| Tasavvuf Tasavvuf bir yaşama felsefesidir, yaşama bilgece bir bakıştır. Islam dünyasında Tanrı'ya,Tanrı ile evren ve Tanrı ile insan ilişkilerine,insan aklının çözemediği sorunlara,yanıtlar vermeye çalışan felsefe sistemidir. |
![]() |
| | LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
#1
|
Bunlara Baktınız mı?
07.04.08, 00:24
Alüminyum kaynağı-kaynak güçlükleri-gaz kaynağı-ark kaynağı-direnç,elektron kaynağı | Medya, toplum ve haber kaynağı - Media, society and the symbolic elites as | Medya, toplum,haber kaynağı olarak sembolik seçkinler-Media, society,symbolic elites | Sanat felsefesi (müzik felsefesi) | Edebiyata Yansıyan Kriz: Sözde Kızlar ve Zaniyeler Örneği | Tasavvuf İslam dünyasında Tanrı'ya, Tanrı ile evren ve Tanrı ile insan ilişkilerine, insan aklının çözemediği sorunlara, din kitaplarındaki ilke ve kuralların yanı sıra bağımsız düşünüş yoluyla yanıtlar vermeye çalışan felsefe sistemi. Tasavvuf, her şeyden önce bir yaşama felsefesidir, en genel anlamıyla yaşama bilgece bir bakıştır. TASAVVUF SÖZCÜĞÜNÜN KAYNAĞi Tasavvuf sözcüğünün kökeni bilim adamlarınca çokça tartışılmıştır. Bu konudaki görüşleri şöylece özetleyebiliriz: aj Tasavvuf yolunu seçenlere, sof adı verilen yün elbise giydikleri için sufi, seçtikleri yola da tasavvuf denmiştir; b) Hz. Muhammed döneminde mescidin sofasında yatan yoksullara ashab-ı suffa (sofa ehli) denirdi. Sufiler de bunlar gibi yoksulluğu benimsediklerinden kendilerine sufi, yollarına da tasavvuf adı verilmiştir. TASAVVUFUN ÖZÜ Özünü Kur'an 'dan ve hadislerden alan tasavvuf, başlangıçta bireylere özgü ruhsal bir yaşama biçimi durumundaydı. Zamanla bir bilim olarak gelişen tasavvufta inşam "kemal mer-tebesf'ne eriştirecek olan en sağlam yol olarak "usul-i aşare" (on usul) kabul edilmiştir: Tövbe; zühd; tevekkül; kanaat; uzlet; zikir; Hakk'a dönme; sabır; murakabe; rıza. Tasavvuf, gelişmesi sürecinde bireysel niteliğim yitirip kamusal bir nitelik aldı. Tasavvuf yoluna girecek insanlara yol göstermek üzere örgütlenmeler başladı, örgütler kendi yöntem ve kurallarını oluşturmaya yönelince de tarikatlar ortaya çıktı. Tasavvuf felsefesi de bundan sonra tarikatlar aracılığıyla geliştirildi. Sufi ve tasavvuf sözcüklerinin VIII. yy'da ortaya çıktığı ileri sürüldüğüne göre, tekkeler ve giderek örgütlenen tarikatlar da bunu izleyen yüzyılda ortaya çıktılar. Özellikle Horasan, Irak, Suriye ve Mısır'da toplanan Sufiler, Hz.Muhammed'den başlayarak, bütün din ulularını, Ehlibeyt imamlarını bütünüyle tasavvuf ehli olarak gösterirler. İlk sufi adım alan Ebu Haşim-i Kûfi'dir. Tasavvufun ilk temsilcileri arasında EbuHaşim'den sonra İbrahim ibni Edhem (öl. 777), Davud-i Tai (öl.781), Şakik-i Belhi (öl. 790), Fudayl bin İyad (öl. 797),Maruf-i Kerhi (öl. 815), Bişr Hafi (öl. 841), Ahmed bin Hıdraveyh (öl. 854), Haris bin Esedül-Muhasibi (öl. 857), Ebu Türab-i Nahşebi (öl. 859), Zün-Nun (öl. 859), Yahya bin Muaz (öl. 871), Ebu Yezid-i Bistami (öl. 874) özellikle anılmaktadır. kaynak 3 11.cilt / s.4174-4175 Konu remşit tarafından (07.04.08 saat 16:18 ) değiştirilmiştir.. |
| 2 kullanıcı bu yararlı bilgilendirme için remşit kullancısına teşekkür ediyor : | ||
CiwCiw (09.06.08), oguzgolcik (09.06.08) | ||
| Sponsorlar |
| |
|
#2
| ||||
| ||||
| Tasavvufun felsefesi Tarikatların kurulup yaygınlaşmasıyla tasavvuf alanında, kaynakları aynı olmasına karşın, Tanrı'ya varış, evreni ve Tanriyı yorumlayış biçimleri, gelenek ve töreleri gibi çeşitli yönlerden farklılıklar gösteren sistemler oluşmuştur. Eski Yunan felsefesinden de birtakım etkiler alan tasavvuf sistemleri arasında en üstün ve yaygın olanı Vahdet-i Vücut (Varlık Birliği) kuramıdır. Vahdet-i Vücut kuramına göre, var olanların kaynağında Tanrı vardır ve her şey Tanrı'mn varlığından ibarettir (İbn Arabi'ye göre "yaratılmış olan şeylerin varlığı, yaratıcının varlığından başka bir şey değildir"). Bu anlayış tümtanrıcılık (panteizm) adı verilen ve Tanrı ile evrenin özdeş olduğunu ileri süren görüşün değişik bir yorumu niteliği taşır. Daha zaman ortada yokken, Tanrı kendi gizli âleminde yalnızdı, bu mutlak varlık (Vücud-ı Mutlak) aynı zamanda eşsiz ve kusursuz bir güzelliğe (Hüsn-i Mutlak) sahipti (''Ben gizli bir hazineydim, bilinmek istedim"). Kendi güzelliğini görüp tanıyacak ve kendisine bağlanacak varlıklar (hayaller) yarattı. Bu varlıklar arasında da insan (eşref-i mahlukat, yaratılanların en şereflisi), Tanrı'mn pek çok özelliğini kendisinde topladı: İnsan, güzelliği gözleriyle görebilir, aklıyla kavrayabilir, gönlüyle sevebilir. Vücud-ı Mutlak'tan varlığını alan insan, aslına doğru bir çekiliş, yöneliş içindedir. Vücud-ı Mutlak'ın zıddı olan adem-i mutlak (mutlak yokluk) buna engel olmak ister. Nefis, insanı maddeye mahkûm eder. Nefsin yenilebilmesi ancak büyük bir irade ve aşkla olanaklıdır. Aşk (gerçek aşk, ilahi aşk) insanı Tanrı'ya ulaştıran en büyük güç kaynağıdır. Aşkın iki türü vardır: Geçici aşk (mecazi aşk) yeryüzündeki güzelleri sevmek anlamına gelir. Gerçek aşk (hakiki aşk), geçici aşkın tanrısal aşka dönüşmüş biçimidir. Geçici aşk, tasavvufçulara göre gerçek aşka ulaşmada yalnızca bir başlangıçtır. Tasavvufta mürit Tanrı'ya üç yolla ulaşır: 1. Fikir ve nazar yolu: Bu yolu özellikle şeriatçılar benimsemişlerdir. Şeriatçılar dinin bütün kural ve koşullarını (namaz kılmak, oruç tutmak, vb.) yerine getirmekle Tanrı'ya kavuşabileceklerini düşünmektedirler. Görüldüğü gibi bunlar aşk yolunu değil, akıl yolunu izlerler; 2) Tasfiye ya da zevk ve şuhut yolu: Bu yola giren mürit çile çeker, yani nefsini maddi dünyanın zevklerinden arındırmaya çalışır; 3) Sevr ve seyahat yolu: Bu yolda yürüyenler için aşk önemlidir. Bunlar mecazi aşkı gerçek (tanrısal) aşka dönüştürerek Tanrı'ya ulaşmayı düşünürler. Tasavvufta, müridin nefsini bütün maddi dünya zevklerinden kurtarıp mutlak varlığa katılması son aşamadır. Buna fena fillah (Tann'da yok olma) mertebesi denir. Bu mertebeye ancak ölümden sonra kavuşulabilir. Kimi büyük sofiler, Hallacı Mansur, Azeri ozanı Nesimi, ölümlerinden önce bu mertebeye ulaştıklarım söyleyerek Enel-Hak (Ben Hakk'ım, Ben Tan-rı'yım) dediler. Ne var ki o dönemde bu sözleri tepkiyle karşılandı, "küfür" sayılıp ölümle cezalandırıldılar. |
| remşit kullanıcısının bu bilgilendirici iletisine teşekkür eden üye : | ||
oguzgolcik (09.06.08) | ||
|
#3
| ||||
| ||||
| Tasavvufun edebiyata ve sanata yansıması Tasavvufun, dünyaya geniş bir açıdan bakan, hoşgörülü yaklaşımı özellikle İran ve Anadolu'da zengin bir edebiyatın oluşmasını sağladı. İran edebiyatında Baba Tahir üryan, Ebu Said, Feridüddin-i Attar, Ömer Hayyam, Nizami, Türk asıllı Mevlana [Mesnevi'sini farsça yazmıştır), Şeyh Sadi, Hafız-ı Şirazi, Şeyh Mahrmıd Şe-büsteri, Molla Cami tasavvufi İran edebiyatının önde gelen sanatçılarıdır. Türk edebiyatında tasavvuf düşüncesi Orta Asya'da Ahmet Yesevi ile başladı. XIII. yy'dan sonra da Anadolu' da gelişen Türk edebiyatı çerçevesinde (Halk ve Divan edebiyatları) tasavvufi edebiyatın özel bir yeri vardır (Anadolu tasavvuf edebiyatının kurucuları arasında özellikle Yunus Emre'yi anmak gerekir). Abdülbaki Gölpınarlı tasavvufi Halk edebiyatını üç bölümde inceler: Bektaşi-Aievi edebiyatı; Melami-Hamzavi edebiyatı; Zühdi halk edebiyatı. Divan edebiyatında da Şeyhi, Fuzulî, Şeyh Galip, Esrar Dede gibi ozanlar tasavvufi edebiyatın seçkin örneklerini verdiler. Tasavvuf edebiyatında birçok özel terim, mecaz ve simgeler kullanılmıştır. Bunlar arasında en yaygm olanları şunlardır: Mahbub: Tanrı; Âşık: Gönlü tanrısal aşkla dolu olan kimse; iştiyak: Tann'ya kavuşmayı dileme; hüsn: Güzelliklerin, olgunlukların tümü; cemal: Tanrı'nın olgunluklarını gösterişi; meyhane: Tecelliler âlemi; saki: Müşrit, şeyh; büt: Tanrı aşkı; çeşm, leb, zülf, hat: Tanrı'ınn sıfatlarının mazharı olan âlem; şarap, mey: Mana, feyz,neşe; ruy: Zat; zülf: Küfür. Edebiyatın dışında müzik, el sanatları gibi alanlarda da tasavvufun etkileri görülmüştür. Itri, İsmail Dede Efendi, Zekâi Dede, Refik Bey, Rauf Yekta, Tamburi Cemil.Zekâizade Ah-med gibi müzik üstatları ile hat sanatının ve tezhibin Karahisari, Rakım, Şefik Bey, Hasan Rıza, İsmail Hakkı Altınbezer gibi büyük ustaları tarikatlardan yetiştiler. |
| remşit kullanıcısının bu bilgilendirici iletisine teşekkür eden üye : | ||
oguzgolcik (09.06.08) | ||
|
#4
| ||||
| ||||
| Tasavvufun toplum yaşamına etkileri Tasavvuf düşüncesinin gelişip yayılmaya başlamasıyla İslam dünyasmda dergâhlar, tekkeler kurulmaya başladı, her dergâhın kendine özgü töreleri, giyim-kuşamı oluşarak tasavvuf konularını farklı açılardan yorumlayan tarikatlar ortaya çıktı, İslam dünyasında kurulan tarikatlar arasınbağlanmasıyla, tekkeler mali yönden de güçlendi, ahilik örgütü (fütüvvet ehli) hırfet ve sanat erbabını kendine bağlayıp sıkı bir disiplin kurdu ve toplumsal yardımlaşmayı sağladı, "Ehlisünnet" tasavvufunu savunanlar ile Şii kökenli tasavvufu savunanlar arasında özellikle siyasal içerikli tartışmalar ve çatışmalar da oldu. Daha adil bir toplum düzeni beklentileri içinde olan tasavvuf ehli, zaman zaman özlemlerini ve beklentilerini gerçekleştirmek üzere toplumsal kaynaşmalara da yol açtı (Babailer ve Şeyh Bedrettin [1359-1420;başlıca yapıtı: Varidat] isyanlarında tasavvuf düşüncesinin etkileri görülmektedir). Osmanlı İmparatorluğu döneminde, dinsel, toplumsal ve iktisadi etkinliği olan tarikatlar, zamanla büyük bir yozlaşma içine girerek, kendi gelenek ve törelerine ters düşen bir yaşama biçimine yöneldiler. Bu nedenle Türkiye Cumhuriyeti'nin ilanından kısabir süre sonra çıkarılan özel bir yasayla tarikatlar kaldırılarak tekke ve zaviyeler kapatıldı (30 Kasım 1925). kaynak 3 11.cilt / s.4174-4175 |
| remşit kullanıcısının bu bilgilendirici iletisine teşekkür eden üye : | ||
oguzgolcik (09.06.08) | ||
|
#5
| ||||
| ||||
| kurallarına göre yapıldığında herkesin kendince faydasa ğlayacağına inanıyorum..kimseye önermeye gerek kalmadan kişisel arınma sebebidir bence..
__________________ derdim yaradan....dermanım da yaradan..! |
| balikci3435 kullanıcısının bu bilgilendirici iletisine teşekkür eden üye : | ||
oguzgolcik (09.06.08) | ||
| Sponsorlar |
| |
![]() |
| Tags |
| suriye ve misir, sufiler, maruf i kerhi, kfi, irak, horasan, esedul muhasibi, ebuhasim, ebu yezid i, bistami, zun nun |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|