RADİKAL PROSTATEKTOMİ SONRASI GÖRÜLEN MESANE BOYNU DARLIKLARINDA ENDOSKOPİK TEDAVİLER
GİRİŞ VE AMAÇ
Prostat kanseri erkeklerde en sık tanı konulan ve akciğer kanserinden sonra en sık
ölüme sebebiyet veren kanserdir. Yaşla çok kuvvetli ilişkisi vardır. Diğer birçok organ
kanserlerinde belirli bir yaş aralığında insidens bariz olarak artarken prostat kanserinde
insidenste yaşın artışına paralel bir yükselme vardır. Özellikle 50 yaştan sonra insidens hemen
hemen katlanarak artmaktadır (1).
Prostat spesifik antijenin (PSA) prostat kanseri tanısında kullanılmaya başlanmasından
sonra 1986–1992 yılları arasında prostat kanseri insidensinde dramatik bir artış olmuş bundan
sonra da düşmeye başlamıştır (2). Bu zaman zarfında artış daha çok lokalize prostat
kanserlerinde olmuş ve metastatik prostat kanseri insidensi de 1985’den sonra azalarak son
yıllarda prostat kanseri mortalitesinde düşüş olmuştur (3).
Elli yaşındaki bir erkeğin yaşamı boyunca latent prostat kanserine (otopsi kanseri)
yakalanma riski %40 iken, manifest prostat kanseri (klinik olarak belirti veren) görülme oranı
%9,5 ve bu kanserden ölme olasılığı ise %2,9 olarak hesaplanmaktadır. Bu da göstermektedir
ki prostat kanserlerinin büyük çoğunluğu oldukça selim ve yavaş seyirli olmakla birlikte
bunların yaklaşık %20’si klinik olarak tespit edilebilmekte ve %6’sı ölümcül olmaktadır.
Prostat kanseri gelişme olasılığı 40 yaşın altında 1/10.000, 40–59 yaş arasında 1/103 ve 60–79
yaş arasında 1/8 olarak bulunmuştur (4).
Prostat kanserinin olası risklerini birçok faktörü (evre, grade, PSA düzeyi, v.s) içeren
nomogramlar ve algoritimler kullanarak tespit etmek mümkün hale gelmiştir. Böylece uygun
hasta için uygun zamanda ve olası komplikasyonlarını da düşünerek en uygun tedaviyi
uygulama imkanı doğmuştur.
Günümüzde klinik lokal evre prostat kanserinin seçkin tedavi yöntemi genel durumu
ve yaşam beklentisi uygun hastalar için radikal prostatektomi (RP) operasyonudur. Son
yıllarda ülkemizde prostat kanserlerinin erken dönemde saptanmasındaki artışa bağlı olarak
RP ameliyatlarında belirgin bir artış görülmektedir. Özellikle fonksiyonel anatominin daha iyi
anlaşılması, cerrahi tekniğin gelişmesi ve artan deneyime bağlı olarak RP’nin morbiditesinde
belirgin bir azalma olmuştur.
RP’de amaç kanserli doku bırakmamaktır. Bu nedenle tüm prostat dokusu,
periprostatik adipoz doku, veziküla seminalisler, ejakülatör kanallar ve pelvik lenf nodlarının
çıkarılması gereklidir. Ancak; empotans ve inkontinans’dan korunmak için üretral sfinkter,
mesane boynu, yeterli uzunlukta fonksiyonel üretra ve uygun olgularda sinirler korunmalıdır.
Tedavinin etkinliği ve morbiditesi arasında çok hassas bir sınır vardır. Özellikle morbiditeden
Prostat kanseri erkeklerde en sık tanı konulan ve akciğer kanserinden sonra en sık
ölüme sebebiyet veren kanserdir. Yaşla çok kuvvetli ilişkisi vardır. Diğer birçok organ
kanserlerinde belirli bir yaş aralığında insidens bariz olarak artarken prostat kanserinde
insidenste yaşın artışına paralel bir yükselme vardır. Özellikle 50 yaştan sonra insidens hemen
hemen katlanarak artmaktadır (1).
Prostat spesifik antijenin (PSA) prostat kanseri tanısında kullanılmaya başlanmasından
sonra 1986–1992 yılları arasında prostat kanseri insidensinde dramatik bir artış olmuş bundan
sonra da düşmeye başlamıştır (2). Bu zaman zarfında artış daha çok lokalize prostat
kanserlerinde olmuş ve metastatik prostat kanseri insidensi de 1985’den sonra azalarak son
yıllarda prostat kanseri mortalitesinde düşüş olmuştur (3).
Elli yaşındaki bir erkeğin yaşamı boyunca latent prostat kanserine (otopsi kanseri)
yakalanma riski %40 iken, manifest prostat kanseri (klinik olarak belirti veren) görülme oranı
%9,5 ve bu kanserden ölme olasılığı ise %2,9 olarak hesaplanmaktadır. Bu da göstermektedir
ki prostat kanserlerinin büyük çoğunluğu oldukça selim ve yavaş seyirli olmakla birlikte
bunların yaklaşık %20’si klinik olarak tespit edilebilmekte ve %6’sı ölümcül olmaktadır.
Prostat kanseri gelişme olasılığı 40 yaşın altında 1/10.000, 40–59 yaş arasında 1/103 ve 60–79
yaş arasında 1/8 olarak bulunmuştur (4).
Prostat kanserinin olası risklerini birçok faktörü (evre, grade, PSA düzeyi, v.s) içeren
nomogramlar ve algoritimler kullanarak tespit etmek mümkün hale gelmiştir. Böylece uygun
hasta için uygun zamanda ve olası komplikasyonlarını da düşünerek en uygun tedaviyi
uygulama imkanı doğmuştur.
Günümüzde klinik lokal evre prostat kanserinin seçkin tedavi yöntemi genel durumu
ve yaşam beklentisi uygun hastalar için radikal prostatektomi (RP) operasyonudur. Son
yıllarda ülkemizde prostat kanserlerinin erken dönemde saptanmasındaki artışa bağlı olarak
RP ameliyatlarında belirgin bir artış görülmektedir. Özellikle fonksiyonel anatominin daha iyi
anlaşılması, cerrahi tekniğin gelişmesi ve artan deneyime bağlı olarak RP’nin morbiditesinde
belirgin bir azalma olmuştur.
RP’de amaç kanserli doku bırakmamaktır. Bu nedenle tüm prostat dokusu,
periprostatik adipoz doku, veziküla seminalisler, ejakülatör kanallar ve pelvik lenf nodlarının
çıkarılması gereklidir. Ancak; empotans ve inkontinans’dan korunmak için üretral sfinkter,
mesane boynu, yeterli uzunlukta fonksiyonel üretra ve uygun olgularda sinirler korunmalıdır.
Tedavinin etkinliği ve morbiditesi arasında çok hassas bir sınır vardır. Özellikle morbiditeden
kaç
ınabilmek ve etkinliği artırmak için çok değişik modifikasyonlar olmasına karşın açık RP
tekniğinde iki temel yol vardır. Birincisi retropubik, ikincisi ise perineal yoldur. Buna ek
olarak son yıllarda popülarize olan ve esasen açık retropubik radikal prostatektomi (RRP)
prensiplerine bağlı kalınan diğer bir teknik ise laparoskopik RP’dir.
RP için hangi yöntemin seçileceği doktorun ve hastanın tercihi ile ilişkilidir. En çok
kabul gören yaklaşım RRP’dir. Olguların %90’ında RRP uygulanmaktadır. RRP’nin radikal
perineal prostatektomi’ye (RPP) göre daha çok kabul görmesinin nedenleri;
- Retropubik bölge anatomisine aşinalık,
- Daha geniş eksizyonun yapılabilmesi,
- Lenf nodu diseksiyonu için tek bir kesinin yeterli olması,
- En çok bilinen yöntem olmasıdır.
RP sonrası görülen komplikasyonlar erken ve geç dönem olmak üzere 2 grupta
incelenebilir: Erken komplikasyonlar; kanama, rektal yaralanma, derin ven trombozu,
pulmoner emboli ve ölüm olarak sayılırken, geç komplikasyonlar; inkontinans, erektil
disfonksiyon ve anastomoz darlığıdır.
RP sonrası gelişen uzun dönem komplikasyonlarından birisi vezikoüretral anastomoz
darlığıdır. Hastaların hayat kalitesini bozarak ek maliyet ile birlikte işgücü kaybına neden
olur. Çoğunlukla tekrar eden bu darlıklar ürologları klasik tedavi yöntemleri yanında yeni
tedavi alternatifleri bulmaya zorlamıştır.
Çalışmamızda amaç klinik lokal evre prostat kanseri nedeniyle RRP yaptığımız
hastalarda operasyon sonrası gelişen vezikoüretral darlıklarda endoskopik tedavi
yaklaşımlarımızı değerlendirmek ve inatçı darlıklarda tarafımızca modifiye edilen
endoüretroplasti tedavisinin başarısını incelemektir.
olarak son yıllarda popülarize olan ve esasen açık retropubik radikal prostatektomi (RRP)
prensiplerine bağlı kalınan diğer bir teknik ise laparoskopik RP’dir.
RP için hangi yöntemin seçileceği doktorun ve hastanın tercihi ile ilişkilidir. En çok
kabul gören yaklaşım RRP’dir. Olguların %90’ında RRP uygulanmaktadır. RRP’nin radikal
perineal prostatektomi’ye (RPP) göre daha çok kabul görmesinin nedenleri;
- Retropubik bölge anatomisine aşinalık,
- Daha geniş eksizyonun yapılabilmesi,
- Lenf nodu diseksiyonu için tek bir kesinin yeterli olması,
- En çok bilinen yöntem olmasıdır.
RP sonrası görülen komplikasyonlar erken ve geç dönem olmak üzere 2 grupta
incelenebilir: Erken komplikasyonlar; kanama, rektal yaralanma, derin ven trombozu,
pulmoner emboli ve ölüm olarak sayılırken, geç komplikasyonlar; inkontinans, erektil
disfonksiyon ve anastomoz darlığıdır.
RP sonrası gelişen uzun dönem komplikasyonlarından birisi vezikoüretral anastomoz
darlığıdır. Hastaların hayat kalitesini bozarak ek maliyet ile birlikte işgücü kaybına neden
olur. Çoğunlukla tekrar eden bu darlıklar ürologları klasik tedavi yöntemleri yanında yeni
tedavi alternatifleri bulmaya zorlamıştır.
Çalışmamızda amaç klinik lokal evre prostat kanseri nedeniyle RRP yaptığımız
hastalarda operasyon sonrası gelişen vezikoüretral darlıklarda endoskopik tedavi
yaklaşımlarımızı değerlendirmek ve inatçı darlıklarda tarafımızca modifiye edilen
endoüretroplasti tedavisinin başarısını incelemektir.











