iconBütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 04:47 . | Nüve Foruma Hoşgeldiniz! Forumumuzdan yararlanmak için lütfen Üye Olun !
Sponsor Reklam

» Nüve Forum » gazete haber ve makale yorumları » Köşe Yazarları » Ahmet Dursun » Ahmet Dursun Makaleleri

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 15.06.06, 13:48
Standart

Ahmet Dursun Makaleleri




__________________

Konu lolipop tarafından (31.05.07 saat 10:05 ) değiştirilmiştir..
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
6 kullanıcı bu yararlı bilgilendirme için puskullupabuc kullancısına teşekkür ediyor :
CiwCiw (24.04.07), ghostgirl (01.02.09), ilpar (24.05.07), MASERK33 (22.11.07), parpali08 (16.05.07), wakan (03.01.08)
  #2  
Alt 24.03.07, 13:09
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 794
Ettiği Teşekkür: 2
68 tane iletisine 100 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Ynt: Ahmet Dursun Makaleleri

Eyalet konusu zaman zaman gündeme gelmekle birlikte tarihini yanlış hatırlamıyorsam yasa tasarısı halinde Bölgesel Kalkınma Ajansları'nı adı altında 24 Ocak 2006'da TBMM' de görüşülecek idi.Yani şimdiki gibi,Milli devlet özellikleri büyük ölçüde değiştirilmek isteniyor idi.
Federalizm doğrultusunda bir adım,daha da ötesinde Türkiye'ye getireceği felaketlergöz ardı ediliyordu.Yani aslında,20.06.1913 tarihinde Osmanlı'nın Avrupa baskısı ile yayınladığı bir genelge hemen aklıma geliyor. Sadrazam Sait Halim Paşa'nın genelgesi diye de bilinir bu genelge.

Bu genelgeden dikkat çekici bir-iki madde aklımda kaldığı kadrı ile izaha çalışayım.
Madde 1: Geçici vilayet kanununa göre, vilayet meclislerine, mahalli işler için karar alma, yetkisi verilmiştir. Yani

Vilayetlerin ayrıca bütçeleri olacaktır. Memurların görev ve yetkileri geliştirilmiştir.
Madde 9: Bu kararname ile vilayet merkezlerine geniş ölçüde borçlanmak imkanı sağlanmıştır.
Madde 10: Fransız Bomparti paşa'nın başkanlığı altında, her vilayete oraya ne kadar jandarma gerektiğini tespit etmek

üzere müfettişler yollanacaktır.Sanırım ki yollanmış olmalıdır da.
Hatırlamakta fayda olduğunu sandığım ilave bir bilgi de günümüze yakın bir tarihi içermektedir.
Yani,25 Nisan 2003'de Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı taslağı 25 maddesi, Bölge kalkınma Ajanslarının kurulmasını gündeme getirmiştir.Tabii ki tepkiler üzerine de geri çekilmiş idi.
Tabii ki taktikler bitmez.Bu nedenle taktik savaşında yeni bir boyuta geçmek isteyen AKp iktidarı da bunları aşamalı olarak gündeme getirmeye başlamış idi.Sanırım ki Rahmetli İsmet İnönü'nün dediği gerçek bir kez daha ortaya çıkıyor.
"Dünya da en unutkan şey Kamuoyu"dur demiş idi.
TBMM'de Sayın İnönü yü dinleme şansına da erişmiş idim.Her ne kadar küçük yaşta olsam dahi hala meyal hatırlıyorum.Tabii ki ne konuştuklarını değil sadece o zamanları hatırlıyorum.
Neyse dönelim konumuza.
Tasarı yeni ismi ile ancak içeriği yaklaşık aynı tutulmak kaydı ile,19 Ocak 2005'de Meclis Başkanlığa yeniden verilmiş idi. 28 Ocak 2005'de Komisyonlara sevk edildi.Tasarının tek değişme kısmı da baş kısmındaki Bölge sözcüğünün çıkarılmış olması idi.Yeni öngörüdeki Kalkanma Ajansları ile Türkiye "26 Kalkınma Bölgesine" ayrılmaya çalışılıyordu.
26 Eyalete ayrılmaya çalışılan bu tasarıda ilginçlikler de vardır.Şimdi bölgeler hatırımda değil ancakbu Ajanslar Tüzel kişiliğe de sahip olacak,Özel Hukuka tabi olacak bir şekilde yapılandırılacaktı.
Çok ilginç bir şey daha var o da Görevleri hakkında olan ilginçliktir.Yani bölgelere Yabancı sermeye çekmek,Yatırım kararlarında tek yetkili olmak tır, şeklinde belirlenen görev yetki kısmıdır.
20.06.1913 genelgesi yani kalkınma Ajansları tasarısı daha çok ilginçliklerle dolu idi.Şimdilerdeki AB dayatmalarının değişik bir tiplemesi idi.Asıl dikkat çekici olan da sanıyorum ki Milli devlet diye tanımlamak için çaba sarfederken tam da bu anlayışa aykırı olan tutum sergilenmesidir.

Yani,bölgeler arası bir destek yerine rekabet getirilmeye çalışılmasıdır.

Oysa rekabetin de koşulları vardır, yazık ki bu koşullar oluşturulmadan yapılacak bu uygulama Tam Teslimiyet e yani merkezden çıkma ya değişik ifade ile yasal bir bölünme ye itecektir.

Zaten AB-D nin istekleri de bu değilmidir?Hem uygulama da denetim özel sektörde olacak,bölgesel ekonomi de yabancı sermaye denetimine girerek kesin bir şekilde liberalleşecektir.Peki bu ister adına Eyalet,ister Kalkınma Ajansı diyeceğimiz sistem kime yarar,kime zarar getiri?
İşte tartışılması gereken de bu dur.
Şimdi bu bilgilere yeni ilaveler yapalım.Yani en yakın zaman doğru giderek Petrol yasasına göz atalım.
Çıkan Petrol yasasını da bu bilgilerin üzerine siz okuyucular ilave edecek olursanız ortaya çıkan tablo vahim,hatta söylemek istemem ancak SEVR'den de öte....dir.Bölgeler birbirinden koparılacak,halklar bölünecek,vs...uzar gider.
Peki bu Petrol ün bölge halklarına bir katkısı olmayacak mı?Bu nebiçim yorum olurmu böyle diyenleriniz olacak elbet.
Ancak. Üniter yapıyı kırdınız mı,bölgesel yapı üzerinden güdümlü halklar yarattınız mı herşey değişecektir.Sanmayınız ki Bu eyalet sistemini isteyenler doğuda yaşayan vatandaşlarımızın zenginliği için istemiyor.O bölgelerin kalkınması için istemiyor.Zaten Petrol bir ülkeyi kalkındırıyor olsa idi sanırım ki dünya nın hakimi Petrol zengini ülkelerden biri olurdu.
Ne yazık ki en geri kalmış topluluklar da toprağı en verimli en zengin kaynaklara sahip ülkelerden çıkmaktadır.
Bir Afrikalı nın deyişi aklıma geliyor."Misyonerler buraya geldiklerinde ellerinde İncil vardı,bizim elimizde ise topraklarımız,Şimdi onların ellerinde Toprak var bizim elimizde ise İncil"dediğini hatırlar gibiyim.
İşte Atatürk'ten sonra yapılmaya çalışılan ve yeni yeni tam başarıya ulaşmak üzere olan zihniyetin dayatmalarının son perdesidir bu Eyalet sistemi.
Bu sistem değişik adlarla 1957 de gündeme gelmiş,daha sonra değişik zamanlarda kendini göstermiş,Özal dönemi ile en uç noktaya tırmanmış,son darbeyi vurmak için de misyonerlerin diğer ülkelerde yaptığı orta oyunları ülkemizde kendini ne yazık ki en büyük değerimizden biri olan din istismarını da içine alarak bu hale gelmiştir.
Bütün bunlar Milli hassasiyeti olmayan hükümetlerce planlanarak ortaya konmuş senaryoların devamı niteliğinde dir.
Kısaca SEVR'in yapamdığını ne yazık ki şimdilerde işbirlikçiler hem de büyük bir yüzsüzlükle yapmaya çalışmaktadırlar.Güneyde ki petrol kaynaklarını hiç etmenin,peşkeş çekmenin senaryolarından başka hiçbirşey değildir.
BPve SHELL in arama izinleri,çıkarma izinleri alması boşamıdır?

Bu yazıyı yazdıktan sonra aklıma gelen bir konuyu da kısaca hatırlatayım.

Şu ABD'nin meşhur 6.Filosu.

16 Şubat 1969 da olsa gerek protesto olaylarında şimdilerde islami kesim adına yazan bir yazar da vardı.Orada ki protesto olaylarınında solcular yapıyor diyerek saldırıda bulunan ve ölümlü bir şekilde sonlanan olayda ne yazık ki şimdilerde aynı tayfa adına yazılar yazan bir yazardan bahsediyorum.

İsim vermek doğru olurmu bilmiyorum.Geçmiş olaylar çünki.Ancak bağlantısına bakarsanız,şimdilerde de aynı senaryonun nedenleri kendini ortaya koymaktadır.Yani ABD'nin Akdeniz'e inme,filo bulundurma hevesleriyle o yıllardaki kıyaslamasını yaparsanız herşey ortaya dökülecektir zaten.

Yani özet olarak neden İslam,neden Ilımlı İslam seçeneklerin en başındaki yerini yıllardır korumuştur sanırım bağlantı tam olarak yerine oturacaktır.Yani Eyalet sistemi ile Güneydoğudaki Petrol yataklarına inmek isteyen ABD ve şirketleri,Rahat bir nefes almış olacak ve silahla yapamadıklarını Ilımlı İslam ile yapmış olacaktır.

Unutulmamalı dır ki Ülke 4 bir yandan hız ile kuşatılmıştır.Bu kuşatma ne yazık ki fiiliyatta silahla olmadığı halde ekonomik olarak kuşatılmıştır.Kıbrıs ta bu sürecin diğer ayağıdır.Hatta çevresel faktörler ve Aktörlere bakacak olursak konu uzar.Lakin Lübnan olayı da yani orada kurulacak bir Hristiyan Lübnan ise ABD nin çıkarlarına hizmetin daha da ileri ayağı olacaktır.

Bunları benim gibi sıradan bir vatandaş fark ediyor ise,Bizi yönetmeye talip olanlar bilmiyor mu sanıyorsunuz?

Tabii ki biliyorlar ve bu hareketi de bilinçli olarak yapmaktadırlar.

Bilnçsiz olanlar ise bunlar arasında bağ kuramayacak kadar gerici ve irtica özlemleri ile milletin göüzü kör edenler,boyayanlardır.

İktidar olanların yaptığı tek şey bu mudur?Tabii ki hayır.Ellerindeki belediyeler vasıtası ile de fakir halka Kömür,gıda adı altında Ayni,Tarikatler,Cemaatler yolu ile de Nakti yardımlarla fakir halkın dini duyguları ile alay edilmekte,onlar rencide edilmekte ve sessiz kalmaları,ezik durmaları sağlanmaktadır.
Ülkede satılmayan hiçbirşey kalmamıştır.KİT'ler,Kamu kurumları,hatta bu gidşile Adaletin dahi resmen para ile alınır bir hal alması için çalışılır olamktadır.Tüm bunların adına da özelleştirme denmekte ne yazık ki Müslüman olduğunu belirten tüm iktidarlarca da bu yola baş vurulmaktadır.Sanırım ki bunların hesabını birgün bu millet herkesten soracaktır.Onların istediği Eyalet düşüncesinin gerçekleşmesinin iki şartı vardır.
Birinci si Halk bunu istiyorsa amenna,İkincisi ise yeniden bir kurtuluş savaşı verilecek ve bunun sonucunda yeni dünya düzeni kazanacak ise bu sistem bu ülkeye ancak uyacaktır..Yoksa daha evvel bu zihniyete karşı veilmiş ve kazanılmış bir savaşın üzerine tekrar savaşmadan,onlar kazanmadan bu sistemin kurulabilme ihtimali sadece bir RÜYA olarak kalacaktır.

Tabii ki Sayın Erdoğan'ın başkanlık hevesi de bu nedenle ne anlama geldiği belli olmuyor mu?Yani Başbakanlık,Cumhurbaşkanlığı ve nihayetinde tarihe ilk devlet başkanı olarak geçecek değil mi?

Haliyle de Said-i Nursi nin vasiyeti ve ABD nin icazeti doğrultusunda amaçlarına ulaşmanın rahatlığını yaşamak.Tabii ki asla unutulmamsı gereken şeyi onlar unutsa da unutmayanlar vardır.

Bir hatırlatma daha.

Vatana ihanet suçu işleyen ve suçu yargılanma sonucu kesinleşen ve itiraf eden bir paraz İdam edilmek üzere iken söyledikleri çok ilginçtir.

"Bizim diyor bu Müslüman Türkleri yenmemiz imkansızdır.Çünki Adamlar Vatan uğruna Ölümü bir şehadet,bir şehitlik,bir şeref olarak algılıyorlar.Hristiyanlar ise bunu acı,korku,ve kayıp olarak algılıyoruz.Bu Milleti tarih sahnesinden silmenin iki yolu vardır.Birincisi Dillerini yok etmek,Lisanlarını yok etmektir.İkincisi ise İnançlarını yok etmektir."

İşte 1950 lerden bu yana yapılan okullarda İngilizcenin yaygınlaştırılması işi sona gelmiştir.Şimdi de o vasiyet doğrultusunda Ilımlı İslam misyonunu tamamlamak üzeredir.

Bu eyalet de son darbe olacaktır.Daha ne anlatayım bilmem ki?Anlamayanlar var ise onlara artık tek şey söyleyebilirim,unutmayın ki bu millet ebediyen tarih sahnesinde öyle ya da böyle değil,TAM BAĞIMSIZ OLARAK varlığını sürdürecektir.
saygılarımla...
Ahmet Dursun.
__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
4 kullanıcı bu yararlı bilgilendirme için ahmetdursun kullancısına teşekkür ediyor :
CiwCiw (24.04.07), ghostgirl (01.02.09), ilpar (24.05.07), lolipop (31.05.07)
  #3  
Alt 22.05.07, 12:14
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 794
Ettiği Teşekkür: 2
68 tane iletisine 100 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Abd/türkiye Savaşi Ne Zaman Olacak?

Türkiye ile ABD arasındaki savaş mı?
Bu da nereden çıktı?
Aylardır söylüyor,yazıyor çiziyoruz.Bazı okuyucular destekliyor,bir kısım okuyuıcular ise saçmalık olarak görüyor.
Bir yazımda söylemiş idim.Sayın Kezban Hatemi'nin bir TV de yaptığı konuşma da,eski bir CIA ajanının anılarını derlediği bir kitabı okuduğunu ve bu kitabı ABD'nin piyasadan toplattığını söylemiş ve sadece 5 adet olarak ABD tarafından bulunamadığını,toplatılamadığını belirtmiş idi.
O bulunamayan 5 adetten birisinin de kendisi tarafından okunduğunu ve bunu tam olarak okuduğunuz da çıkan anlamın şu olduğunu söylemiş demiş,bir yazımda bundan bahsetmiş idim.
Kısaca ABD'nin yaptığı tüm hazırlıkların Türkiye'yi bölmek için yaptığını ve bu bölme işlemindeki BOP serüveninin son ayağının Türkiye olduğunu,sayın Hatemi kitabı okuyunca anlaşıldığını söylemiş idi.
Kitabın yazarı da sonradan öldü mü öldürüldü mü belli olmayan bir şekilde hayta veda etmiş idi.
Şu an o kitabın adı da,yazarının adı da aklımda değil.
Zira okumadığı şey insanın aklında tam olarak kalmıyor.
Neyse konuya dönelim.
ABD'nin Türkiye üzerindeki oyunlarını nereden başlamalı,neresinden anlatmalı diye düşünürsek aslında Kurtuluş savaşı ile başlaması gerektiğini sanırım ki hepimiz artık fark ediyoruz.
Şimdilere dönecek olursak,bir Kuzey Irak lafı dolanıp gidiyor.
Kuzey Irak neresidir?
Böyle bir devlet mi var?Neden Irak'ın Kuzeyi değil de Kuzey Irak?
Hiç dikkatinizi çekiyor mu?
Son zamanlarda artık hem basında,hem köşe yazarlarında,hem de birçok yazışmalarda artık Kuzey Irak sözcüğü anlam kazanmış bulunuyor.
Yani BOP projesinin devreye sokulduğundan bu yana ne yazık ki beyin kontrolünde bayağı ilerleme kaydeden ABD,artık bu ilerlemeyi fiiliyata dökme zamanının geldiğini söylemektedir.
Bunun en iyi uygulama alanı da yine Türkiye üzerinden yapılacağı kesinleşmekte ve biz ne yazık ki seyirci olarak bakmaya devam etmekteyiz.
Bir kere ABD,Afganistan ile başlattığı hareketi Irak ile devam ettirmekte hem de Türkiye'yi parçalama hareketini hızlandırmaktadır.
Afganistan'ı Komünizme kaptırmamanın mücadelesini verirken nasıl ki Taliban adında bir yönetim oluşturdu ve sonra da Taliban'ın demokrasi ile bağdaşmadığını söyleyerek ortadan kaldırdı ise aynı uygulamayı Saddam için de yapmıştır.

Ta ki saddam iki büyük hata(ABD'ye göre hata)yapana kadar.
1-Yeraltı kaynakları Millidir diyerek.
2-Artık petrolün dolar ile değil,avro ile alış verişinin yapılacağının kararını alması Saddam'ın işinin bitmesini sadece hızlandırmıştır.
Ayrıca Saddam'ın ortadan kalkmadığı süre içerisinde ne yazık ki Irak'ın Kuzeyi(kabul ettirdiği hali ile Kuzey Irak)oluşumu da suya düşecek,Irak'ın bütünlüğünü parçalama hedefi yarım kalacak idi.
Peki ABD Irak'ı neden parçalayacak ki?
Çıkarı ne olabilir?

Eğer ki bu uygulamayı gerçekleştiremese idiler,PKK illetini nerede konuşlandıracak,besleyeceklerdi ki?
Ayrıca da,BOP'un tam hayata geçirilebilmesi için tabii ki elzem bir karardır bu karar.
Yani son ayak olan Türkiye'nin de topraklarından alma emelleri ne yazık ki yarım kalacaktır.
Çünki Batının ve dahi Emperyalizmin Ortadoğuda ki gelişme,Hristiyanlaştırma,zenginlikleri ele geçirme hayallerinin tek engeli tarih boyunca Türkler olmuştur.
İşte bu nedenle Osmalı'yı hallettikleri bir anda yeni bir devlet kuran Türkler tekrar engelden başka birşey olmayacaklardır.
Bunu da 33 dereceli bir masonun kendi itiraflarından okuduk,biliyoruz.
Hani şu Atatürk'ün silahla ortadan kaldırılması konusundaki yazıyı diyorum.
Okumayanlar var ise bana yazsınlar.Arşivimi açabilirim.
Her neyse,ABD'nin Irak'ın Kuzeyinde bölünmüş ve Türkiye topraklarından da bir kısmı içine katılmış bir Kürt devleti kurma çalışmaları acaba nedendir?Kürtleri çok mu sevmektedirler?
Tabii ki bunun çok sebepleri var elbette.
Birincisi direkt Türkiye ile savaşmak istemiyor olması,İkincisi Etnik bir çatışma ile bunun Türkleri birbirine kırdırıp seyretmesi olarak göstermekle birlikte sebeplerin diğer ekonomik ve siyasi boyutlarını da göz ardı etmemekte fayda var.
Tüm bunların altında yatanları daha evvel de sıralamış idim.
Şimdi gelelim Türk siyasetçilerine.
ABD ile yapılan gizli bir Türk- ABD savaşı yaşanmaktadır.
Bunu nereden mi yuduruyorum.
Eğer ki Tezkere çıkmış olsa idi sanırım ki ABD askerleri girdiği yerden çıkmadığı gibi Türk topraklarından da çıkmayacak ve Türk Kurtuluş savaşında zımni olarak yaptıkları mücadeleyi aleni olarak yapmak zorunda kalacaklardı.
Ayrıca,Başına çuval geçirilen askerler acaba ABD'nin müttefiklerimiz dediği Türk askeri değilmiydi?
Hatat yanlış hatırlıyor isem birileri lütfen düzeltsin.
Irak'a giden yardım konvoylarımızı ki sanırım Kızılay konvoyu olsa gerek,esir almamışlarmı idi?
Yani hala ABD ile bir savaşın yapılmadığını iddia edebilen çıkacak mı acaba merak ediyorum?
Geçen ki yazımda kime oy vermeliyiz diye bir soru yöneltmiş ve yine kendim yanıtlamış idim.
Bir maddesinde demiştim ki"ABD ile Irak'ın Kuzeyinde yapılan zımni savaşı,PKK'ya desteğini 2 ay içinde çekipte PKK adı altında savaşan ABD askerlerini geri çekmez ise bu savaş Türkiye tarafından alenen yapılacaktır"demeyen bir partiye oy vermeyeceğim demiş idim.
Bunu hangi siyasi parti lideri söyleyebilir sorarım size?
Sayın Mumcu ile Sayın Ağar'ın birleştiği parti mi?
AB projelerini açıkça destekliyeceğini ve bunu devam ettireceğini söyleyen CHP mi?
Nerede küçük te bir çıkar görse yanar dönerlikten taviz vermeyen,her sözünün gerçek mi yanlış mı dolu olduğu kesinlik kazanmamış,PKK ile her fırsatta görüşmüş,sadece ve sadece seçim zamanı hamsete soyunan siyasiler mi?
Kim,hangi siyasi parti lideri açık ve net olarak Türk Milleti ile kimse oyun oaynayamaz.
Biz ne AB'nin ne de ABD'nin ellerinde mahkum,ya da oyuncağı değiliz diyebilmiştir ki?
İMF programlarını iktidara gelir gelmez sonlandıracağız diyen biri var mı?
Sayın Cem Uzan var derseniz o da ayrı bir muamma.
ABD şimdilerde neden AKP'den vazgeçti?

Şimdilerde tıpkı Saddam,Afganistan örneklerinden neden vaz geçtiğini hatırlarsak konu daha iyi anlaşılır..

Yani AKP'den de neden vazgeçtiği arık yavaş yavaş belli olmaya başlamıştır.

Çünki AKP,ABD'nin gizli bayrağını içimize kadar işletme görevini başarı ile tamamlamış yeni görev için yeni adaylar seçmiştir.


Düz ovada avcılık ile düz ovada siyasetçiliği karıştıranları nasıl oluyor da ABD destekliyor ki?
ABD'nin yeni misyonu nedir?
Seçtiği yeni başbakan kimdir?
Sayın Ağar,ne kadar Milliyetçi(Atatürk Milliyetçiliğinden bahsettiğimi her seferinde belirtmeye gerek yok ancak yine de belirteyim)olabilmiştir ki PKK sorununu ben çözebilirm diyor?
PKK ile Kürt ayrımını dahi yapmaktan biçare olanlar nasıl olurda bu sorunu çözeceklerine inanıyor?
ABD acaba neden Mehmet Ağar'ı başbakan yapmak istiyor?Hatta nasıl başarmıştır?
Başarmıştır evet,kesinlikle yeni başbakan Mehmet Ağar olacak ve bunda da ne yazık ki bazı STK'lar öncülük yapmışlardır.
Milletin birleşin çağrısından bahsetmiyorum.
Birazıcık kör ve unutkan olmayanlar hafızalarını tazeler ise bunun ne anlama geldiğini de açık seçik göreceklerdir.
Birleşmenin elzem olduğu doğrudur.
Ancak bu birleşme ne yazık ki Ağar ile Mumcu'nun birleşmesini kolaylaştırmak ve bazı olguları kısa süre de olsa milletin gözünden kaçırtılmak için yapılmış,entrika dolu bir süreçtir.
Bunun böyle olduğunu Sayın Ağar başbakan olunca göreceğiz.
Tabii ki Sayın Rahşan Ecevit ile(özellikle Rahşan Diyorum),Sayın Baykal'ın hazin bir şekilde bir araya gelmeyişleri de ayrı bir inceleme konusudur.
Sayın Rahşan hanımefendi,Erdal İnönü'ile"Ben o adamın odasına gitmem"demesinin altında yatan nedenleri tarih birgün yazacaktır.
Ben buradan ne yazsam boş olacak ve havada kalacaktır.
Bırakıyorum bunu tarih bir gün yazacak ve ömrümüz olursa biz de göreceğiz.
Yalnız burada bir hatırlatma yapmak isterim.
Rahmetli Ecevit'in Vahdettin hakkındaki söylediklerine bakınız.
Bu sözleri hatırlayınız.Hilafetin neden ve nasıl yeniden tezgahlandığını,DSP'nin o dönemde kimlerden oy aldığını da iyi tahlil ederseniz sanırım ki tarih yazmadan evvel de sizler yazma inkanına sahip olabilirsiniz?
Yani Hilafet özlemcileri ile,bunların ağa babalarını çok iyi tahlil ediniz.Nereleden besleniyorlar?Kimlerden oy alıyorlar?
Nurcular ,Turgut Özal,Süleyman Demirel,Bülent Ecevit,Said-i Nusi(Kürdi)vs...

Kürt-PKK aynı olmasa da ABD bunu aynı imiş gibi göstermeyei başarmıştır.
Uzatmaya gerek var mı?Kimlerle iş birliği içindeler,bunları yaşadık.Hala aklınıza birşey gelmiyor ise bırakın da tarihçiler yazdığında okuyunuz...
Hani bazılarımız derler ya ammada şüphecisiniz yahu,amma da komplo teorileri üretiyorsunuz şu ABD hakkında diye.....
İşte gerçekten de adamlar bu konuda çok çok iyiler.
Nerede nasıl bir yönetim oluşturacaklarını,ne şekilde iktidara taşıyacaklarını iyi biliyorlar vesselam.
Şimdi Mehmet Ağar'ın neden başbakan olacağını iddia ettiğimi acaba anlatabildim mi?
Bu arada bir şey daha.Az kalsın atlıyor idim.
Bakınız yazışma gruplarımdan bir arkadaşımın ilginç bir iletisi var.
ABD'nin neden AKP den vaz geçtiğini sanırım ki daha iyi anlatıyor.
Onumuzdeki secimlerde Fethullah Gulen Cemaatinin, sanılanın aksine AKP'yi degil, Mehmet Agar'ın baskanlıgındaki DYP'yi destekleyecegi belirtilmektedir.
Buna delil olarak cemaate yakınlıgı ile tanınan gazeteci Nevval Sevindi'nin DYP'ye kaydolarak, artık bu partide siyaset yapacagını acıklaması gosterilmektedir.
Bilindigi gibi Cumhurbaskanlıgı seciminin ilk oylamasında, Mehmet Agarın katılmayacakları yonundeki acıklamasına ragmen partisinin iki milletvekili Abullah Gul lehine oy kullanmıstır.
AKP'nin tek basına iktidar olamaması halinde plan, iki partinin koalisyon yaparak anayasayı degistirecek ve Cumhurbaskanı sececek cogunluga erismeleridir.
Humeyni'nin yıllarca surgun oldugu Fransa'dan İran'a nasıl donup te basa gecirildigi gozonune alınırsa bunun diger partilerin aymazlıgı ve secim kanununun azizligi sayesinde hic de uzak olmayan bir ihtimal oldugu ortaya cıkmaktadır.
Ciddi tedbirler alınmaması halinde ve iktidara gelmeleri halinde Fethullah Gulen'i yakında Cumhurbaskanı olarak gormek hic de sasirtici olmayacak.
Bilginize....
Paylaşım:IBRAHIM ÖNER

Tabii ki bunun tam aksi bir bilgi de yaklaşık aynı zamanlarda elimize ulaşmış idi.
İzninizle bu bilgiyi de alıntı yaparak nakletmek istiyorum.
Sözde hocaefendi Fethullah Gülen, cemaatine 22 Temmuz seçimleri için AKP'yi işaret etti. Gülen ve saz arkadaşları bugünlerde AKP ile harıl harıl milletvekili pazarlığı yapıyorlar. İşte JÖNTÜRK farkıyla detaylar:



Türkiye'de hakkında açılan davalardan sıyırmak için ABD'ye sığınan sözde hocaefendi Fethullah Gülen'in Pennsylvania'da kaldığı çiftlikte (Fethullah Gülen'in bir çiftliği var, çiftliğinde...) geçen hafta epey haraketli anlar yaşandı.
Evet, sözde hocaefendi, geçen haftayı en yakın ekibi ile istişarelerde bulunarak geçirdi. Konu, Türkiye'deki seçimlerdi ve Gülen ile saz arkadaşlarının yaptığı istişareler sonucunda, 22 Temmuz'da yapılacak seçimlerde AKP'nin desteklenmesi kararı çıktı.
Edindiğimiz bilgilere göre, bu hızlı trafiğe AKP'nin bazı etkili ve de yetkili kurmayları da telefonla katıldılar...
Her ne kadar Milli Görüşçüler ile yıldızının pek barışmadığı söylense de, Gülen, bu seçimlerde AKP'ye destek vererek, kendisine çok yakın bazı isimleri milletvekili olarak seçtirmek istiyor...
Gülen ve saz arkadaşlarının, AKP'nin etkili ve yetkili isimleri ile yaptıkları istişarelerde, bazı bakanlıkların kendilerine verilmesini destek için şart olarak öne sürdükleri öğrenildi...
AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Gülen'in desteğine büyük önem arzettiği de gelen bilgiler arasında...
Evet bir yanda sözde hocaefendi Fethullah Gülen ve saz arkadaşları, diğer yanda çıkışı bu tür desteklerde arayan AKP...
Yakışır....
Fakaaaat, Türkiye hiç bir zaman şeyhler, tarikatlar, sözde hocaefendiler ülkesi olmayacak....
Bu açıdan bakıldığında ise yakışmaz....
Paylaşım:handan
Görüldüğü üzere çok farklı bilgi paylaşımları var.Tabii ki bu paylaşımların ne denli doğru ya da yanlış olduğunu veya gerçeğe en yakın hangisidir onu burada tartşmayacağım.
Benim demek istediğim şudur.
ABD ile Türkiye arasındaki muhtemel savaş sinalleri ne alemdedir?
Gizlice yapılan bu savaşta hangi argümanlar kullanılmaktadır?
ABD'nin Milletimizin beynini yıkama operasyonları ne derecede başarılı olmuştur?
Hatta ABD'nin gizli bayrağı olarak kabul ettiğim ve başkaca hiç bir müslüman ülkede olmayan şekli ile Türban(Boneli Türban ve bağlanış şekli) neden sadece ve sadece bizim ülkmizde kullanılmaktadır?
Bu kısım hiç dikkatinizi çekmiyor değil mi?
Onu da daha evvel izah etmiş idim ancak bir satırla özetleyim.
ABD oluşturduğu cemaatlerin ne kadar insana ulşatığını görmek ister.
Bunun göstergesi olarak ta taraftarı oluklarının ellerine bir bayrak verse taşırlar mı?Tabii ki hayır.
Ancak ülkede ki inançları kullanarak onu yapmak ta mümkündür.
İşte bu ABD'nin gizli taraftarlarının birbirlerini tanımaları için kullandıkları simge ne yazık ki TÜRBAN dır.
Bazı gafiller için not:
Baş örtüsü ya da baş örtmekten bahsetmediğimi umarım ki anlayacak kapasiteleri hala vardır.
Umarım ki zımni(gizli,örtülü)olarak yapılan ABD ile savaşın en kısa zamanda açık olarak yapılmasını görürüz.

Ya da ABD bu sevda dan vaz geçer.
Yeniden bir kurtuluş savaşı gerekiyor ise bu millet onu da yapacak güç ve kararlılığa sahiptir.
Yalniz şunu siyasilerin iyi bilmesi gerkiyor ki AB veya ABD adı altında inim inim inleyen bu milletin ve dahi islam aleminin önüne neden bir Türk birliği düşüncesini koymuyorsunuz?
Neden Türk birliği sağlamayı hedef olarak görmüyorsunuz?
Yoksa şimdiye kadar bizi yöneten hiç Türk olmadı mı?
Son olarak şunu söylemeliyim.
Siyasilerin önlerine neler kondu bilmem.Ancak yakın bir dönem sonunda yeni oluşan meclisteki siyasiler milletin önüne ne koyacaklar onu da göreceğiz umarım.
Bir İran Türkiye savaşı mı?Bir Irak'ın Kuzeyine giriş mi?Ya da daha farklı bir seçenek mi bilinmez.Ancak bilinen birşey var ki o da artık AB'nin Türkiye'yi istemediği açık bir gerçektir.

Zaten AB ilk önceleri ABD'nin ileride tek hakim olması korkusuna bina edilmiş,biraz da iyice kaybolmaya başlayan Hristiyan ruhunu birlik altında tutmanın ve Kilisenin gücünün artırılması çabaları ile,doğunun zenginliklerinden nasiplenmenin amaçlandığı bir birlik olarak kurulmuştur.
Fransa'nın yeni cumhurbaşkanı kadar akıllı olmayan siyasetçilerimiz var mı ki,hala AB'den bu milletin medet umacağını sanıyor ve bu milletin de hala kendilerine kandığını düşünebiliyorlar merak ederim.
Son söz:
Dünya'da Türk birliğnin sağlanmasını ve Türk toplumuna yakışan yasaların hem hızla çıkarılmasını hem de acilen fiiliyata geçirilmesini vaad etmeyen hiç bir açıklama,bu milletten oy almayı asla ve kesinlikle hak etmiyor.Artık hamaset ne karın doyuruyor ne de oy toplamaya yetiyor...
Duyurulur.
Ahmet Dursun
__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
ahmetdursun kullanıcısının bu bilgilendirici iletisine teşekkür eden üye :
ilpar (24.05.07)
  #4  
Alt 22.05.07, 12:17
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 794
Ettiği Teşekkür: 2
68 tane iletisine 100 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Akp'nin 25 Yaş Israrinin Büyük Sirri.ilk Kez Okuyacaksiniz..

Bu yazıda her ne kadar ilk kez dedimse de belki başka bir yerlerde birileri tarafından dile getirilmiş ya da yazılmış ta olabilir elbet ki.
Ancak kendi açımdan söylemem gerekirse bu ifadenin anlamı ilk kez bu konu üzerinde yazıyor olmamdan kaynaklıdır.
Neyse zaten çok uzun yazmaya niyetim de yok.Lakin söyleyeceğim kısaca şudur.
1980 askeri darbesi ile görülen o dur ki,Cemaatleşme sürecinin başlangıcı oluşmuştur.
Tabii ki çok çok daha eski gelişimleri vardır.
Hatta 1922'den bu yana hatta hatta Osmanlı'yı parçaladıkları aşamaları da katarsak çok eskiye dayanan ancak en hızlı sürecini ve yasal kılıfını Kenan Evren girişimleri ile kazanmış olan bu oluşumu bakalım nasıl izah edebileceğim.

1982'den bu yana bir hesap yapınız bakalım ne çıkıyor?
1982+25=2007 eder mi?

Peki demokrasiye geçişten(!) bu yana kaç yıl geçti?
Demek ki düz bir mantık ile şöyle diyebiliriz.


Okullarda eğitim yapar iken Atatürk'ün resimlerini çarşaf ile kapatanlar,işi daha da ileriye götürerek yurt dışında eğitimlerine hız verenlerin yetiştirdikleri yeni nesil acaba kaç yaşında dersiniz?
O zamanlar doğan çocuklar daha da güzel yetiştirilmediler mi?

Özgür eğitim,özgürlük,demokrasi,mazlum halklar,mazlum hakları gibi söylemlere sığınarak.
Peki şimdi bu çocuklar kaç yaşındalar acaba?
Tabii ki 25 yaşındalar.
Yani tam da onların istediği şekilde yetişen yeni cumhuriyetçiler mi dersiniz,ikinci cumhuriyetçiler mi,yoksa gizli Hilafetçiler mi,Hristiyanlaşmış İslamcılar mı,Ilımlı İslamcılar mı, artık adını siz koyun ne derseniz deyin şimdilerde en iyi yıkanmış beyinleri ne yazık ki 25 yaşındaki adaylar oluşturmaktadırlar.
İşte AKP'nin ısrarla 25 yaş üzerindeki bitmez tükenmez ısrarının altında yatan gerçek budur.
Yani tam emir altında olan 25 yaş yetiştirmeleri...
Demek ki şimdiye kadar yazılanları,AKP ve zihniyet temsilcileri tarafından söylenen sözleri alt alta koyar da toplar isek sanırım ki 25 yaş ısrarının sırrı da kendisini gösterecektir.


Eğer ki Tezkere,25 yaşındakiler diye adlandırdığım AKP'nin yeni askerleri tarfından mecliste oylanacak olsa idi kesinlikle şıp diye geçer ve ABD ordusu tam da istediğini yapmış olurdu.
Zaten ABD'nin AKP'den vaz geçmesinin altında AKP'yi cezalandırma düşüncesi yatmıyor mu?
Hadi bakalım.

Şunu da diyebilirsiniz,peki hangi siyasal parti bu fikrin dışında ki?Tabii o şekilde bakarsanız ben de ancak katılıyorum diyebilirim..
Daha fazla yazacağıma biraz da yorumlara bakalım.



Bir not:Yanlış anlama modası yüzünden açıklama zorunluğu hissediyorum.
Bu 25 yaş tabii ki her 25 yaşındaki Türk gençlerini kapsamaz.Sadece yurt dışında ve içinde özel olarak yetiştirilen gençlerden bahsediyorum.
Hani Cumhurbaşkanlığı oylaması sırasılarında sayın Erdoğan grubuna karşı bir konuşma yapıyordu da,Ordu milletvekili olduğunu tahmin ettiğim bir ses"Ordu burada"diye bağırınca

Sayın Erdoğan"Aman ha,şimdi bunu da yanlış anlarlar"demişti ya....
İşte tam da o manadaki olgudan bahsediyorum....
Yoksa milletimizin 25 yaşındaki asil evlatlarından değil...
Saygı ile....
Ahmet Dursun
__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
ahmetdursun kullanıcısının bu bilgilendirici iletisine teşekkür eden üye :
ilpar (24.05.07)
  #5  
Alt 24.05.07, 17:37
ilpar - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Yaratıcı
Üyelik tarihi: Dec 2006
İletiler: 1.098
Ettiği Teşekkür: 477
277 tane iletisine 587 kere teşekkür edilmiş
ilpar ... O'nu tanımayan yok ki.ilpar ... O'nu tanımayan yok ki.ilpar ... O'nu tanımayan yok ki.ilpar ... O'nu tanımayan yok ki.ilpar ... O'nu tanımayan yok ki.ilpar ... O'nu tanımayan yok ki.ilpar ... O'nu tanımayan yok ki.ilpar ... O'nu tanımayan yok ki.
  Send PM
Standart Cevap: Ahmet Dursun Makaleleri

Ahmet'ciğim,senin şu beş metre uzunluğundaki paylaşımların yüzünden ciddi göz rahatsızlığı çekiyorum,bilgine..Sevgi ile kal..
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 04.08.07, 17:15
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 794
Ettiği Teşekkür: 2
68 tane iletisine 100 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Güzel dilimiz,Türkçe'miz.

Gününüz aydın ocağınız esen olsun,
Sayın dostlarım,
takdir edersiniz ki güzel dilimiz istenmeyen hallere düşmekte ve çaresizce izlemenin dışında hiçbir şey yapamamaktayız.
Bu da, duyarlı insanları enaz benim kadar üzmektedir.
Bir arkadaşıma yolladığım yazımda kendisine Türkçe miz konusunda baskı grubu oluşturabilmek adına öncülük yapmayı teklif etmiştim.
Kendisi yaşının genç olduğunu daha tecrubeli olanların bu işe önayak olmasının daha uygun olacağını belirtmişti.Ancak üzülerek katılmadığımı belirtmeliyim.
Çünki,dilimizi isadece belirli yaştakiler kullanmıyor.Hemen her yaştaki insanımızın ortak lisanı ve derdi,yanlış Türkçe kullanmak dolayısı ilede yanlış anlaşılamak tır..
Tecrube ise sanırım ki hatta eminim bir çoğunuzda fazlası ile var.
Bu nedenle,bu işi, Türk Dil Kurumu, yada belirli merkezlerden beklemek yerine bireysel birlikteliklerle topluma yaymak adına öncülük teklifimi karşılık bulana dek yapmakta ısrarcı olacağım.
Aslen ısrar edilmesini de etmesini de asla sevmememe ramen,bu konuda bu özelliğimi bozmak durumunda olduğumu hissediyorum.
Anlamanın yolu anlatımdan geçer.iyi bir anlatım içinse iyi bir lisan kullanıcısı ve hitabet sanatı şarttır.
Genelde insanımız medeni cesartini kullanma konusunda çok çekingen durumdadır.Belki hatalı yetiştirilme tarzımızın bunda etkisi belki de fobi türündeki korkular yani ufak çaplı akıl hastalıkları sayılan bilimsel düşüncedeki korkularımız dır.
Tabii ki bu korkular değişik şekillerde karşımıza çıkmaktadır.
Sanırım ki ülkemizin öncelikli sorunlarından birine değinmeliyiz.
Cesaret ve korkularımız..
Ne yazık ki herkes cesaret ,özelliklerde medeni cesaretini sergilemekte acz'e düşmektedir.
Bunun en önemli nedeni bana göre korkulardır.
Tabii ki korkularda değişik şekiller de
karşımıza çıkmaktadır.Aslına bakarsanız bu eşkıya nın yöntemlerinin temelini oluşturmaktadır.Yani korkular.
Korkacak birşey yok.
Neden mi?
Eşkıya yı iyi tanırım.Onların modeli korku salmaktır.Her ne ile uğraşıyorlarsa o konu hakkında toplumda yada rakiplerinde korku salmakla işe başlarlar.Bu da ister tedhiş
türünde isterse fikir bazında olsun en iyi yöntemleridir.
Günümüzde askeri faaliyetler bile böyledir.Bir bakınız, kardak kayalıkları için çıkan kriz de aynısı olmadımı?
Her iki devlet te elindeki en iyi silah ve mühhimmat deposunu yani savaş gemilerini gövde gösterisi için açık denizlerde seyir halinde tutmadılarmı?
Zaten temiz bir anlatımla dilimizi konuşmaya özen gösteren de kalmadı.
Bunların temelinde yine devlet erk'i ni elinde tutmaya talip soysuzlardan kaynaklanıyor.
istisnaları var elbette. Soysuzlara gelincede evet ne yazık ki bizleri yönetiyorlar.
3-5 çapulcu bir araya gelip çete,3-5 çete bir araya gelip çıkar grubu,3-5 çıkar grubuda bir araya gelip siyasi parti oluşturuyor.
Sonrada, sen az yedin ben az yedim kavgasına tutuşuyorlar.
1965 yılında ilk okula başladığım da yılsonu okul bitirme sınavları vardı.Bu orta ve lise de de aynen vardı.Ayrıca da ancak tek dersten ikmal hakkımız vardı.Eylül'de tek sınav...verdin verdin yoksa tek ders yüzünden tüm dersleri aynı sınıfı yeniden okuyordun.Diyelim bu yıl
matemetik'ten kalmış olalım.Seneye de tek dersten ör,tarih'ten kaldık.Ama ben geçen yıl tarih'ten
kalmamıştım diyemiyorsun.Şimdi kalmışsın ve tekders ikmal sınavına gireceksin,verdiysen bir
üst sınıfa geçersin,veremedi isen bir daha TC'de okuma hakkın olmamak üzere
belgeleniyordun.
Hadi gelde oku.Başarılı olmak için anarşi terörü bırak kitaptan başka şey tanımazdık.
Şimdi öylemi?
13 dersi olan çocuk 12 tane 2, birtanede 1, getiriyor sınıf
geçiyor.Bu da nedemek?
Boş tenekelerin toplumda bir yerlere gelmesi demektir. Eski yöntem doğru mu yanlış mı idi tartışmak istemiyorum.Ama şimdikinden belki daha iyiydi.
Hadi bakalım şimdiki yetişen gençler haklarını savunsunlar.Nerde?
Daha konuşmaktan aciz insan hak savunmasını ne anlar.İşte
bu şekilde çökertilen eğitim sistemi;hey,ne oluyor demeye kalkınca da imam hatip konusunu ,veya türban vs...
gündeme getirip yine bilindik senaryolarla insanları uyut.

Eğitim özellikle de kızlarımıza şart tır.
Neden?
Çünki çocukları yetiştiren etkileyen anne adayları da ondan.
Düşünsenize kaçımızın eğitiminde baba nın rolü var yada ne kadar var?
Bunalr hep sancılarımızdır.
Bunlara şimdilerde geçiş süreci diyorlar.Her neyin geçiş süreci ise.Güya demokrasi nin geçiş süreci imiş.
Konuşmaktan aciz bir insan ve onun oluşturduğu bir toplum ne denli demokrat olabilirse anlamadım gitti.
Kullandığım bazı tabirler içinse ayrıca özürlerimin kabulünü rica edeceğim.
Zira bu denli fikir karşılaşması ya da örtüşmesini yakalamak umudu bile bir hayli zoroldu.
İçimde ki yılların birikimini anlayabilecek az düzeyde insanlar çıkıncada susamıyor,
vede kelimeleri özenle seçemiyor oluşumu, umarım buna bağlarsınız.Bu eğitim yara mız yıllar
evveline dayanıyor.
Biliyorsunuz her geçen dönem de de insanların daha kötü nasıl olurda eğitim seviyesini bozarız çabalarının bir ürünüdür.Ne yazık ki ürünlerini toplama zamanı
geldi.
İşte hasat zamanı bu olsa gerek.Bizler medeni cesaretlerimizi tek tek sergilemek yerine baskı grubu oluşturmak zorundayız.Buyurun bu öncülüğü siz gençler yapın.Ben yaşça biraz ilerlemiş olamktan dolayı dır ki gençlerin bu faaliyetlerinin daha mühim başarılar elde
edeceğine inanıyorum..
Saygı ile...
Ahmet Dursun
__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
ahmetdursun kullanıcısının bu bilgilendirici iletisine teşekkür eden üye :
ilpar (24.10.07)
  #7  
Alt 04.08.07, 17:16
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 794
Ettiği Teşekkür: 2
68 tane iletisine 100 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Cesaret ve Cehalet

CESARET VE CEHALET.
Bir Hint masalina göre, fare vardir. Büyücünün biri fareye acir ve onu birkediye dönüstürür.Fare,kedi olmaktan son derece mutlu olacagi yerde bukez de köpektenkorkmaya baslar.
Büyücü bu kez onu bir kaplan a dönüstürür.Kaplan olan fare,sevinecegi yerde avci dan korkmaya baslar.Büyücü bakar ki, ne yaparsa yapsin farenin korkusunu yenmesine imkan yoktur. Onu eskihaline dönüştürür,Ve der ki;
"Sen cesaretsiz ve korkak birisin.Sende sadece bir farenin yüregi var.Oyüzden ben sana yardım edemem.
Ünlü yazar Shakespeare, bu konuda söyle diyor:
"İnsanlarin çogu kaybetmekten korktugu için sevmekten korkuyor..
Düsünmekten korkuyor;sorumluluk getirecegi için Konusmaktan korkuyor; eleştirilmekten korkttuğu için...
Yaşlanmaktan korkuyor,gençligin kiymetini bilmedigiiçin.Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi bir sey vermedigiiçin.Ve ölmekten korkuyor,aslinda yasamayi bilmedigi için."

işte korkularımızı yenmeyi bilmedikçe ve cesaretimizi sergilemedikçe esaretten kurtulamayız.Ancak cesaretin de ne şekilde tezahür etmesi gerektiğini çok iyi ölçümlemeliyiz.Aksi halde gereksizce gösterime sunulan cesarette şiddete yönelir.

Demek ki cesaret sergilerken unutulmaması gereken unsurlarda var elbet.

Bunların başında medeni olmak,insan hak ve özgürlüklerine saygılı olmak,azınlık olduğu için dikkate değer olmadığını sanmamak,haklı olduğunu bildiğinde ona haklı olduğunu ve kendinin yanıldığını kabul etmeyi bilmek,Özür dilemeyi bilmek,vs...gibi ulvi değerlerden uzak olmamak en başta gelen vasıflar olmaktadır.Aksi halde cesaret sadece tek başına kalırsa cehaletten kaynaklanır bir durum arzetmekten öteye gidemez.Yani vasıfsız cesaret diyebileceğimiz bir durum arz eder.

Umarım ki hem ulvi değerler taşıyan, hemde küstah olmayan bir cesaret hepimizde mevcut olur.Bence buna bir ism verilmesi gerekirse en uygun isim sanırım ki MEDENİ CESARET olmalıdır.
Bunu neden mi yazdım.
İnsanların iki yüzlü olmalarından sıkıldım ve birşeyler karalamak istedim.Hepsi bu.
Saygı ile..
Ahmet Dursun
__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
ahmetdursun kullanıcısının bu bilgilendirici iletisine teşekkür eden üye :
ilpar (24.10.07)
  #8  
Alt 04.08.07, 17:18
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 794
Ettiği Teşekkür: 2
68 tane iletisine 100 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Düşüncelerim.

DÜŞÜNCELERİM.
Evet dostlar.bir psikolog,doğrusu kendinin bir psikolog olduğunu yazıyordu.Bir konu hakkında görüşlerime başvurmak istemiş,araştırmasına fikrimi yazmıştım.Belki beğenmezsiniz ama yinede paylaşamak istedim,yorumlarınızada açığım.
Saygılar.

Araştırma konusu:
Kendimizi yada yaşadığımız toplumda çevremizi ne denli tanıyoruz.
Olaylara bakış açınız ve korkular gibi bir konu idi sanırım.yanıtımda şöyle oldu:



Anlatacak vede söylenecek çok şey var aslında nerden başlamalı bilmem.
Önce benden başlayım.1958 yılı 13 nisan doğumluyum.Hacettepe üniv.muh.bl.den sonra,Anadolu ün.id.bl.bitirdim.Şuan bir demir çelik fab.da çalışmaltayım.Sanırım bu aylarda re-sen emeli edileceğim.
Evliyim güzelsanatlar tahsil eden müzik bl.öğrencisi bir kızım var.Hep kızım olsun dilemiştim öylede oldu.
Başka çocuk istemedik.Neden derseniz zengin'e köle yetiştirmek gerekmez diyeceğim.
Tabii ki zenginliğe karşı değilim ancak sosyal adaletin bozulduğu toplumlarda her çocuk potansiyel köledir.Gelirinizde yeterli değilse eğitim de ki bu facianın içinden çıkmakta zorlanırsınız.Kız olmak yada erkek doğmakta pek farketmez aslında.

Bir panelde konuşmacının bir sözü hiç aklımdan çıkmaz.Eğer diyordu;" kız ile erkek evlat arasında bir ayrımı içinizden dahi geçiriyorsanız asla müslümanlıktan bahsetmeyin.Çünki siz putperest liğin sünnetini yapıyor demeksinizdi."demişti.

Bizdeki kendine güvensizlik belkide çok eskilere dayanır.5000 yıl evvel ana erkil bir toplum düzeninden başlamalı derim.Üretken(doğurgan)olduğu için kadın güç olarak görülüyordu,erkek egemen topluma geçilincede 5000 yıllık intikam alınıyor gibi oldu.
Daha anaların kucağında sömürüye alıştırılıyoruz, vebalide yine kadınlarımız -analarımız-kızlarımızda mı derseniz birşey söylemek istemem bu konuda.Olay kendini bariz olarak belli ediyor zaten. Hatta öyleki kızlarımızı 2.sınıf olduklarına ikna etmek için var gücümüzle safsata ,hurafe üretiyoruz.
Ör:regl dönemindeki bir kadına aman yemek bile yapma yemek bozulur ekşir gibi yaklaşımlar ya da öğretilerle kadınlığın ne denli kötü olduğu imajı ne yazıkki kadınlarımız tarafındanda benimsenmiş durumda.

Hal böyle ikende daha başka ne beklenir?
Kendine inanmayan kendinden pis bir varlık gibi bahsedilen kadınlar da herhalde erkek evledını daha değerli görerek yetiştirmesi normal değilmi?
O zaman da kendi işlerini bile analarına emenet eden bir erkek müsvettesi yetişmiyormu?
İşte tamda bu sıralarda başlıyor kendine güvensiz insan yetiştirilmesi.
Dolayısı ile birileri tarafından yönetilmeye muhtaç zihniyet yer ediyor küçücük beyinlerimize.

Tabii bizi yönetmeye talip olanlarda bu tür bataklıklardan beslenmeye devem ediyorlar.

Siz Atatürk'ten bu yana gerçek toplum düşüncesi ile başımıza gelen gördünüzmü acaba?

Gelelim bir başka konuya.5000 yıl öncesinden bahsettik.
Alt beyin(Öğrendiğini depolayan) ile, üst beyin (öğrenen)arasındaki muazzam çelişki de 5000 yıllık bir geçmişe hatta daha ötesine dayanıyor.
Bu çatışmayıda ancak göz ile beyin irtibatını sağlayarak durdurabileceğimizi kanıtlayan bir bilim adamına nobel tıp ödülü getirmişti.
Sanırım sizde ismini hatırlayacaksınız.
Göz bağlantısıda ancak birşeyler okumakla sağlanabiliyor.
Bir kimseyi hipnoz ettiğinizde görürsünüz ki günümüzde bile kimsenin bilmediği bir dille konuşa bilmektedir.işte bu da alt beyindeki kayıtların varlığını ispatlamaktadır.Bu kayıtları normal yaşamda kullanmasak dahi sürekli üst beyinle çatışma içerisinde tutar bizleri.
Siz buna belki kortex'imizin oyunu diyebilirsinizde.

Ama ben eğitimi bize lüx görenlerin bilinçli tezgahı diyorum.

Evet dostum,
kendimizi aşmak konusuna yeniden dönecek olursak eğer inanınki bizzat ben çoktan aştım bunu.
Nasıl mı?Bbakınız küçücük bir kelime ile size izah edeyim.
Ben inanmıyorum ki benden daha ileri görüşlü bir insan olsun.
Benden daha iyi düşünebilen ve beni eleştirme yada yargılama hakkı olan biri olsun.
Tabii ki bu düşünsel bağlamdadır.
Yoksa eleştirinin her türüne açığım.Ama olumlu olmalı diye bir zorunluluğumda yok tabii ki.
Olumsuz eleştiriyi de almayı seviyorum.
Ancak şunu biliyorum ki doğru yada yanlış,iyi yada kötü benim bir hayatım var ve bunu hiç ama hiç kimsenin yargılaması mümkün değil.
Bende başkaları için aynısını düşünüyorum elbette ancak bana yada bir başkasının özgürlüğüne zarar vermediği ölçüdede doğru buluyorum.
Herkesin bir hayatı var ve herkes bu hayatını aklı,eğitimi vb..gibi kıstasları doğrultusunda öyle ya da böyle yaşayacak.
Bundan kaçış yok,eh o zaman ne diye birileri nin hoşuna gitmesi için hayatımı istemediğim şeyleri yapmakla geçireyim ki ozaman değil mi ama?
Demek ki insanın önce özgürlüğüne ,sonrada akli muvazenesine inanması.tercihlerini zevk aldığı şeyleri iyi belirlemesi gerek.
Buda eğitimle olur tabii ki.

Dediğim gibi ben,eşimin ilk evelndiğimiz yıl içerisinde dışarıya çıkmasına bile tahammül edemez iken kendimi sorgulayarak şunu anladım.

Ben aslında eşime değil kendime güvenemiyordum.Peki neden kendime güvenemiyordum ki eksik biryerlerim ya da yetersiz bir tarafım mı vardı?
Eşimi birçok konuda tatminden yoksunmuydum?
Ne vardı hayatımda acaba,neden?

Yoksa onu kıskanıyormuydum,yoksa çokmu seviyordum,ya da kıskandığımı sevdiğimi sanarak kendimi mi aldatmaya çaba sarfediyordum?
Neydi bu şekilde devranmama sebep olan?
İşte oturdum ve kendimi yargıladım.
Sonunda bir kaç maddede kararlarımı birleştirdim.

İlk evvela ben kendimede güvenmiyormuşum meğerse.
Sonra gördüm ki başkası odaklı yaşıyorum.
Acaba lar hayatımı alt üst ediyor.
Acaba biri ne der,acaba eşim beni terkedermi,acaba aldatırmı,acaba ben yetersizmiyim?Ve daha birsürü acabalar.
Bu acaba ların en başında ise gördümki bu acabalara neden olan şey aslında,başkaları ne der acaba olmaktaydı.ve karar vermek zorunda idim.

Ya başkaları için yaşayacaktım ya da kendim için.

Başkalaı için yaşarsam eğer dedim,hadi herkes ne der?Hadi Ayşe neder,hadi Ahmet, Fatma,Mehmet vb.isimler ve listeler uzayıp gidiyor.

Eh peki ben hangisine göre yaşamalıyım?

Hangisi doğru söylüyor,hangisi doğru düşünüyor?
Baktım ki ben hepsinden farklı düşünüyorum.
Eh dedim neden onlar acaba benim düşünceme göre yaşamasınlarki.
Ama bu da olmaz milyarlarca insan var,milyarlarcada beyin ve düşünce demek ti.
Ne ben milyarlarca parçaya bölünebilirim ne de milyarlarca kalıba uyum sağlaya bilirdim.
Gördüm ki ben tekim.
Ana rahminede tek olarak düştüm,giderken toprağada tek olarak düşeceğim.
Öyle ise asıl olana yani bana verilen en değerli şeye aklıma sığınmalıydım.
Evet elbette yanılacağım,yanlışlarda yapacağım ama hiçdeğilse milyarlarca yanlış değil.
Sadece bir yanlış yapacağım.
Çünki beynimde bedenim de bir adetti.
Öyle ise dedim kararımı verdim.
Ben, ben olarak yaşamalıydım.
Bir lidere ya da kendini lider zanneden aklı evvellere itaat etmek yerine,ne olduğu meçhul oluşumlarda kişilik ararken kişiliğinide kaybetmek yerine, kendi kararım en doğru yolu bana gösterecektir diyerek yola çıkma kararı verdim...
Şimdi kararımı yıllardır uyguluyorum.
İnanın ki öyle mutluyum ki.
Çünki yaptığım hiç birşey,aldığım hiç bir karar başkalarına ait değildi.
Buda bana sonderece büyük haz veriyor.
Çünki özgür olmanın dayanılmaz güzelliğini hep yaşıyor ve de ailemede de hissetiriyorum.
Bu dünyada var olmanın bir amacı ve özeti gibi adeta...
Tabii ki bu asla sorumsuzluk manasında algılanmamalı,herşeye ve her canlıya karşı duyarlı ve sorumluyuz.
Ancak sorumluluklarda sınırsız değildir.
Çünki yaradılan hiç birşey sınırsız değildir.
Öyle ise bize verilen bu sınırlı hayatı değerlerimize ve kendimize inanrak ,güvenerek yaşayalım.Boşuna denmemiş sağ gözden sol göze fayda yok diye,kendine güvenen saygı duyan bir hayat dilerim.
Sevgi sizden kaçamaz siz de sevgiden uzaklaşamaz ken hayatınızın kıymetini bilerek yaşayın.
En değeri hazineniz,size verilen sağlıklı bir aklıdır.Asla hafife almayınız.
Bu hayat en azından bu şekliyle birdaha kimseye tekrar verilmeyecektir.Hayatımızı hiç kimse bize bağışlamadı.
Bunu bizde başkalarına bağışlamayalım.
Doyasıya yaşanmış sevgi dolu ömür dileklerimle..
Ahmet Dursun
__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
ahmetdursun kullanıcısının bu bilgilendirici iletisine teşekkür eden üye :
ilpar (24.10.07)
  #9  
Alt 04.08.07, 17:34
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 794
Ettiği Teşekkür: 2
68 tane iletisine 100 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Vatandaşı olduğumuz ülkemizden ne bekleriz?

Günaydın efendim,
İyi sabahlar dilerim.Bir dostumun yazdıkları bana 14 yaşlarımda başımdan geçen mizahi bir anımı canlandırdı.
Paylaşmak istedim.
Şimdi rahmaetli olan amcam ile bir sohbetimiz vardı.
Biz solculuk oynuyorduk gençler olarak.Gerçi hiçte hayatımda solcu da olmamıştım ancak ozamanlar öyle hissetmiş olmalıyım.
Amcam da CHP nin delegesi idi.

Oynamak diyorum,çünki o yaşlarda takdir edersiniz ki ancak oyun düzeyinde olur siyaset.Neyse tartışmanın konusu aydın insan idi.
Bana sordu amcam:

"Ülkede gerçek manada kültürlü ve aydın yüzdesi nedir biliyormusun"? dedi ve uyardı..."Bak evlat tahsilli demiyorum,diplomalı demiyorum,kültürlü ve aydın diyorum.Bu çok önemli bir farktır yanıtlamadan evvel bunu göz önünde tut şimdi yanıtla bakalım" demişti.
Bende çok bilmiş bir eda ile %25 deyince çok fena bir şekilde azarlamış idi.
Derken biraz nasihat ve konuşmaya başladı.
"Doğru düşünmeyi öğrenmeden bunları konuşmaya gelme de gitme de..
Çabuk oynunuzu oynamaya gidin ,bende seni birşey biliyor sanmıştım.Eğer ki %2,5 deseydin belki seninle konuşmayı devam ettirmeyi düşüne bilirdim"dediğini hiç unutmam.Ve devem etti

"Eğer ki ülkede %2,5 bile olsa idi kültürlü ve aydın kesim, biz şimdi en ileri toplumlardan biri olmuş idik"dediğini hiç unutmam.
Bende sonraları anladığım üzere gerçekten hala aynı sıkıntıyı yaşamakta olduğumuzu görüyorum.

Kısaca tahsil cehaleti alır eşşek lik baki kalır diye boşuna dememişler..

Çok doğru.Hala baş örtüsü, yok eteklik, yok cami ,yok namaz,yok din vs.. gibi metafizik kavramlar üzerinde tartışmalar sürdükçe hiç bir yere varamıyacağımız kesin.
Babam rahmetli de derdi."Biz görmedik bari çocuklarımız görse aydın ve müreffeh bir Türkiye yi" diye üstelik koyu bir dindar ve hacı olarak söylerdi ki kur'an-ı kerim i öğretmek için yapmadığını bırakmadı.
Hatta tüm mahallyi de elden geçirme çabaları ölene kadar sürdü.


Şimdi bende aynısını diyorum.Bari çocuklarımız torunlarımız görse diye.
Her ne kadar torunum yok isede sanırım ki az kaldı.Bende 48 yaşındayım.Ama nüfusta 46 olarak yazılmış.Yani 1958 yerine 1960,eskiden öyleydi bilirsiniz.Ya küçük ya büyük yazılırdık.Neyse aynı dönemin insanları nın birbirini anlayacağını ummak ne hoş değil mi?
Sayın Aziz Nesin, vefatından kısa süre önce %40 ı ap**l deyince tepkiler üzerine "% 60 ı akıllı deseydim ap**llar ses çıkarmayacaktı.Bari konu açılmışken söyleyim %98 i ap**l bir toplumuz demişti" yanlış hatırlamıyor isem..

Neden diye soran bir gazeteciye de "Gayet basit nedeni.Böyle bir anayasaya evet diyen akıllı olabilirmi? Siz inanıyormusunuz,yani bu anayasa dan şikayetçi değilmisiniz?"demişti.

Görülüyor ki anayasanın sıkıntısını hala yaşıyoruz ve de kimse değiştiremiyor.
Atatürk'ten bu yana bir tek tuğla koyan varmı allah aşkına? Ben hiç rastlamadım,hala Atataürk'ün mirasını yiyoruz.
Ama ne mirasmış ki hala bitiremedik vede hala bitmiyor.Bence Atataürk'ten sonra gelenlerin tamamı da vatana birşey vermediler,vatan hainleri diyemeyiz elbette denmesinide zaten tasvip edemem, ama ahım şahım bir faydaları da olmadığı bir gerçek.Milli şeflik hayali içindeki sayın İnönü'den ,alınan amerikan yardımlarını köy yolları yapmak için oy toplamak uğruna boşa giden yatırımlar haline sokanlardan tutunda .(o zaman benzer yardımı alan ülkeler yol yapan fabrikalra yani ağır sanayiye yatırım yaparken biz oy avcılığına yapmışız )gibi ve daha tümüne kadar hiç bir siyasetçinin bir faydası olmadı.
Tüm gelenler dini inançlar üzerinden siyaseti tercih ettiler.
Komünizm'i bile bir ekonomik model deyil de sanki din namus düşmanlığı gibi gösterdiler.
Milliyetçiliği vatan sevgisi değil de kafatası avcılığı halinde sundular.
Belirtmeliyim ki bir dönem bende milliyetçi olduğumu söylemiştim.Ancak Atatürk milliyetçiliği olduğunu da her fırsatta belirtiyor idim.
Ta o zamanlarda söylüyorlardı arkadaşlar"yahu Atatürk mü kaldı be kardeşim"diye.

Bunlarda başarı elde edemeyincede din üzerinden siyasete devam kararı aldılar.Konuştuğundan habersiz çok bilmiş tavırlı molla ları çankaya köşküne sokarak adeta cumhuriyete meydan okumaya kalkanlar şimdi en büyük demokrat kesiliyorlar.Demokrasiyi savunmakta ne yazık ki onlara kaldı.
Her aklıma geldikçe verdiğim bir örnek vardır.
İran'lı bir kadın yazara sormuşlardı.
"Mollaların geldiğini anlayamadınız mı"?diye.
Cevabı çok ilginç vede çok doğru idi,demişti ki ..."Bir Gül'e sürekli bakarsanız o Gül'ün açtığını anlayamazsınız"...
İşte meselede burada.
Biz de sürekli bize yutturulan hikayeleri dinlemekten ne halde olduğumuzu ne denli geri bir toplum olmaya doğru gittiğimizi anlayamadık.
Bu iktidara kızmamıza gerek yok.Bu iktidarın gelmesinin birçok nedeni var.Ancak bence en önemli nedeni de şimdiye kadar gelen siyasilerin bizi uyutma ve de beceriksizce ülke yönetmeye çalışmaları,ahbap çavuş ilişkileri içerisindeki aciz tutumlarıdır..
Düşünsenize yaşı biraz ileri olan herkes hatırlayacaktır.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde sandıktan, Bülent Ersoy-Ajda Pekkan, bile çıkmış bir türlü cumhurbaşkanını bile seçemeyen aciz insanların elinde kalmıştık.Sonra ihtilal.Eh ne değişti peki kocaman bir hiç.
Yine aynı hikayeler,aynı safsatalar.
Ancak bu kez sanırım ki hepsi dersini almış sivil bir darbe ile elini ayağını siyasetten men etmemişmiydik millet olarak?
Demek ki bu millet artık yavaş yavaş uyandığını birilerine göstermek istiyor.Bunun doğal sonucu olarak ta sivil darbe sayılacak bir şekilde eski siyasileri tasfiye edebilmeyi başardık.Yani bir başka deyişle meclisi fesih hakkımızı kullandık.Ama ne değişti?Çok mu önemli şeyler değişti?
Hayır.
Çünki kafalar yine aynı,ama musluğun başını tutan köhne zihniyetler başka nasıl tasfiye olunurdu ki.Şimdi bu iktidara düşen yegane görevlerden biri ana yasayı tam ve demokrasinin kurallarını işler halde değiştirmesidir demiş öyle de düşünmüştüm.
Sonunun nereye varacağını iyi düşünerek, sonuçlarının milli menfaatlerimize ne getirip ne götüreceğini iyi hesaplayarak.
"Yok başka Türkiye, yok başka vatanımız.Birileri istiyor diye değil.Biz,millet olarak daha iyiye layık olduğumuz için değiştirmeliyiz".
Peki neler değişmeli:
Öncelikle devlet için vatandaşın varlığı değil, vatandaşın varlığı için devletin olduğunu belirten bir şekilde olmalı yasalar..

İkincisi demokrasilerde dokunulmayan hiç bir şeyin olmayacağını bildirmeli.Çünki dokunulmaz olan sadece ve sadece yaratan dır.

Yaratılan değildir.

Yani Yüce allah(cc)den başka hiç bir şey dokunulmaz olamaz.
İster inanın ister inanmayın.Dini konuları saçma tartışma konusu yapmaktan artık çıkmalıyız.

Ancak kürsü dokunulmazlığı olmalı.
Yani mecliste kürsüdeki konuşmalarından dolayı kimse yadırganmamalı ve yargılanmamalıdır.
Çünki orası milletin ta kendisidir.Milleti de yargılayacak ancak milletin kendisidir.

Üçüncüsü devlet denetçi olmalı.Asli görevlerini yapmalı.
En büyük suç milleti dolandırmak olmalı.
Vergi kaçıranlar ve benzeri suç işleyenleri affetme yetkisi meclisin elinde olmamalı.

Hiç bir şekilde af yetkisi mecliste olmamalı.

Herkesin hesap verdiği,yönetimde bilerek ve isteyerek yapılan yanlış ların ,yapanın yanına kar olarak kalmayacağı bir yasa olmalı.
Bilim'e pay ayrılan ve değer veren bir yasa olmalı.

Bilim adamlarından oluşan bir bilim kurulu olmalı ve bilimin desteklemediği hiç bir görüş devlet görüşüymüş gibi açıklanmamalı.Bu siyasi konularda da aynı şekilde bilimsel destekli olmalı.
Elbet ki herkes dilediği görüşü savunmalaı ancak devlet politikası oluşturma konusunda bu alanda ishtisas sahiplerinin fikirleri alınarak çoğunluk esasına dayalı bir yöntem ile devletin siyasi fikri belirlenmelidir.Öyle önüne gelen canı istedi diye devlet politikası değiştirlemez.
Çünki bu,diğer devletler arası ilişkilerimizde her kafadan bir ses çıkmasına ve devlet politikalarımızın iflas etmesine sebap olmaktadır.

Yönetenler ölene kadar krallığını ilan edercesine bizi yönetemeyeceği bir yasa olmalı.
Geldiği gibi gitmeyi bilmeyenleri göndermeyi zorunllu kılan bir yasa olmalı.Dedemi,babamı,beni,torunumu aynı kişi ve zihniyetlerin yönetmesini engelleyen bir yasa olmalı.

Ekonomik yatırımları yurdun her bölgesine aynı şekilde dağıtmasını sağlayan zorunlu kılan bir yasa olmalı.Her önüne gelenin batı ya yatırım yapmasını ne kadar doğru buluyorsunuz ki.
Eğitimde gerçek eşitlik sağlayıcı olmalı.
Herşeyden önemlisi yönetmeye talip olanların profesör,dr.vs..değil ama vatansever olmaları çok daha önemlidir.
Yani aranması gereken vasıflar elbetki olmalı ancak en değerli vasfın vatan severlik vasfı olduğu bilinci aranmalıdır.
Devletin şeffaf olmasını sağlayan yasalar olmalı.
Ben,Türkiye cumhuriyeti nüfus cüzdanını taşıdığım sürece vatanın asli ve vazgeçilmez üyesi olduğumu herkesin bilmesi ve saygı duyması gereken yasalar olmalı.

Verdiğim vergilerin nerede ve nasıl kullanıldığının hesabını sorabileceğim bir yasa olmalı.

Devlet eli sopalı baba imajından çıkarılmalı,şefkatli ana kucağı imajını yakalamalı.

Vatandaşına güvenen,saygılı davranan olmalı.Yanlış yapanıda asla affetmemeli.Af,haksızlığa uğrayanın,suça maruz kalanın hakkıdır.

Diğer af kapsamı ise sadece allahın takdirine bırakılmalı.
Zira allah(cc)dahi şahsi af kapsamında affetmek hak sahibine aittir demiyor mu?
Bir de sorsanız bu hakkı kullananlar Müslüman olduklarını iddia ederler.
İşte bu nedenle din devlet ilişkisinde devletin dini kullanması engellenmelidir.

Suçu sabit olmayan hiç kimse suçlu gibi görülmemeli.

Devlet peynir zeytin tüccarlığından kurtarılmalı.

Özelleştirme yapacağız diye rezalet ve peşkeş çekmeler yapılmamalı.

Elbet ki özelleştirme yapılmalı.Yani özel teşebbüs olmalı.Herşeyi devletten bekleyen zihniyetlerden yıllardır neler çekildiği bilinmektedir.

Ancak yok pahasına değil,vatandaşının ne hale geleceğini önemsemeden değil,sırf satabilmiş olmak için değil,gerkiyorsa vatandaşın ta kendisine satarak yapılmalı.
Buna öncelik verilmeli.Gerekiyor ise ona buna devlet kasasını boşalttıracaklarına vatandaşa kredi açarak işletmeleri de öncelikle çalışana ve milletin kendisine bırakmalı.

Özellikle de cesurca,korkmadan söylenmesi gereken bir olgu daha vardır.

O olgu da nüfus artışının ne gibi etkileri olduğu konusudur.

Yani iktidara gelir gelmez,"artın,korkadan artın,hiç merak etmeyin nüfus artışının bir zararı yoktur"demek yerine,tam tersi olarak şunu söylemeliler.

"Artalım ancak kuru kalabalık olarak değil,nitelikli,yetişmiş insan gücü olarak artalım,aksi kalde milyonlarca nüfusa sahip Arap alemi bir avuç İsrail'in elinde nasıl oyuncak oluyor bunu görerek artalım.

Demek ki kuru kalabalık bir anlam ifade etmiyor nitelikli,vasıflı olarak artalım"fikrini mutlaka yaymalı hatta devlet politikası haline getirmeliyiz.

Aksi hal de sayısı çok olan değil,niteliği yüksek olan kazanır.Bu gerçeği söylemekten ve dengesiz nüfuz artışını engellemekten korkmayalım.Çünki bataklıktan beslenenlerin en büyük otlakları niteliksiz kuru kalabalıklardır.Bu gerçeği Milletimize anlatmaktan korkmayalım.

Tüm bunlar,Milli servet kavramına aykırı davranmadan yapılmalı.Devlet ihaleleri halka açık ulusal tv lerden naklen yapılmalı.Zira benden vergi alırken açık ve net olarak almayı bilenler onu ne şekilde kullandığınıda açık ve net olarak bana anlatmalı,göstermeli.

Devletin dini milliyeti etnik kökeni olamaz.Her kim ki bu ülkenin nüfus kağıdını taşıyorsa o kişi bu ülkenin gerçek sahibidir.Kimse bunun aksini bile düşünmemeli.İstemeyen var isede defolup gitmesine izin verilmeli.Zira kimse kimseyi sevmediği bir yerde tutma hakkına sahip değildir.Bu cennet vatanın uğruna kim olmaz ki feda,şüheda fışkıracak toprağı sıksan şüheda diyen M.Akif Ersoy boşunamı demiş.

Biz hiçbir zaman kimsenin toprağında malında canında gözü olmayan bir milletiz.Ama sabrımızında bir sınırı vardır.Bizi bu hale getirmeye layık görenlerde bilsin ki sabır korkaklık değildir.Kim olursa olsun bir hesap verme dönemi elbet ki vardır.
Ben tüm anne ve babalara tavsiye ediyorum ki çocuklarınızı çanakkale şehitliğine götürün,görsünler,bu topraklar nasıl kazanılmış,neler feda edilmiş.

Ne din,ne etnik ayrım yapmadan,yapılmadan şehit olanları bir görsünler.Okuma yazması olmayan çocuklarımıza o şehitlerin adlarını okusunlar.

Büyük Atatürk'ün hemen girişteki bir o kadar büyük anlam taşıyan hitabını okusunlar.

Ölenleri nasıl tanımlıyor.Ondan sonra da bilsinler ki bu vatanın
Bir tek parçasını feda etmeye kimler cüret edebilirki?İşte ozaman anlayacaklardır vatan nedir,ne değildir.Bu topraklarda analarımız,babalarımız,evlatlarımız,kardeşlerimiz yatarken nasıl olurda düşman çizmesini gezdirmez isek,hiç bir şekilde bu ülkeyi kimselerede peşkeş çektirmeyeceğimizi bizden sonra anlatabilecek çocuklar yetiştire bilmek için herkesi çanakkale yi görmeye çağırıyorum.

Unutulmamalı ki bizi yönetmesini bilmeyenlere de vatanı satmaya gayret edenlere de sabrımız sınırsız değildir.Bunu herkes böyle bilsin ve de asla ama asla unutmasın.

Birtek şeye ihtiyacımız var,o da dürüst olmaktır.Çünki artık bu ülkede vatanını sevenlerin sayısı çığ gibi büyümektedir.Bu büyüklük te haliyle vatanı satmak isteyenleri ve düşmanlarımızı korkutmakta ve bu korkularını da haklı çıkartmaktadır.
Allah (cc)vatanımızı korusun..
__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
ahmetdursun kullanıcısının bu bilgilendirici iletisine teşekkür eden üye :
ilpar (24.10.07)
  #10  
Alt 04.08.07, 17:45
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 794
Ettiği Teşekkür: 2
68 tane iletisine 100 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Bir ülkenin zenginliği nereden gelir?

BİR ÜLKENİN ZENGİNLİĞİ NEREDEN GELİR?
Mailime bir arkadaşım yazı yollamış.Güzel tesbitler var.Paylaşayım istedim.
BİR ÜLKENİN ZENGİNLİĞİ O TOPLUMU MEYDANA GETİREN BİREYLERİNİN SORUMLULUK ANLAYIŞI İLE ORANTILI OLDUĞU AŞAĞIDA ÖRNEKLENMEKTEDİR.İŞİN EN BASİT ALFABESİ AŞAĞIDA ÖRNEKLENMİŞTİR.ONLAR ZENGİN,BİZ FAKİRİZ AMA DAHA ÇÖPÜMÜZÜ EVLERİMİZDE ayrı torbaya koyacak sorumlulukta ne vatandaş çoğunluğumuz var,nede bunları değerlendirecek yönetimlerimiz var.YÖNETİMLERİMİZİ NE KADAR ŞİKAYET ETSEK DE,, ŞİKAYETİN YARISI KENDİMİZE,,,HEP TEKRARLAMIŞIMDIR, TOPLUMUMUZUN MALZEMESİNDE KALİTE SEVİYESİ NE İSE,ONLARIN İÇİNDEN ÇIKACAK YÖNETİCİLERİN SEVİYESİ VE KALİTESİDE O ORANTIDA OLACAKTIR.BU MALZEMEDEN BU KADARI OLUYOR BEYLER..EĞİTİM,EĞİTİM DİYE HER FIRSATDA YIRTINIRSAK,BELKİ TORUNLARIMIZIN YAŞLANDIĞINDA FARKLI BİR TÜRKİYE BULURLAR.SAYGILARIMLA..V.Ayaz

On dokuz yıl evveldi.
Stockholm'e gitmiştim. Bir otele indim.
Geceydi. Sabahleyin, traş olmak için lavaboya gittiğimde,
aynanın yanında ilginç bir not gördüm. Lütfen diyordu, trastan sonra
jiletinizi çöpe atmayın. Yanda bir kutu var, oraya bırakın. Bir tek
jiletle dahi olsa, İsveç çelik sanayisine yardımcı olun. Doğrusu hayretler
içinde kaldım. Çocukluğumdan beri çelik eşya denince akla İsveç çeliği
gelir. Birçok eşya üzerinde "İsveç çeliğinden yapılmıştır" diye yazardı.
İste o ülke, kullanılmış bir tek ufacık jiletin bile çöpe gitmesini
istemiyor, ona sahip çıkıyor, gelen turistlere rica yollu uyarıda
bulunuyordu.
İsviçre'de zaman zaman, belli periyotlarda, radyolar, televizyonlar, basın
bir haberi duyurur. Şu tarihte, su saatte, adamlarımız gelecek.
Siz lütfen hazırlığınızı yapın. Okumadığınız, ilgilenmediğiniz,
kullanmadığınız ne kadar kitap, dergi, gazete varsa, kâğıt, ambalaj,
kutu varsa, velev ki, bir ilaç prospektüsü dahi olsa, kapının önüne koyun.
İsviçre'nin kalkınmasına yardımcı olun. Fazla ağaç ziyanına engel olun.

Beş yaşında idim.
Babaannem rahmetli, pirinç ayıklıyordu. Bir tane yere
düştü. Babaannem eğildi, aramaya başladı. Sağa bakıyor, sola
bakıyor, bulmaya çalışıyor. Çocukluk iste, aman babaanne dedim. Bir
pirinç tanesi için bu kadar caba harcamaya, yorulmaya değer mi?
Rahmetli ilk defa sertleşti bana karşı, öfkeyle doğruldu.
Sen oturduğun yerden ahkâm kesiyorsun, dedi. Hiç pirinç üretilirken
gördün mü? İnsanlar ne kadar zorluk çekiyorlar. Bir pirinç tanesinde kaç
insanin göz nuru, alın teri, emeği, çilesi var biliyor
musun? Utancımdan kıpkırmızı olmuştum.

Aradan yıllar geçti. Hukuk Fakültesinde öğrenciyim.
Alain'in proposlarini okuyorum. Birden irkildim. Babaannemi
hatırladım. Alain, bir insan yerde bir iğne görüp de eğilip almazsa,
bütün uygarlığa karşı ihanet etmiş olur diyordu. İlave ediyordu. Bir
iğnenin üretiminde binlerce insanin alın teri, göz nuru, el
emeği vardır diyordu.

Japonlar son derece sade, basit, yalın mütevazı yasayan insanlardır.
Evlerini mobilya ile eşya ile dolduranlar Japonlara göre
ruhen tekamül edememiş, hayatın manasını anlayamamış, zavallı
kimselerdir.
Böyleleriyle, zavallı, evini mezat salonuna çevirmiş diye
eğlenirler.
Bir insanin gösteriş için eşyanın
esiri olması ne kadar acıdır. hepimizin yaptigi gibi
Vaktiyle Japon ekonomisi bir darboğazdan geçiyor.
İç borçlar, dış borçlar gırtlağı aşıyor.
Zamanın başbakanı meclisi toplar. Kürsüye çıkar.
Durumu olanca açıklığı ve tehlikeleri ile anlatır ve su andan
itibaren der, Allah şahidim olsun ki, Japonların iç ve dış
borçları son kursuna kadar ödenmeden, pirinçten başka bir şey
yemeyeceğim.
Su üstümdeki elbiseden başka elbise giymeyeceğim.
Dediklerini yapar, en üstten en alta bir israftan kaçınma kampanyası
açılır.

Japonya bütün borçlarını öder.

Bu durumun toplumun bütün kesimlerini, tek istisna
olmadan kapsadığını söylemeye gerek yok.

Geçenlerde Japon imparatorunun sarayını gördüm.
Yarabbim, ne kadar sade, ne kadar mütevazı, ne kadar gösterişten uzak...
Gerekmediği halde elektriği yakmakla, suyu kapamadan bos yere
akıtmakta, gece çamurlu ayakkabılarımızı temizlemeden
yatmakla, yemek yediğimiz kapları yıkamadan bırakmakla biz de zalimler
sınıfına geçmiyor muyuz?
Hayat çok ince, akil almaz incelikte ipliklerle örülmüştür.
Her şey o kadar birbirine bağlıdır ki,
İlkokul okuma kitabımızdaki bir sözü hiç unutmadım.
Bir mıh bir nal kaybettirir. Bir nal, bir atı, bir at bir
orduya savası kaybettirir diyordu.

Maddi durumumuz ne olursa olsun, ister zengin olalım, ister fakir,
hepimiz çok dikkatli olmak zorundayız.
Bunda parayı da, maddiyatı da aşan büyük bir edep ve incelik vardır.

Bir ilave de benden olsun.H.Ayaz.
--------------
Bir not ta benden olsun:
Bizler miras olarak çocuklarımıza mal,değerli eşyalar,arsa,bina,vs..leri bırakmayı görev saydıkça bu değişeceğe pek benzemiyor.
Oysa gelişmiş diye andığımız toplumların çoğunda miras olarak bırakılan yegane şey dürüstlük tür.
Bunu asla gözardı edemeyiz.Yoksa ne onların toprakları bizden verimlidir ne de onların yöneticileri bizimkilerden daha akıllıdır.Dediğim gibi miras olarak ne zaman ki dürüstlüğü erdem olarak kabul edip geleceğimize bunu miras olarak bırakmayı görev edinirsek işte ozaman bizde kalkınmış ve gelişmiş ülkeler arasına girebileceğiz.
Bu tamamen benim düşüncemdir.Katılmak zorunluluğuda yoktur.Ancak tarafsız ve gerçekçi düşünürsek sanırım ki haklı olacağım.Birde eğitim ile öğretimi her daim karıştırıp dururlar.Kısaca izah edecek olursak bir örnekle açıklayım.

Öğretimi bir ehliyet alma kursu ile açıklayım.
Kursa gittiniz, diyorlar ki sola döneceğinizde direksiyonun yanındaki kolu döneceğiniz yere çevirirseniz sola dönüş lambanız sinyal verir,böylece diğer sürürcüler de sizin sola döneceğinizi anlar ve ona göre pozisyon alırlar.
İyi güzel buraya kadar öğretimi aldık.Ya bunu gerçek ortamda sürücü adayına uygulatmaz iseniz bunu uygulama yüzdesi de olduk ça düşecektir.İşte öğretimin uygulama safhasına da eğitim diyoruz.
Yani göreceli kavramları birbiribe sokarsak eğitimi de öğretim zannetmeye devem ederiz.Sanırım ki izahat yeterlidir.
Ahmet Dursun
__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
ahmetdursun kullanıcısının bu bilgilendirici iletisine teşekkür eden üye :
ilpar (24.10.07)
Cevapla

Tags
ahmet, dursun, makaleleri

« - | - »
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may post new threads
You may post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Bu Alana Reklam Verin! Bu Alana Reklam Verin!
Bu Alana Reklam Verin! Bu Alana Reklam Verin!
Bu Alana Reklam Verin! Bu Alana Reklam Verin!

Ahmet Dursun