Enis BERBEROĞLU
eberber@hurriyet.com.tr Küçük gelinler diyarı GAZETELERDE 12 yaşındaki gelinin düğün haberi.
Jandarma düğünü durdurup kızı Çocuk Yuvası’na koymuş.
Bilmiyordum, Aksaray’ın kadın vekili İlknur İnceöz’e sordum öğrendim:
Yörede küçük gelin ádeti oldukça yaygınmış. Özellikle gurbette çalışan aileler böyle çocuk yaşta gelinleri tercih edermiş. Devlet Bakanı Nimet Çubukçu ile İnceöz iki yıldır kampanya ile önüne geçmenin yolunu ararlarmış.
Anadolu’nun ender kadın vekillerinden İlknur Hanım avukat. Meclis’e girmeden aile içi şiddete karşı çok dava almış, sığınma evlerinde yer bulunamayan mağdurlar için ev bile kiralamış.
Son küçük gelinle dün yuvada görüşecekti. Önden şu bilgileri almış:
Belli ki babaannesi ile yalnız yaşayan çocuk evliliğe razıymış.
Ayrıca gerçek yaşının 12 değil 14 olduğunu söylüyormuş.
İlknur İnceöz haklı olarak itiraz ediyor:
- TV’deki kadın programlarına bakın. Katılanların neredeyse tamamı geçmişlerinden pişman. İster 12, isterse 14 yaşında olsun, bu çocuk kararının sonuçlarını kestiremez ki.
Dipnot: Geçen yıl bu zamanlar muhafazakár gazetelerin aile içi şiddet ve kadına eziyet haberlerini kullanmamalarını eleştirdim, alınanlar çıktı. Aksaraylı D.K.’nın haberini Yeni Şafak’ın birinci sayfasında okudum ve sevindiğimi de kayda geçirmek isterim.
---------------
ESKİ ARAP TOPLUMUNDA EŞCİNSELLİK VE İSLAM http://ahmetdursun374.blogcu.com/3527832/
----------------------
İslam'da Kadına Dayak Tartışılıyor
Almanya’da bir yerel mahkemenin Kur-an’ı Kerim’i dikkate alarak İslam’da kadınların cezalandırılmasının yeri olduğuna hükmetmesi tartışma başlattı. Karar tekrar bozuldu, ancak tartışması uzmanlar arasında devam ediyor.
Bundan yaklaşık bir yıl önce, Frankfurt Main kentinde bir hakimin verdiği karar, Almanya’da hayret ve tepkiyle karşılandı: Fas kökenli Alman bir kadın, yine Fas kökenli olan eşinden, Almanya’da boşanmak isteyenler için gereken sürenin dolmasını beklemeden, ayrılmayı istiyordu. Zira, eşi kadını sürekli dövüyor ve öldürmekle tehdit ediyordu. Hakim ise bu gerekçeyi kabul etmeyerek, kadının talebini reddetti. Buna gerekçe olarak da, eşlerin Müslümanlığını ve Kur-an’ı Kerim’de kadınların cezalandırılmasının yerinin olmasını gösterdi. Karar, hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmadığı için derhal bozuldu. Ancak İslamiyette kadınların cezalandırılması ile ilgili tartışmalar sürüyor. Sünni ve Şii dini liderler bir soruya yanıt arıyor: İslamiyete göre kadınlar dövülebilir mi?
Şeyh Muhammed Hüseyin Fadullah görüşleriyle, her defasında İslam dünyasında hararetli tartışmalara yol açmayı başarıyor. Namus cinayetlerini “iğrenç” ve “rezillik” olarak nitelendiren Lübnan’daki Şiiler’in dini lideri, evlilikte şiddete ilişkin açıklamaları ile gündeme geldi. Şeyh Hüseyin Fadullah, “eğer bir erkek eşini döverse, kadının da aynı şekilde karşılık verme hakkı doğar, yani dayağa karşı dayak.”
Şeyh’in fetvası
Görüşleriyle Hizbullah’a ruhani öncülük eden Şii Şeyh, verdiği bu fetva ile Sünniler arasında Kur’an’ın tefsiri konusunda ateşli bir tartışma başlatı. Mısır’ın saygın üniversitelerinden, Kahire El Ezher Üniversitesi Karşılaştırmalı İslami Hukuk Fakültesi Dekanı ve İlahiyatçı Suad Saleh, verilen bu fetvada “bazı sorunlar” olduğunu savunuyor.
Eğer erkek, eşini haksız yere döver ve kadın da bu şiddete, şiddetle karşılık verirse, ki fetvada bu öngörülüyor; ve çocuklar anne-babalarının birbirlerini nasıl dövdüğünü görürlerse, aile hayatı öç ve çatışmanın hüküm sürdüğü, cehennem hayatına dönüşebilir. Eşler birbirlerini affetseler bile, gelişmekte olan çocukların ruhsal durumunda, bu çatışmanın olumsuz izleri görülebilir.
Suad Salih, “haksız” olan bu şiddete maruz kalan kadınların içinde bulundukları durumdan kurtulması için boşanmalarını öneriyor.
El Ezher Üniversitesi’nde öğretim üyesi olan
Suad Salih, aynı zamanda televizyondan verdiği vaazlarla da tanınıyor. Ailenin kutsallığına inanan Suad Salih, bunu açıkça da dile getiriyor. Çocukların gelişimi için en iyi temeli, uyumun var olduğu bir ailenin sağlayacağını belirtiyor. Suad Salih, kendini savunmak için bile olsa, aile içinde şiddet uygulanmasının evlilik hayatını zedeleyeceğini kaydediyor.Göze göz, dişe diş
Buna karşılık, Mısır’ın eski Başmüftüsü Nasr Farid Wassel, Şii lider Fadullah’ın görüşlerine katılıyor.
Eğer kadın herhangi bir neden olmadan dövülürse, o zaman “göze göz, dişe diş” ilkesi ile karşılık vermeye hakkı olur. Bu yöntem, kadınlara karşı adaletli olunması sağlıyor ve erkeğin şiddete başvurmasını engelliyorsa, meşru bir yöntemdir.
Bu tartışmanın başlamasının en büyük nedeni ise Kur’an-ı Kerim’deki Nisa Suresi’nin 34. Ayetinin farklı şekillerde yorumlanması. Ayetin meali ise şöyle: “...bildiğini okumalarından endişelendiğiniz kadınları ikaz edin, onlarla aynı yatağı paylaşmayın ve dövün. Ancak eğer size itaat ediyorlarsa, onlara karşı bir şey yapmayın. Doğrusu, Allah Yücedir ve Büyüktür.”
Bu ayette geçen, Arapça “daraba” sözcüğü, ilahiyatçılar arasında tartışma yaratıyor. “Daraba” sözcüğü genellikle “dövmek” şeklinde tefsir ediliyor. Dolayısıyla, bu ayet, Müslüman ve gayrimüslimlerin kadınları dövmesine izin veriyor.
Daraba sözcüğünün yorumu
Chicago Üniversitesi’nde İslamiyet konusunda dersler vermiş olan İran kökenli Amerikalı Lale Bahtiyar Kur-an’ı Kerim’i İngilizce’ye tercüme etti. Bahtiyar, Arapça “daraba” sözcüğünü “dövmek” yerine “uzaklaşmak” olarak çevirdi. “Daraba” sözlüklere göre, “uzaklaşmak” anlamına da geliyor. Buna göre, erkeğin eşini dövmesine izin verilmiyor, en kötü koşullarda, eşinden ayrılması gerekiyor.
El Ezher Üniversitesi Dekanı Suad Salih, bunu şöyle yorumluyor:
Allah itaat etmeyen kadınlara verilecek cezaları kademeli olarak belirmiş: Önce ikaz ederek cezalandırmak. Eğer, bu yolla başarı sağlanırsa, o zaman dövmeye gerek yok. Cezanın ikinci aşaması ise yatakların ayrılması. Ama, yatakların ayrılmasıyla da bir sonuç elde edilemiyorsa, o zaman dövülür. Ancak, dayağın şiddetli olmaması gerekir.
Suad Salih kadınların “
haksız” yere dövülmesinin bir günah olduğunu savunarak, Hazreti Muhammed’in hadislerini örnek veriyor. Hazreti Muhammed’in eşlerini hiç bir zaman için dövmediğini belirten Suad Salih, O’nun kadınları dövmeyi mekruh saydığını vurguluyor. Ancak, El Ezher Üniversitesi Öğretim Üyesi Suad Salih, kadınların dövülmesinin bazen haklı nedenleri olduğuna inanıyor.
Eşlerine itaat etmeyen kadınlar. Çocuklarının refahını düşünmeyen kadınlar. İzin almadan birlikte yaşadıkları evi terk eden kadınlar. Yabancı erkekleri gizlice birlikte yaşadıkları eve alan kadınlar. Erkeğin, böyle davranan eşini ikaz etmesi ve ailesi ile çocuklarına karşı sorumluluklarını hatırlatmasına rağmen, kadının davranışlarında bir değişiklik olmaz, şeytana ve onun kendini ayartmasına izin verirse...
İslamiyet öğretisi ne diyor?
Suad Salih, “haksız” olarak nitelendiği dayağı ise kınıyor. Suad Salih’e göre, şiddete başvuran Müslüman erkeklerin büyük bölümü İslamiyet’in öğretisini bilmiyor. Aile içi şiddet genellikle ataerkil yapı ile açıklanıyor.
Kadın sadece erkeğin arzularını karşılayacak dişi bir varlık olarak görülüyor. Kadının, onur, sorumluluk ve haklar konusunda erkekle denk olan bir insan olduğu unutuluyor. Bu nedenle, sorun şeriattan değil, şeriatın uygulanması sırasındaki yorumdan kaynaklanıyor.
Bir zamanlar Mısır’daki en büyük dini otorite olan Nasr Farid Wassel ise Nisa Suresi’nin 34. Ayetini farklı bir şekilde yorumluyor: “Dövmek” sözcüğü ile sadece korkutmak kastediliyor. Burada “dövün” derken, bedensel şiddet uygulayın denmiyor, aksine sembolik olarak, din adamlarının söylediği gibi, sadece sopayı gösterin.
İslamiyet hakkında çok sayıda kitap yazan
Nasr Farid Wassel, Nisa Suresi’nin 34. Ayeti’nde geçen “
dövün” sözcüğü ile kesinlikle sert bir dayak veya bedensel yaralanma kastedilmiyor, aksine kadına durumun ne kadar ciddi olduğunu gösterecek sembolik bir davranışa işaret ediliyor: Beden üzerinde iz bırakacak her türlü şiddet ve acı, bir suçtur.
Kadınlara uygulanan bedensel şiddet, Birleşmiş Milletler Kadın Hakları Komisyonu tarafından insan hakları ihlali olarak tanımlanıyor. Komisyon, gerekli yasalar ve kampanyaları ile kadınları aydınlatmayı ihmal eden ülkelerin listesini yayınlıyor. Ülkelerindeki mahkemeler tarafından korunmayan kadınlar, bu komisyona şikayetlerini iletme şansına sahipler. Bu komisyonun alacağı kararların ise hukuki yaptırımları bulunuyor. Böylelikle, ulusal ve uluslararası düzeyde çalışan çok sayıda sivil toplum örgütü, şiddete uğrayan kadınlara destek veriyor.
04.01.2008 03:53:02 - DW (Alman Radyosu) Türkçe Yayını
------------
Reha Muhtar bugün, Tayyip'in şahsi çıkarcı türban taşeronlarını ne güzel teşhir etmiş..
Bu çıkarcı taşeronların yüzsüzlüklerini biz de her fırsatta yüzlerine vuralım..
“BÜYÜKELÇİ BABAM NAMAZ KILMAZDI...”
Nur (Vergin) Hocam, mailinin bir bölümünde, rahmetli Büyükelçi babasının namaz kılmasıyla ilgili şu notları veriyor:
“Babam namaz kılmazdı... Babamın zamanında böyle bir şey sözkonusu değildi... Şu anda 40 yaşlarında birine sordum, o da kılmazmış, kılanı duymamış... Diplomatlık zaten ibadetleri yerine getirmeye pek müsait değil...”
Şimdi bunu söyleyen Nur Vergin, “
Siz AKP iktidarından önce, hiç namaz kılan bir büyükelçi gönüdünüz mü?” diye soruyor ve ekliyor:
“Artık halk kendisi gibi yönetciler görüyor ve öfkesi biraz olsun törpüleniyor... Türkiye İslamlaşmayacak ama bildiğiniz Cumhuriyet resmi de aynı resim olarak devam etmeyecek... Türkiye’de din olgusu devletle daha bir eklemlenecek...”
Peki Hocam sizin çok sevgili Büyükelçi babanıza, “Birisi çıkıp sakın namaz kılma, yakarım ha” falan mı dedi?..
Siz değil misiniz, mailinizde “bu meslek ibadete zaten pek uygun değil” diyen...
İbadete meslek olarak pek uygun bulmadığınız diplomatların namaz kılmadığını söyleyerek Türkiye’de din üzerinde baskı olduğunu niye ima ediyorsunuz?..
***
Tanıdıklarım kusuruma bakmasın...
Benim son zamanlarda ifrit olduğum bir demeçler dönemi başladı...
Eren Talu isimli mimar tanıdığım, Toplu Konut İdaresi’nden Galatasaray’ın Seyrantepe’deki yeni stad projesini aldı...
O günlerde hemen bir demeç patlattı:
“İçkiyi kestim, işlerim açıldı.”
Cemil İpekçi isimli modacı tanıdığım Türk Hava Yolları’nı giydirmeye başladı;
Aynı günlerde demeci patlattı:
“Üniversitelerde türban yasağı kalkmadan, defile yapmayacağım...”
Yahu bugüne kadar ki defileleri niye yaptın peki üstad diye sormazlar mı adama?..
Yoksa o zamanlar üniversitelerde türban serbest diye mi biliyordun...
Gamze Özçelik ve Uğur Pektaş isimli sevgili “dizilerde oynamanın yanısıra Umre’ye tur düzenleyeceklerini” açıkladılar...
Alp Nuhoğlu isimli doktor jinekolog arkadaş Kıbrıs’ta tüp bebek merkezi açmadan hemen önce aniden Fethullah Hoca’nın uğuruna mazhar olduğunu açıkladı...
Seda Sayan Hülya Avşar isimli sanatçılar, bir anda “
türban bize çok yakışıyor” diyerek resimler vermeye başladılar...
Sonra Yavuz Onursal beyefendi Seda Sayan Hanımefendi için yeni programlar aramaya başladı...
Bülent Ersoy hanımefendi, gecenin 9.30’unda “Orucumu açamamıştım şimdi açayım diye canlı yayında oruç açıp, dua okumaya kalktı...”
Bunların hepsi her nedense bugünlerde oluyor...
Herkes hızlı bir şekilde hidayete eriyor...
Bana da şöyle söylemek düşüyor:
Oğlum Hidayet, çay getir, misafirlere çaaay...
Bilmem anlatabiliyor muyum Nur Hocam...
Ellerinden öperim...
Uluç Gürkan
HERKES İÇİN FIRSAT
HERKESTEN SORUMLULUK
HERKESİN TOPLUMU
www.ulucgurkan.net ulucgurkan@ulucgurkan.net
0090 312 4198777 - 0090 532 2180758
Kaynak:
http://ahmetdursun374.blogcu.com/4818174/