iconBütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 01:38 . | Nüve Foruma Hoşgeldiniz! Forumumuzdan yararlanmak için lütfen Üye Olun !

» Nüve Forum » gazete haber ve makale yorumları » Köşe Yazarlarımız » Ahmet Dursun » Ahmet Dursun Makaleleri

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #111  
Alt 24.10.07, 12:24
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 771
Ettiği Teşekkür: 2
60 tane iletisine 85 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Türkiye Neden Buraya Geldi?

Bu soruya yanıt bulmamız için bazı bilgileri gözden geçirmek gerekecek.
Çünki son günlerde millti birbirine kırdırmak isteyen bir zihniyet işi iyice üst seviyeye taşımış durumdadır.
Bu nedenle özet halinde bazı yazı başlıklarını sunuyorum.
Son günlerde söylediklerimizin çok dikkatle seçilmesi gereken kelimelerolması gerekiyor..
Lakin duygusallığın mantıksallığa ağır basması tam da istenen tezgaha düşmemize neden olacaktır.
Duyguların ağırlık kazandığı bu tür düşünceler,bilimden uzak ve iç savaş tehdidine yönelik söylemlere bir nevi pirim vermek demektir.
Bende PKK'yı ******** bir terör örğütü ve ABD'nin uşağı olarak görüyorum.O ayrı,ancak Kürt kimdir sorusunu iyi anlamak gerek.
Sırada Lazlar var.Peki onlar için ne diyeceğiz?
Bakınız sizelere birkaç yazı tavsiye edeceğim.
Sonra fikirlerinizi yazınız...
Saygı ile...
Ahmet Dursun
KÜRTLERİN TÜRKLÜĞÜ-1
http://ahmetdursun374.blogcu.com/1029558/
8 bölümlük yazının altında ilgili bölümleri mevcuttur.

KÜRT AYRIMI NEDEN YAPILIYOR?
http://ahmetdursun374.blogcu.com/1655255/

KÜRTLERİN TÜRKLÜĞÜ:BU YAZI HAKKINDAK YORUMLAR-1
http://ahmetdursun374.blogcu.com/3763738/

KÜRTLERİN TÜRKLÜĞÜ:BU YAZI HAKKINDAK YORUMLAR-2
http://ahmetdursun374.blogcu.com/3777325/

ŞİMDİ DE PONTUS SOY KIRIMI
http://ahmetdursun374.blogcu.com/3033801/

YENİ HEDEF LAZLAR
http://ahmetdursun374.blogcu.com/2716363/

LAZ:KOL-ETİ,Laz dediğimiz kardeşlerimiz
http://ahmetdursun374.blogcu.com/955859/

PKK:ŞİMDİ DE GÜRCÜLER
http://ahmetdursun374.blogcu.com/308659/

PONTUS RUM:RİZE BÖLGESİNDE ETNİK GRUPLAR OLUŞTURMA PROJELERİ ÜZERİNE
http://ahmetdursun374.blogcu.com/3763221/

TÜRKİYE’ NİN ETNİK YAPISI-1 Not:3 bölümdür.
http://ahmetdursun374.blogcu.com/951617/

TERÖR:GLADYO VE SENTETİK TERÖR
http://ahmetdursun374.blogcu.com/1127579/

KÜRT:İSTANBULA HÜKMEDEN TÜRKİYE'YE HÜKMEDER
http://ahmetdursun374.blogcu.com/4261747/

SAVAŞ:TÜRKİYE'DE GİZLİ SAVAŞ-1
http://ahmetdursun374.blogcu.com/3836004/

SAVAŞ:TÜRKİYE'DE GİZLİ SAVAŞ-2
http://ahmetdursun374.blogcu.com/3836019/
Lütfen zaman buldukça bu yazılara göz atınız.
__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar
  #112  
Alt 24.10.07, 13:23
Acemi
Üyelik tarihi: Oct 2007
İletiler: 1
Ettiği Teşekkür: 0
0 tane iletisine 0 kere teşekkür edilmiş
nes45 doğru yolda ilerliyor.
  Send PM
Standart Cevap: Ahmet Dursun Makaleleri

merhaba.. gazeteportun açmış olduğu yazar aranıyor yarışmasında yarışıyorum.. 5. etap başladı yazımın linki aşağıda...

Gazeteport'a HoÅŸgeldiniz

okursanız sevinirim

teşekkürler......
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #113  
Alt 25.10.07, 01:34
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 771
Ettiği Teşekkür: 2
60 tane iletisine 85 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Ermeni Yasa Tasarisi

Ermeni yasa tasarısı'nın Türkçeye çevrilmiş tam metni ve cevabı
Eylül 2000 yılından beri ısıtılıp ısıtılıp Amerikan kongresine getirilen “Ermeni Soykırımı Karar Tasarısı” bu defa Demokrat Kongre başkanı Nancy Pelosi sayesinde geçecek kaygısı Türkiye’de hakimdir. Aslında tasarının geçip geçmemesinin birkaç açıdan önemli olmadığı kanaatindeyim. Birincisi, zaten benzeri karar tasarıları Eyalet Parlamentolarında kabul edilmiştir. ANCA’nın resmi sitesine göre şu an 42 Eyalette Ermeni soykırımı kabul edilmiş durumda. Gerçi bu sayı abartılıdır gerçek rakam 32 kadardır ama bunun da önemi yoktur. Nasıl olsa önümüzdeki yıl içinde hedeflenen sayıya ulaşmaları mümkündür. İkincisi, tasarının yaptırım gücü yoktur. ABD Başkanından 24 Nisan günü 1,5 milyon Ermeninin öldürüldüğünü ifade etmesini istiyor. Bu güne kadar Amerikanın Cumhuriyetçi veya Demokrat başkanları 24 Nisan konuşmalarında “soykırım” sözcüğünü telaffuz etmeden aynı anlama gelebilecek sözler sarf ettiler. Ancak bu söylediklerimizden Türkiye’nin tasarıyı engellemek için mücadelesine son vermesi anlamı çıkarılmamalıdır. Elbette Türkiye var gücüyle hakkındaki bu son derece haksız, ahlaksız ve karalayıcı tasarıyı engellemek ve Türk milletinin sonsuza dek soykırımcı olarak damgalanmasını engellemek için mücadele edecektir. Aksi takdirde diasporadaki Türk çocukları okul kitaplarında katil olarak ilan edilmenin ezikliği ile bulundukları ülkelerde asosyal bir kişilik geliştireceklerdir.

Diğer taraftan Alt Temsilciler komitesine sunulan söz konusu tasarı tarihi açıdan gayri ciddi ve maddi hatalarla doludur. Gerekçeler özensiz ve bu senatörler ne versek kabul eder mantığı ile hazırlanmıştır. Tasarı, Başkan’ın ABD dış politikalarını, insan hakları, etnik temizlik ve ABD arşiv kayıtlarının ortaya koyduğu Ermeni soykırımı gibi konulara daha duyarlı bir şekilde yürütülmesini temin etme çağrısında bulunmaktadır. Ayrıca yine Başkan’dan 24 Nisan’ı Ermeni Soykırımını Anma Günü olarak ilan etmesini talep etmektedir. Bu çağrı, doğal olarak Türkiye ABD arasındaki ilişkileri etkilemeye yöneliktir. Bu bakımdan yaptırım gücü olmamakla birlikte, Türk Amerikan ilişkilerinin dostluk ve işbirliği çerçevesinde yürütülmesine pürüz getireceği için önemlidir. Çünkü bu tasarı da önceki tasarıdan farklı olarak Türkiye Cumhuriyetini soykırımdan sorumlu tutulmaktadır. Halbuki önceki tasarının politika deklarasyonu kısmında üçüncü bir madde vardı ve burada soykırımın Osmanlı İmparatorluğu tarafından yapıldığı ve modern Türkiye Cumhuriyeti’nin soykırım yapmadığı açıkça belirtiliyordu. Belki daha da öneli olan, tasarı kabul edildiği takdirde ABD’de Türk imajının çok olumsuz bir şekilde etkileneceğidir. Bu da iki ülkenin ticari ve kültürel ilişkilerine önümüzdeki yıllarda önemli bir kambur oluşturacaktır. Bu yüzden tasarının doğruları yansıtmadığı Amerikan kamuoyuna anlatılmalıdır. Bu amaçla, tasarının maddelerindeki maddi hatalar aşağıda değerlendirilmektedir.

(1) Ermeni soykırımı 1915 -1923 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu tarafından tasarlanıp uygulandı ve yaklaşık 2 milyon Ermeni'nin sınır dışı edilmesiyle, bunlardan 1,5 milyon kadın, erkek ve çocuğun öldürülmesiyle, kurtulan 500 bininin de evlerinden kovulmasıyla ve 2500 yıllık Ermeni varlığının anavatanından tasfiye edilmesiyle sonuçlandı.

Bu maddede sözde soykırımın Osmanlı İmparatorluğu tarafından 1915-1923 yılında gerçekleştirildiği, 2 milyon Ermeni’nin sürgüne gönderilerek 1,5 milyon kadın, çocuk ve erkeğin ölümüne sebep olunduğu ileri sürülmektedir. Ayrıca hayatta kalan 500.000 Ermeni’nin evlerinden çıkarılmak suretiyle Anadolu’daki 2500 yıllık Ermeni varlığının sona erdirildiği öne sürülmektedir. Halbuki 1923 yılında Osmanlı Devleti artık tarih sahnesinde yoktur. Başta V. Dadrian ve pek çok diğer Ermeni Araştırmacı da 1915-1916 yıllarında 1,5 milyon Ermeninin öldürüldüğünü ve sözde soykırımın gerçekleştiğini iddia ettiği bilinmektedir. O halde neden tarihin 1923’e kadar uzatıldığı sorusu akla gelmektedir. Muhtemelen Ermeni lobileri tarihi bu aralıklarda tutmak suretiyle, Türkiye’nin reddi miras yoluyla cezasız kalmasının önüne geçmeyi planlamakta ve T.C. devletini de karalamaktadırlar. Diğer taraftan öldürüldüğü veya hayatta kaldığı belirtilen Ermeni sayısı hakkında tasarıda yer alan rakamlar abartılı ve yanlıştır. 1914 Ermeni nüfusunun tahminlere göre 1.400.000-1.700.000 arasında olduğu artık bir çok bağımsız araştırmacı tarafından ortaya konulmuştur. Dr. Johannes Lepsius-ki pro Ermeni bir papaz ve yazardır- Patrikhanenin verdiği rakamların üzerini çizerek 1.845.450 rakamını yazmıştır (Der Todesgang des Armenischen Volkes, Potsdam 1919, s. 308). 2 milyon nüfus rakamı ise hiçbir kaynakta geçmemektedir. (Bkz. H. Özdemir ve diğ. Ermeniler: Sürgün ve Göç, Ankara, 2004, s. 49-50). 1.5 milyon Ermeninin öldürüldüğü de bir efsanedir. Bu efsane 24 Temmuz 1915 tarihinde (yani tehcirin resmen 44. günü) Harput Amerikan konsolosu Leslie Davis’in raporunda “ne kadar Ermeni’nin öldürüldüğünü söylemek imkansızdır, fakat sayının bir milyondan az olmadığı tahmin edilebilir” demesiyle başlamıştır (NARA 867.4016/269) Kaldı ki Ermenilerin teorisyeni Dadrian bile 1 milyon hayatta kalan Ermeni’den bahsetmekte ve kayıpları da 1.1 milyon olarak pek çok yayınında beyan etmektedir. 1919 Paris görüşmelerinde Bogos Nubar Paşa yaklaşık 600-700 bin Ermeni’nin tehcir edildiğini belirtmektedir. Ayrıca Patrikhane savaş sonunda Anadolu’daki toplam Ermeni sayısını en az 644.000 olarak vermektedir. BM 1922 yılında dünyadaki Türkiye Ermeni sayısını 817.873 olarak açıklamaktadır. Üstelik aynı belgeye göre Müslüman olan veya Türkiye’de kalan 281.000 Ermeni bu rakama dahil değildir. (NARA 867.4016/816) O halde nasıl 1.5 milyon Ermeni öldürülmüş olabilir. Kaldı ki Savaş sonrasında Ermeni Patrikhanesi tarafından İngiltere ve Fransa büyükelçilerine gönderilen bir memorandumda 1914-1918 arasında “200.000 Ermenin canlı canlı gömüldüğü veya Van Gölü, Fırat ve Karadeniz’de boğularak öldürüldüğü” iddia edilmektedir. Bu memorandum, Paris Barış görüşmeleri öncesinde Amerikan delegasyonuna verilen bir rapora “Report Presented to the Preliminary Peace Conference by the Commission on the Responsibility of the Authors of the war and on the Enforcement of Penalties, March 29, 1919) da aynen yansımıştır.Demek ki 1919’da Ermeni Patrikhanesi de Ermeni kayıp sayısını 200 bin olarak tahmin etmektedir.

(2) 24 Mayıs 1915 Müttefik Kuvvetler; İngiltere, Fransa ve Rusya ilk kez açıkça bir başka hükümeti “insanlığa karşı suç” işlemekle itham eden ortak bir bildiri yayınladı.

Tasarının 2. maddesinde 24 Mayıs 1915 tarihindeki Müttefik deklarasyonuna yer verilerek güya Osmanlı devletinin sürgünden önce uyarılmasına rağmen etnik temizlik yaptığı ileri sürülmekte ve bu şekilde devletin planlı ve sistematik bir operasyon ile Ermenileri imha ettiği fikri uyandırılmaya çalışılmaktadır. Elbette bu deklarasyon yayınlanmıştır ama yayınlayanlar o tarihte Osmanlı’yı parçalamak için gizli anlaşmalar yapan devletlerdir. Ayrıca deklarasyonu yayınlayan Rusya o tarihlerde ülkesindeki Yahudilere karşı katliam yapmaktaydı. İngiltere ise Alman kökenli isyancı vatandaşlarını sınır dışı etmekte yada toplama kamplarına göndermekteydi. Ayrıca belirtilmelidir ki, deklarasyonda bahsedilen iddialar Ermeni siyasi partilerinin görüşlerine dayanmakta ve tarih 20 Mayıs 1915’de Rusların Van şehrini tamamen işgal etmesi ve Ermenilerin Müslümanları kılıçtan geçirdiği bir dönemdir.

(3) Bu ortak bildiride, "Müttefik Kuvvetler'in, bu suç için Osmanlı Devletinin tüm üyelerini ve yanında bu katliamlara bulaşmış işbirlikçilerini de bizzat sorumlu tutacağını açık açık" Bab-ı Ali'ye beyan eder” deniliyordu.


Yukarıda ifade edildiği gibi bu Müttefiklerin bir propaganda faaliyetidir. Nitekim Osmanlı Devleti verdiği cevapta, Osmanlı topraklarında Ermenilere karşı katliam yapıldığı kesinlikle yalandır demiştir. Osanlı İmparatorlupunun cevabında çok ilginç bir detay da vardır: Bu ifitiraların kaynağı Romanya ve Bulgaristan’da bulunan İngiltere ve Rusya konsoloslarıdır. Gerçeken de Taşnaksutyun Siyasi propaganda büroları da bu iki ülke başkentindeydi ve Mavi Kitap’taki pek çok katliam haberiyle ilgili raporlarda bu bürolardan çıkmıştır.

(4) I. Dünya Savaşı sonrası Türk hükümeti, Ermeni soykırımının “organizasyonu ve uygulamasında” ve “Ermenilerin katliamı ve imhasında” yer almış bulunan üst düzey yöneticileri suçladı.

Tasarının 4. maddesi savaş sonrasında Osmanlı’nın suçu mahkemelerinde kabul ettiğini ve soykırım sanıklarının tutuklu olanlarını mahkum ettiğini iddia etmektedir. Ünlü Amerikan tarihçisi Justin McCarthy bu mahkemeleri “kanguru mahkemeleri” olarak değerlendirmekte, mahkemelerin işgalci müttefiklerin kukla yönetimi tarafından kurulduğunu hatırlatmaktadır. İngiliz Yüksek Komiseri S.A.G. Caltorphe Londra’ya yazdığı bir raporda yargılamaların maskaralığa dönüştüğünü ve hem Türk hem de kendi hükümetlerinin itibarını zedelediğini belirtmiştir. (FO 371/4174/118377) Ferudun Ata adlı bir tarihçi tarafından hazırlanan İşgal İstanbulu’nda Tehcir Yargılamaları, Ankara 2005 adlı eserde ifade edildiğine göre, dönemin hükümeti PARİS Barış Konferansı’nda daha uygun koşullar elde etmek ve muhalifi olduğu İttihat ve Terakki Milletvekillerinden intikam almak için mahkemeleri kurmuştur. Mahkemeler de sorgular da düzemcedir. Yalancı şahitler sanıklar aleyhine ifade vermeye zorlanmıştır. Örneğin Yozgat tehcir davasından sanık olan Jandarma komutanı Binbaşı Tevfik aleyhine ifade veren kundaracı Artolos ücret karşılığı ifade vermesi için İstanbul’a getirilmiş, daha sonra aynı kişi Dr. Ata’nın tespitine göre Müslüman olmuş Rifat adıyla komisyona ifade vermiştir. Dr. Ata’nın eseri bunun gibi yalancı tanık ifadelerini deşifre etmektedir. Tanıklar lehine ifade veren kimse mahkemeye çıkarılmamıştır. Mahkeme başkanları yalan şahitleri bazen ortaya çıkarmalarına rağmen asla cezai işleme baş vurmamışlardır. Dr. Ata şahitlerin İngiliz Yüksek Komiserliğinde oluşturulan “Ermeni Rum Şubesi”nde eğitilerek mahkemeye gönderildiğini tespit etmiştir. Tevfik Paşa hükümeti döneminde mahkeme kararlarının temyizi için açılan davaların büyük bir çoğunluğu da bozulmuştur. Temyiz sonucu kararı bozulanlar arasında maalesef idam edilen Nusret Bey’in davası da vardır. Öte yandan İngiliz Komiseri Amiral Caltorphe da bu mahkemelerin Müttefik güçler için utanç verici olduğunu rapor etmiştir (FO 371/4173/61185’den naklen Gunther Lewy) 4. Nisan 1919’da ABD’nin Yüksek Komiseri Lewis Heck, “ yaygın bir şekilde, [yargılamaların] çoğunun kişisel imtikam saikiyle veya İtilaf devletleri yetkililerinin ve özellikle İngilizlerin kışkırtmasıyla yapılmakta olduğuna inandığını” rapor etmiştir. (NARA 867.00/868; M 353, roll 7, fr. 448) Kaldı ki haksız yargılamalarla bu kararların alınmasına yardımcı olan İngiltere, 144 İttihatçı ileri gelen mahkumu benzeri suçlamalarla Malta’ya götürmüş ama haklarında somut delil bulamadığı için mahkemeye çıkarmamıştır.

(5) Jön Türk Rejiminin (İttihat ve Terakki Partisi) yetkilileri, kurulan askeri sıkıyönetim mahkemelerinde, Ermeni halkına karşı katliamlar organize etme uygulama suçlamasıyla yargılanarak mahkum edildiler.

Dr. Feridun Ata’nın yukarıda işaret ettiğimiz tespitleri dışında, Justin McCarthy, Gunter Lewy gibi tarihçiler bu mahkemelerin güvenilir olmadığını, sanıklar aleyhine şahitlik yapanların sorgulamalarının yasal zeminde yapılmadığını, savunmalarının dikkate alınmadığını, mahkeme başkanlarının savcı gibi hareket ettiğini, sanığa savunma hakkının usule uygun olarak verilmediğini belirtmişlerdir. Lewy’nin de belirttiği gibi yargılamalar boyunca mahkeme hiçbir tanık dinlememiş ve hükümler tamamıyla savunmanın yanıtı dikkate alınmadan yalan şahitlerin ifadelere dayanılarak verilmiştir. ABD’nin Yüksek Komiseri Lewis Heck Yozgat mahkemesindeki sanıkların “anonim mahkeme kayıtlarına” dayanılarak yargılanmalarını onaylamadığını ifade etmiştir. (NARA 867.00/81’den naklen Gunther Lewy). Ayrıca mahkeme çıkarılanların büyük bir çoğunluğu görevlerini suiistimal ve askeri emre itaatsizlik gibi suçlardan mahkum olmuşlardır.
(6) Ermeni soykırımını başta gelen organizatörleri olan Harbiye (Savaş) Bakanı Enver, İçişleri Bakanı Talat ve Donanma Bakanı Cemal işledikleri suçlardan dolayı idama mahkum oldular, ancak mahkemelerin kararları uygulanmadı.

İşgal İstanbulu’ndaki olağanüstü mahkemelerde Enver, Talat ve Cemal gıyaplarında yargılanmışlar ve idama mahkum edilmişlerdir. Ancak tasarı metninde ima edildiği gibi bu üç kişi, “Ermeni halkına karşı katliamlar organize etmek ve uygulamak”tan değil, ülkeyi korkunç bir savaşa sokmak gibi siyasi bir suçtan dolayı mahkum edilmişlerdir. Ayrıca not etmek gerekir ki, İttihat ve Terakki Partisinin I. Dünya savaşında en etkili bu üç kişisinin mahkemeleri firarda oldukları için gıyaben yapılmış, mahkemelerinde hiçbir somut delil gösterilmeden mahkumiyet kararı verilmiştir. Dolayısıyla bu sanıklara verilen cezanın infaz edilmemesi ihmal veya işlenen suça kayıtsız kalmakla alakalı değildir. Üstelik Cemal Paşa Suriye’deki kamplarda Ermenilere yaptığı yardımlar dolayısıyla Ermenilerin bile takdirini kazanmış, Lepsius bile onun yardımlarını övmüştür. Sonuçta, bu üç tarihi şahsiyet firar ettikleri ülkelerde Nemesis adlı gizli bir Ermeni terör örgütünün tetikçileri tarafından öldürülmüşlerdir. Üstelik bu örgüt, mahkemelerde suçlu bulunmayan Sait Halim Paşa, Bahaeddin şakir ve Cemal Azmi gibi devlet görevlilerini de yargısız infaza tabi tutarak öldürmüştür.

(7) Ermeni soykırımı ve bu adlî başarısızlıklar, Avusturya, Fransa, Almanya, Büyük Britanya, Rusya, Amerika Birleşik Devletleri, Vatikan ve diğer birçok ülkenin ulusal arşivlerinde yer alan karşı konulamaz delillerle belgelenmiştir. Bu belgelerdeki sayısız kanıt, bu gerçekleri, bu olayları ve bu sonuçları doğruluyor.

Tasarının 7. maddesinde Avusturya, Almanya, Fransa, İngiltere, Rusya ve ABD arşivlerinde yeterli arşiv belgesinin soykırımı ispat için mevcut bulunduğu iddia edilmektedir. Ancak tarafımdan Amerikan arşivlerindeki bütün malzeme görülmüş ve didik didik edilmesine rağmen somut olarak kişiler hakkında kullanılabilecek nitelikli belgelerin sayısının çok az olduğu tespit edilmiştir. Ölümlere veya katliamlara doğrudan tanıklık edenlerin ifadelerini içeren belge sayısı çok azdır. Tanık ve konsolos raporlarında sözü edilen hemen bütün katliam bilgileri duyumlara dayanmaktadır. Belgelerin önemli bir kısmı da Patrikhane ve Taşnak siyasi propaganda bürolarının deklarasyonlarından ibarettir. Nitekim Malta’da tutuklu bulunan 144 Türk hakkında Amerikan arşivlerinde yapılan araştırma sonucunda hiçbir somut veriye ulaşılamamış ve R.G. Craigie Lord George Curzon’a yazdığı 13 Temmuz 1922 tarihli yazıda delil teşkil edebilecek somut bir bilgiye ulaşamadığını belirtmiştir. Bu yüzden olsa gerek Türk Hükümeti tarafından resmen Ermenistan Cumhuriyetine önerilen ortak bir tarih komisyonu kurulması ve çalışma sonuçlarının her iki tarafça kabul edilmesi teklifi reddedilmektedir.

(8) ABD Ulusal Arşivleri, Ermeni soykırımı İle ilgili çok kapsamlı ve doğru belgeleri bünyesinde barındırmaktadır. Özellikle de ABD Dışişleri Bakanlığı’nın 59. kayıt grubu altındaki 867.00 ve 867.40 numaralı dosyalar kamuoyu ve ilgili kuruluşların kullanımına büyük ölçüde açıktır.

Amerikan arşivlerinde bulunan belgeler çeşitli tasnifler altında toplanmıştır. Ermenilerin genelde iddialarını dayanak olarak kullandıkları koleksiyon “Dışişleri Bakanlığı Belgeleri” ve özellikle de “Türkiye’nin İçişleri”dir. Bu belgelerin büyük bir çoğunluğu Morgenthau’nun iki Ermeni tercümanın yorumuyla derlenmiştir. Ermeni siyasi propaganda bürolarının hazırladığı sahte tanık ifadeleri söz konusu raporlara girmiştir. Bununla birlikte özellikle konsolos raporlarındaki duyumlarla ilgili satırlar göz ardı edilerek bu belgeler okunduğunda tehcir operasyonun olumlu tarafları hakkında çok değerli bilgiler içerdikleri görülecektir. Mesela Halep’te bulunan J. Jackson’ın raporlarında Halep’e ulaşan Ermenilerin sayısının 500.000’lere ulaştığı, bunların kent içinde ve dışında evlere, köylere ve kamplara yerleştirildikleri, Cemal Paşa’nın yaptığı yiyecek yardımları, kampların yönetimi ve gelenlerin din, mezhep ve ulaşım vasıta çeşitlerine göre tasniflerinin yapıldığı görülmektedir.

(9) 1913-1916 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu’nu nezdinde ABD Büyükelçisi olan Henry Morgenthau, aralarında Osmanlı İmparatorluğumun müttefiklerinin de yer aldığı çeşitli ülkelerin resmi görevlilerinin Ermeni soykırımına ilişkin protestolarını organize etti ve başını çekti.

Madde 9-10. da Morgenthau’nun kitabını soykırım iddialarını desteklemek için kullanmak bilimsel açıdan kınanacak bir durumdur. Amerikalı tarihçi Heath Lowry, Morgenthau’nun Hikayesi adını verdiği kitabında büyükelçinin iki Ermeni tercümanının raporları nasıl tahrif ettiklerini delilleriyle göstermiştir. Kaldı ki Morgenthau’nun eseri yerine onun Dışişleri Baknlığına göndermiş olduğu raporların aslını kullanmak daha doğru ve bilimsel metodlara uygun bir yaklaşımdır. Diğer taraftan Morgenthau Anadolu’ya ayak basmış bile değildir ve kendisi fazlasıyla Ermenilerin davasına angaje olmuş bir kişidir. Kendisinden sonra İstanbul’da görev yapan Amiral Bristol de raporlarında Morgenthau’yu taaf olmakla ve katliam haberlerini abartılı olarak bildirmekle suçlamıştır. Morgenthau’nun eserinin 1918 yılında Paris Barış Konferansında Ermenistan delegasyonunun devlet kurma taleplerini desteklemek üzere yazılmış bir propaganda eseri olduğu kanaati bilim çevrelerinde hakimdir.


(10) Büyükelçi Morgenthau, ABD Dışişleri Bakanlığı'na Osmanlı İmparatorluğu hükümetinin politikasını "bir ırkın imha kampanyası" olarak açıkladı ve kendisine 16 Temmuz 1915'te Dışişleri Bakanı Robert Lansing tarafından “Bakanlık, Ermeni zulmünü durdurmak için (yürüttüğünüz)....prosedürünüzü onaylıyor” şeklinde bir talimat verildi.

Morgenthau’nun raporunda geçen bu tür ifadeler onun tercümanı Arshag Schmavonian ve sekreteri Hagop Andonian’ın ne kadar etkisinde kaldığını göstermektedir. Morgenthau’nun bu tespitlerini yaptığı günlerde henüz pek çok ilde sevk ve iskan faaliyeti ya başlamamış ya da birkaç hafta önce başlamıştır. Unutulmamalıdır ki Erzurum dışında pek çok doğu vilayetinden sevk 1Temmuz 1915 sonrasında başlamıştır. Harput’tan sevkıyat 4 Temmuz’da Elazığ’dan 1 Temmuz’da, Trabzon’dan 1 Temmuz’da ve Yozgat’tan 18 Temmuz’da sevk başlamıştır. Demek ki Morgenthau’nun raporunu kaleme aldığı Temmuz ayı, henüz yaşananları “bir ırkın imha kampanyası” olarak betimlemek için çok erkendir. Bu rapor, olsa olsa büyükelçinin ön yargısının anlamak bakımından uygun olabilir. ABD Dışişleri Bakanlığının söz konusu talimatı, kuşkusuz Büyükelçisinin bakanlığa verdiği raporlar doğrultusundadır. Henüz erken bir tarihte ABD Dışişleri Bakanlığının katliamların bir ırkın imhası boyutunda olduğuna kanaat getirerek bir talimat vermesi zaten mümkün değildir.

(11) 9 Şubat 1916'da Kongre'nin hem Senato hem Temsilciler Meclisi'nde kabul edilen 12 sayılı kararında, ABD Başkanından, “bu ülkenin vatandaşlarının, o tarihlerde açlık, hastalık ve tarifsiz acılarla boğuşan Ermenilerin refahı için toplanmakta olan fonlara katkıda bulunarak onlara olan sempatilerini ifade edebilecekleri bir gün ayırmasının” önerilmesi kararlaştırdı.

Robert Lansing’in bu önergesi de Amerikanın Ermeni kamplarındaki mültecilere yardım faaliyetine katkıda bulunmaya yönelik bir faaliyetin sonucudur. Dolayısıyla Lansing’in önergesinin Ermenilerin iddia ettiği gibi bir amaçla hazırlanmadığı açıktır. Zaten Dışişleri Bakanı Lansing Başkan Wilson’a gönderdiği 21 Kasım 1916 tarihli yazısında Ermeni tehcirinin aslında Ermenilerin ihanetinden dolayı yapıldığı savunulmuştur. Ayrıca altı çizilmesi gereken bir nokta da şudur ki, o tarihlerde Müslüman köylü de aynı şartlardan muzdariptir. Justin McCarthy’in “Death and Exile” kitabında belirtildiği gibi Müslümanların kayıpları da 2 milyonun üzerine olup, çoğu açlık ve salgın sebebiyledir. Hikmet Özdemir’in “Salgın Hastalıklardan Ölümler 1914-1918” kitabında belirtildiğine göre hastane kayıtlarına göre ordunun salgınlardan kaybı bile 401.859 kişidir.

(12) Başkan Woodrow, bir Kongre kararıyla, Amerikan halkının evlatları sayılan 132.000 öksüz ve yetim dahil, Ermeni soykırımından kurtulanlara yardım temelinde 1915-1930 arasında $116.000.000’lık bir tutara ulaşan ve “Yakın Doğu Fonu” olarak bilinen derneğin olşturulmasınıı onayladı ve teşvik etti.

Öncelikle bu derneğin ilk oluşumu “Ermeni ve Süryanilere Yardım Komitesi” şeklinde olmuş ve kuruluşunda ABD İstanbul Büyükelçisi H. Morgenthau önemli bir görev ve sorumluluk üstlenmiştir. Bu yardım komitesinin taşradaki üyeleri misyonerler ve fakat özellikle konsoloslar olmuştur. Mesela Halep koordinatörü konsolos J. Jackson’dır. Bu komite 1919 yılında aynı amaçla kurulan diğer fonları bir çatı altında toplayarak NER “Yakın Doğu Fonu” adını almıştır. Bu tasarıda vurgulanmayan husus, bu yardım kuruluşlarının Osmanlı hükümetinin destek, teşvik ve izniyle Ermeni ve diğer vatandaşlara yardım götürdükleridir. Savaşın başlangıcında Osmanlı Devleti yabancı kuruluşlarının Ermenilere yardım etmelerine, “tehcire karşı direnişin cesaretlendirilebileceği” ve mültecilerin her türlü ihtiyaçlarının devlet tarafından karşılanacağını gerekçesiyle karşı çıkmıştır. Ancak devletin maddi olanaklarının yetersiz kalması üzerine bu dernek de dahil yabancı yardım kuruluşlarına sınırsız çalışma imkanı verilmiştir. Bu şekilde kampları yardım kuruluşlarına açmak bile aslında başlı başına Ermenilere karşı bir ırk imha politikası uygulanmadığına kanıttır.

(13) 359 Sayılı, 13 Mayıs 1920 tarihli Senato Önergesi, “Senato Dış İlişkiler Komitesinin Alt Komitesi tarafından yürütülen oturumlarda alınan tanık ifadelerinin rapor edilen katliamların ve Ermeni halkının çektiği diğer mezalimlerin doğru olduğunu açıkça doğruladığını” ifade ediyordu.

Maalesef şimdi ve o dönemde Amerikalı politikacılar olaylara zaman zaman sırf Ermeni seçmenlerinin gözüyle bakmayı alışkanlık haline getirmişlerdir. Ermeni propagandası masum Ermenilerin barbar Türkler tarafından katledildiği şeklindeki masalı temsilcilerine kabul ettirmişlerdir. Kaldı ki kısmen bu tanıklık ifadelerinde doğruluk payı bile olsa, tarafsız bir ülke Türk tanık ifadelerine de başvurmayı görev bilmelidir. Nitekim Ermeniler de doğu Anadolu’da 1914-20 arasında yüz binlerce Türk ve Müslüman öldürmüşlerdir. Amiral Mark L. Bristol, Türkiye’de görev yaptığı sırada Ermeni propagandalarının ne kadar hayal mahsulü olduğunu görmüştür. 12 Mart 1926 tarihinde yazdığı geçmişte olanları özetlerken şunları yazmıştır: “Rusların Doğu Anadolu bölgesine ilerlediği sırada Süryani ve Ermeniler Rusya saflarına katılmışlardır.Rusların ilk ve ikinci ileri harekatları sırasında Ermeni ve Süryaniler işgal edilen bölgedeki Müslüman nüfusa karşı intikam fırsatını kullanmışlardır. Ruslar özellikle Erzurum civarında Ermenilerin taşkınlıklarını ve şehrin Müslüman mahallelerinin büyük bir kısmının katledildiğini rapor ediyorlar. Ne kadar büyük boyutta taşkınlıklar yaşandığı belki hiç bilinmeyecektir. Fakat Ermeni ve Süryanilerin kuvvetlerini Rusya ordusu ile birleştirdikleri güneye doğru olan bölgede, Amerikalılardan aldığım raporlara göre, Hıristiyanlar Müslüman nüfusu tamamen imha etmişler,o kadar ki, yörede “yaşayan tek bir canlı hatta köpek, kedi, tavuklar bile kalmamıştır” (NARA 767.90g15). Ne var ki raporların bu kısımları Ermeni yazarlar tarafından özenle ve gayri ahlaki boyutlarda gizlenmektedir.

(14) Önerge, General James Harbord tarafından yönetilen Ermenistan Amerikan Askeri Misyonu Senatosuna gönderilen ve “tecavüz, ihlal, işkence ve ölüm yüz güzel Ermeni vadisinde unutulmayacak hatıralar bırakmıştır ve o yörede gezenler bütün devirlerin bu en muazzam cürmünün delillerinden kendilerini pek uzak tutamazlar” diye yazan 13 Nisan 1920 tarihli raporun ardından geldi.

General Harbord görevi gereği gerçekleri öğretmek için gittiği Doğu Anadolu’da pro-ermeni bir kişi olmasına rağmen Müslüman köylülerin Andranik’in yaptığı mezalimleri duyduğunda çok etkilenmiş ve raporunda bunları da yazmıştır. Bununla birlikte Ermeni tarihçiler onun Ermenilerin mezaliminden bahseden satırlarını görmemezlikten gelmektedirler. Nitekim Harbord yapılan bütün propagandalara rağmen “Ermenistan’ın mandasını üstlenecek devlet, aynı zamanda, Anadolu, Rumeli, İstanbul ve Kafkasya’nın da mandasını üzerine almalıdır” şeklinde rapor hazırlayarak kongrenin salt Ermenistan’ın mandasını üzerine alma yönündeki görüşün değişmesinde rol oynamıştır.

(15) ABD Holokost Anma Müzesi’nde de gösterildiği gibi, Adolf Hitler, komutanlarına 1939'da Polonya'ya saldırı emri verdiğinde kendisine yöneltilen eleştirileri "Bugün Ermeni soykırımını kim hatırlıyor" diyerek bertaraf etmiş ve Yahudi soykırımının önünü açmıştı.

Tasarı’da Adolf Hitler’in sözüne sığınılması da (madde 15) tam bir aldatmacadır. Ermeni bilim adamı Dr. ROBERT JOHN, Amerikalı bilim adamı Heath Lowry ve Türk bilim adamı Türkkaya Ataöv bu sözün bir sahte alıntı olduğunu ispatlamışlardır. Nürnberg’de Hitler’e atfedilen hiçbir konuşma metninde bu alıntı bulunamamıştır. Mahkeme Alman Askeri kayıtları arasında Hitler’in 22 Ağustos 1939 günü ordu komutanlarına yaptığı konuşmanın iki versiyonunu dosyaya almıştır. Bunlar US-29/786 PS ve US-30/1014 PS sayılarını taşımaktadır. Her iki belgede de Ermenilerden söz edilmemektedir. Maalesef pek çok bilim adamı benzeri Ermeni yalanlarını tespit etmelerine rağmen dile getirememekte, eleştirememektedirler. Çünkü Ermeni diasporasının fanatikleri Atatürk’e atfedilen bir yalan röportajı ortaya çıkardı ve eleştirdi diye, The Armenian Review dergisinin editörünü işten attırmıştır.

(16) Soykırım sözcüğünü 1944 yılında ilk olarak kullanan Raphael Lemkin, BM Soykırımı önleme ve Cezalandırma Sözleşmesi'nin ilk savunucularındandı. Lemkin, Ermeni meselesini 20. yüzyıla ait kesin bir soykırım örneği olarak tanımlıyordu.


Rafael Lemkin’in bu soykırım suçunu tanımlarken “Hitler’in Yahudilere ve Türklerin Ermenilere yaptıkları gibi....bütün milli, ırkî veya dinî grupların sistematik imhası” ibaresini kullanması günümüzde hiçbir şey ifade etmemektedir. Çünkü Lemkin bir tarihçi değildir ve hukuki tanımı sahip olduğu bilgiler doğrultusunda yapmaktadır. Elindeki bilgilerin Ermeni görüşleri doğrultusunda olduğu açıktır. Ayrıca o günden beri yapılan çalışmalar Ermenilere yapılan sevk ve iskan operasyonunun tanımda yer alan unsurlara uymadığını ortaya koymuştur. Lemkin’in tanımı yaptığı dönemde Ermeni tehciri hakkında bilgi ve belge çok azdır ve bilimsel çalışmalar son derece sınırlıdır.

(17) Soykırımla ilgili ilk karar BM tarafından Lemkin'in önerisi üzerine 11Aralık 1946'da benimsendi. BM Genel Kurul kararı (96) ve BM Soykırımı Önleme ve Cezalandırma Sözleşmesi, BM'nin mevcut hükümlerini yasalaştırarak benzer suçları önleme ve cezalandırma amacıyla Ermeni soykırımını bir suç olarak tanımladı..

Ermenilerin hemen her tasarıda yer verdiği bu iddia etkiliyeci olmakla birlikte, tamamen asılsızdır. “Ermeni soykırımı” BM tarafından asla kabul edilmemiştir. Bilakis 1948 sözleşmesinin geriye işlemediği hem sözleşmede hem de Ermeni yanlısı olarak hazırlanıp BM’ye sunulan raporlara karşı yapılan eleştirilerde dile getirilmiştir. 1985’te tplanan Alt Komite (yukarıda da değinildiği gibi) soykırım iddialarına karşı ortaya konulan deliller ışığında raporu kabul etmeyi reddetmiş ve “not” etmekle yetinmiştir.

(18) 1948 yılında BM Savaş Suçlan Komisyonu Ermeni soykırımı hakkında 'İnsanlığa karşı suçlar terimini kesin olarak karşılayan fiillerden biridir' tanımıyla Nurenberg Mahkemeleri İçin bir öncül olarak kullandı.

Tasarının bu maddesi de Ermeniler tarafından sıklıkla işlenen bir yanlış yoruma dayanmaktadır. Öncelikle ifade etmek gerekir ki Nüremberg mahkemelerinde sanıklar insanlığa karşı işlenen suçlardan ceza almışlardır. Zaten aksi de mümkün değildir çünkü soykırım sözleşmesinin kabul tarihi 1951 yılıdır. Nitekim BM Ekonomik ve Sosyal Kurulu, İnsan Hakları Komisyonu, Ayrımcılığın Önlenmesi ve Azınlıkların Korunması Alt Komisyonu 1985 yılında 1915’te Osmanlı İmparatorluğu’nun doğu Anadolu bölgesindeki olayları soykırım olarak tanımamıştır.

(19) Komisyon, “Sevr Barış Antlaşması'nın 230. maddesinin hükümlerinin, 1915'teki İttifak Devletleri beyannamesiyle uyum içinde...Türk topraklarında Ermeni veya Rum asıllı Türk vatandaşlarına karşı işlenmiş suçları” kapsadığını belirtiyordu. Bu nedenle, bu madde, Tokyo ve Nuremberg sözleşmelerinin 6c ve 5c maddelerine göre “insanlığa karşı suçlar” kategorilerinden birine örnek teşkil etmektedir.

Önceki maddede açıklandığı gibi Nuremberg mahkemeleri, II. Dünya Savaşı sırasında işlenen suçlar için mağlup hükümetleri cezalandırmak üzere Müttefik devletler tarafından kurulmuştur. Bu mahkemelerin davaları “soykırım davaları” değildri. Dolayısıyla Nuremberg ve Tokyo Sözleşmelerinin 6c ve 5c Maddesi Ermeni tezleri açısından asla emsal oluşturamaz.

(20) 8 Nisan 1975 kabul edilen Temsilciler Meclisi kararı (148) ile "Bu yılın 24 Nisan'ı 'insanların insanlara insanlık dışı davranışının hatırlanmasının ulusal günü' olarak düzenlenmiştir. ABD Başkanı bugünün tüm soykırım kurbanlarını, Özellikle de Ermenilerin hatırlanması için Amerikan vatandaşlarını çağırmaya yetkili kılınmış ve bu çağrıda bulunması kendisinden istenmiştir" denmiştir.

Ne yazık ki Ermeni propagandalarının etkisiyle alınan bu karar gereği ABD Başkanları I. Dünya savaşında çeşitli sebeplerle ölen Osmanlı vatandaşlarını etnik ve dini bakımdan ayrıma tutmakta ve sadece Ermeni ölüler için anma gününde konuşma yapmaktadır. Ölüleri dinler ve etnik kökenleri nedeniyle siyaset konusu yapmak medeni insanlara ve ülkelere yakışmasa gerektir. Kaldı ki ABD Başkanları soykırım sözcüğüne bugüne kadar konuşmalarında yer vermemişlerdir. Bu isabetli bir yaklaşım tarzıdır, çünkü olayların hangi şartlarda yaşandığını konu alan “Ermenilerin Zorunlu Göçü 1915-1917” adlı çalışmamızda, açık bir şekilde sevk ve isyanın sistematik, planlı bir yok etme planının uygulaması olmadığı kanıtlanmıştır. Bu çalışmamız özellikle konsolos ve misyoner raporlarına dayanmaktadır.

(21) Başkan Ronald Reagan 22 Nisan 1981 tarihli 4838 no'lu kamuoyu açıklamasında kısmen, Ermeni soykırımı, Kamboçya soykırımı ve Yahudi soykırımından çıkarılan derslerin asla unutulmaması gerektiğini” belirtti.

Ermenilerin ABD’de güçlü bir lobi faaliyeti olduğu bilinmektedir. Ayrıca Boston ve Massachusetts ve California Eyaletlerinde çok sayıda Ermeni yaşıyor olması buradaki senatörleri Ermeni tezlerine sıcak bakmaya yöneltmektedir. Başkanlar da politikacılardan farksızdır ve seçmen kitlelerinin taleplerini göz ardı edemezler. Üstelik Ronald Reagan’ın konuşma yazarı Ermeni asıllı bir ABD vatandaşıdır. Bu yüzden Ronald Reagan’ın kişisel olarak soykırıma inandığını belirtmesi sürpriz teşkil etmez.

(22) 10 Eylül 1984'te kabul edilen Temsilciler Meclisi kararı (247) ile "Bu yılın 24 Nisan'ı 'insanların insanlara insanlık dışı davranışının hatırlanmasının ulusal günü' olarak düzenlenmiştir. ABD Başkanı bugünün tüm soykırım kurbanlarını, özellikle de 1,5 milyon Ermeni'nin hatırlanması için Amerikan vatandaşlarını çağırmaya yetkili kılınmış ve bu çağrıda bulunması kendisinden istenmiştir" denmiştir

Böyle bir karar alınmış olsa bile ABD Başkanı bu talep doğrultusunda 24 Nisan gününü “Ermeni soykırım günü” olarak kabul etmeyi ve anmayı reddetmiştir. Temsilciler Meclisinin kararı elbette siyasi nitelikli bir karardır ve doğru olup olmaması çok az imza sahibini ilgilendirmektedir.

(23) 1985 yılı Ağustos ayında, ABD Ayrımcılığı Önleme ve Azınlıkları Koruma Alt Komisyonu 14/1 oyla, “Soykırım Suçunun Önlenmesi ve cezalandırılması Sorunu” adlı bir çalışma raporunu kabul etti. Bu raporda "Nazi sapkınlığı 20. yüzyıldaki tek soykırım olayı değildir. Diğer örnekler arasında “1915-1916’da Osmanlı İmparatorluğu'nun Ermenileri katliamı” gösterilebilecek örnekler arasına girebilir, deniyordu.
.
Tasarının en ciddi yalanı ise BM İnsan Hakları Komitesinin bir raporunun 1915-1916 yılında Ermenilerin Osmanlılar tarafından katledilmesini kabul ettiğini dair bir raporu kabul ettiğidir. Mr. Whitaker raporu olarak hazırlayanın adıyla anılan bu rapor alt komitede kabul edilmemiştir. Tam tersine komite raporu teslim almayı “alındı” sözcüğünü taslaktan silerek (Dosya E/CN.4/1986/5-E/CN.4/Sub.2/1985/57; Para.57) reddetmiş, bunun yerine “not alındı” şeklinde özel rapora (E/CN.4/1986/5 E/CN.4/Sub.2/1985/57 sayfa 99. para 1). Maalesef bu kuyruklu yalan bilimsel toplantılarda bile karşımıza çıkmaktadır. Ayrıca taslak 10 leyhte, 6 karşı ve 6 çekimser oy ile İnsan Hakları Komitesine sunulmamıştır. Diplomatik ve hukuki açıdan bakıldığında Mr. Whitaker raporu kabul edilmemiş “not” edilmiş ve daha yüksek karar organına transferi reddedilmiştir.

(24) Bu raporda "Birtakım tanık ve bağımsız otoritelerin söylediklerine göre Ermeni nüfusunun muhtemelen yarısından fazlasını teşkil eden 1 milyon kişi öldürülmüş ya da Ölümcül koşullarda tehcir edilmiştir" deniyordu. Bu durumu, ABD, Almanya ve İngiltere arşivlerindeki ve Osmanlı İmparatorluğu’nun müttefiki Almanya'nın o dönemki diplomatları da dahil raporları doğrulamaktadır.

Mr. Whitaker’in raporunun Ermeni tarihçilerin görüşleri doğrultusunda hazırlandığı açıktır. Nitekim alt komite toplantısına ABD temsilcisi Mr. Carey bile “bütün mevcut kaynakların dikkate alınmadığı ve bu sorun titiz bir şekilde derinlemesine incelenmemiştir....Soykırım sorunu yeterince titizlikle ele alınmamıştır”. Aynı komitedeki toplantı da Fransa temsilcisi Mr. Joinet “Mr. Whitaker’in raporu hakkındaki tartışma aslında tarih hakkında bir tartışmadır” demiştir. Nitekim 1. madde hakkındaki yorumumuzda bir milyon rakamının bir duyumdan ibaret olduğu ve tehcirin ilk günlerinde gündeme geldiği belirtilmiştir.

(25) ABD Soykırımı Anma Konseyi (bağımsız bir federal teşekkül) oybirliğiyle 30 Nisan 1981'de kendi müzelerinde Ermeni soykırımına yer vermeyi kararlaştırdı ve o günden beri de yer vermektedir.

Müze yetkililerinin Ermeni propagandası ve baskısı altında aldığı bu karar “soykrım tezini” güçlendiren veya realiteye dönüştüren bir karar olarak değerlendirilemez.

(26) ABD Columbia Bölgesi Temyiz Mahkemesi'nce 1993'te ortaya konan, Ermeni soykırımıyla ilgili eldeki dokümanların muğlak olduğuna ilişkin iddia ABD'nin uzun dönem politikasına uymayacağı gerekçesiyle geri çekildi.

Türk tarafının tarihi olaylar hakkındaki görüşleri alınmadan alınan her karar gibi bu kararın da bağlayıcılığı yoktur. Bu ve benzeri kararlar Ermeni tarihçilerin ortaya koyduğu veriler ışığında alınmaktadır.

(27) 5 Haziran 1996'da Temsilciler Meclisi yabancı yardımlar ve uluslararası dış ticaretle İlgili 3540 kanunda değişiklik yaparak, Türkiye Hükümeti'nin Ermeni soykırımını tanıyıp kurbanlarını onurlandırıncaya kadar Türkiye'ye yapılan yardımlarda 3 milyon dolarlık bir kesinti yapılması kararlaştırıldı.

Yine bu karar da, Ermeni propaganda faaliyetlerinin Temsilciler Meclisinde etkili lobisi sayesinde alınmıştır. Politikacılar maalesef gerçeklerle ilgilenmemekte, çok az bilgi sahip oldukları konularda bile oy kaygısıyla yanlı hareket edebilmektedirler. Zaten Türkiye de soykırımı tanıma şartı getiren hiçbir yardımı kabul etmeyecek kadar bu konuda kesin politika sahibidir.

(28) Başkan William Jefferson Clinton 24 Nisan 1998'de "Bu sene geçmişte de olduğu gibi Amerikan Ermenilerini tarihin en üzgün bölümlerinden biri olarak anacağız. Bu anma, yurdundan edilmeler ve 1,5 milyon Ermeni için yapılacaktır" demişti.

Görüldüğü gibi Başkan Clinton katliam ve tehcirden söz etmekte ama yaşanan trajediyi “soykırım” olarak tanımlamamaktadır. Soykırım hukuki çerçevesi çizilmiş bir suçtur ve 1948 BM Sözleşmesi ile koşulları ortaya konulmuştur. Başkan Clinton hukuki bakımdan Ermenilerin yaşadıklarını soykırım olarak açıklayan her hangi bir karar olmadığının farkında olarak “soykırım” sözcüğünü kullanmamaktadır. Kaldı ki katliam ile soykırım hukuken çok farklı kelimelerdir. Katliam her zaman her toplumda görülebilecek adi vakalardır.

(29) Başkan George W. Bush ise 24 Nisan 2004'te "Bugün 20. yüzyılın en korkunç trajedilerinden birinin anılmasına ara vereceğiz. 1,5 milyon Ermeni'nin sürülerek öldürülmesini hatırlamak amacıyla saygı duruşundayız" dedi.

Yine burada da yaşananlar trajedi olarak nitelendirilmektedir. Savaşın kurbanları karşısında saygı duruşuna geçmek her insanın insanlık görevidir. Ermeni tasarısının başlangıcından beri iddia ettiği ise olayları soykırım olarak nitelendirilmiş göstermeye çalışmaktadır. ABD Başkanlarının bile hukuken olayları “soykırım” olarak tanımamış olmaları aslında bu tasarının başından beri çelişkili olduğunu ortaya koymaktadır.

(30) Ermeni soykırımının uluslararası alanlarda tanınıp kabul edilmesine rağmen yerli ve uluslararası otoritelerin soykırımı cezalandırmadaki başarısızlıkları benzeri soykırımların olmasına ve gelecekte de olabilmesine bir nedendir ve Ermeni soykırımını tanımak gelecekte soykırımın önlenmesi için tek çözümdür.

Maalesef bunu söyleyenler 26 Şubat 1992’de Hocalı’da bir katliam yapmış, 180.000 Azeri’yi Karabağ ve çevresinden tehcir etmiş ve Azerbaycan topraklarının %20’sini işgal ederek bir milyondan fazla insanı “kaçgın” durumununa düşürmüştür. Bu insanlar hala “ölecek bir vatanımız bile yok” diyerek sefil şartlarda kendilerine hükümet tarafından tahsis edilen gayri sıhhi evlerde günlük 30 dolarla yaşamaya çalışmaktadırlar. Azerbaycanlılar kendilerine yapılan muameleyi bir soykırım olarak nitelendirmektedirler. Demek ki kendilerine soykırım yapıldığını iddia edenler bile soykırım yapabilmektedirler. Bu haliyle tasarının Ermenilerin yaptığı mezalime ve Hocalı katliamına engel olmamış olması düşündürücüdür.
kaynak : Prof. Dr. Kemal ÇİÇEK
Türk Tarih Kurumu-Ermeni Masası
-------------------
Dört T" plânına dayanak oluşturan Ermeni iddiaları ise şunlardır
1. Türkler, Ermenistan'ı işgal ederek Ermenilerin topraklarını ellerinden almışlardır.
2. Türkler, 1877-78 savaşından itibaren Ermenileri sistemli olarak katliama tabi tutmuşlardır.
3. Türkler, 1915 yılından itibaren Ermenileri plânlı şekilde soykırıma tabi tutmuşlardır.
4. Talat Paşa'nın, Ermenilerin soykırıma tabi tutulması konusunda gizli emirleri vardır.
5. Soykırımda hayatlarını kaybeden Ermenilerin sayısı 1,5 milyondur.

Bugün, maksatlı olarak gündemde tutulmaya çalışılan sözde Ermeni sorununun ne derece mesnetsiz olduğunu ve ne tür çıkar kaygıları ile ortaya atıldığını daha iyi anlayabilmek için iddiaların ve Türk-Ermeni ilişkilerinin tarihsel gelişimini incelemek gerekmektedir.
Sözde biz soykırımyapmışız .Ne yazıkkı buna dünya inanıyor neden inanıyor çünki düşman her zaman düşmandır sana aiyasi çıkarları oldugu zaman dost gözükür ama bunlar Çanakkale'de Azerbaycan'da hep düşman olmuşlardır.Ermeni ismi pek önemli degil,kötülük bir millettir her zaman ve haklı olsakda bunlar her zaman haksız çıkaracaklardır.Bir leşş miş milletler denen bir leş topluluğudur.Nenden? Çünkü sömürü nereyi nasıl alırız onun toplantısı yapılıyor her müttefikimiz dedigimiz devletler tanıyor, işte onurlu bir duruş onurlu bir siyaset yapamayışımızdan dünya müslümanları tek bir yumruk olmadıgından çağlayan meydanında danimarkayı telin mitingine gittik. Orada Danimarka'ya attık tuttuk.Üzerimize düşeni yaptık .Peki bu hükümette ki A K P olmasaydı da bir başka hükümet olsaydı,düşünün bir kere ne diyecektik?Müslümanlar olarak allah belalarını versin bunlar böle yaparlarsa bizimkilerde susuyor der ağzımıza geleni söylerdik.Ama iktidarda AKP olunca kimse gıkını çıkarmadı.Saadet partisi ve 60 sivil toplumkuruluşundan başka neden ooo bunlar bizden, bunlar bir bildigi var dediler?Ne yazık biz Yahyalı'da bile telin mitingi yaptıgımızda bizden ayrılan A K P'li arkadaşlar yani milli görüş gömlegi çıkaranlar katılmadılar.Peygamber sadece saadet partililerin peygamberiydi de katılmadılar,onları huzurullahda şikayet ediyorum.Susmak bizim müslümanların işi degildi, tek yumruk olup karşılarında bir güç olmalıydık.Ne yazıkki izlenen onursuz politika bizi bu hallere getirdi .Zafer inanlarındır,Türk milletinindir ve zafer yakındır
Yalnızlık Güzeldir....ZORDA Olsa

İşte gündemimizi çokça meşkul eden ABD de oylanan Ermeni yasa tasarısı. Gerçekten Eser Gedik kardeşime bu tasarıyı aylar önce portalımıza taşıdığı için teşekkür ederim.

Ve sonuç olarak şunu gördük ki Türk Dış Politikası iflas etmiştir. Dış işlerinden cumhurbaşkanlığına yükselen Abdullah Gül'e rağmen açıkca AKP nin izlemiş olduğu Bağımlı dış politika sonucu bugün ABD de bu yasa tasarısı oylanmış ve kabul edilmektedir.

Bu konuda en çok gündeme gelen isimlerden biri de bu tasarıyı hararetle savunan ve kabul edilmesi için tüm gayretini gösteren ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosidir. Bizim Dış İşlerimizin ugradığı hezimetin en büyük mimarlarından biridir bu bayan.

Pelosi hakkında küçük bir araştırma yaparken rastladığım Meral TAMER' e ait ve neredeyse 1 yıl önce yazılan bir köşe yazısından bir iki parağraf sizinle paylaşmak istiyorum.

"Ferit Şahenk`in ABD`li konuğu General Scowcroft" başlıklı yazısında Tamer diyor ki :
" ABD `de Ermeni soykırımı;
Bu ufak tefek, 80`lik bilge adamın, Bush`un seçim yenilgisinin ardından söyleyeceklerini hepimiz merakla bekliyorduk; işadamı Ethem Sancak , Zeynel Abidin Erdem , Büyükelçi Cem Duna , Çolakoğlu Grubu `nun sahiplerinden Nuri Çolakoğlu , rahmetli Özal döneminde özelleştirmenin ilk patronu Cengiz İsrafil , PriceWaterhouseCoopers `ın Türkiye temsilcisi Cansen Başaran ...

Ancak Scowcroft kürsüde bugünkü resmi şapkasıyla sadece, Türk-Amerikan ekonomik ilişkilerinden söz etti. İkili sohbetlerde ise Temsilciler Meclisi `nin ilk kadın başkanı olacak Demokrat Nancy Pelosi `nin Amerika `daki Ermeni lobisine çok yakın olduğundan hareketle, 2007`de Meclis `ten Ermeni soykırımını kabul eden yasanın muhtemelen çıkacağına dikkat çektikten sonra önemli bir uyarıda bulundu:

`Pelosi , Temsilciler Meclisi üyelerinin seyahat masraflarını kısmaya kararlı. Ermeni soykırım tasarısına karşı lobi faaliyetlerini planlarken, Amerikalı parlamenterlerin, artık daha az seyahat edebileceklerini dikkate alın.` "

11/11/2006 da Milliyet gazetesinde dökülen bu satırlarda Pelosinin yapacakları net bir şekilde ortaya konurken siyasetin nasıl planlı olduğu ve hiç bir şeyin siyasette tesadüf olmadığını bir kez daha gözler önüne seriyor. Peki şimdi merak ediyorum bir köşe yazarının dahi gördüğü bu açık öngürü ve uyarı karşısında dış işlerimiz tasarı oylama seviyesine gelene kadar ne yapmıştır....
Sahsiyetli bir dış politika diye yıllarca boşuna seslenmiyoruz.
Not:e-postamdaki bir yazıdan ALINTIDIR
__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.

Konu ahmetdursun tarafından (25.10.07 saat 01:36 ) değiştirilmiştir.. Sebep: Not düşmek için
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #114  
Alt 26.10.07, 12:52
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 771
Ettiği Teşekkür: 2
60 tane iletisine 85 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Erbakan'dan şaşirtan Açiklama

ERBAKAN'DAN ŞAŞIRTAN AÇIKLAMA

Erbakan'dan şaşırtan açıklama
http://www.yenisafak.com.tr/dunya/?t=22.10.2007&c=4&i=76495
KAHİRE (CİHAN)
Londra'da yayınlanan Şarkul Avsat gazetesine röportaj veren Necmettin Erbakan, Başbakan Recep Tayip Erdoğan'ın başkalarının direktifleri doğrultusunda Adalet ve Kalkınma Partisi'ni kurduğunu öne sürdü.
"Atatürk'ten Erdoğan'a" başlığı altında bir yazı dizisi yayınlayan gazetenin, "Erdoğan'ın sizden ayrılarak başka bir parti kurmasının arkasındaki sebepler nelerdir?" yönündeki sorusuna İsrail devletinin fikir babası olan Theodor Herzl'den başlayarak cevap veren Erbakan şunları söyledi: "Hepimiz Theodor Herzl (Yahudi teorisyen), Hayim Naum (Yahudi mütefekkir) ve Yahudi asıllı ABD eski Ulusal Güvenlik Danışmanlarından Zbigniew Brzezinski'yi biliriz. Ne diyor Brzezinski? 'İki çeşit İslam dünyası gördük, biri ehli dünya, diğeri de dindarlar. Biz dindarları zayıflatarak ehli dünya ile de işbirliğini geliştirmek istiyoruz.' diyor. Şimdi size soruyorum Erdoğan niçin bizden ayrılarak yeni bir parti kurma gereği duydu? Cevabımı Brzezinski'nin sözüyle veriyorum. Erdoğan partiyi kendisi kurmadı. Ona bu partiyi kurması emredildi. Erdoğan bu projede neden kukla oldu? Çünkü onda makam, mevki, mansıp, mal ve cumhurbaşkanlığı zaafı var.'
Cumali Önal, Kahire
22.10.2007
-------------
BUNUN NERESİ ŞAŞIRTICI? NE VAR Kİ;YAPILAN İHANETİN ŞİDDET VE BÜYÜKLÜĞÜ,SADECE TÜRKİYEYİ DEĞİL,İSLÂM VE İNSANİYET ÂLEMİNİN PERİŞANLIĞINA VESİLEDİR.ÇÜNKÜ RUSYA'YA BOŞALTTIRILAN 2.BLOK GURUBUN AKABİNDE SİYONİST-iSRAİL VE abd'NİN EVANGELİST HRİSTİYAN İŞBİRLİĞİ KİMİLERİNCE ENERJİ ALANLARINI KONTROLE ALMAK,EVANGELİSTLER VE YAHUDİ SİYONİSTLER İSE,KENDİ UYDURDUKLARI VAAD EDİLMİŞ TOPRAKLARI ELE GEÇİRME PLÂNLARINI TATBİKE KOYMA YOLUNDALAR.BUNLARA KARŞI KURULDUĞU ADDEDİLEN ASLINDA AÇIKLAMAYA GÖRE G-8 VE D-8 MÜTEKABİLİYET HUSUSNDA ANLAŞARAK 6MİLYAR İNSANIN YAŞAMASINI TEMİNE MATUF ÇALIŞMALAR YAPMAK İSTEYEN D-8'LER VE ONUN KURUCU MAESTROSU MUHTEREM ERBAKAN'IN 28/ŞUBAT HAREKÂTIYLA DEVRİLMESİ BUNUN İLK HATVESİDİR. ERBAKAN 2002 SEÇİMLERİNDE VE SON SEÇİMDE AKP İLE HİÇ BİR MÜNASEBETİ OLMADIĞINI BEYAN BUYURNMUŞSA DA,ELÂN SP'DE OLUPTA MUVAZAA VAR DİYEN AHMAK SAYISI HAYLİCE FAZLA..BUNLAR FARKINA VARMIYORLAR Kİ,LİDERLERİ ERBAKAN'A İFTİRA EDİYORLAR.İFTİRANIN GIYBETTEN DAHA KÖTÜ OLDUĞUNU HATIRLAMIYORLAR. ERBAKAN BAHSE KONU GAZETEYE VERDİĞİ BUZDAĞININ SU KESİMİNDEKİNİ BEYAN BUYURMUŞ,NEZAKETİ VE TERBİYESİ DAHA FAZLASINA MÜSAADE ETMEZ DE,O YANINDAKİ GÖLGESİ GİBİ TAŞIDIKLARI NİYE ORTAYA ÇIKIP BİLDİKLERİNİ SÖYLEMİYORLAR. BEN;"BİTMEYEN MÜCADELE ERBAKAN"ADLI KİTABI YAZDIM. BİR BUÇUK SENEDE ANCAK ÜÇ BİNTANE SATILDI.O KİTAPTA SEMPATİZANIN BİLMEDİĞİ ÇOK HUSUS VAR AMMA OKUYAN OLMADIKTAN SONRA BANA BU AÇIKLAMA FIRSATI SAYDIĞIM EMAİLİNİZİ SELAMLIYORUM EFENDİM.METİN HASIRCI VAKİT GAZETESİ YAZARI
Not:Metin Hasırcı'nın yazısı e-postama yolladığı yanıttır.
__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #115  
Alt 26.10.07, 12:54
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 771
Ettiği Teşekkür: 2
60 tane iletisine 85 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Abd'nin Kürt Plani

ABD'NİN KÜRT PLANI KENDİ ARŞİVİNDEN ÇIKTI
ABD'nin Kurt Plani kendi arsivinden cikti.
Prof. Citlioglu, 'Olumcul T a h t e r e v a l l i' kitabinda ABD'nin Osmanli sinirlarinda birden fazla Kurt devleti kurulmasi icin Ingilizler ile yaptigi yazismalari acikladi

TURKIYE'NIN yuzyillardir kangren haline gelen Ermeni ve Kurt sorununu inceleyen teror uzmani, Bahcesehir Universitesi Stratejik Arastirmalar Merkezi Baskani Prof. Ercan Citlioglu, son kitabi 'Olumcul T a h t e r e v a l l i' Ermeni- Kurt Sorunu' icin ABD, Ingiltere, Fransa ve Rusya Disisleri Bakanligi'nin arsivindeki gizlilik suresi dolan belgelere ulasti. Gelecek hafta yayinlanacak olan kitapta Kurt ve Ermeniler'in basta ABD, Ingiltere, Fransa ve Rusya olmak uzere dis mihraklar tarafindan nasil kullanildigi belgeleriyle ortaya konuyor.
OYUNCAK OLDULAR
10 yillik bir calismanin urunu olan kitabinin ozellikle Kurt vatandaslara bir mesaj niteliginde oldugunu belirten Prof. Ercan Citlioglu, sunlari soyledi: '1800'lu yillarda Ermeni ve Kurtler'in donemin egemen gucleri ABD, Ingiltere, Fransa ve Rusya'nin elinde birer oyuncak haline geldigini goruyoruz. Kullanilmislar, hala da kullanilmaya devam ediyorlar.'
ERMENI-KURT DEVLETI
KItapta, PKK ve ASALA'nin gecmiste ortak hareket ettikleri gercegi de, 8 Nisan 1980'deki ortak eylem deklarasyonu ile kanitlaniyor. Deklarasyonda, 'PKK ve ASALA'nin uzerinde anlasmaya vardiklari devletin adi, Ermeni- Kurt Federe Devleti olacak. Dogu Anadolu, federe devletin Ermeni sektorunde, Guneydogu Anadolu ise Kurt sektorunde kalacaktir' deniyor. Ayrica ABD'nin Osmanli sinirlari icersinde birden fazla Kurt devleti kurma konusunda Ingilizlerle yaptiklari yazismalar da kitapta mevcut.
BARZANI, CIA VE MOSSAD
Talabani ve Barzani'nin ABD, Ingiltere ve Israil'in destegini almak icin birbirlerine yaptiklari suclamalarin da yer aldigi kitapta, Barzani'nin CIA ve MOSSAD ile casusluk iliskileri oldugu iddialarina yer veriliyor. Kitapta Ingiliz Disisleri Bakanligi'nin gizlilik suresi sona eren 646 sayili belgenin 992. sayfasinda Ingiltere Disisleri Bakani Lord Curzon'a ait 'Turkler Avrupa'dan atilmalidir. Bir veba tohumu olan savaslarin yaraticisi, komsulari icin bir kufur olan Turkler Avrupa'dan silinmelidir' sozleri de yer aliyor. DSS
__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #116  
Alt 26.10.07, 12:57
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 771
Ettiği Teşekkür: 2
60 tane iletisine 85 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Zihin Kontrolü Ve Abd

ZİHİN KONTROLÜ VE İŞTE ABD'NİN YÖNTEMLERİ Zihin kontrol operasyonu: İşte ABD’nin yöntemleri!

Orta Doğu'da yaşanılan savaşta elektromanyetik ve farmakolojik savaş tekniklerinin uygulanarak katliam yapıldığına dair resmi olmayan bilgiler olduğunu belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, "ABD'nin, Ebu Gureyb'teki taciz ve Saddam'ın infaz görüntülerini servis etmesiyle psikolojik savaş tekniklerini uyguladığını görüyoruz" dedi.
Bütün dünyada muhtelif alanlarda zihin kontrol operasyonları ile insan beynini etkileme çalışmaları yapıldığını belirten emekli tabip albay Prof.Dr. Nevzat Tarhan, "Elektromanyetik dalgalar ile insan beyninde zaman duygusunu kaybettirme, şaşkınlık hali oluşturma,mekan bulamama gibi durumlar oluşturmak mümkün" dedi. Radyohipnotik sistemleri savaş silahı olarak kullanmak isteyen projelerin bütün dünyada elektromanyetik projeler içerisinde kullanıldığını, insan deneylerinde de savaş esirlerine uygulanmış olabileceğini, bir insanı robot gibi kullanabilmek için elektromanyetik uyaran ya da ilaçlar vermek suretiyle kişinin de isteğiyle geçici hipnozlar
yapılabileceğini belirten Tarhan, "Bu sistemlerle kişinin bazı tepkilerini yok edebilirsiniz. Bazı kararlar vermesini o anda bloke edebilirsiniz. Geçici olarak duygularını değiştirebilirsiniz" diyekonuştu.
Çalışmalardaki hedefin beynin ürettiği dalgaların frekansını belirleyip buna uygun frekansı üreterek, zihinsel bir
dönüşüm yaptırtmak olduğunu ifade eden Tarhan, "Bir insanın beynindeki bilgileri bilgisayara, bilgisayardaki bilgileri de beyne aktarma yolunda çalışmalar var. Düşünce ve cisim dijital formata çevrilebilirse bir insanın düşüncesini bilgisayara aktarmak, cismin de naklini yapabilmek mümkün olabilecek" dedi. Elektromanyetik
dalgalarla insan beyninde değişim yapıldığını belirten Tarhan şöyle konuştu:
"Hastanemizde dirençli vakalarda bu sistemi kullanıyoruz. Bu yöntem beynin uyarılarını değiştirmeye yönelik bir çalışma olduğu için istihbarat örgütlerinin de ilgisini çekiyor. 'Uzaktan focusla elektromanyetik uyarı göndererek kişide farklı bilinç oluşturulabilinir mi, ona istediğimiz şeyleri yaptırtabilir,söyletebilir miyiz?' tarzında çalışmalar yapılıyor.
Tedavide 30-40 elektrotluk beyin elektrotları kullanarak beyin ölçümleri yapıyoruz.
İstihbari araştırmalarda ise 256 elektrotluk beyin dalgaları kullanılıyor."
Hayvanların beyinlerine implant yerleştirilerek kablolarla uzaktan hareket ve duygularının kumanda edildiğine, Amerika'da zeka geriliği olanlarda ve eşcinsellerde uygulanarak onlarda değişiklik yapıldığına dair bilgiler olduğunu belirten Tarhan, "Dünya af örgütü zihin kontrol çalışmalarını etik dışı olarak kabul etti. Bu
çalışmalar artık yapılıyorsa bile gizli olarak yürütülüyor
" dedi.
Dünyada hakimiyet için elektromanyetik projeleri ya da farmakolojik ajanları kullananlara karşı bu teknoloji sahibi olamayan kitlenin de karşı mücadele vermek için intihar timleri oluşturduğuna dikkat çeken Prof. Tarhan, "Lübnan'da Hizbullah küçük yaşta çocuklara şehit olanların resimlerini rol mod olarak veriyor. İntihar komandolarını çocuklara 'ileride böyle olacaksınız' diye anlatıyor. Çocuk büyüdüğünde şehitliği kutsallaştırmış oluyor" diye konuştu. Kişiye kimyasal madde verilerek 'Kimyasal Hipnoz' ya da terapi
yoluyla 'Terapik Hipnoz' uygulanarak farklı bilinç oluşturulduğunu ifade eden Tarhan, "LSD gibi ilaçların dışında yeni çıkan uyuşturucu tarzındaki yasa dışı kimyasallar cesaret, enerji, ölüm korkusunu giderme, sohbet duygusu uyandırma gibi etkiler veriyor. Ölüm korkusunu gideren kimyasalların intihar komandolarında kullanıldığı
biliniyor. Bu tür kimyasallar uzun süre kullanıldığında gittikçe arttırılan dozaj sonucunda ani ölümler ortaya çıkar" dedi.
Pakistan'da Ladin'in mehdi gibi görüldüğünü vurgulayan Prof. Dr.Nevzat Tarhan, dünyada kültür savaşlarına neden olacak ciddi bir gidiş olduğunu belirterek şöyle konuştu:
"Amerika'nın kendi resmi istatistiğine göre dünya kaynaklarının % 25'ini Amerika tüketiyor. Sosyal darwinizmi politikaya uygulayarak kendilerini ari ırk olarak kabul edip 'bütün dünyaya hakim olmamız gerekir, bunlar ara ırk, kültür taşıyıcıları; bu yüzden dünya onların eline geçmesin' düşüncesinden yola çıkarak bir algılama
oluşturdular; Ortadoğu'da yaşayan bölge halkını savaşta katlediyorlar".
Irak'ta Sünni mezhebi halkın retinalarının ABD'li askerlerce tespit edilmesini ise Tarhan şöyle açıkladı:
"Bilgi toplamak amaçlı yapmışlardır. Retinalar insanın kimliğine özgü parmak izi gibi o kişiyi tanımlamada işe yarar. Sünnilerde,oradaki toplumun retinalarında, 'Şu bilgi ortak' diye bulurlarsa, o bilgiden hareketle silah üretebilirler. Mesela böcekleri laboratuara alarak işitme frekansı gibi 5 duyuyla ilgili bir frekans tespit edip
aşırı duyu vererek böcekleri uzaktan öldürebiliyorlar. Bilgi toplayacak ki ona uygun silah üretsin!"
Prof.Dr.Nevzat Tarhan 19. 10. 2007

e-postamdaki yazışmalarımdan alınmıştır.
__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #117  
Alt 26.10.07, 12:59
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 771
Ettiği Teşekkür: 2
60 tane iletisine 85 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart İstanbul'da eyalet konferansı.

İstanbul'da eyalet konferansı.

Türkiyeyi içten ve dıştan kuşatmaya çalışan Alman kökenli vakıf ile Bilgi Üniversitesi'nde Ermeni konferansının düzenlenmesinde ön safta yer alan Sabancı Üniversitesi boş durmuyor

Sabancı Üniversitesi 'nde konumlanan, İstanbul Politikalar Merkezi (İPM), Alman kökenli Friederich Naumann Vakfı İstanbul Ofisi ve İktisadi Kalkınma ve Sosyal Atılım Derneği desteğiyle, 26-27 Ekim tarihlerinde Richmond Otel'de 'Bölgesel Kalkınma Ajansları Uluslararası Konferansı' düzenlenecek. Türkiye'den ve Avrupa Birliği (AB) ülkelerinden akademisyen ve uygulamacıların katılacakları 2 günlük konferansın ilk gününde, Türkiye'deki mevcut durum değerlendirmesine ve çeşitli paydaş kurumların temsilcilerine yer verilecek. İkinci gün ise, AB ülkelerinden akademisyen ve uygulamacılar kendi ülke deneyimlerini paylaşacak. Avrupa Birliği'ne aday ülke olan Türkiye'deki bölgesel kalkınma ajanslarının tartışılacağı ve AB ülkelerindeki bilgi ve deneyimler ışığında değerlendirileceği konferansın açılış konuşmalarını İPM Yürütme Kurulu Üyesi ve Sabancı Üniversitesi Öğretim Üyesi Korel Göymen, Friedrich Naumann Vakfı Türkiye Ofis Direktörü Jörg Dehnert ve İktisadi Kalkınma ve Sosyal Atılım Derneği Oğuz Demir yapacak.

Federalizm propagandası
Ülkemizde fitne toplantılarına öncülük eden Alman vakıfları, "Türkiye'de yerel yönetimlere işlerlik kazandırmak" amacıyla, Almanya'da adı var, kendi yok "federal sistem" tanıtmayı hedefliyor. FDP 'nin Friedrich Naumann Vakfı "federalizmi tanıtma" çabalarını genelde Batı Anadolu'da yürütürken, Yeşiller'in Heinrich Böll Vakfı "federal yönetiminin nimetleri" ni Doğu Anadolu konusunda gündeme getiriyor. Sabancı Üniversitesi ise, 2005 yılında İstanbul'da Bilgi Üniversitesi'nde yapılan 'İmparatorluğun Son Döneminde Osmanlı Ermenileri: Bilimsel Sorumluluk ve Demokrasi Sorunları' başlıklı konferansa öncülük etmişti. Konferansın katılımcıları iki gün boyunca Türk'e olan kinlerini kusmuştu. Türkiye'yi soykırım yapmakla suçlayarak Ermeni diasporasına malzeme taşımışlardı. Konuşmacılar arasında yer alan Azınlık raporunun yazarı Prof. Dr. Baskın Oran, konferansla bir tabunun yıkıldığını savunarak "Bundan sonra Ermeni meselesi konuşulacak. Bugüne kadar Türkiye Cumhuriyeti'nin Ermeni meselesindeki resmi tezi neredeyse gülünç denebilecek kadar saçmaydı" ifadesini kullanmıştı.
Danıştay, Kalkınma Ajansları'nı Anayasaya aykırı bulmuştu
Ülkeyi 26 bölgeye ayırmayı öngeren Kalkınma Ajanslarını Danıştay frenlemişti. Danıştay, Kalkınma Ajansları Kurulmasına Dair Bakanlar Kurulu kararı için de yürütmeyi durdurma ve Anayasa Mahkemesi'ne gönderme kararı vermişti. Kalkınma Ajansları Türkiye'nin kalkınma sorunlarını yabancı sermayeye teslim edeceği ve kamu kaynaklarının özel kesimin emrine verileceği yönünde eleştirilmişti. Kalkınma Ajansları kurulmasına ilişkin Bakanlar Kurulu Kararı'nın iptal ve yürütmenin durdurulması istemiyle TMMOB tarafından Danıştay'da açılan davada, 10'uncu Daire yürütmeyi durdurma ve dayanak yasa olan 5449 sayılı Kalkınma Ajanslarının Kuruluşu, Koordinasyonu ve Görevleri Hakkında Kanun'un bazı maddelerinin Anayasa'ya aykırı olduğu gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi'ne başvurulması yönünde karar vermişti. Danıştay, daha önce de TMMOB'nin Kalkınma Ajansları