Eyalet konusu zaman zaman gündeme gelmekle birlikte tarihini yanlış hatırlamıyorsam yasa tasarısı halinde Bölgesel Kalkınma Ajansları'nı adı altında 24 Ocak 2006'da TBMM' de görüşülecek idi.Yani şimdiki gibi,Milli devlet özellikleri büyük ölçüde değ
iştirilmek isteniyor idi.
Federalizm doğrultusunda bir adım,daha da ötesinde Türkiye'ye getireceğ
i felaketlergöz ardı ediliyordu.Yani aslında,20.06.1913 tarihinde Osmanlı'nın Avrupa baskısı ile yayınladığı bir genelge hemen aklıma geliyor. Sadrazam Sait Halim Paşa'nın genelgesi diye de bilinir bu genelge.
Bu genelgeden dikkat çekici bir-iki madde aklımda kaldığı kadrı ile izaha çalışayım.
Madde 1: Geçici vilayet kanununa göre, vilayet meclislerine, mahalli
işler için karar alma, yetkisi verilmiştir. Yani
Vilayetlerin ayrıca bütçeleri olacaktır. Memurların görev ve yetkileri geliştirilmiştir.
Madde 9: Bu kararname ile vilayet merkezlerine geniş ölçüde borçlanmak imkanı sağlanmıştır.
Madde 10: Fransız Bomparti paşa'nın başkanlığı altında, her vilayete oraya ne kadar jandarma gerektiğini tespit etmek
üzere müfettişler yollanacaktır.Sanırım ki yollanmış olmalıdır da.
Hatırlamakta fayda olduğunu sandığım ilave bir bilgi de günümüze yakın bir tarihi içermektedir.
Yani,25 Nisan 2003'de Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı taslağı 25 maddesi, Bölge kalkınma Ajanslarının kurulmasını gündeme getirmiştir.Tabii ki tepkiler üzerine de geri çekilmiş idi.
Tabii ki taktikler bitmez.Bu nedenle taktik savaşında yeni bir boyuta geçmek isteyen AKp iktidarı da bunları aşamalı olarak gündeme getirmeye başlamış idi.Sanırım ki Rahmetli İsmet İnönü'nün dediği gerçek bir kez daha ortaya çıkıyor.
"Dünya da en unutkan şey Kamuoyu"dur demiş idi.
TBMM'de Sayın İnönü yü dinleme şansına da erişmiş idim.Her ne kadar küçük yaşta olsam dahi hala meyal hatırlıyorum.Tabii ki ne konuştuklarını değil sadece o zamanları hatırlıyorum.
Neyse dönelim konumuza.
Tasarı yeni ismi ile ancak içeriği yaklaşık aynı tutulmak kaydı ile,19 Ocak 2005'de Meclis Başkanlığa yeniden verilmiş idi. 28 Ocak 2005'de Komisyonlara sevk edildi.Tasarının tek değişme kısmı da baş kısmındaki Bölge sözcüğünün çıkarılmış olması idi.Yeni öngörüdeki Kalkanma Ajansları ile Türkiye "26 Kalkınma Bölgesine" ayrılmaya çalışılıyordu.
26 Eyalete ayrılmaya çalışılan bu tasarıda ilginçlikler de vardır.Şimdi bölgeler hatırımda değil ancakbu Ajanslar Tüzel kişiliğe de sahip olacak,Özel Hukuka tabi olacak bir şekilde yapılandırılacaktı.
Çok ilginç bir şey daha var o da Görevleri hakkında olan ilginçliktir.Yani bölgelere Yabancı sermeye çekmek,Yatırım kararlarında tek yetkili olmak tır, şeklinde belirlenen görev yetki kısmıdır.
20.06.1913 genelgesi yani kalkınma Ajansları tasarısı daha çok ilginçliklerle dolu idi.Şimdilerdeki AB dayatmalarının değişik bir tiplemesi idi.Asıl dikkat çekici olan da sanıyorum ki Milli devlet diye tanımlamak için çaba sarfederken tam da bu anlayışa aykırı olan tutum sergilenmesidir.
Yani,bölgeler arası bir destek yerine rekabet getirilmeye çalışılmasıdır.
Oysa rekabetin de koşulları vardır, yazık ki bu koşullar oluşturulmadan yapılacak bu uygulama Tam Teslimiyet e yani merkezden çıkma ya değişik ifade ile yasal bir bölünme ye itecektir.
Zaten AB-D nin istekleri de bu değilmidir?Hem uygulama da denetim özel sektörde olacak,bölgesel ekonomi de yabancı sermaye denetimine girerek kesin bir şekilde liberalleşecektir.Peki bu ister adına Eyalet,ister Kalkınma Ajansı diyeceğimiz sistem kime yarar,kime zarar getiri?
İşte tartışılması gereken de bu dur.
Şimdi bu bilgilere yeni ilaveler yapalım.Yani en yakın zaman doğru giderek Petrol yasasına göz atalım.
Çıkan Petrol yasasını da bu bilgilerin üzerine siz okuyucular ilave edecek olursanız ortaya çıkan tablo vahim,hatta söylemek istemem ancak SEVR'den de öte....dir.Bölgeler birbirinden koparılacak,halklar bölünecek,vs...uzar gider.
Peki bu Petrol ün bölge halklarına bir katkısı olmayacak mı?Bu nebiçim yorum olurmu böyle diyenleriniz olacak elbet.
Ancak. Üniter yapıyı kırdınız mı,bölgesel yapı üzerinden güdümlü halklar yarattınız mı herşey değişecektir.Sanmayınız ki Bu eyalet sistemini isteyenler doğuda yaşayan vatandaşlarımızın zenginliği için istemiyor.O bölgelerin kalkınması için istemiyor.Zaten Petrol bir ülkeyi kalkındırıyor olsa idi sanırım ki dünya nın hakimi Petrol zengini ülkelerden biri olurdu.
Ne yazık ki en geri kalmış topluluklar da toprağı en verimli en zengin kaynaklara sahip ülkelerden çıkmaktadır.
Bir Afrikalı nın deyişi aklıma geliyor."Misyonerler buraya geldiklerinde ellerinde İncil vardı,bizim elimizde ise topraklarımız,Şimdi onların ellerinde Toprak var bizim elimizde ise İncil"dediğini hatırlar gibiyim.
İşte Atatürk'ten sonra yapılmaya çalışılan ve yeni yeni tam başarıya ulaşmak üzere olan zihniyetin dayatmalarının son perdesidir bu Eyalet sistemi.
Bu sistem değişik adlarla 1957 de gündeme gelmiş,daha sonra değişik zamanlarda kendini göstermiş,Özal dönemi ile en uç noktaya tırmanmış,son darbeyi vurmak için de misyonerlerin diğer ülkelerde yaptığı orta oyunları ülkemizde kendini ne yazık ki en büyük değerimizden biri olan din istismarını da içine alarak bu hale gelmiştir.
Bütün bunlar Milli hassasiyeti olmayan hükümetlerce planlanarak ortaya konmuş senaryoların devamı niteliğinde dir.
Kısaca SEVR'in yapamdığını ne yazık ki şimdilerde işbirlikçiler hem de büyük bir yüzsüzlükle yapmaya çalışmaktadırlar.Güneyde ki petrol kaynaklarını hiç etmenin,peşkeş çekmenin senaryolarından başka hiçbirşey değildir.
BPve SHELL in arama izinleri,çıkarma izinleri alması boşamıdır?
Bu yazıyı yazdıktan sonra aklıma gelen bir konuyu da kısaca hatırlatayım.
Şu ABD'nin meşhur 6.Filosu.
16 Şubat 1969 da olsa gerek protesto olaylarında şimdilerde islami kesim adına yazan bir yazar da vardı.Orada ki protesto olaylarınında solcular yapıyor diyerek saldırıda bulunan ve ölümlü bir şekilde sonlanan olayda ne yazık ki şimdilerde aynı tayfa adına yazılar yazan bir yazardan bahsediyorum.
İsim vermek doğru olurmu bilmiyorum.Geçmiş olaylar çünki.Ancak bağlantısına bakarsanız,şimdilerde de aynı senaryonun nedenleri kendini ortaya koymaktadır.Yani ABD'nin Akdeniz'e inme,filo bulundurma hevesleriyle o yıllardaki kıyaslamasını yaparsanız herşey ortaya dökülecektir zaten.
Yani özet olarak neden İslam,neden Ilımlı İslam seçeneklerin en başındaki yerini yıllardır korumuştur sanırım bağlantı tam olarak yerine oturacaktır.Yani Eyalet sistemi ile Güneydoğudaki Petrol yataklarına inmek isteyen ABD ve şirketleri,Rahat bir nefes almış olacak ve silahla yapamadıklarını Ilımlı İslam ile yapmış olacaktır.
Unutulmamalı dır ki Ülke 4 bir yandan hız ile kuşatılmıştır.Bu kuşatma ne yazık ki fiiliyatta silahla olmadığı halde ekonomik olarak kuşatılmıştır.Kıbrıs ta bu sürecin diğer ayağıdır.Hatta çevresel faktörler ve Aktörlere bakacak olursak konu uzar.Lakin Lübnan olayı da yani orada kurulacak bir Hristiyan Lübnan ise ABD nin çıkarlarına hizmetin daha da ileri ayağı olacaktır.
Bunları benim gibi sıradan bir vatandaş fark ediyor ise,Bizi yönetmeye talip olanlar bilmiyor mu sanıyorsunuz?
Tabii ki biliyorlar ve bu hareketi de bilinçli olarak yapmaktadırlar.
Bilnçsiz olanlar ise bunlar arasında bağ kuramayacak kadar gerici ve irtica özlemleri ile milletin göüzü kör edenler,boyayanlardır.
İktidar olanların yaptığı tek şey bu mudur?Tabii ki hayır.Ellerindeki belediyeler vasıtası ile de fakir halka Kömür,gıda adı altında Ayni,Tarikatler,Cemaatler yolu ile de Nakti yardımlarla fakir halkın dini duyguları ile alay edilmekte,onlar rencide edilmekte ve sessiz kalmaları,ezik durmaları sağlanmaktadır.
Ülkede satılmayan hiçbirşey kalmamıştır.KİT'ler,Kamu kurumları,hatta bu gidşile Adaletin dahi resmen para ile alınır bir hal alması için çalışılır olamktadır.Tüm bunların adına da özelleştirme denmekte ne yazık ki Müslüman olduğunu belirten tüm iktidarlarca da bu yola baş vurulmaktadır.Sanırım ki bunların hesabını birgün bu millet herkesten soracaktır.Onların istediği Eyalet düşüncesinin gerçekleşmesinin iki şartı vardır.
Birinci si Halk bunu istiyorsa amenna,İkincisi ise yeniden bir kurtuluş savaşı verilecek ve bunun sonucunda yeni dünya düzeni kazanacak ise bu sistem bu ülkeye ancak uyacaktır..Yoksa daha evvel bu zihniyete karşı veilmiş ve kazanılmış bir savaşın üzerine tekrar savaşmadan,onlar kazanmadan bu sistemin kurulabilme ihtimali sadece bir RÜYA olarak kalacaktır.
Tabii ki Sayın Erdoğan'ın başkanlık hevesi de bu nedenle ne anlama geldiği belli olmuyor mu?Yani Başbakanlık,Cumhurbaşkanlığı ve nihayetinde tarihe ilk devlet başkanı olarak geçecek değil mi?
Haliyle de Said-i Nursi nin vasiyeti ve ABD nin icazeti doğrultusunda amaçlarına ulaşmanın rahatlığını yaşamak.Tabii ki asla unutulmamsı gereken şeyi onlar unutsa da unutmayanlar vardır.
Bir hatırlatma daha.
Vatana ihanet suçu işleyen ve suçu yargılanma sonucu kesinleşen ve itiraf eden bir paraz İdam edilmek üzere iken söyledikleri çok ilginçtir.
"Bizim diyor bu Müslüman Türkleri yenmemiz imkansızdır.Çünki Adamlar Vatan uğruna Ölümü bir şehadet,bir şehitlik,bir şeref olarak algılıyorlar.Hristiyanlar ise bunu acı,korku,ve kayıp olarak algılıyoruz.Bu Milleti tarih sahnesinden silmenin iki yolu vardır.Birincisi Dillerini yok etmek,Lisanlarını yok etmektir.İkincisi ise İnançlarını yok etmektir."
İşte 1950 lerden bu yana yapılan okullarda İngilizcenin yaygınlaştırılması işi sona gelmiştir.Şimdi de o vasiyet doğrultusunda Ilımlı İslam misyonunu tamamlamak üzeredir.
Bu eyalet de son darbe olacaktır.Daha ne anlatayım bilmem ki?Anlamayanlar var ise onlara artık tek şey söyleyebilirim,unutmayın ki bu millet ebediyen tarih sahnesinde öyle ya da böyle değil,TAM BAĞIMSIZ OLARAK varlığını sürdürecektir.
saygılarımla...
Ahmet Dursun.