Nüve Forum

Nüve Forum > akademik > Güzel Sanatlar Fakültesi > Grafik Tasarım Bölümü > Matbaacılık > Türk matbaacılığının gelişiminde bir sayfa: Cevâib Matbaası

Matbaacılık hakkinda Türk matbaacılığının gelişiminde bir sayfa: Cevâib Matbaası ile ilgili bilgiler


Türk matbaacılığının gelişiminde bir sayfa: Cevâib Matbaası-A Page in the Develoment of Turkish Printing: Cevâib Press Makalenin amacı, Türkiye’de matbaacılığın gelişiminin özlü bir tarihçesini sunmak ve 19. yüzyılda özellikle İstanbul’da

Matbaacılık Serigrafi Baskı Tekniği, Tifdruk Baskı Tekniği , Kâğıt Üretimi , Ambalaj Tasarımı , Baskı öncesi, Baskı Sonrası, Tipografi, Baskı sistemleri, Matbaa Eğitimi, Kağıt,Karton,Ambalaj

Cevapla

 

LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 26.11.08, 17:09
Yardımcı Doçent
 
Üyelik tarihi: Sep 2008
İletiler: 4.176
SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.
Standart Türk matbaacılığının gelişiminde bir sayfa: Cevâib Matbaası

Türk matbaacılığının gelişiminde bir sayfa: Cevâib Matbaası-A Page in the Develoment of Turkish Printing: Cevâib Press
Makalenin amacı, Türkiye’de matbaacılığın gelişiminin özlü bir tarihçesini sunmak ve 19. yüzyılda özellikle İstanbul’da faaliyette bulunan Cevâib Matbaası ve kurucusu Ahmed Fâris eş-Şidyak hakkında ve bastığı Arapça eserler hakkında tanıtıcı bilgiler vermektir.

The aim of this paper is to give the historical development of printing at Turkey and also to descriptive information about Cevâib Press and its founder Ahmed Fâris al-Şidyâk.

__________________
[CENTER][URL="http://www.nevart.net/"][IMG]http://www.nuveforum.net/galeri/data/500/2602.jpg[/img][/url]
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Diksiyon Kursu
Nefes Teknikleri Kursu
Kişisel Gelişim Kursları[/CENTER]
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 26.11.08, 17:11
Yardımcı Doçent
 
Üyelik tarihi: Sep 2008
İletiler: 4.176
SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.
Standart Matbaa ve matbaacılık üzerine

MATBAA VE MATBAACILIK ÜZERİNE
Aslında, sadece hareketli harflerle yapılan baskı tekniğini belirten matbaanın tarihi, basımcılık tarihinin çok daha kısa bir dönemini oluşturmaktadır ve bu anlamda matbaanın ne zaman icat edildiğini belirleyebilmek için de öncelikle bu sözcüğün neyi kapsadığını betimlemek yerinde olacaktır. Günümüzde kullanılan matbaa sözcüğüyle hareketli harflerle yapılan baskı kastedilmektedir ve bu baskıda kullanılacak harfler, noktalama işaretleri veya semboller için ayrı bir matris kullanılmaktadır. Matristen harfler elde edilir. Yalnız bir cins matrisin oluşturduğu harfler dizisine ise font denir. Bu şekilde elde edilen harfler bir araya getirilerek metnin bir sayfası oluşturulur. Bunun dışında bir de klişe baskı denilen basım türü vardır ki, bu işlem oyulmuş tahta veya madeni levha kullanılarak yazı ve resimlerin grafik röprodüksiyonunu elde etmek anlamına gelir. Klişe baskıda her sayfa, bir bütün olarak levha üzerine oyulur .
Bu ikinci tür basım işi gerçekten çok eski dönemlerden bu yana bilinmekte olan bir sanattır. Ancak kesin bir tarih belirtmek olanaklı olmamakla birlikte, bilinen ilk baskı Budizm’in Japonya’da yayılmasını sağlayan İmparatoriçe Shotoko (Ölümü M.S. 769) devrine aittir. Bu dinde, Budha’nın resimlerinin ve Kutsal Sutra’nın metinlerinin çoğaltılması büyük bir sevap olduğundan, İmparatoriçe Japon pagodalarına konmak üzere bir milyon nüsha muska bastırmıştır.
Bu baskı tekniği Çin’de ise Tang sülalesi (618-906) zamanında gelişmeye başlamış ve Feng Tao zamanında Konfüçyüs klasikleri yayımlanmaya başlamıştır. Ve nihayet Sung İmparatorları döneminde (960-1279) ilk kez, ayrı ayrı harfler dökerek basma yapmayı, 1041’de Pi Sheng adlı bir Çinli denemiştir. Pi Sheng’in porselenden harfler dökerek matbaanın ilk önemli gelişme adımını başlattığı kabul edilmektedir. Aslında Çin alfabesi 50.000 harfi olan bir alfabedir. Yazabilmek için bunlardan en az 3000 tanesinin kullanılması gerekmekteydi. Tek tek harflerle baskı yapmaktansa, kalıp halinde sayfalar oymak daha kolaydır. Bu yüzden Pi Sheng’in böyle bir işi neden denediği kesinlikle anlaşılamamıştır.
Kore’de ise 1403 yılından itibaren matbaanın kullanıldığı görülmektedir. Bu matbaada önceleri tahta, pişmiş kil ve porselen kullanılmaktayken, zamanla bronz harfler kullanılmaya başlamıştır. Ancak Uzakdoğu alfabelerinin ideografik oluşu, klişe baskının gelişmesine ve matbaanın bu bölgelerde etkisiz kalmasına ve yeterince gelişme gösterememesine neden olmuştur. Öyle ki tekrar klişe baskı öne çıkmış ve matbaa zamanla ortadan kalkmıştır. Bununla birlikte, bazı araştırmacılar, Çinli Pi Sheng’e örnek olacak ilk basmayı Uygurların bulduğunu savunmaktadırlar. Bu iddiayı destekleyen bazı kanıtlar bulunmaktadır. Bunların başında 1902-1907 yılları arasında, Doğu Türkistan’da, Turfan’da yapılan kazılarda Tun-Huang Mağaraları’nda Uygur harfleriyle yazılmış pek çok kitap ve bunların yanında bir torba içerisinde tek tek hazırlanmış Uygur harflerinin bulunması gelmektedir. Ancak matbaanın Uygurlarca bulunduğunu söylemek yine de pek olanaklı görünmemektedir.
Çünkü Uygur metinlerinin hiçbiri matbaada basılmış değildir. Tamamı el yazmasıdır. Diğer taraftan bunların tarihinin 868’den önceye gitmediği kabul edilmektedir. Bu tarih ise Çin’de bu tür basım tekniğinin çok gelişmiş olduğu bir dönemdir. Bu nedenle Uygurların bu tekniği Çinlilerden aldığını belirtmek daha makul görünmektedir. Hatta Uygur eserlerinde sayfa numaraları Çince verilmiştir.
Bütün bunlar bugün anlaşıldığı anlamda ve yukarıda betimlendiği biçimiyle matbaanın ilk kez kimin tarafından bulunduğu sorusunun yanıtını zorlaştırmaktadır. Ancak, Uzakdoğu’da başlayan bu çalışma, Avrupa’da matbaanın icat edilmesinden önce de, benzer bir gelişme göstermiş ve 14. yüzyılda bu sanatın en seçkin örnekleri Hollanda’da verilmeye başlamıştır. Bununla birlikte, yapılan ayrıntılı incelemeler Johann Gutenberg üzerinde karar kılınmasını sağlamıştır. Ancak özellikle üzerinde durulan bir diğer kimse de Lourens Janszoon Coster olmuştur. Coster’in 1430 yılında Hollanda’nın Haarlem kentinde matbaayı icat ettiği savunulmaktadır. Ancak onun matbaayı bulduğunu belirten kaynakların çok sonradan yazılmış kaynaklar olması ve Coster’in basmış olduğu kabul edilen hiçbir kitabın izine rastlanmamış olması bu iddiaları güçsüz kılmaktadır. Ancak klişe baskı tekniğinin orada bir hayli gelişme göstermiş olmasının, matbaayla ilgili bu yanılgının doğmasına neden olduğu anlaşılmaktadır.
Diğer taraftan Gutenberg adının ön plana çıkmasında başka önemli kanıtlar da bulunmaktadır. Bunlardan birisi, 1458’de yani matbaanın bulunduğu yıllarda, Papa IV. Sixtus’un doktorunun “Strassbourg’da yerleşmiş olan Gutenberg ve çırağı Fust , metal harflerle parşömen üzerine Mainz şehrinde günde 300 sayfa basarlardı” diye yazmış olmasıdır. Bir diğer belge ise Sorbon Üniversitesi’nde bulunan bir İncil nüshasının arkasında yer alan bir profesörün notudur. Bu notta bu harika kitabı 1455’de Mainz’de Bonemontanus bastı denilmektedir. O dönemin Latince konuşma geleneğine bağlı olarak profesörün Gutenberg adını Latince’ye çevirerek “Bonemontanus” yaptığı anlaşılmaktadır . Zaten kendisi kuyumcu olan Gutenberg’in, yaşadığı Mainz ve Strassburg şehirlerinde, özellikle de Mainz’da 1455 yılında kitap çoğaltmakta matbaayı etkin bir biçimde kullandığı bilinmektedir. Ancak Gutenberg’in, ilk kitabını 1444 ya da 1447 tarihleri arasında basmış olduğu sanılmaktadır. 1456’dan sonra matbaa artık pratik olarak kitapların çoğaltılması için varlığına gerek duyulan zorunlu bir araç konumuna yükselmiştir. 1454 ve 1455 yıllarında basılan ve İstanbul’u almış olmalarından dolayı Türklere karşı savaş çağrıları yapılan Indulgence’ler ile 1456 yılında basılan 42 satırlık Gutenberg İncili de matbaanın ilk ürünlerinden kabul edilmektedir .
Matbaanın Avrupa’da gelişmesi kitap için yepyeni bir gelişme sürecini başlatmış oldu. Çünkü matbaayla birlikte ucuzlayan kitap, geniş halk kitlelerinin ulaşabileceği bir araç haline geldi ve bilgi halka inmeye başladı. O dönemde zaten kötü koşullar altında yaşayan büyük halk kitleleri, daha kolay ulaşabildikleri bilgi sayesinde, kendisini kuşatan sihir, büyü gibi batıl inançların yerine, bu bilgiyi kullanmaya başladı ve sonuçta akla dayalı, kendine güvenen yeni bir insan tipi ortaya çıktı. Bu aslında Francis Bacon’ın Batı kültür dünyası için idealize ettiği “yeni düşünce dünyası”na giden yolun açılmasıdır. Çünkü, Batı için Rönesans anlamına gelen bu uyanış sonunda, yeni değerlere dayanan siyasal ve toplumsal bir düzen kurulmaya başlanmıştır.

__________________
[CENTER][URL="http://www.nevart.net/"][IMG]http://www.nuveforum.net/galeri/data/500/2602.jpg[/img][/url]
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Diksiyon Kursu
Nefes Teknikleri Kursu
Kişisel Gelişim Kursları[/CENTER]
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 26.11.08, 17:36
Yardımcı Doçent
 
Üyelik tarihi: Sep 2008
İletiler: 4.176
SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.
Standart Türkiye'ye matbaanın girişi - Azınlık matbaaları

II. TÜRKİYE’YE MATBAANIN GİRİŞİ
A. AZINLIK MATBAALARI
İnsanların yaşamında topyekün değişimlerin hazırlayıcılarından birisi olan matbaayla Osmanlı Devleti ilk defa azınlıklar aracılığıyla tanışmış ve kurulan ilk resmi matbaa olan Müteferrika matbaasına kadar devletin sınırları içerisinde 37 matbaa kurulmuştur.
15. yüzyılın sonlarından itibaren Osmanlı yönetiminde bulunan azınlıkların matbaa kurdukları anlaşılmaktadır. Türkiye’ye matbaayı ilk önce Yahudiler getirmiş ve ilk kitabı 1494’te İstanbul’da basmışlardır. Kim tarafında basıldığı bilinmeyen bu kitabın Tevrat ve Yorumu olduğu sanılmaktadır. Avrupa’da uygulanan yoğun baskı ve engizisyonun bir katliama dönüşmesiyle birlikte, 1492’den itibaren Yahudiler kitleler halinde Türkiye’ye gelmeye başlamışlardır. İstanbul’da 1494’te ilk kitabın basılmış olması bu bakımdan anlamlıdır. Yahudiler İstanbul’dan başka Selanik, Edirne ve İzmir’de de matbaalar kurmuşlardır. Buralarda bastıkları kitapların birçoğu bugün British Museum ve Bibliotheque Nationale’de bulunmaktadır. Bu matbaalarda Yahudiler Arapça ve Türkçe yasaklandığı için, İbranice, İspanyolca, Yunanca ve Latince kitaplar basmışlardır. Kitapların çoğu dini konularda olmakla birlikte, içlerinde tarih, gramer ve sosyoloji kitaplarına da rastlanmaktadır.
Matbaayla ilgilenen diğer bir azınlık da Ermenilerdi ve ilk Ermeni matbaacısı Abgar, Venedik’te öğrendiği bu sanatı patrikleri Sebasti Mikâel’in yardımlarıyla İstanbul’da 1565’te kurmuştur. Bu tarihten sonra, Ermeniler arasında da yaygınlaşmaya başlayan matbaa aracılığıyla, kitapların dışında, gazete ve dergiler de basılmaya başlanmıştır. Chteémaran Bidani Kideliatz dergisi ve Archalouis Araradian günlük gazetesi bunlar arasındadır. Burada basılan kitaplar dini ağırlıklıdır ve içlerinde tarih, coğrafya ve astroloji konularında yazılmış olanları da bulunmaktadır. Daha sonra Ermeni matbaaları siyasi etkinliklere karışınca çoğu kapatılmış, geriye kalanları 1728’de çıkan yangında ortadan kalkmıştır. Rumlar ise 19. yüzyılda matbaa çalışmalarını yeniden canlandırmışlar, ancak sık sık siyasi etkinliklerde bulunmaları sonucu matbaaları devlet tarafından kapatılmıştır.
Benzer bir durum Cizvitler için de söz konusu olmuştur. 1703’de, yani ilk Türk matbaasının kurulmasından 25 yıl önce yayıncılık faaliyetine başlayan Cizvitler, yalnızca dinî propaganda ağırlıklı faaliyetlerde bulunmalarından dolayı, matbaaları sık sık kapatılmıştır. Ancak yine de bütün yüzyıl boyunca etkinliklerini sürdürmeyi başarmışlardır.
1728’de ilk Türk matbaası kuruluncaya kadar ülkemizde Türkçe kitap basılmamıştır. Bu durumun ortaya çıkmasında, o zamana kadar bir Türk matbaasının kurulmamış olmasının yanında, azınlıklara Türkçe ve Arapça kitap basmama koşuluyla matbaa kurma izni verilmesinin de elbette ki payı büyük olmuştur. Ancak Türkiye dışında, 1728’den önce Türkçe ve Arapça kitap basıldığı bilinmektedir. Örneğin, İbn Sînâ’nın el-Kânûn fi’t-Tıb (Tıp Kanunu) adlı yapıtı 1593’de ve Nasîrüddîn et-Tûsî’nin Tahriru Öklides fî Usûli’l-Hendese (Geometrinin Temel İlkeleri Üzerine Eukleides’in Kitabı) adlı kitabı da 1594’de basılmıştır. Yine aynı şekilde, 1612 yılında Institutionum Lingue Turcicoe (Türk Dili Kuralları) ve 1630 yılında ise Rudimenta Grammatices Turcicoe (Türkçe’nin Gramer Kuralları) adlı iki gramer kitabının basıldığı görülmektedir. 1680 yılında ise Thesaurus Linuearum Orientalum Turcicoe, Arabicoe, Persicoe (Türkçe, Arapça, Farsça Sözlük) adlı bir kitap Meninski tarafından yayınlanmıştır.

__________________
[CENTER][URL="http://www.nevart.net/"][IMG]http://www.nuveforum.net/galeri/data/500/2602.jpg[/img][/url]
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Diksiyon Kursu
Nefes Teknikleri Kursu
Kişisel Gelişim Kursları[/CENTER]
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 26.11.08, 17:38
Yardımcı Doçent
 
Üyelik tarihi: Sep 2008
İletiler: 4.176
SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.
Standart Müteferrika matbaası

B. MÜTEFERRİKA MATBAASI
Pasarofça Antlaşması’ndan (1718) sonra Osmanlı Devleti’nde yeni bir dönem başlamıştır. Padişah III. Ahmed (1643-1695 / saltanatı 1703-1730) ve onun sadrazamı Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’nın (öl. 1730) tarihe “Lale Devri” (1718-1730) adıyla geçen yönetim dönemi, zevk ve sefanın yanında, Osmanlıların Rönesans’ı olarak kabul edebileceğimiz, bilinçli olarak Batı’ya yönelme isteklerinin de belirgin bir şekilde ortaya çıkmaya başladığı bir dönem olmuştur. Bu aslında Batı karşında bilimsel, kültürel, askerî ve siyasî bakımlardan aciz içerisinde kalındığının açıkça kabullenildiğinin de bir tür göstergesidir. Çünkü özellikle Karlofça Antlaşması’ndan (1699) sonra Osmanlı Devleti, kendisini yenen bu gücü tanımak istemiştir. Daha önceki yıllarda sürüp gelen kayıtsızlık yerini tanımaya ve bilmeye bırakmıştır. Fransa’ya elçi olarak Yirmi sekiz Çelebi Mehmed Efendi’nin gönderilmesi de (1720-21) bu isteğin sonucudur. Çünkü kendisine “Fransa’nın vesâ’it-i ‘ümrân ve ma‘ârifine dahi layıkıyla kesb-i ıttılâ‘ ederek kâbil-i tatbîk olanların takrîri” , yani Fransa’nın uygarlık ve eğitim araçlarının gerektiği biçimde incelenerek, uygulanması olanaklı olanların rapor edilmesi talimatı verilmiştir. Bu bağlamda konuya yaklaşıldığında, matbaanın alınışının bu döneme denk düşmesinin de tesadüfi olmadığı anlaşılmaktadır. Bu iki devlet adamının matbaanın getirilmesinde sağladıkları katkı, bu sıralarda Bâb-ı ‘Âlî’de yıldızı parlayan bir kimse olan İbrahim Müteferrika’nın girişimleriyle de desteklenince, yaklaşık bir çeyrek yüzyıl gecikmeyle de olsa, matbaa resmen tanınmış olmaktadır.
Bu arada, babası Yirmi sekiz Mehmed Çelebi ile Paris’te bulunan ve bu seyahati sırasında matbaa aracılığıyla kitapların kolaylıkla çoğaltıldığını gören ve hayran kalan, bundan dolayı İstanbul’da da bir matbaa kurmayı düşünen Said Mehmet Efendi ile Müteferrika’nın tanışmasının da bu olayın gerçekleşmesinde büyük bir rolü olmuştur. Said Efendi tasarılarını Müteferrika’ya anlatmış ve böylesine yeni ve güç bir girişimde karşılaşılacak güçlükleri yenmek için birlikte hareket etmeyi önermiştir. Zaten bu yönde düşünceleri olan İbrahim Müteferrika da faydasına inandığı bu girişimin sağlayacağı olanakları anlatmak ve destek toplamak amacıyla Vesîletü’t-Tıbâ‘a (Matbaanın Gerekleri, 1726) adlı bir kitapçık hazırlayıp, başta Sadrazam Damat İbrahim Paşa olmak üzere, bir çok devlet ileri gelenine ulaştırmakla işe başlamıştır.
Müteferrika bu kitapçığında, basımın önemini belirtmek için, İsrailoğullarının kutsal kitaplarına değer verip saklamadıklarından, bugün kavimlerini kanıtlayacak kitapların yok olduğunu, Cengiz Han’ın kitapları Ceyhun’a, Hülâgu’nun Dicle’ye attırdıklarını, Hıristiyanların Endülüs’te yaktıklarını örnek olarak göstermiş ve matbaanın kurulması ile en kıymetli kitapların sonsuza kadar korunabileceğini belirterek matbaanın yararlarını on madde halinde sıralamıştır:
Sunulan bu gerekçeli açıklamadan sonra, Müteferrika izin için 1726 yılında bir dilekçeyle Damat İbrahim Paşa’ya başvurur. İbrahim Müteferrika’nın yapmak istediklerini, gerekçelerini ve işin mahiyetini açıklayan dilekçesinden sonra, yapılan çeşitli görüşmeler sonucu Sadrazam Damat İbrahim Paşa, talep edilenleri olumlu karşılamış, ancak konuyla ilgili olarak Şeyhülislâm Yenişehirli Abdullah Efendi’den bir fetva alınmasını emretmiştir.
Bunun üzerine Müteferrika, Şeyhülislâm Yenişehirli Abdullah Efendi’ye yapmak istediği işin niteliğini de belirleyen bir dilekçeyle başvurarak konuyla ilgili fetva istemiştir. Şeyhülislâmın olumlu görüş belirten fetvasıyla birlikte, kitap basımına izin verilmiştir. Fetva istenirken, yalnızca lügât, mantık, hikmet, hey’et vb. kitaplar diyerek baş vurulduğundan, tefsir, hadis, fıkıh ve kelâm kitaplarının basılması doğrudan doğruya matbaada basılacak kitapların dışında tutulmuş, böylece yalnızca bilimsel eserleri yayınlamak koşula bağlanmıştır.
Bu olumlu fetvadan sonra, Sadrazam matbaanın imtiyazını dönemin padişahı III. Ahmed’e “Mucibince amel oluna” emriyle başlayan ve Sadrazam Mektûbi Kalemi halifelerinden Said Efendi ile Dergâh-ı Âli müteferrikalarından İbrahim Efendi’nin ‘Tefsir, Hadis, Fıkıh ve Kelam’ kitapları basmamak şartı ile matbaa kurmalarına izin veren Hatt-ı Hümâyûn’u imzalatmasıyla 1726 yılında matbaa resmen kurulmuştur. Daha önceden gerek duyulan ustaları getirtmiş olan Müteferrika derhal işe koyulmuş ve basımda kullanılacak harflerin tamamını İstanbul’da döktürmüştür. Bu konuda bir Fransız araştırmacı başlıklarda kullanılan harflerin süslemeli olarak yaptırıldığını, bu yönüyle de Batı’da kullanılmakta olan harflerden farklı olduğunu belirtmektedir.
En sonunda Sultan Selim semtinde, İbrahim Müteferrika’nın kendi evinde işletilmeye başlanan matbaada, Müteferrika toplam 17 kitap basmıştır. Müteferrika böylece ilk kitabını 31 Ocak 1729’da (Gurre-i Receb 1141) yayımlamayı başarmıştır. Bu kitap, İmâm Ebû Nasr İsmâil b. Hammâd el-Cevherî’nin (öl. 393/1003) Sıhâhu’l-Cevherî adlı Arapça sözlüğünün Mehmed ibn Mustafa el-Vânî, diğer adıyla Vankulu Mehmed Efendi tarafından yapılmış Türkçe çevirisi olan Kitâb-ı Lügat-ı Vankulu’dur (Arapça Türkçe Vankulu Sözlüğü) Müteferrika’nın matbaasında bastığı onyedinci ve son kitap yine bir sözlüktür. Şuûri Hasan Efendi’nin Kitâb Lisân el-Acem el-Müsemmâ bi-Ferheng-i Şuûri adlı Acemce-Türkçe Sözlük’üdür. Basım tarihi 1 Ekim 1742 (Gurre-i Şaban 1155)’dir.

__________________
[CENTER][URL="http://www.nevart.net/"][IMG]http://www.nuveforum.net/galeri/data/500/2602.jpg[/img][/url]
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Diksiyon Kursu
Nefes Teknikleri Kursu
Kişisel Gelişim Kursları[/CENTER]
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 26.11.08, 17:41
Yardımcı Doçent
 
Üyelik tarihi: Sep 2008
İletiler: 4.176
SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.
Standart Müteferrika'dan sonra matbaacılık

C. MÜTEFERRİKA’DAN SONRA MATBAACILIK
İbrahim Müteferrika’nın ölümünden iki yıl sonra, 1747 yılında bizzat kendisinin yetiştirdiği, Rumeli kadılarından İbrahim Efendi ve onun kendisine ortak yaptığı Anadolu kadılarından Ahmet Efendi, I. Mahmud’a başvurarak, bir fermanla matbaa iznini kendi adlarına yeniletmişlerdir. Ancak yaklaşık yedi yıllık bir süre daha matbaayı faaliyete geçirememişlerdir. 1754 yılında III. Osman matbaa iznini aynı kişiler adına bir kez daha yenilemiştir. Bu kez matbaayı faaliyete geçirmeyi başaran İbrahim ve Ahmet Efendiler Vankulu Sözlüğü’nü 1755-1756 yılları içerisinde basmayı başarıyorlar. Ancak bundan başka bir yapıt yayımlayamıyorlar.
Bu tarihten itibaren 1783 yılına kadar tamamen devre dışı kalan matbaayı, I. Abdülhamid (1725-1789 / saltanatı 1774-1789) yeniden canlandırmak için Divân-ı Hümâyûn’da Beylikçi Râşid Mehmed Efendi (1753-1797) ve Vak‘a-nüvis Vâsıf Efendi’yi (öl. 1807) görevlendirmiştir. Bu kimseler matbaanın her türlü giderini karşılamayı kabul ederek işe başlamışlar ve şu kitapları basmışlardır: Sami, Şâkir ve Suphi Tarihleri, (1783), Tarih-i ‘İzzî, (1784), İbnü’l-Hâcib’in Kâfiye adlı Arapça gramer kitabı (1786).
Bundan sonra matbaa yaklaşık 7 yıl daha atıl kalmıştır. 1790’da tahta çıkan Sultan III. Selim’in yenileşme ve ıslâhat programları çerçevesinde, özellikle ordunun teknik beceri ve kuramsal bilgi açısından donatılması ve rütbeli askerlerin yetiştirilmesine yardımcı olması için, Marquis Sébastien Vauban’ın yazmış olduğu ve Kostantin İpsilânti’nin Türkçe’ye çevirdiği üç kitabın yayımlanmasına karar verilmiştir. Bu kitaplar şunlardır: Fenn-i Harb (1792), Fenn-i Lâğım (1793), Fenn-i Muhâsara (1794).
Böylece 66 yıllık serüven sona ermiştir. Bu 66 yıllık süre içerisinde matbaa 18 yıl fiilen çalışmış, 48 yıl kapalı kalmıştır. Matbaayı 10 yıl İbrahim Müteferrika’nın kendisi, 2 yıl yetiştirdiği İbrahim ve Ahmet Efendiler, 2 yıl ise Vâsıf ve Râşid Efendiler ortak olarak, 4 yıl Râşid Efendi yalnız başına çalıştırmıştır. 1794 tarihinden sonra matbaa tamamen kapanmıştır. Matbaadaki araç gerecin ne olduğu konusunda kesin bir bilgi bulunmamaktadır.
İstanbul’da matbaa kurulması ve işletilmesi konusundaki çalışmalar kuşkusuz bunlarla sınırlı kalmamıştır. Nitekim, Müteferrika Matbaası’ndan sonra ikinci matbaa olarak, 1796’da III. Selim’in isteği üzerine Mühendishane’nin geometri hocası Abdurrahman Efendi’nin yönetiminde Mühendishane Matbaası kurulmuştur. Bu matbaada çeşitli kitapların basımı yapılırken, 1802 yılında yine resmi nitelikli bir matbaa olan Üsküdar Matbaası kurulmuş ve yönetimine de Abdurrahman Efendi getirilmiştir. Bir süre sonra iki matbaa farklı amaçlara yönelik olarak kullanılmaya başlanmış, Üsküdar Matbaası genel içerikli yayınların basılmasında, Mühendishane Matbaası ise ders kitaplarının basılmasında kullanılmıştır.
1831 yılında II. Mahmud’un emriyle dördüncü matbaa olarak Takvim-i Vekâyi gazetesinin basılmasını sağlamak amacıyla, Takvimhâne-i Amire Matbaası kurulmuştur. 1864 yılında bu iki matbaa birleştirilmiş ve Matbaa-i Amire adı verilmiştir. Cevâib Matbaası’nın kuruluşu da bu sıralara denk gelmektedir.

__________________
[CENTER][URL="http://www.nevart.net/"][IMG]http://www.nuveforum.net/galeri/data/500/2602.jpg[/img][/url]
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Diksiyon Kursu
Nefes Teknikleri Kursu
Kişisel Gelişim Kursları[/CENTER]
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 26.11.08, 17:44
Yardımcı Doçent
 
Üyelik tarihi: Sep 2008
İletiler: 4.176
SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.
Standart El-Cevâib matbaası - Matbaanın kurucusu Ahmed Fâris Eş-Şidyâk

III. EL-CEVÂİB MATBAASI
A. MATBAANIN KURUCUSU AHMED FÂRİS EŞ-ŞİDYÂK:
HAYATI VE ESERLERİ
a. Hayatı
Matbaanın kurucusu olan Ahmed Fâris b. Yûsuf b. Mansûr b. Ca‘fer b.Fahd eş-Şidyâk, 1804 ya da 1805 yılında Beyrut’un Doğu ve Kuzeydoğu bölgelerinde yoğun olarak yaşayan ve Lübnan’ın en kalabalık dinî gurubunu oluşturan Marûnî cemaatine mensup bir ailenin çocuğu olarak, Cebelü Lübnan’ın Kisrüvân adlı yerleşim biriminin Aşkût köyünde doğmuştur. Üç yüzyıldan beri ileri gelen kimseler yetiştiren köklü ve tanınmış bir Mârûnî ailesine mensuptur.
İlköğrenimini Aşkût’da tamamladıktan sonra, Kisrüvân’daki Aynvaraka Medresesi’ne devam etmiş, burada Arapça başta olmak üzere, Süryanîce, İngilizce ve Fransızca öğrenmiştir. Medrese eğitimi sırasında, aynı zamanda mantık ve Hıristiyan ilâhiyatı da okumuş olan Ahmed Fâris, bir yandan da özel olarak Türkçe ve hat sanatı çalışmıştır.
Devrin siyasi olayları ve ailesinin yaşadıkları onun üzerinde derin izler bırakmıştır. Babası Şidyâk on beş yaşında iken, devrin Dürzî politikasını benimseyip onların Emir’e karşı başlattıkları isyanı desteklemiş, ancak ayaklanmanın başarısızlığa uğraması üzerine Dürzî liderlerle birlikte Şam’a kaçmış ve 1820 yılında orada ölmüştür. Babasının ölümünün ardından, bulunduğu bölgede henüz matbaa işleri fazla gelişmediği için bir süre kitap istinsah eden Ahmed Fâris eş-Şidyâk, bir ara ticaretle de uğraşmış, fakat başarılı olamayınca istinsah işine geri dönmüştür. Daha sonra ağabeyi Es‘ad’ın (1798-1830) Mârûnî rahipleri tarafından işkenceyle öldürülmesi de kendisini çok etkilemiş, bu sıralarda tanıştığı Amerikalı misyonerlerin etkisiyle Mârûnîlikten Protestan mezhebine geçmiştir.
1826 yılında Malta’ya giden Şidyâk, daha sonra İngiltere, Fransa ve Tunus olmak üzere yabancı ülkeleri ziyaret etmiş ve önceden öğrendiği Batı dillerini geliştirmiştir.
1846 yılında Tunus Beyi Ahmed Paşa’yı Fransa da tanımış, Paşa’nın Paris, Marsilya gibi başlıca şehirlerdeki fakirlere yaptığı ihsanlar karşısında etkilenmiş ve Tunus Beyi’ni Ka‘b İbn Züheyr’in Hz. Peygamber için söylediği “Banet Suâd” kasidesini tanzîr eden bir kaside ile övmüştür. Onun bu şiirini çok beğenen Ahmed Paşa, Ahmed Fâris eş-Şidyâk,’ı Tunus’a davet etmiş ve orada kendisine büyük ilgi göstermiştir. Bu durum karşısında Ahmed Fâris eş-Şidyâk, İslâm Dinine girdiğini açıklayarak Ahmed adını almış ve Ebu’l ‘Abbâs künyesiyle de lakaplanmıştır. Tunus da bulunduğu süre içerisinde er-Râ’id et-Tûnisî adlı resmi gazeteyi çıkarmış ve burada kendisi de bizzat yazılar yazmıştır.
Avrupa seyahati esnasında es-Sâk ‘ala’s-Sâk fîmâ Huve’l-Fâryâk adlı eserini çağdaşı olan modern Arap edebiyatının öncülerinden Rifâ‘a Râfi et-Tahtâvî’nin Paris gözlemlerini anlattığı Tahlîsu’l-İbrîz fî Telhîsi Bârîz adlı eserine benzer bir tarzda kaleme alarak eserde yaptığı yolculukları ve hayatıyla ilgili hususları anlatmıştır.
1825-1834 yılları arasında Mısır’da bulunan Ahmed Fâris eş-Şidyâk, kaldığı süre içerisinde değerli hocalardan dersler almasının yanı sıra bir editör olarak da el-Vakâ‘iü’l-Mısriyye adlı gazete de Tahtavî’nin yerini alarak gazetecilik hayatına atılmıştır.
Kırım savaşı sırasında Abdülmecid’i (1839-1861) öven, Rus çarını yeren bir kaside kaleme alarak padişaha göndermiş, şiiri beğenen padişah kendisini İstanbul’a davet etmiştir. Gazetecilikte iyi bir üne sahip olan Şidyâk, 1857 yılında İstanbul’a gelmiş ve burada büyük bir izzet ve ikramla karşılanmıştır. İstanbul’da Matbaa-i Amire musahhihliği yanında tercüme odasında da görevlendirilmiştir.
31 Mayıs 1861’de İstanbul’da haftalık el-Cevâib gazetesini çıkarmaya başlamıştır. 1880 sıralarında gazetesi bütün İslâm aleminde büyük bir şöhret kazanmış, kısa sürede Osmanlı toprakları yanı sıra Fas, Tunus, Cezayir, Mısır, Hindistan, Çin, Güneydoğu Asya adaları ve Orta Asya gibi İslâmiyet’in yaygın olduğu ülkelerde de bu geniş etki yapmıştır.
1870 yıllarında orta Arabistan’da dolaşmakta olan İngiliz Dougty, Arabia Desarta adlı eserinde el-Cevâib’in oralarda bilindiğini yazmakta, tamamen İslamî gayeler için çalışan bu mükemmel gazetenin bütün memleketlerde hatta Necd’li tüccarların Bombay’daki evlerinde bile bulunduğunu ifade etmektedir.
Ahmed Fâris el-Şidyak, gazetesini çıkarmak için kurduğu aynı adı taşıyan modern matbaada birçok Arapça ve Türkçe kitap yayımlamıştır. İstanbul kütüphanelerindeki birçok yazmaların neşirleri yapılmış, ayrıca İslam Dünyası’nın çeşitli yerlerinden gelen eserler de burada basılmaya başlamıştır. Mesela Sıddık Hasan Han’ın (1832-1890) teliflerinin ekseriyeti burada yayınlanmıştır. Yayınlarının katalogu basılmıştır.
İstanbul’daki yayın faaliyetleri Sultan Abdülmecid (1839-1861) tarafından büyük destek gören Ahmed Fâris eş-Şidyâk, gazetesinin temel politikası olarak Sultan’ı İslâm Dünyası’nın bir halifesi olarak desteklemiş olmakla birlikte, zaman zaman yayın hayatı sansüre de maruz kalmıştır. Örneğin 1879 yılında Hidiv İsmail’i hedef alan bir makaleyi yayınlamayı kabul etmemesi üzerine el-Cevâib’in çıkarılması altı ay durdurulmuştur. Ancak daha sonra 1882’de Hidiv Tevfik’in valiliği esnasında Arâbî Paşa’nın isyanını kınayan bir yazıyı yayınlaması üzerine Bâb-ı Âli ile ilişkileri düzelmiştir.
20 Eylül 1887 yılında hayatını kaybeden Şidyâk’ın, vasiyeti üzerine cesedi Lübnan’a götürülmüş, dini kimliği hakkında şüpheler oluşmuş kimi müelliflere göre ölmeden önce Katolik olduğu söylenen Şidyâk, hem Müslüman hem de Hıristiyan din adamları tarafından teşyî edilmiştir. Beyrut’da ‘Umerî Camiî’nde kılınan cenaze namazının ardından Aleyh ile Hades yol kavşağı yakınında bir yere gömülmüştür.

__________________
[CENTER][URL="http://www.nevart.net/"][IMG]http://www.nuveforum.net/galeri/data/500/2602.jpg[/img][/url]
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Diksiyon Kursu
Nefes Teknikleri Kursu
Kişisel Gelişim Kursları[/CENTER]
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 26.11.08, 17:45
Yardımcı Doçent
 
Üyelik tarihi: Sep 2008
İletiler: 4.176
SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.
Standart Eserleri

b. Eserleri
Oldukça verimli bir yazar olan Şidyâk, Arap dili ve grameri alanında yayınladığı pek çok eserin yanı sıra, gezip gördüğü yerleri ve gözlemlerini anlattığı biyografik eserler ile dinî ve içtimaî konularda da eserler kaleme almıştır. el-Cevâib Matbaası’nda yayınlanan Arapça eserler başlığı altında vereceğimiz İstanbul’da basılmış eserleri dışında Ahmed Fâris eş-Şidyâk’ın yayınlanmış eserleri şunlardır:
1. el-Ecvibetu’l-Celiyye fî’l-Usûli’n-Nahviyye, (Malta 1841). Şidyâk’ın Arap gramerine dair görüşlerine karşı yapılan tenkitlere cevap mahiyetindedir.
2. es-Sâk ‘ala’s-Sâk fîmâ Hüve’l-Faryâk(Paris 1855). Dil konularına da temas etmekle birlikte aslında kadınların iyi ve kötü taraflarını göstermek için yazdığını söylediği bu eserde müellif ayrıca özel hayatını ve gezip gördüğü yerlerde başından geçen ilgi çekici olayları, günlük siyâsî, sosyal, dini, ilmî ve edebî meseleleri Fransa ve İngiltere’den örnekler vererek anlatmaktadır. Bu yönüyle kitap bir otobiyografi ve seyahatnâme mahiyetinde olmasının dışında medeniyet tarihi açısından da önem taşımaktadır; sonuna ilave edilen zeyilde ise şarkiyatçılar ve çalışmaları hakkında geniş ve derin tenkitlere yer verilmiştir. Ancak yazarın aklıselime ve tarihî gerçeklere uymayan mübalağalı üslubundan dolayı anlattığı birçok olayın ihtiyatla karşılanması gerekmektedir. Eser Rene R. Khawam tarafından La Jambe sur la jambe, (Paris 1991) adıyla Fransızca’ya tercüme edilmiştir.
3. es-Senedü’r-Râvî fî Sarf-i Fransevî ( Grammaire française a l’usage des Arabes, de l’Algerie, de Tunis, du Maroc, de l’Egypte et de la Syrie, Paris 1854). Fransız dili ve grameri üzerine olan eser Gustave Dugat ile müşterek yazılmıştır.
4. Haberiyyetu Es‘adi’ş-Şidyâk (Malta 1833). Ağabeyi Es‘ad’ın Protestan mezhebine geçmesinden dolayı Mârûnî din adamlarından gördüğü eziyetleri, onların iç yüzünü, cehaletlerini ve mezhep taassuplarını anlatan bir eserdir.
5. Usûlu Lügati’l- ‘Arabiyyeti’l-Mahkiyye (Londra 1856). Gramer kitabı olan eser, Arapça sözlüklerin nasıl olması gerektiği hakkındadır.
6. Tahtı’etu Matrân et-Tütüncü, (Malta 1843)
7. el-Makâmâtü’l-Bahşîşiyye, (Cezayir 1895, Fransızca çevirisiyle birlikte)
8. Felsefe-i Terbiyye ve’l-Edeb (Baskı tarihi ve yeri belli değil)
9. el-Kenzu’l-Muhtâr fî Keşfi’l-Arâzî ve’l-Bihâr, (Malta 1833)
10. Târîhu Kenîse âla Vechi’l-İhtisâr (Malta 1839)
11. Kîtâbu’s-Salavâti’l-‘Amme ma‘a Mezâmiri’d-Dâvût, ( Malta 1840)
12. Şerhu Tabâ’i‘i’l-Hayevân, (Malta 1841) W.F. Mair’den yaptığı dört ayaklı hayvanlar ve kuşların incelendiği zoolojiye dair bir tercümedir.
13. Kîtâbu’s-Salati’l-‘Amme ve’l-İcrâ’i’s-Sırrîn ve’t-Tukûsi’l-Kenîsiyye, (Londra 1850) Kilisede icra edilen âyinler hakındadır.
14. el-‘Ahdü’l-Cedîd, (Londra 1851)
15. el-‘Ahdânü’ l-‘Atîk ve’l-Cedîd, (Londra 1857)

__________________
[CENTER][URL="http://www.nevart.net/"][IMG]http://www.nuveforum.net/galeri/data/500/2602.jpg[/img][/url]
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Diksiyon Kursu
Nefes Teknikleri Kursu
Kişisel Gelişim Kursları[/CENTER]
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 26.11.08, 17:48
Yardımcı Doçent
 
Üyelik tarihi: Sep 2008
İletiler: 4.176
SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.
Standart Matbaanın kuruluş ve amacı

B. MATBAANIN KURULUŞU VE AMACI
Tanzimat fermanı okunduğu zaman, Osmanlı topraklarında iki önemli Arapça-Türkçe gazete çıkarılmaktaydı. Birisi, Napoleon Bonapart’ın Doğu’da yarattığı etkinin bir sonucu olarak çıkarılmaya başlanan ve daha sonra da Mısır’da Mehmet Ali Paşa tarafından valiliğin resmi organı biçiminde yayımlanan el-Vakâ’i‘u’l-Mısriyye(1828), diğeri de İstanbul’daki Takvim-i Vekâyî (1831) gazetesiydi.
Yetmiş üç yıllık basın hayatı olan ve ilk Arapça-Türkçe gazete olma özelliği taşıyan el-Vakâ’i‘u’l-Mısriyye’nin yayın kurulunda da çalışmış olan Ahmet Fâris eş-Şidyâk, İstanbul’da Bâb-ı Âli’nin büyük maddi desteğini alarak ve daha sonra kuracağı matbaanın adını taşıyan el-Cevâib adıyla 1861’den 1884 yılına kadar 23 yıl devam eden Arapça bir gazete çıkarmıştır. Şidyâk’ın gazetesi İstanbul’da çıkarılan Arapça ilk önemli gazete olup Arapça’nın konuşulup okunduğu her yere dağıtılan, dünya siyaseti ile ilgili meseleleri ele alan ve tam anlamıyla İslamiyet’i savunan bir gazete konumunda olmuştur.
Modern Arap edebiyatının önde gelen isimlerinden olan Şidyâk, Arapça’da gazete anlamında kullanılan el-Cerîde (ةالجريد) terimini de oluşturan kişidir 1858 yılı sonlarında geldiği İstanbul’da basın yayın alanında da önemli faaliyetlerde bulunmuştur. Bir süre İstanbul’da devlet matbaasında çalışan Şidyâk, padişah Abdülaziz’in (1861-1876) ve Bab-ı Âlî’nin desteğini alarak, Arapça Cevâib Gazetesi’ni 31 Mayıs 1861 (21 Zilkâde 1277) Cuma günü yayımlamaya başlamıştır.
el-Cevâib dokuz yıl kadar Matba‘â el-Sultaniyye’de basıldıktan sonra, 22 Ocak 1870 yılında İstanbul’da Şidyâk tarafından kurulan ve gazete ile aynı adı taşıyan matbaa tamamlanınca, 425. sayısından itibaren de bu matbaada yayımlanmıştır.
Şidyâk’ın ve el-Cevâib’in Osmanlı idaresi tarafından desteklenmesinin arkasında siyâsî nedenler yatmaktaydı. Şidyâk’ın sultandan sonra en büyük destekçilerinden biri olan ve 1860 Lübnan problemini çözen Tanzimat’ın önde gelen devlet adamlarından Sadrazam Fuat Paşa, Avrupa ülkelerinde Osmanlı aleyhine yayın yapan başta Bercisü Bâris olmak üzere Arapça gazetelere karşı hilafetin merkezinde Arap halkına yönelik bir gazetenin devlete sağlayacağı yararları çok iyi bilmekteydi. Osmanlı siyasetini Arap halklarına ve Avrupa ülkelerine en iyi şekilde aktaracak Şidyâk’ı desteklemeyi Osmanlı siyaseti için faydalı görmüştür.
İstanbul’da kurulan Cevâib Matbaası’nın ve yayın organının Osmanlı Sultanlarının ve Bâb-ı Âli’nin desteğiyle kurulmasının özel bir amacı vardı. Araplar Osmanlı İmparatorluğu’nda en büyük Müslüman topluluğu temsil ediyorlardı. Dillerini bütün ümmete yaymışlardı. Asya ve Afrika’da Halife-Sultan lehine Arapların desteğini kazanmak gerekiyordu. Pan-İslamcı propagandanın Arap dili ve Arap menşeli kimseler tarafından yapılması amaçlanmaktaydı. Arapça konuşan toplumlara sahip oldukları dil ve edebiyatın zenginliklerini göstermek hedeflenmekteydi. Arap edebiyatında yeniden canlanma (Nahda) adı verilen sürecin üç önemli ismi Butrus el-Bustânî (1819-1883), Nâsîf el-Yâzicî (1800-1871) ve Ahmed Fâris eş-Şidyâk idi. Bu süreçte hem Pan-İslamik politikaların gerçekleştirilmesi hem de İstanbul’un entelektüel bir merkez haline getirilmesi için Şidyâk’ın seçilmesi tesadüf değildi. Şidyâk, Abdülaziz (1861-1876) devrinde bu maksatla kullanılan ilk kişi olmuştur. Bu seçimde ki en önemli etkenlerin başında Ernest Dawn’ın “Osmanlı muhafazakarları” olarak adlandırdığı Osmanlının savunucusu olarak önemli bir isim olmasıydı. Şidyâk’ın el-Cevâib’i basımevinde bastığı Arapça kitapların da etkisiyle en azından 1878’e kadar İstanbul’un Arap kültürünü yönlendiren bir merkez olarak kalmasını sağlamıştır.
Öte yandan İslâm ülkelerinde mevcut kütüphanelerde bulunan eserlerin yayımlanmasına geçilmeye başlanmıştı. Örneğin Kahire’de 1870 yılında milli bir kütüphane olan Dâru’l-Kutubu’l-Mısriyye hizmete açılmış, kitapların korunmasının sağlanmasının yanında, halkın bunlardan kolayca yararlanmalarına da imkan sağlanmıştır. Bu dönemde Mısırda Arap dili edebiyatı ve tarihi ile ilgili pek çok eser yayınlanmaya başlamıştır. Bu gelişmeye paralel olarak Cevâib Matbaası da İstanbul kütüphanelerinde bulunan pek çok Arapça eserin basımına geçmiştir.
Arapça matbaacılık Osmanlı yönetimindeki topraklara gelmeden çok önce Avrupa’nın birçok şehrinde yapılmaktaydı. Ticari gayeler yanında misyonerlik amacıyla basılan eserler, gizlice Arap ülkelerine gönderilmekteydi. Örneğin Fransa’nın İstanbul’daki elçisi Savary bu matbaalarda basılacak eserlerin Arapça harflerini İstanbul’da anadili Arapça olan kişilere hazırlatmaktaydı. Savary’nin bu çabasının iki önemli amacı vardı:
1- Bu şekilde bastırdığı eserlerle Şam bölgesindeki Hıristiyan topluluklar üzerinde siyasî, dinî, kültürel yönden etkinlik kurmak,
2- Osmanlı Devleti’ni parçalamak.
Fransız Cizvitleri ve Amerikan Protestan Misyonu, misyonerlik faaliyetlerini farklı ve etkin bir yol izleyerek doğrudan dinî değil de, bilimi yayma adı altında sürdürmekteydiler. Suriye ve Lübnan’da kurdukları matbaalarda birçok klasik Arapça eserin yanı sıra kendi okullarında yetişen özellikle Hıristiyan aydınların eserlerini basarak Arap entelektüellerinin kendi çevrelerinde oluşmasına çalışmaktaydılar. Burada matbaanın işlevi ve Arap gazetelerinin neşri Araplarda Türk karşıtı hassasiyeti beslemekteydi. 1843’de M. Guizot’ya Cizvit eğitim faaliyetleri hakkında yazan İstanbul Fransız büyükelçisi M. Bourquency’nin aşağıdaki ifadeleri bu görüşü kanıtlar mahiyettedir:
“Entelektüellerin Ortadoğu’daki gücü günden güne daha gerçek, daha büyük bir hal alıyor. Dikkatli ve özenli bir şekilde, bu güçlerin organize edilmesi, çalışmasının düzenlenmesi ve eğilimlerinin yönlendirilmesini sağlayabiliriz.”
Ayrıca Malta Adası’nda İngiliz ve Amerikan misyonerlerin matbaaları bulunmaktaydı. Bu matbaalarda Arapça ve Türkçe’nin yanında birçok Doğu dillerinde hazırlanan kitaplar özellikle dinî eserler gizlice Osmanlı topraklarına sokulmaktaydı.
XIX. yüzyılda dünyanın en güçlü misyoner teşkilatı English Church Missionary Society (İngiliz Kilisesi Misyoner Heyeti) özel önem verdiği Mısır, Filistin, Suriye ve Lübnan gibi ülkelerde misyoner matbaalarında basılmış yirmi sekiz milyon kitap dağıtmıştır. Malta’da kurulan modern bir matbaanın amacı Osmanlı yönetimi altındaki Türk olmayan halkı Osmanlı’ya karşı kullanmak buralarda yaşayan halkları Osmanlı’ya karşı ayaklandırmaktı.
Buna karşılık, İslâm Dünyası’nda kurulan matbaaların hızla artmasıyla buralarda basılan eserlerin daha çok okuyucuya ulaşması sağlanmıştır. Örneğin, Mehmet Ali Paşa döneminde kurulan Bulak Matbaası’nda (1821) Jurnal Hidivi adlı bir gazete çıkarılmaya başlanmış, daha sonra 1828’de el-Vakâ’i‘u’l-Mısriyye adıyla bu gazete Türkçe ve Arapça olarak yayın hayatına devam etmiştir. Bulak Matbaası’nda kurulduğu günden itibaren yöneticiler Arapça ve Türkçe kitapların basımına özen göstermişlerdir. Bulak’da ilk basılan kitap Kamusu İtalyânî ve Arabî adlı eserdir. Bazı yazarlar, eserin yayınlandığı 1822 yılını Mısır’da matbaanın başlangıcı olarak kabul etmektedirler. Mısır’da Bulak Matbaası ile birlikte sayıları hızla artan matbaalarda çok sayıda eski Arapça kitaplar, Abbasî dönemine ve öncesine ait divanlar ve saygın eserler basılmaya başlanmıştır.
Bu eserler arasında Abdullah İbn Mukaffa’ya (ö. 142/758-9) ait Kelile ve Dimne, el-Câhiz’in (ö. 255/869) edebiyat eserleri, İbn Haldun’un (ö. 808/1406-7) tarih eserleri, Arap edebiyatının önderlerinden sayılan ve Arap şiirine yenilikler kazandıran Ebû Temmâm’ın, (ö. 231/845-6) Ebû Nuvâs’ın, (ö. 195/810-1) el-Mütenebbî’nin (ö. 354/965) divanları yer almaktaydı.
Basılan yayınların artmasının edebiyat hayatına büyük katkısı olmuş, insanlar Arap edebiyatına ait bolca basılı yayını inceleme fırsatına kavuşmuşlardır. Bu eserlerde bediî ve secî türleriyle dolu sanatları incelemenin yanında bir çok yeni bilgiyi de rahatça öğrenebilmişlerdir. Matbaaların artması sonucu kitap adetlerinde artış gerçekleşmiş, dolayısıyla kitap fiyatları ucuzlamış, kitaplar herkesin satın alıp okuyabileceği konuma gelerek aristokrasinin elinden çıkmış ilim halka yayılmış, Şevkî Dayf’ın deyimiyle bu alanda demokrasi gerçekleşmiştir.

__________________
[CENTER][URL="http://www.nevart.net/"][IMG]http://www.nuveforum.net/galeri/data/500/2602.jpg[/img][/url]
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Diksiyon Kursu
Nefes Teknikleri Kursu
Kişisel Gelişim Kursları[/CENTER]
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 26.11.08, 17:49
Yardımcı Doçent
 
Üyelik tarihi: Sep 2008
İletiler: 4.176
SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.
Standart Cevâib matbaasında basılan eserler

C. CEVÂİB MATBAASINDA BASILAN ESERLER
a. Matbaada Basılan Bazı Arapça Makaleler Külliyatı
1. Risâletân (İstanbul H. 1301): İbn Hayyân et-Tevhîdî’nin (ö. 414/1023) iki risalesinden oluşmaktadır. Birinci risale, “es-Sadâkâ ve es-Sadîk” adını taşımakta olup dostluk ve arkadaşlık üzerine Arap edebiyatından şiirler ve anekdotlarla örneklerin verildiği edebî bir üslupla yazılmıştır eser 199 sayfadan oluşmaktadır. İbn Hayyân et-Tevhîdî’nin “el-‘Ulûm” adını taşıyan ikinci risalesi ise sekiz sayfadan oluşmakta olup Fıkıh, İcmâ, Kıyas, Nahv, Lügat, Mantık, Astronomi ve Matematik ilimleri hakkında kısa bilgiler içermektedir. Bu iki risale daha sonra H. 1323’de Kahire’de basılmıştır.
2. Mecmu‘atu Selâsi Resâ’il (İstanbul H. 1298): Memluklu döneminin önde gelen İslâm tarihçilerinden Makrizî’ye (ö. 845/1442) ait en-Nukûdu’l-Kadîme ve’l-İslâmiyye adlı risale, yine Halep tarihi ile ünlü tarihçi İbn el-‘Adîm’e (ö. 660/1262) ait ed-Derârî fî Zikri’z-Zerârî ve Yâkût el-Musta‘sımî’ye (ö. 698/1298) ait Risâletü’l-Âdâb ve Hikem ve Ahbâr adlı mev‘ize türünde yazılmış makale olmak üzere üç makaleden oluşmaktadır.
3. Mecmû‘atu Erba‘i Resâ’il (İstanbul H. 1301): Eser, Ebû Mansûr el-Se‘âlibî’nin (ö. 430/1038) eserlerinden alınmış dört makale seçkisini içermektedir. Birinci makale “Müntehabâtu Kitâbi’t-Temsîl ve’l-Muhâdara”, ikinci makale “Müntehabatu Kitâbi’l-Mubhic”, üçüncü makale, Arap Edebiyatı retorik konusuyla ilgili olup “Müntehabatu Kitâbi’s-Sihri’l-Belaga ve Sırrı’l-Berâ‘â” adını taşımakta; dördüncü makale ise “Müntehabatu Kitâbi’n-Nihâye fi’l-Kinâye” adlı edebî sanatlardan kinaye konusuyla ilgili seçkidir.
4. Mecmû‘atu Hamse Resâ’il (İstanbul H. 1301): Beş makaleden oluşan bu eserin de iki makalesi Ebû Mansûr es-Se‘âlibî’ye (ö. 430/1038) ait olup birincisi “el-İcâz ve’l-İ‘câz” ikincisi “Burdu’l-Ekbâd fî’l-İ‘dâd” başlığını taşımakta, üçüncü makale Ebu el-Hasan el-Rahcî’ye ait olup “Ehâsînu’l-Mehâsin” Arap Edebiyatının önde gelen ismi el-Câhiz’in (ö. 255/868) el-Beyân ve’t-Tebyîn adlı Arap edebiyatı edebî bilgiler konusuyla ünlü eserinden seçki olarak alınmış bir makale ve son olarak da cahiliye dönemi sosyal ve edebiyatı hakkında önemli bir kaynak sayılan ve günümüze ulaşan en eski mesel kitabı olan Kitâbu’l-Emsâl’in müellifi el-Mufaddal ed-Dabbî’ye (ö. 170/786) ait Gâyetu’l-Ereb fî Me‘ânî adlı yine Arap edebiyatıyla ilgili makale yer almaktadır.
5. 5- Mecmû‘atu Tis‘a Resâil fî’l-Hikme ve’t-Tabî‘iyyât (İstanbul H. 1301): İbn Sînâ’ya ait tıp konusunda dokuz makalenin yer aldığı eserin sonunda Hunain İbn İshâk’ın Yunanca’dan tercüme ettiği Selâmân ve İbsâl adlı makale vardır.
6. 6- et-Tuhfetu’l-Behiyye ve’t-Turfetu’ş-Şehiyye: Nezaret maarifinin izniyle 1302 tarihinde 895 adet basılmış olan kitap, seçilmiş 17 makale ve bir hatimeden oluşmaktadır. Söz konusu makaleler sayfa düzenine göre şu şekilde sıralanmıştır:
I. Ebu’l Kâsım b. Sellâm, Emsâlu ibn Sellâm ‘alâ Hurûfi’l-Mu‘cem, İbn Sellâm’ın (ö. 223/837) Arap edebiyatında meseller konusunda telif edilmiş en önemli ve orijinal kaynaklardan birisi olan Kitâbu’l-Emsâl adlı eserinden bir seçki sunan risalede konular alfabetik olarak sıralanmıştır. (s. 2-16.)
II. ed-Durru’l-Munezzâm fi’l-Va‘zi ve’l-Hikem: Mev’ize şeklinde yazılmış olan eserde tövbe konusu; ayetler, hadisler, peygamberler ve İslâm büyüklerine ait kıssalarla işlenmiştir. (s. 17-20.)
III. Kelimât ve Eş‘aru’l-Muhtârât: Özlü sözlerin nesir ve şiir olarak veciz olarak anlatıldığı bir risaledir. (s.21-48.)
IV. Celaleddîn es-Suyûti, (ö. 911/1505) Sebebu Vaz‘i ‘İlmi’l-‘Arabiyye, Arap dilinin gramerinin ortaya çıkma nedenleri anlatılmaktadır. (s. 50-53.)
V. Celaleddîn es-Suyûtî, İlmu’l-Hat, (s. 54-56.) Arap dilinin yazım şekilleri ve harekelendirme metodları ile ilgilidir.
VI. İbnu’l-Cevzî, (ö. 597/1200-01) Tenbîhu Nâ‘imi’l-Gımr ‘alâ Mevâsımi’l- ‘Umr, İnsan ömrünün doğum, buluğ çağı, orta yaş, yaşlılık ve elden ayaktan kesilme olarak beş bölüm halinde tasnif edilerek işlendiği bir risaledir. (s.57-65.)
VII. Celaleddîn es-Suyûtî, Rasfu’l-Leâlî fî Vasfi’l-Hilâl, Hilali vasfetmede döşenmiş inciler adını taşıyan eserde; İbn Mu‘tez, ‘Umâre el-Yemenî, el-Mühezzeb b. Zebîr, İbn Nübâte el-Mısrî, et-Tuğrâ’î, İbn Hayyât gibi Arap edebiyatının önde gelen şairlerinin şiirlerinden örneklerle ay teması işlenmiştir. (s. 66-78.)
VIII. en-Nevâcî, (ö. 859/1455), Zuhru’r--Rebî‘ fî’l-Meseli’l-Bedî‘,müellifin Tuhfetu’l-Edîb adlı eserinden alınan makale Nazm olarak yazılmış özlü sözlerin alfabetik olarak verildiği bir risaledir. (s. 79-106.)
IX. Emsâlu Seyyidinâ ‘Alî ‘alâ ‘Adedi Hurûfi’l-Mu‘cem, Hz. Ali’ye ait özlü sözlerin Arapça alfabetik olarak verildiği bir risaledir. (s. 107-114.)
X. Hasan et-Tolûnî, en-Nuzhetu’s-Seniyye fî Zikri’l-Hulefâ ve’l-Mulûki’l-Mısriyye Ünlü İslam tarihçisi İbn Tağrîberdî’nin (Tanrıverdi) (ö. 874/1470) “Nüzhetu’l-Ebsâr fî Menâkibi’l-Eimmeti’l-Erba‘ati’l-Ahbâr” adlı eserinden istifade edilerek kaleme alınan makalede İslam’ın ilk dört halifesinin hilafet yılları, Emevî, Abbâsî halifeleri ve hilafet süreleri, Fatimî halifeleri, Eyyûbî ve Memluklu Devletinin sultanlarının kronolojik tarihlerinin verilmiştir. (s.115-143.)
XI. Ebî ‘Alî Muhammed b. el-Hasan b. el Muzaffer el-Hâtimî, Risâletu’l-Hâtimiyye, Felsefe ve mantık konusunda olan eserde Aristo’nun hikmetli sözlerine el-Mütenebbî’nin yazdığı açıklayıcı beyitler ele alınmıştır. (s. 144-159.)
XII. Muvaffâkuddîn Ebî Abdillâh Muhammed b. ‘Ali b. Muhammed er-Rahbî, (ö. 667/1268) el-Urcûzetu’l-Rahbiyye, İslam dini fıkıh konusunda olan eserde er-Rahbî’nin feraiz konusunda yazdığı urcuzeler (recez bahrinde kaside formunda söylenen manzumeler) yer almaktadır. (s. 160-169.)
XIII. Abdu’l-Vâsî, Risâle fî Tekallubi’z- Zemân ve Tebeddili’l-Ahbâb, zamanın ve arkadaşlık ilişkilerinin değişmesi üzerine şiirlerle görüşlerin aktarıldığı mevâiz tarzında yazılmış bir eserdir. (s.170-174.)
XIV. Rivâyetu’l-Latife ve Hikâyetu’z-Zarîfe, Emevî ve Abbâsî halifelerinin ibretli öykülerinin anlatıldığı bir risaledir. (s.175-204.)
XV. en-Nevâcî, (ö. 859/1455) el-Elgâz, Arap edebiyatında bir tür edebî sanat olan, bilmece türünde yazılmış şiirleri içermektedir. (s.206-212.)
XVI. Ebû Hilâl el-‘Askerî, (ö. 395/1004) et-Tafdîl beyne belâgatey el-‘Arab ve’l-‘Acem, Arap dili edebî bilgiler üzerine özellikle belagat konusu hakkında yazılmış bir eserdir. (s.214-221.)
XVII. Muhyiddîn Arâbî, (ö. 638/1240) el-Emru’l-Muhkemu’l-Merbût fî mâ Yelzem Ehlu Tarîkıllâh mine’l-Meşrût, tasavvuf konusunda yazılmış bir eserdir. (s. 222-228.)
Bu on yedi makaleden sonra kitapta oluşturulan hatime bölümünde Ebu’l-Mansûr es-Se‘âlibî,nin (ö. 430/1038) “Kitâbu men Gâbe ‘anhu’l-Mutrib”, adıyla (s. 229-294.) belagat konusundaki eseri Arap edebiyatının önde gelen şairlerinin çeşitli konularda yazılmış hoş tasvirlerini ele almaktadır.
7- Resâ’ilu Cinâsi’l-Cinâs fî ‘İlmi’l-Bedî‘ : Arap edebiyatı edebî bilgiler konusuyla alakalı olan eserde özellikle cinas sanatı ele alınmıştır. Eser, bu konuyla ilgili olarak Salah es-Safedî’ye (ö. 764/1363) ait çeşitli risalelerden ve Abdurrahim b. Muhammed el-Hanefî el-Bestâmî’ye ait “Menâhicu’t-Tevessül fî Mebâhici’t-Teressül” adlı risaleden oluşmaktadır.

__________________
[CENTER][URL="http://www.nevart.net/"][IMG]http://www.nuveforum.net/galeri/data/500/2602.jpg[/img][/url]
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Diksiyon Kursu
Nefes Teknikleri Kursu
Kişisel Gelişim Kursları[/CENTER]
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 26.11.08, 17:51
Yardımcı Doçent
 
Üyelik tarihi: Sep 2008
İletiler: 4.176
SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.
Standart Matbaada Basılan Bazı Arapça Eserler

b. Matbaada Basılan Bazı Arapça Eserler:
Cevâib Matbaası’nda Arap edebiyatının dil ve edebiyat alanında önde gelen alimlerinin gerek divanları gerekse edebî eserleri yanı sıra Şidyak’ın da pek çok eseri basılmıştır. Şidyâk İstanbul’a gelmeden önce de pek çok eser telif etmişti. Kurduğu matbaanın sağladığı imkanları çok iyi bir şekilde değerlendirerek, daha önce basılmış eserlerini tekrar basma imkanının yanında, yeni eserlerini de burada basarak okuyucuya ulaştırma imkanına kavuşmuştur. Goldziher, Şidyâk’ı Fahreddin er-Râzî ve Selahaddin es-Safedî’nin etimolojik ekolünün takipçisi olarak tanımlamaktadır.
i. Şidyak’ın Cevâib Matbaası’nda bastığı kendi eserleri:
1- Ehâsinu Makâl fî Mehâsini Ehli’ş-Şimâl (İstanbul 1871) Şidyâk’ın Almanya’ya yaptığı geziler hakkında bir anı kitabıdır.
2- el-Vâsıtâ fî Ahvâli Maltâ (eserin I. baskısı 1834 yılında Malta’da, II. Baskısı ise 1881’de Cevâib’de yapılmıştır.) Malta adasının tarihi, coğrafyası ve sosyal durumu ile ilgili bilgiler içeren eser Şidyâk’ın buradaki gözlemlerine dayanan bir seyahatnamedir.
3- Gunyetu’t-Tâlib ve Munyetu’r-Râgib fî’s-Sarf ve’n-Nahv ve Hurûfi’l-Me‘ânî ( eserin I. baskısı el-Cevâib’de 1288-89/1871-72 yılında II. baskısı da 1888 yılında yapılmıştır.) 238 sayfalık Arap grameri kitabına Sa‘îd eş-Şertûnî es-Sehmu’s-Sâ’ib adıyla bir reddiye yazmış ve 1874 yılında Beyrut ta yayınlamıştır. Şidyâk’ın isteğiyle İbrâhîm el-Ahdeb ve Yûsuf el-Esîr de ona cevap vermişler, ancak Şertûnî’nin bazı itirazlarının yerinde olduğunu da kabul etmişlerdir. Bu eser Muhammed Şükrî tarafından aynı isimle Türkçe’ye tercüme edilerek İstanbul’da H. 1304 yılında basılmış ve medreselerde okutulmuştur.
4- Hevâdi’t-Te’lif fî Tahtı’eti İbrâhîm b. Nâsîf, (İstanbul1288/1871)
5- Keşfu’l-Muhabba ‘an Fünûn-i Avrupa, (eserin I. baskısı 1283/1866 yılında Tunus’da II. baskısı da 1299/1881’de Cevâib’de yapılmıştır.) Avrupa’ya özellikle İngiltere ve Fransa’ya yaptığı gezileri anlatan bir seyahatnamedir.
6- Lefîf fî Küllî Ma‘nâ Tarîf, (I-II) sadece birinci cildi yayınlanan eser, giriş kısmına kısaca bir gramer özeti de eklenmiş olarak 1839 yılında Malta’da, II. kez ise 1299/1881’de Cevâib Matbaası’nda basılmıştır. Arap edebiyatından seçilmiş edebî metinleri ihtiva eden eser Arap dilinde eş anlamlı kelimelere dair sözlük mahiyetindedir.
7- Kenzu’r-Regâ’ib fî’l-Muntehâbi’l-Cevâib, yedi ciltten oluşan bu eserde Şidyâk, Cevâib’de yayınlanan önemli makaleleri kitap haline getirmiştir. Sırasıyla ciltler şu makaleleri içerir:
I. Cevâib’de yayınlanan önemli fasıllar, makaleler, edebî eleştiri ve makaleler,
II. Başından sonuna Alman-Fransız harbi,
III. Şidyak’ın Cevâib Gazetesi’nde yayımlanan şiirleri ile divanındaki şiirlerin bir kısmı,
IV. Şidyâk’a övgü amacıyla kaleme alınmış zamanın alim ve ediplerinin şiirleri,
V. Cevâib Gazetesi’nde yayımlanan Osmanlı Devleti’nde ve yabancı devletlerde meydana gelen önemli tarihî ve siyasî olaylar ve yazışmalar,
VI. Cevâib Gazetesi’nde yayımlanan Dünya tarihindeki bazı önemli olaylar ve edebî sözler,
VII. 1295-1298 yılları arasındaki önemli tarihî olaylar, sultanların konuşmaları ve yazışmaları.
8- Sırru’l-Leyâl fî’l-Kalbi ve’l-İbdâl (İstanbul 1284/1867) İstanbul’da Matbaa-yı Amire’de 609 sayfa olarak, Tunuslu Hayrettin Paşa’nın maddi katkılarıyla yayınlanmıştır. Eserde Arapça kelimelerin etimolojisiyle dil ve dilcilik konularını incelemiş, sözcükleri, eşseslilere ve aynı sessiz harflerin farklı düzenine göre sınıflandırmıştır. Eserin II. cildi basılmamıştır.
9- Tasvîbu Sihâmi’t-Taglît ‘alâ Kutri’l-Muhît (İstanbul 1288/1871)
10- el-Bâkûretu’ş-Şehiyye fî’n-Nahvi’l-Lügati’l-İngilîziyye İngilizce ve Arapça Grameri konusunda Şidyâk’a ait olan bu eser, adıyla 1836 yılında Malta’da basılmış, ikinci neşri de el Cevâib matbaasında el-Muhâveretu’l-Unsiyye fî’l-Lugateyni’l-İngiliziyye ve’l-‘Arabiyye ile birlikte 1299/1881 yılında basılmıştır.
11- el-Câsûs ‘ala’l-Kâmûs, Fîrûzâbâdî’nin (ö. 817/1415) el-Kâmûsü’l-Muhît adlı sözlüğünü tenkit maksadıyla yazılmıştır. Şidyâk’ın Fîrûzâbâdî’ye yirmi dört eleştiri getirdiği bir eser olmakla birlikte diğer sözlükleri de ele almakta ve bunların ortak eksikliklerini belirttikten sonra modern bir Arapça sözlüğün nasıl olması gerektiğini anlatarak dil ve sözlükçülük üzerine birçok orijinal görüş ileri sürmektedir. Eser Cevâib Matbaası’nda İstanbul 1299/1881 basılmıştır.
12- Mecmû‘atu Veledi Cevâ’ib (İstanbul 1288/1871) el Cevâib gazetesinden ayrı ve Türkçe olarak çıkardığı Veledü’l Cevâib adlı gazetede yayımlanan yazılarından seçmeleri ihtiva etmektedir.
13- Mecelletu’l-Ahkâmi’l-‘Adliyye, Şidyâk tarafından yapılan mecellenin Osmanlıca’dan Arapça’ya tercümesidir. 1851 maddenin yer aldığı 16 kitapçıktan oluşur.
14- Mukaddimetu Dîvâni Ahmed Fâris (İstanbul 1277/1860) Şiir hakkında görüşlerine yer verdiği bir eserdir.
15- Savtu’r-Redîf fî’ş- Şi‘ri Şeyh Nâsîf, (İstanbul 1288/1871)

__________________
[CENTER][URL="http://www.nevart.net/"][IMG]http://www.nuveforum.net/galeri/data/500/2602.jpg[/img][/url]
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Diksiyon Kursu
Nefes Teknikleri Kursu
Kişisel Gelişim Kursları[/CENTER]
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Tags
cevâib, gelişiminde, matbaacılığının, matbaası, sayfa:, türk

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Bütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 15:40 .