iconBütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 17:22 . | Nüve Foruma Hoşgeldiniz! Forumumuzdan yararlanmak için lütfen Üye Olun !

» Nüve Forum » kütüphane » Din ve Felsefe » Felsefe » Tasavvuf » Mevlânâ Celâleddin Hazretleri

Tasavvuf Tasavvuf bir yaşama felsefesidir, yaşama bilgece bir bakıştır. Islam dünyasında Tanrı'ya,Tanrı ile evren ve Tanrı ile insan ilişkilerine,insan aklının çözemediği sorunlara,yanıtlar vermeye çalışan felsefe sistemidir.

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 23.09.08, 22:27
Standart Mevlânâ Celâleddin Hazretleri

23.09.08, 22:27



Mevlânâ Celaleddin-i Belhi Rumi ,Muhammed Celaleddin-i Rumi | Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî | Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî'nin Düşüncesinde Kadın | Mevlanânın Hayatı ve Eserleri - Mevlâna Celâleddin Rûmî | Aziz Mahmut Hüdayi Hazretleri |

Mevlânâ Celâleddin,Horasan yakınlarındaki Belh şehrinde 1207 yılının 30 Eylül'ünde doğdu. Babası Sultânü'l-Ulemâ nâmıyla tanınan Bahaüddin Veled'dir.Bahaüddin Veled'dir. Bahaüddin Veled 1212 yılında yâni Mevlânâ beş yaşındayken hacca gitmeye niyet etti. Evvelâ uğradıkları şehirlerden Nişâbur'da Feridüddin-i Attar'la karşılaşan Mevlânâ, ondan Esrarnâme isimli kitabı hediye olarak aldı. Sonradan, Mesnevi'deki bazı hikâyelerinde bu kitaptan alıntılar görmekteyiz.
Mevlânâ ve babası uzun bir hac seferi yaptıkdan sonra Erzincan'a, oradan Akşehir'e geldiler ve Lârende'ye, yâni bugünkü ismiyle Karaman'a yerleştiler. Babası orada bir medresede ilim tedrisine başladı ve bu tedris yedi sene kadar sürdü. Selçuklu Sultânı Alaed-din Keykûbad, ismini ve şöhretini duyduğu büyük âlimi Konya'ya davet etti ve kendisine bir medrese tahsis ederek hocalığına burada devam etmesini istedi.
Mevlânâ, babasıyla birlikte dersler verdi ve aynı zamanda kendi ilmini-irfanını arttırdı. Medresede süren tedrisat, babasının vefatıyla durdu. Alâeddin Keykûbad derslere Hz.Mevlânâ'nın devam etmesini istedi, kürsüyü Mevlânâ Celâleddin devraldı.
O çağda mer'i olan ilimler üzerinde, kendisini dinleyen geniş bir kitleye va'z u nasihatta bulunup onlara öğretim yaparken, Mevlânâ birgün çarşıda Tebriz'li Şems isimli dervişle karşılaştı. Bu karşılaşma Mevlâna'nın hayatında büyük değişikliğe sebep oldu. İkisi tamamen tasavvuf dünyasına yönelerek, ilâhi aşk ve sevgi üzerine sohbetlere daldılar. Kendisini dinlemeye alışkın cemâat bu durumu kabullenemedi. Aleyhindeki konuşmalardan rahatsız olan Şems ise Konya'yı terketti. Mevlânâ yalnız kaldı.
Bu yalnızlık devresinde büyük ıztırab çeken Mevlânâ, Şems'in Şam'da olduğu öğrendiğinde oğlu Sultan Veled'i göndererek onu Konya'ya getirtti. Lâkin bir zaman sonra yine dedikodular, kıskançlıklar başladı ve nihayet Şems, hakikaten âlem-i gayb'a intikal etti.
Şems'den sonra Mevlânâ, Selâhaddin Zerkûbî'yle on sene tasavvuf beraberliğini sürdürdü. . Selâhaddin Zerkûbî, Konya çarşısında bir kuyumcuydu. Mevlânâ birgün çarşıdan geçerken, onun dükkânından gelen ve kuyumcu çekiciyle altın dövülmesinden çıkan sesleri duydu. Çekiç seslerinin temposuyla çarşı içinde semâ'a başladı..
Zerkûbî'nin vefatından sonra yerini Çelebi Hüsameddîn aldı . Bu zât, Mevlânâ'nın söylediği ve çoğu semâ esnasında vecd halindeyken ortaya çıkan şiirlerin kaybolmaması için, Mesnevî'yi kaleme almayı Mevlânâ'dan ısrarla rica etti. Mevlânâ da, "..sen yazarsan, ben söylerim" dedi ve Mesnevî'nin ilk onsekiz beytini destarından çıkartarak Çelebi Hüsameddin'e yazılı olarak verdi.
Bu onsekiz beyit bizzat Mevlânâ'nın kaleminden çıkmıştır. Ondan sonrasını Mevlânâ dikte etmiş ve Hüsameddîn Çelebi kâğıda geçirmiştir. 6 ciltte 26.000 beyitden oluşan Mesnevi on senede tamamlanmıştır. Bu arada Dîvân-ı Kebîr, Fîh-i Mâfih, Mecâlis-i Seb'a gibi eserler de Hz.
Mevlâna tarafından hazırlanmıştır.
Mevlânâ'nın İslâmiyet'i anlayışı fevkalâde sağlam dînî bilgilere dayanır. Ona göre dîn, Allah'la kul'un arasında ilâhî bir sevgi münasebetidir. Dînin esası "sevgi"dir. Bütün ibâdetler sevgi sebebiyle yapılır ve sevilen kimseye "sevgi" sebebiyle itaat edilir, "Korku" sebebiyle değil... O yüzdendir ki Mevlânâ'nın dergâhı, bir müsamaha, bir hoşgörü huzurudur. Gelenler, kendisinden feyz aldıkları gibi, onun büyük hoşgörüsünden de faydalanırlardı. Hz. Mevlânâ Mesnevî'ye bir de "giriş" yazdı. Onu yalnızca bir şair, mutasavvıf ve İslâmi kaidelere karşı riayetsiz görmek isteyen kaba softaların aksine, Hz. Mevlânâ Mesne-vî'sinde de ifade ettiği gibi şöyle söylüyor:
"Bu kitap Mesnevi'dir. O ulaşmada, tam inanış sırlarını açmada, din temellerinin temelidir. O Allah'ın en büyük fıkhıdır, Allah'ın en aydın şeriatıdır, en reddedilmez delilidir. Işığına örnek, içinde kandil bulunan kandillikdir sanki. Bir dua parlar ki sabahleyin, sabahlardan da ışıklıdır, gönüllerin cennetleridir.. "
Ve Hz. Mevlânâ, Mesnevî'nin korunmasını Cenâb-ı Hakk'a emanet ederek giriş bölümünü şu sözlerle bitiriyor:
"Yüce Allah'ın rahmetine muhtaç olan güçsüz kuvvetsiz kul, Hüseyin oğlu Muhammed'in oğlu Belhli Muhammed der ki: Eşsiz örnekleri, benzerleri az bulunur şeyleri, yüce sözleri, kılavuzluk incilerini, zâ-hidlerin yolunu, kullukda bulunanların bahçesini içine alan, kavrayan, yapılan külfetsiz, fakat mânâları çok olan bu mesnevîyi Allah kabul etsin... "
Mesnevî, âyet ve hadislere dayanarak, vak'alara dayanarak İslâm'ı ve insanlara "insan"ı anlatmak maksadıyla yazılmış bir eser. Meselâ:
"Suratını ekşitmek şükür olsaydı, dünyada sirkeden daha fazla şükreden olmazdı!.. "
"Sel, denize dökülünce deniz, oldu; tohum tarlaya, ekilince, ekin oldu ekmek!.. İnsan, babasının bedenine girince ölüyken dirildi, herşeyden haberi oldu...
Yine başka bir örnek:
"Mayası kötü olana bilgi belletmek, san'at öğretmek, yol kesen şakînin eline kılıç vermeye benzer. "
Buradaki örnekler sanki zamanımız için söylenmiş:
"Sarhoş zenginin eline kılıç vermek,
adam olmaya-na bilgi belletmekden yeğdir!.. Kötü kişilerin eline düşen bilgi, mal, mevkî ve buyruk, bir fitne kesilir. Bilgisizlerin elde ettikleri makamda yaptıkları kötülüğü, yüzlerce arslan biraraya gelse nasıl yapabilir?.. Onun ayıbı-rezilliği gizli; fakat bir fırsatını buldu, yılanı delikten çıkar ortaya, süzülür. Buyruk, bir yol azıtmış sapığın eline düştü mü, eline mevkî geçti sanır ama, bir kuyuya düşmüştür o... "
Hz. Mevlânâ, sözlerine misâllerle devam eder: "Şu namaz da, oruç da, hac da, hep inanca tanıklık eder.. "

» Nüve Forum » kütüphane » Din ve Felsefe » Felsefe » Tasavvuf »

Kaynak:
ES-SEYYİD OSMAN HULUSİ EFENDİ VAKFI
Somuncu Baba
KÜLTÜR-EDEBİYAT ve ARAŞTIRMA DERGİSİ
Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Vakfı'nın Yayın Organıdır
İki Ayda Bir Yayınlanır ISSN:1302-0803 YIL:8 SAYI:35 KASIM - ARALIK 2001
__________________

Konu SemaGürcan tarafından (23.09.08 saat 23:05 ) değiştirilmiştir..
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
SemaGürcan kullanıcısının bu bilgilendirici iletisine teşekkür eden üye :
CiwCiw (23.09.08)
Sponsorlar
  #2  
Alt 23.09.08, 22:37
SemaGürcan - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Meraklı
Üyelik tarihi: Sep 2008
İletiler: 110
Ettiği Teşekkür: 47
70 tane iletisine 144 kere teşekkür edilmiş
SemaGürcan olağanüstü bir gizeme sahip!SemaGürcan olağanüstü bir gizeme sahip!SemaGürcan olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Mevlânâ Celâleddin Hazretleri

Bu, İslâm tasavvuf anlayışının en vecîz ifadesidir. Namaz da, oruç da, hac da, yâni bütün ibâdetler.. Savaş ve cihad da, hep îmân'a şehâdet eder.
Aslolan, "îmân"ın mevcudiyetidir Hz. Mevlânâ'nın felsefesinin temeli "îmân'dır. "Gel, ne olursan ol gel!.. " sözleri o yüzden söylenmiştir, imânınız sağlamsa, tövbenizi bozmuş olsanız da gelin, çünkü aslolan sizin güçlü imânınızdır...
Hz.. Mevlânâ'nın diğer büyük eseri Dîvân-ı Kebîr ; tamamen bir aşk çağlayanıdır. Zaman zaman "hasret", zaman zaman birlikte olmanın coşkusu, zaman zaman uzaklardan alınan güzel sevgi râyihaları, ilâhî adaletin kendisinde tecellîsinin işaretleri, Dîvân-ı Kebîr'in kırk-bin beyitinin mevzuudur.
Düşünelim ki; bir insanın kırkbin beyitte, yâni seksenbin satırda sevgiyi ve ilâhî aşkı, semâ ederek, ney sesleri arasında en mükemmel şekilde dikte etmesi, bunu da 20 senelik bir zamana sığdırması ne fevkalâde bir yaratılışın eseridir?.. Bu nasıl bir ruh? güç, nasıl bir zihnî kudrettir?..
Mesnevî'si bittiği zaman Hz. Mevlânâ artık rahatsızlanmış ve yavaş yavaş dünyanın terkedilmesi zamanının geldiğini anlamıştır..
Edebiyatımızda, san'atımızda, mûsikîmizde, Hz. Mevlânâ'dan sonra oğlu Sultan Veled tarafından kurulan Mevlevîlik tarikatının yetiştirdiği büyük ustalar vardır. Şu sıralar anmakda olduğumuz Hammâmizâde İsmail Dede Efendi; Galata Mevlevîhânesi şeyhlerinden, "Reh-i mevlevîde Galib bu sıfatla kaldı hayran Kimi terk-i nâm ü şâne, kimi itibâre düştü"
diyen Şeyh Galib ve onlar gibi daha niceleri, altı asır boyunca Türk çocuklarının en mükemmelleri, Mevlânâ'ya intisap etmiş ve Hz. Mevlânâ'nın Mesnevi'sinden, Dîvân-ı Kebîr 'inden feyz almış insanlar oldu.
Değerli şâirimiz Bekir Sıtkı Erdoğan i Beyefendi'nin şiirinden bir bölüm okuyalım:
Ey saadet mülkünün hünkârı Pîr, Sende sır var..
Sende sekrân kâinatın raksı var.
Her giren câhil girer dergâhına, Her çıkan rânâ çıkar.
Ey muhabbet pîri dost, Ey gönüller tahtının sultanı yâr,
Siretin her kalbe sinmiş, suretin her yüzde var.
Sayfa sayfa şerhedilmiş Mesnevî'dir her kapı,
Hangi âşık çalsa, istikbâle Mevlânâ çıkar".
Ve bir de, rahmetli Ferid Kam Bey'in o güzel kıt'asını okuyalım:
Şems-i Tebrîz'i arar destine almış meş 'âl,
Gece gündüz dolaşır pîr-i felek dünyayı.
Dide-i encüm ile tâ-be- kıyamet arasa,
Ne bulur bir daha Şems'i ne de Mevlânâ'yı.
Mevlânâ Dîvân-ı Kebîr'i bir duâ ile bitirmiştir.
O dua şöyledir, ve belki sözlerin de en güzelidir:
"Sen'den, sağlık-esenlik istiyoruz.. Sen'den, illetin-derdin giderilmesini, canımızın yücelere ulaştırılarak sağ-esen olmasını istiyoruz.. Aykırılığa düşüyoruz.. Dileğimizi güzelleştiremedik.. Her hâlimizi güzelleştir lûtfunla.. Bize, doğru istek ilhâm et de onun gölgeleriyle gölgelenelim.. Duâmızı kabul etmezsen, nimetlerinle ganimetlenmezsek, eşlerden-örneklerden üstün Tanrı'dan dilek dileyen bir avuca, bir avuç da toprak yetmez mi?''.. Arı-duru su gibi sevgiyle arınmış kalbe cihanda bin tad var; nimetlerinle gönlümde söz var.. Fakat utançtan değil, gayretimden-kıskançlığım-dan gizlemedeyim.. Yüreğimde nârâlar var, heyecanlar var, onları güç zaptedebiliyorum..
Sözümüzü bitirdik. Allah daha da iyi bilir. Zaten aşkda arık olmam da suçdur.. "
O kudretli âşık Mevlânâ, kendisini bir suçlu gibi görüyor!..
Hazret-i Mevlânâ, asırlarca Türk tefekkürüne, felsefesine, tasavvufuna istikamet veren, Türklerin hoşgörüyü öğrenmesini, İslam'ı hoşgörüyle, taassup-dan uzak anlamasını sağlayan, zaman zaman en büyük musikişinas, zaman zaman en büyük edîb, zaman zaman en büyük feylesof ve öyle bir pınardır ki, asırlar boyunca aktığı gibi hâlâ akmaktadır.
O, Dünya düşünce tarihinin, şiirinin ve mûsikîsinin en büyük, en güzel eserlerini çağlayanlar gibi veren bir tükenmez nehirdir.

» Nüve Forum » kütüphane » Din ve Felsefe » Felsefe » Tasavvuf »
__________________
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 23.09.08, 22:40
SemaGürcan - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Meraklı
Üyelik tarihi: Sep 2008
İletiler: 110
Ettiği Teşekkür: 47
70 tane iletisine 144 kere teşekkür edilmiş
SemaGürcan olağanüstü bir gizeme sahip!SemaGürcan olağanüstü bir gizeme sahip!SemaGürcan olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Mevlânâ Celâleddin Hazretleri

Mevlânâ'nın tasavvuf inancı, nazariye olarak benimsenmiş bir inanç değildir. Onun bizzat yaşadığı bir inançtır. Kendisinin sözüyle; "onu dinleyenlerin, kendisine atfen söylenen fakat Kur'ân ve Hadîse aykırı bir sözün kendisine ait olmadığını peşinen kabul etmeleri lâzım "dır. Çünkü onun hiçbir sözü Kur'ân'a ve hadîse aykırı değildir. O, en büyük vecd esnasında söylediği şiirlerde bile, döner-dolaşır, bir hikâyeyle, bir hadîsle veya bir âyet-i kerimeyle meseleye avdet ederdi. Meselâ kendisine izafe edilen:
"Gel! Yine gel, her ne olursan yine gel!
Hıristiyan-Mûsevi-putperest olsan yine de gel!
Bizim kapımız ümitsizlik kapısı degil.
Yüz kerre tövbe edip tövbeni bozmuş olsan da gel...
" kıta'sındaki metin Mevlânâ'nın olmasa bile, bu sözler Mevlânâ'nın düşüncelerini aksettirmektedir.
Mevlânâ, insanla Allah arasındaki sevgiye inandığı için şöyle diyordu:

"O şarapla serhoşum ki, kadehimin nakşı aşk,
O ata binmişim ki, onun yemi aşk,
Ben o varlığa kulum ki, onun kulu-kölesi aşk. "
Mevlânâ'nın ismini taşıyan tarikat, vefatından iki sene sonra oğlu Sutan Veled tarafından kuruldu. Ve bilindiği gibi,Türk mûsikîsinin ve edebiyatının en büyük isimleri bu dergâhtan yetişti. Dede Efendi'ler, Şeyh Galib'ler, Zekâi Dede'ler, Hâfız Post'lar, Mevlânâ'nın neslinden gelmemekle beraber onun fikriyatını yaşayıp yetişen büyük üstadlardı.
Mevlânâ'nın büyüklüğü, kendisinden sonra gelen birçok insanı ona bağlamıştır. Onun dergâhı, 700 sene sonra bugün de hürmetle, ta'zimle ziyaret edilmekte ve Hazret'in şiirleri, Mesnevi'si, Dîvân'ı hâlâ okunup tefsir edilmektedir.
Mevlânâ hakkında yazılmış şiirler vardır.

Arif Nihat Asya'nın Kubbe-i Hadrâ'sı şöyle:
Her etek tennuredir,
Her sal ir bir sûredir,
Her eda manâ demek,
Konya Mevlânâ demek.
Gel ki yollar boş değil,
Her nefes ney, her yeşil Kubbe-i Hadrâ demek,
Konya Mevlânâ demek.
Türk alırken Asya 'yı,
Mevleviler Konya 'yı
Etmiş istilâ demek..
Konya Mevlânâ demek.

Burda yer-gök ihtizaz.
Hurda boş dönmez niyaz.
Burda yoktur lâ demek
Konya Mevlânâ demek.
Kar döner, rüzgâr döner,
Yol döner, yollar döner,
Yok bir istisna demek..
Konya Mevlânâ demek.

Çelebi Hüsameddin'in büyük sabrı ve dikkatiyle kaleme aldığı 26.000 beyitlik Mesnevî'nin, sadece başlangıcındaki onsekiz beyti Mevlâna'nın kaleminden çıkmıştır dedik. Bu beyitlerin üçünü size arzetmek istiyorum:
Dinle neyden-kim hikâyet etmede, Ayrılıklardan şikâyet etmede. Der kamışlıkdan kopardılar beni, Nâlişim zâr eyledi iner d ü zen'i.. Şerha şerha eylesin sînem firak, Ey ley im tâ şerh-i derdi iştiyak...
Mevlânâ, şi'riyyetiyle, ilmiyle, îmânıyla, hâlâ Türk halkının ve kendisini tanıyan dünya insanlarının gönlünde yaşıyor, insanlar akın akın gelip Hazret-i Mevlânâ'yı ziyaret ediyorlar, ondan feyz istiyorlar, onun sonradan bestelenmiş âyinlerini dinliyorlar, kimisini padişahlar, kimisini Dede Efendi'ler bestelemiş... O âyinlerde huzur buluyorlar.
Mevlânâ Celâleddîn; insanların hepsine sükuneti, hoşgörüyü ve sevgiyi telkin eden, 1273'deki vefatından bu kadar yıl sonra bile hâlâ telkine devam eden, insanlık âleminin yüzlerce yılda bir rastladığı dehâlardandır. Arif Nihat Asya'nın, "Konya Mevlânâ demek" mısrâıyla belirttiği gibi, Konya'yı bugün dahi âbâd eden bir büyük velî, bir büyük şâir ve insanlık âleminin ilelebet iftihar edebileceği bir büyük mutasavvıfıdır.

» Nüve Forum » kütüphane » Din ve Felsefe » Felsefe » Tasavvuf »
__________________
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar
Cevapla

Tags
celâleddin, hazretleri, mevlana

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may post new threads
You may post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz