iconBütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 04:42 . | Nüve Foruma Hoşgeldiniz! Forumumuzdan yararlanmak için lütfen Üye Olun !
Sponsor Reklam

» Nüve Forum » gazete haber ve makale yorumları » Köşe Yazarları » Ahmet Dursun » Ahmet Dursun Makaleleri

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #351  
Alt 05.01.08, 12:00
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 794
Ettiği Teşekkür: 2
68 tane iletisine 100 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Fazil Say:annesİ Olarak Fazil Say Olayina BakiŞim.

PROF. DR. CELAL ŞENGÖR'DEN FAZIL SAY'A MEKTUP:Yalnız değilsiniz...
Sevgili, aziz vatandaşım Fazıl Say,
Ülkemizin bugünkü yönetim elinde ortaçağa, karanlığa sürüklenmekte olduğunu haykıran sözleriniz ne kadar doğru.
Bu korkunç gerçeği haykırarak, insanımıza yaptığınız büyük iyiliklere bir yenisini daha kattınız.
Size şükran borçluyuz.
Türkün adını tüm dünyada saygı ve onurla andıran şahsınıza hükümet yönünden gelen tepkileri görgüsüzce bulduğum gibi,örneğin Milli Eğitim Bakanlığı'nın verdiği cevabın da düpedüz yanlış olduğunu, gerçeği saptırdığını biliyorum.
Bu hükümet elinde beş paralık edilen yalnız sanat değil, aynı zamanda bilim eğitimimizdir de.

Okullarımızdaki eğitim düzeyi benim konum olan doğa bilimlerinde de korkutucu seviyelere düşürülmüş;biyolojide, jeolojide ve coğrafyada çocuklara hurafe ve zırvalık öğretimeye başlanmıştır.
Bunu her an ispata hazırım.
TÜBİTAK kanun dışı bir konuma hükümet eliyle itilerek bilim camiamız ele güne rezil edilmiş,
kıymetli bilim insanlarımız mahkemelerimizin ancak temizleyebildiği ağır ithamlar altında bırakılmıştır.
Bilim, İstanbul depremi örneğinden kişisel alarak bildiğim gibi, insanımızın emniyeti bahis konusu olduğu zaman dahi bugünkü yönetimin gündemine asla girmemiştir.
Büyük sanatçı ve büyük insan Fazıl Say:
Sizi heyecanla kucaklıyorum.
Sağ olun, var olun.
Ulusumuzun üzerinden ışığınız eksik olmasın.
Biliniz ki yalnız değilsiniz.
Biliniz ki güçlüsünüz.
Ve insanımız bilsin ki gerçekten artık topluca harekete geçme ve bu geceyi yırtma zamanı gelmiştir.
Saygılarımla...
A. M. Celal Şengör
Türkiye Bilimler Akademisi Üyesi,Avrupa Akademisi Üyesi,ABD Bilimler Akademisi Yabancı Üyesi,Rusya Bilimler Akademisi Yabancı Üyesi
----------
ANNESİ OLARAK “FAZIL SAY OLAYINA” BAKIŞIM 28.12.2007
GÜRGÜN SAY
http://ahmetdursun374.blogcu.com/5125421/
-------------
FAZIL SAY:MEHMET ŞEVKET EYGİ'DEN SAY HAKKINDA SAÇMALAMALAR
http://ahmetdursun374.blogcu.com/5127321/
----------
__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.

Konu ahmetdursun tarafından (05.01.08 saat 12:06 ) değiştirilmiştir.. Sebep: Adres düzenlemesi
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #352  
Alt 05.01.08, 12:11
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 794
Ettiği Teşekkür: 2
68 tane iletisine 100 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Vatandaşlık yasası değişiyor

Askerlik yapmayanlara vatandaşlık yolu açılıyor. İşte yeni içerik...
02.01.2008
TBMM İçişleri Komisyonu, Avrupa Birliği (AB) mevzuatına uyumlu olarak hazırlanan Türk Vatandaşlığı Kanun Tasarısı'nı kabul etti. Türk vatandaşlığının kaybedilmesine neden olan durumları yeniden düzenleyen kanuna göre, askerlik yapmayanların Türk vatandaşlığından çıkarılmasına son verilecek.
Geçen dönemden kalan ve Hükümet tarafından yenilenen ve bugün TBMM İçişleri Komisyonu'nda görüşülerek kabul edilen "Türk Vatandaşlığı Kanun Tasarısı" ile Türk vatandaşlığının kazanılması ve kaybına ilişkin hizmetlerin esas ve usulleri yeniden düzenleniyor.
Tasarıyla, Türkiye'de ikamet eden vatansız anne-babadan doğan çocuklar ile Türkiye'de bulunmuş çocukların, toprak esasına göre aksi ispat oluncaya kadar Türk vatandaşlığını kazanmalarına imkan tanınıyor. Türk vatandaşlığını kazanmak isteyen yabancıların, taşıdıkları ülke vatandaşlığından çıkma şartının aranıp aranmamasında Bakanlar Kurulu'nun yetkili kılınması amaçlanıyor.
Vatandaşlığa alınmada, Türkiye'de ikamet etme süresi 5 yıl olarak belirlenirken, mevcut uygulamadaki Türk soylular için 2 yıl ikamet etme şartının 2010'a kadar devam etmesi öngörülüyor. Bu tarihten sonra, bütün yabancılar için ikamet sürelerinin eşit hale getirilmesi amaçlanıyor.
YABANCLARIN TÜRK VATANDAŞLIĞINA ALINMASI
Tasarıyla getirilen bir başka düzenlemenin de bazı istisnai hallerde Bakanlar Kurulu'na verilen yetkiyle vatandaşlığın kazanılması kolaylaşacak. Türkiye'ye sanayi tesisleri getiren, sosyal, ekonomik, bilim, teknik ya da sanat alanlarında olağanüstü hizmeti geçmiş veya hizmeti geçeceği düşünülen ve ilgili bakanlıklarca teklif edilen yabancılar, Bakanlar Kurulu'nca vatandaşlığa alınması zaruri görülen yabancılar, Bakanlar Kurulu'nca göçmen olarak kabul edilen yabancılar, güvenlik bakımından Türk vatandaşlığına alınmaya engel teşkil edecek bir hali bulunmamak şartı dışında herhangi bir şart aranmaksızın, istisnai olarak Bakanlar Kurulu'nca vatandaşlığa alınabilecekler.
Tasarıyla, evlat edinilen 7 yaşından küçük yabancı çocukların Türk vatandaşlığını kazanabilmelerine de imkan tanınıyor. Vatana bağlılıkla bağdaşmayan eylemlerde bulunduklarından dolayı Türk vatandaşlığı kaybettirilenler ile seçme hakkını kullanarak Türk vatandaşlığını kaybedenlerin yeniden Türk vatandaşlığını kazanabilmeleri için Türkiye'de 3 yıl ikamet etme şartı getiriliyor.
ASKERLİK YAPMAYANA VATANDAŞLIK YOLU AÇILIYOR
Mevcut kanuna göre, askerliğini yapmama veya izin almadan başka bir vatandaşlığı kazanma nedenleriyle Türk vatandaşlığını kaybetmiş olanların herhangi bir ikamet şartı aranmaksızın vatandaşlık hakları ise devam edecek. Türk vatandaşlığının kaybettirilmesinin nedenleri yeniden belirlenerek sınırlandırma getiriliyor. Yükümlü askerlik görevi yapmamanın, Türk vatandaşlığının kaybı nedenleri arasından çıkarılıyor. Türk vatandaşının, yabancı bir devlet vatandaşlığına geçmek üzere önceden izin alma uygulamasına da son veriliyor.
Tasarıyla ilgili komisyona bilgi veren İçişleri Bakanı Beşir Atalay, sanatçı, sporcu gibi Türkiye'ye faydası olacak insanların, herhangi bir bakanın önerisi ile Bakanlar Kurulu tarafından vatandaşlığa kabul edileceğini belirterek, Türkiye'de iş yapacak yabancıların vatandaşlığa kabulünün de kolaylaşacağını kaydetti.
------------
Burak Evci
Kâinata baktığımızda nasıl ahenkli ve birbirini tamamlar nitelikte bir düzen mevcut ise bu düzenin insanlar üzerindeki tecellisi de kaçınılmazdır.
Tarih boyunca insanlığı ileri seviyeye taşıyan fikirler hep özgür düşünce sayesinde vücut bulmuştur. Ülkemize baktığımızda bir fikir perişanlığının mevcudiyeti gözlemlenmektedir. Bunun sebebi ise sınırsız özgürlüktür. Materyalist felsefenin ferdiyetçilik fikri ile beslenen; kişilerin tam hareket serbestîsine sahip olması gerektiği inancı, saf dil kitleler tarafından cazip ve kolay inanılır bir fikir olarak görülmektedir. İddialara göre bir memlekette kısıtlayıcı fikir bulunmamalıdır, herkes düşüncesinde ve davranışlarında tamamen hür olmalıdır.301.maddenin kaldırılmak istenmesinin sebebi de budur. İfade edilenlerle ulaşılmak istenilen insan haklarını korumak, ifade özgürlüğünü sağlamak değil; cemiyeti çökertmektir. Cemiyeti çökertmek içinde o cemiyetin temel dinamiklerini bombalamak en kestirme yoldur.
Bir kanuni cezanın varlığından rahatsız olanlar; o suçun failleri, o suçu işleme kararlılığında olanlar ve o suçun işlenmesinden çıkar sağlama amacında olanlardır. Devlete ve millete saldırmayı kendilerine meslek edinmiş olanların bu maddeden rahatsızlık duymalarının sebebi hikmeti budur.
Asıl özgürlüğü engelleyen bu zihniyetin sahipleridir. Çünkü yekpare bir eğitimle halktan 'üniform' yığınlar yaratılmasını sağlamışlardır. Bu sayede halk onların yönlendirmesinin dışına çıkamamakta; başka bir şey düşünememektedir. Meydana getirdikleri 'kültür emperyalizmi' ile her emre kayıtsız, şartsız itaat eden; tepkisiz sürüler meydana getiren bu zihniyet iptidai bir şekilde işlemekte ve dış mihraklar tarafından işletilmektedir.
Hukuk; insanın ve toplumun şeref ve haysiyetini koruyan haklara, kati surette riayet edilmesi keyfiyetidir. Bu haklara riayet etmeyenlerden biri de Avrupa Birliği'dir. Birlik içerisindeki devletlerin de kendi kurum ve organlarını koruyan yasaları bulunmasına rağmen 301. maddenin kaldırılması gerektiğini Türkiye'ye dayatmak istemesi de hoşgörülür bir davranış değildir. Kendileri 'Ermeni Soykırımı' iddialarının inkârını suç sayan yasa ile düşünce ve fikir hürriyetine bile ket vururken; Uluslar arası Af Örgütü 301. maddenin ifade özgürlüğüne doğrudan bir tehdit oluşturduğuna inanmaktadır. İfade özgürlüğü, Uluslar arası Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesinin 19. Maddesi ve Avrupa İnsan Hak ve Temel Özgürlüklerinin Korunması Sözleşmesinin 10.maddesiyle koruma altına alınmıştır. Türkiye bu iki sözleşmeye de taraftır ve bu nedenle bu özgürlüğün korunması ve kollanması yönünde temel yükümlülüğü vardır ve buna binaen 301.maddenin 4.maddesiyle dikkatinizi çekiyorum, eleştirel düşünce suç sayılmamaktadır. Bütün bunlardan anlaşılacağı gibi ilgili maddenin kaldırılmak istenmesinin amacı bizi savunmasız bırakmaktadır.
Başkalarının özgürlük alanını ihlal eden yaklaşımlar, özgürlük olmaktan çıkmış, zorbalık haline gelmiştir. Bir kişinin özgürlüğünün başladığı yerde diğerinin özgürlüğü biter. Takdir edersiniz ki, her şeyin bir sınırı olduğu gibi, özgürlüğünde bir sınırı vardır. Sınırsız özgürlük orman yasalarında mevcuttur.
Siyasiler ve bürokratlar gerçekçi ve ileri görüşlü olmalıdırlar. Olayları analiz ederken milletin aleyhine olabilecek kararlar vermemeli, şer odaklarının etkisi altında kalmamalı, onların planlarına bilmeyerek dahi olsa yardımcı olmamalıdır. Zira yönetimde bulunan bu şahıslar kusurlarından sorumlu oldukları gibi, kusursuz veya menfi hareketlerinin neticelerinden de sorumludurlar.
Ütopyaların peşinden koşularak bizi biz yapan değerlerden vazgeçilemez.
yenimesaj.com.tr
------------
Artık.Laikliğe, özellikle Atatürk'e sögenler ödüllendirecek,
Ulu önder falan diyenlerde...aydan....yıla kadar cezalardırılacak..
Türklüğe, Türkiye cumhuriyetine, Türk bayrağına, Türk anayasasına sölünün her türlü küfür serbestir.Hertürlü karalama, iftira, aşağılama, dünya kamu oyuna rezil etme ödüllendirilir.PKK militanları, ve yandaşları yolay gele..
Sayın Erdoğan'a ve 301 sizlere bir sorum var.
Sayın Erdoğan;
Bu güne kadar;kişilik haklarına saldırıldığı ve hakaret içerdiği gerekçesiyle şimdiye kadar 60 yayın kuruluşu ve gazeteci aleyhine toplam 1.5 trilyon liralık tazminat davası açtınız.
Bu konu sizin için o kadar önemli ki;
Partinizin hukuk bürosundaki medya takip görevlileri her gün düzenli olarak tüm gazeteleri takip ediyor. Yüzlerce haberin içinde Başbakan'ın şahsına yönelik hakaret, tezyif ve karalama içerdiği düşünülen, onur ve kişilik haklarını ihlal eden yazı, yorum, haber ve karikatürler tespit edilerek ayrı bir dosyada toplanıyor. Medya takibi sadece gazetelerle sınırlı değil. Televizyonlar da yakın takipte. Haftalık dergilerlerle internet siteleri de ihmal edilmiyor. Dosyayı inceleyen Avukat Fatih Şahin, suç unsuru bulunan yazı ve haberlerin bir kısmına tazminat talebiyle dava açıyor bazılarıyla ilgili de savcılığa suç duyurusunda bulunuyor.
Basına açtığınız davaların bazıları:
Cumhuriyet gazetesinde 9 mayıs 2004'te çıkan ve kendisini 'yumağa dolanmış kedi' olarak betimleyen Cumhuriyet gazetesi çizeri Musa Kart aleyhine 5 bin YTL'lik dava açmıştı. Dava nisanda Başbakan Erdoğan lehine sonuçlanmıştı.
Başka bir karikatür nedeniyle Evrensel gazetesi aleyhine açtığı davada ise 10 bin YTL manevi tazminat kazanmıştı.
Karikatürlerden sonra sloganlara da dava açan Erdoğan, SEKA fabrikasında eylem yapan işçilerin sloganlarını yazan Evrensel gazetesine de 24 mart 2005'te 15 bin YTL'lik tazminat davası açmıştı. Dava henüz sonuçlanmadı.
Bekir Coşkun'a da 15 nisanda bir dava daha açmıştı. Erdoğan, Coşkun'dan bu kez 10 bin YTL'lik manevi tazminat istiyor.
19 nisanda da 'İsyan' adlı kitapta kişilik haklarının ihlal edildiği iddiasıyla, yazar Yalçın Küçük ve yayıncı Penguen şirketi aleyhine 40 bin YTL'lik tazminat davası açmıştı.
Kitapta yer alan isnatlara katlanılmasının mümkün olmadığı belirtilen dilekçede, davalıların, Erdoğan'ın toplum önünde küçük düşürülmesine ve kişilik haklarının ağır biçimde ihlal edilmesine neden oldukları savunulmuştu.
Kazandığınız davalardan bazıları
Gazeteci-yazar Fikret Otyam'dan, kişilik haklarını ihlal ettiği gerekçesiyle 5 milyar lira manevi tazminat kazandı.
Gazeteci Altemur Kılıç da Başbakan'a hakaret ettiği gerekçesiyle Erdoğan'a 10 bin YTL tazminat ödedi. Erdoğan son olarak Hürriyet gazetesi yazarı Bekir Coşkun'a daha önce açtığı davadan 4 bin YTL tazminat kazandı.
Mersin'de, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile girdiği tartışma nedeniyle hakkında "Devlet büyüklerine hakaret, toplum önünde onur, şeref ve saygınlığını rencide etmek" suçlamasıyla kamu davası açılan çiftçi Kemal Öncel, çıktığı ilk duruşmada beraat etti.
Şimdi sormak istiyorum:
Şahısların onur haysiyet ve gururları, ulusun onur haysiyet ve gururundan daha mı değerlidir.!
Danimarka'da yayınlanan karikatür nedeniyle İslam alemi ayaklandı tepkiler günlerce, günlerce sürdü..
Papanın İslamiyet'i şiddetle bütünleştirmesine tepkiler hala sürüyor.
Bu örnekleri onlarca çogaltabiliriz.
Madem düşünce özgürlüğü var..Herkes önüne gelene küfür etsin,, hakaret etsin, iftira atsın.Ama hakarete uğrayanın dava etmeye hakkı olmasın.
Neden..!
Çünkü; düşünce özgürlüğü var..
Bu nasıl bir mantık.
Nasıl bir demokrasi anlayışı;
O zaman adalet sistemine ne gerek vardı..
Düşünce özgürlüğü mantığı kişilere; milletlere ve devletlere göre şekil değiştiriyorsa,
Bir kesime hakaret edildiğinde sırt sıvazlanıyor,başka bir kesime hakaret edildiğinde
Tepkiler ayyuka çıkıyorsa..
Örneğin:
''Türk'e ve Türklüğe hakaret düşünce özgürlüğü kapsamındadır, önüne gelen ağzına geleni diyebilir, hakaret edebilir''se.
O zaman bu konuları çook daha derin düşünmek gerek.Hem de iyice bir derin!
Bence; Düşünce özgürlüğü demektense, insanların azından çıkanı kulağı duysa, yedi defa düşünüp bir kere söylese, söylediklerini de vicdanıyla sorgulasa çok daha iyi olur.
Saygılarımla N.Şener
Kaynak:
http://ahmetdursun374.blogcu.com/5187511/
---------------
SEÇİM:SEÇİM SONUÇLARI BİLGİSAYARDA NASIL DEĞİŞTİRİLDİ?
http://ahmetdursun374.blogcu.com/5303691/
---------------
__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.

Konu ahmetdursun tarafından (05.01.08 saat 12:15 ) değiştirilmiştir.. Sebep: Kaynak belirtmesi
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #353  
Alt 05.01.08, 12:17
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 794
Ettiği Teşekkür: 2
68 tane iletisine 100 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart AKP'nin anayasa yapma yetkisi yok/Sabih Kanadoğlu

Sivil darbe olur!
AKP'nin anayasa çalışmalarını yorumlayan Sabih Kanadoğlu'ndan tartışma yaratacak sözler:
Yargıtay Onursal Başsavcısı Kanadoğlu, AKP'nin aldığı yüzde 46 oyla istediğini yapmaya çalıştığını belirtti. Böyle bir durumda her yüzde 46 oy alanın kendi anayasasını yapabileceğini belirten Kanadoğlu, yetkisi olmadan anayasa yapmaya çalışan AKP'nin bu tavrını 'sivil darbe girişimi' olarak tanımladı. Anayasa hukukçusu Doç. Dr. Bertil Emrah Oder de meşruiyet sorununun aşılması için kurucu meclis gerekliliğine vurgu yaptı.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan 'ın aylar öncesinden açıklanacağını duyurmasına karşın halen gün ışığına çıkmayan anayasa değişiklik taslağı, meşruiyet tartışmasını da beraberinde getirecek. Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu , AKP'nin anayasayı değiştirme yetkisi bulunmadığına işaret ederken "Anayasayı ideolojilerine dayanak yapıyorlar" dedi.
Kanadoğlu, değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek maddelerdeki ilkelerin başka anayasa maddesiyle değiştirilemeyeceğine dikkat çekerek "Başlangıçtaki ilkeleri sulandıracak ya da yok edecek metin getirilirse bu düzenlemeler de şeklen denetime tabi olur. Değişiklik yaparken anayasada hâkim olan ilkeleri bir tarafa atamazsınız" diye konuştu.
AKP'nin yeni anayasa yapma yetkisi olmadığını kaydeden Kanadoğlu, yetkisiz bir kurulun hazırladığı metnin halkoyuna sunularak meşruiyet kazanamayacağını kaydetti. AKP'nin aldığı yüzde 46 oyla istediğini yapmaya çalıştığını anlatan Kanadoğlu, "4 yıl sonra bir başkası yüzde 46 alırsa o da yeni bir anayasa mı yapacak? Böylesi bir durumda her yeni gelen kendi anayasasını yapmaya kalkar. Hiçbir anayasa kendisini tamamen ortadan kaldırma yetkisini vermez. Dünyada bunun üç istisnası vardır. Anayasada hiçbir kişi ve organın dayanağını anayasadan almayan yetkiyi kullanamayacağı ilkesi var. Böyle bir yetki yokken bu işe kalkışılırsa bu sivil darbeye dönüşür" diye konuştu.
Anayasa hukukçusu Doç. Dr. Bertil Emrah Oder de, anayasa değişikliğinin hangi noktalarda gerekli olduğunu ve katılımcı sürecin hazırlanması gerektiğini belirterek "Bunu hazırlayacak olan da kurucu meclistir" dedi. "Anayasa günlük bir politika malzemesi olamayacak kadar ciddi ve ağır bir konudur" diyen Oder, "Eğer bunun ayırdında olsalardı anayasa tartışmasını bu kadar rahat önümüze sürmezlerdi. Siyasal elitlerimizin anayasa hukukunun bir üst norm olduğu konusunda duyarlılığı yok. Eğer olsaydı bu kadar basit, gündelik, kısa sürede yapılabileceği mesajı verilmezdi. Meşruiyet açısından kurucu meclisin olması şart" diye konuştu.
"Eğer halk yeni bir anayasa yapmak üzere Meclis'i seçmiş olsaydı meşruiyet sorunu aşılabilirdi" diyen Doç. Dr. Oder, şunları söyledi: "Siyasette bütün yaşadığımız sorunların anayasa ile aşılabileceği yanılgısı var. Yaşanan ekonomik, sosyal sorunların kökeni anayasal değil. Siyaset sıkıştığı noktada anayasa tartışması başlıyor, hastalık halini aldı. Sorun, bir hukuksal metinden çok taşıyıcı olan toplumsal ve siyasal kültürün değiştirilmesidir. Bunu da ancak doğru bir siyasetle değiştirebilirsiniz. Anayasa değişikliği sihirli bir formül değildir sorunların çözümünde."
YARSAV Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu da iktidar partisinin milletvekillerinin bile hazırlanma süreci ve içeriğinden haberdar olmadığı bir metnin toplumsal sözleşme olarak nitelendirilemeyeceğini vurguladı. Eminağaoğlu, "Anayasa, devletin yapısını, işleyişini, hak ve özgürlükleri düzenleyen metin olduğuna göre, böyle bir metnin tek bir siyasi parti tarafından hazırlanması, ortaya hukuk devletini ya da demokratik devleti değil, parti devletini çıkarır" dedi.
--------------
USMER'İN ANAYASA BİLDİRGESİ TASLAĞI
http://ahmetdursun374.blogcu.com/4384620/
----------
ANAYASA:NEDİR?NE DEĞİLDİR?YENİ BİR ANAYASA GEREKSİNİMİ VARMI?
http://ahmetdursun374.blogcu.com/4180587/
----------------
BAROLAR BİRLİĞİ:ANAYASA TASLAĞI-1
http://ahmetdursun374.blogcu.com/4609075/
---------
BAROLAR BİRLİĞİ:ANAYASA TASLAĞI-2
http://ahmetdursun374.blogcu.com/4609122/
-----------------
BAROLAR BİRLİĞİ:ANAYASA TASLAĞI-3
http://ahmetdursun374.blogcu.com/4609165/
--------------
BAROLAR BİRLİĞİ:ANAYASA TASLAĞI-4
http://ahmetdursun374.blogcu.com/4609187/
-----------
__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #354  
Alt 05.01.08, 12:27
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 794
Ettiği Teşekkür: 2
68 tane iletisine 100 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Sübyancılık,12 yaşında gelin oldu

Enis BERBEROĞLU
eberber@hurriyet.com.tr
Küçük gelinler diyarı

GAZETELERDE 12 yaşındaki gelinin düğün haberi.

Jandarma düğünü durdurup kızı Çocuk Yuvası’na koymuş.

Bilmiyordum, Aksaray’ın kadın vekili İlknur İnceöz’e sordum öğrendim:

Yörede küçük gelin ádeti oldukça yaygınmış. Özellikle gurbette çalışan aileler böyle çocuk yaşta gelinleri tercih edermiş. Devlet Bakanı Nimet Çubukçu ile İnceöz iki yıldır kampanya ile önüne geçmenin yolunu ararlarmış.

Anadolu’nun ender kadın vekillerinden İlknur Hanım avukat. Meclis’e girmeden aile içi şiddete karşı çok dava almış, sığınma evlerinde yer bulunamayan mağdurlar için ev bile kiralamış.

Son küçük gelinle dün yuvada görüşecekti. Önden şu bilgileri almış:

Belli ki babaannesi ile yalnız yaşayan çocuk evliliğe razıymış.

Ayrıca gerçek yaşının 12 değil 14 olduğunu söylüyormuş.

İlknur İnceöz haklı olarak itiraz ediyor:

- TV’deki kadın programlarına bakın. Katılanların neredeyse tamamı geçmişlerinden pişman. İster 12, isterse 14 yaşında olsun, bu çocuk kararının sonuçlarını kestiremez ki.

Dipnot: Geçen yıl bu zamanlar muhafazakár gazetelerin aile içi şiddet ve kadına eziyet haberlerini kullanmamalarını eleştirdim, alınanlar çıktı. Aksaraylı D.K.’nın haberini Yeni Şafak’ın birinci sayfasında okudum ve sevindiğimi de kayda geçirmek isterim.
---------------
ESKİ ARAP TOPLUMUNDA EŞCİNSELLİK VE İSLAM
http://ahmetdursun374.blogcu.com/3527832/
----------------------
İslam'da Kadına Dayak Tartışılıyor
Almanya’da bir yerel mahkemenin Kur-an’ı Kerim’i dikkate alarak İslam’da kadınların cezalandırılmasının yeri olduğuna hükmetmesi tartışma başlattı. Karar tekrar bozuldu, ancak tartışması uzmanlar arasında devam ediyor.
Bundan yaklaşık bir yıl önce, Frankfurt Main kentinde bir hakimin verdiği karar, Almanya’da hayret ve tepkiyle karşılandı: Fas kökenli Alman bir kadın, yine Fas kökenli olan eşinden, Almanya’da boşanmak isteyenler için gereken sürenin dolmasını beklemeden, ayrılmayı istiyordu. Zira, eşi kadını sürekli dövüyor ve öldürmekle tehdit ediyordu. Hakim ise bu gerekçeyi kabul etmeyerek, kadının talebini reddetti. Buna gerekçe olarak da, eşlerin Müslümanlığını ve Kur-an’ı Kerim’de kadınların cezalandırılmasının yerinin olmasını gösterdi. Karar, hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmadığı için derhal bozuldu. Ancak İslamiyette kadınların cezalandırılması ile ilgili tartışmalar sürüyor. Sünni ve Şii dini liderler bir soruya yanıt arıyor: İslamiyete göre kadınlar dövülebilir mi?

Şeyh Muhammed Hüseyin Fadullah görüşleriyle, her defasında İslam dünyasında hararetli tartışmalara yol açmayı başarıyor. Namus cinayetlerini “iğrenç” ve “rezillik” olarak nitelendiren Lübnan’daki Şiiler’in dini lideri, evlilikte şiddete ilişkin açıklamaları ile gündeme geldi. Şeyh Hüseyin Fadullah, “eğer bir erkek eşini döverse, kadının da aynı şekilde karşılık verme hakkı doğar, yani dayağa karşı dayak.”
Şeyh’in fetvası
Görüşleriyle Hizbullah’a ruhani öncülük eden Şii Şeyh, verdiği bu fetva ile Sünniler arasında Kur’an’ın tefsiri konusunda ateşli bir tartışma başlatı. Mısır’ın saygın üniversitelerinden, Kahire El Ezher Üniversitesi Karşılaştırmalı İslami Hukuk Fakültesi Dekanı ve İlahiyatçı Suad Saleh, verilen bu fetvada “bazı sorunlar” olduğunu savunuyor.
Eğer erkek, eşini haksız yere döver ve kadın da bu şiddete, şiddetle karşılık verirse, ki fetvada bu öngörülüyor; ve çocuklar anne-babalarının birbirlerini nasıl dövdüğünü görürlerse, aile hayatı öç ve çatışmanın hüküm sürdüğü, cehennem hayatına dönüşebilir. Eşler birbirlerini affetseler bile, gelişmekte olan çocukların ruhsal durumunda, bu çatışmanın olumsuz izleri görülebilir.

Suad Salih, “haksız” olan bu şiddete maruz kalan kadınların içinde bulundukları durumdan kurtulması için boşanmalarını öneriyor.

El Ezher Üniversitesi’nde öğretim üyesi olan Suad Salih, aynı zamanda televizyondan verdiği vaazlarla da tanınıyor. Ailenin kutsallığına inanan Suad Salih, bunu açıkça da dile getiriyor. Çocukların gelişimi için en iyi temeli, uyumun var olduğu bir ailenin sağlayacağını belirtiyor. Suad Salih, kendini savunmak için bile olsa, aile içinde şiddet uygulanmasının evlilik hayatını zedeleyeceğini kaydediyor.Göze göz, dişe diş
Buna karşılık, Mısır’ın eski Başmüftüsü Nasr Farid Wassel, Şii lider Fadullah’ın görüşlerine katılıyor.
Eğer kadın herhangi bir neden olmadan dövülürse, o zaman “göze göz, dişe diş” ilkesi ile karşılık vermeye hakkı olur. Bu yöntem, kadınlara karşı adaletli olunması sağlıyor ve erkeğin şiddete başvurmasını engelliyorsa, meşru bir yöntemdir.

Bu tartışmanın başlamasının en büyük nedeni ise Kur’an-ı Kerim’deki Nisa Suresi’nin 34. Ayetinin farklı şekillerde yorumlanması. Ayetin meali ise şöyle: “...bildiğini okumalarından endişelendiğiniz kadınları ikaz edin, onlarla aynı yatağı paylaşmayın ve dövün. Ancak eğer size itaat ediyorlarsa, onlara karşı bir şey yapmayın. Doğrusu, Allah Yücedir ve Büyüktür.”
Bu ayette geçen, Arapça “daraba” sözcüğü, ilahiyatçılar arasında tartışma yaratıyor. “Daraba” sözcüğü genellikle “dövmek” şeklinde tefsir ediliyor. Dolayısıyla, bu ayet, Müslüman ve gayrimüslimlerin kadınları dövmesine izin veriyor.
Daraba sözcüğünün yorumu
Chicago Üniversitesi’nde İslamiyet konusunda dersler vermiş olan İran kökenli Amerikalı Lale Bahtiyar Kur-an’ı Kerim’i İngilizce’ye tercüme etti. Bahtiyar, Arapça “daraba” sözcüğünü “dövmek” yerine “uzaklaşmak” olarak çevirdi. “Daraba” sözlüklere göre, “uzaklaşmak” anlamına da geliyor. Buna göre, erkeğin eşini dövmesine izin verilmiyor, en kötü koşullarda, eşinden ayrılması gerekiyor.
El Ezher Üniversitesi Dekanı Suad Salih, bunu şöyle yorumluyor:
Allah itaat etmeyen kadınlara verilecek cezaları kademeli olarak belirmiş: Önce ikaz ederek cezalandırmak. Eğer, bu yolla başarı sağlanırsa, o zaman dövmeye gerek yok. Cezanın ikinci aşaması ise yatakların ayrılması. Ama, yatakların ayrılmasıyla da bir sonuç elde edilemiyorsa, o zaman dövülür. Ancak, dayağın şiddetli olmaması gerekir.

Suad Salih kadınların “haksız” yere dövülmesinin bir günah olduğunu savunarak, Hazreti Muhammed’in hadislerini örnek veriyor. Hazreti Muhammed’in eşlerini hiç bir zaman için dövmediğini belirten Suad Salih, O’nun kadınları dövmeyi mekruh saydığını vurguluyor. Ancak, El Ezher Üniversitesi Öğretim Üyesi Suad Salih, kadınların dövülmesinin bazen haklı nedenleri olduğuna inanıyor.

Eşlerine itaat etmeyen kadınlar. Çocuklarının refahını düşünmeyen kadınlar. İzin almadan birlikte yaşadıkları evi terk eden kadınlar. Yabancı erkekleri gizlice birlikte yaşadıkları eve alan kadınlar. Erkeğin, böyle davranan eşini ikaz etmesi ve ailesi ile çocuklarına karşı sorumluluklarını hatırlatmasına rağmen, kadının davranışlarında bir değişiklik olmaz, şeytana ve onun kendini ayartmasına izin verirse...
İslamiyet öğretisi ne diyor?
Suad Salih, “haksız” olarak nitelendiği dayağı ise kınıyor. Suad Salih’e göre, şiddete başvuran Müslüman erkeklerin büyük bölümü İslamiyet’in öğretisini bilmiyor. Aile içi şiddet genellikle ataerkil yapı ile açıklanıyor.
Kadın sadece erkeğin arzularını karşılayacak dişi bir varlık olarak görülüyor. Kadının, onur, sorumluluk ve haklar konusunda erkekle denk olan bir insan olduğu unutuluyor. Bu nedenle, sorun şeriattan değil, şeriatın uygulanması sırasındaki yorumdan kaynaklanıyor.
Bir zamanlar Mısır’daki en büyük dini otorite olan Nasr Farid Wassel ise Nisa Suresi’nin 34. Ayetini farklı bir şekilde yorumluyor: “Dövmek” sözcüğü ile sadece korkutmak kastediliyor. Burada “dövün” derken, bedensel şiddet uygulayın denmiyor, aksine sembolik olarak, din adamlarının söylediği gibi, sadece sopayı gösterin.

İslamiyet hakkında çok sayıda kitap yazan Nasr Farid Wassel, Nisa Suresi’nin 34. Ayeti’nde geçen “dövün” sözcüğü ile kesinlikle sert bir dayak veya bedensel yaralanma kastedilmiyor, aksine kadına durumun ne kadar ciddi olduğunu gösterecek sembolik bir davranışa işaret ediliyor: Beden üzerinde iz bırakacak her türlü şiddet ve acı, bir suçtur.

Kadınlara uygulanan bedensel şiddet, Birleşmiş Milletler Kadın Hakları Komisyonu tarafından insan hakları ihlali olarak tanımlanıyor. Komisyon, gerekli yasalar ve kampanyaları ile kadınları aydınlatmayı ihmal eden ülkelerin listesini yayınlıyor. Ülkelerindeki mahkemeler tarafından korunmayan kadınlar, bu komisyona şikayetlerini iletme şansına sahipler. Bu komisyonun alacağı kararların ise hukuki yaptırımları bulunuyor. Böylelikle, ulusal ve uluslararası düzeyde çalışan çok sayıda sivil toplum örgütü, şiddete uğrayan kadınlara destek veriyor.
04.01.2008 03:53:02 - DW (Alman Radyosu) Türkçe Yayını
------------
Reha Muhtar bugün, Tayyip'in şahsi çıkarcı türban taşeronlarını ne güzel teşhir etmiş..
Bu çıkarcı taşeronların yüzsüzlüklerini biz de her fırsatta yüzlerine vuralım..
“BÜYÜKELÇİ BABAM NAMAZ KILMAZDI...”
Nur (Vergin) Hocam, mailinin bir bölümünde, rahmetli Büyükelçi babasının namaz kılmasıyla ilgili şu notları veriyor:

“Babam namaz kılmazdı... Babamın zamanında böyle bir şey sözkonusu değildi... Şu anda 40 yaşlarında birine sordum, o da kılmazmış, kılanı duymamış... Diplomatlık zaten ibadetleri yerine getirmeye pek müsait değil...”

Şimdi bunu söyleyen Nur Vergin, “Siz AKP iktidarından önce, hiç namaz kılan bir büyükelçi gönüdünüz mü?” diye soruyor ve ekliyor:

“Artık halk kendisi gibi yönetciler görüyor ve öfkesi biraz olsun törpüleniyor... Türkiye İslamlaşmayacak ama bildiğiniz Cumhuriyet resmi de aynı resim olarak devam etmeyecek... Türkiye’de din olgusu devletle daha bir eklemlenecek...”

Peki Hocam sizin çok sevgili Büyükelçi babanıza, “Birisi çıkıp sakın namaz kılma, yakarım ha” falan mı dedi?..
Siz değil misiniz, mailinizde “bu meslek ibadete zaten pek uygun değil” diyen...
İbadete meslek olarak pek uygun bulmadığınız diplomatların namaz kılmadığını söyleyerek Türkiye’de din üzerinde baskı olduğunu niye ima ediyorsunuz?..
***
Tanıdıklarım kusuruma bakmasın...
Benim son zamanlarda ifrit olduğum bir demeçler dönemi başladı...
Eren Talu isimli mimar tanıdığım, Toplu Konut İdaresi’nden Galatasaray’ın Seyrantepe’deki yeni stad projesini aldı...
O günlerde hemen bir demeç patlattı:
“İçkiyi kestim, işlerim açıldı.”
Cemil İpekçi isimli modacı tanıdığım Türk Hava Yolları’nı giydirmeye başladı;
Aynı günlerde demeci patlattı:
“Üniversitelerde türban yasağı kalkmadan, defile yapmayacağım...”
Yahu bugüne kadar ki defileleri niye yaptın peki üstad diye sormazlar mı adama?..
Yoksa o zamanlar üniversitelerde türban serbest diye mi biliyordun...
Gamze Özçelik ve Uğur Pektaş isimli sevgili “dizilerde oynamanın yanısıra Umre’ye tur düzenleyeceklerini” açıkladılar...
Alp Nuhoğlu isimli doktor jinekolog arkadaş Kıbrıs’ta tüp bebek merkezi açmadan hemen önce aniden Fethullah Hoca’nın uğuruna mazhar olduğunu açıkladı...
Seda Sayan Hülya Avşar isimli sanatçılar, bir anda “türban bize çok yakışıyor” diyerek resimler vermeye başladılar...
Sonra Yavuz Onursal beyefendi Seda Sayan Hanımefendi için yeni programlar aramaya başladı...
Bülent Ersoy hanımefendi, gecenin 9.30’unda “Orucumu açamamıştım şimdi açayım diye canlı yayında oruç açıp, dua okumaya kalktı...”
Bunların hepsi her nedense bugünlerde oluyor...
Herkes hızlı bir şekilde hidayete eriyor...
Bana da şöyle söylemek düşüyor:
Oğlum Hidayet, çay getir, misafirlere çaaay...
Bilmem anlatabiliyor muyum Nur Hocam...
Ellerinden öperim...
Uluç Gürkan
HERKES İÇİN FIRSAT
HERKESTEN SORUMLULUK
HERKESİN TOPLUMU
www.ulucgurkan.net
ulucgurkan@ulucgurkan.net
0090 312 4198777 - 0090 532 2180758
Kaynak:
http://ahmetdursun374.blogcu.com/4818174/
__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #355  
Alt 05.01.08, 12:35
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 794
Ettiği Teşekkür: 2
68 tane iletisine 100 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Butto,ÖlÜmÜ Lazerden Mİ/sir KardeŞİlİĞİ İllumİnatİ

HARARİ'DEN BUTTO'YA 'BÜYÜK ORTADOĞU' SUİKASTLERİ
İBRAHİM KARAGÜL
Sistematik suikastler ve "Büyük Ortadoğu" Projesi

11 Eylül saldırılarından iki gün önce, 9 Eylül 2001'de yapılan bir suikastin etkilerini gördükten sonra, o günden Butto suikastine kadar Büyük Ortadoğu Projesi ile belirlenen, yeryüzünün fay hattını oluşturan bölgedeki bütün suikastleri dikkatle izliyorum. Her birinin o ülkenin, içinde bulunduğu bölgenin ve küresel ölçekli gelişmelerin üzerindeki etkilerini hayretle takibediyorum. "11 Eylül saldırılarını haber veren suikast" olarak nitelediğim bu olaydan sonra her fırsatta "suikastlerin izini takibedin", "Başkaları da öldürülecek" şeklinde ısrarlarım oldu. "Kime suikast yapılacak" başlığı altında endişeleri dile getirmemin üzerinden çok geçmeden söz konusu ülkede yeni cinayetler oldu.

Çünkü 11 Eylül sonrası Kuzey Afrika'dan Orta Asya içlerine, Güneydoğu Asya'ya uzanan kuşak üzerinde 21. yüzyıla şeklini verecek dehşet verici bir savaş yaşanıyor. Çünkü; küresel iktidarın, kaynakların ve pazarların paylaşımı yapılıyor. İşgaller, ambargolar, harita taslakları, rejim değişiklikleri, silahsızlandırma, terörle mücadele, terör saldırıları, bazılarının "Üçüncü Dünya Savaşı" olarak tanımladıkları söz konusu savaşın unsurları. En önemlisi de bu savaş, etkisi altına aldığı ülkelerin iç dinamikleriyle bütünleşiyor, o ülkelerin zaaflarından besleniyor. Etnik sorunlar, kültürel ve sosyal sorunlar, özgürlük sorunları, ekonomik gerilik ve adaletsizlikler, en önemlisi de iç siyasi çekişmeler ve yerel iktidar çatışmalarından güç alıyor. İşte suikastler, bu büyük savaş, büyük hesap içinde çok önemli bir yer tutuyor. Bu yüzden, "11 Eylül'ü haber veren suikast"ten Butto'nun öldürülmesine kadar işlenen cinayetler "Büyük Ortadoğu suikastleri" olarak tarihe geçecektir. Bu çalışmada, 11 Eylül saldırılarından günümüze, suikastleri, kimlerin öldürüldüğünü, bu ölümler sonrasında ne tür gelişmeler yaşandığını, ülkelerin nasıl karmaşaya sürüklendiğini, ölümlerin arkasındaki bağlantıları inceleyeceğiz.
Tarihin en karmaşık suikastlerinden biri
Krizlerle, çatışmalarla, trajedilerle ama yine de umutla bir yılı geride bırakmaya hazırlandığımız günlerde, 27 Aralık'ta Pakistan'dan gelen trajik bir haber, 2008 yılının bir öncekinden çok da farklı olmayacağını bir kez daha hatırlattı. Pakistan eski başbakanı Benazir Butto, trajik bir saldırıyla hayatını kaybetti. Bugünkü Devlet Başkanı General Pervez Müşerref'in sekiz yıl önce yaptığı askeri darbeden bu yana demokratik sürece geçilmeye çalışan ülkede, 8 Ocak'ta yapılması planlanan seçimlerin favori ismi Benazir Butto, tartışmalı bir şekilde ülkesine döndü. Aynı gün, konvoyuna yapılan saldırıda 135 kişi hayatını kaybetti. Benazir Butto kurtulmuştu. İkinci saldırıda öldürülmesi için bir intihar bombacısı ve bir suikastçi yetti. İntihar bombacısı bombayı patlatırken suikastçi Butto'ya kurşun yağdırıyordu. Butto'nun öldürülmesi siyasi tarihin en önemli suikastlerinden biri olarak kayda geçecek.

Kimlerin, hangi güçlerin öldürmüş olabileceği sorusundan önce nasıl öldürüldüğüne ilişkin bilgiler bile hala netleşmedi. Önce intihar bombacısının üzerindeki bombayı patlatmasıyla öldüğü açıklandı. Ardından bombanın yanı sıra bir suikastçinin tabanca ile Butto'yu vurduğu, ağır yaralandığı, hastaneye götürülürken öldüğü bildirildi. Hatta keskin nişancılar tarafından öldürüldüğü bile iddia edildi. Partisi, vurulmasına ilişkin dosyanın değiştirildiğini, Butto'nun bombanın etkisiyle kafasını araca çarptığı için öldüğüne ilişkin yeni bir dosya hazırlandığını iddia etti. Ancak daha sonra, bir suikastçinin saldırı anındaki görüntüleri yayınlandı.

En son iddia ise, yine patisinden geldi. Pakistan Halk Partisi, Butto'nun ileri teknoloji lazer silahıyla öldürüldüğünü öne sürdü. The Nation gazetesinde yer alan habere göre, Butto sadece kurşunlara hedef olmadı aynı anda lazer silahıyla da bir başka saldırıya uğradı. Rawalpindi Devlet Hastanesi'ne götürüldükten sonra cesedini inceleyen doktor Musaddık Han, aynı gazeteye; "Hayatında ilk kez böyle bir şey görüyorum. Beyninin yarısı dışarı çıkmıştı. Yaralanma kurşunlardan değil" diyordu. Bomba ve kurşunların, gerçek saldırıyı kamufle etmek için yapıldığı belirtiliyor. Bu açıklamadan sonra suikastle suçlanan Taliban ve Beytullah Mesud'un, ellerinde böyle silahlar olmadığına dair açıklama yaptığı belirtiliyor. Mesud'un daha ön ceki saldırıdan sonra Butto'ya iki mesaj gönderdiği ve kendisine karşı bir düşmanlıkları olmadığını bildirdiği ifade ediliyor.
CEVAPSIZ KALACAK SORULAR!
Kim, neden öldürdü? Sistem içindeki iktidar çatışmasının mı kurbanı oldu? Yoksa ülkenin geleceğine ilişkin endişe verici senaryoları hazırlayanları n mı? El Kaide mi, Taliban mı?

Pakistan'ın modern yüzünü temsil ettiği için mi, kadın olduğu için mi, laik olduğu için mi, radikal İslamcılarla kavgalı olduğu için mi, demokrasi düşmanlarını rahatsız ettiği için mi öldürüldü?

Butto'yu devreden çıkarmak isteyenler neyi amaçlıyordu? Müşerref iktidarının devamını mı? Yoksa Müşerref'i de devreden çıkarmayı mı? Ülkeyi iç çatışmalara sürüklemeyi mi? Afganistan'daki istikrarsızlığı Pakistan'a yaymayı mı? Güney Asya'da Ortadoğu'dakine benzer planlar uygulamayı mı? Pakistan'da askeri otoriteyi devirmeye yönelik Batı destekli bir "karşı darbe"mi tezgahlandı? Yerel dinamikler bu darbeyi önlemek için Butto'yu mu öldürdü?

Bugünlerde bazı çevrelerin dile getirdiği gibi, Pakistan'ı İran'a dönüştürmeye çalışan "ABD karşıtı Müslüman milliyetçiler" harekete mi geçti? Bu güçler, iktidarı denetim altına alıp nükleer silahları ele geçirmeye mi çalışıyorlar? Yoksa birileri, nükleer silahların güvenliği iddiasıyla Pakistan için düğmeye mi bastı?

Cevaplanması çok zor sorular var. Cevap aramak yerine spekülasyonlara ilgi çok daha fazla. Bu soruların büyük bölümü ne yazık ki cevapsız kalacak.
SİZİ TAŞ DEVRİNE DÖNDÜRÜRÜZ
Butto'nun ölümü, yakın tarihimizin en önemli suikastlerinden biri olarak kayda geçecek. Babası idam edildi, bir kardeşi Paris'te zehirlendi, diğer kardeşi suikastle öldürüldü. Şimdi de kendisi, muhtemelen seçimlerde ciddi başarı kazanacakken ortadan kaldırıldı. Belki hiç aydınlanmayacak bir suikast bu.

Savaşta, işgal altında olmayıp da savaş şartları yaşayan bir ülkenin adım adım çöküşe, bölünmeye hatta iç savaşa doğru sürüklenmesinden kaynaklanan endişeleri pekiştiren bir suikast. Son bir yılda, herkesin "bir şeyler olacak" diye izlediği ama ne olacağını kestiremediği, içerideki iktidar çevreleri arasında acımasız bir mücadelenin yaşandığı, dış müdahalelerin içerideki kavgayı alabildiğine beslediği ve yönlendirdiği bir ülkede en önemli siyasi figürlerden biri ortadan kaldırıldı. Başbakan Tayip Erdoğan'ın ABD Başkanı George Bush'la görüşmesindeki önemli maddelerden biri Pakistan'dı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, iktidar ve muhalefet temsilcileriyle bir araya gelerek yaşanan krizi yumuşatmaya çalıştı. Böylesine endişe verici gelişmelerin yaşandığı bir ülkenin nükleer bir güç olması, suikastin önemini ve ülkenin geleceğine ilişkin kaygıları daha da artırıyor.
ABD Pakistan'ı vurur mu?
Bir süre önce ABD yönetimine mensup bazı kişiler, Pakistan yönetiminin Aşiretler bölgesinde üslendiği söylenen el Kaide unsurlarını ortadan kaldırmadığı ya da başlatacağı bir operasyonu başaramadığı takdirde Amerikan ordusunun bu bölgelere saldırması gerektiğini dile getirmişti. Yine Washington Post gazetesi, "El Kaide'ye karşı etkin bir çalışma yapmaması durumunda ABD'nin duruma müdahale etmesi gerektiğini, Pakistan'ı stratejik noktalarının vurulmasının zorunlu olduğunu, bunun için açık ve gizli operasyonları n yapılabileceğini" yazdı. Üstelik bu iddialar bizzat George Bush yönetimi tarafından dile getirilir oldu. Bu açıklamalardan sonra Müşerref, günler süren kuşatmadan sonra Lal Mescidi'ne yapılan kanlı operasyon başlattı. ABD'nin taleplerini karşılamayı amaçlıyordu. Ardından Pakistan ordusuna yönelik saldırılar tırmandı. Ülke, etnik sorunların ötesinde ABD destekli yönetimle İslamcı gruplar arasında ciddi bir çatışma ortamına sürükleniyordu. Bu durum, Veziristan ve Belucistan gibi sorunlara yaygın bir kriz daha ekledi. Krizlerin Pakistan'ı çok ciddi istikrarsızlığa sürükleyeceği, Müşerref yönetiminin bu nedenle olağanüstü hal ilan edip seçimleri erteleyebileceğ i tartışma konusu oldu. 3 Kasım'da da, beklendiği gibi, olağanüstü hal ilan edildi.
Suikast ve Müşerref rejimi!
Sri Lanka'dan dönerken uçağına saldırı yapıldığı iddiasıyla yere iner inmez darbe yapan Pervez Müşerref, 11 Eylül sonrası ABD'nin bölgesel operasyonları ndan en önemli müttefikiydi. Bush yönetimi Müşerref iktidarını "istediklerimizi yapmazsanız ülkeni taş devrine döndürürüz" diye tehdit etmişti. Müşerref'in işbirliği hiçbir zaman tatmin edici bulunmadı. Afganistan'ın işgali, iç savaş, Taliban ve ABD operasyonları nda Pakistan hep belirleyici rol üslendi. Bu süreç, darbelerle dolu tarihi olan Pakistan'daki iç siyasi ve toplumsal yapıyı büyük oranda sarstı. Afganistan işgalinden sonra Pakistan'da istikrarsızlık başladı. Bazı bölgelerin kopma eğilimi arttı. Taliban ve El Kaide'nin etkin olduğu bölgelere nüfuz edilemedi. Afganistan'a yakın bölgelerde Pakistan ordusuyla yerel güçler arasında ağır çatışmalar yaşanır oldu. Daha da önemlisi, ABD Veziristan gibi bölgelerin kontrol edilememesi halinde askeri müdahale yapmakla tehdit etti. Müşerref'in iktidarı paylaşmama yönündeki tavrı, iç siyasi kavgalar, etnik gerginlik, Şii-Sünni çatışmalarının artması, Taliban etkisi ve daha bir çok sorunun yanında Pakistan'ı nasıl bir kaosun beklediği en önemli soru. Bundan sonra Irak kadar da Pakistan'ı tartışacak dünya.
Nükleer silahları kim kontrol edecek?
Müşerref 3 Kasım'da olağanüstü hal ilan etti. 2 Kasım'da ABD'li bir istihbarat şirketi, "nükleer silahların İslamcıların ya da ordu içindeki şahin grubun eline geçmeyeceğini" açıkladı. The Washington Post gazetesinin konuya ilişkin haberi, kapalı kapılar ardındaki pazarlıkları haber verir nitelikteydi. 12 Kasım'da aynı gazetede "ABD'nin, Pakistan nükleer silahlarını korumak için gizli bir planı olduğu"na ilişkin bir rapordan söz edildi. Washington'ın silahların kontrolünü ele almayı planladığı, iyimser senaryoya göre Pakistan ordusunun ABD'ye destek vereceği bildirildi. Kötümser senaryoya göre ise, Müşerref'in kontrolü kaybedeceği, siyasi krizin derinleşeceği, ABD karşıtı güçlerin nükleer silahların kontrolünü ele geçireceği ve bunun bir ya da iki yıl içinde olabileceği belirtiliyordu. Onlara göre Pakistan ikinci İran olacak, nükleer güç İsrail'i tehdit edecekti. Tehlikeyi önlemek için önümüzdeki yıldan itibaren Pakistan'a ABD özel birlikleri gönderilecek, ülke içinde operasyonlar yapılacak ve yedi yıl orada bulunulacaktı . Geçtiğimiz ay pazarlıklar sona erdi ve Ocağın ilk günlerinde ABD askerlerinin Pakistan'a girmeye başlaması kararlaştırıldı. 13 Kasım'da Pakistan Dışişleri Bakanlığı iddialara karşı bir açıklama yaptı ve nükleer silahları koruyacak güçte olduklarını duyurdu. Bu açıklamaya rağmen konuya ilişkin tartışma hala devam ediyor. Butto suikastiyle amaçlanan bu muydu? Ülkeyi istikrarsızlaş tırmak, kontrolden çıkmasını sağlamak ve nükleer silahların güvenliği gerekçesiyle dış müdahaleye hazır hale getirmek mi isteniyor? Pakistan ABD'nin küresel savaşının tam merkezinde. Üslendiği rol onu parçalıyor. İç savaşa sürüklüyor. Keskin iktidar çatışmalarına, etnik ve mezhep kavgalarına itiyor. Büyük bir kaos beklentisi var.
--------------------
Benazir Butto’nun üye olduğu esrarengiz “Sır Kardeşliği
Kabalacı bir Hukuk profesörü olan Adam Weishaupt 1776 yılında Almanya’nın Münih kentinde, dünyanın en karanlık ve gizemli örgütü olarak bilinen İlluminati’yi kurarken, aynı yıl Amerika’nın Harward Üniversitesi’nde de ilginç bir cemiyet doğuyordu.
Adı Phi Beta Kappa idi.
Phi, ezoterik (gizemli) örgütlerin en bilinen sembolüydü; Altın Oran! Beta ve Kappa ise Yunanca alfabesindeki 2’inci ve 9’uncu harf.

Bugüne kadar hiç kimse bunun anlamını çözemedi.
Phi Beta Kappa, Amerika’nın ilk gizli cemiyeti olarak tanındı.
Zamanla garip ritüelleri olan bir “sır kardeşliği!” olarak dikkatleri üzerinde çekti.
Bütün gizemli örgütler gibi sadece üyelerin bildiği bir “gizlilik yeminleri” vardı.
1831 yılında Amerikan kamuoyunda masonlara yönelik büyük bir tepki oluştu.
Phi Beta Kappa cemiyeti de masonlukla suçlandı.
Cemiyet bu tepkiler üzerine 1831 yılında “gizli yemini” kaldırdıklarını açıklamak zorunda kaldı.

Bundan bir yıl sonra 1832’de yine Amerikan tarihinin en tartışmalı diğer bir gizli örgütü Kurukafa ve Kemikler Cemiyeti kuruldu. Bu yeni örgütün kurucuları aynı zamanda Phi Beta Kappa üyesi olan William Huntington Russel ile Alphonso Taft’tı.
Phi Beta Kappa, kurulduğu günden itibaren, üye olabilmenin en zor olduğu cemiyetlerin başında geliyor.
Asil ve zengin bir aileden gelmek ilk şartlardan biri.
(Cemiyet’in www.pbk.org adlı internet sitesinde yer alan bilgilere göre; 2009 yılı üyelik başvuruları, 2006 yılında sona ermiş. Sadece başvuru formu bile 2 bin dolar. Başvurunuz dikkate alınırsa sınava giriyorsunuz. Sınava giriş bedeli ise 10 bin dolar. Bu rakamları ödeseniz bile üye olabileceğiniz anlamına gelmiyor. Son kararı cemiyet yönetimi veriyor.)
Üyeleri de en az Phi Beta Kappa kadar ünlü oldu.
Amerikan Başkanları Theodor Rooswelt, Woodrow Willson, Jimy Carter, halen Amerikan Başkanı olan George W. Bush, Phi Beta Kappa üyesiydi.
Telefonu bulan Graham Bell, ünlü fizikçi İsaac Newton da öyle.
Sonra ünlü stratejist Henry Kissinger, dünyanın en zengin isimlerinden Nelson Rockfeller..
Başkan Adayı Hilary Clinton, Dışişleri Bakanı Condolezza Rice..
Hepsi Phi Beta Kappa üyesiydi.
Phi Beta Kappa en ünlü üyelerinden biri geçtiğimiz günlerde dünyayı sarsan büyük bir suikaste kurban gitti.
1973 yılında Cemiyet’in üyeliğine layık görülmüştü.
1988 yılında ise bir İslam ülkesinde Başbakanlığa kadar yükselen ilk kadın oldu.
O Benazir Butto’ydu!...
Kulis Ankara
Kaynak:
http://ahmetdursun374.blogcu.com/5306521/
__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #356  
Alt 06.01.08, 13:10
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 794
Ettiği Teşekkür: 2
68 tane iletisine 100 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Bazı yazılarımın adresleri istek üzerine

Bazı okurlarım yazılarımın adreslerini toplu olarak istemişler.
Ben de bu istekleri üzerine yazılarımdan bazılarının adreslerini derleme yaptım.İşte bazı yaılarım ve adresleri...
Ahmet Dursun
--------------
LAİKLİK;OBUR PEYGAMBER VE TÜRBAN
http://ahmetdursun374.blogcu.com/2625490/
-------------
HAZRETİ BUSH'UN OVAL OFİSTEKİ TOKADI
http://ahmetdursun374.blogcu.com/4533708/
-----------------
ATATÜRK,ANAYASAYA LAİKLİK İLKESİNİ NEDEN ÖMRÜNÜN SONUNDA KOYDU?
http://ahmetdursun374.blogcu.com/4516570/
---------------
ARMAGEDDON,BUSH VE KORKULARI
http://ahmetdursun374.blogcu.com/4521561/
-----------------
TÜRKİYE NEDEN BURAYA GELDİ?
http://ahmetdursun374.blogcu.com/4427743/
----------------
BİTİK ÜLKE TÜRKİYE
http://ahmetdursun374.blogcu.com/4412507/
-----------------
DEH DEDİM,CUMHURİYET BİR ADIM GİTMİYOR.
http://ahmetdursun374.blogcu.com/3684949/
-------------
ÜLKEMİZDE MÜSLÜMAN ORANI % 1,9 DUR.
http://ahmetdursun374.blogcu.com/3349170/
---------------
ÇALI DİBİ SEX,NAMUS BEKÇİLERİ,FİLLİ LİVATA VE SOĞAN
http://ahmetdursun374.blogcu.com/3408968/
--------------
MİLLET BİRLEŞİN DEDİ,EMPERYALİSTLER BİRLEŞİYOR...
http://ahmetdursun374.blogcu.com/2917792/
-----------------
KUR'AN,İRTİCA İÇİN NE DİYOR?
http://ahmetdursun374.blogcu.com/2825627/
--------------
EYALET YA DA BÖLGESEL KALKINMA AJANSLARI.
http://ahmetdursun374.blogcu.com/2160396/
-------------
ASKER KONUŞUR MU?ABDULLAH GÜL.
http://ahmetdursun374.blogcu.com/2026920/
---------------
ARAMIZDAKİ FARK,ACABA NE DİR?
http://ahmetdursun374.blogcu.com/2189070/
----------------
TEHİKENİN FARKINDAYIZ ANCAK 100-1400-2000 YIL MI?
http://ahmetdursun374.blogcu.com/2186978/
------------------
NATO-HRANT DINK-POLİS ÜÇGENİ
http://ahmetdursun374.blogcu.com/1759737/
-------------
5000 YILLIK KADIN-ERKEK ÇATIŞMASI
http://ahmetdursun374.blogcu.com/991821/
----------------
PUTPERESLİĞİN SÜNNETİ
http://ahmetdursun374.blogcu.com/984312/
----------------
AYDIN KİMDİR?AÇIKLIYORUM...
http://ahmetdursun374.blogcu.com/975285/
-----------------
EVET ATATÜRK DECCAL İDİ
http://ahmetdursun374.blogcu.com/905293/
----------------
TBMM'NİN AF yetkisi kadırılmalı mı?
http://ahmetdursun374.blogcu.com/846399/
--------------
FETHULLAH GÜLEN HAKKINDAKİ BİR ANIM...
http://ahmetdursun374.blogcu.com/775714/
----------------
FETHULLAH VE HİMMET TOPLANTILARI,,,
http://ahmetdursun374.blogcu.com/781506/
----------
Allah isterse
http://ahmetdursun374.blogcu.com/347952/
------------
DEMOKRASİ ADINA
http://ahmetdursun374.blogcu.com/15255/
--------------
VATAN VATAN dediğimiz şey
http://ahmetdursun374.blogcu.com/13251/
-----------
KORKULARIMIZ ÜZERİNE
http://ahmetdursun374.blogcu.com/49359/
-------------
ÖZELLEŞTİRME..
http://ahmetdursun374.blogcu.com/12726/
-------------
SİYASİ PARTİLER VE İKİYÜZLÜ NÜFUS PLANLAMALARI
http://ahmetdursun374.blogcu.com/576997/
-----------------
DİN ÜZERİNDEN KAZANÇ SAĞLAYANLARA!!!!!!!!!!!!
http://ahmetdursun374.blogcu.com/120004/
----------------
CESARET VE CEHALET
http://ahmetdursun374.blogcu.com/555665/
-------------
BAŞBAKAN'IN KULAĞINI KİM ÇEKTİ?
http://ahmetdursun374.blogcu.com/1139937/
----------------
SAYIN,SÖZCÜĞÜNDEKİ GİZEM..
http://ahmetdursun374.blogcu.com/2420005/
---------------
EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜNÜ İPTAL EDİNİZ.........
http://ahmetdursun374.blogcu.com/2399703/
------------------
ILIMLI KUR'AN YAZILIYOR...
http://ahmetdursun374.blogcu.com/2430957/
-----------------
CUMHURBAŞKANLARI VE SAVCILAR GÖREVE.TAKIYYE Yİ DURDURUN
http://ahmetdursun374.blogcu.com/2803682/
-------------------
ABD/TÜRKİYE SAVAŞI NE ZAMAN OLACAK?
http://ahmetdursun374.blogcu.com/2963475/
-----------------
AKP'NİN 25 YAŞ ISRARININ BÜYÜK SIRRI.İLK KEZ OKUYACAKSINIZ..
http://ahmetdursun374.blogcu.com/2971927/
----------------
RÜTÜK-SAVCILAR GÖREVE DAVET EDİYORUM.STV SUÇ İŞLİYOR.
http://ahmetdursun374.blogcu.com/2978622/
------------------
İTALYA'DA Kİ SİYASET ACABA BİZDEKİNE BENZİYOR MU?
http://ahmetdursun374.blogcu.com/3006297/
-----------------
ŞEHİTLERİMİZE TÜRBAN ÖRTELİM
http://ahmetdursun374.blogcu.com/4347099/
-----------
TEZKERE ÖNCESİ CMUK(CMK) DÜZELTİLMELİ
http://ahmetdursun374.blogcu.com/4372899/
-----------
MİLLİ TAKIM MI?..YUNANİSTAN=1,MAFYA=0
http://ahmetdursun374.blogcu.com/4387893/
-------------
UÇKUR TANRISI,TÜRBAN,KUR'AN DAKİ AYRAÇ ŞERİAT
http://ahmetdursun374.blogcu.com/4261500/
----------------
ILIMLILAR CEPHESİ
http://ahmetdursun374.blogcu.com/2452581/
-----------------
KUR'AN HAKKINDAKİ BAZI TARTIŞMALARIMDAN ALINTILAR..
http://ahmetdursun374.blogcu.com/3079289/
------------------
ZİNA YAPTIĞI İÇİN ÖLDÜRÜLECEK.(RECM).GELEN YORUMLAR
http://ahmetdursun374.blogcu.com/3598668/
------------------
KUR'AN:SÜS KELİMESİNİN GEÇTİĞİ AYETLER.
http://ahmetdursun374.blogcu.com/1993027/
------------
KUR'ANA BAŞ KELİMESİNİN GEÇTİĞİ AYETLER
http://ahmetdursun374.blogcu.com/1108517/
----------------
KUR'ANA ÖRTÜ KELİMESİNİN GEÇTİĞİ AYETLER
http://ahmetdursun374.blogcu.com/1108503/
-------------
KUR'AN:VELİ,ŞEYH,ŞEF EDİNENLERE ONLARA MÜRİD OLANLARA KUR'AN NE DİYOR?
http://ahmetdursun374.blogcu.com/1108475/
----------------
BEKLEME ODASI,AB,TÜRK HALKININ GÜNDEMİNDEN NEDEN DÜŞTÜ?
http://ahmetdursun374.blogcu.com/4611652/
---------------
BEKLEME ODASI KATILIMLARIM
http://ahmetdursun374.blogcu.com/4653980/
----------------
YAŞASIN KÜRDİSTAN,YAŞASIN ŞERİAT
http://ahmetdursun374.blogcu.com/4695234/
--------------
TSK BÖLÜNMENİN NERESİNDE?
http://ahmetdursun374.blogcu.com/4702342/
----------------
BEKLEME ODASI,EMEKLİ TÜMGENERAL OSMAN PAMUKOĞLU
http://ahmetdursun374.blogcu.com/5133851/
---------------
GÜRBÜZ EVREN,İLERLEME RAPORU'NDAN ÖNEMLİ İFADELER
http://ahmetdursun374.blogcu.com/4580773/
--------------
BAŞÖRTÜSÜ:KUR'AN DA BAŞ GEÇİYOR MU?
http://ahmetdursun374.blogcu.com/4237089/
---------------------



Rahşan Ecevit;"Ben O adamın odasına gitmem" dedi.
Sayın Rahşan Ecevit'in "Ben O adamın Odasına gitem" diye kim için söylediğini izleyeceksiniz. ALBAY HÜSEYİN AVNİ GÜLER açıklıyor..
Sayın Rahşan Ecevit'in "Ben O adamın Odasına gitem" diye kim için söylediğini izleyeceksiniz. ALBAY HÜSEYİN AVNİ GÜLER açıklıyor..
-------------------
Karaçarşaf ile spagetti nasıl yenir?
Karaçarşafın tarihçesini okumak için bakınız. KARAÇARŞAF:KEFEN GİBİ Mİ ÖRTÜYOR? - Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasak ta... - Blogcu
---------------
Hedef Neden TÜRKİYE?
Bu görüntülerde hedefin neden Türkiye olduğunu Komşu ülkeler bazında göreceksiniz.Yakın bir anlatımla başka bir yazıyı da okumanızı öneriyorum.
OBUR PEYGAMBER VE TÜRBAN. http://ahmetdursun374.blogcu.com/2625490/
-------
ATATÜRK
Biz O'na "Atatürk" diyoruz.
33 DERECELİ MASON'UN İTİRAFI, "Atatürk''ü silahla ortadan... http://ahmetdursun374.blogcu.com/365796/
--------------
Milli marş (eski okunuşuyla)
Eski söyleniş tarzı ile izleyeceksiniz.Beste yapılmadan evvel ki halidir.
-------------------
__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #357  
Alt 06.01.08, 13:39
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 794
Ettiği Teşekkür: 2
68 tane iletisine 100 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Vatikan'dan ZAMAN gazetsine 3.8 milyon dolar

Italyan IL MESSENGERO DE MONDIAL gazetesinden ;
Dinler arasi diyalog basinda da gerceklesiyor !!!

Fetullah Gulen Hocanin papa ile yapmis oldugu telefon gorusmesinden sonra ,Vatikan ,papalik maiyetinde bulunan din adamlari da ZAMAN GAZETESINE abone oldular !!!
Bu nedenle Vatikan tarafindan Zaman gazetesine 3.8 milyon USD destek amacli para transfer edildi !!!
Zaman gazetesinin İtalyanca basilarak,ucak kargoyla Vatikan'a nasil iletilecegi konusunda calismalar basladi...
Gazetenin Italya'da kurulacak olan Zaman tesislerinde basilmasi ve Fransa ve Almanya'da da kiliselere dagitimi dusunuluyor.

On goruldugune gore Italya'da da , kilise gorevlileri ve koyu dini inanclari olan Italyan vatandaslarin da posta kutularina ucretsiz olarak Zaman gazetesinin dagitilmasi calismalari da gundeme alindi.
Boylece Zaman gazetesinin tirajinin daha da arttirilmasi planlaniyor.
Fetullah Gulen'in cok saygi ve sevgi duydugunu belirttigi Papa hazretleri ise soyle soyledi ;
"Fetullah Gulen'e ve ABD'de yapmakta oldugu ,ABD'nin Ortadoguda BOP plani acilimlari konusunda calismalarina ,Vatikan tarafindan verilmekte olan desteklerimiz devam edilecektir .
Amacimizi ABD'nin bolgeye daha fazla demokrasi ve insan haklari , ozgurluk getirmesine yardimci olabilmektir.
Irak'da ise , goruldugu gibi demokrasi ve insan haklari buyuyerek gelismektedir
!!! "
Papa sozlerine soyle devam etti ;
"Biz sayin Fetullah hocayla cok yakin iliskiler icindeyiz .Buna Turkiye'de sanirim soyle diyorlar ( Biz kankayiz ) "
03.01.2008 / Rudolph Valentino
***
saygin okurlar , Zaman gazetesine iliskin bir baska haber de Turkiye'den ;
HABER MERKEZLERİNE
Zaman Gazetesi'nin 2 Ocak 2008 tarihli sayısının 1. sayfasında "Ulusal Kanal'a Kara Para İncelemesi" başlıklı bir haber yayınlanmıştır.
Bu haber gerçek dışıdır.
2004 yılında Zaman gazetesinin kampanya tarzında sürdürdüğü yayınını ihbar kabul eden Sermaye Piyasası Kurulu, Ulusal Kanal'ı incelemeye aldı. Bu inceleme Mart 2006'ya kadar yaklaşık birbuçuk yıl sürdü. Ulusal Kanal şirketlerinin yapılanması, gelir, gider kalemleri, banka hesapları tek tek sıkı bir denetime tabi tutuldu. SPK uzmanları en küçük bir usulsüzlük bulamadılar. Yapılan denetim, 120 sayfalık SPK raporu ve 4200 sayfalık ekleriyle kayıt altına alındı.

Sermaye Piyasası Kurulu, 28 Nisan 2006 tarihli 20. toplantısında 497 sayılı kararla Ulusal Kanal şirketlerinde Sermaye Piyasası Kanunu'na aykırı hiçbir uygulamanın bulunmadığını oybirliğiyle karara bağladı.
Böylece Zaman Gazetesi aracılığıyla Televizyonumuzu hedef alan ABD-Fetullah Gülen operasyonu boşa çıkarıldı.
Sermaye Piyasası Kurulu'nun vardığı sonuç; Ulusal Kanal'ın yasaya uygun davrandığıdır. "Uyarı cezası" gibi bir karar söz konusu değildir.
Ancak Ulusal Kanal'ı hedef alan kanunsuz uygulamalar devam ediyor.
Ulusal Kanal bu yeni girişimi, 23 Kasım 2007 günü kamuoyuna açıkladı. Bu kez de Maliye Bakanlığı Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı bir inceleme başlatmıştı.
Araştırma ve inceleme konusu:
"5549 Sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun".
Zaman Gazetesi bu açıklamamızı yayınlamadı. Şimdi yeni bir haber gibi gerçeği tamamen çarpıtarak Ulusal Kanal'a bir kez daha çamur atmaktadır.
"Küreselleşme" programları Türkiye'yi mafya, gladyo ve kara para cenneti haline getirdi. Hükümet dahiyane bir buluşla sorunu çözmüş. "Küreselleşme" programına karşı direnişin medyadaki kalesi Ulusal Kanal, "kara para" incelemesinin hedefi.
Ulusal Kanal, Türkiye'nin milli kanalı. Emperyalistlerin kuşatma, bölme ve parçalama planları nedeniyle ülkemizin üzerine çöken karabulutları dağıtma görevini medya alanında yerine getiren televizyon.

Türkiye'nin halkçı televizyonu. Telekom, Tekel işçileri Bismil köylüleri gibi mücadele eden halkın sesini duyurabildiği bir kale. Halkın televizyonu.
Ulusal Kanal'ı yaratan güç halkın kendisi. Beşyüze yakın ortağı ve binlerce gönüllüsüyle her türlü saldırıyı göğüsleyecek güce sahip.
Bu özellikleriyle ABD operasyonu öncesi emperyalistlerin ve iç gericiliğin önünde büyük bir engel.

AKP Hükümeti ABD'nin dayatmalarıyla Irak'ın kuzeyindeki kukla yönetimi resmen tanımaya hazırlanıyor. Böylece Irak'ın bölünmesi resmileştirilirken, Türkiye'nin bölünmesi yolunda da en önemli adım atılıyor. Bununla birlikte bu gelişmeleri açıklayarak tavır alan Ulusal Kanal'ı susturmak için harekete geçiliyor.

Saldırıyı tezgahlayanların ve alet olarak kullanılanların Ulusal Kanal'ın gücünü kavramaları olanaksız. Onlar başka bir dünyanın parçası. Ulusal çapta televizyon yayıncılığının Soroslarla işbirliği yapmadan, banka hortumcusu olmadan yapılamayacağına inanmışlar. Televizyonumuzun kurumlaşması ve direnci onları çılgına çevirmiştir. Bu nedenle boşluğa yumruk sallamaktadırlar.
AKP medya alanında dikensiz gül bahçesi yaratmaya çalışmaktadır.
AKP İktidarı, bir yandan kendi medya grubunu büyütüyor. Bir operasyonla Çalık Grubu "Sabah-ATV" ihalesini alıyor. AKP'nin iş adamları "ikinci büyük medya kuruluşu olacağız" açıklaması yapıyorlar. AKP, doğrudan yönetmediği medya kuruluşlarını ise iktidar gücü ve olanaklarıyla teslim alarak kendi yanına çekiyor.

Bu silah Ulusal Kanal'a karşı etkisiz. Ulusal Kanal bir vatan savunması yapıyor. Yapılanması farklı. Ekonomik kuşatmalarla teslim alınması olanaksız. O zaman oradan buradan didikleme yolu seçiliyor.
Ulusal Kanal'a giren her kuruş anamızın ak sütü gibi helal. Ortak ve gönüllü listesini herkes inceleyebilir. Türkiye'nin en değerli yurtsever aydınları, işçileri, iş adamları, zanaatkarları alınterleriyle Ulusal Kanal'ı yarattılar.

Büyük sermaye kuruluşları çökebilir. Tarih bunun sayısız örnekleriyle dolu. Ancak halkın bitmesi, yok olması olanaksız. Ulusal Kanal her şeyiyle halkımızın bir parçasıdır. Gücünü oradan almaktadır.

İşte tam da bu nedenle Ulusal Kanal gelişecek, çok daha büyük görevleri yerine getirecektir.

Ulusal Kanal milli, halkçı ve laik yayın çizgisiyle medya dünyasının yüz akıdır. Var oluş nedeni, Ülkemizi, Milletimizi ve Cumhuriyetimizi savunmaktır.
Zaman Gazetesi ise bir kez daha ülkemizi ve milletimizi hedef alan emperyalistlerin ve onların işbirlikçisi karanlık güçlerin psikolojik savaşının aleti olmuştur.
Bilginizi rica ederim.
Saygılarımla.
Yalçın Büyükdağlı Ulusal Kanal Yönetim Kurulu Başkanı
02 Ocak 2008
ACIKLAMA ;
Zaman Gazatesinin, ULUSAL KANAL hakkinda kaleme almis oldugu haber ne kadar dogru ise ,Vatikan'in da Zaman gazatesine abone oldugu "Rudolph Valentino"isimli yazarin kaleme almis oldugu haber de O KADAR DOGRUDUR !!!
Zaman gazetesi , ULUSAL KANAL tarafindan istenen haber duzeltmesini ne zaman yaparsa,Ben de haberimin ASPARAGAS oldugunu belirten aciklamami o zaman yapacagim !!!
Iste , karalama yapmak ve iftira atmak bu kadar kolay ve basittir.
Saygilarimla ...
N.Kaptan
----------
Kaynak:
http://ahmetdursun374.blogcu.com/5384821/
__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #358  
Alt 08.01.08, 14:51
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 794
Ettiği Teşekkür: 2
68 tane iletisine 100 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart İŞsİzlİk:tÜrkİye'de İŞsİzlİk Orani Ve Nİtelİklİ İŞ GÜcÜ Arayan SektÖrler

Türkiye'de i$sizlik Orani ve Nitelikli i$ Gücü Arayan Sektörler
Prof.Dr.İbrahim Ortaş,
*** *** devlet yetkililerinin yurt ici ziyaretlerinde ya$anan manzara insanlarin i$ istekleri objektiflere yansimaktadir. i$sizligi ancak i$siz kalanlar anlayabilir. Evine a$ götüremeyen ki$inin izdirabini en iyi i$siz bilir. Mezun olduktan sonra kisa bir süre i$siz kalmamin bende biraktigi iz gercekten cok zor uzun süre gecmemi$tir. Süreklide i$siz kalabilirim kaygisini yaratmi$tir. Ancak hep, sarma$ik degil, agac olmayi, kara demir degil kücük bir altin parcasi olmayi benimsedim. iyi yeti$menin, i$ini saglam yapmanin her zaman bir kar$iligi olacagini ve altin bilezigin önemli deger oldugu öz güvenimi de hic kaybetmedim ve bunun kar$iligini da hep gördüm.
i$sizlik günümüzde gercekten cok ciddi bir sorun ve artik insanimizin ruh sagligi bozulmu$ durumdadir. Özelliklede egitilmi$ genc nüfusun i$siz kalmasi sosyal baskiyi da olu$turmaktadir. Genclerin kendilerine gelecek kurmasi, evlenmesi, ev sahibi olmasi beklentisinin ertelenmesi beraberinde arzulanmayan sonuclar dogurmaktadir. Sigara dumani ve bugulu camlarin ardindaki kahvelerde saatlerce i$sizlikten dolayi kuru bir sandalyede oturan insanlarin ruh hali gercekten cok korkutucu. Bu durum yetkililerce en kisa sürede dikkatte alinarak gerekli önlemlerin alinmasi saglanmalidir.
Türkiye'nin i$sizlik Durumu Nedir?
Türkiye istatistik Kurumu TÜiK'in acikladigi rakamlar, 2007 yili icin genel i$sizlik orani % 9.2. Gencler arasindaki i$sizlik orani ise % 19.2 ile en yüksek düzeyde bulunmaktadir.
Bu degerlere kayit di$i i$siz gencler eklenmemi$tir. Bilindigi gibi her yil iki milyon yakin ki$i ÖSS'ye hazirlandigi icin gizli i$sizler sinifina girmektedir. Okuyan, askerde olanlar da harc. Uzun zamandir bilinen yüksek ögretimli okumu$ i$sizlerin sayisinin her gecen gün katlanarak artmasi egilimi yüksek ögretime olan güveni de sarsmi$tir. .
Yetkililer careyi mesleki egitimi artirmakta ariyor ancak sorun meslege sahip olmamalarindan degil, i$ olanaginin olmasindan kaynaklaniyor denilse daha gercekci olacaktir. Cünkü yillardir Türk ekonomisinin en ciddi sorunu üretime dayali i$sizlik süreci oldugu artik teorik cali$ma düzeyine gelmi$ durumdadir.
Son yillarda özellikle de tarimda ya$anan olumsuz geli$meler ile kirsaldan kente yapilan göcler, i$sizligi iyice artirmi$tir. Yaz aylarinda cogunlukla tarima dayali mevsimlik i$ gücü gereksiniminden dolayi kismen gerileyen i$sizlik, ki$a geci$le birlikte mevsimlik istihdamdaki daralmaya paralel olarak yeniden yükselmektedir. A$agida Devlet istatistik Kurumunun verilerinde de bu durum acikca görülmektedir. Bugünlerde yüzde 10’un üzerinde olan i$sizligin temel nedeni üretim yapamamaktir, yeni i$ alanlarinin elden cikarilmasidir. Türkiye istatistik Kurumu, Hane Halki i$gücü Anketi'nin Eylül-Ekim-Kasim 2005'i kapsayan dönemde erkekler arasindaki i$sizlik orani yüzde 9.4'ten yüzde 9.7'ye, kadinlar arasindaki oran yüzde 10.6'dan yüzde 11.1'e ciktigini gösteriyor. Günümüzde ise bu oran korunmaktadir.
Türkiye'de resmi anlamda istihdam edilen 23 milyon ki$inin yüzde 50'sinin kayit di$i cali$tigi istatistik kurumu tarafindan belirtilmektedir.
Yakla$ik 70 küsur milyon insanin ya$adigi ülkemizde 15 ve daha yukari ya$taki nüfus 51 milyon ki$i i$ yapacak kapasitede bulunmaktadir. 15 ya$ ve üstünde 51 milyon insanin ancak yarisindan daha azini ifade eden 24 milyon ki$i cali$abilir statüsünde sayiliyor. Peki geri kalan 15 ya$in üstündeki 27 milyon insan, ya$li, emekli vs. Cali$an 24 milyonun 2-3 milyon ki$isi i$siz durumdadir. Ayrica kirsalda olup da zorunlu olarak kendi i$ini yapan veya i$ ve i$ci kurumuna ba$vurmayan ki$ilerin olu$turdugu gizli i$sizlik tabii haric.
Konu Bilimsel Olarak incelendi
Bir taraftan Türk ekonomisi rekor üstüne rekor kirarak büyürken, ayni zamanda i$sizlik de yeni rekorlara imza atiyor, bütün yetkililer tedirgin. iktidar muhalefet rakamlarla ile birbirlerini kö$eye siki$tirmaya cali$maktadir. i$sizlik konusu bilim insanlarinin da yakindan ilgilendigi bir konu. Dr. Özlem GÖKTA$ YILMAZ “Türkiye Ekonomisinde Büyüme ile i$sizlik Oranlari Arasindaki Nedensellik ili$kisi” Konusunda Hazirladigi Makalesi istanbul Üniversitesi iktisat Fakültesi Ekonometri Ve istatistik bölümü Tarafindan Cikarilan Ekonometri ve istatistik Sayi:2 2005- 11-29 Dergiden Yayinladi.
Sayin Yilmaz cali$masinda özellikle Türkiye ekonomisinde 2002 yilindan itibaren yüksek büyüme hizina ragmen meydana gelen yüksek i$sizlik oraninin ce$itli nedenlerini teorik olarak aciklamaya cali$ti. Yilmazin ara$tirma sonuclari “Türkiye ekonomisi tarihi incelendiginde ekonominin daima büyüme egiliminde oldugu fakat sürdürülebilir bir büyümenin saglanamadigi ve i$sizlik sorununun da önlenemedigini göstermektedir”. Türkiye ekonomisinde sürdürülebilir bir büyümenin saglanamamasinin ve i$sizlik sorununun giderilememesinin bir cok ekonomik ve sosyal nedeni bulundugu da ifade edilmi$tir.
Girmeye cali$tigimiz AB ülkelerinin önemli bir kismin da durum bizden farkli degil. Ancak söz konusu ülkelerde enflasyon tek haneli ve % 5 veya altinda görülmektedir. issizlik Avrupa'da da artiyor ancak o ülkelerde sosyal güvenlik yardimi ve issizlik yardimi nedeniyle i$sizler cok magdur edilmemektedirler.
Eski$ehir-Osmangazi Üniversitesi Teknoloji Ara$tirma Merkezi (TEKAM) Müdürü, Muammer KAYA ‘nin http://www.universite-toplum.org/text.php3?id=276 adresinde yayinlanan Türkiye’nin istihdam – i$gücü – i$sizlik Degerlendirmesi adli cali$masinda “Türkiye’de istihdamin nüfusa orani 1994’te %52.4 iken 2001’de %47.8 ve 2005’te %45.9 olmu$tur.
Ülkemizde nüfusun yakla$ik %54’ü istihdam edilememektedir.
Türkiye istihdam edebilmede OECD ülkeleri ortalamasi ile kar$ila$tirildiginda yakla$ik %20 daha geridedir. En iyi istihdam OECD ülkeleri icinde isvicre’de olup %77’den fazladir. Türkiye OECD ülkeleri icinde 2001-2005 yillari icinde istihdam/nüfus orani en kötü/dü$ük olan ülke olmu$tur” diyor.
Kaya’nin cali$masinda, Türkiye’de i$gününe katilim oraninda 1994 yilinda %57.5’luk bir oran varken 2005’de %51.3’lere kadar gerilemi$tir.
Türkiye'de i$sizlik orani 1994’de %8.8 iken 2005’te %10.5’a kadar cikmi$tir. OECD ülkeleri ortalamasi 1994’te %7.8 iken 2005’te %6.7’ye gerilemi$tir. i$sizligin en az oldugu OECD ülkesi Meksika (%6.7) iken en fazla olan ülke de Polonya’dir (%18).
http://ntvmsnbc.com.tr/news/288891.asp internetten alinan bilgiye göre AB ülkelerinin issizlik orani a$agida görüldügü gibidir.
Almanya, %9.9; Avusturya 5.4; Belcika 8.4; Danimarka 5.3; Hollanda, 2.6; Polonya, 12; ispanya, 14; Slovakya, 17 oraninda i$sizlik ya$amaktadir. AB icinde en yüksek i$sizlik oranlarindan birine sahip olan Polonya’da, i$sizlik büyük ölcüde yapisal bir sorun olarak belirli sektörlerde rekabet edilebilirligin geli$mesine duyulan ihtiyaci ifade ederken; Slovakya’da 1990’larin sonlarindaki resesyon sonucu ortaya cikan ic talep yetersizligi, i$sizligin kilit nedenlerinden birini olu$turmaktadir.
Geli$mi$ Bati Ülkelerinde Durum Nedir
Genel dünya i$sizlik degerlerinin son on yilini degerlendiren a$agidaki Tablodaki veriler i$iginda AB’nin 25 ülke icinde 2005 yili icin özellikle Polonya (%17.7) ve Slovakya (%16.4) yüksek i$sizlik rakamlariyla dikkat cekerken; irlanda (%4.3), Hollanda (%4.7), ingiltere (%4.7) ve Danimarka (%4.8) nispeten dü$ük oranlari ile ön plana cikmaktadir. Türkiye 2000 yilinda %6.5 i$sizlik düzeyinde iken 2005’yilinda %10.3’ün üzerine cikmi$ bulunuyor. Günümüzde ise ayni oranda i$sizlik devam etmektedir.
Geli$mi$ ülkeler icinde yogun göc alan ülkelerde biraz yüksek görülmekle beraber, ABD, Japonya ve diger AB ülkelerinde i$sizlik orani genelde geli$mekte olan ülkelere göre daha dü$üktür. Bu da geli$mekte olan ülkelerde istikrarli bir yapinin söz konusu oldugunu gösteriyor.
Degi$ik Ülkelerin Toplam i$sizlik Oranlari (%)
Kaynak: Eurostat, Adjusted Employment Series, Employment indicators-Annual Data, Total Unemployment Rate (%), http://europa.eu.int/comm/eurostat/newcronos.
Türkiye'nin Eksigi Nitelikli i$gücü Eksikligidir
Dünyanin geli$mi$lik ba$arisi ile nitelikli i$ gücü arasinda dogrudan bir ili$ik bulunmaktadir. Her yönü ile iyi egitilmi$ bilim ve teknoloji bilgisi olan, dil bilen ileti$im saglayan insanlarin biriktigi alanlarda yaratilan sinerji bunun tek nedenidir. Türkiye'nin yeti$tirdigi nitelikli diplomali i$siz sayisini artirmak istemiyorsa mesleki egitim ve yüksek ögretimin niteligini yeniden gözden gecirmesi gerekir.
Ne yapilabilir?
Bunun yolu egitimi yeniden bicimlendirmekten geciyor.
i$sizlik yalnizca i$siz i$cilerin degil, tüm cali$anlarin ve hepimizin sorunudur. i$sizlige bagli olarak artan kapkac, terör ve diger olumsuzluklar hepimizin günlük ya$amini etkilemektedir. Yakinimizda en azindan mezun egittigimiz ögrencilerimizin i$siz gezmesi hepimizi üzmektedir. Bugün ülkemizin ciddi anlamda ya$adigi cogu sosyal sorunlarin, terörün, fuhu$’un, kapkacin altinda temelde ülkemiz kaynaklarinin rasyonel kullanilamamasi, insanlarin i$ bulamamasi ve bunun yaratigi olumsuz geli$melerden kaynaklanmaktadir. Bu sorun giderek Türkiye'nin sosyal bari$ini bozmaya ve güvensizlik üretmeye devem etmektedir. Özellikle kentlerin varo$larina yigilan niteliksiz göcün ürünü olan i$sizligin cözümü icin bir taraftan egitim programlari devam ederken, diger taraftan i$ imkanlari üretilebilir. Kahvehane kö$elerine siki$an bu insanlarin birere suc unsuruna dönü$türmesinin önlenmesi icin mutlaka bir $eylerin yapilmasi gerekir.
Yeni Bir Egitim Ve Kalkinma Hamlesi Ba$latmak Gerekir
Ayrica Türkiye'nin makro bir proje ile potansiyelini tanimlayip, gelecege yönelik gereksinim duydugu nitelikli i$ gücünü olu$turmasi gerekir. Cok sayida i$ yerinde nitelikli teknik eleman ihtiyacina kar$ilik ortamda cok sayida niteliksiz yüksek ögretimli insanin bulunmasi tezatligi dü$ündürücüdür. Genelde her tülü i$i yapabilen, kalifiye olmayan elemanlarin daha rahat i$e girebildikleri belirtiliyor. Türkiye'nin bir cok konudaki en önemli sorunu, yatirimlarin ve üretimin, artan nüfus arti$ina ayak uyduramamasi gösterilebilir. Bunun anlamanin yolu nüfus arti$ orani ile yaratilan istihdam durumuna bakma gerekir. Yani Türkiye'de her yil bir milyon 300 bin bebek dogarken, ancak 300 bin ki$ilik istihdam potansiyelinin yaratildigi biliniyor.
Ülkemizin bir bütün olarak i$sizligi cözecek önlemler almasi, i$ imkani yaratacak ki$i ve kurulu$lara altyapi ve kredi saglamasi, kamu kaynakli kalkinma modellerini devreye sokmasinin i$sizligi azaltacagini dü$ünüyorum.
Saygilarimla
Prof.Dr.İbrahim Ortaş
Not:Yazi sinirli sayida düzenli okur oldugunu dü$ündügüm siz degerli dostlarimla payla$ilmi$tir.
Sayın Hocama teşekkürler.
Ahmet Dursun
Kaynak:
İŞSİZLİK:TÜRKİYE'DE İŞSİZLİK ORANI VE NİTELİKLİ İŞ GÜCÜ ARAYAN SEKTÖRLER - Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasak ta... - Blogcu
__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.

Konu ahmetdursun tarafından (08.01.08 saat 14:53 ) değiştirilmiştir.. Sebep: Kelime düzenlemesi
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #359  
Alt 08.01.08, 14:58
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 794
Ettiği Teşekkür: 2
68 tane iletisine 100 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Sİyaset:sİyaset Okulu,partİ Okulu

CHP, Reis Bey’den ibaret değildir!
Mustafa Mutlu

AKP’nin “Siyaset Okulu” ndan sonra CHP de bir parti okulu kaçmaya karar vermiş... CHP İstanbul İl Başkanlığı bu projeyi, “partililerin ideolojik ve politik donanımlarını güçlendirmek” amacıyla başlatmış...

ANKA Haber Ajansı haberi, “CHP Yeni Baykal’lar Yetiştirecek” başlığıyla geçti bütün abonelerine...

Ne yalan söyleyeyim; başlığı okur okumaz dudaklarımdan, “Eyvah ki eyvah” sözleri dökülüverdi!

“Biz bir Baykal’ın hatalarını düzeltmeye yetişemezken, onlarca, yüzlerce Baykal’la ne yapar, nasıl yaşarız” diye paniğe kapıldım!

Ama haberi sonuna kadar okuduğumda düşündüklerimden dolayı utandım!

Çünkü CHP İstanbul İl Başkanlığı’nın Parti Okulu Projesi’nde bir kez bile “Yeni Baykal’lar yetiştirmek” gibi bir hedeften söz edilmiyordu.

Bu “amaç” tamamen ANKA’daki meslektaşlarımızın bir yakıştırmasıydı ve aslında bütün çağdaş ülkelerde başarıyla uygulanan siyaset okulu projesinin köküne dinamit suyu ekmekten başka bir anlam taşımıyordu...

------
Reis Bey’i sevmeyebilirsiniz...

Ben de sevmiyorum!

Onun hizipçiliğinden, parti içi muhalefete hoşgörüsüzlüğünden, dünyadaki gelişmelere ayak uyduracak projeler üretememesinden gına gelmiş olabilir...

Bana da geldi!

CHP gibi köklü bir partiyi “seçkinler kulübü”ne dönüştürmesi içinizi acıtabilir...

Benim de içimi acıtıyor!

Dar kadrosuyla kapalı kapılar ardında particilik oynadığını düşünebilirsiniz...

Ben de düşünüyorum!

Lüks binalardan çıkıp, lüks arabasıyla dolaşmasını yadırgayabilirsiniz...

Ben de yadırgıyorum!

Ama tüm bunlar; Atatürk’ün kurduğu köklü bir partiyi her fırsatta karalama hakkını vermez hiçbirimize.

Kişileri ve kurumları ayırmasını öğrenemediğimiz...

Kurumları, sırf yanlış kişiler tarafından yönetildikleri için toptan imha etme alışkanlığımızı bir kenara bırakmadığımız sürece; yanlışa hizmet ederiz!

--------
Sonuçta “Reis Bey” alt tarafı bir simgedir ve CHP asla Reis Bey’den ibaret değildir!

Eğer siyaset sahnesine daha dün “Merhaba” diyen AKP bile “Siyaset Okulu” açıp, parti ideolojisini, siyaset tarihini, ekonomiyi, uluslararası ilişkileri, medya ilişkilerini, bu alanlarda isim yapmış uzmanlar aracılığıyla öğretme yoluna gidiyorsa; bunu yapmak için gerekli bilgi birikimi CHP’de on kat daha fazla var!

Reis Bey derslerin başlayacağı gün gelir, beylik bir konuşma yapar ve gider!

Ama ondan sonraki derslerde genç siyasetçiler, nitelikli bir siyasetçide olması gereken bilgilerle donanma şansını yakalayabilir...

-----------

Bu yüzden haberci arkadaşlarımızın bu haberi sunuş şeklini kesinlikle doğru bulmuyorum!

Tamam; CHP’nin yeni “Reis Bey”lere ihtiyacı yok...

Ama “Reis Bey”ler sisteminden kurtulmanın tek yolu da eğitimden geçiyor...

**************
Bu okullar neden açılıyor dersiniz?Daha iyi hizmet için mi yoksa protokolde yen iyi yerde bulmak için olabilir mi?
Bir hatırlatma:
PROTOKOLE GİRDİM DİYE SEVİNENLERİN DİKKATİNE
PROTOKOL dilimize eski latince ve yunanca'dan geçme bir sözcük!!!

Daha doğrusu "Proto" ve "Kolos" sözcüklerinin birleşmesinden türeme bir deyim...

Lugat anlamiyla "Proto" birinci demek .. "Kolos" ise, gö... ün çoğulu oluyor..
Sözcük anlamlarını birleştirdiğimizde ise deyimin tam karşılığı "Önde Gelen Gö...ler" olarak karşımıza çıkıyor.

"Kolos" sözcüğünün zamanla çoğul eki olan (os) deyimden atılmış, geriye "Protokol" yani "önde gelen gö....ler" lafı kalmış.

Toplum içinde yükselip de protokole giren bazılarının zamanla "gö....ünün kalkması" da bundandır.. ALINTIDIR.
---------------
Kaynak:
http://ahmetdursun374.blogcu.com/5452281/
__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #360  
Alt 08.01.08, 15:04
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 794
Ettiği Teşekkür: 2
68 tane iletisine 100 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Paris mimarından Melih Gökçek'e derslar

PARİS MİMARINDAN MELİH GÖKÇEK'E DERSLER
ybayer@hurriyet.com.tr

Paris mimarından Gökçek'e dersler
SAYIN Melih Gökçek'in Ankara'nın kent dokusunu yokedişini izliyoruz.

Kuğulu Kavşağı' ndan ve Protokol Yolundan sonra Ulus'un kent dokusunu da yokedecekmiş. Bu platformda sadece sayın Mahiye Morgül'den Melih Gökçek'in yaptıklarına bir tepki geldi. Mimar Mühendis Odalarımız suskun, sayın Emin Çölaşan'ın dışında basın suskun, kent plancılarımız suskun, politikacılar suskun. Hadi sayın Deniz Baykal, Melih Gökçek'le Atatürk Orman Çiftliği ve diğer konularda anlaşma içinde diyelim, Çankaya Belediye Başkanımız üniversite kürsüsündeki ağırbaşlılığını sürdürüyor, tepkisiz kalıyor diyelim, Ankara'nın projeci, başarılı Belediye Başkanı Murat Karayalçın niye susuyor anlamakta zorluk çekiyorum.

Protokol Yolu, Kuğulu Kavşağı tam bir köstebek yuvası, hemen de ağaçların yerini çirkin para kokan reklam panoları almış.

Eskiden belediye başkanlarından birisine 'Asfalt Osman' denirdi, Osman Kibar'a, ama o kenti güzelleştirirdi, çirkinleştirmezdi.

Paris'te de kent sorununu çözmek için mimarlar, kent plancıları kafa yormuşlar, prefabrik yollar açmışlar, metroyu başarılı bir şekilde yapmışlar ama hiçbir zaman Yıldız'ın göbeğini oluşturan Charles de Gaulle Etoile Meydanı'na açılan ana yollar üzerinde bir Avenue Grande Armée üzerinde, bir Champs Elysées üzerinde köstebek yuvası açmamışlardır. Hatta; la Defense'dan bakıldığı zaman nerdeyse Versailles Sarayı'nın görünmesini bile planlamışlardır.

Sayın Melih Gökçek'in mimarları, danışmanları, kent plancıları acaba diplomalarını hangi mimarlık, kent plancıları okullarından almışlardır? Hiç içleri sızlamıyor mu yaptıkları karşısında?

Belediye başkanları politik kişiler olabilir, bugün var yarın yokturlar ama mimarlar, kent plancıları her zaman olmalıdırlar ve meslekleriyle ilgili Dalokaylar gibi anılmalıdırlar.
İ.ÇAMKERTEN
Ankara'da durum gittikçe vahimleşiyor
-----------
İlgi bekleyen Ankara
İlber Ortaylı
Ankara eski havasını kaybetti. İnsanlar banliyölere kaçarken şehir merkezi geriliyor. Ankaralıların şehirleriyle daha fazla ilgilenmeleri şart. Devletin de......
http://www.milliyet.com.tr/2008/01/06/pazar/yazortay.html
------------
Kaynak:
http://ahmetdursun374.blogcu.com/5454971/
__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Tags
ahmet, dursun, makaleleri

« - | - »
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may post new threads
You may post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Bu Alana Reklam Verin! Bu Alana Reklam Verin!
Bu Alana Reklam Verin! Bu Alana Reklam Verin!
Bu Alana Reklam Verin! Bu Alana Reklam Verin!

Ahmet Dursun