iconBütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 13:18 . | Nüve Foruma Hoşgeldiniz! Forumumuzdan yararlanmak için lütfen Üye Olun !

» Nüve Forum » akademik » Eğitim Fakültesi » Yabancı Diller Eğitimi Bölümü » İngilizce » Bunları Hep Karıştırıyoruz!!!

Like Tree6Likes
  • 2 Post By ghostgirl
  • 3 Post By ghostgirl
  • 1 Post By ghostgirl

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 09.12.08, 19:42
Standart

Bunları Hep Karıştırıyoruz!!!


ghostgirl - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Genel Yönetici
Üyelik tarihi: Jan 2008
İletiler: 13.503
Send PM

09.12.08, 19:42


DO and MAKE
"YAPMAK" anlamına gelen bu iki fiilin arasındaki farkı Türk mantığına
göre kesin çizgilerle ayırmak oldukça zordur.
Bunun yerine, bu iki fiilin kullanılış yerlerini öğrenmek daha faydalıdır.

DO
do homework : evödevi yapmak
Liza always does her homework before dinner.
Liza evödevini daima akşam yemeğinden önce yapar.

do shopping : alışveriş yapmak
We will do shopping tomorrow.
Yarın alışveriş yapacağız.

do work : iş yapmak, çalışmak
They did a lot of work yesterday.
Dün çok iş yaptılar.

do exercise : alıştırma yapmak
I can't do the exercises on page 240.
240. sayfadaki alıştırmaları yapamıyorum.

do a favour : iyilik yapmak
Do me a favour and open the door please.
Bana bir iyilik yap ve kapıyı aç, lütfen.

do sb's best : elinden gelenin en iyisini yapmak
Jill always does her best.
Jill daima elinden gelenin en iyisini




TO WATCH - LOOK AT - FOLLOW
to watch : seyretmek
Did you watch the documentary film on tv yesterday evening.
Dün gece televizyondaki belgesel filmi seyrettiniz mi?.

to look at : ... e bakmak
Look at that parrot. It is speaking.
Şu papağana bak. Konuşuyor.

to follow : takip etmek, izlemek, arkasından gitmek
The children followed their teacher into the forest.
Çocuklar ormanın içine doğru öğretmenlerini izlediler.


TO BRING - TAKE -FETCH
to bring : getirmek
My uncle brought home a big robot yesterday.
Amcam dün eve büyük bir robot getirdi.

to take : 1-götürmek
The wood-cutter took his children deep into the forest.
Oduncu çocuklarını ormanın derinliklerine götürdü.

to fetch : gidip getirmek
George went to the living room and fetched my keys.
George oturma odasına gitti ve anahtarlarımı getirdi.

TO TAKE - PICK UP - RECEIVE
to take : 2- almak
He took the money and went away.
Parayı aldı ve uzaklaştı

to pick up : biryerden birşeyi almak
Kathy picked up the letter from the table and read it aloud.
Kathy masadan kitabı aldı ve onu yüksek sesle okudu.

to receive : gönderilen birşeyi almak
I haven't received a letter from my friend, Hans yet.
Arkadaşım Hans'tan henüz bir mektup almadım



PAY - PAYMENT - SALARY - WAGE - FEE - INCOME

pay : ücret
John gets his pay every Saturday.
John ücretini her Cumartesi günü alır.

Daisy likes the work but the pay is terrible.
Daisy işi seviyor fakat ücret berbat.

payment : ödeme
They expect prompt payment.
Anında yapılacak ödemeyi bekliyorlar.

salary : aylık maaş
Workers get salaries in Turkey.
Türkiye'de işçiler maaş alırlar.

Salary levels in Turkey are rather low these days.
Türkiye'de maaş seviyeleri bu günlerde oldukça düşük.

wage : (genellikle wages) haftalık ücret
Workers get wages in England.
İngiltere'de işçiler haftalık alırlar.

Wayne's wages are getting higher.
Wayne'nin ücreti artıyor.

fee : bir hizmet karşılığı ödenen ücret
University fees are high this year.
Üniversite ücretleri bu sene yüksek.

income : gelir
David can't support his family on his income.
Diana geliriyle ailesine bakamıyor.




HOME - HOUSE
home : ev (yuva)
I ** going home now, not the market.
Şimdi eve gidiyorum, pazara değil.

house : ev (bina olarak)
Jane will buy a new house here next week.
Jane gelecek hafta buradan yeni bir ev alacak.


JOB - WORK - PROFESSION
job : iş
Ted is looking for a new job in these days.
Ted bugünlar de yeni bir iş arıyor.
What is your job? I ** a butcher.
İşin ne? Kasabım.

work : iş, çalışma
We are going to work.
İşe gidiyoruz.
I will begin work next week.
Çalışmaya/işe gelecek hafta başlayacağım

profession : meslek
What's your profession? I ** a teacher.
Mesleğin ne? Öğretmenim





Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 09.12.08, 19:44
ghostgirl - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Genel Yönetici
Üyelik tarihi: Jan 2008
Nereden: Mersin
İletiler: 13.503
ghostgirl öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!ghostgirl öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!ghostgirl öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!ghostgirl öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!ghostgirl öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!ghostgirl öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!ghostgirl öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!ghostgirl öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!ghostgirl öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!ghostgirl öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!ghostgirl öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
  Send PM
Standart Cevap: Bunları Hep Karıştırıyoruz!!!

Anlamları birbirine yakın olan kelimeler gerek İngilizce'yi öğrenme
aşamasında gerekse imtihanlarda öğrencileri daima zorlamaktadır.

Sınavlarda bilginin yanı sıra ayrıntılar esas alınır.
Dilin yapı taşlarına olan hakimiyet sizleri sınavlarda başarıya ulaştırır.

Kelimelerin tüm boyutları ile tanınması ve benzer kelimelerle olan
benzerlik ve farklılıklarının bilinmesi onların doğru kullanımdaki esastır

e bukadar öğrencinin olduğu bir sitede sınavlarınada yardımcı olmak amacıyla böyle bir konu açma ihtiyacı hissettim birbirine benzer kelimelerin farklarını acıklamaya çalışacaz bu bölümde


MADE IN, MADE OF, MADE FROM, MADE BY

-made in (a country) : yapıldığı yer bildirir.
It was made in Turkey.
Türk malı-Türkiye'de yapıldı.

-made of (a material) : malın yapıldığı malzemeyi gösterir.
This watch is made of gold.
Bu saat altından yapılmıştır.

-made from (a number of materials) :
malın birden fazla malzeme tarafından yapıldığını gösterir.
Brass is made from copper and zinc.
Prinç bakır ve çinkodan elde edilir.

-made by (someone) : yapan kişiyi belirtir.
This cake was made by Kate.
Bu pasta Kate tarafından yapıldı


EVERYTHING, EVERRYBODY, EVERYONE
Türkçe'de çoğul olarak kabul edilip, kullanılan HERŞEY ve HERKES ,
İngilizce'de tekil olarak kullanılır.

-Everthing is ready now.
Herşey şimdi hazır.

-Everybody has just finished work.
Herkes işi yeni bitirdi.

-Does everyone like tea in England?
İngiltere'de herkes çay sever mi?

-Everybody believes that Turkey will win the World Cup.
Herkes Türkiye'nin Dünya Kupasını kazanacağına inanıyor.

-Jane heard a noise and went to the livingroom.
She found that everythign was in order.
Jane bir gürültü işitti ve oturma odasına gitti.
Herşeyin yerli yerinde olduğunu gördü.

-Nowadays everyone tries to earn more and work less.
Günümüzde herkes daha az çalışıp daha fazla kazanmak istiyor


in + zaman zarfı

1-geçmişte kullanılırsa "içinde" (within) anlamındadır.
a) My father thought it would take longer, but I finished
the work in half an hour yesterday morning.
Babam daha fazla süreceğini düşünüyordu, fakat ben dün
sabah işi bir saate bitirdim.

b) Jack wrote his last story book in five weeks last winter
when he was on holiday in Bursa.
Jack son hikaye kitabını geçen kış Bursa'da tatilde iken
beş haftada yazdı.

2-gelecek için kullanılırsa "sonra" (after) anlamını kazanır.
Olumsuz durumda ise for kullanılır ve içinde anlamını kazanır.

Mary will be ready in about half an hour.
Mary will be ready in half an hour's time.
Mary yaklaşık yarım saat sonra hazır olacak

Mary won't be ready for half an hour.
Mary yarım saat içinde hazır olmıyacak


Bill will meet them again in six months.
Bill will meet them again in six months' time.
Bill onlarla altı ay sonra tekrar buluşacak

Bill will not meet them again for six months.
Bill onlarla altı ay süreyle buluşmayacak.


Look!

Look at

to look for

to look after

Look out

to look up


to look forward to
Bak!

.....e bak

aramak

bakmak (annenin çocuğuna bakması), ilgilenmek.

dikkat et, dikkatli ol

1- ziyaret etmek, uğramak
2- başvurmak (bilgi kaynağına)

dört gözle beklemek

Look! The ship has appeared!
Bakın! Gemi göründü.

Look at John not Suzy.
Suzi'ye değil John'a bak.

The police are looking for David. They will find him soon.
Polis David'i arıyor. Yakında onu bulacaklar.

Her sister will look after the children for her when Mary is out.
Mary dışarıda iken çocuklara kız kardeşi bakacak.

Look out! A car is coming towards us.
Dikkat et! Üstümüze doğru bir araba geliyor.

1-Don't forget to look at me on Sunday.
Pazar günü bana uğramayı unutma
2-Mary didn't understand the last subject so she went to the
library to look it up in an encyclopedia there.
Mary son konuyu anlamadı, bu yüzden onu bir ansiklopedi de
aramak için kütüphaneye gitti.

We are looking forward to hearing from you soon.
Çok yakında sizden haber almayı dört gözle bekliyoruz.
(Bu cümle genellikle mektup sonlarında kullanılır.)


BEAT - WIN

Beat : yenmek
Win : kazanmak (maç, yarışma, vb)

Fenerbahçe beat Manchester last week.
Fenerbahçe geçen hafta Manchester'i yendi.

Fenerbahçe won the game.
Fenerbahçe maçı kazandı..


LAY - LIE
Lay : koymak, dizmek, yaymak, sermek
Lie : yatmak, uzanmak, durmak

He laid the parcels on the floor.
Paketleri yere koydu.

Where is my pencil? I laid it on the table last night.
Kalemim nerede? Geçen gece masanın üzerine koymuştum.

Haven't you laid the table yet?
Masayı henüz kurmadın mı?

Bill lies in bed till eleven o'clock every Sunday.
Bill her pazar saat onbire kadar yatakta yatar.

The children are in the field. They are all lying on the grass.
Çocuklar tarlada. Hepsi otların üzerine uzanmışlar.


RAISE - RISE
Raise : kaldırmak, yukarı kaldırmak, yükseltmek/
üretmek, beslemek, büyütmek, yetiştirmek
Rise : doğmak(güneş,ay vb), yataktan çıkmak, yükselme

Suzy always raises her hand when the teacher asks a question.
Öğretmen soru sorunca, Suzi daima elini kaldırır.

Heavy rains raised the level of rivers in Italy last week.
Şiddetli yağmurlar geçen hafta İtalya'da nehirlerin seviyelerini yükseltti.

Mr Green raises cows on his farm.
Mr Green çiftliğinde inek yetiştirir.

The sun always rises in the East.
Güneş daima doğudan doğar.

I rise at seven o'clock every morning.
Her sabah saat 7'de yataktan çıkarım.

After the concert all the spectators rose and clapped.
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 05.10.09, 17:15
ghostgirl - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Genel Yönetici
Üyelik tarihi: Jan 2008
Nereden: Mersin
İletiler: 13.503
ghostgirl öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!ghostgirl öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!ghostgirl öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!ghostgirl öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!ghostgirl öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!ghostgirl öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!ghostgirl öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!ghostgirl öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!ghostgirl öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!ghostgirl öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!ghostgirl öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
  Send PM
Standart Bunları Hep Karıştırıyoruz!!!

İngilizcede bazı kelimelerin Türkçeye çavrilirken aynı anlamda çevrildiklerini biliyoruz. (örn: say/tell). Fakat ingilizce konuşur ya da yazarken bu kelimeler farklı kullanımlara saiptir. Bu yüzden genelde kullanımda sorunlar yaşarız.


1. Tell or Say?
Say: Bir şey söylemek anlamındadır ve genelde bir noun clouse tarafından takip edilir.
Örn: He says that he is right
Tell: BİRİNE bir şey söylemek anlamındadır ve genllikle arkasından object noun ya da pronoun gelir.
Örn: Can you tel me the way to the station?

2. Make or Do?
Make: bir şey yaratmak, (inşa etmek gibi) anlamındadır, ve genelde el kullanılır.
Örn:We make birdhouses every winter.
Do:ismi ile hitap etmediğimiz eylemler için kullanılır, genelde zihinsel aktivitelere dayalıdır.
Örn: They're doing homework.

3. See, visit, attend or go to?
See: birisini ve ya bir şeyi görmek ya da gidilip görülmesi
Örn:Come and see us tomorrow.
Visit: birini ve ya birşeyi gidip görmek, görmeye gitmek genelde daha resmi kullanımdır.
Örn:Lots of tourists visit the Tower every day.
Attend: Bir yere sürekli olarak gitmek
Örn: I attend a university.
Go to: bir yere gitmek
Örn:I go to university.

4. Hear or Listen (to) ?
Hear: kulağınıza gelen sesten haberdar olmak, farketmek
Örn:I can hear music in Peter's room.
Listen (to): Duyduğunuz bir şeye ya da kişiye dikkat kesilmek, duyulan ile ilgili olmak.
Örn:Peter often listens to music when he's at home.

5. Look, See or Watch?
Look: ilgiliyle izlemek, bakmak (sözlükten kelime bakmak gibi), görünmek
Örn:Look at the board, please.
See: göze gelen görsel yansımaları farketmek, anlamak
Örn:Can you see the the blue car over there?
Watch: bir şeye, yere bir süre boyunca bakmak
Örn:He watches TV in the evenings.

6. Because, for or as?
Because: cümlede sebep daha önemli bir konumdadır ve bu kelime ikinci clause'dan hemen önce gelir.
Örn:I read this book because I like it.
For: sebep cümlenin sonunda verilir.
Örn:We went to a small restaurant - for we were hungry.
As: sebep zaten biliniyordur, asıl söylemek istenen sebeb bağlı olarak ne yapıldığıdır.
Örn:As we read, we learn.

7. When or If? (in relative cl)
When: olacak olandan eminsinizdir.
Örn:When I'm in Paris, I'll visit you.(It sure, that I'm going to Paris.)
If: olacak olandan emin değilsinizdir.
Örn:If I'm in Paris, I'll visit you.(It not sure, that I'm going to Paris.)

8. Life, live, lives?
Life: yaşama durumudur. hayat.
Örn:I read a book about the life of Mark Twain.
Live: yaşamak (fiil) canlı (kaydedilmemiş)
Örn:I live in France.
We watched the live coverage of the Formula I.
Lives: yaşama durumu, hayat anlamındaki LIFE kelimesinin çoğul hali, hayatlar
Örn: Many people lost their lives in the war.

9. Bring or Take?
Bring: bir şeyi getirmek,
Örn:Can you bring me the Coke, please?
Take: bir şeyi bir yere götürmek yada bir yere doğru hareket ettirmek, taşımak
Örn:Can you take the book to the library?

10. Which or What? (tercihlerleri sorarken)
Which: sınırlı seçenek vardır.
Örn:Which lemonade do you like - green or pink?
What: seçenekler sınırsızdır
Alıntı ile Cevapla