iconBütün zaman ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 04:40 . | Nüve Foruma Hoşgeldiniz! Forumumuzdan yararlanmak için lütfen Üye Olun !

» Nüve Forum » gazete haber ve makale yorumları » Köşe Yazarları » Ahmet Dursun » Ahmet Dursun Makaleleri

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #461  
Alt 26.05.08, 18:05
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 794
Ettiği Teşekkür: 2
66 tane iletisine 98 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Papaza BaŞkÖŞe,İmama Kapi ÖnÜ

Papaza başköşe imama kapı önü
Rumi Forum’un, Washington’daki iftar yemeğinde papazlar ön masaya imam kapı arkasına oturtuldu.

WashIngton’daki iftar davetinde, Ermeni patriği Mutafyan ve Amerika Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu Demetrios’a ön masada yer ayrıldı.

Türk imama kapı arkasındaki bir masada yer gösterildi. Türkiye’den giden AKP’ye iliştirilmiş medya bu ayrıntıyı fark etmedi. Yemekleri iştahla yedi.
Fener sakininden “Konstantinopolis Ekümenik Patriği” olarak bahsedilen Rumi Forum’un iftarında imama zenci muamelesi yapıldı.

Demetrios’u toplantıya Bartholomeos göndermiş
Amerika Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu Demetrios, kısa süre önce Fener Rum Patriği Bartholomeos ile yaptığı bir konuşmaya işaret ederken, Bartholomeos için şu ifadeyi kullandı:
“Konstantinopolis Ekümenik (Evrensel) Patriği” Bartholomeos’un kendisine, “Rumi Forum’un toplantısına katılmak için her türlü çabayı göster” tavsiyesinde bulunduğunu belirtti.

Papaza başköşe imama kapı önü
Merkezi Washington’da bulunan din ve kültürler arası diyalog kuruluşu Rumi Forum, ABD kongresinde geniş katılımlı bir iftar yemeği verdi. ABD kongresinin Cannon çalışma binasında düzenlenen iftar yemeğine, Türkiye’nin Washington Büyükelçisi Nabi Şensoy, İslam Konferansı Teşkilatı (İKT) Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu, Türkiye Ermenileri Patriği Mesrob Mutafyan, Amerika Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu Demetrios, AKP Çankırı Milletvekili Suat Kınıklıoğlu, Mısır’ın Washington Büyükelçisi Nebil Fehmi, Eritre’nin Washington Büyükelçisi Ghirmai Ghebremariam katıldı. Amerikan kongre üyelerinden de çok sayıda katılımın olduğu gözlenirken, Amerikan Temsilciler Meclisinin ilk Müslüman milletvekili Demokrat Parti Minnesota Milletvekili Keith Ellison, ABD Temsilciler Meclisinin başvaizi Daniel Coughlin de katılımcılar arasındaydı. İftara katılan diğer milletvekilleriyse Demokrat Partiden New York Milletvekili Nita Lowey, New Jersey’den Rush Holt, Minnesota’dan Betty McCollum ve Cumhuriyetçi Parti Maryland’den Wayne Gilchrest oldu. Temsilciler Meclisi’nin ilk kadın başkanı Nancy Pelosi’nin özel asistanı Mercedes Salem de iftar yemeğinde yer aldı.

Bush’un temsilcisi...
Toplantıda konuşan İKT Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu, Ekmeleddin İhsanoğlu , ABD Başkanı George Bush’un, İKT’ye bir özel temsilci atama kararı almasını da “heyecan verici” olarak niteledi ve Bush’un bu tutumunu takdirle karşıladıklarını söyledi. İhsanoğlu, “Bush’un özel temsilcisiyle el ele çalışmaya, işbirliği yapmaya hazırız” dedi. İslam’ın Batı kültürünün dışında bir kültür olmadığını söyleyen İhsanoğlu, İslam ve Hristiyanlığın ortak değerleri paylaştığını ve benzer geleneklerden geldiğini kaydetti. İKT Genel Sekreteri, İslam dinini şiddetle bağdaştıran “yanıltıcı” yaklaşımlardan sakınılmasını tavsiye ederken, her dinde aşırıların bulunabildiğine dikkati çekti. Amerika Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu Demetrios, kısa süre önce Fener Rum Patriği Bartholomeos ile yaptığı bir konuşmaya işaret ederken, Bartholomeos’tan “Konstantinopolis Ekümenik (Evrensel) Patriği” olarak bahsetti. Bartholomeos’un kendisine, “Rumi Forum’un toplantısına katılmak için her türlü çabayı göster” tavsiyesinde bulunduğunu belirten Demetrios, “burada, Bartholomeos’un, Fethullah Gülen’e olan sevgi ve takdirlerini iletmek üzere bulunuyorum” dedi. (AA)
Kaynak:
http://ahmetdursun374.blogcu.com/4236944/
---------
ABD;RUHBAN OKULU AÇILMALI
A.A.
ABD Dışişleri Bakanlığının siyasi işlerden sorumlu müsteşarı Nicholas Burns, Fener Rum Patrikhanesini ziyaret etti. Patrikhaneye, ABD'nin İstanbul Başkonsolosu Sharon Anderholm Wiener ile birlikte gelen Burns, Fener Rum Patriği Bartholomeos tarafından patrikhanenin kabul salonunda karşılandı.

Burns ile Bartholomeos'un görüşmesi basına kapalı yapıldı, gazetecilerin sadece görüşmenin başında görüntü almalarına izin verildi. Ziyaretin ardından gazetecilere açıklama yapan Burns, İstanbul'da bulunmaktan memnuniyet duyduğunu belirterek, yarın Türk hükümet yetkilileriyle yapacağı görüşmeleri sabırsızlıkla beklediğini söyledi.
Nicholas Burns, Türkiye ile ABD arasındaki ilişkileri güçlendirmek için zamanlamanın doğru olduğunu kaydederek, Türkiye'nin, ABD'nin büyük bir dostu olduğunu ve barış için atacağı her adımın ABD tarafından takdir edildiğini belirtti.

Bölücü terör örgütü PKK konusunda da Türkiye'nin yanında yer aldıklarını ve birlikte hareket ettiklerini anlatan Burns, Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğini de desteklediklerini ifade etti.

Türkiye temasları çerçevesinde Fener Rum Patrikhanesini de ziyaret ettiğini belirten Burns, Patrik Bartholomeos'un ABD'nin dostu olduğunu ve ABD'de kendisine çok saygı duyulduğunu kaydetti. Burns, Patrik Bartholomeos'u, "barış adamı ve çevre şampiyonu" olarak nitelendirdi.

Bir gazetecinin, Patrik Bartholomeos ile yaptıkları görüşme sırasında Ruhban Okuluna ilişkin konuların tartışılıp tartışılmadığını sorması üzerine de Burns, "Ruhban Okulunun yeniden açılmasını uzun zamandır destekliyoruz. Ama bu, Türk Hükümeti ile Patrikhane arasında özel olarak görüşülecek ve sonuçlandırılacak bir meseledir" dedi.

AB´ye iki koldan anayasa bilgisi
Bugün AK Partili Fırat Ankara´da, Dışişleri Müsteşar Yardımcısı Acet de Portekiz´de AB kurmaylarına "sivil anayasayı" anlatacak.18.09.2007
Hükümet yeni anayasayla ilgili olarak AB'yi iki koldan bilgilendirecek:17 Eylül 2007 Pazartesi 07:25Hükümet yeni anayasayla ilgili olarak AB'yi iki koldan bilgilendirecek. Bu salı, AK Partili Fırat Ankara'da, Dışişleri Müsteşar Yardımcısı Acet de Portekiz'de AB kurmaylarına "sivil anayasayı" anlatacak.
Avrupa Birliği, "Sivil Anayasa" çalışmaları konusunda iki koldan bilgilendirilecek. Portekiz'de salı günü yapılacak olan siyasi direktörler düzeyindeki Türkiye-AB Troykası toplantısında Türk heyeti, "sivil anayasa" çalışmalarını anlatacak. Aynı gün Ankara'da AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat, biraraya geleceği AB büyükelçilerine de anayasa taslağı konusunda ayrıntılı bilgi verecek.
ÖNCE LİZBON'DA
Türkiye'de 22 Temmuz seçimleri ve yeni hükümetin kurulması ardından ilk kez siyasi direktörler düzeyinde AB ile bir troyka toplantısı yapılacak. Salı günü Lizbon'da gerçekleşecek toplantıda AB tarafı, Vakıflar Yasası ve 301. maddeye reform beklentilerini dile getirirken Türk heyeti, "sivil anayasa" çalışmalarını anlatacak.
ACET ANLATACAK
Her dönem başkanlığında bir kez yapılan Troyka Toplantısı'nda Türk heyetine, AB işlerinden sorumlu Dışişleri Müsteşar Yardımcısı Büyükelçi Ahmet Acet başkanlık edecek. AB heyetinde ise, mevcut Dönem Başkanı Portekiz, sonraki Dönem Başkanı Slovenya siyasi direktörleri ve AB Komisyonu ile Konsey üst düzey yetkilileri yer alacak.
Lizbon toplantısı sırasında AB tarafı, Türkiye'nin kısa vadeli reform beklentilerini bir kez daha dile getirecek. Bu çerçevede AB heyeti, kasım başında Avrupa Komisyonu'nca yayınlanan İlerleme Raporu öncesi, Vakıflar Yasası'nın onaylanması ve TCK'nın tartışmalı 301. maddesinin değiştirilmesine ilişkin ısrarlı taleplerini tekrarlayacak.
ELÇİLER TOPLANTISI
Öte yandan, aynı gün AK Parti, Ankara'daki AB Büyükelçilerini bilgilendirecek. Anayasa değişikliği çalışmalarına başkanlık eden AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat'ın, salı günü AB Büyükelçileri ile bir araya gelecek.
YENİ ADIMLARIN ÖNEMİ
AB Dönem Başkanı Portekiz'in ev sahipliğinde gerçekleştirilecek buluşmada Fırat, AB büyükelçilerine taslak konusunda bilgi verecek ve bu konudaki sorularını yanıtlayacak.
Fırat'ın, yeni hükümetin AB sürecine ilişkin diğer reform planları ve çalışmalarına da değineceği toplantıda AB büyükelçileri, özellikle Avrupa Komisyonu'nca kasım başında İlerleme Programı'nın yayınlanmasından önce yeni adımların atılmasının önemini vurgulayacaklar. Bu çerçevede, büyükelçilerin, AB'nin, Ankara'ya Vakıflar Yasası ve ifade özgürlüğü açısından büyük önem verilen, TCK'nın 301. maddesinin değiştirilmesi taleplerini dile getirecekleri belirtiliyor.
SİVİL DEMEK UYGAR ANAYASA DEMEKTİR
Yeni anayasa hazırlama komisyonu, 3 gün süren taslak çalışmalarını tamamladı. Çalışmalar sonunda konuyla ilgili açıklama yapan AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat, "Bugünden sonra bu taslak bize aittir" dedi.
Yeni anayasa taslağı üzerinde açıklama yapmaya tek yetkili olan Fırat, medyanın "sivil anayasayı" sivil giyinmiş insanların hazırladığı taslak olarak yorumladığını öne sürerek, "Bizim burada kastettiğimiz uygar anayasaydı ama malesef yanlış anlamlara çektiler. Biz özgürlükçü, birey odaklı, özgür bir taslak oluşturduk. Özgürlükleri daraltacak taleplere kapalıyız. Toplumun tümünü kapsayan bir anayasa hazırlıyoruz. Şu anda redaksiyonlar, düzeltmeler yapılıyor. Bu hocaların birebir hazırladığı taslak değildir. Düzeltmeler, ilaveler olmuştur" diye konuştu.
Fırat, "Hazırlanan taslak çarşamba günü AK Parti MKY'ya sunulacak. Daha sonra bir basın açıklamasıyla da basına vereceğiz. Maddelere girmenin faydalı olacağı kanısında değilim. Tümüyle değerlendirmek gerek. Mühim olan anayasaların yaklaşım biçimidir, felsefesidir. O felsefeyi de anayasanın tümünde görebilirsiniz' dedi. Heyet, daha sonra, Sapanca'dan ayrıldı.
************
ABD'nin Irak vahşeti,Demokrasi havarileri,İnsan hakları savunucuları vs..tüm kalemşör,ılılmlı islamcılar gibi bilumum zevata sunulur.
İzleyiniz...Okuyunuz....Okutunuz
http://nobravery.cf.huffingtonpost.com/
Kaynak:
http://ahmetdursun374.blogcu.com/4213129/
__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar
  #462  
Alt 26.05.08, 18:07
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 794
Ettiği Teşekkür: 2
66 tane iletisine 98 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart KARDEŞ İSTİLASI veKARDEŞ BELEDİYE LİSTESİ

KARDEŞ İŞGALİ BÖYLE OLUR!...

İlk önce bir Türkiye haritasını edinerek, aşağıdaki il ve ilçeleri harita üzerinde işaretleyin. Bu işaretlediğiniz yerler, 2000-2005 tarihleri
ararsında Yunanistan ile “Kardeş Şehir” olan ve resmi onayı verilen Türk Belediyeleridir!...

Haritada, Yunanistan tarafından seçilen, başta Trakya Bölgesi olmak üzere,Marmara ve Ege’nin özellikle kıyı yerleşim yerlerinin nasıl bilinçli olarak,kardeş şehir ilan edildiğini sanırım gördünüz.

Kardeş şehir belediyesi olmanın amacı ilk önce “İYİ NİYETTİR”. Fakat buradaki amacın “SİYASİ” olduğu haritada açıkça görülmektedir…

- Böyle kardeşlik olur mu?
Bu kardeş şehirler arasında, 1912-1922 yıllarında Türkiye’den, Yunanistan’a giden mübadillerin yerleştikleri yerler olan Florina, Edessa, Kılkıs,Kavala, Xanthi, Kastoria, Langadas, Drama, Komotini, Seres, Grevena, Veria,Selanik, Yanya, Kozani, Katerini, Hania, Irakşio, ve Rethimno olsa anlarım…
Fakat, aşağıda verilen listeye bakıldığında, Tekirdağ / Ahmetbey-Xanthi dışında başka hiçbir yerleşim yeri ile kardeş şehir ilişkisi imzalanmamış!
Ama Fener Rum Kilisesi başpapazı Bartholomeos doğduğu yer olan Çanakkale / Gökçeada, Kavaklı ve Yassıköy’de olmak üzere iki kardeş şehri antlaşması yapılmış!... Bursa’nın İznik ilçesi ise Yunanistan’nın Nikaia kenti ile kardeştir… Bilindiği gibi İznik’in Roma dönemindeki adına Yunanlılar “Nikaia” der... Hristiyan dünyasının ilk (325) ve son (yedinci 787) konsülleri, Roma döneminde bu kentte olmuştur.

Anlayacağınız, bugün kendisinin Hristiyan dünyasına ekümenik kilise olarak tanıtan Fener için İznik’te çok önemlidir. Kıyıların dışında yine, Nevşehir / Ürgüp – Prokopi ve Niğde / Konaklı – Konitsa ise yine Fener Rum Kilisesi tarafında 2000 yılı itibari ile siyasi ayin geleneğinin başlattığı önemli yerlerdir…
Yunanistan’nın Hydra’sı ile Karadeniz Ereğli’nin kardeş olması ise henüz İstanbul Roma’nın başkenti (330) olmadan önce, Fener Rum Kilisesi sıradan bir kilse iken bağlı olduğu metropolitliktir… Görüldüğü gibi, o da unutulmamış… İzmir / Bergama – Nausas, hatırlıyorsunuzdur. Geçen günlerde Fener Rum Kilisesinin yasadışı ayin yaptığı yer… Başpapaz, buraya birde Yunan asıllı Bergama Metropoliti atadı. Bizde durumu Cumhuriyet Savcılığına bildirdik bakalım ne olacak…

Diğerlerini ki, İzmir 10 kardeş şehir ile ilk sırada uzun uzadıya anlatmaya gerek yok, haritadaki işaretler çok yeterli. Kısacası havada it dalaşı falan derken Yunanistan karada nasıl ilerlediğini rahatlıkla görebilirsiniz…

Şimdi, aşağıda isimleri bulunan il ve ilçelerde görev yapan sayın belediye başkanları,Mustafa Kemal ATATÜRK’ün, Anadolu’nun işgalden kurtuluşu ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu ile özdeşleşen 19 Mayıs (1994) gününü “Pontus Soykırımını Anma Günü” olarak kutlayan Yunanistan ile kardeş şehir olarak sürdürmeye kararlı mısınız?

Kardeş dediğiniz, o Yunanistan 19 Mayıs gününü Türklere karşı yeni bir saldırı olarak, meclisinden geçirecek, Cumhurbaşkanları imza atacak, sizde bunlara kardeş diyeceksiniz… Onun için çoğu sizden önce imzalanmış olan şu kardeş şehirlerinizi tekrar tekrar gözden geçirmeniz gerekmektedir!...
Unutmayın, Yunanistan işgal yıllarında olduğu gibi yine Fener Rum Kilisesi ile birlikte hareket ediyor… Kardeşiniz Yunanistan’da, bugün sayıları 500’ü bulan, Pontus ve Mübadele dernekleri var… Bunların hepsinin amacı Türkiye’dir. Bunlar ülkelerinde resmi olarak faaliyet göstermekte ve devletleri tarafından en iyi şekilde desteklenmektedir… Neyse, daha fazla yorum yapmak istemiyoruz…

Türkiye ile Yunanistan arasında 2000-2005 yılları arasında, kardeş şehir olan belediyeler…

Aydın – Lefkada Anlaşmayı yapan DSP, Görevdeki AKP
Aydın / Kuşadası - Samos-Vathy Anlaşmayı yapan ANAP, Görevdeki AKP
Aydın / Güzelçamlı – Karlıova Anlaşmayı yapan , Görevdeki ANAP
Balıkesir / Edremit - Ameliada Anlaşmayı yapan MHP, Görevdeki AKP
Balıkesir / Altınoluk – Gera Anlaşmayı yapan CHP, Görevdeki CHP
Bartın / Amasra – Korpi Anlaşmayı yapan ANAP, Görevdeki AKP
Bursa / Yıldırım – Gümülcine Anlaşmayı yapan DSP, Görevdeki AKP
Bursa / Mudanya - Halkidiki Moudania Anlaşmayı yapan DSP, Görevdeki ANAP
Bursa / Zeytinbağ – Rafine Anlaşmayı yapan ANAP, Görevdeki ANAP
Bursa / Zeytinbağ – Tirilye Anlaşmayı yapan ANAP, Görevdeki ANAP
Bursa / İznik – Nikaia Anlaşmayı yapan DYP, Görevdeki ANAP
Çanakkale – Livadia Anlaşmayı yapan CHP, Görevdeki CHP
Çanakkale / Gökçeada – Kavaklı Anlaşmayı yapan ANAP, Görevdeki MHP
Çanakkale / Gökçeada - Yassıköy Anlaşmayı yapan ANAP, Görevdeki MHP
Çanakkale / İntepe – Asprovalta (Agios Georgios) Anlaşmayı yapan ANAP,

Görevdeki CHP
Edirne / İpsala - Sosti (Susurköy) Anlaşmayı yapan CHP, Görevdeki MHP
Edirne / Keşan - Dimos Egirros Anlaşmayı yapan DSP, Görevdeki AKP
Edirne / Meriç – Soufli Anlaşmayı yapan DSP, Görevdeki CHP
Isparta / Eğirdir – Nikea Anlaşmayı yapan CHP, Görevdeki DYP
İstanbul / Atina Anlaşmayı yapan RP, Görevdeki AKP
İstanbul / Adalar - Paleo Faliro Bel Anlaşmayı yapan ANAP, Görevdeki ANAP
İstanbul / Küçükçekmece – Gümülcüne Anlaşmayı yapan DSP, Görevdeki AKP
İzmir / Selanik (7 Mayıs günü Selanik’te açılan Pontus Soykırım Anıtı sonrası, CHP Genel Başkanı sayın Deniz BAYKAL’ın girişimleri sonrası
ilişkileri DONDURULDU…)
İzmir / Aliağa – Kimi Anlaşmayı yapan CHP, Görevdeki AKP
İzmir / Çeşme – Sakızadası Anlaşmayı yapan CHP, Görevdeki CHP
İzmir / Bergama – Midilli Anlaşmayı yapan DSP, Görevdeki AKP
İzmir / Bergama – Nausa Anlaşmayı yapan DSP, Görevdeki AKP
İzmir / Çeşme – Omripolis Anlaşmayı yapan CHP, Görevdeki CHP
İzmir / Çeşme – Ionia Anlaşmayı yapan CHP, Görevdeki CHP
İzmir / Çeşme – Voula Anlaşmayı yapan CHP, Görevdeki CHP
İzmir / Çeşme – Sakızadası Anlaşmayı yapan CHP, Görevdeki CHP
İzmir / Karşıyaka – Eleftherio-Kordelio Anlaşmayı yapan DSP, Görevdeki CHP
İzmir / Foça - Palea Fokea Anlaşmayı yapan CHP, Görevdeki CHP
Kırklareli / Ahmetbey - Xanthi (İskeçe) Anlaşmayı yapan ANAP, Görevdeki CHP
Kıklareli / Üsküp – Strimona Anlaşmayı yapan ANAP, Görevdeki AKP
Kocaeli / Körfez - Acharnes (Menidi) Anlaşmayı yapan MHP, Görevdeki AKP
Muğla / Göl Türkbükü – Leros Anlaşmayı yapan ANAP, Görevdeki ANAP
Muğla / Turgutreis – Kilmli (Kalimnos) Anlaşmayı yapan ANAP, Görevdeki ANAP
Nevşehir / Ürgüp – Prokopi Anlaşmayı yapan CHP, Görevdeki CHP
Niğde / Konaklı – Konitsa Anlaşmayı yapan DYP, Görevdeki DYP
Tekirdağ – Kavala Anlaşmayı yapan ANAP, Görevdeki AKP
Tekirdağ / Şarköy – Paralia Anlaşmayı yapan DSP, Görevdeki ANAP
Tekirdağ / Hayrabolu – Volos Anlaşmayı yapan DSP , Görevdeki AKP
Yalova / Gümülcüne Anlaşmayı yapan ANAP, Görevdeki AKP
Yalova / Selanik Anlaşmayı yapan ANAP, Görevdeki AKP
Zonguldak / K. Ereğlisi – Hydra Anlaşmayı yapan , Görevdeki AKP

Bilindiği gibi, 7 Mayıs günü Selanik’te açılışı yapılan Pontus Soykırım Anıtı sonrası, CHP Genel Başkanı sayın Deniz BAYKAL’ın girişimleri sonrası İZMİR-Selanik arasında imzalanan kardeş şehir antlaşması DONDURULDU… Sırada 45 tane daha belediye var… Bunların, 17 AKP, 13 CHP, ANAP 10, MHP 3 ve 2’si DYP’lidir.

Sonuç; Adı geçen Parti Genel Merkezleri, belediye başkanlarını uyararak, 19 Mayıs gününü “Pontus Soykırımını Anma Günü” ilan eden Yunanistan ile yapılan kardeş şehir antlaşmalarının dondurulması gerektiğini ivedi olarak söylemelidir… Yoksa, şuanda hazırlıkları yapılan, bir çok il ve ilçede yeni yetişen Hüsnüyadisler olacaktır!...

Bunların kardeşlikle ilgisi olamaz, bu kardeş şehir olarak seçilen yerler resmen işgal planın bir parçasıdır!...
Kaynak:
http://ahmetdursun374.blogcu.com/721387/
__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #463  
Alt 26.05.08, 18:09
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 794
Ettiği Teşekkür: 2
66 tane iletisine 98 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart İngiltere Krallığı'nın "Kürt Politikası Buyruğu"

1920'de olmadı, şimdi tam zamanı !!

İngiliz Kraliyet Uluslararası İlişkiler Enstitüsü (Chatham House) raporu, Aralık 2007.

Raporun başlığı: "Kürt Politikası Buyruğu"
Rapora göre:
"1920 lerde Kürtler bölünmüş ve kendi içlerinde çatışır durumda oldukları için, Kürt devleti kurulamadı."

"Şimdi durum değişti. 1918 sonrası sınırların kalıcılığını tartışmalı hale getiren gelişmeler oldu."

"Türkiye, İran, Irak ve Suriye'de eş zamanlı olarak yükselen Kürt ayrılıkçılığı, kendi içlerindeki çatışmalara son verdi."

"Tarihte ilk kez Kürt çıkarları ile uluslararası topluluğun AB gibi, daha önemlisi ABD gibi önde gelen üyelerinin bölge düzenlemeleri ile çakıştı"

Adamlar daha nasıl söylesinler, Amerika'nın Büyük Ortadoğu Projesi'ni aynen destekliyorlar.
Yani Türkiye, İran, Irak ve Suriye'den toprak alarak Büyük Kürdistan devleti kuracaklar. Mevcut sınırlar tartışmalı. Lozan geçersiz...
Açıkça söylüyorlar. AB ve ABD'nin bölgeyi kendi çıkarlarına göre düzenlemesi için Kürt devleti kurmak gerekir diyorlar.
Türkiye, İran, Irak ve Suriye'nin bu oluşumu engelleyemeyeceğini de şu veciz sözlerle ifade ediyor rapor:

"Dönüşüm, Irak'taki özerk Kürt siyasi varlığının kurumsallaşması ve yaşaması yoluyla, küreselleşmenin yerel Kürt milliyetçiliğine etkileriyle ve aynı ölçüde, mevcut devletlerin bu milliyetçiliği önlemekte başarısız kalmalarıyla olacak"

Yani, mevcut devletlerin (Türkiye, İran, Irak ve Suriye'nin) bu Kürt milliyetçiliğini önlemelerine mani olacaklarını açıkça söylüyorlar.
Önce Irak'ta bir merkez oluşacak, Türkiye, İran ve Suriye'den parçalar bu oluşuma katılacak diye açıkça söylüyor işte.
Görmemek için kör olmak veya görmeyi istememek gerekir. Aksi halde nasıl görmüyorsunuz? Daha nasıl söylesinler??

"AB'ye gireceğiz" aldatmacasını sürdürmekte inat eden tüm siyasetçilerimizi sesleniyorum:
İşte resmi rapor. Adamlar açıkça Türkiye'yi bölmek istediğini söylüyor. Ülkemizi bölecek kanunları bize zorla çıkarttırıyorlar.
AB komiserleri, ABD konsolosları Doğu Anadolu'da gözümüzün içine baka baka bölücüleri örgütlendiriyor, güçlendiriyor.
Bölünmeye doğru bu gidişi durdurmak için AB aday üyelik başvurumuzu iptal etmek ve AB ile ABD'nin iç işlerimize karışmasını engellemekten başka çare yoktur.
En kısa zamanda parti programlarınızdan "AB üyesi olma hedefi"ni çıkarın. Milletimizin sizlerden acil beklentisi budur.
Kaynak: Aydınlık, 4 Mayıs 2008
**********
DEĞERLİ ARKADAŞLAR;
GÜN GEÇMİYORKİ ŞAŞIRACAK BİR SÖYLEM ÇIKMASIN İŞTE BENİM ŞAŞIRDIĞIM VE SİZLERE SUNMAYA ÇALIŞACAĞIM YAZI GELİN BEREBER OKUYALIM TARTIŞALIM.

29 MART 2008 TARİHİNDE KANALTÜRK.COM'DAN ALDIĞIM HABER
"Ulusakcılık" terör dosyasına girdi
"Ulusalcılık"la ilgili değerlendirme İçişleri Bakanı Beşir Atalay'a verilen brifingde yer aldı.
Ergenekon operasyonuyla birlikte sık kullanılmaya başlanan 'ulusalcılık' akımına, Emniyet Genel Müdürlüğü'nce brifingde ele alındığı ve Terörle Mücadele ve Harekat Dairesi'nin faaliyetleri altında değerlendirildiği öğrenildi.
Emniyet Genel Müdürlüğü'nün (EGM), geçen yıl hazırladığı kurum brifinginde, son olarak Ergenekonla birlikte sık kullanmaya başlayan "ulusalcılık" akımını, "aşırı sağ faaliyetler" kapsamında değerlendirdiği ortaya çıktı. Değerlendirmede, "Ulusalcıların kullandığı aşırı yaklaşımların amaçını aştığını ve propaganda amaçlı bazı gelişmeleri tetiklediği" belirtildi.
Milliyet Gazetesi'nden Tolga Şardan'ın haberine göre EGM'nin geçen eylülde hazırladığı kurumsal brifingde ilk kez "ulusalcılık" akımı çerçevesindeki gelişmelere yer verdiği ortaya çıktı. 22 Temmuz seçimlerinden sonra İçişleri Bakanlığı'na beşir Atalay'ın, göreve başlamasının ardından kendisine sunulmak üzere bir dosya halinde hazırlanan kurumsal brifingde ulusalcılık, Terörle Mücadele ve Harekat Dairesi Başkanlığı'nın faaliyetleri altında değerlendirildi.
Türkiye'deki sol, sağ ve dini motifli radikal İslami terör örgütlerini ve bu örgütlerin tehdit-risk durumunu takip eden EGM Terörle Mücadele ve Harekat Dairesi Başkanlığı, ulusalcılık akımını "aşırı sağ faaliyetler" başlığı altında ele aldı.
Brifingde, iki paragrafta yapılan değerlendirmede, "Ulusalcı kesimler, devlet egemenliğinin özellikle AB sürecindeki yasal değişiklikler ile zedelendiği ve ülkenin bağımsızlığını yitirdiği varsayımını temel almaktadır" denildi.
'Amacı aşan gelişme'
Brifing metninde, "Bu söylem etrafında geçmişte sol, sağ ve dinsel arka plana sahip gruplar söylem, propaganda ve eylem birliğine dayanan bir manevra alanı oluşturmakta, bu kapsamda 50'den fazla dernek ve vakıf 100'den fazla internet sitesi ve medya organı faaliyet göstermektedir" ifadesi yer aldı.
İkinci paragrafta ise "Geniş kitleleri etkileme ve yönlendirme arayışındaki ulusalcı blok tarafından kullanılan söylem ve birtakım aşırı yaklaşımların, amacını aşan propaganda amaçlı bazı gelişmeleri tetiklediği görülmüştür" denildi.
'Dini grupların tasnifi'
Brifingde, Türkiye'deki dini grupların tasnifi ise "dini motifli terör örgütleri", "radikal dini gruplar", ve "tarikatlar dini akımlar ve diğer dinsel faaliyetler" biçiminde yapıldı. Dini motifli terör örgütleri, Hizbullah, İBDA-C, İslami Hareket Örgütü, Hilafet Devleti olarak belirtilirken, radikal dini gruplar için, "Radikal söylemlere sahip olmakla birlikte günümüzde silahlı eylemleri bulunmayan Yeryüzü, Yıldız, Vahdet gibi 20 civarında grup faaliyet göstermektedir" denildi.
Aynı bölümde, tarikatlar, dini akımlar ve diğer dinsel faaliyetler konusunda da, "Nakşibendilik, Kadirilik, Rufailik, Süleymancılık, Nurculuk, Misyonerlik vb. şeklinde çok genel olarak ifade edilebilecek bir yapının ortaya çıktığı görülmektedir" denildi.

TERÖR GRUPLARI İKİ SAFHADA İNCELENİYOR "SİLAHLI TERÖR GRUPLARI", "SİLAHSIZ TERÖR GRUPLAR" BİZLERİN KARŞI DURMASI GEREKEN İKİNCİ FAKTÖR KOLLUK GÜÇLERİ "SİLAHSIZ TERÖR ÖRGÜTLERİ" İLE İLGİLENEMİYOR ÇÜNKÜ KANUNİ ZEMİN YOK
**********
HAPİSTEKİ BİR MAHKUM BAKIN NELER YAPABİLİYOR.
BİZLER HÜR VE ÖZGÜR OLDUĞUMUZ HALDE BU KADAR ETKİN OLAMIYORUZ. AÇABA KENDİMİZİ SORGULAMAMIZIN ZAMANI GELDİ Mİ? GELİN YAZIYI BERABER OKUYALIM.

27 MART 2008 CUMHURİYET GAZETESİ SAYFA 19 HABERLERİN DEVAMI BÖLÜMÜ MEHMET FARAÇ YAZISI
İlahiyat akademisi talimatı
Tarikat ve cemaatlerin Doğu ve Güneydoğu Anadolu'daki faaliyetleri nedeniyle taban yitirme kaygısı yaşayan Öcalan, 'ilahiyat akademisi' kurulmasını istedi.

Önümüzdeki yıl yapılacak yerel seçimler DTP ve PKK'yi endişelendirirken, Kürt eksenli siyaset, dinin politikada kullanılması stratejisinde yeni bir açılıma zorlanıyor! Öcalan da Hizbullah, AKP ve başta Fethullahçılar olmak üzere tarikatların bölgedeki faaliyetleri nedeniyle taban yitirme kaygısı yaşıyor. Urfa merkezli bir "ilahiyat akademisi" kurulması için avukatları aracılığıyla talimat veren Öcalan, "Din doğru öğretilmelidir" diyerek örgütlerini muhafazakar İslamcı anlayışı kullanmaya yöneltiyor!
DTP'yi salt Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Diyarbakır belediye başkanlığının kazanılmasına yönelik talimatı endişelendirmiyor. Siyasallaşma yolundaki Hizbullah'ın son üç yıldır sürdürdüğü sosyo-ekonomik kampanyalar da PKK üzerinde olumsuz etki yaratıyor. Bu etki örgütün yayın organları aracılığıyla sıklıkla dile getiriliyor. İddiaya göre "AKP hükümetinin desteğini alan Hizbullah, Fethullahçılar, Nurcular ve Nakşiler Güneydoğu'da vakıf, aşevi, dernek, sivil toplum örgütü, okuma evi, sendikalar, yurtlar ve özel okullarda örgütlenmeye ağırlık veriyor. Van-Adıyaman hattında yoğunluk kazanan faaliyetlerle Erdoğan'ın "istiyorum" dediği Diyarbakır'ı düşürmek" hedefleniyor!
Yoksullar hedefleniyor
Bu "düşürme" operasyonunun odağında yoksulluk bulunuyor. Yani, "Dernek ve vakıflar aracılığı ile halka kuru gıda, sıcak yemek, yiyecek ve kışlık yakacak yardımı yapılıyor, eğitim, burs ve yurt imkanları sağlanıyor. Hızla örgütlenen Hizbullah, AKP adaylarını desteklemeyi hedefliyor!"
Emniyet'in MGK'ye sunduğu bir raporda, "Hizbullah'ın 2006 Kurban Bayramı'nda 5 bin, 2007'de ise 3 bin aileye yardım yaptığı"na yer verilmesi, yukarıdaki gözlemleri doğruluyor.
Etnik-ümmetci sentez!
Son iki yıldır Güneydoğu'da sosyal ve ekonomik yatırımlara hız veren Fethullahçılar da Kürt siyasetçilerin tepkisini çekiyor. Örneğin ANF'de "Fethullahçılar da Kürt oylarına göz dikti" başlıklı şu yazı çok şey anlatıyor: "Güneydoğu'da Hizbullah'ın yanı sıra diğer İslami cemaat ve gruplar da atağa geçmiş durumda. Nurcular, Nakşiler dışında en örgütlü olan Fethullahçılar, Diyarbakır'da son 4 yılda kurulan yaklaşık 100'den fazla dernek, dershane, özel okul ve sağlık merkezleri aracılığıyla eğitici çalışmalar yürütüyor, yardım dağıtıyor."
400 kadar Fethullahçı işadamının 10-14 Ocak arasında Diyarbakırlı girişimcilerle bir araya gelmesinin ardından, önceki gün İstanbul'dan gönderilen cemaat üyelerinin Bingöl'ün köylerinde giyecek dağıttığı biliniyor.
Şehir timleri saldırıyor
DTP'ye karşı üçlü blokun son ve en önemli ayağını ise iktidar gücünü kullanan AKP oluşturuyor. 500bin yeşil kartlının bulunduğu Diyarbakır'da valiliğe bağlı kurumların dağıttığı gıda, ilaç, giyecek ve parasal yardımlar yoksul kitleleri AKP'ye çekiyor!
Tüm bu girişimlerin Kürt siyasetin bölgedeki etkinliğini kırmaya yönelik olduğu biliniyor. PKK'nin şehir timleri Kandil Dağı'ndan verilen talimatlarla tarikatların bölgede market ve dershane gibi kuruluşlara molotoflu saldırılar düzenleniyor. Fethullah yanlısı Gazeteciler ve yazarlar Vakfı'nın Diyarbakır'da düzenlemek istediği toplantıyı bu tehditler yüzünden iptal ettiği biliniyor.
PKK'nin gözdağı eylemlerinin dışında DTP ise bir dönem örgüte karşı kullanılan Kürt melleleri, emekli imam Muhittin Eryılmaz olayında olduğu gibi ellerinde Kuran'la mitinglerde halkın önünde yürüyor. Van'da emekli imamların 7 Mart'ta, Cuma namazı çıkışında PKK yanlısı açıklama yapması, 20 Mart'ta DTP örgütünde Kuran okumaları, öldürülen teröristlerin cenaze ve taziyelerinde boy göstermeleri, Kürdistan İmamlar Birliği'nin kırsaldaki propaganda faaliyetleri bu kapsamda dikkat çekiyor!
İmralı'dan mesaj var
Öcalan'ın geçen hafta İmralı Adası'ndan yaptığı çıkış ise bölgedeki dinamikleri, dinin siyasette kullanılması stratejisinde "etnik ve ümmetciliği" sentezleyen yeni bir açılıma zorlandığını gösteriyor. Öcalan memleketiyle ilgili talimatında şöyle diyor: "Urfa peygamberler diyarıdır, halkı inançlıdır, din doğru öğrenilmelidir. Bunun için bir İlahiyat Akademisi'ni oraya kurabilmeliler. Din nedir, günümüze kadar kaç peygamber gelmiş, nerelere gelmiş, bunlar araştırılmalıdır. Ben de dini taa Hz. İbrahi'den alıp günümüze kadar getiriyorum, çözümleme yapıyorum!"
Abdullah Öcalan'ın muhafazakar çevrelere antiseminizim üzerinden mesaj vermesi dikkat çekiyor: "Rahşan Ecevit uyarmıştı, Harran'daki topraklarımızı Yahudiler satın alıyor, ülke satılıyor!"
SAYGILARIMLA
B. Sertaç HOTON,EMEKLİ
__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #464  
Alt 26.05.08, 18:11
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 794
Ettiği Teşekkür: 2
66 tane iletisine 98 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart "delİĞe SÜpÜrÜlen" Adam

"DELİĞE SÜPÜRÜLEN" ADAM
Doğu Perinçek
AYDINLIK/Başyazı,11 Mayıs 2008

Hiç kimseyi o hallerde görmek istemeyiz, üzer bizi. Birileri başlarını öne eğsin diye yazmıyorum; Türkiye, o eksikliği, o utancı bir daha yaşamasın, "deliğe süpürülen" bir yöneticisi olmasın diye yazıyorum.

Deyim, AKP liderlerinden Cüneyt Zapsu'nun. ABD yetkililerine, "Deliğe süpürmeyin, kullanın onu" diye ricada bulunmuştu. Deyimin İngilizce aslı daha da ağır. Büyük utancı, bütün milleti yaralamıştır.

GİYOTİN TAKSİM MEYDANINA KURULDU
Olanlara bakıyoruz, bir süredir Tayyip Erdoğan yönetimi ne yapsa, daha çok batıyor. 1Mayıs sanki Tayyip Erdoğan'ları götürmek için icat edilmiş. Taksim Meydanı açılsa hükümet yine perişan olacaktı. İnişe geçen iktidarların sonu böyle oluyor. Ne yapsa nafile! AKP içinde ve basındaki bir grup Tayyip Erdoğan'ı "gaza getiriyor". Dışarıdan da tepesine biniliyor.

Tayyip Erdoğan-Abdullah Gül ikilisini bir ABD operasyonuyla Türkiye'nin tepesine oturtan hâkim güçler, giyotini Taksim Meydanı'nda kurmuşlardı bile. Tayyip Erdoğan da infaz tebligatını aldı ve kafasını giyotine uzatmış bulunuyor.

BASINDAKİ İNFAZ MANGASI
En son Cengiz Çandar, Ali Bayramoğlu, Ahmet Altan, Mehmet Barlas, Hasan Cemal, İsmet Berkan ve Sedat Ergin gibiler de "deliğe süpürme" eylemine katılınca, Washington'da alınan kararın infaz aşamasına gelindiği apaçık ortaya çıktı. Basındaki süpürgecilere birkaç gün sonra Fehmi Koru, Murat Belge ve Nazlı Ilıcak da katılırsa hiç şaşırmayın.

MİLLET YIKTI
"Deliğe süpürme eylemi ile yıkma eylemini birbirine karıştırmamak gerekir.

Tayyip Erdoğan iktidarını 2007 baharında başlayan Cumhuriyet Mitingleri, işçi eylemleri, Mehmetçik yürüyüşleri, üniversitelerin ve yargının direnişi yıktı. Şehit cenazelerinde yuhalanan bir iktidarı hiçbir kuvvet kurtaramaz.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın kapatma iddianamesi, toplam olarak Türk milletinin iddianamesidir. Türk Ordusu'nun sınır ötesi harekâtları da, aslında sistemin sınırlarını geçmiştir ve bu eylem de Cumhuriyet'in iddianamesinin içindedir.

DURUM 2002'DEN FARKLI
ABD açısından sorun Türk milletinin yıktığı AKP yönetimini artık "deliğe süpürmek"tir. Ve arkasından deliğe süpürülmeyi kabul eden yeni bir BOP Eşbaşkanı ayarlamaktır.

Ancak durum, 2002 öncesinden çok farklıdır. ABD, inisiyatifi kaybetmiş bulunuyor. Irak ve Afganistan direnişi, Bush yönetimini çıkmaza soktu. Türk milletinin isyanı başladı; Türk Ordusu hizaya getirilemedi. Bu koşullarda ABD yeni bir atak yapabilecek kuvvete sahip değildir. Esas olarak mevzilerini koruma siyasetine yönelmiş gibi görünüyor. O nedenle ABD'nin gereğinde "deliğe süpürülecek" yeni bir yönetim atama şansı artık tükenmektedir. Belki geçici olarak son bir kez daha yeni bir BOP Eşbaşkanı oturtabilecektir iktidar makamına. Belki gücü buna da yetmeyecektir.

TÜRKİYE DAYATACAK
ABD'nin Türkiye'ye dayatmalarda bulunduğu dönemden Türkiye'nin ABD'nin önüne kendi koşullarını koyacağı bir sürece girilmektedir. Hesaplaşmanın asıl gündemi budur. Başka deyişle Milli Hükümete uzanan bir sürece girilmiştir. Yalnız Türkiye'nin bütünlüğü değil, bununla bağlantılı olarak ekonomik iflas da, Milli Hükümeti zorunlu kılmaktadır. Dış borç batağı, ödemeler açığı artık yeni borçlanmalarla kapatılamaz hale gelmektedir ve büyük çoğunluk ağır bir yoksullaşma içinde çırpınmaktadır.

ABDULLAH GÜL DE TAYYİP'İN KADERİNİ PAYLAŞACAK
Kemalist Devrim'in bağımsızlık, halkçılık ve Aydınlanma programı, geniş halk yığınlarının iş, refah ve dirlik talebine cevap verecek biricik çözüm olarak artık Türkiye'nin önündedir. ABD'nin eski konumunu kaybettiği koşullarda, Tayyip Erdoğan'ı feda edip Abdullah Gül'le devam etme gibi çözümler Ankara kulislerinde konuşulabilir, ancak gerçekçi değildir. Tayyip Erdoğan'la birlikte Fethullah Hoca dahil, bütün Cumhuriyet yıkıcıları için film bitmiştir. ABD onları kurtarma girişiminde bulunacak mıdır, onu kestiremeyebiliriz. Ama bunu başaramayacaktır. Cumhuriyet'in varlığı ve Türkiye'nin toprak bütünlüğü davasının şakası yoktur; çocuk oyuncağı değildir.

22 Temmuz 2007 seçimi öncesinde temel dinamiklere bakarak AKP iktidarının yıkılmakta olduğunu kesin ifadelerle belirtmiştik. Seçimden sonra sanki başka bir manzara gözüktü. Ama biz yine ısrarla AKP iktidarının yasadışı olduğunu ve yıkılacağını belirttik. Biz, bu saptamaları yaparken, bütün çöken kuvvetler gibi Tayyip Erdoğan'lar maceralara kalkıştı; ABD ile gizli anlaşmalar yaptığını itiraf eden Abdullah Gül, Çankaya'ya çıkarıldı. Mafyacı ve tarikatçı karşıdevrimin anayasası hazırlandı. Türkiye'nin başına türban sarma girişiminde bulunuldu.

KEMALİST DEVRİM'İN DAVASI
Ancak bir vuruşluk canları kalmıştı. İşçi Partisi'nin yasadışı ilan ettiği AKP iktidarının Cumhuriyet yıkıcılığı, artık Cumhuriyet Başsavcılığı'nca saptanmıştır ve Anayasa Mahkemesi'nin kararı gelmektedir. Bazıları iddianameyi Sayın Başsavcı'nın iddianamesi sanmaktadır. Bu dava Kemalist Devrim'in davasıdır; büyük bir milletin davasıdır. Bazı şaşkınların göremediği budur. O iddianamenin arkasında Atatürk'ün kişiliğinde büyük bir devrimin bulunduğunu anlamak istemiyorlar. Çünkü Kemalist Devrim'in yeni atılımı, onların kirli çıkarlarını yıkacaktır. O gerici güruhu, sultanlarının halifelerinin yıkılacağını da anlamamışlardı.

MİLLİ HÜKÜMETE GÖTÜREN SİYASETLER
Cumhuriyetin güçleri, bu hesaplaşma döneminde milletin en geniş kesimlerini kazanacak ve Türkiye'mizi milli hükümete kavuşturacak doğru siyasetler izlemek durumundalar.

ACELE ETMEYELİM
1. Acelesi olan ABD'dir. Dikkat edilsin, CIA'nın, Bilderberg'in, mafyanın bütün süpürgecileri harekete geçirildi. Hepsi dünkü efendilerine ihanet etme yarışında birbirini çiğniyor. Tayyip Erdoğan da ekonomik krizin altında kalmamak için, bir an önce iktidarı bırakıp kaçmak istiyor. Milli güçlerin ise, acelesi yok. Türkiye halkı, mafya ekonomisinin çöküşünü AKP iktidarı altında yaşamalı. Beş-altı ay, hiçbir şeyi değiştirmez. Milleti Atatürk rotasında birleştirmek için tecrübelere ihtiyaç var.

DÜZENİN İÇİNDE ÇÖZÜM YOK
2. Amaç, Türkiye'nin yeniden Kemalist Devrim rotasına girmesidir. Asya'da, Latin Amerika'da, bütün Ezilen Dünya'da yükselen eğilim, bağımsızlıktır, halkçılıktır, devletçiliktir. AB kapısına bağlı konumda neo liberal siyasetleri sürdürmek, AKP politikalarını devam ettirmek anlamına gelir ve Türkiye'nin felaketi olur. Ve o felaketin faturası da, AKP iktidarını yıkan cumhuriyet güçlerine çıkar. O nedenle Kemalist Devrim programını uygulamak ve Türkiye'yi bu dağılma sürecinden kurtarıp halka esenlik ve dirlik getirmek zorunludur.

YAPA YAPA GELİYORUZ
3. Artık gündem AKP'yi yıkmanın ötesinde, Türkiye'yi devleti ve toplumuyla yeniden inşa etmektir. Şehit Babası Emekli Komiser Ahmet Aydın arkadaşımız, Tekirdağ mitinginde "yıka yıka değil, yapa yapa geliyoruz" dedi. Görev, yapmaktır!

SÜRECİ PLANLAMAK
4. Milli Hükümet hedefine ara aşamalardan geçilerek ulaşılacaktır. Bu sürecin, milletin en geniş güçlerini bağımsızlık ve bütünlük için birleştirecek siyasetler üretilerek çok akıllı planlanması ve yürütülmesi gerekir.

MİLLETİ BİRLEŞTİRMEK
5. CHP, İP, DSP, MHP ve hatta AKP bünyesindeki yurtsever güçleri Atatürk programında birleştirmek mümkündür; dış tehditler ve iç yıkıcılık bunu dayatmaktadır.

İKTİDAR FORMÜLÜ
6. Vatan savunmasının başına geçmek, artık biricik iktidar formülüdür. Türkiye'yi birleştiren iktidar olacaktır. Türkiye'yi birleştiren merkezlerden biri Diyarbakır'dır. Köylümüz, Güneydoğu'da Cumhuriyet'in gelmesini beklemektedir.

BAĞIMSIZLIK SİYASETİ BELİRLEYİCİ
7. Bugün belirleyici siyaset, bağımsızlık ekseninde birleşmektir. Bağımsızlık olmadan demokrasi olmaz. Bağımsızlık olmadan laiklik de olmaz. Demokrasi ve laiklik siyaseti bağımsızlık amacına bağımlı kılınmalıdır.

YALNIZ "AKTÖRLER" DEĞİL, KURGU DEĞİŞECEK
1980'den beri ABD'ye iktidar dayanmıyor. Uygulanan program, iktidarları bitiriyor. Halk da onları götürüyor. Bu kez milletin önüne aynı ABD güdümlü program, başka kisveler giydirilerek konuyor. Böyle devam edemez. Artık "aktör" dedikleri kurgulanmış oyuncuları değiştirmenin ötesinde kurguyu değiştirmek gerekiyor. Türkiye yeniden Kemalist Devrim rayına girmenin sancılarını yaşamaktadır. Zorluklar aşılacak, aydınlıklara çıkılacaktır.
__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #465  
Alt 26.05.08, 18:13
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 794
Ettiği Teşekkür: 2
66 tane iletisine 98 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Yorumsuz;80 Yil Önce 80 Yil Sonra.

YORUMSUZ;80 YIL ÖNCE 80 YIL SONRA

80 yıl önce
'Ne mutlu Türküm diyene'
ATATÜRK
------------
80 yıl sonra
'Sen ne mutlu Türküm dersen oda ne mutlu kürdüm der. Türklük yerine Türkiyelilik bilinci yerleştirilmelidir'
Tayyib Erdoğan

'Cumhuriyetin ilanı İstanbul'un tarihi değerini ve saygınlığını düşürmüştür'
Kadir Topbaş

'Kürtlerin geleceği ve özgürlüğü için Türk askerinin kanının oluk oluk akması gerekir'
Leyla Zana

'Toprak tek başına bir anlam ifade etmiyor. APO Türklere Allahın bir lütfüdür.
İnsanları öldürmek yerine Kürtlere istedikleri toprakları vermek gerekir'
Ahmet Altan

'Türkiye, sadece Türklere bırakılmayacak kadar önemli bir ülkedir'
M.Ali Birand

'Atatürk öldüğünden beri hala zenginlik ve özgürlük üretemiyorsak sebebi Kemalizm'dir'
Ahmet Altan

'Vatan sevgisi nedir ki? Vatanı seveceğinize gidin evde karınızı sevin'
Çetin Altan

'Memleketi bir çift kadın memesine satarım'
Ahmet Altan

'Kimse söylemiyor bari ben söyleyeyim. Türkiye'de 1 milyon Ermeni'yle 30 bin Kürt katledildi'
Orhan Pamuk

'Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı sırtımızı Amerika'ya dönmeliyiz'
Fetullah(ya da Fethullah) Gülen

'Boğazlar milletler arası bir komisyona devredilmelidir'
Rahmi Koç
Yorum yok,çünkü yoruma dahi gerek duyulmayacak kadar açık bu ifadelere sadece ulu önder Mustafa Kemal'den bir yanıt verelim yeterli olur.
“Bilirsiniz: Bizi yanlış yola sürükleyen kötüler, çoğu zaman, din perdesine bürünmüşler, saf ve temiz halkımızı hep “şeriat” sözleriyle aldata gelmişlerdir. Tarihimizi okuyunuz; görürsünüz ki ulusu gerileten, tutsaklaştıran, çürüten kötülükler hep din örtüsü altındaki geriliklerden, bayağılıklardan ve alçaklıklardan gelmiştir. Onlar her türlü davranışı dinle karşılaştırırlar."
M. K. Atatürk (1923)
*********
25 Aralık 1919,
İngiliz Yüksek Komiserliği Baştercümanı A. Ryan'ın raporu:

"Amacımız bölmek ve hükmetmek olmalıdır.Biz,bu gerçek ideali dinmiş gibi davranacak çıkarcı bir grubu idareci olarak takdim etmeye çalışacağız"

[Yoruma gerek varmı? Bu yöntem açık ya da dolaylı emperyalizmin başlıca silahıdır] kaynak:
1881-1938 Atatürk, Kurtuluş savaşı ve cumhuriyet kronolojisi, Turgut Özakman, Bilgi yayınevi, 1999, sayfa 93
********
[Kürsü] Dua, Allah'la gizlice konuşmaktır.
http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=624734#
------------
Türkler nasıl mahvedilir?
Devrin Fener Patriği Grigoryos’un Rus Çarı I.Aleksandr’a yazdığı ve Türklerin nasıl mahvedileceğine dair tavsiyeleri şunlardır:
“Türkleri maddeten ezmek ve yıkmak gayri mümkündür. Çünkü Türkler başka milletleri gurur ve ifrada sevkedecek zaferler önünde olduğu kadar her türlü ümitleri kaybedecekleri mağlubiyetlere ve felaketlere karşı sakin, sabırlı ve mukavemetli insanlardır. Gayet mağrurdurlar ve izzet-i nefislerine fevkalade düşkündürler. Ferdi iradelerin üstündeki hadisatı değişmez mukadderat sayma inancına sahiptirler. Bu inanışları dinlerine bağlılıklarından, kadere rıza göstermelerinden, ananelerinin kuvvetinden, padişahlarına, kumandanlarına, büyüklerine olan itaat duygularından gelmektedir. Türkler zekidirler ve kendilerini müspet yolda sevkü idare edecek reislere sahip oldukları müddetçe de çalışkandırlar. Gayet kanaatkârdırlar. Onların bütün meziyetleri hatta kahramanlık ve şecaat duyguları da ananelerine olan bağlılıklarından ahlaklarının selabet ve safiyetinden bilhassa dinî ve manevî hayatlarını tanzim ve tedvin eden şahsiyetlere olan bağlılık ve hürmetlerinden gelmektedir. Türkleri evvela bu din ve maneviyat şahsiyetlerinden mahrum bırakmak, buhran anlarında irşad vazifesini îfâ edecek şahsiyet ve mihraklardan nasipsiz kılmak icap eder. Bunun da kestirme yolu dinî ve manevî hayatı temsil eden teşkilat ve şahsiyetleri milletleri üzerinde müessir kudret halinden çıkarmak. Halkı da ananat-ı diniyye ve milliyetlerine intibak etmeyen haricî telkin ve fikirlerle tahrip etmektir. Manevî mihraklardan mahrum oldukları gün Türkleri kendilerinden şeklen çok kudretli, kalabalık ve zahiren hâkim kuvvetler önünde zafere götüren asıl kuvvetleri sarsılacak ve ancak o zaman maddî vesaitin faikiyetine istinat edilerek Türkleri yıkmak mümkün olacaktır”.
--------
UÇAKTA"NA MAHREM KOLTUK"KRİZİ
Uçakta “namahrem koltuk†krizi / Dünya / Milliyet İnternet
__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #466  
Alt 26.05.08, 18:16
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 794
Ettiği Teşekkür: 2
66 tane iletisine 98 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Kod Adı Yahuda-Ulusal Harekat Senaryosu

Yirminci yüzyılın başlarında ekonomik rekabet, sömürgecilik ve milliyetçilik akımları etkisiyle ortaya çıkan kutuplaşma 1. Dünya Savaşının temel faktörü oldu. Osmanlı İmparatorluğu Trablusgarp ve Balkan Savaşlarında yenilmiş, Doğu Trakya dışında Avrupa'daki bütün topraklarını kaybetmişti. Emperyalistler son Osmanlı topraklarını paylaşmak için anlaştılar, tıpkı bugün Türkiye Cumhuriyeti'ni paylaşmak için anlaştıkları gibi.

Bu amaçla, Çanakkale'ye saldırdılar ama başaramadılar. 18 Mart 1915'te gerisin geriye gittiler. Ama bir amaçları vardı; Boğazları ele geçirmek, Osmanlı topraklarını paylaşmak, Anadolu'daki Türk varlığına son vermek ve kutsal toprakları ele geçirmek. Yeniden geldiler ve karşılarında gene Mustafa Kemal'i buldular, biz Türkleri buldular, ağır yenilgi aldılar ve gene gerisin geriye döndüler ama gelecek yüzyılda buluşmak için birbirlerine söz verdiler. Aradan yıllar geçti. Geçen yıllarda yeni bir Türk devleti doğdu; Türkiye Cumhuriyeti. Türk, en aşağı yedi bin yıllık tarihinden aldığı güçle yeniden doğmuştu Anadolu'da. Yurtta Sulh Dünyada Sulh, dedi, kimsenin toprağına göz dikmedi.

Emperyalist güçler sözleştikleri gibi buluştular. Önce Ortadoğu'yu ele geçirdiler ve Türkiye'yi güneyden kuşattılar. 1947'de Yahudileri Filistin'e getirdiler ve topraklarını işgal ettiler. Bu kez planları, dini mezhep ve etnik köken temelinde bölge ülkelerini parçalamak ve bu taktikle Türk'ün varlığını yok etmekti. Eskisi gibi top tüfek yoktu, para vardı bir de siyaset. Amerika Büyük Orta Doğu Projesiyle bu plana destek verdi. Ardından Avrupa Birliği ülkeleri Haçlı zihniyetiyle bu ihanet senaryosuna katıldı. Yıl 1991'i gösterirken Amerika fiilen Irak'a ve de Ortadoğu'ya askeri gücüyle girmişti. Tarih yeniden yazılmaya başlanmıştı artık.
Aşağıda okuyacağınız senaryo; işte bu ihanet oyununa karşı, Türk'ün bekasını korumak isteyen vatan evlatlarının bugün ve gelecekte başvuracağı ulusal bir harekâtın senaryosudur.

Ulusal Harekâtın Senaryosu
1.Mesele:
Türk'ün varlığını Anadolu ve kutsal topraklardan silmeyi amaçlayan Haçlı zihniyetine, Ortadoğu ve Hazar havzasındaki zengin petrol yataklarını ele geçirmeyi amaçlayan BOP işgaline ve Filistin topraklarını ele geçirerek bölgesel emperyalist bir güç olmayı amaçlayan Yahuda zihniyetine karşı, Türk ulusunu, Türk vatanını ve Türk Bayrağını korumak, Kıbrıs, Balkanlar, Ortadoğu, Orta Asya ve Kafkaslardaki Türk varlığının çıkarlarını korumak için Türk ulusunun İkinci Kurtuluş Savaşı olarak tarihe geçecek olan Ulusal Harekâtı başlatmaktır.

2.Faraziyeler:
A. (1)Dışişleri Bakanlığı'nca; başta AB ülkeleri olmak üzere Türk'ün tarihine ve milli menfaatlerine uygun bir dış politika uygulanarak, bölücü ve yıkıcı örgüt mensuplarının yıllardır sürdürdüğü siyasi cephe faaliyetlerinin yok edileceği, diplomatik ve örtülü operasyonlarla ülkeye getirilip yargılanacağı, örgütün finansmanının kesileceği ve örgüte destek veren ülkelere karşı milli bir duruşun ortaya konacağı,
(2) BOP ve Haçlı zihniyetine karşı gelecekte yapılacak olası bir topyekûn harekâtı destekleyecek şekilde bölgesel ve küresel düzeyde alternatif milli politikaların geliştirileceği,
B. İçişleri Bakanlığı'nca; başta PKK'nın siyasi kanadı durumundaki partilere, örgütün sözcülüğünü yapan belediye başkanlarına ve milislerine yasal işlem yapılacağı, İran ve Irak sınırlarında fiziki güvenlik önlemlerinin alınarak örgütsel geçişlerin önleneceği,
C. Adalet Bakanlığı'nca; İmralı'da yatan Öcalan'ın etkisiz hale getirilerek tarihe gömüleceği, teröristlere destek veren ülkelere karşı uluslar arası arenada psikolojik harekât uygulanacağı, benzeri görülmedik bir şekilde eli kolu bağlanan güvenlik güçlerinin yetkilerinin iade edileceği,
D. Milli Savunma Bakanlığınca; olası bir topyekûn harekâta hazırlık maksadıyla seferberlik planlarının güncelleştirileceği ve harp silah ve araçlarının, olası bir ambargo karşısında uygulanabilir temin ve geliştirme planlarının yapılacağı,
E. Milli Eğitim Bakanlığınca; yokluk ve yoksulluktan dolayı tarikat ve cemaatlerin eline geçmiş yurt ve pansiyonların millileştirileceği, Atatürkçü düşünce sistemiyle aklı hür, vicdanı hür nesiller yetiştirmeyi amaçlayan milli eğitim programlarının yürürlüğe gireceği, Halkevleri ve Köy Enstitülerinin yeniden ve kapsamlı olarak açılacağı,
F. Ekonomiyle ilgili bakanlıklarca; Amerika'da ortaya çıkması beklenen ekonomik krize karşı milli politikaların hazırlanacağı, halkımızı borçlandırmaya ve yoksullaştırmaya yönelik ekonomik programların terk edileceği, yerli malı üretimi ve yerli sanayinin gelişimi üzerine kurulu milli politikaların uygulamaya konulacağı, toprak reformunun güncel hale getirilerek feodal düzenin kaldırılacağı,
G. Başbakanlıkça; stratejik bir eylem planı yürürlüğe konularak dış politikada; AB ilişkilerinin askıya alınacağı, Kıbrıs sorununa Hatay gibi bir çözüm bulunacağı, dünyadaki Türk varlığını koruyacak küresel ölçekli milli bir politika geliştirileceği, iç politikada ise; halkımızın dini duygularıyla oynanmayacağı, cumhuriyetimizin temel değerleri ve Atatürkçü düşünce sistemi sosyal hukuk nizamının ülkenin her karış toprağında egemen olacağı farz ve kabul edilmiştir.
Ancak, mevcut siyasi iktidarın bu olasılıkları dikkate alması mümkün görülmediğinden, bu hususlar Ulusal Harekât kapsamında farz ve kabul edilmiştir.

3.Meseleye Tesir Eden Hususlar :
A. Amerika; demokrasi getireceği ve kitle imha silahlarının yok edileceği bahanesiyle 2003 yılında Irak'ı işgal etmiştir. Dört binin üstünde Amerikalının yanı sıra bir milyonun üzerinde Iraklı vatandaş ölmüş, milyonlarcası topraklarını terk etmek zorunda kalmıştır. Amerikanın stratejik ortağı Barzani ve Talabani'dir. Maksadı bölgenin insanları arasına nifak tohumu ekmektir. PKK taşeron örgütünü İran, Suriye, Irak ve Türkiye'ye karşı kullanmaya başlamıştır. BOP ile Amerika; bölge ülkelerini parçalama ve bölme projesini hayata geçirmiştir. Amacı; bölgede yüzyıllar sürmesi düşünülen iç savaşların temelini atmak ve bu şekilde Ortadoğu ve Orta Asya ülkelerini ve zengin petrol yataklarını kontrol ve denetimi altına almaktır. Bu amaçla; PKK terör örgütü, Barzani ve Talabani, AB ülkeleri ve İsrail'i siyasi, askeri ve ekonomik yönden desteklemektedir. Bugünkü iktidar, ''BOP'un eşbaşkanlarından biriyiz, bu projede yapacak görevlerimiz var, Diyarbakır'ı merkez yapacağız'', diyerek bu ihanet planın bir parçası olduğunu halkımıza ilan etmiştir.
B. İsrail; Filistin ve Lübnan'ı işgal etmiş, her gün yüzlerce insanı katletmektedir. Yaşam için strateji planına uygun olarak bölge ülkeleri üzerinde dini mezhep ve etnik köken temelindeki ayrımcılık politikalarını sürdürmektedir. Bu politika stratejik bir plana dönüştürülmüş ve Oded Yinon tarafından ''80'li Yıllarda İsrail İçin Strateji''başlıklı makale ile açıklanmıştır. Ülkemizdeki işbirlikçi medya, AB, ABD ve İsrail'i kamoyuna hoş göstermek maksadıyla haber, film, dizi, röportaj gibi çekimi ve yayınlarla kapsamlı bir psikolojik harekât yürütmektedir.
C. Avrupa Birliği; üyelik süreci altında mevcut siyasi otoritenin de kabulüyle ülkemize yönelik bölücü ve ayrıştırıcı faaliyetlerini hızla sürdürmektedir. Müslüman halkımızı Hıristiyanlaştırmak, Türk halkını sözde halklara bölmek, azınlık vakıf ve cemaatlerini ulusal yönetime ortak etmek ve anayurdumuzdan toprak koparmak maksadıyla istediği yasal düzenlemeleri siyasi otoritenin de desteğiyle yaptırmaktadır.
D. İran; bu güne kadar PKK'yı Türkiye'ye karşı kullanma çabası içerisinde olan İran, bu örgütün kendisine zarar verebileceğini anladıktan sonra teröristlerle mücadeleye başlamıştır. ABD, AB ve İsrail'in bölgesel emellerine karşı koymak ve kendi çıkarlarını koruyabilmek maksadıyla da Türkiye'ye destek çağrıları yapmaktadır.
E. Siyasi otorite, başörtüsü bahanesiyle üniversite gençliğini birbirine düşürmüştür. Terörü, Kürt sorunu şeklinde tanımlayarak, PKK terör örgütüne siyasi bir zemin hazırlamış ve örgütü legalleştirme çabaları içerisine girmiştir. Kimlik tartışmalarıyla siyasi otorite nerdeyse kardeşi kardeşe düşürmüş ve ulusu parçalanmanın eşiğine getirmiştir. Siyasi otorite, milli irade ve milli hükümet anlayışından uzak görünmektedir.
Anayasa'nın verdiği yetkiyle görevini yapan ve hukuki varlığımızın teminatı olan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı üzerine saldırıları yoğunlaştırmış ve nerdeyse demokratik kurumları görev yapamaz hale getirmiştir. Türk milletinin gücünü temsil eden, Türk cumhuriyeti ve bekasının vazgeçilmez teminatı olan Türk ordusu üzerinde akla hayale gelmez iftira kampanyaları başlatılmış olup yıpratma gayretleri aralıksız sürmektedir.

4. İnceleme:
A. PKK terör örgütün ana üssü Kandil Dağı'nda olup Hakurk alanı da kontrolü altındadır. Sınırlarımızdaki kaçakçı patikaları örgütün denetimindedir. Örgüt beş on kişilik küçük gruplara ayrılmış, riski az mayınlama ve bombalama eylemlerini sürdürmekte ve her gün bir vatan evladı şehit olmaktadır. Avrupa'daki siyasi cephe faaliyetleri devam etmektedir. Siyasi otorietenin terörle mücadele stratejisi yoktur.
B. Polis özel harekât mensupları çete suçlamasına maruz kalmıştır. Bu durum terörle mücadelede görevli aktörler üzerinde olumsuz bir psikolojik etki yaratmaktadır.
C. Doğudaki aşiret reisleri durumu sessizce izlemektedir. Son gelişmeler, PKK terör örgütü ve yandaşlarının Doğu'da otorite olacağı kanaatini uyandırdığından terör örgütü ve Barzani ile gizli görüşmelere başlamıştır. Geçici köy korucuları ise akıbetlerinin ne olacağının endişesi içerisindedir.
D. Halkımız ise, son yıllarda teröristlerin baskısı altında kalmış, ''acaba devlet kim ya da devlet nerede'', diye kendi kendilerine sormaya başlamıştır. Halk yorgun ve biçaredir.
E. İktidara sahip olanlar; insanlarımızın dini duygularıyla oynamaya başlamış, türban, imam hatip, cumhurbaşkanlığı seçimi gibi hususları milletimize dert haline getirmiştir. Yaptıkları uygulamalara bakıldığında bu vatan, bu bayrak ve bu şehidin onların olmadığı yolunda halkımızda bir kanaat oluşmaya başlamıştır.
F. Kahraman ordumuzun askerinin başına çuval geçirilmiş, asil komutanları çete suçlamalarına maruz bırakılmıştır. Danıştay hain saldırılara uğramıştır. Türk ordusunun bir piyade taburu alçakça saldırıya uğramış, 12 askerimiz şehit edilmiş, 8 askerimiz ise kaçırılmıştır. Çuval hadisesinde milli tavrımızı müzik notasına benzeten siyasi otoritenin başı, halkımızın iradesini hiçe saymış ve Irak'a harekat yapmamıştır.

5. Sonuç:
A. Terörle mücadele konusu uluslar arası kamuoyuna taşınmış ve topyekûn mücadele kararı alınmıştır. Ancak, bu kararı alan ülkeler, mevcut teröristler arasında ''senin teröristin, benim teröristim'' şeklinde ayrım yapmış olduğundan uluslararası yasaların bir hükmü kalmamıştır.
B. Orta doğuda uygulanacak Türk dış politikası belli değildir. İktidar sahiplerinde mücadele kararlığı ve milli bir duruş bugüne kadar gözlenmemiştir. İç politika uygulamaları ülkemizin varlığını ve bekasını tehdit eder hale gelmiştir.
C. Amerika ve Talabani-Barzani kardeşler PKK teröristlerine destek vermektedir. Peşmerge Talabani ülkemize gelerek bu kutsal topraklara kirli ayağıyla basmış, Kürdistan açıklamasına siyasi otorite ikrar anlamında sükût etmiştir. Irak parçalanmış ve kuzeyde ulusal çıkarlarımıza aykırı olarak Kürt devleti kurulmuştur. Irak Türkmenlerinin varlığı yok olmak üzeredir.
D. Katil örgüt başı İmralı'dan örgüte talimatlar göndermekte, siyasi kanadı DTP ise faaliyetlerini açık açık sürdürmektedir.
E. Fiziki güvenlik kurulmadığı için İran ve Irak sınırlarımızda kaçakçılık faaliyetleri devam etmekte, katil ve hainler aldıkları haraçla örgütü finanse etmektedir.
F. Terör yüzünden göç etmek zorunda kalan vatandaşlarımızın sorunlarıyla ilgilenilmediği için, katil ve hainler kolaylıkla eleman temin edebilmektedir.
G. AB'ye uyum diyerek göz göre göre bizi aldatan iktidar sahipleri polis ve jandarmamızın yetkilerini elinden almış, bu durum suçların artmasına yol açmıştır.
H. Nereye harcandığı bilinmeyen dış borçlarımız, kime ve niye satıldığı bilinmeyen milli servetimiz nedeniyle Türk milleti bir borç batağına sokulmuş, ekonomik bağımsızlığımız yitirilmiştir.
I. Türk Devleri iktidar sahiplerinin aymazlığı yüzünden bölgede otorite ve saygınlığını yitirmiştir. Türk Devleti caydırıcı gücünü de yitirmiştir. Peşmergeler ve PKK terör örgütü yandaşları açık açık Türk devletini tehdit etmektedir. Ülkenin bağımsızlığı, birlik ve bütünlüğü, cumhuriyetin temel değerleri, çocuklarımızın ve devletimizin geleceği ağır ve yakın bir tehdit altındadır.

6. Teklifler:
A. Bu iktidar sahipleriyle terörle mücadele edilemeyeceğini, ancak ülke bizim, vatan bizim, bayrak bizim olduğu için iktidar sahiplerinin tutumu ne olursa olsun terörle mücadeleye devam edilmesinin gerektiğini,
B. Irak'a yapılacak alışageldik bir sınır ötesi harekâtla PKK'nın kahrolmayacağını aksine Barzani'nin bölgesel bir lider olacağını, bu durumun birlik ve beraberlik ile üniter yapımıza bir tehdit olduğunu, ulusal bir harekâtın kaçınılmaz olduğunu ve hedefinin de yedi bin yıllık Türk varlığının en batıdaki son bağımsız temsilcisi Türk devletini yaşatmak ve geleceğini teminat altına almak olması gerektiğini,
C. Terörle mücadele için kendilerine görev verilmesini bekleyen özel timlerimizin derhal göreve sevk edilmelerini, yetkilerinin geri verilmesini,
D. Türk milletinin insanca, bağımsız ve saygınca yaşatılması için gerekli tedbirlerin alınmasını,
E. AB ile ilişkilerin dondurularak gözden geçirilmesini, Kıbrıs sorununa Hatay ilimiz gibi bir çözüm bulunulmasını, 21 Şubat'ta başlayan kara harekâtı ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının başlattığı soruşturmanın Ulusal Harekâtın ayak sesleri olarak kabul edilmesini, harekâtın hedefinin ise, Gazi Paşa'nın devrimlerini yurt sathına yaymak ve Türkiye'ye, siyasi hedeflerine ulaşabilecek gücü ve saygınlığı kazandırmak olması gerektiğini, bu harekâta karşı çıkacak her gücün ise derhal etkisiz hale getirilmesini,
F. İçine düştüğümüz bu vahim tablo karşısında politik arayışların bir çözüm getirmeyeceğini, siyasi hedeflerimizin ancak askeri güce başvurmak suretiyle elde edilebileceğini,
D. Son yıllarda hasara ve zaafa uğratılan devlet yönetiminin, en kısa zamanda Türk devletine yaraşır bir hale gelmesi için Ulusal Harekâtın bugün ama yarından geç olmayan bir vakitte başlatılması hususunu, Türkiye Cumhuriyetini korumak ve kollamak için yemin etmiş olan demokratik kurum ve kuruluşların yetkililerine arz ve teklif ederiz.
Erdal Sarızeybek
Emekli Albay
Kaynak:
http://www.erdalsarizeybek.com.tr/es/haberler/makaleleri/kod-adi-yahuda---ulusal-harekat-senaryosu.html
---------
__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #467  
Alt 26.05.08, 18:19
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 794
Ettiği Teşekkür: 2
66 tane iletisine 98 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart 7.000 yıllık Türk varlığı/SUMER'Lİ LUDİNGİRRA

Orta İtalya bölgesinde M.Ö. 12. yüzyılda ortaya çıkan ve M.Ö. 1. yüzyılda Romalılar tarafından asimile edilen Etrüsk uygarlığını oluşturan halkın Türkler olduğu iddia ediliyor.



Orta İtalya bölgesinde M.Ö. 12. yüzyılda ortaya çıkan ve M.Ö. 1. yüzyılda Romalılar tarafından asimile edilen Etrüsk uygarlığını oluşturan halkın türkler olduğu iddia ediliyor.

Türkoloji alanında uzun yıllar uğraş veren Kâzım Mirşan'ın çeyrek asırlık araştırmasına göre Etrüsk yazıtlarında kullanılan alfabe, türk alfabesi. Bununla ilgili olarak Ceviz Kabuğu programında 2002 yılında üç, 2008 yılında da bir program yapıldı. Burada ayrıca, yazıyı ilk bulanların türkler olduğu, yani türklerin en eski medeniyet olduğu da iddia edildi.

Uygarlığın temellerinin Antik Yunanistan'da atıldığını kâbul eden ve türkleri barbar olarak gören avrupalılar için, dünya tarihini temelinden değiştirecek bu ciddi iddiaları dikkate alması pek de beklenmiyor. Gerçi bu iddialar, tarihini hep avrupadan öğrenmeye alışmış biz türkler için de kolay kâbul edilebilir görünmüyor.

Herşeye rağmen, somut kanıtlar ortaya çıkmaya başladı. Etrüsklerin anadolu kökenli olduğu, DNA testleri ile kanıtlandı.

Peki bütün bunlar tamamen kanıtlanır ve batı dünyası tarafından da kâbul eidlirse bu ne anlama gelecek, bizim için önemi nedir? Herşeyden önce, barbar, göçebe türkler şeklinde sıfatlar tarihe karışmış olacak. Türklerin izine sadece orta İtalya'da değil, daha pek çok yerde rastlanıyor. Bunlardan daha önemlisi, Atatürk'ün de ifade ettiği Anadolu'da 7000 yıldır türk varlığı olduğu gerçeği ortaya çıkarılırsa, topraklarımız üzerinde hak iddia eden Bizans, Pontus, Yunan, Ermeni vs. gibi devlet ve tarihe karışan devletlerin sözde varislerinin de hevesleri kursakalrında kalmış olacak.

Sizlere şaka gibi gelebilir ama, bugün hala Bizans varisi, Pontus varisi adı altında yaşayan ve batılılar tarafından ihtişam içinde yaşatılan (ihtiyaç olduğunda kullanılmak üzere) insanlar var.

Dilimize ve kültürümüze neden sahip çıkmamız gerektiğini şimdi anlıyor musunuz? ALINTI.
***********
Van şehrinde geçen olaylar, insanlık adına ibret alınacak ve Türk-Ermeni sorunu tartışılırken asla hatırdan çıkarılmaması gereken olaylar olarak dikkatle incelenmelidir.
1915 yılının ilk aylarında Van’daki Ermenilerin, Rus taarruzunun arifesinde başlattıkları isyan hareketi, aynı zamanda isyanın en güçlü olduğu Nisan ve Mayıs aylarında Ermenilerle ilgili radikal kararların alınmasının en önemli nedenlerinden biri.

http://www.kuvayimilliye.gen.tr/index.php?option=com_content&task=view&id=1355&ac= 0&Itemid=59
***
DUN LANETLENIP BUGUN ILAHI GIBI SUNULAN 10.YIL MARSI
Bugün AKP’ye adeta iman eden bazı kalemşörlerin yakın geçmişte 10. Yıl Marşı ile ilgili olarak yazdıklarını sütunuma alıp bazı sorular yönelteceğim:

Şöyle yazdılar biat eden yazarlar kesimi:
NAZLI ILICAK: “10. Yıl Marşı hırsızlıklara (Vurgun ve yolsuzluklara) Atatürk kılıfı (örtüsü) çekmekten başka bir şey değildir.”
FEHMİ KORU:...
http://www.kuvayimilliye.gen.tr/index.php?option=com_content&task=view&id=1353&ac= 0&Itemid=1
***
BABACAN ve SIMSEK'ın ITIRAFLARI - E. Manisali-
Nisan 2008'in ilk haftası içinde Babacan ve Şimşek' in AB ile ilişkiler konusunda çok önemli açıklamaları oldu. Bunlar gazete, televizyon ve ajanslarda yayımlandı. Bu açıklamalar AKP hükümetinin, AB ile ilişkilerden ne beklediğini ortaya çıkaran çok önemli itiraflardır.
Önce Ali Babacan'ın açıklamalarına bakalım
http://www.kuvayimilliye.gen.tr/index.php?option=com_content&task=view&id=1354&Ite mid=2
**************
Göktürklerden Türkiye´ye,Türkçenin Gelişimi
Türk dili zaman ve saha bakımından geniş bir alana yayılmış, farklı kültür daireleri bakımından ayrı dönemleri olmuştur…

Göktürklerden Türkiye´ye Türkçe…
Diller arasında önemli bir yere sahip olan ve geniş coğrafyaya yayılmış olan Türk dilinin önemi Göktürk Kitabeleriyle gün yüzüne çıkmış ve özellikle de Anadolu'da 1277 yılında Karamanoğlu Mehmet Bey'in Konya'yı ele geçirmesiyle ayrı bir döneme girmiştir.

Türkçe farklı değerlendirmelere rağmen bu gün dünya dilleri arasında Ural-Altay dil ailesine bağlı bir dil olarak kabul edilmektedir. Bu dil ailesinin de Türk, Moğol, Tunguz Mançu grubuna dâhil olup, 24 şivesi mevcuttur.

Türkçenin belli başlı yapı özelliklerini şu şekilde sıralamak mümkündür.

1-Türkçede çekim ve türetme sırasında kelime kökü değişmez. Yeni kelimeler
http://www.yenidenergenekon.com/151-gokturklerden-turkiyeye-turkcenin-gelisimi/
Alıntıdır.
************
Osmanlı Türkçesi metinleri üzerine inceleme yaparken, o dönemin siyasal, sosyal, kültürel ve ekonomik durumunu da göz önüne almak gerekir. Bu çerçevede hem kendi adıma, hem de bu konuda çalışan diğer araştırmacılara küçük bir katkı sağlamak için İnternet ortamındaki pdf formatında makale ve tezlerin bağlantı adreslerini listeledim.
Faydalı olması dileğiyle.
Mustafa Altun iletisinden...
Adres:
http://dilbilimi.net/osmanli_arastirmalari.htm
************
Sayın arkadaşlar, ilginiz çekeceğini umduğum Sayın Sadık Kemal Tural hocamızın ile hayatını Türk halk kültürüne adamış ve yıllarca saha çalışmaları yaparak birçok esere imza atmış, halk bilimci Sayın Yaşar Kalafat ağabeyin sitemizdeki son makalelerini dikkatinize sunuyorum, saygılarımla…
Mustafa AKSOY
http://www.haberakademi.net
http://www.sosyalbilimler.org

Sadık Kemal TURAL, “Dilin Bağımsızlığı ve Şiirin Gücü”
http://www.haberakademi.net/default.asp?inc=makaleoku&hid=6630

Yaşar KALAFAT, “Sarı Satuklu-Saltıklılar”
http://www.haberakademi.net/default.asp?inc=makaleoku&hid=6609
**********

Milli dili korumak aynı zamanda dini bir görevdir.
Dilşat TERZİ 8-4-2008

asm123.dilsat@gmail.com

Türkmen bir komşum var. Kendisi siyasetle uğraşmaz, adam din diyanetli. Buna rağmen kendi milli kimliğine dört elle sarılmış bir insan.
Bunun içindir ki ona karşı saygım her geçen gün daha da artıyor.
Kendisiyle arasıra görüşür sohbet ederim.
Önceki gün evinde misafiri oldum. Konu normal olarak dilden açıldı. Çünkü bugün ne yazık ki kimi Türkmen ebeveynlerin çocuklarıyla kendi dilleri değil de başka dillerle konuştuğuna şahit oluyoruz. Bu da tabi ki çok üzücüdür.
Komşum buna dini bir yorum getirerek bu kimi ebeveynlerin bu hareketlerinin dinen caiz olmadığını savundu. Komşum bundan da ileri giderek bu kimi ebeveynlerin Allah'ın iradesine karşı çıktıklarını ve büyük bir günah işlediklerini üstüne basa basa söyledi.
Nasıl sorduğumda, cevabı şöyle oldu:- "Allah'ın insanları farklı dil ve kavimler olarak yaratması O'nun bir iradesidir. Yüce Allah isteseydi hepimizi aynı tip yaratırdı. Ama bunda mutlaka bir hikmeti vardır.
Biz de kullar olarak yüce Allah'ın bu iradesine saygılı olmak mecburiyetindeyiz. Allah beni Türkmen olarak yaratmışsa, bana bu güzel dili bahşetmişse neden O'nun bu iradesine karşı çıkıp çocuklarımla başka bir dille konuşayım. Bu günahtır. Aynı zamanda çocuklarıma yapacağım en büyük haksızlıktır. Biz insanoğulları olarak yüce Rabbimiz'in iradesine karşı çıkmak gibi bir lüksümüz yoktur.
Ben bir veli olarak maddemki Allah beni Türkmen olarak yaratmışsa, benim en önde gelen görevim doğan çocuklarımı Türkmen'ce öğretmektir. Bunun ırkçılıkla ilgisi yok."
Komşumun getirdiği bu dini yorum gerçekten çok doğrudur.
Biz veli ve anneler olarak buna uymak zorundayız. Bu konuda aynı zamanda din adamlarımızın da üzerine büyük görevler düşüyor. Bunlar, böyle hataya düşenleri ikaz etmelidirler. Kendi dilimizi ve kimliğimizi korumanın hem insani hem de dini bir yükümlülük olduğunu izah
etmelidirler.

Umarım duyan olur...!
*************
SUMER'Lİ LUDİNGİRRA
Çeviri,Muazzez İlmiye Çığ
Sumerli Ludingirra'ya teşekkür!

Aşağıda okuyacağınız alıntı, Sumer tabletlerinde yer alan Ludingirra isimli bir Sumer yaşlısına aittir. Kendisini tanıtırken "Ben Sumerli öğretmen, şair ve yazarım. Yaşım yetmiş beşi bulduğundan öğretmenliği bıraktım çoktan; fakat şairlik ve yazarlığım ölünceye kadar sürecek herhalde" şeklinde konuşuyor.

Ludingirra yaşamöyküsünü neden yazmaya başladığını ise şöyle açıklıyor:

"Bu yaşamöykümü daha çok gelecek kuşaklar için yazmaya başladım. Bizim ulusumuz, dilimiz, geleneklerimiz, sosyal yaşantımız, sanatımız unutuluyor artık."

Ludingirra Sumer ülkesine yönelik tehlikelerden söz ederek "Bu güzel ülkemize her taraftan göz diktiler" diyor. "Göklere uzanan basamaklı kulelerimizin, görkemli tapınaklarımızın, arı gibi işleyen çarşılarımızın, her tarafa ulaşan kervanlarımızın, dümdüz uzanan yollarımızın, boy ürün veren tarlalarımızın, nehirlerimizde ve açtığımız kanallarda salına salına yüzen teknelerimizin, dolup taşan iskelelerimizin, her tür bilgiyi veren okullarımızın ünü uzak ülkelere kadar yayıldığından; ilkel olan bu ülkelerin halkı kıskandı bizi.

Fırsat buldukça üzerimize saldırdılar. Kentlerimizi yakıp yıktılar. Biz yaptık, onlar yıktılar; biz yaptık, onlar yaktılar. Halkımız, hatta krallarımız tutsak oldu. Ailelerimiz dağıldı.

Tarlalarımızı, bahçelerimiz bakımsızlıktan kurudu; hayvanlarımız açlıktan öldü ve böylece kökü binlerce yıl önceye dayanan ulusumuz yoruldu, dayanamayacak hale geldi ve içimize yavaş yavaş sızıp bizi yiyen yabancıların kucağına bırakıverdi kendini.

Onlar yönetiyor bizi şimdi. Topraklarımıza ilkel geldiler; sayemizde uygar olmaya başladılar. Ne yazıdan, ne tarımdan, ne sanattan, ne dinden, ne okuldan, ne attan, ne arabadan, ne aydan, ne yıldan haberleri vardı. Hepsini bizden öğrendiler.

Sonra da 'biz yaptık, biz bulduk' diye övünmeye başladılar. Hep korkuyorum, bir gün gelecek, adımız da uygarlığımız da unutulacak. Biz ne yaptık, ne başardıysak hepsini onlar üstlenecek."

Ludingirra işte bu duruma katlanamayarak bir karara varır. Gerçi bu karara varması için epey bir düşünme ve üzülme süreci geçer ama sonunda karara varır.

"Bu durum beni yıllardan beri üzüyordu. Ben küçük bir adamım, bunu önlemek elimden gelmez diye yakınıyordum. Bir gün birdenbire aklıma geldi. Ben bir yazar olduğuma göre, ulusumuzun bulduklarını, başardıklarını, geçmişimizi, geleneklerimizi, ne kadar uygar olduğumuzu, gerek Sumerliliklerini unutmaya başlayan gençlerimize, gerek daha sonra gelecek kuşaklara neden yazılarımla bildirmeyeyim dedim ve yaşamöykümü yazmaya karar verdim. Böylece her tarafa, herkese, her çağa ulaşacağımı umut ediyorum."

Yazının gücü muhteşemdir. Ludingirra'nın tüm tasası gerçeklerin gelecek kuşaklar için bilinmemesidir. Neyse ki arkeologlar böyle bir şeye izin vermediler. Çünkü Ludingirra yaklaşık 3 bin yıl önceden "Bizim uygarlığımız belki binlerce yıl sonra yaşayan insanlara da geçecek. Bizim attığımız temeller üzerine yenilerini koyacaklardır. Ah! Onlar da bizi hatırlayıp bıraktığımız kültür mirası için teşekkür edebilseler!..." diyor.

Bu haklı tasayı aşmak için harekete geçerek insanlığa bir uygarlığı anlatan Ludingirra'ya bir değil binlerce teşekkür sunuyoruz.

Merak etme Ludingirra, bu topraklardaki bizler, yani torunların seni hep hatırlayacağız.

(Muazzez İlmiye Çağ, Sumerli Ludingirra, Kaynak Yayınları, 3. basım, S.12-13)
-----------------
Siz Ludingirra'ya tesekkur ederken, ben de size Noah Kramer ile tesekkur edeyim.
Muazzez Ilmiye Hanimin kitabini herkes kendi alip okumali..

Bazi Sumer deyim ve Atasozleri..

*Donanimca gucsuz devlet,
Kapilarindaki dusmani kovamaz.
Sen gider dusmanin ulkesini ele gecirirsin;
Dusman gelir senin ulkeni ele gecirir.

*Bir efendin olabilir, bir kralin olabilir,
Ama asil korkulacak adam vergi memurudur!

* Sevismeden gebe kalinabilir,
Yemeden semirilebilir mi!

* Seni suya koysalar, suyu kirletirsin,
Bahceye koysalar, meyveler curumeye baslar!

* Olu mahkûmuz, harcayalim;
Uzun yasayacagiz, biriktirelim.

* Ilk arpa iyi urun verecek – nereden bilelim?
Son arpa iyi urun verecek – nereden bilelim?

*Yoksul icin, olmek yasamaya yegdir;
Ekmegi varsa, tuzu yoktur,
Tuzu varsa, ekmegi yoktur
Eti varsa, kuzusu yoktur,
Kuzusu varsa eti yoktur.

*Cok gumusu olan mutlu olabilir,
Cok arpasi olan mutlu olabilir,
Ama hicbir seyi olmayan uyuyabilir.

*Ben soylu bir kuheylanim,
Ama bir katirla birlikte kosuldum,
Bir yuk arabasini cekmem,
Kamis ve sap tasimam gerekiyor.

*Eli agizdan cikanla (yani yazdirilan sozcukle) uyumlu isleyen bir yazman,
Gercek bir yazmandir!

*Sumerceyi bilmeyen bir yazman,
Ne bicim yazmandir!

*Oturakli biri icin mi, ucari biri icin mi,
Kime saklamaliyim askimi?

*Bir kadina ya da cocuga bakmayan kisinin,
Burnuna yular takilmamistir (mahkumlarin burunlarina takilan, bir halkadan gecirilen kayisa gonderme)

*Karim tapinakta (sozcugu sozcugune cevrilirse, “disaridaki kutsal alan”),
Anam irmak kenarinda (olasilikla dinsel bir torende)
Ben de burada acliktan oluyorum.

*Evde huzursuz bir kadin,
Derde dert katar.

*Zevki icin: evlenmek.
Yeniden dusununce: bosanmak.
Sevincli bir yurek: gelin.
Kederli bir yurek: guvey.

*Col matarasi insanin hayatidir.
Pabuc insanin gozudur,
Karisi insanin gelecegidir,
Ogul insanin siginagidir,
Kiz insanin kurtulusudur,
Gelin insanin bas belasidir.
Dostluk bir gun surer,
Akrabalik hep devam eder.

*Okuz surer,
Kopek derin evlekleri bozar.
Kopektir; evini bilmez.

*Demircinin kopegi orsu devirememis;
Onun yerine su kabini devirmis.

*Daha tilkiyi yakalamadan,
Boynuna takacagi laleyi hazirliyor.

*Yabani okuzden kacarken,
Onume sigir cikti.

El ele, bir insanin yuvasi kurulur;
Karin karina, bir insanin yuvasi yikilir.

Bey gibi bina yapan, kole gibi yasar;
Kole gibi bina yapan, bey gibi yasar.
(S.Noah Kramer, Tarih Sumer’de Baslar)Sevgili arkadaşım sayın Kaman paylaşmış.
----------------
Türkler 1071'de girmedi mi?

Bize hep "Türkler Anadolu'ya Malazgirt Zaferi'yle girdi" diye öğretildi. Ama arkeoloji böyle söylemiyor. İşte gerçekler...
Prof. Dr. Ekrem Memiş, Türkler'in Anadolu'ya Malazgirt Zaferi'yle girdiği ve bu zaferle Anadolu'nun 1071'de el değiştirdiği iddiasını çürüttü.

Arkeolojik buluntular ve bilgi, belgeler Anadolu'ya 1071 Malazgirt Zaferi'yle girilmediğini ortaya çıkardı. Anadolu'ya Malazgirt Zaferi'yle girildiği yanlışını düzeltmeye çalışan Afyon Kocatepe Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Ekrem Memiş, "Anadolu Türkler'in ikinci yurdu değildir. Anadolu Türkler'in anayurdudur. Anadolu'da bundan 8 bin yıl önce de Türk devletinin varlığı belgelerle kendini gösteriyor. Bu yanlış öğrencilere öğretiliyor" dedi.

ÇİVİ YAZILI METİNDEKİ TÜRK KRALI
Bugün Gazetesi'nin haberine göre; Memiş, tezini belgelere dayanarak şöyle anlattı: "Elimizdeki metinler M.Ö.2 bin 200'lere ait bir olayı anlatıyor. Akat Kralı Mezapotamya'dan gelmiş. Fırat nehrini geçmiş ve Anadolu'ya geçmiş. Anadolu'da o zaman küçük küçük şehir devletleri var. Bu küçük şehir devletlerinden 17'si Hatti Kralı Pampa'nın önderliğinde bir araya gelmişler ve Akat Kralı'na karşı vatanlarını korumak için mücadele etmişler.

Bu 17 kraldan biri de çivi yazılı metnin 15. satırında geçen Türki Kralı İlşu-Nail'di. Burada geçen Türki kelimesinin Türk olduğuna şüphe yok. 2 bin yıl da buradan koyduğumuzda 4 bin 250 yıl önce Anadolu'da Türk kavmi olduğu gerçeği karşımıza çıkıyor."

8 BİN YILLIK GEÇMİŞİ VAR
Memiş, bu Türk krallığının da Hurri isimli bir kavimden geldiğini belirterek, bu kavmin M.Ö. 3. binde yaşadığını ve dillerinin Türkçe ile aynı dil grubuna girdiğini söyledi. Türki krallığını oluşturan grubun bu kavimden geldiğini ileri süren Memiş, çok geriye gidildiğinde kavmin soyunun 6 binlere dayandığını anlattı. Memiş, “2 bin de milattan sonraki dönemi eklediğinde 8 bin yıllık geçmiş ortaya çıkıyor" dedi.

KÜLTÜRLERDE KOPUKLUK YOK
Yazılı metinlerden Hurriler’in geçmişlerinin 3. bine gittiğini kaydeden Ekrem Memiş, “Fakat işin bir de arkeolojik boyutu var. O günden bu güne gelen bir 3 kültür var. İlki neolitik köy kültürü. Onu takip eden 5 binlerde kalkolitik kültür var. Köylerin yerini şehirlere terk ettiği dönem. 3. dönem ise eski tunç çağı. Şehir kültürünün tamamen oluştuğu dönem. Bu üç kültür arasında hiçbir kopukluk yok. Bu kopukluğun oluşmaması kavmin değişmediğine işaret ediyor” dedi.

TÜRK ADINI TAŞIYAN iLK DEVLET: TURKiLER
Ekrem Memiş, Huriler'in Anadolu'nun doğu bölgelerinde yaşayan en eski sahiplerinden biri olduğunu ve Anadolu'nun Türkün ikinci vatanı olmadığı, hatta anayurdu olduğunu söyledi. Göktürk Devleti'nin de ilk Türk adını taşıyan devlet olduğu tezini de çürüten Memiş, Hureler'in devamı olan ve M.Ö. binlerde yaşayan Türki Krallığı'nın Türk adını taşıyan ilk devlet olduğunun altını çizdi.

YETKİLİLER KULAK VERSİN
"Türk tarihini Hunlar'la başlatıyoruz. Hunlar Orta Asya'da büyük bir devlet kurmuşlar ama ilk değiller. Yetkililerin bu serzenişe kulak vermesi gerek. Çocuklarımıza yanlış bilgiler veriyoruz. Biz buralara sonradan gelmedik. Hep vardık. Bu toprakların o tarihlerden bu yana bizim olduğu gerçeğini görmezlikten gelemeyiz. Ders müfredatlarına bunlar işlenmeli" diyen Memiş, yeni araştırmaları gözden geçirmek gerektiğini belirtti.
Bugün Gazetesi
*********
Fatih Sultan Mehmed belgeseli...
http://video.google.com/videoplay?docid=-6600336789880816084&hl=en
__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #468  
Alt 26.05.08, 18:23
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 794
Ettiği Teşekkür: 2
66 tane iletisine 98 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart CIA ajanı Wilson,ağzından kaçırdı

Türkiye ABD'nin yörüngesinde!

CIA ajanı Wilson, ağzından kaçırdı:
Biz, amaçlarımızı paylaşan ülkelerle çalışırız.
ABD'nin Ankara Büyükelçisi görünümündeki CIA ajanı Ross Wilson, Cumhuriyet ve Milliyet'e açıklama yaparken şok bir itirafta bulundu. Başbakan Tayyip Erdoğan'ın 5 Kasım'daki ABD ziyaretine atıfta bulunan Wilson, "Biz, bizim değerlerimizi ve dünyadaki amaçlarımızı paylaşan ülkelerle birlikte çalışmak isteriz ve Türkiye bu ülkelerden biri" diyerek Türkiye'nin Amerikan politikaları doğrultusunda yol aldığını ileri sürdü.

CIA ajanı itiraf etti
Ross Wilson, Türkiye'nin ABD'nin yörüngesinde olduğunu, "Biz, dünyadaki amaçlarımızı paylaşan ülkelerle birlikte çalışmak isteriz ve Türkiye bu ülkelerden biri" sözleriyle açıkladı.

ABD Büyükelçisi CIA ajanı Ross Wilson, Milliyet ve Cumhuriyet gazetelerine özel demeçler verdi. Wilson burada, Türkiye'yle ilgili şok açıklamalar yaptı. Ankara ABD Büyükelçiliği'nde gerçekleşen görüşmelerde CIA ajanı Wilson, Türkiye'yi Afganistan aynı kefeye koyduklarını da belli etti. Wilson, Türkiye'nin ABD'nin yörüngesinde olduğunu şu ifadelerle ağzından kaçırdı, "Bizim politikamızı ve yaklaşımımızı şu şekilde ifade edebilirim. Biz, bizim değerlerimizi ve dünyadaki amaçlarımızı paylaşan ülkelerle birlikte çalışmak isteriz ve Türkiye bu ülkelerden biri." Wilson, Türkiye'de 'Ilımlı İslam'sözünün tepki almasının üzerine şöyle çark etti, "Ortak bir şeyler paylaştığımız diğer ülkeler de var dünyada. Ilımlı İslam terimi benim kullandığım bir terim değildir. ABD, demokrasiyi ve demokratik değerleri kuvvetle desteklemektedir. Biz, Türkiye'nin demokratik değerleri ve laikliğe ilişkin ilkelerini hem desteklemekte hem de saygı göstermekteyiz:" Wilson açıklamalarında, terör örgütü ile bir ilişiklerinin de olmadığını iddia ederek, bu konuda Türkiye'ye destek verdiklerini söyledi. Ancak Wilson, peşmerge ile diyoloğu teşvik ettiklerini de söylemeden etmedi. CIA ajanı, "ABD, elbette ki Türkiye ile Irak arasında ve Kuzey Irak'taki yetkililer arasında PKK da dahil pek çok konuda bir diyalog olmasını teşvik etmektedir. Biz, Kuzey Irak'ta PKK'nın hareket serbestliği ve malzeme akışını rahatlıkla sürdürebilmesini önlemek için Irak yetkililerini ve özellikle de Kuzey Irak'taki yetkilileri bu konuda adım atma konusunda ikna etmeye çalıştık" dedi. Bu teşvikin semeresini aldıklarını da belirten Wilson, "Biz, geçen hafta Irak Özel Temsilcisi Murat Özçelik ve Başbakanlık Başdanışmanı, Büyükelçi Ahmet Davutoğlu'nun yaptığı görüşmelerin sonuçlarından memnunuz" diye konuştu.

Ortak Vizyon Belgesi
Büyük Ortadoğu Projesi ile bölgenin parçalanması için Türkiye'de çalışma yürüten Wilson, şunları kaydetti: "2005'te geldiğimde ilk söylediğim şeylerden biri de şuydu: Bu geçmişteki olaylar, geçmişe ait olaylardır, geçmişte kalmıştır. ABD'nin bu bölgedeki Türkiye ile yapmayı öngördüğü çalışmalar üzerinde doğrudan etkisi olmayan olaylardır. 2005'ten itibaren ikili ilişkilerimiz konusunda çok ilerleme kaydettiğimizi düşünüyorum. Özellikle Bakan Rice ve Bakan Gül arasında 2006'da imzalanıp açıklanan Ortak Vizyon Belgesi ve pek çok alanda yaptığımız işbirliği ve 2 Kasım'dan itibaren PKK konusunda mücadele de buna dahil."

İçişlerimize müdahale
Wilson daha da ileri giderek içişilerimize müdahale içeren sözler sarfederek, "Türkiye'nin güneydoğusu Afganistan değildir ama ekonomik açıdan az gelişmiş bir yer. Pek çok Türkün bana söylediği şey de şu. Güneydoğu'daki bazı unsurlar, Türkiye'deki genel siyasi hayatın çok dışında tutuluyor, dışlanılıyor, marjinalize ediliyor. Bunun ne kadar gerçek olduğuna siz karar verebilirsiniz. Bizim gördüğümüz kadarıyla, Türkiye'de, Kuzey Irak'ta, Suriye'de ve İran'daki bazı koşullar nedeniyle PKK 20 yıldır halkı sömürebilmiş" dedi.

BOP tezgahı
Büyük Ortadoğu Projesi'ne de gönderme yapan CIA ajanı, "Türkiye'nin ABD için olan önemi arttı diyebiliriz. Türkiye dünyanın bu zorlu coğrafyasında barış, istikrar, refah ve özgürlük hedeflerinin ön cephesinde bulunan bir ülke. Soğuk savaş zamanında gerçekten bir çatışma olacağını düşünen pek çok kişi bunun Orta Avrupa'da olacağını düşünmüştü. Şu an içinse Türkiye'nin güneyinde, güneydoğusunda doğusundaki bölgelerde gerçekten çatışmalar oluyor" diye konuştu.
YENİÇAĞ
**********
"Hiçbir hakim laik Cumhuriyet karşısında tarafsızım diyemez"

Yargıtay Onursal Başsavcısı Sabih Kanadoğlu,Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç'ın yüksek mahkemenin kuruluş yıldönümünde yaptığı,muhalefete,Meclis'e siyasi gerilimi düşürme mesajları veren konuşmayı eleştirdi.

Meslektaşı Vural Savaş ile birlikte Akdeniz Üniversitesi'nde düzenlenen bir panelde konuşan Kanadoğlu, "Türkiye'de hiçbir hakim laik Cumhuriyet karşısında tarafsızım diyemez" dedi.

AKP'nin başlattığı sivil anayasa tartışmalarına da değinen Kanadoğlu, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç'ın Anayasa Mahkemesi'nin kuruluş yıldönümünde yaptığı konuşmanın 4 maddesine katılmadığını söyledi.

Kanadoğlu, "Anayasa Mahkemesi Başkanı'nın konuşması hem oraya, hem şuraya, hem de buraya mesajlar verdi diye alkışlandı. Dikkatle incelendiğinde Anayasa Mahkemesi Başkanı'nın yaptığı konuşmada değindiği 4 noktayı reddetmek durumundayım. Bunlardan birincisi 'Hakim mutlaka tarafsız olmalıdır' sözüdür" diye konuştu.

"Kastetmediği anlamda elbette ki hakim tarafsız olmalıdır" diyen Sabih Kanadoğlu, "Ama bu tarafsızlık özel hayatında vermiş olduğu kararların doğruluğu yönünde kamuoyunda kuşku uyandırmayacak bir tarafsızlık olmalıdır. Yüksek hakim özel hayatında herhangi bir tarafa iltizam ettiği veya herhangi bir düşünceyi kabul ettiğini gösterir hareketlerden mutlaka kaçınmalıdır. Tabii Başkan'ın kastettiği tarafsızlık bu değil" dedi.

Kanadoğlu, "Başkan'ın kastettiği tarafsızlık, düşünceler, kavramlar, idealler ortaya çıktığı zaman hakimin tarafsız kalması düşüncesidir. Türkiye Cumhuriyeti'nin hakimi her şeyden önce Anayasa'nın tarafı olmak zorundadır. Neden Anayasa tarafı olmak zorundadır. Çünkü Anayasa Türkiye Cumhuriyeti'nin temel niteliklerini koruma görevini ona vermiştir" diye konuştu.

Kanadoğlu ayrıca, "Bu mahkemede üye olan, başkan olan bir kişi 'Ben Laik Cumhuriyet karşısında tarafsızım' diyemez. 'Ben hukuk devleti ilkelerinin karşısında tarafsızım' diyemez. Bu konuşmada kastedilen mutlak tarafsızlık sözü, Türkiye Cumhuriyeti hakimi için geçerli değildir" dedi.

"Laiklik Anayasa korumasındadır"
Türkiye Cumhuriyeti'nin hakiminin, laik, demokratik sosyal hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti'nin tarafında olduğunu kaydeden Kanadoğlu, Kılıç'ın 'Laiklik toplumun koruması altındadır' açıklamasını ise talihsizlik olarak niteledi.

Kanadoğlu, "Laiklik herşeyden önce Anayasa'nın koruması altındadır. Başkan farkında olmayabilir, ama Anayasa Mahkemesi'nin de koruma altındadır. Hakim, laik Cumhuriyet'in tarafında olacaktır. Ve laiklik ilkesinin korunmasını, Anayasa'nın uygulanması sağlayacaktır" dedi.

Yargıtay Onursal Başsavcısı Kanadoğlu, Kılıç'ın 'Yeni Anayasa için toplumsal mutabakat gerekir' sözleri ile de siyasi iktidara hizmet ettiğini savundu.

Kanadoğlu, "Eğer siz belirli amaçlarla Anayasa yapma sözcüğünün ortaya atıldığını bilerek ve yeni bir anayasa yapma yetkisinin 23'üncü dönem TBMM'de olmadığını görerek bu sözü söylüyorsanız, siz farkında olmadan siyasi iktidarın gayretlerine hizmet eder duruma düşmektesiniz" diye konuştu.

Kanadoğlu, "Bir Anayasa Mahkemesi Başkanı, yeni bir anayasa yapma olanağının olmadığını bile bile yeni anayasa yapmaktan bahsedemez. Anayasa'nın belirli hükümlerinin değiştirilmesi için fikirlerini ortaya koyabilir, ama öğretinin, uygulamanın bütün gerçeklerine rağmen bir Anayasa Mahkemesi Başkanı, mevcut siyasi iktidar gibi yeni anayasadan bahsediyorsa onun samimiyetinden şüphelenmemek olanaksız hale gelir" dedi.

"Türkiye yol ayrımına yürüyor"
Kanadoğlu, Haşim Kılıç'ın 46'ncı yıl konuşmasında milli iradenin temsili için Anayasa Mahkemesi'ne Meclis tarafından da üye seçilmesinin yerinde olacağına yönelik açıklamasına da değindi ve "Yargıyı siyasallaştırırsınız" dedi.

Sabih Kanadoğlu, AKP iktidarının devletin tüm kademelerinde büyük kadrolaşma hareketi içinde olduğunu belirterek, "Türkiye yol ayrımına doğru hızla yürüyor. Kendi kafalarındaki ideolojik rejimi yerleştirebilmek için devletin tüm kadrolarında büyük bir kadrolaşma hareketi kesinlikle görünüyor. 17 kişilik Anayasa Mahkemesi kadrosunun 8'inin Meclis tarafından seçilmiş olduğu bir an düşünürseniz ortaya çıkacak tablo siyasallaşmış bir yargı olacaktır" diye konuştu.

Savaş: "Erdoğan'ı Yüce Divan'a götürecek dosya hazırlandı"
Yargıtay Onursal Başsavcısı Vural Savaş ise Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı Yüce Divan'a götürecek dosyanın da hazırlandığını iddia etti.

ATV- Sabah Grubu'nun Çalık'a satışının da bu dosyada yer aldığını iddia eden Savaş, "Başbakan'ın yüce divan dosyası oluşuyor. Çalık işi de bu dosyanın içinde" dedi.

Savaş ayrıca, 'Anayasa Mahkemesi'nin esastan inceleme yapamaz' tartışmalarının getireceği tehlikelere değindi. "Diyelim ki 'ilköğretim ve liselere türbansız girilemez' şeklinde düzenlenen bir kanun Meclis'te kabul edildi. Anayasa Mahkemesi yeterli çoğunluğa bakacak. Anayasa'ya aykırı bir durum yok. Kabul edildi" dedi.

Savaş, bu açıdan CHP'nin Anayasa'nın 10'uncu ve 42'nci maddelerindeki değişikliğin iptali için yaptığı başvurunun çok önemli olduğunu söyledi.

Vural Savaş, "Anayasa Mahkemesi, Anayasa'nın dolaylı ihlallerini göz önüne almaz, sadece şekli denetleme yapar derse Türkiye'nin sonunu getirecek yol açılır" diye konuştu.

"Atatürk'ün yaptığı her yasayı değiştirirken, Anayasa'da değişikliğe giderken çok iyi düşünmemiz lazım" şeklinde konuşmasını sürdüren Onursal Başsavcı, AKP iktidarına yüklendi, "Hitler de seçimle iktidara gelmişti" dedi.
__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #469  
Alt 26.05.08, 18:25
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 794
Ettiği Teşekkür: 2
66 tane iletisine 98 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart YOLSUZLUK;Büyük vurgun

Büyük vurgun

İETT'de ortaya çıkarılan 100 milyon Avro'luk usulsüzlük için soruşturma başlatıldı

İhalesiz işlemler
İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştiraklerinden İETT bünyesinde incelemelerde bulunan İçişleri Bakanlığı müfettişleri, 40 milyon dolarlık Topkapı-Edirnekapı-Sultançiftliği tramvay hattı yapımının ihalesiz olarak bir firmaya verildiğini saptadı. Otobüslere reklam giydiren firmayla yapılan sözleşmenin yasaya aykırı olarak uzatıldığı belirlendi. 63 milyon Avro'ya mal olan 50 metrobüs ve 50 otobüs alımında usulsüzlük yapıldığı ortaya çıkarıldı.

'Alışkanlık olmuş'
Müfettiş raporlarında, "İETT'nin yaptığı işlemlerde ihale yapmamayı alışkanlık haline getirdiği gözlenmiştir. Otobüs alımında rekabet ortamı yaratılmayarak fiyat indiriminin adeta önüne geçilmiştir" denildi. Müfettişlerin İETT (vekil) Genel Müdürü Mehmet Öztürk başta olmak üzere kurumun üst düzey yöneticileri hakkında soruşturma başlatılması istemesinin ardından Beyoğlu Başsavcılığı harekete geçti. Öztürk ve diğer yöneticilerin ifadelerinin alınmasına başlandı.

DENİZ TATARER'in haberi 100 milyon Avro'luk yolsuzluk ve usulsüzlük yapıldığı gerekçesiyle soruşturma başlatıldı

İETT'de büyük vurgun
İçişleri Bakanlığı müfettişlerinin tespitleri sonucu başlatılan soruşturmada İETT (vekil) Genel Müdürü Mehmet Öztürk başta olmak üzere kurumun üst düzey yöneticilerinin ifadeleri alınıyor. Yöneticiler "ihalesiz reklam alanı tahsis etmek", "metrobüs alımında usulsüzlük" ve "Topkapı-Sultançiftliği metro hattında ihalesiz iş teslimi" ile suçlanıyor.

DENİZ TATARER
İçişleri Bakanlığı müfettişleri, İETT'de 100 milyon Avro'luk yolsuzluk yapıldığını ortaya çıkardı. Beyoğlu Cumhuriyet Savcılığı'na gönderilen yolsuzluk dosyası üzerine, İETT (vekil) Genel Müdürü Mehmet Öztürk başta olmak üzere kurumun üst düzey yöneticileri hakkında, "ihalesiz reklam alanı tahsis etmek", "metrobüs alımında usulsüzlük" ve "Topkapı-Sultançiftliği metro hattında ihalesiz iş teslimi" gerekçeleriyle soruşturma başlatıldı.

İçişleri Bakanlığı müfettişleri, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) iştiraklerinden İETT bünyesinde şubat ve mart aylarında rutin incelemelerde bulundu. Müfettişler tarafından hazırlanan ve İçişleri Bakanlığı'na sunulan inceleme dosyasında İETT'nin faaliyetlerinde usulsüzlük yapıldığı ve İETT (vekil) Genel Müdürü Mehmet Öztürk başta olmak üzere kurumun üst düzey yöneticileri hakkında adli soruşturma başlatılması istendi.

İhalesiz iş verildi
Raporda şu bilgilere yer verildi: "40 milyon dolarlık Topkapı-Edirnekapı-Sultançiftliği tramvay hattı yapımının ihalesiz olarak bir firmaya verildiği saptandı. Otobüslere reklam giydirilmesinin 10 yıllığına bir firmaya verildiği ve bu firmayla yapılan sözleşmenin yasaya aykırı olarak 10 yıllığına uzatıldığı belirlendi. 50 metrobüs alımında usulsüzlük yapıldığı, 50 Mercedes Capacity otobüs alımı işleminde de aynı usulsüzlüğün devam ettirildiği ortaya çıkarıldı. Metrobüslerin ihale, satın alma ve ithal etme süreçlerini kapsayan incelemeler sonucu, 63 milyon Avro'ya alınan 50 Phileas metrobüsün ihale yapılmadan 'doğrudan temin yoluyla' satın alınmasıyla usulsüzlük yapıldığı saptandı. İETT tarafından alınan 50 otobüsün alımında da usulsüzlük yapılmıştır. 15 milyon 750 bin Avro bedelle alımı yapılan 50 Mercedes Capacity otobüs , 'doğrudan temin yoluyla' yapılan işlemle kurum envanterine girmiştir. Bu suç ayrı bir araştırma konusudur. İETT'nin yaptığı işlemlerde ihale yapmamayı alışkanlık haline getirdiği gözlenmiştir. Otobüs alımında rekabet ortamı yaratılmayarak fiyat indiriminin adeta önüne geçilmiştir."

İçişleri Bakanlığı'nın raporu üzerine inceleme başlatan savcılık, İETT'nin faaliyetlerinde imzası ve sorumluluğu bulunan Öztürk ve üst düzey yöneticilerin ifadelerini almaya başladı. İBB tarafından yapılan açıklamada, " Soruşturmada Topkapı-Sultançiftliği deniyor. Bu yer Topkapı-Edirnekapı hattı olan 2 kilometrelik yerdir ve ihalesi yapılmıştır. Reklam konusunda ise, zaten süren bir dava var. Metrobüslerin alımında ise, biz bu yabancı firmanın tek üretici firma olduğu ve ihale yapmanın mümkün olmadığını belirttik" denildi.
CHP, İETT'ye dikkat çekmişti
İBB Meclisi'nin CHP'li üyesi Özer Beğenmiş , 17 Nisan'da İETT'nin 2007 yılı faaliyet raporu görüşülürken müfettişlerin ifade ettiği birçok usulsüzlüğe dikkat çekmişti. CHP Grubu da İETT 2007 faaliyet raporuna ret oyu vermiş, rapor AKP'lilerin oylarıyla kabul edilmişti.Cumhuriyet
--------
CHP: YOLSUZLUK İETT İLE SINIRLI DEĞİL

Şirketler denetimsiz İETT'deki 100 milyon Avro'luk usulsüz ihaleler, gözleri İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin diğer şirketlerine çevirdi. İBB Meclis Denetim Komisyonu'nun CHP'li üyesi Cemal Yeğin, 22 şirketin denetlenememesi nedeniyle komisyon raporuna muhalefet şerhi koyduğunu söyledi. Yeğin, denetim talebinin AKP'li üyeler tarafından reddedildiğini belirtti.

DENİZ TATARER'in haberi
İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) iştiraklerinden İETT'de İçişleri Bakanlığı müfettişlerince ortaya çıkarılan 100 milyon Avro'luk vurgun dosyası, dikkatleri İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin diğer şirketlerine çevirdi. Aralarında kamu hizmeti veren İGDAŞ ve İDO'nun da bulunduğu 22 şirket denetlenemiyor. İBB'nin şirketlerin denetlenmesi konusunda yasalara aykırı tutum geliştirdiğini kaydeden yetkililer, şirketlerin incelenmesi halinde İETT'deki yolsuzluklara benzer durumlarla karşılaşılacağını ileri sürdüler. İETT'nin Vekil Genel Müdürü Mehmet Öztürk ise İETT'de ortaya çıkarılan 100 milyon Avro'luk usulsüzlük soruşturmasını doğruladı.

İBB Meclis Denetim Komisyonu'nun CHP'li üyesi Cemal Yeğin , 2006 ve 2007 yıllarındaki İBB Meclis Denetim Komisyonu Raporu'na muhalefet şerhi koyduğunu belirterek muhalefet nedeninin şirketlerin denetlenememesi olduğuna dikkat çekti.

Belediye meclisi devre dışı
Yeğin, şirketlerin denetlenmesi talebinin komisyonun AKP'li üyeleri tarafından reddedildiğine de dikkat çekerek İBB'nin şirketleri yoluyla bürokrasiden ve kamu denetiminden kurtulmayı amaçladığını söyledi. Yeğin, "İBB'nin şirketlerinden sadece İSKİ ve İETT kısmen denetlenebiliyor. Bunun dışında kamu hizmeti veren İGDAŞ ve İDO'nun da aralarında bulunduğu 22 şirketin faaliyetleri denetlenemiyor. Bu şirketlerin sermayelerinin yüzde 99'u İBB'ye aittir. Yönetim kurulu başkanı olarak da İBB Başkanı Kadir Topbaş görülmektedir. Bu şirketlerin her türlü faaliyeti İBB Meclisi'nin onayına bağlı olmasına karşın şirketler bizler tarafından denetlenemiyor. Kısmen denetlenebilen İETT'de bile bu denli yolsuzluk yapılıyorsa denetlenemeyen şirketlerde kim bilir ne kadar yolsuzluk var" diye konuştu.

İBB'ye bağlı şirketlerin, belediyenin ihalelerine katılmasının yasal olmadığını da belirten Yeğin, şunları söyledi: "Sayıştay'ın 2001'de yayımladığı karara göre, belediyelere bağlı şirketlerin belediyelerin açtıkları ihalelere katılamayacakları net bir şekilde belirtilmiştir. Buna rağmen İBB'nin 2007'de yaptığı ihalelerin yüzde 21'i bu şirketlere verildi. Bu oran, geçmiş yıllarda yüzde 50'lere ulaşmıştı. Belediye başkanı ve yetkili personel hem ihaleyi veren hem de ihaleyi alan kurum durumundadır."

'Büyük kambur'
İBB Meclisi ANAP Grup Başkanı Hasan Akgün de şirketlerin İBB Meclisi'nin denetimine açılması konusunda İBB Meclis Başkanlığı'na iki kez önerge verdiklerini anımsatarak önergelerine yanıt alamadıklarını söyledi. Akgün, " Yasaya göre, belediyelerin tüm harcamaları Meclis Denetim Komisyonu'nun denetimine açık olmalıdır. Bu denetimsizlik son derece yanlıştır. Bu, belediyecilik üzerinde büyük bir kamburdur" dedi. İETT'nin genel müdürü Mehmet Öztürk, Beyoğlu Cumhuriyet Savcılığı'nda kendileri hakkında "ihalesiz reklam alanı tahsis etmek" , "metrobüs alımında usulsüzlük", "Topkapı-Sultançiftliği metro hattında ihalesiz iş teslimi" ve "50 Phileas marka otobüsün alımında usulsüzlük" gerekçeleriyle 4 ayrı konuda soruşturma yürütüldüğünü söyledi. Soruşturmanın, müfettişlerin rutin incelemelerinde ortaya çıktığını da kaydeden Öztürk, kendisinin ve İETT yöneticilerinin savcılığa ifade verdiklerini belirtti.
__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #470  
Alt 26.05.08, 18:27
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 794
Ettiği Teşekkür: 2
66 tane iletisine 98 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Tayyİp ErdoĞan;ortalama TÜrk, Ilimli MÜslÜman'dir

RTE: "ORTALAMA TÜRK, ILIMLI MÜSLÜMAN'DIR!"
Mehmet Ali Güller,9 Mayıs 2008

Başbakan ortaya yine bir "laf" attı, kırk gazeteci tahlil yapıyor: Ortalama Türk!

Yüksek tirajlı gazetelerin, yüksek fiyatlı kalemşörleri "ortalama Türk" kavramıyla ilgili yazıp çizdi hafta boyunca.

Aslında kavram yeni değildi. Yeni olan, kalemşörlerimizin, -o ya da bu nedenle- Başbakan Erdoğan'ın açıklamalarına artık daha nesnel gözlükle bakmaya başlamalarıdır!

Tarih, 26 Ocak 2002. Çiçeği burnunda AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, beraberinde Cüneyd Zapsu, Ömer Çelik, Turhan Çömez, Abdullah Gül, Murat Mercan, Reha Denemeç, Ali Babacan, İbrahim Özal, Mevlüt Çavuşoğlu ve Atasay Kuyumculuk'un sahibi Cihan Kamer olduğu halde, ABD'ye gitti.

Heyetin öncelikle ikiye ayrıldığını belirtelim! Erdoğan, Cüneyd Zapsu, Ömer Çelik ve o zamanlar özel kalem müdürü olan Turhan Çömez'le birlikte, ayrı bir programa tabi tutulmuştu! O program, Tayyip Erdoğan'ı 1994'te keşfeden ABD'nin eski Ankara Büyükelçisi Morton Abramowitz'e aitti.

Kısa bir hatırlatma; Abramowitz, 1994 yılında açıkça "Erdoğan'ı Erbakan'a tercih ederiz" demiş, 15 Ekim 1996'da da, Erdoğan'a hitaben, "Siz İstanbul'u yönetip yıldızınızı parlatabildiğinize göre, Türkiye için de çok şeyler yapabilirsiniz" demişti!

Gelelim programa… Kamuoyuna aktarıldığı kadarıyla 30 Ocak'a kadar Erdoğan'a Startejik Araştırma Merkezi CSIS'te konuşma yaptırılacak, CIA'nın düşünce kuruluşu Rand Corporation ve Lehman Brothers Aracılık Kurumu yetkilileriyle görüştürülecek, Amerikan Musevi Kongresi yetkilileriyle tanıştırılacak ve Washington bürokrasisinin karşısına çıkarılacaktı. Erdoğan 31 Ocak – 4 Şubat tarihleri arasında da New York'a götürülüp Davos toplantılarına takdim edilecekti!

Gayrıresmi program ise daha çekiciydi. Grenville Bayford, Erdoğan ve Zapsu'yu 27 Ocak Pazar sabahı, karanlıklar prensi Richard Perle ile gizlice buluşturdu! Perle'i artık kamuoyu tanıyor. Bayford'u da bir başka yazımızda tanıtacağız!

Gelelim gizli görüşmeye… Görüşme tarih itibariyle AKP'yi iktidara getirecek 3 Kasım seçimlerinden tam 282 gün önce, hatta Bahçeli'nin durduk yere seçim ilan etmesinden de tam 163 gün önce gerçekleşti.

Görüşmede özetle, AKP'nin iktidar olması halinde yeni Türk hükümetinin; ABD ile ilişkileri, AB ile ilişkileri, IMF ve Dünya Bankası ile ilişkilerinin nasıl olması gerektiği; AKP'nin Kıbırıs ve Irak konusundaki düşünceleri; AKP'nin Kürtler başta olmak üzere diğer azınlıklara bakışı ve Türkiye'nin İslam'a bakışı masaya yatırıldı!

Konumuz açısından asıl önemlisi Tayyip Erdoğan Perle'e, partisinin seçmen tabanının ortalama Türk vatandaşının değer yargılarını yansıtan muhafazakar kesimden oluştuğunu anlatmasıydı!

Erdoğan, bu kavramı ertesi gün, Stratejik Araştırmalar Merkezi CSIS'teki konuşmasında da yineledi: "Biz herhangi bir partinin devamı değiliz. Partimizin seçmen tabanı, ortalama Türk vatandaşının değer yargılarını yansıtan muhafazakar kesimden oluşmaktadır. Ortalama bir Türk ılımlı bir Müsülüman'dır. Bu nedenle partimiz ılımlı Müslümanların ortak değerlerini temsil etmektedir. Kendi tabanımızı yabancılaştırmadan, Türk toplumunun demokratik ve laik niteliğini güçlendirmeyi hedefliyoruz…"

Erdoğan'ın 26 Ocak 2002'de başlayan ABD gezisi bugünü anlamak açısından çok öğreticidir. Okurlarımız Erdoğan'ın 26 Ocak 2002 tarihli gezisiyle ilgili diğer ayrıntılara, dönemin Aydınlık dergisi sayılarından ve geçen yıl yitirdiğimiz usta gazeteci Turan Yavuz'un "Çuvallayan ittifak" isimli kitabından ulaşabilirler.
__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
ahmetdursun kullanıcısının bu bilgilendirici iletisine teşekkür eden üye :
lolipop (28.05.08)
Sponsorlar