Nüve Forum

Nüve Forum > kütüphane > Kültür > Edebiyat > Kitap Özetleri > Aşk - Elif Şafak- Kitap sunumu

Kitap Özetleri hakkinda Aşk - Elif Şafak- Kitap sunumu ile ilgili bilgiler


Roman Adı : Aşk Romanın Yazarı : Elif Şafak Romanın Çevirmeni : K.Yiğit Us (yazarla birlikte) Yayın Hakları : Doğan Kitap Basım Tarihi : 03 – 2009 / 300.000. baskı

Like Tree3Likes
  • 1 Post By loli
  • 1 Post By aysegulcvsoglux
  • 1 Post By loli

Cevapla

 

LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 17.04.13, 15:24
loli - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Editör
 
Üyelik tarihi: Apr 2006
Nereden: Ankara
İletiler: 8.178
Blog Başlıkları: 6
loli isimli üye tecrübe puanını kapatmıştır.
Standart Aşk - Elif Şafak- Kitap sunumu

Roman Adı : Aşk
Romanın Yazarı : Elif Şafak
Romanın Çevirmeni : K.Yiğit Us (yazarla birlikte)
Yayın Hakları : Doğan Kitap
Basım Tarihi : 03 – 2009 / 300.000. baskı
Kapak Tasarımı : Uğurcan Ataoğlu
Grafik Tasarım : Zeynep Oray
Kapak Fotoğrafı : Ebru Bilun Akyıldız
ISBN : 9786051111070
Sayfa Sayısı : 420

Aþk - Elif Þafak- Kitap sunumu-elif_shafak.jpg

Yazar Hakkında
Strasbourq doğumlu olup çocukluğunu ve gençliğini Ankara, Madrid, Amman, Köln, İstanbul, Boston’da geçirmiştir.

ODTU uluslararası ilişkiler bölümünü bitirmiştir. Yüksek lisansını aynı üniversitenin Kadın Çalışmaları Bölümünde, dokotarasını ise siyaset bilimi alanında tamamladı..

İlk Romanı Pinhan’la 1998 Mevlana Büyük Ödülünü aldı.
Mahrem adlı Romanı ise Şehrin Aynaları ve Türkiye yazarları birliği Ödülünü Kazandı .
Ardından her ikisi’de çok satan ve geniş bir okur kesimine ulaşan Bit Palas ve İngilizce Kaleme aldığı Araf Yayımladı.
Med Cezir’de okunan Kitabı olan Baba ve *** Yayımladı .
Ardından aylarca satış listelerinden inmeyen ilk otobiyografik kitabı Siyah Süt’ü Yazdı.
Doğan kitapçılık tarafından 2009 Martında yayımlanan “Aşk” Türk Yayıncılık dünyasında önemli bir rekora imza atarak en kısa sürede en çok satan roman oldu.
Tüm eserlerinden seçkiler niteliğinde olan kağıt helva’da 2009’da Yayımlandı,

------------------------------


Elif Şafak’ın “Aşk” romanında bahsedilen “40 kural”

Hayatta karşımıza çıkan şeyler belli şekillere bürünürler bunları gruplayacak olursak aşağıdaki liste çıkar karşımıza. Benim için önemli olan deneyimlerin hangi şekle bürünerek geldiği ya da hangi gruba ait olduğu değildir.
Önemli olan olanı hayır ve şer diye ayırmadan olduğu gibi kabul etmek ve sorumluluklarımızı yerine getirerek bir üst zemine çıkıp yeniden sıfırdan başlayabilmektir.

Toprak: Hayattaki derin sakin katı şeyler…
Su: Hayattaki akışkan kaygan ve değişken şeyler…
Rüzgar: Hayattaki terk göç ve devir eden şeyler…
Ateş: Hayatta yakan yıkan yok eden şeyler..
Boşluk: Hayatta varlıklarıyla değil yokluklarıyla bizi etkileyen şeyler…

Birinci Kural: Yaradanı hangi kelimelerle tanımladığımız kendimizi nasıl gördüğümüze ayna tutar. Şayet Tanrı dendi mi öncelikle korkulacak utanılacak bir varlık geliyorsa aklına demek ki sende korku ve utanç içindesin çoğunlukla. Yok eğer Tanrı dendi mi evvele aşk merhamet ve şefkat anlıyorsan sende de bu vasıflardan bolca mevcut demektir.


İkinci Kural: Hak Yolu’nda ilerlemek yürek işidir akıl işi değil. Kılavuzun daima yüreğin olsun omzun üstündeki kafan değil. Nefsini bilenlerden ol silenlerden değil!

Üçüncü Kural: Kuran dört seviyede okunabilir. İlk seviye zahire manadır. Sonraki batıni mana. Üçüncü batıninin batınisidır. Dördüncü seviye o kadar derindir ki kelimeler kifayetsiz kalır tarif etmeye.

Dördüncü Kural: Kainattaki her zerrede Allah’ın sıfatlarını bulabilirsin çünkü O camide mescitte kilisede havrada değil her an her yerdedir. Allah’ı görüp yaşayan olmadığı gibi O’nu görüp ölen de yoktur. Kim O’nu bulursa sonsuza dek O’nda kalır.

Beşinci Kural: Aklın kimyası ile aşkın kimyası başkadır. Akıl temkinlidir. Korka korka atar adımlarını. ‘Aman sakın kendini’ diye tembihler. Halbuki aşk öyle mi? Onun tek dediği: ‘bırak kendini ko gitsin!’
Akıl kolay kolay yıkılmaz. Aşk ise kendini yıpratır harap düşer. Halbuki hazineler ve defineler yıkıntılar arasında olur. Ne varsa harap bir kalpte var!

Altıncı Kural: Şu dünyada çatışma önyargı ve husumetlerin çoğu dilden kaynaklanır. Sen sen ol kelimelere fazla takılma. Aşk diyarında dil zaten hükmünü yitirir. Aşık dilsiz olur.

Yedinci Kural: Şu hayatta tek başına inzivada kalarak sadece kendi sesinin yankısını duyarak Hakikat’i keşfedemezsin. Kendini ancak bir başka insanın aynasında tam olarak görebilirsin.

Sekizinci Kural: Başına ne gelirse gelsin karamsarlığa kapılma. Bütün kapılar kapansa bile sonunda O sana kimsenin bilmediği bir patika açar. Sen şu anda göremesen de dar geçitler ardında nice cennet bahçeleri var. Şükret! İstediğini elde edince şükretmek kolaydır. Sufi dileği gerçekleşmediğinde de şükredebilendir.

Dokuzuncu Kural: Sabretmek öyle durup beklemek değil ileri görüşlü olmak demektir. Sabır nedir? Dikene bakıp gülü geceye bakıp gündüzü tahayyül edebilmektir. Allah aşıkları sabrı gülbeşeker gibi tatlı tatlı emer hazmeder. Ve bilirler ki gökteki ayın hilalden dolunaya varması için zaman gerekir.

Onuncu Kural: Ne yöne gidersen git -Doğu Batı Kuzey ya da Güney -çıktığın her yolculuğun içine doğru bir seyahat olarak düşün! Kendi içine yolculuk eden kişi sonunda arzı dolaşır.

On Birinci Kural: Ebe bilir ki sancı çekilmeden doğum olmaz ana rahminden bebeğe yol açılmaz. Senden yepyeni ve taptaze bir “Sen” zuhur edebilmesi için zorluklara sancılara hazır olman gerekir.

On İkinci Kural: Aşk bir seferdir. Bu sefere çıkan her yolcu istese de istemese de tepeden tırnağa değişir. Bu yollara dalıp da değişmeyen yoktur.

On Üçüncü Kural: Şu dünyada semadaki yıldızlardan daha fazla sayıda sahte hoca şeyh şıh var. Hakiki mürşit seni kendi içine bakmaya ve nefsini aşıp kendindeki güzellikleri bir bir keşfetmeye yönlendirir. Tutup da ona hayran olmaya değil.

On Dördüncü Kural: Hakk’ın karşısına çıkardığı değişimlere direnmek yerine teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil seninle beraber aksın.” Düzenim bozulur hayatımın altı üstüne gelir “diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?

On Beşinci Kural: “Allah içte ve dışta her an hepimizi tamama erdirmekle meşguldur. Tek tek hepimiz tamamlanmamış bir sanat eseriyiz. Yaşadığımız her hadise attığımız her badire eksiklerimizi gidermemiz için tasarlanmıştır. Rab noksanlarımızla ayrı ayrı uğraşır çünkü beşeriyet denen eser kusursuzluğu hedefler.”

On Altıncı Kural: Kusursuzdur ya Allah O’nu sevmek kolaydır. Zor olan hatasıyla sevabıyla fani insanları sevmektir. Unutma ki kişi bir şeyi ancak sevdiği ölçüde bilebilir. Demek ki hakikaten kucaklamadan ötekini Yaradan’dan ötürü yaratılanı sevmeden ne layıkıyla bilebilir ne layıkıyla sevebilirsin.

On Yedinci Kural: Esas kirlilik dışta değil içte kisvede değil kalpte olur. Onun dışındaki her leke ne kadar kötü görünürse görünsün yıkandı mı temizlenir suyla arınır. Yıkamakla çıkmayan tek pislik kalplerde yağ bağlamış haset ve art niyettir.

On Sekizinci Kural: Tüm kainat olanca katmanları ve karmaşasıyla insanın içinde gizlenmiştir. Şeytan dışımızda bizi ayartmayı bekleyen korkunç bir mahluk değil bizzat içimizde bir sestir. Şeytanı kendinde ara; dışında başkalarında değil. Ve unutma ki nefsini bilen Rabbini bilir. Başkalarıyla değil sadece kendiyle uğraşan insan sonunda mükafat olarak Yaradan’ı tanır.

On Dokuzuncu Kural: Başkalarından saygı ilgi ya da sevgi bekliyorsan önce sırasıyla kendine borçlusun bunları. Kendini sevmeyen birinin sevilmesi mümkün değildir. Sen kendini sevdiğin halde dünya sana diken yolladı mı sevin. Yakında gül yollayacak demektir.

Yirminci Kural: Yolun ucunun nereye varacağını düşünmek beyhude bir çabadan ibarettir. Sen sadece atacağın ilk adımı düşünmekle yükümlüsün. Gerisi zaten kendiliğinden gelir.

Yirmi Birinci Kural: Hepimiz farklı sıfatlarla sıfatlandırıldık. Şayet Allah herkesin tıpatıp aynı olmasını isteseydi hiç şüphesiz öyle yapardı. Farklılıklara saygı göstermemek kendi doğrularını başkalarına dayatmaya kalkmak Hak’ın mukaddes nizamına saygısızlık etmektir.

Yirmi İkinci Kural: Hakiki Allah aşığı bir meyhaneye girdi mi orası ona namazgah olur. Ama bekri aynı namazgaha girdi mi orası ona meyhane olur. Şu hayatta ne yaparsak yapalım niyetimizdir farkı yaratan suret ile yaftalar değil.

Yirmi Üçüncü Kural: Yaşadığımız hayat elimize tutuşturulmuş rengarenk ve emanet bir oyuncaktan ibaret. Kimışi oyuncağı o kadar ciddiye alır ki ağlar perişan olur onun için. Kimışi eline alır almaz şöyle bir kurcalar oyuncağı kırar ve atar. Ya aşırı kıymet verir ya kıymet bilmeyiz.
Aşırılıklardan uzak dur. Sufi ne ifrattadır ne tefritte. Sufi daima orta yerde…

Yirmi Dördüncü Kural: Madem ki insan eşref-i mahlukattır yani varlıkların en şereflisi attığı her adımda Allah’ın yeryüzündeki halifesi olduğunu hatırlayarak buna yakışır soylulukta hareket etmelidir. İnsan yoksul düşse iftiraya uğrasa hapse girse hatta esir olsa bile gene de başı dik gözü pek gönlü emin bir halife gibi davranmaktan vazgeçmemelidir.

Yirmi Beşinci Kural: Cenneti ve cehennemi illa ki gelecekte arama. İkisi de şu an burada mevcut. Ne zaman birini çıkarsız hesapsız ve pazarlıksız sevmeye başarsak cennetteyiz aslında. Ne vakit birileriyle kavgaya tutuşsak; nefrete hasede ve kine bulaşsak tepetaklak cehenneme düşüveririz.

Yirmi Altıncı Kural: Kainat yekvücut tek varlıktır. Her şey ve herkes görünmez iplerle birbirine bağlıdır. Sakın kimsenin ahını alma; bir başkasının hele hele senden zayıf olanın canını yakma. Unutma ki dünyanın öte ucunda tek bir insanın kederi tüm insanlığı mutsuz edebilir. Ve bir kişinin saadeti herkesin yüzünü güldürebilir.

Yirmi Yedinci Kural: Şu dünya bir dağ gibidir ona nasıl seslenirsen o da sana sesleri öyle aksettirir. Ağzından hayırlı bir laf çıkarsa hayırlı bir laf yankılanır. Şer çıkarsa sana gerisin geri şer yankılanır.
Öyleyse kim ki senin hakkında kötü konuşur sen o insan hakkında kırk gün kırk gece sadece güzel sözler et. Kırk günün sonunda göreceksin her şey değişmiş olacak. Senin gönlün değişirse dünya değişir.

Yirmi Sekizinci Kural: Geçmiş zihinlerimiz kaplayan bir sis bulutundan ibaret. Gelecek ise başlı başına bir hayal perdesi. Ne geleceğimizi bilebilir ne geçmişimizi değiştirebiliriz. Sufi daima şu an’ın hakikatini yaşar.

Yirmi Dokuzuncu Kural: Kader hayatımızın önceden çizilmiş olması demek değildir. Bu sebepten” ne yapalım kaderimiz böyle “ deyip boyun bükmek cehalet göstergesidir. Kader yolun tamamı değil sadece yol ayırımlarını verir. Güzergah bellidir ama dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir. Öyleyse ne hayatın hakimisin ne de hayat karşısında çaresizsin.

Otuzuncu Kural: Hakiki Sufi öyle biridir ki başkaları tarafından kınansa ayıplansa dedikodusu yapılsa hatta iftiraya uğrasa bile o ağzını açıp da kimse hakkında tek kelime kötü laf etmez.
Sufi kusur görmez. Kusur örter.

Otuz Birinci Kural: Hakk’a yaklaşabilmek için kadife gibi bir kalbe sahip olmalı. Her insan şu veya bu şekilde yumuşamayı öğrenir. Kimi bir kaza geçirir kimi ölümcül bir hastalık; kimi ayrılık acısı çeker; kimi maddi kayıp… Hepimiz kalpteki katılıkları çözmeye fırsat veren badireler atlatırız. Ama kimimiz bundaki hikmeti anlar ve yumuşar; kimimiz ise ne yazık ki daha da sertleşerek çıkar.

Otuz İkinci Kural: Aranızdaki bütün perdeleri tek tek kaldır ki Tanrı’ya saf bir aşkla bağlanabilesin. Kuralların olsun ama kurallarını başkalarını dışlamak yakut yargılamak için kullanma. Bilhassa putlardan uzak dur dost. Ve sakın kendi doğrularını putlaştırma. İnancın büyük olsun ama inancınla büyüklük taslama!

Otuz Üçüncü Kural: Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken sen HİÇ ol. Menzilin yokluk olsun. İnsanın çömlekten farkı olmamalı. Nasıl çömleği tutan dışındaki biçim değil içindeki boşluk ise insanı ayakta tutan da benlik zannı değil hiçlik bilincidir.

Otuz Dördüncü Kural: Hakk’a teslimiyet ne zayıflık ne edilgenlik demektir. Tam tersine böylesi bir teslimiyet son derece güçlü olmayı gerektirir. Teslim olan insan çalkantılı ve girdaplı sularda debelenmeyi bırakır; emin bir beldede yaşar.

Otuz Beşinci Kural: Şu hayatta ancak tezatlarla ilerleyebiliriz. Mümin içindeki münkirle tanışmalı Tanrıya inanmayan kişi ise içindeki inananla. İnsan-ı Kamil mertebesine varana kadar gıdım gıdım ilerler kişi. Ve ancak tezatları kucaklayabildiği ölçüde olgunlaşır.

Otuz Altıncı Kural: Hileden desiseden endişe etme. Eğer birileri san tuzak kuruyor zarar vermek istiyorsa Tanrı’da onlara tuzak kuruyordur. Çukur kazanlar o çukura kendileri düşer. Bu sistem karşılıklar esasına göre işler. Ne bir katre hayır karşılıksız kalır ne bir katre şer.
O’nun bilgisi dışında yaprak bile kımıldamaz. Sen sadece buna inan!

Otuz Yedinci Kural: Tanrı kılı kırk yararak titizlikle çalışan bir saat ustasıdır. O kadar dakiktir ki sayesinde her şey tam zamanında olur. Ne bir saniye erken ne bir saniye geç. Her insan için bir aşık olma zamanı vardır bir de ölme zamanı.

Otuz Sekizinci Kural: ’Yaşadığım hayatı değiştirmeye kendimi dönüştürmeye hazır mıyım?’ diye sormak için hiçbir zaman geç değil. Kaç yaşında olursak olalım başımızdan ne geçmiş olursa olsun tamamen yenilenmek mümkün.
Tek bir gün bile tıpatıp aynıysa yazık. Her an her nefeste yenilenmeli. Yepyeni bir yaşama doğmak için ölmeden önce ölmeli.

Otuz Dokuzuncu Kural: Noktalar sürekli değişse de bütün aynıdır. Bu dünyadan giden bir hırsız için bir hırsız daha doğar. Ölen her dürüst insanın yerini bir dürüst insan alır. Hem bütün hiçbir zaman bozulmaz her şey yerli yerinde kalır merkezinde… Hem de bir günden bir güne hiçbir şey aynı olmaz.
Ölen her Sufi için Yeni bir Sufi daha doğar.

Kırkıncı Kural: Aşksız geçen bir ömür beyhude yaşanmıştır. Acaba ilahi aşk peşinde mi koşmalı mecazi mi yoksa dünyevi semavi ya da cismani diye sorma! Ayrımlar ayrımları doğurur. AŞK’ın ise hiçbir sıfat ve tamlamaya ihtiyacı yoktur.
Başlı başına bir dünyadır aşk. Ya tam ortasındasındır merkezinde ya da dışındasındır hasretinde.

İçerik Özellikleri

Romanın Konusu
Roman, Ella Rubinstein adlı bir Amerikalı kadın ile Aziz Zahara adlı bir tasavvufçunun güncel hayattaki dünyevi aşkı ile Şems ve MEVLANA arasında geçen mistik Aşkı birlikte ele alan bir konudur. Şems ile Mevlana'nın mistik aşklarını anlatan Aşk Şeriatı adlı kitap, Zahara ile Ella'yı bu mistik aşka benzer dünyevi bir aşk ile birbirine bağlamıştır. Şems ile Mevlana'nın mistik aşkları ile Zahara'nın mistik kimliği Ella'yı büyüleyecek, kırk yaşında evli ve üç çocuklu bir ailesi olduğu halde Ella'nın hayatında topyekün bir değişim meydana gelecektir. Romanın konusu en kısa şekliyle aşk adına yaşanmış verilmiş büyük sınavlar ve İlahi aşkların hüzünlü neticeleridir.

Romanda Olay ve Durum
Aşk’ta iki ayrı koldan ilerleyen bir olay örgüsü dikkati çeker. Romanda iki ayrı hikâye vardır. Bunlardan birincisi Amerika’da yaşayan Ella’nın hikâyesi, ikincisi ise Mevlânâ ve Şems-i Tebrizî’nin hikâyesidir. Bunlardan ikincisi üstkurmaca niteliği taşımaktadır. Aşk’ta üstkurmaca metnin tamamı Mevlânâ ile Şems-i Tebrizî ekseninde dönmektedir.
Aşk’ın olay örgüsü tablo halinde şöyle verilebilir:
Ella, bir yayınevinde çalışmaya başlar. Buna bağlı olarak ona verilen ilk iş A. A. Zahara adlı tanınmayan bir yazar tarafından yazılmış Aşk Şeriatı adlı romanı okumak ve bununla ilgili bir rapor hazırlamaktır.
Ella, Zahara’yı bu romanı aracılığıyla tanır ve sonra onunla iletişime geçer. Bu iletişim
ilerledikçe ikisi birbirlerine âşık olur.
Aşk sonucunda da Ella, içinde bulunduğu rahat hayatı bırakıp gider; Zahara’yla birlikte Konya’ya gelir.
Zahara’nın burada ölmesine rağmen Ella, aşkın kendisini değiştirmesi sonucu yepyeni bir hayat kurmaya karar verir. Dolayısıyla aşkın insanı değiştirme gücünün ön plana çıkarıldığı söylenebilir.
Mevlânâ-Şems ekseninde ise ilahî aşk ön plana çıkartılır. İnsanın dünya zevklerinden, nefsinden sıyrılıp kendini Tanrı yoluna adaması üzerinde durulur. Mevlânâ, sema bağlamında şu sözleri kullanarak ilahî aşka vurgu yapar.

“Bugünden itibaren her asırda dervişler semaya duracak. Bir elleri göğe işaret ederken,
öteki elleri yere dönecek ki, Hak***8223;tan aldığımız her aşk zerresini halka taksim edelim.”

Romanın son cümleleri aşkın her iki boyutuyla anlatılmaya çalışıldığını ortaya koymaktadır:

“Aşksız geçen bir ömür beyhude yaşanmıştır. Acaba ilahi aşk peşinde mi koşmalıyım
mecazi mi, yoksa dünyevi, semavi ya da cismani mi diye sorma! Ayrımlar ayrımları doğurur.
AŞK***8223;ın ise hiçbir sıfata ve tamlamaya ihtiyacı yoktur.

Başlı başına bir dünyadır aşk. Ya tam ortasındadır, merkezinde, ya da dışındasındır,
hasretinde.”

Görüldüğü üzere önemli olanın aşk olduğu, onun çeşitli yönleriyle anlatılmaya çalışıldığı vurgulanır.

Romanın Özeti
Ella kırklı yaşlarını bitirmeye yaklaşmış , üç çocuk annesi evli bir Amerikalı hanımdır . Evlilik onun için alışılmış ve katlanılması gereken kutsi bir müessesedir. Uzun bir zamandan beri kocası ile olan problemlerini göz ardı etmekte çocuklarını düşünerek ve bu akıntının seyrine kapılarak tüm sorunları sorun etmezmiş gibi davranmaktadır. Evliliğinde ciddi problemler yaşıyor olsa da kendisini bu sorunları adeta görmemesi gerektiğine inandırmış bir karakterdir . Eşi onu aldatmakta ama Ella bu olayları görmezlikten gelmektedir. O kendini daha çok çocuklarının bakımına , evinin işlerine , büyük kızının aniden ortaya çıkan evlilik hayalleri ile mücadeleye adamıştır Büyük kızının aniden ortaya çıkan evlilik hayalleri ile aile hayatının rutin işleri içinde kaybolmuş, kendi benliğinin ve gönlünün isteklerini unutmuş bir haldedir.
Bir yayınevinde kitap eleştirmenlerinin asistanlığına başlar. İlk işi Aşk Şeriatı isimli bir kitabın hakkında rapor hazırlamaktır. Kitabın yazarı A.Z. Zahara’ kitabını yayınlanması için Amsterdam’a el yazısı halinde postalamıştır . Kitabın konusu ise Mevlana ve Şems Tebrizi’nin ilahi aşkıdır. Ella da dahil hiç kimse kitabın yazarı Zahara hakkında hiç bir şey bilmemektedir. Ella , Zahara ile sadece mailler yoluyla haberleşebilmektedir.
Bu aşamadan itibaren Zahara'nın yazdığı Aşk Şeriatı adlı kitap romanın içindeki diğer roman olarak ortaya çıkmaya başlar Aşk Şeriatı adlı Zahara'nın romanını Ella okumaya ve değerlendirmeye başlar.
Şems Tebrizi’ sağda dolaşmakta ama içindeki bir ses adını ve adresini bilmediği bir gönüldaşının olduğunu söylemektedir. Diğer yerler ve Bağdat’ta bir müddet dolaşıp duru. Gönüldaşını bulmak için bir imtihan yaşadığının ve çile süresi gerektiğinin bilincindedir. İçindeki seslere kulak vererek uzun yolculuğa çıkar. Konya’ya yaklaştığında gönüldaşına yakın olduğunu hissetmiştir. Bir vaazdan çıkan Mevlana'yı atın ın üstünde görür ve onun aradığı gönüldaş olduğunu anlamıştır. Şemsi bekleyen Mevlana, Mevlana'yı arayan şems ile kavuşmuştur. İki dost tüm vakitlerini birbirleri ile sohbet etmekle, muhabbet etmekle geçirmeye başlamıştır. Bu dostluk çok ilerleyince müritlerini ailesini ve iki oğlunu da Mevlana ihmal etmeye başlamış, Mevlana'nın yakınları, müritleri ve özellikle oğlu Alaaddin Şemse çok kin duymaktadır.
Roman içinde roman okuyan Ella Tarihi öyküyü okuyup değerlendirirken, Zahara ile mailler yoluyla iletişim kurmaya ve hayalinde bu yazarı sevmeye başlamıştır. Zahara sık sık yer değiştirmekte her gittiği yerden Kendisi, düşünceleri ve gezdiği yerler hakkında Ella'ya bilgiler yollamaktadır. Ella'nın hayatı Zahara'dan gelecek maillere endekslenmiş her Zahara'dan gelecek mailleri dört gözle bekleyen biri olmuştur. Bu arada eski alışkanlıkları da değişmeye başlar. Evini çocuklarını ve kocasını eskisi kadar umursamamaya başlar.
Mevlana ile Şems'in dostluğu Mevlana'nın etrafındakiler iyice huzursuz etmektedir.

Mevlana bu nice dostunu manevi kızı kimyaya layık görmüştü ve canı gönülden istediği bu şeyi hem kimyaya hem de şemse kabul ettirmişti. Şems aklından dahi geçmeyen bu fikre etrafta dolaşan dedikodulara inat kabul ederken Kimya ise Şems'e aşık olmuştur. Şems, Kimya'nın dünyevi aşkından haberdardır. Ama Şems,Kimyadaki bu aşkı bir emare olarak görmekte " Her şeyin bir sevgiyle başlayacağının bilinciyle" Kimya'yı ilahi aşka girmek için bulunması gereken emareye sahip bir talip olarak görmektedir. Mevlana'nın oğlu Alaattin ise Kimya'ya deli gibi aşık olmuştur. Fakar Kimya'nın Şemse, Alaadinin Kimya'ya olan aşkları karşılıksızdır. Romandaki Şems, kuralları hiçe sayan, etraftaki düzene aldırış etmeyen, dini veya şeri kaidelere aldırmayan Fütursuz deli dolu bir Derviş görünümü çizmektedir. Şems ile Mevlana arasındaki mistik aşk Şems'in yakınlarını gösterdiği kıskançlık ve tepki yüzünden kesintiye uğrar. Bir gün Şems aniden kaybolmuştur.
Ella ile Zahara'nın mailler yoluyla kurdukları ilişki Ella'nın alıştığı hayatın yıkımına doğru gider. Ella eşinden ayrılır. Ella ile Zahara görüşmeyi ve buluşmayı yazışmaya başlamıştır. Eskiden evine bağlı, ailesinin istediklerinden dışarı çıkamayan, hayatını ailesine adayan, her şeyini planlayan, herşeyi programlayan kendi halinde bir kadın olan Ella'nın birden bire pek çok huyunu değiştirmesi, ailesinden kopmayı göze alması inanılacak bir şey değildir. Ella'daki ruhsal ve fiziki değişimler, yapmayı göze aldığı şeylerde gösterdiği cesaret, herkesi hayrete düşürmektedir. Elindeki kitap Ella'nın hayatını değiştirmekte ve birbirlerine aşklarını anlatacak kadar yakınlaştırmaktadır.
Şemsin gidişine çok üzülen Mevlana tümüyle üzüntüye girer. Etrafından hiç kimseyle konuşup görüşmez olur. Babasının üzüntüsünün nedeni bilen Küçük oğlu Sultan Veled Şemsi aramaya başlar. Sonunda Şemsi bularak tekrar Konya'ya getirir. Şems'in gitmesine sevinen Alaaddin , Şemsin gelmesinden üzüntü duymaya başlar. Kimya ile olan aşkı hakkında duyduğu ümit tekrar suya düşmektedir. Romandaki Cani asker artık devreye girmiştir. Şemsi öldürmek için aldığı paraya ve cinayet işleme hususunda profesyonel olmasına rağmen Şemsi öldürmek için tereddüt göstermektedir. Bu caniyi tutan kişinin Alaaddin olduğuna dair kuşkular uyandırılır. Cani bu cinayete bir kaç kez teşebbüs etmiş ama her bir seferinde bunu başaramamıştır.
Ella ile Zahara da görüşmeye başlamıştır. Zahara ile Ella evlenmeye karar verir. Ella'nın çevresindekiler Ella da oluşan bu muazzam değişime hiç bir anlam verememekte, bunu nedeni hakkında hiç bir hüküm getirmemektedir.
Şems, ölüm vaktinin geldiğinin bilinciyle bir gece dışarı çıkar, Katil pusuya yatmış Şemsi öldürmek için cesaret beklemektedir. Öldürmek onun için çok kolay ve yüzlerce kez yaptığı çok sıradan bir eylemdir. Fakat Şemsi öldürmek ona çok zor gelmektedir. Katilin varlığını hisseden şems onu tahrik etmek için karanlığa konuşmaktadır. Katil sonunda cesaretini toplayıp Şemsi öldürür.
Ella ile Zahara sonunda buluşurlar. Gayipte dolaşıp duran Zahara bir gerçek olur. İki aşıkı bir araya getiren Aşk Şeriatı kitabı sona gelirken kader onlara çok ilginç ve çok hüzünlü bir sonuç hazırlamıştır.... Zahara ağır hastadır....
Şems'in büyücü olduğunu, zararlı olduğunu, Rumi'ye kötü etkilerini olduğunu söyleyip hem kendilerini hem de bir kiralık katili kandırıp Şems'i öldürtenler, Şems'i öldürdükleri zaman Rumi'nin eski Rumi olmasını beklerken yanılmış olacaklardır. Mevlana hiç değişmez ve kendine 'Suskun' ismini verir.
Romandaki karakterler
Elif Şafak “Aşk” romanda karakterler ve tipler yaratırken roman kişilerini menkıbevi kişiliklerinden ziyade sosyal yaşamın içindeki sıradan durumlarıyla tanıtmayı yeğlemiştir. Örneğin romanın Mevlânâ’nın evinin içinde geçen kısımları; Mevlânâ’nın karısı, kızı ve oğullarıyla ilişkisi, kıskançlıklar, beşeri aşk gibi kavramlar bir nevi Mevlânâ’nın özel hayatının magazinleştirilmesi etkisi yaratmaktadır. Bu durum büyük İslam âlimi Mevlânâ Celaleddin-i Rumi yerine hırsları, tutkuları, hüzünleri ve sevinçleri ile bir insan portresi sunmaktadır.Ancak bu portrede Mevlânâ’nın karakterinde çok fazla oynanamaması Şems karakterine bazı insanüstü güçler verilerek Şems’in ön plana çıkmasını sağlamıştır. Bu da romanda Mevlânâ’nın Şems’in güdümünde pasif bir imge olarak görülmesine sebebiyet vermiştir.

Rubinstein Ailesi:
Roman Rubinstein ailesinin tanıtılmasını sağlayan bir kahvaltı olayı ile başlar. Ve bu tanıtılma sırasında bize verilen en dikkat çekici durum ailenin Yahudi olmasıdır. Ailenin büyük kızı Jeanette’nin Yahudi olmayan biriyle evlenme kararı almış olması bu olayın temel gerilim noktasını oluşturur. Ve aşkın karşısında dinin farklılığının çok da önemli olmadığı vurgulanır. Gerçi ailenin dindar bir aile olduğu söylenemez; çünkü modernize olmuş, dini ritüellerden uzak “açık fikirli, kültürlü, modern, liberal, demokrat”(Aşk:21) bir babanın etrafında çağdaş bir aile portresi çizilmiştir. Tam da ifade edildiği gibi ailenin durumu modernken Jeanette’nin dinler üstü aşkı modern ötesi bir durum arz etmektedir. Bu durumu günümüzde dinler arası diyaloga bir kapı açarken dinler üstü bir aşk kavramı yaratma olgusu olarak yorumlayabiliriz.

Ella Rubistein:
İç içe geçmiş olan iki romanın çerçevesini oluşturan kısmın başkahramanı olarak Ella romandaki postmodern durumların omurgasını oluşturur. Ella Rubistein, kırk yaşında 3 çocuk annesi Boston’da oldukça müreffeh bir hayat yaşayan bir ev kadınıdır. Kocası bir diş hekimidir. Kocası ile mantık evliliği yapmış aşkı küçümseyen; hayatında düzen, sorumluluk ve akıl gibi öncelikleri bulunan bir karakterdir. Kısaca modern bir kadındır. Evlilik ve ev yaşamı ile ilgili tasvirlerde ev kadını olmaktan sıkılmış, kocası tarafından aldatıldığının farkında olan mutsuz bir karakter olarak çizilmiştir. Fakat bir yayınevinde asistanın asistanı olarak A.Z. Zahara adlı gezgin bir dervişin yazdığı “Aşk Şeriatı” romanını okumaya başlamasıyla hayatında büyük değişiklikler olur. Modern kadın, bir iç aydınlanma süreciyle aşka inanmaya başlar ve postmodernleşen bir tipe dönüşür. İnternet vasıtasıyla A.Z. Zahara ile tanışır ve aralarında bir aşk vuku bulur. Fakat bu aşk romancının diliyle “Masum bir günahtır, masum bir kabahat.”(Aşk:185).

David Rubistein:
Ella Rubistein’in kocası olan David bir diş hekimidir. “Açık fikirli, kültürlü, modern, liberal demokrat bir baba”dır.(Aşk:21) Her ne kadar Ella “kültürel manada” Yahudi olduğunu belirtse de David de Yahudi’dir. Evlenmelerindeki ölçütlerden biri de David’in Yahudi oluşudur. David, yaşamını mantıksal sorumluluk kavramları üzerine kurmuş Ella’nın modern yönünün destekçisidir. Ancak David, Ella’nın dönüşümünden sonra bu dönüşümün karşısındaki karşıt güç olmaktadır. David modernizmi; değişime uğramış Ella da ileri görüşlü durumu ifade eden birer kahraman olur. Bu çatışma David’in karısını aldatması ve başka kadınlarla birlikte olması ile somut bir neden ile desteklenir. Ella, Aziz ile ilişkisini haklı bir gerekçeye bağlamaya çalışırken de bu bahaneye sığınır.
Modernizm (David)------------------------- ileri görüşlülük (Aziz)

Aziz Z. Zahara:
Roman paralel zamanda ilerleyen iki kurgudan oluşur. Biri “Aşk” diğeri ise Aziz’in yazdığı “Aşk Şeriati”dir. “Aşk” romanının ana karakterlerinden biri Aziz’dir Aziz’in kendi romanındaki karşılığı Şems’tir. Şems Mevlânâ’nın dönüşümünü sağlayan güçken Aziz de Ella’nın dönüşümünü sağlar. Aziz’i ileri görüşlü bir karakter ve modernizmi reddeden bir yapıya sahiptir. Özgürlükçü, serseri ruhlu, gezgin bir kişiliğe sahiptir. O da uç bir dönüşüm yaşar. Başlangıçta esrar bağımlısı Mekke ve Medine’nin fotoğraflarını çekip zengin olmayı düşleyen bir kişi iken sûfîlerle tanışıp Baba Zaman Tekkesi’ndeki olgunlaşma sürecini tamamlar ve gezgin bir sûfî olur. Sûfî yaşam tarzı modern yaşam tarzının tüm olanaklarını reddeden bir yapıya sahiptir. Dolayısı ile modern yaşam olanaklarını algılayıp onu aşması Aziz’i modern sonrası bir karakter yapar.

Şems:
Şems’in romandaki tasvirleri klasik bir Kalender veya Derviş şeklindedir. Ve halk tarafından şöyle tanıtılmaktadır:
“Dinle imanla alakası olmayan bir kâfir, işi saygısızlığa küfre vardıran bir serkeş. Başıbozuk bir derviş.”(Aşk: 43)
Şems’in modern dünyadaki karşılığı ise şöyle tasvir edilir:
“Aklına nedense deri pantolonlu, motosikletçi ceketli, uzun boylu, kara saçlı, kara bakışlı bir adam geldi. Bir de bu adamın omuzlarına gelen saçları olsa, gidonundan rengârenk şeritler sarkan parlak kırmızı bir Harley Davidson kullansa değme gitsin. Hayalindeki görüntüye gülümsemeden edemedi. Issız bir otobanda son sürat giden yakışıklı, seksi, gizemli bir sûfî motosikletçi! Şimdi yola çıkıp otostop yapsa, böyle bir adam onu terkisine atsa, ne müthiş şey olurdu ama(Aşk: 59)”
Romanda Şems, saçları ve kaşları kazınmış, kulağında küpe ve hayattan kopukluğu ile Kalender derviş şeklinde çizilmiştir. Tıpkı Aziz gibi Şems de romanda bir dönüştürücü hüviyeti ile romanın dramatik geriliminin ve fikir çatışmalarının odaklandığı karakterdir. Yaşam tarzı ile moderni reddeder. Düzen karşıtıdır.
Mevlânâ’nın ve Fahişe Çöl Gülü’nün değişimini sağlayan kişidir. Mutaassıpların karşısındaki aktif tek güçtür. Romanın sonunda öldürülmüş olması onu kahramanlaştırır ve kutsallaştırır. Romanda Şems’in anlatıldığı bölümlerde de ilerici duruşu açıkça sezilir.

Mevlânâ:
Mevlânâ, roman kahramanı olarak çizilirken İslam âlemindeki saygınlığından ötürü hayatı üzerinde çok fazla oynanamamış bir karakterdir. Fakat karakteri oluşturulurken Şems’in karşısında pasif, edilgen bir konuma oturtulmuş, bu da onu romanda başkişi olmaktan ziyade bir “norm karakter” konumuna getirmiştir.
Şems
Âlim Mevlânâ ----------------Şair Mevlânâ
(modern) (postmodern)
Mevlânâ romanda şu şekilde tanıtılmıştır.“Rumi önceleri hâkim çizgiye yakın duran bir din âlimi iken, alışılageldik din kurlarından çıkmaya cüret ederek adanmış bir gönül ehli, aşkın ateşli savunucusu, semanın yaratıcısı ve tutkulu bir şair oldu.

Mutaassıplar:
Romandaki modern-ilerici çatışması mutaassıp-sûfî çatışması ile paralel olarak sunulur. Sûfîler masum ve zulüm gören, yerleşik siyasi düzende dışlanmış tipler olarak çizilir. Mutaassıplar ise kadı, medrese hocası, asker gibi daha çok devlet görevlileri olarak sunulmuşlardır.

Mutaassıp karakterlerin hepsi (Bağdat Kadısı, Medrese Hocası, Alaaddin, Baybars..) kötü tipler olarak çizilmiştir. Şems’i öldüren grubun kendilerine “İmanın Bekçileri” adını vermiş olması mutaassıpların roman kurgusunda sûfîlerin karşısındaki güç olarak tanımlandığının göstergesidir.

Alaaddin
Şems ile Babası Mevlana'nın dostluğunu çekemeyen, Kimya'yı sevdiği ve onu elde edemediği için Şems'e kin duyan biridir. Şems'in ölümünden mesul gibi şüpheliler arasında gösterilir.

Sultan Veled
Sultan Veled,Babasına tamamen gönülden bağlı ve onun istediklerini koşulsuz onaylayan sadakat timsali bir oğul portresi çizer. Babasının tüm iyi hasletleri ruhunda toplanmıştır.

Sarhoş Süleyman:
Sarhoş Süleyman tipi devrin Müslümanlarını ve bu insanların hoşgörüsüzlüğünü belirtmek üzere oluşturulmuş bir tiptir. Süleyman, Müslüman olmasına rağmen şarap içmektedir. Bu durum da Konyalıların Süleyman’a tepki göstermesine neden olmaktadır. Hatta Baybars karakteri tarafında içkili olduğu için şiddete maruz kalmıştır. Süleyman içki içmesine rağmen –dinin zahiri kurallarına uymamasına rağmen- iyi bir karakter olarak çizilmiştir.

Baybars
Aşk romanındaki kötü kahramanların biri Mevlânâ zamanında Konya’da inzibatlık yapan Baybars’tır. İsminden anlaşılacağı gibi o bir Türk’tür. Baybars zalimdir, günahkârdır, cahildir, uyuşturucu bağımlısı ve şehvet düşkünüdür. Diğer kötü kahramanlar da Baybars’ın etrafındakilerdir. Bir diğer kötü kahraman da katil Çakal Kafa’dır. Şems’i para için öldüren Çakal Kafa merhametsizdir, vahşidir ve kerhanede kabadayılık yapmaktadır.
Romanın en mazlumu ise aslen bir Hristiyan olan Çölgülü’dür ve başta Baybars’ın zulmüne uğramıştır. Yahudi mahallesindeki Hristiyan meyhaneci Hıristos, Pinhan’daki meyhaneci Manol gibi yine iyi bir adamdır.

Zaman ve Mekan
Aşk romanında Ella ve Zahara hikâyesi 17 Mayıs 2008 ile 7 Eylül 2009 tarihlerinde Amerika-Boston, Gutemala, Hollanda ve Konya’da geçer ; Şems-Mevlânâ hikâyesi ise 13. asırda Semerkand, İskenderiye, Bağdat, Şam ve yine Konya’da geçer. Dört kıtaya yayılan bu mekân çeşitliliği romanda küreselliğin olduğunu gösterir.

Romanda Dil ve Anlatım Özellikleri
Aşk romanında yirmi beş farklı milliyet ve etnik kökenle ilgili kelime geçmektedir. En fazla on dokuz defa söz konusu edilen Moğol kelimesidir. Diğerleri ise Yahudi on iki, Arap ve Fars altışar, Türk beş, İranlı dört, Rum ve İskoçyalı üçer, Kürt, Mayalar, Amerikalı, Selçuklu, ve Yunan ikişer, Çingene, Fransız, İngiliz, Japon, Hollandalı, Guatemalalı, Süryanî, Ermeni, Ceneviz, Memlukîler, Hintli ve Meksikalı birer kez olmak üzere yer almaktadırlar. Bu romanda da değişik coğrafya ve milliyetlerden insanların yer aldığı bir şahıs kadrosu bulunmakta; böylece çoğulcu ve çok kültürlü çağrışımlara zemin hazırlanmaktadır.
Romanın en kötü kahramanının, Mevlânâ döneminde yaşayan, Baybars isimli bir Türk olması az da olsa “barbar Türkler” imajına gönderme yapmaktadır.

“Aşk” romanında birden çok metin-içi özne yer alır. Bu nedenle çok sesli bir metindir.
Metin çerçeve öykü olarak kurgulanmıştır. Metinde kapsayan ve kapsanan olmak üzere iki temel öykü yer almaktadır. Kapsanan hikâye karakterlerinden Şems sık sık bir hikâye anlatır (76. sayfadaki gibi). Böylece metinde iki büyük söylem düzeyinden kapsayan okuyucuda gerçeklik duygusu yaratırken kapsanan çekim merkezini oluşturan asıl anlatıyı oluşturmuştur.
Kapsanan öyküde anlatıcılar öykülemenin içinde yer aldığından (1. tekil şahıs) “benöyküsel anlatıcı”lardan söz edilebilir. Kapsanan öyküdeki hemen hemen bütün karakterler anlatıcı konumundadır.
Kapsayan öyküde ise (3. tekil şahıs) “her seyi bilen anlatıcı” dan söz edilebilir; Kapsanan öyküdeki söylem ağırlıklı yapıya karşılık, kapsayan öyküde anlatı ağırlıklı yapı göze çarpar. Bu kurgu öykülerin farklı kültür çevrelerine aitmiş gibi gösterilme isteğinden kaynaklanıyor olabilir.

Romanda Anlatım Yöntemi
Metin toplam beş bölümden oluşmuştur:
1. Bölüm Toprak “Hayattaki derin, sakin, katı seyler...” (s. 45-126),
2. Bölüm Su “Hayattaki akıskan, kaygan ve degisken seyler...” (s. 127-188),
3. Bölüm Rüzgâr “Hayattaki terk, göç ve devr eden seyler...” (s. 189-293),
4. Bölüm Ates “Hayattaki yakan, yıkan, yok eden seyler” (s. 295-345),
5. Bölüm Bosluk “Hayatta varlıklarıyla degil, yokluklarıyla bizi etkileyen seyler” (s. 347-415).
Bu bölümler kapsanan öykünün ilk kesitinden sonra baslar ve kapsayan öykü
karakterlerinden Ella’nın yaşamındaki değişimlerle uygunluk gösterir. Kapsayan öykü önsözündeki metaforlar da bu deşişimle ilgili olarak seçilmiştir. Önsözde yer alan göl metaforuyla “durgun, monoton bir yasam”, ırmak metaforuyla ise “hareketli bir yasam” kastedilmiştir. Ella’nın “derin, sakin, katı” bir yasamı varken (1. Bölüm Toprak), “akışkan, kaygan ve değişken bir yaşama” (2. Bölüm Su) geçmiştir vs.

Romanda İletiler
Aşk romanının milliyet kavramı açısından dikkat çeken yanı, milliyetler, aidiyetler, inançlar ötesi çoklu bir yapı arz etmesidir. Aziz Zahara, “Aşk Şeriatı” isimli romanıyla ilgili olarak editöre yazdığı mektupta, “Size bu satırları Amsterdam’dan yolluyorum. İlişikteki hikâyem ise, Anadolu’da geçmekte, 13. yüzyıl Konya’sında. Ama samimi düşüncem şudur ki, işbu hikâye zamandan, mekândan ve kültür farklılıklarından münezzehtir. Evrenseldir.” (Aşk, 30) demektedir. Aziz Zahara’nın Konya’da vefatı ve buradaki cenaze törenine birçok ülkeden farklı milliyet, inanç ve meslekten insanların kendi ritüelleriyle katılması neticesinde evrensel düzeyde hoşgörü ve sevgide birleşmenin yanında millî veya dinî aidiyetler üstü bir kurgu ön plana çıkar.

Romandan çıkarılan sonuç
“Ask” metninde gerçek yasamla ilgili başka birçok metinde de yer alan kadın-erkek, baba-oğul, anne-kız çatışması gibi evrensel çatışmalar dışında daha güncel veya yerel çatışmalar da yer alır: Doğu-Batı çatışması, dinler veya kültürler çatışması, milliyetçilik-dünya vatandaşlığı çatışması gibi. Metinde yer alan kişiler, bunlar arasındaki çatışmalar, metnin çoksesli olarak kurgulanması güncel bazı söylem ve durumları hatırlatmaktadır.
Özellikle, metnin model kişisi Şems’in “Kural”ları bu algılamada önemli pay sahibidir.
Örneğin; kurallara sıkı sıkıya bağlanmamak (32. Kural s. 305), değişikliklere açık olmak (14. Kural s.134, 38. Kural s.400), farklılıkları kucaklamak (35. Kural s.374), aşırılıklardan uzak durmak, ifrattan ve tefritten kaçınmak, orta yerde olmak (23. Kural, s. 196), benlik ve kimliklerden sıyrılmak, Hİǒleşmek gibi..

Roman- okur ilişkisi
Edebiyatı edebiyat yapan, dünyadaki olayların dümdüz anlatılmaması, bir dönüştürümle, bir dolaylama ile anlatılmasıdır. Yazarın bu anlatımı kullanmasındaki mahareti romanın okunmasını akıcı kılmıştır.
“Ask” romanında kullanılan göstergeler romanın yazılış amacına uygun olarak seçilmiştir. İslâmiyet, Hinduizm, Hıristiyanlık, Çin felsefe ve mıştizm gibi simgesel göstergelerin aynı çizgisellikte yan yana yer almaları Mevlana’nın “Ne olursan ol gel!”söylemine de uygundur.

Tarihî olaylara göz atıldığında günümüz olay ve durumlarıyla XIII. yüzyıl Anadolusundaki
durum ve olaylar arasında büyük benzerlikler görülecektir. XIII. yüzyıl Anadolusunda birtakım fikirlerin Anadolu insanına benimsetilmesi için edebiyatın bir araç olarak kullanıldığı görülür. Bugün de benzer yollar izlenmekte ve “Aşk” romanın da toplum mühendisliği çerçevesinde birtakım fikirlerin, özellikle de “dünya vatandaşlığı” fikrinin benimsetilmesi için kurgulanmış olduğunu düşünüyorum.

Kaynak: Bu çalışmada bilimsel göstergelerde Özen YAYLAGÜL’ ün
A Semiologic Analyse on “Ask” of Elif Safak adlı araştırma yazısından yararlanılmıştır.
__________________
NEVART AKADEMİ
www.nevart.net
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Disleksi Eğitimi
Okuma Güçlüğü
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 12.03.17, 13:34
Acemi
 
Üyelik tarihi: Mar 2017
İletiler: 1
aysegulcvsoglux doğru yolda ilerliyor.
Standart Cevap: Aşk - Elif Şafak- Kitap sunumu

Merhaba, özetin bir bölümünde Kimya için genelevden kurtardığı kız demişsiniz fakat Kimya, uzun zaman önce Mevlana'nın yanına ailesi tarafından çok zeki olduğu için gönderilen 16 yaşındaki bir genç kızdır. Genelevinden Şems'in kurtardığı kız ise Fahişe Çöl Gülü'dür. Hatanızı düzeltirseniz memnun olurum.
Şimdiden teşekkürler.
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 12.03.17, 15:34
loli - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Editör
 
Üyelik tarihi: Apr 2006
Nereden: Ankara
İletiler: 8.178
Blog Başlıkları: 6
loli isimli üye tecrübe puanını kapatmıştır.
Standart Cevap: Aşk - Elif Şafak- Kitap sunumu

Merhaba,
Düzeltme yapılmıştır. Dikkatiniz için çok teşekkür ederiz.
__________________
NEVART AKADEMİ
www.nevart.net
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Disleksi Eğitimi
Okuma Güçlüğü
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Tags
aşk, elif, kitap, sunumu, şafak-

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Bütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 10:57 .