürülebilir bir
yaklaşımın oluşturulmasında orta ölçekli kent kavramının bir hareket noktasını
oluşturacağı öngörülmektedir. Bununla birlikte, bu çalışmanın günümüzün ana
temalarından biri olan sürdürülebilir kentsel gelişme olgusunun ülkemize
uyarlanması adına önem taşıdığı ve daha sonraki yapılacak çalışmalara da temel
teşkil edebileceği düşünülmektedir.
__________________
NEVART AKADEMİ
www.nevart.net
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Disleksi Eğitimi
Okuma Güçlüğü
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 21.04.08, 12:05
Administrator
 
Üyelik tarihi: Aug 2006
İletiler: 21.463
Blog Başlıkları: 13
CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
Standart Güç ülkesi olmanın zorlukları - The Challenge Of Becoming An Immigration Conun

BİRİNCİ BÖLÜM
SÜRDÜRÜLEBİLİR KENTSEL GELİŞME KAVRAMI
Sürdürülebilir kentsel gelişme (SKG) olgusu sürdürülebilir gelişme (SG) kavramının
gündeme gelmesi ve kavramın mekansal boyut kazanması ihtiyacı ile ortaya
çıkmıştır. Yani SKG***8217;nin temelleri sürdürülebilir gelişme kavramının içerisinde yer
almaktadır. Bu bağlamda bu bölümde öncelikli olarak SG olgusunun irdelenmesi
yapılmış ve daha sonra SKG kavramı farklı yönleriyle ele alınmıştır.
1.1. Tarihsel Süreçte Sürdürülebilir Gelişme Olgusu
Sürdürülebilir gelişme kavramı çevre sorunlarının telafisi çok güç ve maliyetlerinin
karşılanamayacak düzeylere gelmesi, ekonomik gelişmenin çevrenin kısıtlayıcı
özelliği karşısında yeniden ele alınması ve çevre ile tüm sektörler arasında bir
bütünlük ve uyumun sağlaması gibi koşullar sonucunda gündeme gelmiştir. Bu
bağlamda çalışmanın bu bölümünde çevre kavramının öneminin algılanmasında
çevrenin uluslararası boyuttaki ele alınma süreci ile birlikte bu süreç sonucunda
gündeme gelen sürdürülebilir gelişme olgusunun tanımı, kapsamı ve boyutları ortaya
konmuştur.
1.1.1. Çevrenin Uluslararası Boyutta Ele Alınması
20. yüzyılın sonları ile birlikte çevre, ekonomik gelişme ve bunlarla ilgili kavramlar
dünya gündeminin üst sıralarında yer almaya başlamıştır. İnsanoğlunun bu uyanan
ilgisi başlarda oldukça karamsar bir tablo oluşturmuş, geleceğe dair ürkütücü
senaryolar gündeme gelmiştir. ***8220;Örneğin Roma Kulübünün 1969 yılında MIT***8217;ye
hazırlattığı ve ***8220;Sıfır Büyüme***8221; (Zero Growth) tezini işleyen Büyümenin Sınırları
(Limits To Growth) adlı rapor bu konuda oldukça çarpıcı bir görüş ortaya atmıştır.
Büyümenin tüm sektörlerde derhal sınırlanmaması halinde oldukça karamsar bir
geleceğin insanoğlunu beklediğini ileri süren bu rapor abartılı olmakla beraber
insanlığın ilgisini çevre konusuna çekme konusunda önemli bir adım olmuştur.***8221;1
Ayrıca bu rapor ile ilgili olarak çevre ile diğer bilim dalları arasındaki ilişkiyi
kurması nedeniyle ***8220;çevresel bilimlere sosyal bilimlerin ilgisinin başladığı yer***8221;2
tanımlaması da yapılmaktadır.
Yine aynı dönemde giderek kirlenen, kaynakları sınırsızca tüketilen dünya üzerinde
hava, su ve toprak kirliliği, biyolojik çeşitliğin azalması, çölleşme vb. sorunlar
temelinde ortaya çıkan çevre olgusunun kalkınma, kentleşme, sanayileşme, nüfus
artışı, yoksulluk vb. gibi farklı sektörleri de içerecek bir yaklaşımla ele alınması
gerekliliği kabul edilmeye başlanmıştır. Böylece de insanlığı sürdürülebilir gelişme
kavramına değin götürecek yolculuğun ilk adımları atılmıştır.
***8220;Sürdürülebilirlik, ekonomik büyüme ve insan iyiliğinin, bütün sistemlerin temeli
olan doğal kaynaklara bağlı olduğunu kabul eder***8221;3. Yani, kaynakların kullanımının
zaman ve mekan içerisinde düzenlenmesi yargısına sahip olan sürdürülebilirlik
kavramından çok daha önce kaynak kullanımı, yaşam kalitesi vb. gibi konulara olan
ilgi gündeme gelmiştir. ***8220;Batı dünyasında kaynak sorunu ve benzerlerine ilgi yeni
olmamakla beraber kökleri esas olarak 1960***8217;lara dayanmaktadır. Rachel Carson***8217;un
yazdığı kimyasal maddeler ve endüstriyel süreçlerin yol açtığı geniş doğa
tahribatlarını anlatan The Silent Spring (Sessiz Sonbahar,1962) adlı kitabı yeni
ufuklar açmıştır. Bu kitapta, besin zincirinin kimyasallaşmasına dikkat çekilerek
çevresel risklerin yaygınlığı üzerinde durulmaktadır***8221;4.
Şüphesiz çevre konusundaki girişimler bununla sınırlı değildir. Bu anlamda çevre
konusunda ilk ulus üstü girişimler Avrupa Konseyince gerçekleştirilmiştir. ***8220;1962
yılında Doğanın ve doğal kaynakların korunması için Avrupa Uzmanlar Komitesi,
1964 Su Kirliliği Komitesi, 1970 Avrupa Koruma Yılı ilanı***8221;5 gibi eylemler çevre
üzerinde önemli gelişmeler sağlamıştır.
Bununla birlikte yine uluslararası bir örgüt olan Birleşmiş Milletlerin de çevre ile
ilgilenmeye başlaması 1970***8217;li yıllarda olmuştur. ***8220;UNESCO 1970 yılında İnsan ve
Biosfer adlı bir özel araştırma programı başlatmış, 70***8217;li yılların ikinci yarısında ise
çevre hakkının yer aldığı üçüncü kuşak insan haklarını geliştirmiştir. BM tarafından
çevre konusunda gerçekleştirilen konferanslardan ilki ise 1972 Stockholm
Konferansı olmuştur. ***8220;Bu konferans ile çevre sorunlarının ilk kez uluslararası
düzeyde ele alındığı bilinmektedir***8221;6. Bu konferansın sonunda kabul edilen
Stockholm Bildirgesi ile de ***8220;çevre ile insan hakları, çevrenin korunması ile
ekonomik kalkınma, ekonomik kalkınma ile sosyal kalkınma kavramları arasındaki
bağlantı kurularak, sağlıklı bir çevrede yaşamanın temel insan haklarından olduğu***8221;7
kavramları evrensel olarak kabul edilmiştir.
Stockholm Konferansında çevre ile kalkınma arasındaki ilişkinin uluslararası
düzeyde ortaya konmasından sonra ***8220;bu konferansta alınan kararların ne ölçüde
yaşama geçirildiğinin değerlendirilmesi ve bunun ışığında, küresel ölçekte çevre ve
kalkınma sorunlarının tanımlanması ve çözümlerine yönelik stratejiler geliştirilmesi
amacıyla 1983 yılında BM Genel Kurulu tarafından BM Dünya Çevre ve Kalkınma
Komisyonu oluşturulmuştur.***8221;8
1.1.2. Sürdürülebilir Gelişme Kavramının Tanımı
Sürdürülebilirlik kavramı ilk olarak Dünya Doğayı Koruma Birliği (IUCN)
tarafından 1982 yılında kabul edilen Dünya Doğa Şartı belgesinde yer almıştır.
Sürdürülebilirlik kavramının küresel bağlamda ilk defa ele alındığı resmi belge olan
bu şarta göre insanların yararlandığı ekosistem, organizmalar, kara, deniz ve
atmosfer kaynaklarının optimum sürdürülebilirliğini başarabilecek biçimde
yönetilmeleri gerektiği ancak bunun ekosistemlerin ve türlerin bütünlüğünü tehlikeye
atmayacak biçimde yapılması öngörülmektedir.9
Sürdürülebilir Gelişme (SG) kavramının bugünkü kullanıldığı anlamıyla
tanımlanması ise Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonunun (DÇKK) (World
Commission on Environment and Development, WCED) 1987 yılında yayınlamış
olduğu Ortak Geleceğimiz (Our Common Future) adlı raporunda (komisyon başkanı
Gro Harlem Brundtland***8217;ın adıyla da anılan, Brundtland Raporu) yapılmıştır. Bu
rapora göre sürdürülebilir gelişme ***8220;bugünün ihtiyaçlarını, gelecek kuşakların da
kendi ihtiyaçlarını karşılayabilme olanağından ödün vermeksizin karşılamak***8221; olarak
tanımlanmıştır 10.
Bu noktada özellikle belirtilmesi gereken bir konu da sürdürülebilir gelişme
kavramının temelleri üzerine olan yaklaşımlardır. Kavramın temellerinin 1972
yılında gerçekleştirilen Stockholm Konferansı ile atıldığı ileri sürülmektedir. Her ne
kadar bu konferansta çevre ile ekonomik ve sosyal gelişmenin arasındaki ilişki
önemle vurgulansa da ***8220; bildirgenin 8. ilkesinde insana yaraşır bir çevrenin
sağlanması için gelişmenin şart olduğunun ileri sürülmesi ekonomik gelişmeden
taviz vermeyen gelişmekte olan ülkelerin taleplerini yansıtmaktadır. Bu bağlamda
Stockholm Konferansını, kavramın temellerinin atıldığı bir platform olarak ileri
sürmek olanaklı değildir***8221;11.
Özü itibarıyla bir gelişme modeli olan kavramın bir başka tanımı da Ruşen Keleş***8217;in
Kentbilim Terimleri Sözlüğün***8217;de yer almaktadır. Keleş***8217;e göre sürekli ve dengeli
gelişme olarak Türkçe karşılığını bulan kavram ***8220;çevre değerlerinin ve doğal
kaynakların savurganlığa yol açmayacak biçimde akılcı yöntemlerle, bugünkü ve
gelecek kuşakların hak ve yararları da gözönünde bulundurularak kullanılmasıilkesinden özveride bulunmaksızın ekonomik gelişmenin sağlanmasını amaçlayan
çevreci bir dünya görüşü***8221;12 olarak tanımlanmaktadır.
Sürdürülebilir gelişme kavramı üzerinde bir başka tanım ise Uluslararası Yerel Çevre
Girişimleri Konseyince yapılmıştır.13 Bu çerçevede sürdürülebilir gelişme, başlıca
çevresel, toplumsal ve ekonomik hizmetleri, bu hizmetlerin bağımlı olduğu doğal ve
toplumsal sistemlerin yaşamsal önemini tehdit etmeksizin, herkese ulaştırılabilen
gelişme olarak tanımlanmaktadır. Sürdürülebilir gelişme, yaşayan ve gelecekte
yaşayacak tüm insanların, mevcut çevresel sınırlar içerisinde, sosyal ve ekonomik
gelişmeye adil olarak katılmalarını sağlayabilmek için gerekli olan üretim ve tüketim
tarzlarındaki değişimlerle ilgilidir.
Kökenleri eskiye giden kavramın içinde bulunan sürdürülebilirlik terimi ile ilgili
olarak da Uluslararası Sürdürülebilir Gelişme Enstitüsü ***8220;sürdürülebilir olmak için
ekonomik verimliliği geliştiren, ekolojik sistemleri koruyan ve onaran, insanların
refahını yükselten bir gelişme şarttır, bu uzak bir amaç değil bugünün gündemidir***8221;14
diyerek sürdürülebilir gelişmenin içinde yer alan ekonomi, çevre ve sosyal boyutlara
gönderme yapmaktadır.
1.1.3. Sürdürülebilir Gelişme Kavramının Kapsamı
Brundtland Raporundan sonra sürdürülebilir gelişme kavramı, tüm dünyada politika
oluşturmada merkezi bir akım haline gelmiştir. Bunun arkasındaki en önemli etken
ise mevcut gelişme eğilimlerinin devam etmesi ile sürekli ve dengeli gelişmenin
sağlanamayacağının anlaşılması olmuştur. Nitekim bu görüş doğrultusunda
Brundlant Raporu dünyanın bütünleştirilmiş sosyal, ekonomik ve politik bir sistem
olarak düşünülmesi gerektiğine dikkat çekerek, bu bütüncül sistemin değişen şartlar
altında devamlılığını sürdürmesi için kolektif eylemlere ihtiyaç olduğunu ortaya
koymuştur.15
Bu bağlamda, Brundlant raporuna göre sürdürülebilir bir gelişmenin sağlanması için
gerekli şartlar şu şekilde sıralanmaktadır:16
***8226; Karar almada vatandaşların etkin katılımını sağlayacak bir siyasal sistem
***8226; Kendi çabasıyla ve sürdürülebilir biçimde üretim fazlası ve teknik bilgi
sağlayabilecek bir ekonomik sistem
***8226; Uyumsuz gelişmeden doğan gerilimlere çözüm bulabilen bir sosyal sistem
***8226; Gelişme için gerekli ekolojik tabanı korumaya saygı gösteren bir üretim
sistemi
***8226; Durmadan yeni çözümler arayabilecek bir teknolojik sistem
Yine aynı rapora göre kavramın içinde iki önemli öğe vardır. Bunlar ***8220;ihtiyaç,
özellikle dünyanın yoksullarının temel ihtiyaçları ile çevrenin bugünkü ve
gelecekteki ihtiyaçları karşılayabilme yeteneğine teknolojinin ve sosyal
örgütlenmenin getirdiği sınırlamalar düşüncesidir***8221; 17.
Özellikle yoksulluk kavramı SG içinde önemli bir yer tutmaktadır. Nitekim, Ortak
Geleceğimiz raporunda ***8220;yoksulluğun içine işlediği bir dünya, ekolojik ve diğer tüm
facialara her zaman eğilimli kalacaktır***8221;18 denmektedir. Kavramın özünde bulunan
gelecek kuşakların haklarının korunmasının yanında çevresel maliyetlerin aynı kuşak
içinde dağılımı ve günümüz yoksullarının gereksinimlerinin karşılanması da SG
kapsamının içerisinde yer almaktadır. Zaten, SG tanımından anlaşılacağı üzere
kavramın içinde bir dayanışma olgusu vardır. Bu dayanışma gerek kuşak içi gerekse
altında devamlılığını sürdürmesi için kolektif eylemlere ihtiyaç olduğunu ortaya
koymuştur.15
Bu bağlamda, Brundlant raporuna göre sürdürülebilir bir gelişmenin sağlanması için
gerekli şartlar şu şekilde sıralanmaktadır:16
***8226; Karar almada vatandaşların etkin katılımını sağlayacak bir siyasal sistem
***8226; Kendi çabasıyla ve sürdürülebilir biçimde üretim fazlası ve teknik bilgi
sağlayabilecek bir ekonomik sistem
***8226; Uyumsuz gelişmeden doğan gerilimlere çözüm bulabilen bir sosyal sistem
***8226; Gelişme için gerekli ekolojik tabanı korumaya saygı gösteren bir üretim
sistemi
***8226; Durmadan yeni çözümler arayabilecek bir teknolojik sistem
Yine aynı rapora göre kavramın içinde iki önemli öğe vardır. Bunlar ***8220;ihtiyaç,
özellikle dünyanın yoksullarının temel ihtiyaçları ile çevrenin bugünkü ve
gelecekteki ihtiyaçları karşılayabilme yeteneğine teknolojinin ve sosyal
örgütlenmenin getirdiği sınırlamalar düşüncesidir***8221; 17.
Özellikle yoksulluk kavramı SG içinde önemli bir yer tutmaktadır. Nitekim, Ortak
Geleceğimiz raporunda ***8220;yoksulluğun içine işlediği bir dünya, ekolojik ve diğer tüm
facialara her zaman eğilimli kalacaktır***8221;18 denmektedir. Kavramın özünde bulunan
gelecek kuşakların haklarının korunmasının yanında çevresel maliyetlerin aynı kuşak
içinde dağılımı ve günümüz yoksullarının gereksinimlerinin karşılanması da SG
kapsamının içerisinde yer almaktadır. Zaten, SG tanımından anlaşılacağı üzere
kavramın içinde bir dayanışma olgusu vardır. Bu dayanışma gerek kuşak içi gerekse
de kuşaklar arasında sağlanmalıdır. Bu çerçevede sürdürülebilir gelişme
düşüncesinin temel karakteristiklerini şu şekilde sıralamak mümkündür:19
***8226; Gelecek kuşakların ve yoksulların haklarını güvence altına almak
***8226; Tüm eylemlere uzun dönemli yaklaşımı içeren önleme ilkelerinin
uygulanması
***8226; Çevre, ekonomi ve toplum arasındaki karşılıklı bağların varlığı
Brundtland Raporu ile gündeme gelen SG***8217;nin kapsamı üzerindeki en önemli
açılımlar BM tarafından 1992 yılında Brezilya***8217;nın Rio de Janerio kentinde
düzenlenmiş olan Çevre ve Gelişme Konferansı ile olmuştur. Rio Konferansı olarak
da bilinen bu zirvede ***8220;sürdürülebilir gelişme yolunda doğal kaynakların gelişmiş ve
gelişmekte olan ülkeler arasında yeniden dağılımı, tüm dünya yurttaşlarının eşit
erişimi ve tüm paydaşların arasında bir katılım stratejisi oluşturma düşüncesiyle
somut yollar sunulması amaçlanmıştır.***8221;20
Bu zirve ile mevcut yaşam biçimleri (yüksek düzeyde kaynak tüketimi, çevresel
kalitenin bozulması, sosyo-ekonomik farklılıkların artması gibi) üzerinde daha
dikkatli olunması konusunda bir çağrı yapılmıştır.
***8220;BM Çevre ve Gelişme Konferansı sonucunda; Rio Bildirgesi, Gündem 21, Orman
İlkeleri, İklim Değişikliği Sözleşmesi ve Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi adı altında
beş temel belge ortaya çıkmıştır.***8221;21 Rio Zirvesi ile tüm insanlık için 21. yüzyılın
temel politika alanı haline getirilmiş olan SG hedefine ulaşmak üzere ilke ve
eylemleri ortaya koyan ve bir tür yol haritası olan Gündem 21 belki de bu zirvenin en
önemli çıktısıdır. ***8220;İnsanlığın bir dönüm noktasında olduğuna dikkat çeken Gündem
21 ile temel gereksinimlerin karşılanması, yaşam standartlarının iyileştirilmesi,
ekosistemlerin daha iyi korunması ve yönetimini ve daha güvenli bir geleceğe giden
yapı taşlarının döşenmesini sağlayacak küresel ortaklık kavramı gündeme
getirilmiştir.***8221;22
***8220;Gündem 21***8217;in temel yaklaşımı tüm program alanlarına yönelik finansman
politikalarının belirlenmesi, yeni kaynakların yaratılması, uygulanabilir teknik ve
ekonomik araçların belirlenmesi, merkezi yönetim yerel yönetim ilişkilerinin
***8220;yerinden yönetim***8221; anlayışı doğrultusunda güçlendirilmesi, hükümetler ve hükümet
dışı kuruluşlar arasında işbirliğinin geliştirilmesi ve halkın etkin katılımının
sağlanması gibi öncelikler üzerine bina edilmiştir.***8221;23
Rio zirvesi SG kavramını dünyada temel politika alanı haline getirmekle kalmamış,
katılımcı mekanizmaların hükümetler ve diğer tüm kuruluşlar arasında yaygın
biçimde kabul edilmesini sağlamıştır. Özellikle Gündem 21 belgesi SG
politikalarının yaşama geçirilmesi konusunda stratejileri ortaya koyarken bunun
yolunun katılımla sağlanabileceğini öngörmüştür.
1992 Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansından sonra geçen on yıllık
sürenin değerlendirmesini yapmak üzere BM Genel Kurulu Dünya Sürdürülebilir
Gelişme Zirvesi***8217;nin yapılmasını kararlaştırmıştır. Bu karar uyarınca, zirve 2002
yılında Johannesburg***8217;ta düzenlenmiştir.24 Bu zirvedeki temel konular yoksulluğun
yok edilmesi, sürdürülemez üretim ve tüketim kalıplarının değiştirilmesi, ekonomik
ve sosyal kalkınmanın doğal kaynak temelinin korunması ve yönetilmesi,
küreselleşen dünyada sürdürülebilir kalkınma ile sürdürülebilir kalkınma için sağlık
olarak belirlenmiştir.25
Johannesburg Zirvesinin sonucunda Sürdürülebilir Gelişme Politik Bildirgesi ile
Uygulama Planı adlı iki belge kabul edilmiştir. 32 ilkeden oluşan Politik bildirge de
sürdürülebilir gelişme taahhüdü yinelenerek bu hedefe ulaşmada ortak
yükümlülükler vurgulanmıştır. Sürdürülebilir gelişmenin üç temel direği olarak
nitelenen ekonomik, sosyal gelişme ile çevrenin korunmasına ilişkin sorumlulukların
yerel, ulusal, bölgesel ve küresel düzeyde gerçekleştirilmesinde de ortak bir
sorumluluk taşındığı vurgulanmıştır. Yine bu belgede sürdürülebilir gelişme hedefine
ulaşmada politikaların hazırlanması, karar verme ve uygulamanın tüm aşamalarında
katılımın önemi belirtilmiştir.26
Johannesburg zirvesinin sürdürülebilir gelişme politikaları yönünden en ilginç
özelliği II. Tip çıktılar olarak adlandırılan Sürdürülebilir Gelişme İçin Ortaklıklar
programı olmuştur. Asıl olarak kamu ile özel sektör işbirliğini somut hedeflere
dayandırmayı amaçlayan bu kararlar belki de zirvenin en eleştirilen yönünü
oluşturmaktadır. Eleştirinin yönünü ise büyük şirketlere sadece müzakere
sonuçlarının değil, müzakere süreçlerini de belirleme hakkının verilmesi ve böylece
tekellerin, küresel yönetişim iddialarını dayatmalarına olanak sağlaması
oluşturmaktadır.27 Nitekim, bir Hintli çevrecinin ***8220;insan haklarının yerini şirket
hakları aldı***8221; diyerek özetlediği zirveyi Greenpeace örgütü de kötü bir komedi olarak
tanımlamıştır.28

1.1.4. Sürdürülebilir Gelişme Kavramının Boyutları
Sürdürülebilir gelişme ile ekonomi ve çevre arasında eşgüdümü sağlayan bir gelişme
modeli öngörülürken, bu model ile toplumsal gelişimin de sağlanacağı
öngörülmektedir. Bu çerçevede sürdürülebilir gelişmenin ekonomik sürdürülebilirlik,
sosyal sürdürülebilirlik ve çevresel sürdürülebilirlik olarak tanımlanabilecek üç
boyutundan söz etmek olasıdır. Bu boyutlardan birincisi, katılım ve güçlü bir sivil
toplumu, ikincisi ekonomik sermayenin istikrarını, üçüncüsü ise insan
gereksinimlerini karşılayan, doğal kaynakların korunmasını sağlayan ve insan
refahını yükseltmeyi içermektedir.2SG kavramı ekonomik, ekolojik ve toplumsal
gelişmenin sağlandığı bir süreçtir. Yani gelişmenin sürdürülebilir olması için
ekonomik etkililiği geliştirmesi, ekolojik sistemleri koruması ve geliştirmesi ile tüm
insanları en iyi yaşam koşullarına ulaştırması gerekmektedir. Bu bağlamda
sürdürülebilir gelişmenin ilgili olduğu konuları şöyle sıralamak olasıdır:
***8226; Bütünleşmiş bir karar verme süreci
***8226; Karar verme sürecinde toplumsal katılım
***8226; Tüm paydaşların ve grupların işbirliği
***8226; İnsanlar arasındaki gelişmede eşitlik, adalet ve paylaşım ilkesi
***8226; Yaşam kalitesinin yükseltilmesi ve yoksullukla mücadele

__________________
NEVART AKADEMİ
www.nevart.net
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Disleksi Eğitimi
Okuma Güçlüğü
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 21.04.08, 12:06
Administrator
 
Üyelik tarihi: Aug 2006
İletiler: 21.463
Blog Başlıkları: 13
CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
Standart Güç ülkesi olmanın zorlukları - The Challenge Of Becoming An Immigration Conun

Benzer biçimde SG***8217;nin sağlanabilmesi için olmaması gereken koşulları ise şöyle
sıralamak mümkündür:
Toplumsal Gelişme
* yerel kendine güven
* temel insan
gereksinimleri
* adil paylaşım
* katılım
* eşitlik
* yaşam kalitesi
Ekolojik Gelişme
* taşıma kapasitesi
* kaynak koruma
* riskler
* doğal kültürel çevre
Derin Ekoloji
Korumacılık
Toplumsal Ekonomik
Gelişme
Sürdürülebilir Gelişme
Ekonomik Gelişme
* ekonomik büyüme
* bireysel fayda
* pazar büyümesi
* dışşal maliyet
* istihdam
* üretim - tüketim
11
***8226; Tüm maliyetlerine rağmen sınırsız ekonomik büyüme
***8226; Çevresel kaynakların sınırsızca tüketimi
***8226; Hızlı nüfus artışı ve yoğunlaşması
***8226; Güçlü merkezi karar sistemleri
***8226; Çevre ve gelişme sorunlarına kısa vadeli ve aceleci çözümler
Sonuçta, SG toplumsal, çevresel ekonomik ve kültürel boyutları olan bir kavramdır.
Bu boyutların her birinin kendi içinde, toplumsal gereksinimler, biyolojik çeşitlilik,
üretim, kültür mirası gibi, hayli önemli konu başlıkları vardır. SG***8217;ye ilişkin
çalışmalarda bu farklı yönleri tek tek ve birbirinden bağımsız olarak değil,
birbirleriyle etkileşim içinde ele almak gerekir. Sistemin içerisinde yer alan her bir
boyutun sürdürülebilirliği diğerlerinin de sürdürülebilir olmasına bağlıdır.30
Boyutlarından da anlaşılacağı üzere sürdürülebilirlik kavramı insan eylem ve
düşüncesi ile koşutluklar içermektedir. ***8220;Daha fazlası en iyi (more is better)***8221; sloganı
yerine ***8220;yeterli olan en iyi (enough is better)***8221; sloganını gündeme getiren SG 31
doğrultusunda insan gereksinimlerinin karşılanmasını içeren ve olabilecek en kaliteli
yaşam seviyesine ulaştıracak bir sistem öngörülmektedir. Yani, çevresel yaşam
kalitesinin, sosyal yaşam kalitesinin ve ekonomik yapabilirliğin sağlanması
amaçlanmaktadır. Bu yönüyle, SG, kentsel gelişme kavramı ile de bütünleşmektedir.
Çünkü insan eylem ve düşünceleri doğrudan insanın yaşam mekanı olan kentlerde
biçimlenmekte ve kentsel gelişme ile karşılıklı bir etkileşim içinde sürmektedir. O
halde sürdürülebilir gelişme politikalarının uygulanabilmesinin koşulu olarak, bu
politikaların mekana yansıtılması gerekliliği açıkça ortadadır.
1.2. Sürdürülebilir Kentsel Gelişme Kavramı
Kentler sosyal ve ekonomik gelişmenin itici güçleri olarak, bu alanlardaki
politikaların belirlenmesinde ana rol oynarlar. Bu çerçevede belirleyicilik özelliği ve
önemli potansiyelleri ile beraber barınma, istihdam, hizmet gibi konularda yararcı ve
yaratıcı özelliklere sahiptirler.
Ancak birçok olumlu özelliklerinden bahsedilebilecek kentlerin, özellikle 2000***8217;li
yıllarla birlikte en önemli sorunları şu biçimde özetlenebilir: güvensiz su kaynakları,
yetersiz alt yapı ve ulaşım olanakları, kirlenmiş çevre (hava, su toprak vb. gibi),
toplanmayan atıklar ya da toplanıp güvensizce depolanan atıklar vb. Şüphesiz bu
sıralanan sorunlar yaşam kalitesinin düşmesine, verimliliğin azalmasına, felaketlerin
büyümesine ve her türdeki maliyetlerin artmasına neden olmaktadır. Bununla birlikte
bu sorunların arkasında yatan nedenlerin de hızlı kentleşme ile birlikte gelen nüfus
artışı ve yoğunlaşması olduğu açıktır.
Özellikle gelişmekte olan ülkelerin kentlerinde yaşanan bu yüksek düzeydeki
büyüme, bu ülkelerdeki mevcut kent planlama ve yönetim kapasitelerinin çok
önünde gitmektedir. Planlanmayan ve yönetilemeyen kentsel gelişme sonucu
yaşanan bu kentsel bozulma sonuçta kentlerin ülkesel gelişme sürecindeki katkılarını
en aza indirmektedir hatta ekonomik anlamda etkililiği, sosyal adaleti ve güçlükle
korunabilen çevresel değerleri tehdit ederek çoğunlukla bu gelişmeyi
engellemektedir.32
Bu noktada üzerinde önemle durulması gereken konu ise sürdürülebilir gelişme
kavramının düzeyi ile ilgilidir. Bu çerçevede, SG***8217;nin elbette küresel boyutlarından
söz etmek olanaklı olmakla beraber yerel ve küresel süreçler arasında sıkı bir
etkileşim de söz konusudur. Çünkü kentler veya bölgeler hem yakın çevrelerini hem
de daha uzak bölgeleri etkileyebilen açık sistemlerdir.33 Sürdürülebilir gelişme
politikalarının uygulanması kaçınılmaz olarak yerel ve bölgesel düzeyde olacaktır.
Ulusal devletler, devletlerden oluşan bölgesel yapılar ve onların içindeki alt yönetim
basamakları (eyaletler, bölgeler, yerel yönetimler), küresel çevre politikalarının
uygulama alanları ve uygulayıcısıdırlar.34
Bunun yanı sıra, sürdürülebilir gelişme kavramının öğelerinden hareketle, bunların
içinde en önemlileri arasında olan katılımın sağlanmasına en fazla olanak sağlayacak
düzeyin yerel düzey olduğu görülebilir.35
Bu bağlamda sürdürülebilir gelişme ile ilgili olan birçok tartışma mekan
çerçevesinde gelişmektedir. Çevresel taşıma kapasitesi, çevre sermayesi, çevresel ve
sosyal maliyet vb. gibi kavramlar belli bir kültüre sahip olan mekanla ilgili oldukları
zaman daha da anlam kazanmaktadır.36 Nitekim sürdürülebilirlik kavramı ile birlikte
düşünülen, ekonomik, toplumsal, yönetsel ve çevresel ilişkilerin zaman ve mekan ile
örtüştürüldüğünde anlamını bulduğu görülmektedir. Bu çerçevede genelde
sürdürülebilir yerleşme ve özelde de sürdürülebilir kentleşme olgusu yaşanabilir ve
yönetilebilir kentler arayışını gündeme getirmiştir. 37
Sürdürülebilirlik kavramının kentler üzerinde odaklaşması özellikle büyük kentlerin
hem doğal kaynakların başlıca tüketicisi, hem de kirlilik ve atıkların esas üreticisi
olmalarından kaynaklanmaktadır. Yeni teknolojik ve ekonomik büyüme süreci içinde
de ana kaynaklar olarak düşünülürlerse, kentlerin sürdürülebilirlik tartışması içindeki
yerlerinin daha da önem kazanacağı açıktır.
Olaya mevcut mekansal gelişim açısından yaklaşıldığında da benzer bir durum
ortaya çıkmaktadır. Nitekim, kentsel gelişmenin yayılması ve genişlemesi ile birlikte
kentlerin çevresinde yer alan doğal kaynaklar, tarımsal alanlar vb. nitelikteki bölgeler
hızlı bir dönüşüm süreci içine girmişlerdir. Bilhassa, gelişmiş ve gelişmekte olan
ülkelerde kentsel yayılma, artan yapılaşma ve ulaşım altyapısı ile kendini gösteren
fiziksel gelişme trendi kentsel fonksiyonlardaki desantralizasyon, ticaret ve konut
alanlarının mekan başına artan fiyatları ve özel ulaşıma dayalı büyüme ile
birleştiğinde sürdürülebilir gelişmenin öngördüğü potansiyel eylemler ile
çatışmaktadır.38 Yani kentsel gelişmeye koşut olarak biçimlenen sorunlar ile
sürdürülebilir gelişmenin gerçekleştirilmesi süreci güçlüklerle karşı karşıyadır.
Bu çerçeve içerisinde olayın bir başka yönünü de kentsel gelişmenin özünde bulunan
kendi kendini devam ettirme anlayışı oluşturmaktadır. Şüphesiz bu rastlantısal bir
biçimde gerçekleşemez. Kentlerin günümüz dünya sistemi içerisinde kalabilmeleri
veya kendilerini sürdürebilmeleri bölgesel, ulusal ve uluslararası pazarlarla olan
ilişkisine de bağlı olmaktadır. Bu ilişkinin kentler üzerinde oluşturduğu baskı ile de
kentler rekabetçi bir anlayış içerisinde gelişme göstermektedirler. Bu rekabetçilik
kentin ekonomik, çevresel, endüstriyel ve teknolojik temellerinde sürekli bir yeniden
yapılanmayı gerektirmektedir. Bu anlamda kentin ne kadar rekabet edebildiği onun o
oranda kendini sürdürebilmesi anlamına gelir.39
Ancak bu rekabetçiliğin sürdürülebilir bir gelişme çizgisinde olabilmesi için şu
şartları sağlaması gerekmektedir:40
***8226; Tüm sektörlerde ekonomik çeşitliliği sağlamak
***8226; Tüm sektörlerde nitelikli işgücüne sahip olmak
***8226; Sosyal, kültürel, fiziksel ve çevresel bağlamda yüksek düzeyde yaşam kalitesi
sunmak
***8226; İyi iletişim ve nitelikli ulaşım olanaklarına sahip olmak
***8226; Katılımcı bir karar alma ve uygulama sürecine sahip olmak ***8220;(karar verici
aktörlerin genel olarak kamudan ve halktan oluştuğu rasyonel karar verme
süreci olarak***8221;)41
Sürdürülebilir gelişme öğeleri ile kentler arasındaki ilişkinin bir başka yönünü de
sosyal ve toplumsal düzey oluşturmaktadır. Nitekim sürdürülebilir yerleşmenin bu
hali gerçekleştiren bir toplumun yerleşme düzeni olduğu kanısı da kabul
görmektedir. 42
Bu bağlamda sürdürülebilir gelişmenin sürdürülebilir bir toplumla
gerçekleştirilebileceği mümkün görülmektedir. Sürdürülebilir Dünya Başkanlık
Konseyi***8217;nin sürdürülebilir toplum tanımı şöyledir: ***8220;sürdürülebilir toplumlar, doğal
ve tarihi kaynakların korunduğu, iş olanaklarının olduğu, yerleşim yayılmasının
kontrol altına alındığı, çevresi güvenli, eğitimin hayat boyu sürdüğü, ulaşım ve sağlık
hizmetlerine kolay ulaşıldığı ve tüm bireylere hayat kalitesini arttırma fırsatının
tanındığı toplumlar yaratmak için, insanlara birlikte çalışma cesareti veren
toplumlardır.***8221;43
Yaşam kalitesinin önemini vurgulayan bu anlayış Nüfus ve Hayat Kalitesi Bağımsız
Komisyonu***8217;nun 1996 yılındaki Geleceğe Özen adlı raporunda da yaşam kalitesinde
iyileştirmelerin gerekliliği ve bu çerçevede yaşam kalitesinin sürdürülebilir
kılınmasının hem sanayileşmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde bir gereklilik
olduğunun ileri sürülmesi ile desteklenmektedir.44
Görüldüğü üzere sürdürülebilir kentsel gelişme kavramı, ele alındığı düzeylere göre
değişik boyutlar içeren bir kavramdır. Dolayısıyla önemli olan, kavramın ne anlama
geldiğinin ortaya konması ve kavramın tanımlanmasıdır. Çünkü uygulama
düzeylerine göre ele alındığında yüzeysel tartışmalardan öteye gidilememektedir. Bu
bağlamda sürdürülebilir kentin ne olduğunun tanımlanması ve sürdürülebilir
kentlerin nasıl sağlanacağının ortaya konması gerekmektedir.45
__________________
NEVART AKADEMİ
www.nevart.net
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Disleksi Eğitimi
Okuma Güçlüğü
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 21.04.08, 12:29
Administrator
 
Üyelik tarihi: Aug 2006
İletiler: 21.463
Blog Başlıkları: 13
CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
Standart Güç ülkesi olmanın zorlukları - The Challenge Of Becoming An Immigration Conun

1.2.1. Sürdürülebilir Kentsel Gelişme Kavramının Tanımı
Sürdürülebilir kentler veya sürdürülebilir insan yerleşmeleri kavramları ile ilgili
olarak üzerinde uzlaşılmış ve net bir tanımlama yoktur.46 Hatta sürdürülebilir kenti
***8220;oxymoron***8221; yani henüz ne olduğu kesin olmayan, ***8220;köşesiz***8221; bir kavram olarak da
tanımlayanlar vardır.47 Bununla birlikte sürdürülebilir gelişmenin öğeleri olarak ele
alınan çevresel, ekonomik, sosyal, politik, demografik, kurumsal ve kültürel amaçları
bu kavramın birer parçası olarak ele almak olanaklıdır.48
Bu çerçevede, güvenli su kaynaklarından, uygun barınma şartlarına, istihdamdan
yaşam kalitesi ve katılıma kadar tüm kavramlar sürdürülebilir kentleşme içerisinde
temel hak olarak değerlendirilmelidir.49 Yani, sürdürülebilir kent ekonomik, çevresel
ve sosyo-ekonomik ilerlemeyi etkin yurttaş katılımı ile birlikte dengelemeyi başaran
bir kenttir.50 Bu noktada üzerinde önemle durulması gereken konu ise bu ilerleme
sağlanırken kentlerin veya insan yerleşimlerinin çevrenin doğal taşıma kapasitesinin
üzerinde bir standarda çıkmamaları gereğidir. Taşıma kapasitesi kavramının
Geleceğe Özen raporundaki ***8220;insan türünün, çevremiz insan eylemlerini destekleme
kapasitesini kaybedinceye kadar yükleyebileceği azami sürdürülebilir yük***8221;51 tanımı
ile de anlaşılabileceği üzere çevrenin doğal taşıma kapasitesinin üzerine çıkılmaması,
ekonomik ve çevresel sürdürülebilirlik ve başarılmış bir sosyal adalet için gerekli ön
koşulu oluşturmaktadır.
Bu bağlamda, sürdürülebilir kentsel gelişme, kentsel mekanların, bu mekanlar içinde
yer alan eylemlerin ve kentte yaşayanların, çevresiyle birlikte bir bütün olarak
varlığını dengeli bir şekilde devam ettirebilmesi ve kent içerisinde üretilen değerlerin
gelecek kuşaklara aktarılabilmesini ifade eder.52 Yani, sürdürülebilir kentler,
kentlerin en uygun eylemlerde bulunmasını işaret etmektedir.53
Yazında ***8220;sustainable cities***8221; (sürdürülebilir kentler), ***8220;sustainable urban
development***8221; (sürdürülebilir kentsel gelişme), ***8220;sustainable human settlements***8221;
(sürdürülebilir insan yerleşimleri), ***8220;eco-cities***8221; (eko-kentler), ***8220;liveable cities***8221;
(yaşanabilir kentler), ***8220;green cities***8221; (yeşil kentler) gibi kavramlarla yer alan ve her
birinde küçük anlam farklılaşmaları olan yaklaşımlar, özünde kentlerin çevre ile
uyumlu bir ilişki içinde olmasını dile getirmektedirler.54
Bu genel kabul içerisinde sürdürülebilir kentin farklı tanımlarını şöyle sıralamak
mümkündür:
***8220;sürdürülebilir kentler, süreklilik içinde değişimi sağlamak amacıyla, sosyoekonomik
çıkarların çevre ve enerji ile ilgili kaygılarla uyumlu hale getirildiği
kenttir.***8221;55;
***8220;insan gereksinmelerine günümüz kentlerinden daha iyi yanıt veren ve kent
sistemlerinin gelecek kuşakların gereksinmelerinin karşılanmasını engellemeyecek
bir biçimde geliştirilmesini sağlayan kent***8221;56;
***8220;sürdürülebilir kent, toplumsal ve ekonomik çıkarlar, çevre ve enerji sorunlarıyla
uyumlu bir biçimde bir araya getirilerek değişimde devamlılığın sağlandığı bir
yapıdır.***8221;57
Başka bir görüşe göre sürdürülebilir kent ise doğal değerlerin taşıma kapasitelerinin
üstünde kullanımı sonucunda geri dönülemeyecek şekilde yok olmasını önleyen ve
şimdiki kuşakların yanında gelecek kuşakların da ihtiyaçlarını karşılayıcı gelişme
biçimini benimseyen kenttir.58
Bunların yanı sıra; Sürdürülebilir kentsel gelişme ile eş tutulan ***8220;yeşil kent***8221; kavramı
ile de çevre dostu yaşam biçimlerinin geliştirildiği, kültürel bir reformun sağlandığı,
yeni üretim ve tüketim sistemlerine önderlik eden bir kent biçimi tanımlanmaktadır.59
Sürdürülebilir kentsel gelişme üzerinde olan tanımlamaları daha da çoğaltmak
mümkündür. Birbirinden kısmen ayrılan tanımlamalar yapılmaktadır. ***8220;Tüm bunların
bir sentezi yapıldığında sürdürülebilir kentsel gelişme kavramının kendi içinde üç
temel amacı barındırmakta olduğu görülür: Birincisi, kentlerde yaşayan insanların,
kent ile olan ilişkilerinde, kentin ortak alanlarının kullanımında ve kamu
hizmetlerinin alımında yaşam kalitelerinin arttırılması sorununun aşılmasıdır.
İkincisi, kentin bir yerleşim birimi olarak kendi varlığını devam ettirebilme yetisinin
güçlendirilmesidir. Son olarak da, kentin çevre değerlerini taşıma kapasitelerinin
üzerinde kullanımı ile kaynakların dönüştürülmelerinde var olan üretim ve tüketim
kalıplarının temelinden sorgulanması gereğidir.***8221;60
1.2.2. Sürdürülebilir Kentsel Gelişme Kavramının Ortaya Çıkışı
Sürdürülebilir gelişme kavramının mekana yansıma biçimi olarak ele alınabilecek
olan sürdürülebilir kentsel gelişme olgusunun ortaya çıkışı da şüphesiz SG***8217;nin
gelişim süreci ile ilgilidir.
SG***8217;nin içerik olarak da olsa Stockholm Konferansı***8217;nda temellerinin atılmadığı
bilinmektedir. Ancak bununla birlikte Hindistan eski Başbakanı Indra Gandi***8217;nin bu
konferanstaki sözleri SKG açısından önem taşımaktadır. Gandi, ***8220;yoksulluk ve
karşılanamayan insan gereksinimleri en önemli kirlenme biçimleri değil midir?
Köylerimizde ve sefalet yuvalarında yaşayan kitlelere, yaşamlarının kaynağı
mikroplar içinde bulunurken, havayı, denizleri, akarsuları temiz tutmanın
zorunluluğunu nasıl anlatırız? Çevre yoksulluk koşulları içinde iyileştirilemez***8221;61
demektedir.
Gandi***8217;nin bu sözlerini, çevre koruma bilincinin insanların yaşam ortamlarının
niteliği ile çok yakından ilişkili olduğu yönünde yorumlamak olasıdır. Yani, insan
yerleşimlerinin niteliği, çevresel koruma ve geliştirmenin bir tür ön koşulu olarak
ileri sürülebilir.
Bu bağlamda, benzer bir görüşü BM Çevre Programı (UNEP) eski başkanlarından
Mustafa Tolba ileri sürmüştür: ***8220;gelişmekte olan ülkelerdeki yöneticiler, plancılar ve
insan yerleşimleri ile ilgili olanlar, doğal çevreyi güvence altına almanın
yerleşimlerin geliştirilmesinde bir engel oluşturmadığını anlamaktadır. Onlar çevre
yönetiminin sürdürülebilir gelişmeyi güvence altına alacağının bilincine varmaktadır.
Yoğun yerleşimlerde yaşayan insanların sağlık ve yaşamlarını korumak giderek
önem kazanmaktadır.***8221;62
Bu doğrultuda, insan yerleşimlerinin gelişiminin çevresel koruma ve geliştirme
boyutlarının da göz ardı etmeden sağlanması gerektiği temel bir kabul olmaktadır.
Aslında bu anlamda, ikisi de doğru olan bir ikili önerme ile karşı karşıya
durulmaktadır. İnsan yerleşimlerinin gelişimi ile çevrenin korunması ya da çevresel
kaynakların korunup geliştirilmesi ile insan yerleşimlerinin gelişimi ve kalitesinin
yükselmesi olarak söylenebilecek bu önermelerin içeriği özellikle 20. yüzyıl başında
sanayileşmeye koşut olarak yaşanan kentleşme, nüfus artışı ve tüm bunlardan
kaynaklanan ve genelde kentsel kökenli çevresel sorunlar doğrultusunda gündeme
gelmiştir.
Bu süreçte, ortaya çıkan kentsel kökenli sorunları çözme çabası tarihsel süreç
içerisinde, çok geniş disiplinlerdeki bilim insanlarının önemli uğraş alanı haline
gelmiştir. Ekonomistler, sosyologlar, coğrafyacılar, mimarlar hatta iş adamları, kimi
teoriler geliştirip uygulama çabası içine girmişlerdir.
Büyük kentlerden kaynaklanan kötü yaşam koşulları, işsizlik, sefalet, yoksulluk gibi
sorunlar karşısında geleceğin kenti arayışı içinde olanlardan birisi Ebenezer Howard
olmuştur. Howard, kent-kır dengesinin yaratılması, nitelikli yaşam çevrelerinin
oluşturulması gibi hedeflerle biçimlendirdiği ***8220;Bahçe Kent***8221; modelinde dağınık
gelişmeyi en aza indiren, üretime dönük yeşil kuşak ile çevrili ve işlevler yönünden
çeşitlilik içeren ve kendi kendine yetebilen bir kent öngörmüştür.63 Ayrıca
Howard***8217;ın Bahçe kentinde kentin çevresini kaplayan tarımsal alanlar büyük önem
arz etmekte olup, bunlar kenti besleyecek alanlar olarak öngörülmüştür.64
Kendi içinde bulunduğu dönemin koşulları uyarınca, geleceğin kentini ortaya koyan
Howard, önerdiği model ile aslında bugünkü kuşakların hala ulaşmaya çalıştıkları bir
kent biçimine çok yakın bir model oluşturmuştur.
Howard***8217;ın çağdaşlarından olan Frank Lloyd Wright da büyük kentlerden
kaynaklanan olumsuz yaşam koşulları karşısında bir arayış içerisinde olmuş ve
***8220;Broad-acre***8221; diye adlandırılan kent biçimini ortaya koymuştur. Fabrikaların, tarım
alanlarının, ofislerin, dinlence ve eğlence alanlarının bir arada ancak çok geniş
alanlara yayıldığı bir kent modelini öngören65 Wright bu modelin insanoğlunu
kalabalık kentlerin kafesi ve tuzağından kırlara taşımanın ilk adımı olduğunu
savunmuştur.66
Kent planlama alanında Howard kadar etkili ve önemli olan bir başka isim de
Bauhaus***8217;un kurucusu olan Walter Gropious***8217; tur. Gropius 1943 yılındaki eserinde,
kent büyüklüğünün yürüme mesafesi ile sınırlanması gerektiğini, kentlerin kendi
tarım alanları ile çevrili olmaları gerektiğini, birbirine komşu küçük kentlerden
oluşan bir yerleşim desenini öngörürken67 şüphesiz sürdürülebilir bir kent düşüncesi
içinde değildi. Ancak ortaya koydukları ile günümüz kuşakların SKG kavramının
içinin doldurulmasında büyük etkileri olmuştur.
Sürdürülebilir kentsel gelişme kavramı ile ilişkilendirilebilecek, tarihte daha birçok
önemli bilim insanı bulmak olasıdır. Ancak sonuçta ufak farklar dışında çoğunun
öngördüğü ortak kavram, kentsel sorunlar karşısında çözümlerin gerektiği ve bunlara
nasıl ulaşılacağı olmuştur.
Bu çerçevede günümüz açısından duruma yaklaşacak olursak, kalkınmanın odağında
olan kentlerin üzerindeki nüfus, üretim ve tüketim baskılarının bu alanları çevresel
sorunların yoğunlaştığı alanlar haline getirdiğini söyleyebiliriz. Bununla birlikte
ulaşılmak isteneni de kentsel gelecek arayışında kent ile doğa arasında eşitliğe dayalı
bir yaşam biçimi olarak ileri sürmek mümkündür.
Bu bakış açısı içinde, ***8220;özellikle gelişme kararlarının çevresel ilkelere uygun olarak
alınmadığı kentlerde, bir yandan bugünkü neslin yaşam kalitesi düşerken, diğer
yandan gelecek kuşaklara ***8220;yaşanabilir***8221; bir kent bırakabilme olanakları
sınırlanmaktadır. Bu bağlamda, kentlere ***8220;sürdürülebilir kentler***8221; niteliğinin
kazandırılması, sürdürülebilir gelişme stratejisinin önemli bir halkasını
oluşturmaktadır. Diğer bir anlatım ile bir ülkede sürdürülebilir gelişme hedeflerine
ulaşmada kentsel sorunların çözümü önemli bir yer tutmaktadır.***8221;68
Sürdürülebilir gelişme, son yıllarda kentsel politikaların mihenk taşlarından biri
olmuştur. Dolayısıyla sürdürülebilir kentler birçok ülkede popüler hale gelmiştir.69
Özellikle 1990***8217;lı yıllarda sürdürülebilir gelişme kentlerle birlikte anılmaya başlanmış
olup, ***8220;sürdürülebilirlik sosyal dönüşüm için bir araçtır***8221; (Brüksel Konferansı, Kasım
1993), ***8220;sürdürülebilirlik geleceğe uzanan bir eşitlik durumudur***8221; (Aalborg
Konferansı, 1994), ***8220;Sürdürülebilirlik nihai bir noktaya varabilmek için iyi
planlanmış bir yolculuktur***8221; (Brüksel, 93) gibi tanımlamalarla karşılanmıştır.70 Bu
çerçevede tanımlanan sürdürülebilirlik olgusunun kentsel boyutunu da ağırlıklı
olarak büyük kentler oluşturmaktadır. Çünkü bu kentler, doğal kaynakların temel
tüketicileri ve ana kirlilik üreticileri konumundadır. 71
Kent düzeyinde çevresel politika oluşturmanın, hedefler ortaya koymanın, birçok
nedeni vardır. Bunlardan birincisi, birçok ülkede üretim, tüketim, ulaşım gibi
eylemler kentlerde veya kentsel alanlarda olmaktadır. Sadece sanayileşmiş, zengin
ülkelerde değil aynı zamanda gelişmekte olan ve az gelişmiş bölgelerde de kentleşme
düzeyi giderek yükselmektedir. Bu durumda, kentsel yaşam kalitesi hedefi gerek
kaynakların etkili kullanımı gerekse de çevresel stratejilerin ortaya konması
açısından ülkelerin gelişmişlik seviyeleri üzerinde önemli rol oynar. İkincisi ise
kurumsal neden olarak adlandırılabilir. Çevresel ve kaynak politikasının
özeksizleştirilmesi, birçok gelişmiş ülkede mevcut politikaların içinde temel bir yer
almaktadır. Kentler de haliyle bu süreç içinde doğal kurumsal karar birimidir. Kent
ölçeğinde tanımlanabilen karar verme süreci, çevresel ve enerji planlamasının
kurumsal etkisini arttırabilir. Üçüncü ve son neden ise, kentin yerel özellikleri ile
ilgili olup, yaşam biçimlerinin, tüketim kalıplarının ve kaynakların kullanımında
gereken değişiklikler konusunda kamuoyu oluşturmasına ve katılımın sağlanmasına
kolaylıklar sağlayabilecek olmasıdır.72
Kentsel düzeyde çevrenin ele alınmasının bir başka yönünü de işgücü
oluşturmaktadır. Çünkü kentsel çevrenin geliştirilmesi birçok yeni iş alanı
oluşmasına yardımcı olabilecektir.
Sonuçta tüm süreç ile birlikte gelinen nokta; sürdürülebilir gelişme doğrultusunda
kentler, bölgeler gibi insan yerleşmelerinde salt çevresel değil, sosyoekonomik
gelişme perspektifinin de ele alınması ve bunların bütünlük içinde yürütülmesi
olmuştur. Özellikle kentlerin 21. yüzyılda oynayabilecekleri rollere ilişkin vizyon
geliştirilmesi, bu vizyon içerisinde sürdürülebilir gelişmenin sağlanması için kentleri
oluşturan aktörlerin bir katılım mekanizması içinde bir araya gelmeleri sürdürülebilir
kentsel gelişme kavramı içinde toplanmıştır.73
1.2.3. Sürdürülebilir Kentsel Gelişme Kavramı Üzerinde Uluslararası
Örgütlerin Etkileri
İnsanoğlunun çevreyi bir sorun alanı olarak ele alması ve onunla ilgili politikalar
üretmeye başlaması, çevrenin insan yaşamı üzerinde doğrudan etkilerinin görülmesi
ile başlamıştır. Bu çerçevede uluslararası, bölgesel ve ulusal düzeylerde kimi
düzenlemeler yapılmıştır. Ancak çevrenin ve çevre sorunlarının küresel
boyutlarından dolayı onunla ilgili politikaların resmi kaynaklarda yer alma sürecinin
ilk olarak uluslararası düzeyde gerçekleştiği söylenebilir.
Nitekim bu anlamda, sürdürülebilir gelişme kavramı da uluslararası düzeyde
geliştirilmiş ve uluslara ekonomi, çevre ve sosyal alanlarda politika üretme
konusunda yön gösterici olmuştur.
Sürdürülebilir gelişme kavramından doğan sürdürülebilir kentsel gelişme kavramı
üzerinde de bu söz konusu uluslararası örgütler etkili olmuş ve yönlendirici bir uzak
görüşlülük üstlenmişlerdir. Bu bağlamda çalışmanın bu kısmında, Birleşmiş
Milletler***8217;in (BM), Avrupa Birliği***8217;nin (AB), Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma
Örgütü***8217;nün (OECD) ve Dünya Sağlık Örgütü***8217;nün (DSÖ) sürdürülebilir kentsel
gelişme kavramı üzerindeki etkileri ve kavramın içeriğinin belirlenmesindeki
katkıları incelenmiştir.
1.2.3.1.Birleşmiş Milletler ve Sürdürülebilir Kentsel Gelişme
Birleşmiş Milletler***8217;in, sürdürülebilir kentsel gelişme kavramının oluşmasında ve
kavramın içeriğinin doldurulmasındaki etkilerini, BM***8217;nin çevre ile ilgilenmeye
başladığı zamana kadar götürmek olasıdır.
Stockholm Konferansı; Bu çerçevede BM tarafından düzenlenen ve çevrenin
evrensel olarak ilk ele alındığı belge olan Stockholm Bildirgesinin 15. ve 16.
maddeleri ile SKG kavramını ilişkilendirmek olasıdır. Nitekim bildirgenin 15.
maddesi, ***8220;çevreye olan olumsuz etkileri önlemek, maksimum sosyal, ekonomik ve
çevre faydaları sağlamak için yerleşmelere ve kentlere planlama uygulanmalıdır***8221;
derken 16. maddede ise ***8220;temel insan haklarına ön yargısız olarak, ilgili hükümetlerce
uygun bulunan demografi politikaları; çevre ve kalkınma üzerinde olumsuz etkileri
olan nüfus artış hızı veya aşırı nüfus yığılmaları ile düşük nüfus yoğunluğunun insan
çevresinin gelişmesini veya kalkınmayı engelleyebileceği bölgelerde
uygulanmalıdır***8221;74 diyerek kent planlamasında yeni bir vizyonu öngörmüş ve gerek
yüksek nüfus yoğunluğunu gerekse de çok düşük nüfus yoğunluğunu insan
çevresinin gelişmesinde bir engel olarak niteleyerek önlemler alınması gerektiği
üzerinde durmuştur.
Bu bildirgede sözü edilen, kentsel gelişim sürecinin çevresel, ekonomik ve sosyal
boyutlara sahip bir planlama anlayışına sahip olması ve kalabalık veya çok düşük
nüfus yoğunluklarının önlemesi politikaları şüphesiz sürdürülebilir kentsel gelişme
sürecinin temel taşları olmaktadır.
Habitat I; Bu bağlamda, BM yerleşme sorunlarının öneminin farkında olarak
Stockholm***8217;den dört yıl sonra 1976 yılında Kanada***8217;nın Vancouver kentinde ilk
Habitat Konferansını gerçekleştirmiş ve bu konferans ile yerleşmeye dayalı
sorunların önemini dünya gündemine taşımıştır. Bu konferansın temel kabulleri ise
sorunlara temel ihtiyaçlar açısından yaklaşma ve çözümlerin devlet eliyle olması
veya devlet öncülüğünde eylemlerde olması sıralanabilir.75
Yerleşme sorunları BM***8217;nin sürekli olarak gündeminde olmuştur. İnsanların yerleşme
alanları ile çevresel, ekonomik ve sosyal hedefler arasındaki sıkı ilişkinin, Birleşmiş
Milletlerce düzenlenen tüm konferans, rapor vb. gibi belgelerde yer aldığı
görülmektedir.
Ortak Geleceğimiz Raporu; Bu çerçevede, sürdürülebilir gelişme kavramının da
doğmuş olduğu 1987 Ortak Geleceğimiz raporu***8217;nda yer alan ortak kaygılar, ortak
tedbirler ve ortak çabalar76 içerisinde kentleşme konusu ele alınmıştır.
Bu bakış açısı ile rapor incelendiğinde ortak kaygılar içerisinde yer alan kimi
sorunların sürdürülebilir kentsel gelişme kavramının doğmasına yol açan sorunlarla
eşleştiği görülmektedir. Bunlar arasında, yoksulluk ve çevre üzerindeki baskıları,
nüfusun hızla artması ve yoğunlaşmasının yaşam kalitesinin standartlarının
yükseltilmesinin önünü tıkaması, çevre kaynaklarının aşırı oranda tüketilmesi ile
kentsel sorun, kentsel büyüme, kentlerin kontrolsüz yayılması gibi sorunlar
sayılabilir.
Ortak tedbirler içerisinde yer alan kentsel sorunların etkin çözümünde yerel
yönetimlerin güçlendirilmesi ve yerel fırsatların arttırılması, enerji kullanımında
tasarruf, nüfus artışını ve yoğunlaşmasını önleyecek politikalar üretilmesi, türlerin ve
ekosistemin korunması, doğal kaynakların verimli kullanılması gibi kavramlar da
sürdürülebilir kentsel gelişme kavramına ışık tutmuştur.
Bununla birlikte Ortak Geleceğimiz raporunun sürdürülebilir gelişme tanımı da,
doğrudan sürdürülebilir kentsel gelişmeye atıf yapmaktadır. Şöyle ki, kavramın
tanımı içinde yer alan iki ayrı hedef hem mekanda hem de zamanda adalet ilkesi
getirmektedir. Bu noktada, özellikle mekandaki hakça dağılım ilkesi, sürdürülebilir
gelişmenin uygulanmasının temelini oluşturmaktadır.77 Bu bağlamda sözü edilen
mekanı da şüphesiz geniş anlamda insan yerleşmeleri, dar anlamda da kentler
karşılamaktadır.
Rio Konferansı; Sürdürülebilir kentsel gelişmeye doğru, BM tarafından atılan bir
diğer adım da 1992 yılında düzenlenen Rio konferansı olmuştur. ***8220;BM Çevre ve
Gelişme Konferansı sonucunda Rio Bildirgesi, Gündem 21, Orman İlkeleri, İklim
Değişikliği Sözleşmesi ve Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi adı altında beş temel belge
ortaya çıkmıştır.***8221;78
Rio Zirvesi sonucunda oluşan bu belgelerin en önemlilerinden birisi de Gündem 21
adıyla anılan belgedir. Rio Bildirgesinde yer alan ilkelerin uygulama planı niteliğinde
olan Gündem 21, ***8220;dünyada sürdürülebilir gelişmeyi, bir başka deyişle 21. yüzyılda
çevre ve gelişme sorunlarıyla başa çıkılmasını sağlamak olarak tanımlanan küresel
bir eylem planı olup, Türkiye***8217;nin de içinde bulunduğu birçok ülkenin uygulamasını
kabul ettiği uluslararası bir belgedir.***8221;79
Toplam dört kısım ve kırk bölümden oluşan Gündem 21***8217;in konu ile ilgili olan en
önemli bölümünü ise ***8220;Sürdürülebilir İnsan Yerleşimleri Gelişmesinin
Desteklenmesi***8221; adını taşıyan yedinci bölümü oluşturmaktadır. Bu bölümde özet
olarak, insan yerleşimlerinin sosyal, ekonomik ve çevresel kalitesinin geliştirilmesi
amacı güdülmüş ve bu temel amaca dönük olarak bazı programlar saptanmıştır. 80
Herkes için yeterli barınma, insan yerleşimleri yönetiminin iyileştirilmesi,
sürdürülebilir arazi kullanım planlaması ve yönetimi, bütünleşik çevresel altyapı
hizmetlerinin sağlanması, sürdürülebilir enerji ve ulaşım sistemleri, afetlere maruz
alanlarda yerleşme planlaması, insan yerleşimlerinin gelişmesi için kapasite
oluşturulması gibi başlıklarla sıralanabilecek olan bu programlar81 sürdürülebilir bir
kentsel gelişimin ana hedeflerini oluşturmaktadır. Ayrıca, 10. bölümdeki toprak
kaynaklarının planlaması, 15. bölümdeki biyolojik çeşitliliğin korunması, 21.
bölümdeki katı atıkların ve atık suların çevreye duyarlı bir biçimde katı atıkların ve
atık suların çevreye duyarlı bir biçimde yönetimi gibi konularda SKG kavramının
içinin doldurulmasında çok büyük önem taşımaktadır. Görülmektedir ki, ***8220;Gündem
21 arazi yönetimi ve planlaması, su kaynakları, insan yerleşimleri gibi konularda
bütüncül bir yaklaşım içerisindedir. Bir tarafta, çevresel, ekonomik ve sosyal
faktörler diğer tarafta da tüm doğal / çevresel kaynaklar (hava, arazi, su, jeolojik yapı
vs.) bir aradadır.***8221; 82
Gündem 21***8217;in bir başka önemli yönünü de temel grupların rollerinin geliştirilmesi
hedefi doğrultusunda, katılım konusuna verdiği öncelikler oluşturmaktadır. Bu
çerçevede kadınlar, çocuklar ve gençlik, yerli halklar ve topluluklar, hükümet dışı
örgütler, yerel yönetimler, işçiler ve işçi sendikaları, iş çevreleri ve sanayi, bilimsel
topluluklar ve çiftçiler olarak sıralanan bu grupların hükümetlerin izleyeceği
politikalar ve uygulama araçlarına etkin katılımı sağlamaları konusu
vurgulanmıştır.83
__________________
NEVART AKADEMİ
www.nevart.net
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Disleksi Eğitimi
Okuma Güçlüğü
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 21.04.08, 12:29
Administrator
 
Üyelik tarihi: Aug 2006
İletiler: 21.463
Blog Başlıkları: 13
CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
Standart Güç ülkesi olmanın zorlukları - The Challenge Of Becoming An Immigration Conun

Bu bağlamda Gündem 21***8217;in, ***8220;Gündem 21***8217;in Desteklenmesinde Yerel Yönetimlerin
Girişimleri***8221; başlığını taşıyan 28. bölümü konu açısından büyük önem taşımaktadır.
***8220;Yerel Gündem 21***8221; kavramının getirildiği bu bölümde, yerel yönetimlerin halka en
yakın yönetim kademesi olarak, sürdürülebilir gelişme konusundaki yaşamsal
konumlarının altı çizilmektedir.84 Bölümün temel hedefi katılımcılık üzerinde bina
edilmiş ve yerel yönetimlerin öncülüğünde, sivil toplumun ve tüm diğer aktörlerin,
birlikte kendi sorunlarını ve önceliklerini saptayarak, kentleri için ***8220;21. yüzyılın yerel
gündemini***8221; oluşturmaları öngörülmüştür.85
Gündem 21***8217;in hedeflediği sürdürülebilir gelişmenin yerel düzeyde yaşama
geçirilmesini sağlayacak başlıca mekanizma olarak kabul edilen YG21, insanların
temel gereksinimlerinin karşılanması, yaşam standartlarının iyileştirilmesi ve güvenli
bir geleceğin sağlanması yönündeki öncelikleri ile ekosistemlerin ***8220;taşıma
kapasitesi***8221;nin dikkate alınması ve gelecek nesillerin haklarının korunması yönündeki
küresel taahhütleri birleştirerek, çevre ve yaşam kalitesinin geliştirilmesi projesi
olmuştur.86
YG21 ile beraber gelen ve sürdürülebilir gelişmeye dönük uzun dönemli, stratejik bir
planın hazırlanması ve uygulanması vurgusu ile katılımı öngören ve yerel
ortaklıklara dayalı ***8220;iyi yönetim***8221;87 anlayışı da SKG kavramı ile doğrudan ilişkili olan
kavramlar olarak görülmektedir.
Öte yandan, bu çalışma çerçevesinde, Yerel Gündem 21 üzerine getirilen ***8220;yönetişim
yoluyla yarışmacı kent kavramının dayatıldığı bir süreç olma***8221;88 tartışmalarına
girilmeyecektir. Bunun yerine, sürdürülebilir kentsel gelişme çerçevesinde iyi
yönetim olgusu, eşitliği sağlayan, kurumsal kapasiteyi geliştiren, şeffaf olan ve
katılımcı bir yönetim anlayışını benimseyen bir yönetim biçimi olarak ele alınmıştır.
Bu bağlamda, YG 21***8217;in uzun dönemde temel değişimleri sağlayabilecek bir program
olduğu ve özellikle sürdürülebilir kentsel gelişmenin sağlanması konusunda temel
dayanaklardan biri olduğu kabul edilmektedir.
Habitat II, BM tarafından, 1996 yılında İstanbul***8217;da düzenlenen HABİTAT II İnsan
Yerleşimleri Konferansı (Kent Zirvesi), sürdürülebilir kentsel gelişme kavramının
biçimlendirildiği yer olarak nitelenebilir.
Habitat II, Gündem 21***8217;in ***8220;sürdürülebilir insan yerleşmelerinin desteklenmesi***8221; adlı
yedinci bölümü üzerine temellendirilmiştir. Yani Habitat II***8217;nin belkemiğini G21
oluşturmaktadır.89 Bu bağlamda 20. yüzyılın son buluşması olan Habitat II***8217;de iki
temel amaç belirlenmiştir: ***8220;herkese yeterli konut ve kentleşen dünyada sürdürülebilir
yerleşmeyi gerçekleştirmek***8221;.90
Bu son buluşmayı başta Rio zirvesi olmak üzere ötekilerden ayıran en önemli fark bu
Zirvenin salt devletlerarası nitelikte cereyan etmemiş olmasıdır. HABİTAT II,
***8220;küresel ortaklıklar***8221; sürecinin aktörleri olarak sivil toplum kuruluşları, platformlar
ve sivil inisiyatiflerin de etkin katkılarıyla gerçekleştirilmiştir. Bu sürecin de,
günümüzde küresel düzeyde benimsenmiş olan yönetişim / çok ortaklı yönetim
(governance) kavramının BM bünyesinde kurumsal olarak kabul görmesi açısından
çok önemli etkiler yaptığını kabul etmek gerekir.91
Habitat II buluşmasında sürdürülebilir yerleşme önemli bir hedef olarak ortaya
konmuş ve dışlanma, dışlama, toplumsal uyum, özel sektör / kamu ortaklığı, yığışma,
kirlilik, doğayla ilişki, yönetim, kimlik, kültürel değişimler gibi kentsel sorunların
evrenselliği ilan edilmiştir. Bu çerçevede bu buluşmada;
***8226; Kentler ölçeğinde sürdürülebilir gelişme kavramının yeniden
değerlendirilmesi gündeme gelmiştir
***8226; Kentsel demokrasi ve yurttaşın kentteki yerinin belirlenmesi istenmiştir.
***8226; Kamu ve özel sektör işbirliğinin önemi vurgulanmıştır.
***8226; Kentlerin yönetimi ve kentlilerin rolü üzerinde tartışmalar başlatılmıştır.92
HABİTAT II***8217; nin yukarıdaki hedefleri, G21 ile kopmaz bağlar oluşturmakta ve
sürdürülebilir gelişme kavramının temel insan haklarına, kentsel haklara ve kentsel
sürece uzanan geniş bir çerçevede ele alınması gereğinin altını çizmektedir.93
HABİTAT II Kent Zirvesinin genel içeriği incelendiğinde, sürdürülebilir kentsel
gelişmenin temel unsurlarının vurgulandığı görülebilecektir. Bunlar arasında ana
başlıklar altında olmak üzere yerleşme, çevre, ulaşım, altyapı ve yönetim sorunları ve
çözüm önerilerini saymak mümkündür.94
Bu çerçevede HABİTAT II Küresel Raporunun amaç ve ilkeler kısmında Zirvenin
amacı; şehirleşen bir dünyada sürdürülebilir insan yerleşimlerinin geliştirilmesi
olarak belirtilmiştir. Yine raporda bu amaç doğrultusunda amacı gerçekleştirecek
ilkeler ise şu başlıklarda sunulmuştur:95
***8226; Adalet (Hakçalık): Bu ilke ile sürdürülebilir insan yerleşmelerinde tüm
insanların temel hizmetlerden yararlanma konusunda eşit olmaları, karar
verme mekanizmalarına eşit katılma hakkı gibi özellikler tanımlamıştır.
***8226; Yoksulluğun Azaltılması: insan yerleşmelerinde özellikle düşük gelir
gruplarının temel ihtiyaçlarının karşılanmış olması gerekliliği vurgulanmış ve
böylece SKG***8217;nin temellerinden birisi haline getirilmiştir.
***8226; Sürdürülebilir Gelişme: Bu ilkede, insan yerleşmeleri ve SG süreci birbirini
destekleyici ve karşılıklı bağımlılık içinde olacaktır ve SG insan
yerleşimlerinin gelişmesinin esasıdır denerek sürdürülebilir kentsel gelişme
sürdürülebilir gelişmenin merkezine oturtulmuştur. Yine aynı ilkede
sürdürülebilir bir kentsel gelişme ile ilgili olarak planlama, eko-sistemin
kapasitesinin aşılmaması ve gelecek nesillerin fırsatlarının baskı altına
alınmaması gerekliliği vurgulanmıştır. Benzer doğrultuda, biyolojik
çeşitliliğin ve kültürel farklılığın korunması, hava, su, toprak kalitelerinin
insan yaşamını ve iyiliğini sağlamaya yetecek şekilde gelişmesi de SKG***8217;nin
temel değerleri arasına sokulmuştur.
***8226; Yaşanabilirlik: ilkesinde ise yaşam kalitesinin kentlerin fiziksel şartları ile
yakından ilgili olduğu belirtilmiştir.
Bu ilke, HABİTAT II***8217;nin en önemli ilkeleri arasında yer almaktadır. Çünkü
özünde Kent Zirvesi adından da anlaşılacağı üzere bir yerleşmeler
konferansıdır. Bu bağlamda, bir yerleşmenin niteliklerinin tanımlanması
gerekmektedir. Bu çerçevede de, yaşanabilirlik ilkesi ile iyi bir yerleşmenin
nasıl olması gerektiği ortaya konmuştur. Bu noktada HABİTAT II***8217;yi diğer
konferanslardan ayıran şey de sürdürülebilirlik, hakçalık, yurttaş bağlılığı gibi
bilinen, BM***8217;nin diğer konferanslarından alınan ilkeler değil yaşanabilirlik
ilkesi olmaktadır.96
***8226; Kent Bağlılığı: Raporun bu ilkesi ise katılım ile kent bağlılığı arasında bir
bağ kurarak, genel bir yurttaşlık duygusu ve kimliği sağlayan, sivil katılıma
olanak veren, karar verme sürecinde katılım konusunda fırsat eşitliğine sahip
olan yerlerin sürdürülebilir insan yerleşmeleri olduğu belirtilmiştir.97
Yine aynı raporda aile, işbirliği, dayanışma ve uluslararası işbirliği ve koordinasyon
başlıkları diğer ilkelerde sıralanmıştır.98 Bu ilkeler doğrultusunda ise, HABİTAT
gündeminde, sürdürülebilir kentsel gelişmeyi sağlamak için hükümetlerin, yerel
yönetimlerin, özel kesimin ve hükümetdışı örgütlerin işbirliği önemle
vurgulanmaktadır. İstanbul Bildirgesi***8217;nin 12. maddesine göre de yerel yönetimler
sürdürülebilir kentsel gelişmenin ortakları olarak ele alınmıştır.99 Bu bağlamda,
HABİTAT II***8217;nin tüm bu aktörler için öngördüğü strateji de, yapabilir kılma
olmuştur. Yani sürdürülebilir kentsel gelişme hedefine giderken sürecin tüm
aktörlerinin çözüme katkıda bulunmasını öngörmüştür.100
Bu çerçevede, HABİTAT II Kent Zirvesi bütün olarak ele alındığında sürdürülebilir
bir kentsel gelişme için sürdürülebilirlik, yaşanabilirlik, hakçalık, kentli bağlılığı,
yapabilir kılma ve yönetişim temel ilkeler olarak ortaya konmuştur. Bu ilkelerin
tümü göz önüne alındığında günümüz için yeni bir yerleşme yönetimi ahlakı
önerilmekte olduğu görülmektedir. 101
Bununla birlikte, HABİTAT II zirvesi kimi eleştirilerle de karşılaşmıştır. Eleştirinin
odağını ise kentlere dönük SKG hedeflerinin çerçevesinin ulusal ve uluslararası
düzeylerde çizilmesindeki eksiklik oluşturmaktadır. Bu nokta üzerinde, Dünya
Bankasının kentleşme konusundaki uzmanlarından birisi, İstanbul Zirvesinin en
büyük gediğinin çevresel sürdürülebilir gelişme kavramının uygulanma sürecinin
yoksunluğu olduğunu ileri sürmüştür. Buna ek olarak da SG teriminin kentsel
alanlara nasıl uygulanacağı konusunda çok az bir ilerlemenin sağlandığını da
belirtmiştir.102
Johannesburg Zirvesi; 2002 yılında düzenlenmiş olan bu zirve sonucunda iki tip
çıktı görülmektedir. Bunları ise Zirve sonunda kabul edilen politik bildirge ile
uygulama planının103 yanı sıra ikinci tip çıktılar olarak anılan ve asıl olarak özel
sektör ile kamu sektörünün işbirliğini bir programa bağlamayı öngören
***8220;Sürdürülebilir Gelişme için ortaklıklar***8221; konusundaki kararlar oluşturmaktadır.104
Johannesburg zirvesi sürdürülebilir gelişmenin uygulanması sürecinde önemli bir
adım olmuştur. Bu nedenle, ***8220;Johannesburg***8217;da tüm paydaşların Zirve***8217;nin sonuçlarına
ve sonrasında yürütülecek çalışmalara eşit bir şekilde katılımı hedeflenmiştir. 105
Zirve sonucunda kabul edilen politik bildirgede sürdürülebilir gelişmenin üç temel
direği olarak nitelendirilen ekonomik gelişme, sosyal gelişme ile çevrenin
korunmasına ilişkin sorumlulukların yerel, ulusal, bölgesel ve küresel düzeylerde
gerçekleştirilmesinde ortak bir sorumluluk taşındığı vurgulanarak106 yerel düzeyin
önemi bir kez daha gündeme getirilmiştir. Bildirgede yer alan yoksulluğun ortadan
kaldırılması, doğal kaynakların korunması, dayanışmanın önemi, sosyal ortaklar olan
temel gruplarla işbirliğine devam edilmesi, biyolojik çeşitliliğin korunması gibi
kavramlar SKG sürecinin önemli noktaları olarak ele alınabilir.
Yine Zirve sonucunda kabul edilen Uygulama planının yoksulluğun ortadan
kaldırılması ile ilgili olan ikinci bölümünde dile getirilen kırsalda ve şehirdeki
yoksulların mal ve arazi ediniminin düzenlenmesi, yoksullara ev sağlanması için az
maliyetli ve sürdürülebilir malzeme ile uygun teknolojinin kullanılması, gecekondu
bölgelerinin iyileştirilmesi gibi projelerde yerel yönetimlerin desteklenmesi
konuları,107 sürdürülebilir kentsel gelişme sürecinde önemli yol göstericilerdir.
Uygulama Planının, sürdürülebilir olmayan üretim ve tüketim kalıplarının
değiştirilmesi bölümünde söz edilen çevresel maliyetlerin içselleştirilmesi konusu108
da özellikle kentlerden kaynaklanan kirliliğin diğer yerleşmelere veya yakın çevreye
transfer edilmesinin engellenmesi hususunda önemli bir karar olarak görülmektedir.
Yine aynı bölümde sürdürülebilir gelişmeyi destekleyici ulaşım stratejilerinin
hazırlanması109 önerisi de SKG sürecinde ulaşım politikalarının öneminin altını
çizmektedir.
Uygulama planının getirdiği şu kararlarda şüphesiz sürdürülebilir bir kent için
gereken koşulları sıralamaktadır; ***8220;kentsel planlama ve işletmeyi etkin kullanmak,
yeterli barınak ve temel hizmetlerin sürdürülebilirliğini sağlamak, çevresel
altyapının, ulaşımı, atık yönetimini, su yönetimini ve risk yönetimini içerecek şekilde
sağlanmasını geliştirmek,110 temiz ve atık su hizmetlerinin yaygınlaştırılması,
biyolojik çeşitlilik kaybının azaltılması, yoksulluk yuvasız kentler girişimine uygun
olarak elverişsiz koşullarda yaşayanların yaşamlarının iyileştirilmesi***8221;.111
Sonuçta Johannesburg Dünya Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi, mekansal politika,
kentsel gelişme, konut ve arazi yönetimindeki politikalar doğrultusunda kentsel
sürdürülebilirlik için eylemleri ve değişme için de taahhütleri beyan etmiştir.112
UNECE (United Nations Economic Commission for Europe); UNECE, Batı
Avrupa ile Doğu Avrupa arasında köprü görevi kurmak için oluşturulan bir
organizasyondur.113 Komisyonun amacı ekonomik ve sosyal refah ile demokratik iyi
yönetimi desteklerken bölgedeki sürdürülebilir gelişmeyi sağlamaktır. Komisyonun
sürdürülebilir kentle ilgili kabulü ise sürdürülebilir kentin ekonomik olarak gelişmiş,
sosyal açıdan bütünleştirici ve eşitliği sağlayıcı, çevresel yönden sorumlu ve ülkenin
kalkınmasına katkıda bulunan bir kent olduğudur.114 Komisyonun Çevre ve İnsan
Yerleşmeleri adlı bir bölümü olup bu doğrultuda insan yerleşimleri ve
sürdürülebilirlik kavramları ile ilgili önemli çalışmalarda bulunmaktadır.115
Bu çalışmalar uyarınca, Madrid***8217;de Haziran 1998***8217;de sürdürülebilir kent gelişmesi
konusunda bir kongre düzenlenmiştir. 21 değişik ülkeden katılımcıların olduğu bu
kongrede sürdürülebilir kentsel gelişmenin çok yoğun, kapsamlı bir programı olması
ve kamu altyapısına önem vermesi gerektiği üzerinde görüş birliğine varılmıştır.
Bununla birlikte kongrede SKG politikaları ile ilgili olarak önemli noktalar
belirlenmiştir. Bu bağlamda özellikle kuzey Avrupa ülkeleri (Norveç, Finlandiya,
İngiltere) çevresel değerlendirmenin, kamu katılımının, sürdürülebilir gelişme
doğrultusunda kamuoyu oluşturulmasının SKG için çok önemli gereklilikler
olduğunu vurgulamışlar ve bu kavramlar genel bir kabul görmüştür. Ancak bu genel
kabule karşın, bazı ülkeler (İspanya, Yunanistan) geleneksel planlama anlayışını
gündeme getirmiş ve teknokratik bir planlama anlayışı ile SKG sürecini
yönlendirmeyi öngörmüşse de bu görüşler birçok sivil toplum örgütü tarafından tepki
görmüştür.116
Sonuçta, UNECE kamu altyapısı, katılım, çevresel etki değerlendirmesi, iyi yönetim
gibi kavramları sürdürülebilir kentsel gelişme doğrultusunda vurgulamış ve önemli
bir açılım getirmiştir.
Sürdürülebilir Kentler Programı (The Sustainable Cities Programme):
Sürdürülebilir kentler programı, UN-Habitat ve UNEP tarafından geliştirilen
Yerleşme Planları ve Yönetimi için Çevresel Yol Göstericiler belgesinin kavram ve
yaklaşımlarını uygulamaya geçirmek için 1990 yılında oluşturulmuştur.117
Sürdürülebilir kentler programı, kentler düzeyinde Habitat Gündemi ve Gündem
21***8217;de ortaya konan çevresel boyutların uygulanmasında anahtar bir araç görevi
üstlenmiş ve kentsel, çevresel planlama ve yönetimde olumlu değişimler için
Birleşmiş Milletlerin çabalarını etkili kılmayı amaçlamıştır. Bu amaç doğrultusunda
Programın öngördüğü yöntem ise doğal kaynak yönetiminde kentlerin yapabilirliğini
güçlendirmek, çevresel tahribatı sürdürülebilir bir yönde kontrol etmek ve kentin her
sektöründen gelen paydaşların tam katılımını güçlendirmek olarak belirlenmiştir.118
Program, kaynaklarının %90***8217;lık bir kısmını belediyeler ve onların çevre, planlama
ve yönetim alanındaki özel ve kamusal sektörlerdeki ortakları ile işbirliği içinde,
kentler düzeyinde yapabilirliği güçlendirmek için harcamaktadır. Bununla birlikte,
40***8217;dan fazla kentle çalışan Program kentlerin deneyimlerine dayalı olarak kentsel
sorunları çözmede yeni arayışlar geliştirme, kentsel ***8211; çevresel yönetimde
özeksizleştirim ve katılımcılık gibi konular üzerinde yoğunlaşmaktadır. 119
Programın öngördüğü sürdürülebilir kent tanımı onun sürdürülebilir kentsel gelişme
süreci üzerindeki katkısını ortaya koymaktadır. Bu bağlamda programın
sürdürülebilir kent tanımı ise şöyledir: ***8220;sürdürülebilir kent, sosyal, ekonomik ve
fiziksel gelişme başarılarının sonuçlandırıldığı kenttir. Bu kentin gelişmesinin
dayandığı uzun süreli yetecek çevresel kaynakları vardır ve bu kaynakları
sürdürülebilir bir verimlilik düzeyinde kullanır. Sürdürülebilir bir kent, sadece kabul
edilebilir riskleri olan ve gelişmişlik seviyesini tehdit eden çevresel felaketlere karşı
uzun süre güvenliği sürdürebilen bir kenttir.***8221; 120
Birleşmiş Milletlerin SKG konusunda ortaya koyduğu bir diğer konu da, 26 Şubat
2004 tarihinde Hong Kong kentinde yapılan Birleşmiş Milletler Asya ve Pasifik
Başkanlığı Forumunda kabul edilen Kentlerde Sürdürülebilir Gelişme Hong Kong
Bildirgesi (Hong Kong Declaration on Sustainable Development for Cities)***8217;dir. Bu
bildirge ile Gündem 21 ve Johannesburg Uygulama Planında uzlaşılan amaç, hedef
ve öneriler yeniden doğrulanmıştır.121 Bildirgenin 3. maddesinde, tüm dünyada
sürdürülebilir gelişmenin kentlerin geleceğinin anahtarı olduğu belirtilmiş ve
kentleşmeden kaynaklanan sorunların çözümünde tüm paydaşların çabalarını
arttırması gerektiği vurgulanmıştır.
Görüldüğü üzere Birleşmiş Milletler sürdürülebilir kentsel gelişme kavramının gerek
bir terim olarak yazında kullanılması konusunda öncülük etmiş gerekse de kavramın
içeriğinin doldurulmasında çok önemli katkılarda bulunmuştur. Bu bağlamda,
Birleşmiş Milletler düzenlemiş olduğu konferanslar ile kavramın kuramsal
çerçevesinin oluşturulmasını sağlarken, kurmuş olduğu programlar aracılığı ile de
sürdürülebilir kentsel gelişmenin sağlanması konusunda öncülük etmiştir.
1.2.3.2.Avrupa Birliği ve Sürdürülebilir Kentsel Gelişme
Sürdürülebilir gelişme olgusuna kentsel perspektiften bakıldığında, kentlerin
kendilerine özgü sorunlar çerçevesinde kavrama yaklaştıkları görülür. Her kent için
tek bir sürdürülebilirlik reçetesinin olamayacağından hareketle Avrupa düzeyinde de
kavramın ele alınması kentsel odaklı sorunlar çerçevesinde olmuştur. Ancak, ***8220;Birlik
bünyesinde, kentsel politika alanında çevre ve yerel yönetimler alanında olduğu gibi
bağlayıcı metinlerin olmadığı, bu politika alanını ele alan kapsamlı tüzel belgelerin
oluşturulmadığı görülmektedir.***8221;122
Bu bağlamda, Avrupa kentleri ile ilgili olarak ortaya konan temel sorunlardan birisi,
***8220;bu kentlerin ana probleminin yüksek yoğunluklu, toplu taşım ağırlıklı kent
merkezleri ile düşük yoğunluklu özel araç ağırlıklı çeperleri arasındaki çelişme
olduğu***8221;123 görüşüdür. Avrupa düzeyinde, kentsel sorunlarla ilgili başka bir görüş ise
***8220;kentlerdeki sosyal yapı bozulmasının yanı sıra kentsel çevrenin tahribi ve
kapasitelerinin dışında gelişim sonucu ***8220;ataxia***8221;124 durumunun ortaya çıkmasıdır.125
Bunlara ek olarak, Avrupa kentlerinin sorunları ile ilgili olarak ***8220;artan çevresel kaygı,
kentlerin girişimci ruhlarının canlandırılması gerekliliği, çevreye duyarlı sektörler
yoluyla işgücü yaratılması, toplu taşımacılığa önem verilmesi, hareketlilikten
(mobilite) çok erişilebilirliğe önem verilmesi, yaşayan komşuluk birimleri
oluşturulması.***8221; gibi değerlendirmeler de yapılmaktadır. 126 Ayrıca, kentler üzerindeki
sorunların arasına su, kanalizasyon, trafik gibi yerel sorunların ağırlaşması, doğal
kaynaklar üzerine olan baskının artması ve böylece gündeşlik yaşamın giderek
zorlaşmasını da eklemek mümkündür.127
__________________
NEVART AKADEMİ
www.nevart.net
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Disleksi Eğitimi
Okuma Güçlüğü
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 21.04.08, 12:30
Administrator
 
Üyelik tarihi: Aug 2006
İletiler: 21.463
Blog Başlıkları: 13
CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
Standart Güç ülkesi olmanın zorlukları - The Challenge Of Becoming An Immigration Conun

Bu değerlendirmelerin ışığında, Avrupa kentlerinin içinde bulunduğu mevcut durum
ve karşılaştığı baskılar ise aşağıdaki gibi sıralanabilir;128
***8226; Kamu sağlığı ve kentsel çevre kalitesi arasındaki ilişki kentsel çevre
politikalarının doğrudan kamu sağlığını etkilemesine neden olmaktadır. Bu
çerçevede 60***8217;dan fazla Avrupa kenti yaz ayları boyunca en üst düzeyde
ozona maruz kalmaktadır. Ayrıca, Avrupa nüfusunun %65***8217;i kalitesi ciddi
olarak tehdit altında bulunan yüzey sularını kullanmaktadır. Bunlarla birlikte
dünya karbondioksit emisyonunun %25***8217;i ile dünya insan kaynaklı metan
emisyonunun da %16***8217;sı Avrupa***8217;da yer almaktadır.
***8226; Avrupa kentleri arasında yarışmacılık artmaktadır. Yarışmacılığın alternatifi
bütüncüllüğü güçlendirmek olmalıdır.
***8226; Birçok Avrupa kentinde gelişme ve gerileme bir arada yaşanmaktadır. Bu
durum kentlerde ikili yapıları oluşturmakta ve mekanda ve sosyal yapıda
ayrışmalara neden olmaktadır. Bu doğrultuda bazı komşuluk birimlerinde suç
oranlarında önemli artışlar görülmektedir. Yoksulların kötü kentsel
koşullarda yaşaması önemli bir sorun olarak görülmektedir.
***8226; Sosyal kutuplaşmanın etkisi bazı kentlerde çok açık biçimde görülmektedir.
Bu kentlerde sosyal adalet kavramı çok kritik bir eşikte durmaktadır.
Birçok Avrupa kentinin yaşamakta olduğu bu farklı düzeylerdeki sorunlar Birlik
bünyesinde, kentsel odaklı politikaların tek bir çerçeve içerisine oturtulmasını
olanaksız kılmaktadır. Bu sebeple, AB***8217;nin genelde kentsel gelişmeye yaklaşımı ve
özelde de sürdürülebilirlik doğrultusunda öngördüğü kentsel politikalar farklı
alanlardaki politikalar ile oluşmaktadır. Bu bağlamda, AB***8217;nin çevre ile ilgili
politikaları şüphesiz kentler ile ilgili önemli noktaları da ortaya koymaktadır.
Dolayısıyla AB***8217;nin kentsel sürdürülebilirlik ile ilgili eylemleri doğrultusunda
öncelikli olarak Birliğin çevre politikaları ve sürdürülebilir gelişme politikaları
incelenmiştir.
Bu doğrultuda Avrupa Topluluğunun çevre mevzuatı 1970***8217;li yıllardan bu yana
gelişme göstermektedir.129 1987 yılına kadar Topluluğun çevre politikaları 1973***8217;te
başlayan Çevresel Eylem Programları ile sürmüştür.130 Çevre ile ilgili yaptırım gücü
olan kararlar 1986***8217;da kabul edilip, 1987 yılında yürürlüğe giren ve Avrupa
Ekonomik Topluluğu kurucu anlaşması olan Tek Senet (Single Act) ile olmuştur.131
Avrupa Tek Senedi, ***8220;Birliğin ortak çevre politikalarının genel amaçlarını; çevrenin
kalitesini sürdürmek, korumak ve daha iyiye götürmek, kişilerin sağlığının
korunmasına katkıda bulunmak ve doğa kaynaklarının temkinli ve akılcı biçimde
kullanılmasını sağlamak olarak belirlemiştir.***8221;132 Tüm bu çevre ile ilgili
düzenlemeleri ve 1986 yılında başlatılan ***8220;Eurocities Network***8221; gibi girişimleri AB
kentsel politikasının ilk adımlarından saymak gerekir.133
Avrupa Ekonomik Topluluğu kurucu anlaşmasının adını değiştirerek Avrupa
Topluluğu Kurucu Antlaşması haline dönüştüren 1992 tarihli Maastricht Antlaşması
ile de Topluluğun ana hedeflerinin yer aldığı 2. madde ile temel politikaların
sıralandığı 3. maddeye ilk kez çevrenin eklendiği görülmektedir. Böylece ana
hedefler arasına çevreye saygılı, sürdürülebilir ve enflasyonist olmayan bir büyüme
eklenmiştir.134
Ayrıca, Maastricht Antlaşması ile AB düzeyinde ilk kez bir mekansal politikaya ver
verildiği görülmektedir.135 Madde 130s***8217;in ikinci paragrafında Ekonomik ve Sosyal
komitenin kent planlaması ile ilgili ölçütleri, katı atık yönetimini ve genel doğa
ölçütlerini dışlamayan arazi kullanımını ve su kaynaklarının yönetimi konularını
kabul edeceği dile getirilmektedir.136
Maastricht Antlaşması ile açık bir biçimde çevrenin korunmasının Topluluğun
hedeflerine eklendiği görülmektedir. Bu çerçevede, ortak çevre politikası ile ilgili
olmak üzere hedefler; çevre kalitesinin korunması, aynen muhafaza edilmesi ve
iyileştirilmesine katkıda bulunma, insan sağlığının korunması, doğal kaynakların
temkinli ve rasyonel kullanımı, çevreye duyarlı bir planlama için ortak bir politikanın
esaslarının ortaya konulması olarak belirlenmiştir. 137
AB içinde temel bir politika alanı haline gelen çevre kavramı, Birliğin sürdürülebilir
gelişme politikalarının da asıl belirleyicisi olmuştur. Bu noktada, Birlik sürdürülebilir
gelişme politikaları içindeki tüm alanlara çevre boyutunun katılması gerekliliğini
ortaya koymuştur.138
Bu genel çerçeve içerisinde Birliğin sürdürülebilir gelişme politikalarının en önemli
dönüm noktasını 1998 tarihli Kardif toplantısı oluşturmaktadır. Bu toplantıda,
çevrenin diğer tüm politika alanları ile bütünleştirilmesi kararlaştırılmıştır.139
Birliğin sürdürülebilir gelişme politikaları doğrultusundaki bir diğer önemli adımı ise
Haziran 2001 de yapılan Göteborg toplantısı ile olmuştur. Bu toplantı ile
sürdürülebilir gelişme politikaları Birliğin temel hedeflerine de uygun olarak dış
politika alanına taşınmış ve dünya çapında bir sürdürülebilir gelişme paktı
oluşturulması kararlaştırılmıştır. Nitekim bu doğrultuda 2002 yılında Johannesburg
Dünya Sürdürülebilir Gelişme Zirvesi düzenlenmiştir.140
Avrupa Birliği***8217;nin sürdürülebilir gelişme politikalarının temel çizgileri aynı zamanda
sürdürülebilir kentsel gelişimin de sağlanmasındaki ana esasları oluşturmaktadır. Bu
çerçevede Birliğin temel politikalarını şu şekilde sıralamak mümkündür;
***8226; Farklı aktörler arasında diyalog ve mutlaka katılımın sağlanması
***8226; Uygulama araçlarının güçlendirilmesi doğrultusunda Sürdürülebilirlik Etki
Değerlendirmesi önerisi
***8226; Her üye devletin kendi sürdürülebilir gelişme politikasını belirlemesi
***8226; Yoksullukla mücadele ve sosyal gelişmenin sağlanması
***8226; Doğal ve ekolojik kaynakların sürdürülebilir yönetimi, su kaynaklarının
korunması, toprağın dengeli kullanımı, enerji ve biyolojik çeşitlik alanlarında
sürdürülebilir gelişme
***8226; Çok ortaklı yönetim / iyi yönetim anlayışının gerçekleştirilmesi
***8226; Ekonomik, sosyal ve çevresel politikalar açısından fayda-maliyet
analizlerinin yapılması
***8226; Halk sağlığı
***8226; Artan trafik hacmi, gürültü ve kirlilik düzeylerindeki yükselme sorunlarını
çözmek için çevre dostu ulaşım modellerinin desteklenmesi
***8226; Sürdürülebilir gelişmenin denetlenmesi amacıyla sürdürülebilir gelişme
göstergelerinin belirlenmesi141
Görüldüğü üzere Birliğin ortaya koymuş olduğu politika ve ilkeler sürdürülebilir
gelişmenin uygulanmasının somut olarak sağlanmasını da öngörmektedir.
Birlik çerçevesinde sürdürülebilir gelişme adına bir başka önemli adımı da
***8220;Sürdürülebilirliğe Doğru***8221; adını taşıyan 5. Çevre Eylem Programı oluşturmaktadır.
1993***8211;2000 yıllarını kapsayan bu program ile AB***8217;nin gelecekteki karar ve politika
oluşturma sürecinde yasaların mutlaka çevre koruma ile ilgili hükümleri içermesi
öngörülmüştür.142 Bu programda; öncelikli konular (iklim değişikliği, asidifikasyon,
su, kent çevresi, risk yönetimi, kıyı alanları ve biyolojik çeşitliliği kapsayan,),
çevrenin bütünleştirilebileceği sanayi, ulaşım, tarım, turizm gibi sektörlerin
belirlenmesi, çevresel araçların alanlarının genişletilmesi, Birliğin çevre konusundaki
uluslararası rolünün arttırılması, kamuoyunun bilinçlendirilmesi olarak sayılabilecek
beş temel başlık altında sonuçlar ortaya konmuştur.143
Birliğin günümüzde de halen devam eden 6. Çevre Eylem Programında (2001 ***8211;
2010) ise uzun vadede refah ve yaşam kalitesinin sağlanması için sağlıklı bir çevreye
gereksinme duyulduğu kabul edilmiştir. Bununla birlikte, iklim değişikliği, doğa ve
biyolojik çeşitlilik, çevre ve sağlık ile doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımı ve
atık yönetimi konularında sıkı önlemler alınması gerekliliği ortaya konmuştur.
Ayrıca yine bu program ile katılımın sağlanması gerekliliği de vurgulanmıştır.144
Avrupa Birliği çerçevesinde, Birliğin gerek sürdürülebilir gelişme gerekse de
sürdürülebilir kentsel gelişme adına ortaya koymuş olduğu kavramlar sadece
politikalardan ibaret değildir. Bu bağlamda, Birliğin kararları üzerinde etki yaratma
amacını güden bağımsız ağlar, örgütlerde ayrı bir önem taşımaktadır. Bunlar arasında
sayılabilecek olan EUROCITIES (pek çok büyük kentin oluşturduğu bağımsız bir
yerel yönetim ağı) ve METREX (nüfusu beş yüz binden fazla olan ve nüfus ve
sanayi açısından yoğunluk gösteren kentlerden oluşan birlik) üyeleri olan kentlerin
çıkarları ile Birlik politikalarını bütünleştirmek, kentler arasında bilgi alış verişi
sağlamak ve üyelerinin Birlik teşvik araçlarından yararlanmalarını sağlamak adına
görevler üstlenmişlerdir.145 Bu bağlamda, EUROCITIES***8217;in projeleri arasında yer
alan car-free-cities (otomobilsiz kentler) projesi sürdürülebilir bir kente doğru atılmış
önemli adımlardan birisi olarak gösterilebilir. Bu proje ile ortaya konan temel felsefe
yaya ağırlıklı bir kentin oluşturulmasıdır. Bu model kent, küçük kentsel ünitelerden
oluşan ve her birine yaya olarak ulaşılabilen bir mekansal organizasyondan
oluşmaktadır. Bu kentsel parçaları ise yeşil alanlar birbirinden ayırmakta ve
birbirlerine toplu taşım aksları ile bağlanmaktadırlar. Bu önerilen modelin önemi
sadece ekolojik açıdan avantajlı olması değil, ekonomik açıdan da avantajlara sahip
olmasından kaynaklanmaktadır.146
Bu bağımsız ağların yanı sıra Birliğin teşvik araçlarından olan Yapısal Fonların
kullanıldığı alanlarda Birliğin sürdürülebilir bir kentsel gelişmeye verdiği desteği
ortaya koymaktadır. Bu bağlamda yapısal fonlar ve kullanıldığı alanlar sırasıyla;
INTERREG III***8217;te, sınır ötesi ve bölgeler arası işbirliği programının hedefleri
arasında, sınır bölgelerindeki kentlerin geliştirilmesi, sınır ötesi kent planlaması,
çevre koruma ve atıkların bertaraf edilmesi, su kirliliğinin önlenmesi gibi konular yer
almaktadır. URBAN II***8217;de, kentlerin ve sorunlu kentlerin sürdürülebilir gelişmesi
için oluşturulan program da özellikle nüfusu 100.000***8217;in üzerindeki kentsel
alanlardaki işsizlik, suç, çevre zararları, sosyal ve etnik çatışmalar, sosyal kurumların
yetersizliği gibi sorunlarla ilgilenmektedir. LEADER + ise, kırsal alanları geliştirme
programı olup, ekolojik değerlerin korunması, turizmin geliştirilmesi gibi hedefler
üzerine eğilmektedir. EQUAL, programı ise çalışma alanında eşitsizlik ve
ayırımcılıkla mücadele alanında yer almaktadır. 147
Bu program alanları AB***8217;nin, sürdürülebilir kentsel gelişme çerçevesinde, sadece
politika ve ilkeler düzeyinde yol gösterici bir nitelik taşımadığının, doğrudan akçal
kaynaklarla destekleyerek SKG***8217;nin somut olarak gerçekleştirilmesine verdiği önemi
ortaya koymaktadır.
AB***8217;nin bu programlar gibi SKG çerçevesinde ele alınabilecek somut bir başka
eylemi de NUTS olarak bilinen istatistiki bölge birimleri sınıflandırmasıdır. Bu
sınıflandırma, bölgelerin planlanması ve teşvik araçlarından yararlanılması için önem
taşımaktadır. Ayrıca, bölgelerin sosyo-ekonomik analizlerinin gerçekleştirilmesinde,
bölgesel istatistiklerin toplanmasında ve karşılaştırmalar yapılabilmesinde kolaylıklar
sağlayan bu sınıflandırmaya göre üç tane istatistiki bölge birimi düzeyi vardır. NUTS
I, NUTS II ve NUTS III olarak adlandırılan bu düzeyler Birliğin teşvik araçlar ile
bütünleşmektedir. Sırasıyla NUTS I, temel altyapı ve işletme yatırımları, NUTS II,
yapısal sorunların çözümü, NUTS III de eğitim öğretim sistemi ve istihdam ile ilgili
amaçlarla örtüşmektedir.148
AB***8217;nin uygulamış olduğu bu istatistiki bölge birimleri sınıflaması, sürdürülebilir
kentsel gelişme doğrultusunda gerek uygulama araçları gerekse de mekansal olarak
yerleşmelerin sınıflandırılması bağlamında büyük önem taşımaktadır.
Sürdürülebilir kentler bağlamında Avrupa Birliği çerçevesinde ele alınması gereken
önemli bir noktayı da, 27 Mayıs 1994 tarihinde, Danimarka***8217;nın Aalborg kentinde
gerçekleştirilen Avrupa Sürdürülebilir Kent ve Kasabalar Konferansı
oluşturmaktadır.149 Bu konferans, Yerel gündem 21***8217;in Avrupa versiyonu olarak da
nitelendirilmektedir.150 Konferansın sonunda Sürdürülebilirliğe Doğru Avrupa
Kentler ve Kasabalar Şartı oluşturulmuştur. Ayrıca Şartın ikinci bölümünde belirtilen
Avrupa Sürdürülebilir Kentler ve Kasabalar Kampanyasının151 başlatılması da
konferansın önemli sonuçlarından birisini oluşturmuştur. Bu kampanyaya 300***8217;den
fazla şehir katılmış, ayrıca Sağlıklı Kent Ağı, Birleşmiş Kentler/Kasabalar
Federasyonu, EUROCITIES, Avrupa Belediyeler ve Bölgeler Birliği ve ICLEI gibi
örgütlerde bu girişimin üyesi olmuşlardır.152
Aalborg Şartı, sürdürülebilirliği, yerel karar verme sürecinin tüm alanlarını kapsayan
denge arayışlı, yerel ve yaratıcı bir süreç olarak tanımlar.153 Bununla birlikte Şart,
doğanın taşıma kapasitesine uygun yaşam koşulları, sosyal adalet, ekonomik ve
çevresel sürdürülebilirlik arayışlarında, sürdürülebilir gelişmenin, kentlere ve
kasabalara önemli bir yol gösterici olduğunu işaret eder.154
İnsanoğlunun yüzleştiği birçok çevresel sorun için kent yönetimlerine bir eko-sistem
yaklaşımını benimsetmeyi amaçlayan bu şart155 doğrultusunda sürdürülebilirlik
açısından kentsel politikalar başlıklar halinde aşağıdaki gibi belirlenmiştir:156
***8226; Öncelikli olarak kentlerin birbirinden farklılaşması sebebiyle her kentin
sürdürülebilirliğe doğru kendi özgün yollarını bulmaları gerektiği
***8226; Kent ve kasabaların sorunlarını daha geniş ortamlara ya da geleceğe taşıma
hakkına sahip olmaması gerekliliği
***8226; Ekonomik gelişmenin sınırlayıcı etkeninin doğal servet olduğu kabulü ile bu
servetin korunmasının gerekliliği (su rezervlerinin, toprağın, biyolojik
çeşitliliğin korunması, yenilenemez enerji kaynaklarının kullanımının
azaltılması vb.)
***8226; Sosyal adaletin sağlanması (özellikle çevre sorunlarından en fazla ölçüde
etkilenen ve en az düzeyde bu sorunları çözme yeterliliği olan yoksulların
durumunun iyileştirilmesi, tüketimi körüklemek yerine yurttaşların hayat
kalitelerinin niteliğinin arttırılması, uzun vadeli istihdam olanaklarının
yaratılması)
***8226; Arazi kullanım ve ***8220;imar planlamasında***8221;157 stratejik çevre etki
değerlendirmesinin gerekliliği, kentsel gelişim sürecinde mobiliteyi azaltıcı
yönde bir işlevler karışımı oluşturulması gerekliliği
***8226; Erişilebilirliğin arttırılarak toplumsal refahı ve şehirli hayat tarzının daha az
ulaşım ihtiyacı doğuracak biçimde yönlendirilmesinin gerekliliği
***8226; Yenilenebilir enerji kaynaklarının yegane sürdürülebilir seçenek olduğu
***8226; Yerel yönetimlere yeterli otoritenin verilmesi ve güçlü bir akçal zeminin
oluşturulması ile gerçekleşebilecek iyi yönetim kavramının gerekliliği
***8226; Anahtar aktör olarak yurttaşların ve toplumun etkin katılımının sağlanması
***8226; Kentsel yönetim araçlarının oluşturulmasının gerekliliği
Aalborg Şartının ortaya koymuş olduğu bu ilkeler sürdürülebilir kentsel gelişmenin
gerek ilkelerini gerekse de uygulama yöntemlerini belirlemesi açısından büyük önem
taşımaktadır.
__________________
NEVART AKADEMİ
www.nevart.net
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Disleksi Eğitimi
Okuma Güçlüğü
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 21.04.08, 12:32
Administrator
 
Üyelik tarihi: Aug 2006
İletiler: 21.463
Blog Başlıkları: 13
CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
Standart Güç ülkesi olmanın zorlukları - The Challenge Of Becoming An Immigration Conun

Avrupa Birliği***8217;nin sürdürülebilir bir kente dönük olan bakış açısını tam olarak ortaya koymak için Birliğin çevre politikaları, uygulama araçları gibi belgelerin yanı sıra Birliğin belki de ***8220;doğrudan mekanla ilgili en önemli belgesini 1999 yılında Almanya Postdam***8217;da benimsenen Avrupa Mekansal Gelişme Perspektifi (European Spatial Development Perspective ESDP)***8221;158 oluşturmaktadır. ESDP, Avrupa Birliğinin mekansal planlamadan sorumlu Bakanlar Konseyi toplantısında kabul edilmiştir.159 ABye üye ülkelerin mekan politikaları arasında bir bağ kurmak için hazırlanan
ESDP***8217;nin Birlik çapında bir planlama aracı olarak tasarlanmadığını, tüzel açıdan bağlayıcılığı bulunmadığını, yalnızca gönüllü eylemler için bir yol gösterici olduğunu belirtmek gerekmektedir.160 Avrupa Mekansal Gelişme Perspektifinde, uzun vadede, ilerlemeci ekonomik bütünleşme ve üye devletler arasında işbirliği, yerel ve bölgesel toplulukların katılım
sürecindeki artan önemi ve mekansal gelişme içindeki rolleri gibi etkenlerle
mekansal gelişim eğilimlerinin belirleneceği belirtilmiştir.161 Orta vadede ise mekansal uyumun oluşturulması ve dengeli işgücü pazarları ile sürdürülebilir bir gelişmeye ulaşılabileceği öngörülmektedir.162 Bununla birlikte kültürel farklılıkları koruyacak olan doğal ve kültürel mirasın korunması da ESDP içinde yer alan bir diğer önemli ilke olmaktadır.163
Avrupa Birliği***8217;nin mekansal stratejisinin hedefi bölgesel bir sürdürülebilir gelişmeyi sağlamaktır. Bu nedenle, Birlik içerisinde çok merkezli gelişme kavramı önem kazanmıştır. Bu gelişme tipi ile AB***8217;nin çekirdek alanındaki bölgede aşırı ekonomik ve demografik yoğunlaşmanın azaltılabileceği düşünülmektedir. Bunun yanı sıra, tüm kentsel bölgeler arasında kentsel hizmetlerin sunumunda katılımcılığın önemi de ön plana çıkarılmıştır. ESDP çerçevesinde, kentsel alanların sürdürülebilirliği bakımından ortaya konan görüşler ise; fiziki gelişmenin denetlenmesi, işlevlerin ve toplumsal grupların, özellikle nüfusun büyük kısmının kentsel hizmetlere erişemediği
büyük kentlerde bütünleşmenin sağlanması, kentsel ekosistemin etkin ve kaynak korumacı yönetimi, çevreye dost ulaşım türlerinin geliştirilmesi ile doğal ve kültürel mirasın korunması ve geliştirilmesi olarak belirlenmiştir.164 Sonuç olarak, AB***8217;nin mekansal perspektifini ilgilendiren temel kavramlar yerellik, dengeli ve sürekli gelişme, bölgeler arası eşitlik, katılım ve işbirliği olarak sıralanabilir. 165 AB çerçevesinde sürdürülebilir kentsel gelişme politikaları, mekansal politikalar veya kentsel politikalar incelenirken, Birlik***8217;ten bağımsız ancak yakın ilişkili olduğu
bir örgüt olan Avrupa Konseyi***8217;nin ortaya koymuş olduğu belgelerin ve politikaların da incelenmesi gerekmektedir.
Avrupa Konseyinin kentsel yaşam ve kentsel politikalarla ilgili olarak ortaya koyduğu en önemli belgeler arasında Avrupa Kentsel Şartı ve Avrupa Kentsel Haklar Bildirgesi olarak gösterilebilir.
Avrupa Kentsel Şartı, Avrupa Konseyi***8217;nin kentsel politikalarından yola çıkılarak oluşturulan ve 1980 ***8211; 1982 yılları arasında Konsey***8217;ce düzenlenen ***8220;Kentsel Rönesans İçin Avrupa Kampanyası***8221;(Eurepean Campaign For Urban Renaissance),
kapsamında geliştirilmiştir. Sözü edilen bu kampanya ***8220;yerleşmelerde daha iyi yaşam***8221; (a better life in towns) sloganıyla kentsel gelişmenin niceliksel değil niteliksel yönlerinin önemini vurgulamıştır.166 Fiziksel çevrenin geliştirilmesi, mevcut konut stoğunun iyileştirilmesi, yerleşmelerde
sosyal ve kültürel olanakların yaratılması ve toplumsal kalkınma ve halk katılımının özendirilmesi gibi konularda temellenen167 bu belge 1986 yılından sonra Avrupa Yerel ve Bölgesel Yönetimler Sürekli Konferansı çerçevesinde sürdürülmüştür. 168 Avrupa Kentsel Şartı, 17***8211;19 Mart 1992 yılında Strazburg***8217;da gerçekleştirilen Avrupa Konseyi Avrupa Yerel Yönetimler Konferansı***8217;nın olağan toplantısında kabul edilmiştir. Ayrıca, aynı toplantının 18 Mart 1992 günkü oturumunda da Avrupa
Kentli Hakları Bildirgesi imza altına alınmıştır.169 Burada önemle belirtilmesi gereken bir konu da Avrupa Kentsel Şartının diğer uluslararası metinlerde olduğu gibi hükümetlerin değil, yerel yönetimlerin imzasına
açılması durumudur.170 Aslında böyle bir davranışın arkasında halka en yakın birimin yerel yönetimler olduğu ve kentsel sorunların çözümünde bu yönetim birimlerinin etkin kılınması gerektiği görüşünün yattığı da bir gerçektir.
Avrupa Kentli Haklar Bildirgesi, gerçekleşmesi bireylerin dayanışması ve eşit yükümlülükleri kabul etmesine bağlı olan toplam 20 maddeden oluşmaktadır. Bu maddeler arasında yer alan güvenli bir kent, kirletilmemiş ve sağlıklı bir çevre, bireysel ekonomik gelişmeyi sağlayan yeterli istihdam olanakları, yeterli konut, toplu taşım ve yaya öncelikli bir ulaşım sistemi, bireyler için yeterli sağlık, eğlence, dinlence, spor olanaklarının olması, kaliteli bir fiziksel çevre, kentsel işlevler arasında ilişki ve uyumun gerekliliği, katılımın sağlanması, sürdürülebilir gelişme, doğal ve kültürel zenginliklerin korunması ve geliştirilmesi ve eşitliğin sağlanması
gibi ilkeleri şüphesiz sürdürülebilir bir kentsel gelişmenin sağlanmasına dönük ilkeler olarak da tanımlamak gerekmektedir.
Avrupa Kentsel Şartı 13 konu başlığı ve bu başlıklara bağlı toplam 68 ilkeden meydana gelmektedir. 171 Şartın bu başlıkları sırasıyla; Ulaşım, Kentlerde Çevre ve Doğa, Kentlerin Fizik Yapıları, Tarihi Kentsel Yapı Mirası, Konut, Kentlerdeki Özürlü ve Sosyo-ekonomik Bakımdan Engelliler, Kültür ve Kültürel Kaynaşma,
Kentlerde Sağlık, Halk Katılımı, Kent Yönetimi ve Kent Planlaması, Kentlerde Ekonomik Gelişme***8217;den oluşmaktadır.
Avrupa Birliği***8217;ne dönük olarak yapılmış olan tüm bu değerlendirmeler ışığında, Birliğin sürdürülebilir gelişmeyi ana politika alanı olarak belirlediği ve bu süreçte tüm politika alanları ile ilgili olması nedeniyle de kentlere ve kentsel gelişme politikalarına bu çerçevede özel bir önem verdiği görülmektedir.
1.2.3.3. OECD (Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü) ve Sürdürülebilir
Kentsel Gelişme
Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü, kalkınma çabalarını yaygınlaştırmak ve kaynakları daha iyi kullanmak amacıyla genel bir ekonomi politikasının
görüşülebileceği bir merkez olarak kurulmuştur. Örgütün ana organını Konsey oluşturmakta ve bu konsey tarafından ikincil organlar kurulabilmektedir.172 Bu doğrultuda kurulan organlardan birisi de 1970 yılında oluşturulan Çevre Komitesidir. Bu komite, OECD ülkelerinin birbirinden farklı çevre politikaları uygulamalarının ekonomik ve ticari ilişkileri olumsuz yönde etkileyeceğini gündeme getirmesi ve uluslararası ilişkilerde yeni bir faktör olarak çevrenin de dikkate alınması yolundaki yaklaşım ve çalışmalara öncülük etmiştir. Bu açıdan Çevre Komitesi tarafından kabul edilerek yürürlüğe giren ***8220;Uluslararası Planda Çevre
Politikalarının Ekonomik Boyutlarına İlişkin Temel İlkeler Tavsiye Kararı***8221;, kirleten öder ilkesini uluslararası düzeyde uygulamaya koyan en önemli düzenleme olmuştur.173
Bu çerçevede, OECD***8217;nin çevre politikaları 3 ana ilke üzerine oturtulmuştur:174
***8226; Ekonomik büyüme, çevreyi önemsememek için gerekçe olamaz
***8226; Önleyici politikalar ile çevre sorunları ortaya çıkmadan önlenebilir.
***8226; Ekonomik büyüme ile çevrenin geliştirilmesi birbirine sıkı sıkıya bağlıdır.
OECD***8217;nin bu temel ilkelerinin sürdürülebilir gelişme kavramı ile örtüştüğü açıktır. Nitekim OECD, gerek Rio ilkelerinde ve Gündem 21***8217;de ortaya konan kararların ve gerekse de Johannesburg***8217;da dile getirilen tüm politikaların uygulanması konusunda üyelerini liderlik yapma konusunda sorumluluk sahibi olarak tanımlamıştır.175 Bu doğrultuda OECD***8217;nin ortaya koymuş olduğu birçok belge ekonomik, sosyal ve çevresel etkenlerin bütünleştirilmesi anlayışı içindedir. Yukarıda sözü edilen temel ilkeler ve sürdürülebilirlik çerçevesine oturtulan OECD***8217;nin çevresel bakış açısı üç tür alarm veren önemli alanı barındırmaktadır:176
***8226; Yeşil Işık: mevcut politika yaklaşımlarının yeterli olduğu durumları
yansıtmaktadır.
***8226; Sarı Işık: bazı belirsizlik durumlarını ve potansiyel problem ve tehlike
alanlarını belirtmektedir.
***8226; Kırmızı Işık: gelecekte olumsuz çevresel eğilimler yaratacak çevresel
problemler alanını kapsar. Bunlar arasında katı atık, ulaşımdan kaynaklanan kirlilik ve trafik problemleri, sera etkisi yaratan zararlı gaz emisyonları gibi faktörler sayılabilir.
OECD yukarıda söz edilen tehlike alanları karşısında üye ülkelerinin uygulama açıklarının kapatılması konusunda yeni hedefler ortaya koymuş ve en önemlisi sürdürülebilir gelişmenin uygulanabilmesi doğrultusunda çevresel istatistikleri de içeren bir model ortaya koymuştur.
Baskı (pressure), durum (state) ve tepki (response), kelimelerinin baş harflerinden hareketle PSR olarak da bilinen bu model 1994 yılında geliştirilmiş177 ve insan aktivitelerinin çevre üzerinde baskı oluşturmasının doğal kaynakların kalite ve miktarlarındaki durumlarını değiştirmesi ve bu değişimlere de toplumun çevresel, ekonomik ve sektörel politikalar ile tepki vermesi sebebiyle neden sonuç kavramına dayandırılmıştır.178
OECD***8217;nin bu modelinin temelinde, kentsel ekonomik ve çevresel işletmeye yeterli bir planlama sistemi uygulamak için ekonomik ve çevresel göstergeleri birleştiren ve sürdürülebilirlik doğrultusunda çevresel istatistikleri ortaya koyan yaklaşımı yatmaktadır.(şekil 2)179

Kaynak PDF***8217;nin Devamı İçin Tıklayın
Eklenmiş Resim
Dosya tipi: jpg guculkesi.jpg (99,5 KB (Kilobyte), 47x kez indirilmiştir)
__________________
NEVART AKADEMİ
www.nevart.net
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Disleksi Eğitimi
Okuma Güçlüğü

Konu loli tarafından (24.04.08 saat 00:42 ) değiştirilmiştir..
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Tags
challenge, conuntry, güç, immigration, olmanın, ülkesi, zorlukları

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Bütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 01:38 .