|
#1
|
Bunlara Baktınız mı?
25.05.08, 10:11
Bazı yüksek bitkilerden hazırlanan sulu ekstrelerin antiviral aktivite potansiyelleri | Özet;Elektrodermal aktivite (EDA), ter bezleri ile komşu epidermdi ve dermal tabakalardan kaynaklanan ve deri yüzeyinde özel bölgelere yerleştirilen elektrodlarla kayıtlanan elektriksel aktivite olarak tanımlanmaktadır. Elektrodermal aktivite açısından önemli olan ekrin ter bezleri sempatik kolinerjik sinirlerle innerve edilirler ve bu liflerin aktivasyonu ter salgılanmasını arttırır. Bu etkinlik deri direncini küçültür.Yapılan araştırmalar merkezi sinir sisteminde (MSS), EDA'nın ortaya çıkışında farklı iki nöral kaynağın varlığını göstermiştir. Bunlardan biri limbik-hipotalamik kökenli EDA-1, diğeri premotor-bazal gangliyon kökenli EDA-2'dir. Bu nedenle EDA'nın, dolaylı olarak sempatik sinir sistemi aktivasyonunu izlemede kullanılabileceği ifade edilmektedir. Bundan da ötede derideki biyoelektrik olayların MSS akti-vasyonunun göstergesi olarak kullanılabileceği düşüncesi öne sürülmektedir. Abrast;Eccrin sweat gland which is important for the electrodermal activity is innervated by the sympathetic cholinergic fıbers and the activation of these fıbers increases the sweat se-cretion. As a result of this activation, skin resistance changes. Experimental evidence concerning the central nervous system elicitation of EDApoints to the existence of two different ori-gins: a limbic-hypothalamic source labelled EDA-1 and a pre-motor-basal ganglia source labelled EDA-2. Therefore, it is suggested that EDA can be indirectly used for the assesment of sympathetic nervous system activity. Furthermore, it is also ex-pressed that bioelectrical activity on the skin can be used as an indicator of the central nervous system activation. » Nüve Forum » akademik » Tıp Fakültesi kaynakpdf
__________________ Başarı Sadece Elde Ettikleriyle Değil Kim Olduklarıyla Ölçülür... ![]() |
| Sponsorlar |
| |
|
#2
| ||||
| ||||
| Elektrodermal aktivite (EDA), derideki tüm elektriksel olayları kapsayan genel bir kavram olarak kullanılmaktadır. Bu elektriksel olaylar, deri ve onun ikinci derecede önemli yapılarının aktif ve pasif elektriksel özelliklerini kapsar. Bu elektriksel karakteristiklerin incelenmesinde endosomatik ve egzosomatik olarak iki yöntem kullanılmaktadır. Deride kendiliğinden oluşan biyoelektrik olaylar sonucu ortaya çıkan potansiyellerin gözlenmesi endosomatik yöntem olarak adlandırılmaktadır. Egzosomatik yöntemde, bir elektriksel kaynağın sağladığı sabit akım veya sabit voltajın, dışarıdan deriye uygulanmasıyla deri direnci (SR) veya deri iletkenliği (SC) gözlenir (1-5). Kişi tümüyle din-lenim durumunda iken ölçülen SR veya SC değeri düzey kavramı ile, SRL (skin resistance level) veya SCL (skin conductance level) şeklinde herhangi bir dış uyaran sonucu ortaya çıkan değişiklik ise yanıt kavramı ile SRR (skin resistance response) veya SCR (skin conductance response) olarak ifade edilmektedir.
__________________ Başarı Sadece Elde Ettikleriyle Değil Kim Olduklarıyla Ölçülür... ![]() |
|
#3
| ||||
| ||||
| Derinin Morfolojik Yapısı Deri; epidermis, dermiş ve subdermis tabakalarından oluşur (1,6,7). Epidermis, deri yüzeyinden iç dokulara doğru alt alta yerleşen ve sırası ile stratum corneum, stratum lucidum, stra-tum granulosum, stratum spinosum ve stratum ger-minativum tabakalarını içerir (1). Tümü ile kera-tinize olmuş hücrelerden meydana gelen stratum corneum suyu emerek içine alma yeteneğine sahiptir. Bu nedenle, bu tabakanın hidrasyon durumu, terleme ve çevresel nem gibi faktörlere bağlıdır ve bu davranış EDA açısından önemlidir (8,9). Dermiş, stratum papillare ve stratum reticulare tabakalarından oluşur. Subdermis hem mekanik hem de ısısal yalıtımda rol oynayan yağ hücrelerini içerir ve gevşek bağ dokusundan oluşmuştur. Derinin kıl fo-liküllerinin ve ter bezlerinin innervasyonunu sağlayan sinirler ve kan damarları burada bulunurlar (1,6).
__________________ Başarı Sadece Elde Ettikleriyle Değil Kim Olduklarıyla Ölçülür... ![]() |
|
#4
| ||||
| ||||
| Ter Bezleri ve Dağılımı Vücudumuzda ekrin ve apokrin olmak üzere iki farklı türde ter bezi vardır. Ayrıca puberte döneminde ekrin ter bezlerinden geliştiği düşünülen apoekrin ter bezlerinin varlığından da sözedilmek-tedir (7,10). Düşük salgılama kapasitesine sahip apokrin bezler vücutta koltuk altı gibi sınırlı birkaç tüylü alanda, doğrudan deri yüzeyine açılan ve yüksek salgılama kapasitesine sahip ekrin bezler ise palmar ve plantar bölgelerde yoğundur. Bu nedenle EDA araştırmalarında palmar ve plantar bölgeler kullanılmaktadır (1,2,11,12,13). Ekrin Ter Bezleri Ekrin ter bezi, bir salgılayıcı yumak ile buna bağlı bir kanaldan oluşan basit tübüler bir yapıdır. Salgılayıcı yumak subdermis veya dermiş içinde yer alır. Kanal dermiş içinde doğrusal, epidermis içinde ise spiral bir şekle sahiptir (1,7). Işık mikroskobu altında, salgılayıcı yumağın seröz karakterde salgı yapan açık "clear", mukoz karakterde salgı yapan koyu "dark" ve miyoepitelyal hücreler olmak üzere üç farklı hücre türüne sahip olduğu görülür. Hücrelerarası kanalcıklar ve karmaşık bazal katlanmalar açık hücrenin önemli karakteristiklerinden biridir. Ayrıca bu hücreler içerdikleri glikojen ve daha çok bazal kenarda rastlanan bol mitokondri ile dikkati çekerler (Şekil 1). Mitokondrilerin bu yerleşimi, enerji gerektiren taşınım süreçlerinin bu hücrelerin bazal kenarında gerçekleştiğini düşündürür. Bu morfolojik özellikler bazolateral zarın Na+-pompa bölgeleri olduğunu düşüncesini destekler. Böylece bu bölgeler ter salgılanması açısından aktif iyon taşınımında rol alırlar. Oysa lu-minal zar bu özelliğe sahip değildir. Ribozomlar ve mukoz granülleri bol olarak içeren ve koyu renkli görünen hücrelerin, ter glikoproteinlerinin salgılanmasından sorumlu olabilecekleri ifade edilmektedir (7,10). Miyoepitelyal hücreler, salgılayıcı tübüllerin çevresinde bulunur ve iğcik benzeri yoğun miyofla-mentler ile doludur. Bu hücreler kolinerjik uyarıya kasılarak yanıt verililer. Bu kasılma, salgılayıcı yumak duvarının biriken ter sonucu artan hidrostatik basınca karşı koymasını sağlayan mekanik destek oluşturmaktadır (10). Kanal, bazal ve luminal olmak üzere iki hücre tabakasından oluşur. Bazal kanal hücreleri mi-tokondrilerle doludur ve tüm hücre zan kanaldaki Na+'u absorbe eden pompalar ile kaplıdır. Luminal kanal hücreleri ise daha az Na+-K+-ATPaz aktivite-sine sahiptir. Sodyum ve klor kanallarına sahip olan luminal zar villuslarla genişleyen yüzeyden emilim yapar.
__________________ Başarı Sadece Elde Ettikleriyle Değil Kim Olduklarıyla Ölçülür... ![]() |
|
#5
| ||||
| ||||
| Kısacası, kanalın tüm yapısal organizasyonu Na+'un etkin bir biçimde emilimini sağlayacak şekildedir (1,7,10). Ter bezleri, sıvı ve elektrolit salgılanmasını iki aşamalı olarak gerçekleştirir. Başlangıçta salgı yumağında oluşan izotonik karakterdeki ter milimo-lar olarak: 147-151 Na, 124 Cl, 5 K, 10-15 HC03, 15-20 laktik anyon, az miktarda üre ve amino asit içerir. Kanalda NaCl'ün kısmen geri emilimi sonucu ter, deri yüzeyindeki 0.015- 0.06 mM NaCl konsantrasyonu ile hipotonik bir sıvı niteliği kazanır (1,7,10). Ekrin Bezlerin İnnervasyonu ve Ter Salgılanmasının Kontrolü Terleme, vücut sıcaklığının regülasyonunda rol alsa bile palmar ve plantar bölgelerdeki terlemenin yüksek sıcaklıklarda gerçekleştiği ve bu bölgelerdeki ter bezi aktivitesinin daha çok emosyonel kökenli olduğu ifade edilmektedir (1,5,11,12). Hipotalamusun preoptik terleme merkezinden çıkan eferent sinir lifleri, ipsilateral beyin sapı ve medulla içinden aşağı inerek çaprazlanmadan spinal kolonun intermediolateral hücre kolonlarında sinaps yaparlar. İntermediolateral boynuzdan kaynaklanan miyelinli pregangliyonik lifler anteri-or kökleri izleyerek white rami communicantes içinden geçip sempatik zincire ulaşırlar. Sempatik gangliyondan çıkan miyelinsiz postgangliyonik C grubu lifler grey rami communicantes içinden geçerek ter bezlerinin çevresinde sonlanırlar. Ter bezlerini çevreleyen sinirler miyelinsiz C tipi liflerden oluşan sempatik kolinerjik liflerdir (1,7,10,13). Ter bezi aktivitesinin, merkezi sinir sistemindeki kaynağı sadece hipotalamus değildir (1,14,15). Aynı zamanda limbik sistem, özellikle de amygdala ve hipokampus, hipotalamusun termoregülatuvar fonksiyonu üzerinde etkilidir. Bunun sonucu olarak sıcaklık regülasyonunu sağlayan hipotalamik alanların EDA'nın ortaya çıkışında da rol aldığı düşünülmektedir. Hem termoregülatuvar hem de emosyonel kökenli limbik-hipotalamik kaynak EDA-1 olarak adlandırılmaktadır. Ayrıca, bazal gan-gliyonlar (striatum ve pallidum), talamus ve kor-tikal temporal lob (Brodmann'ın 6.alanı) ter bezi aktivitesinin ortaya çıkışında rol almaktadır. Frontal ve premotor alanlardan kaynaklanan duyusal uyaranların da emosyonel terlemeden sorumlu olduğu ifade edilmektedir. Spesifik motor etkinliklerin hazırlanmasına elektrodermal aktivitenin de katılımını sağlayan premotor-bazal gangliyon kaynağı ise EDA-2 olarak adlandırılmaktadır. Bu ikinci yol, sempatik yola ulaşmadan önce medullada çaprazlanır (Şekil 2). Retiküler formasyonun da EDA'yı başlatabileceği veya EDA üzerinde modü-latör etkiye sahip olabileceği ifade edilmektedir (Şekil 2'de 3. kaynak) (1).
__________________ Başarı Sadece Elde Ettikleriyle Değil Kim Olduklarıyla Ölçülür... ![]() |
|
#6
| ||||
| ||||
| Deri Damar Sistemi Subdermiste bulunan büyük damarlardan çıkan küçük dallanmalar ter bezlerini, kıl folikül-lerini ve papilla altı kapiler ağı besler. Elektrodermal aktivite açısından önem taşıyan palmar ve plantar bölgeler, çeşitli arteriyo-venöz anas-tomozlar ve arteriyollere sahiptir. Bu arteriyoller sempatik adrenerjik vazokonstriktör liflerle inerve edilirler (1,6,16,17). Postgangliyonik yolların farklı olmasına rağmen, deriye yönelik sempatik aktivite sudomotor ve vazokonstriktör impulslann her ikisini birden içerir. Başlıca termoregülatuvar refleksleri yürütmede görev alan vazokonstriktör lifler mental ve emosyonel olaylardan da etkilenirler (16,18-22). Bunun sonucu olarak aynı emosyonel uyaran hem deri kan akımında hem de EDA'da değişikliklere yol açar. Bu nedenle EDA'nın tarihsel gelişimi içinde önceleri deri kan akımı ile SR'nin birbirine bağlı olduğu ve deri kan akımındaki değişikliklerin EDA yanıtını oluşturduğu ileri sürülmüştü. Fakat yapılan araştırmalarla, önce sudomotor aktivitenin daha sonra vazomotor aktivitenin meydana geldiği ve bu iki aktivitenin biribirinden bağımsız olduğu farmakolojik olarak gösterilmiştir (16,22,23). Başka bir araştırmada, bu iki aktivitenin birbirinden bağımsız olduğunu göstermek için, uyaran uygulanmasıyla birlikte eş-zamanlı olarak kayıtlanan SRR ve deri kan akımını gösteren fotopletismo-gramların matematiksel analizi yapılmıştır. Üssel olarak değişim gösteren bu eğrilerin zaman sabitleri, SRR için 0.5-0.8 s bulunurken, deri kan akımı için 2.5-3.5 s bulunmuştur (Şekil 3) (24).
__________________ Başarı Sadece Elde Ettikleriyle Değil Kim Olduklarıyla Ölçülür... ![]() |
|
#7
| ||||
| ||||
| Deri ve Ter Bezlerinin Rezistif Özellikleri Kan ve hücrelerarası sıvılar ile çok iyi bir biçimde beslenen dermiş ve subdermis, değişebilen iyi bir elektriksel iletkenliğe sahiptir. Buna ek olarak, stratum corneum dışındaki epidermal tabakalar, oldukça iletken yapılar olarak düşünülebilir ve deri direncine önemli katkıları yoktur. Bu nedenle, su ve çözeltilere daha az geçirgen olan stratum corneum tabakasının alt kısmı deri direncinden sorumlu temel bileşen olarak düşünülmektedir. Böyle bir epidermal engelin tam lokalizasyonu olanaksız olduğundan, stratum corneum tabakası hidrasyon derecesine bağlı olarak değişken direnç gibi ele alınmaktadır. Bununla birlikte bu tabakanın direnci, içerdiği sudan çok elektrolit içeriğine bağımlıdır (1,2,25). Ter bezi kanalları stratum corneum içinden geçen kısa-devre iletkenlik yollan gibi davranırlar. Bu davranış, yüksek ter bezi yoğunluğu sonucu elektrodermal kayıtlarda tercih edilen palmar ve plantar bölgeler açısından önemlidir. Genel olarak, deri iletkenliğinin kanaldaki ter sütunu yüksekliği ile arttığı kabul edilmektedir (9). Deri ter bezi sisteminin rezistif özellikleri Şekil 4'de görülen seri ve paralel dirençlerle temsil edilebilir. Kişiden kişiye farklılıklar gösteren SRL 25-500 kQ, SRR ise 1-50 kQ arasında değişmektedir (Şekil 3). Bazal deri iletkenlik düzeyi 0,1.103 mho/cm2 olarak ifade edilmekle birlikte, direnci yüksek bir deride bu değerin 0.01-0.002.103 mho/cm2 aralığında değişebileceği belirtilmektedir Deri direncinin saptanmasında kullanılan sabit akım yoğunluğu için en uygun değer 10 uA/cm2 dir. Sabit voltaj uygulamalarında, akım yoğunluğunun bu değerinin korunması önerilmekte ve bu koşulu sağlayabilecek voltaj değerinin 1-5 V aralığında yer aldığı belirtilmektedir (1).
__________________ Başarı Sadece Elde Ettikleriyle Değil Kim Olduklarıyla Ölçülür... ![]() |
|
#8
| ||||
| ||||
| Tıp ve Elektrodermal Aktivite Deriye yönelik yoğun sempatik innervasyon, bu organla ilişkili biyoelektrik olayları anlamaya yönelik çalışmaların temelini oluşturmaktadır. Böylece merkezi ve periferik sinir sistemlerindeki bozuklukların EDA ile saptanabileceği düşünülmektedir. Bu çalışmaların diğer bir amacı da EDA ile mental süreçler arasında ilişki kurmak ve psikofızyolojik olayları fizyolojik temellere oturtmaktır. Örneğin, deri iletkenlik yanıtının gözlene-memesi veya habitüasyon durumunun eksikliği şi-zofrenik hastalarda sıklıkla karşılaşılan psikofızyolojik belirtilerdendir (26,27,28). Bu durumun, merkezi katekolamin (noradrenalin, NA) sisteminin fonksiyon bozukluğundan kaynaklandığı ve şizofreninin patogenezinde NA sisteminin etkili olduğu belirtilmektedir (28). Depresyon durumunda küçük olan deri iletkenlik düzeyi, gereksiz telaşa kapılan kişilerde yükselmektedir (29). İnsanda dikkatle ilgili süreçlerin, habitüasyonun ve yönlendirici yanıtın (orienting response) incelenmesinde kalp atış hızının yanısıra EDA da otonom sinir sisteminin ölçütü olarak kullanılmaktadır (11,27,30-36). SRR ve kalp hızındaki (KH) artış arasında bir ilişki olduğunun, fakat SRL ve KH arasında bir ilişkinin görülmediğinin belirtildiği çalışmada, EDA ve zamanla değişen diğer fizyolojik olayların birlikte değerlendirilmesinin otonom sinir sistemindeki bireysel farklılıkların anlaşılmasında ve efektör organlar arasındaki uyumun değerlendirilmesinde önemli olabileceği ifade edilmektedir (37). Hipertansiyonlu kişilerle ilgili bir çalışmada, değişken ve kararsız EDA'nın, artan sempatik aktivitenin göstergesi olduğu gerçeğinden yararlanılmıştır. Böyle kişilerde, EDA'nın kararsız-hğındaki artış sempatik sinir sistemi tonusunun arttığı şeklinde yorumlanmıştır (38). Belirgin bir psikiyatrik bozukluğun oluşmadığı tespit edilen hipertroidili hastalarla yapılan bir araştırmada, hipotalamik-pituiter-tiroid eksenindeki fonksiyon değişikliğinin normal dışı EDA oluşturduğu ve SCL ile SCR'nin sağlıklı kişilere göre yüksek olduğu gösterilmiştir (39). Epileptik kişilerde nöbet sırasında, EDA artışının merkezi sinir sisteminin bu olaya katılımının göstergesi olduğu ifade edilmektedir (15). Fibro-myalgia durumunda gözlenen deri iletkenlik artışı ise periferik sempatik sinir sisteminin kolinerjik ak-tivitesinin arttığı, adrenerjik bileşeninin aktivitesinin azaldığı biçiminde yorumlanmaktadır (40). Ağrı ve stresin ter üretimini etkilediği bilindiğinden, akut ağrı sonucu EDA'da ortaya çıkan değişiklikler incelenmiş ve yöntemin bu duyumu izlemede kullanılan diğer yöntemlerden (kalp hızı ve deri sıcaklığını ölçme) daha duyarlı olduğu saptanmıştır (41). Sudomotor fonksiyon bozukluğu distal C grubu lifleri kapsayan nöropatinin işaretidir. Örneğin, nicel sudomotor akson refleks testi veya termoregülatuvar testin diyabetik nöropatinin saptanmasında yararlı olduğu belirtilmektedir (42,43). Otonomik nöropatiden kuşku duyulduğunda adrenerjik ve kardiyo-vagal bozukluğun yanısıra postgangliyonik sudomotor bozukluğun varlığının, dağılımının ve şiddetinin belirlenmesinin çok önemli olduğu belirtilmektededir (43,44). Periferal nöropatilerde, sempatik yoldaki postgangliyonik denervasyonun daima distal anhidrozis ile sonuçlandığı ifade edilmektedir (43). Genital bölge derisinden elde edilen EDA'ların pelvik otonomik nöropatiye bağlı empotansta oldukça belirgin olduğu gösterilmiştir (45-47). Elektrodermal ak-tivitenin en yoğun biçimde araştırıldığı alan diyabetik nöropatidir ve EDA hastalığın ilerlemiş durumlarında normal dışıdır (42,46). Elektrodermal aktivite değişikliklerinin miye-linsiz aksonları etkileyen patolojilerin güvenilir bir göstergesi olduğu ifade edilmektedir (48,49).
__________________ Başarı Sadece Elde Ettikleriyle Değil Kim Olduklarıyla Ölçülür... ![]() |
|
#9
| ||||
| ||||
| Belli bir ırk (siyah, beyaz) için deri iletkenlik düzeyi ile derinin ışığı yansıtma özelliği arasında ilişki bulunamamıştır (50). Cinsiyet farkının (51,52,53), kişilerin el dominansının (52,54), yaşın (12), menstrual siklusun (55) ve sıcaklığın (56) EDA üzerindeki etkileri konusundaki bulgular çelişkilidir. Kızgın ve öfkeli özellikteki kadınlarla yapılan bir çalışmada, bu özellikteki kadınlarda provokasyon sırasında, fasiyal kan akımı, EDA ve kardiyovasküler olaylarda da artış olduğu gösterilmiştir (57). Bilateral elektrodermal aktivite yanıtları açısından yapılan bir çalışmada, beynin tercihli biçimde kullanılan yansına göre kontralateral durumda olan elden kayıtlanan SCR'nin, diğer ele göre yüksek olduğu gözlenmiştir. Bununla birlikte, elektrodermal sistemdeki asimetri üzerinde tek bir kortikal mekanizmanın varlığından sözedilemeye-ceği belirtilmektedir (58). Deri iletkenliğini yöneten nöro-anatomik yapılar konusunda çok az bilgi vardır. Dermatom-lann vücuttaki dağılımının deri direncinin ölçülmesi ile belirlenebileceği gösterilmiştir (59). Magnetik rezonans görüntüleme yöntemi ile elde edilen ilk bulgular prefrontal alan, pons ve temporal amyg- dala alanlarının deri iletkenliğini belirlemede rol oynadıklarını göstermektedir. Pozitron emisyon tomografisi, deri iletkenlik yanıtına sahip şizofrenik kişilerde, frontal korteks glukoz metabolizmasının, bu yanıta sahip olmayan kişilerde daha yüksek düzeyde olduğunu göstermektedir (60). Parkinsonlu hastalarda yapılan bir araştırmada, EDA-1 yolunun aktivasyonu için işitsel uyaran, EDA-2 yolunun aktivasyonu için patella tendon refleksi kullanılmıştır. Normal ve Parkinsonlu bireylerden, işitsel uyaranın kullanılmasıyla elde edilen uyarılmış SRR latansları arasında anlamlı bir fark bulunmazken, patella tendon refleksi ile elde edilen uyarılmış SRR latansları arasında anlamlı bir fark görülmüştür (61). Çeşitli anestezik koşullar ve ilaçların merkezi sinir sistemindeki etkinliğinin incelenmesinde, uyarılmış EDA'nin kullanılmasının yararlı olabileceği belirtilmektedir (62). Aşın sempatik aktivitenin görüldüğü posther-petik nevralji ve Raynaud hastalarında da EDA ile ilgili çalışmalara devam edilmektedir. Bu hastalıklar nedeniyle ağn şikayeti olan kişilere stellat gan-gliyon bloku yapılmış ve bu sırada SRL 'nin değişiminin izlenmesi, stellat gangliyon blokunun başansını yansıttığı görülmüştür (63). Hiperhidro-zis nedeniyle bilateral torakoskopik sempatektomi yapılan kişilerde, cerrahi girişimin başansını değerlendirmek için SRR'yi incelemenin uygun olmadığı ifade edilmektedir (64).
__________________ Başarı Sadece Elde Ettikleriyle Değil Kim Olduklarıyla Ölçülür... ![]() |
|
#10
| ||||
| ||||
| Tartışma ve Sonuç Elektrodermal aktivite, ortaya çıkışında rol üstlenen otonom sinir sistemi dikkate alındığında, merkezi sinir sisteminin (MSS) perifere açılan penceresi olarak değerlendirilebilir. Bu bakış açısından, periferde yapılan gözlemlerle MSS hakkında bilgi çıkarmak olanaklıdır. Bu görüş bizim ve diğer araştırmacılann yaptığı gözlemlerle de doğrulanmaktadır. Bu yönü ile EDA, hekimin deneyimleri ve diğer tanısal araçlarla elde ettiği bulgulann güvenilirliğini arttıran araç olarak değerlendirilebilir. Buradaki en büyük sorun, gözlenen bilgilerin MSS'nin aktivitesinin dolaylı göstergesi olması ve çoklu fonksiyonlara sahip sistemleri içermesidir. Bu nedenle, özellikle uyanlmış yanıtların elde edilmesinde deney planı çok iyi yapılmalıdır. Çalışmalarımız, EDA'nın, stellat gangliyon bloku gibi hekimin girişimini gerektiren bir konuda sunduğu bulguların pekçok açıdan diğer klinik gözlemlerden daha objektif olduğunu göstermiştir. Bu yönü ile EDA kemoterapi/cerrahi yöntemlerinden hangisinin öncelikli kullanılmasının daha doğru olacağı konusunda yönlendirici ve hekimin uygulamalarının başarısını değerlendirmede yardımcı olabilir. Uygulanmasının kolay ve ucuz oluşu, tek bir uyaranın etkisi ile ilgilenebilmeyi olanaklı kılması, averajlama tekniklerine gereksinimi ortadan kaldırması ve non-invaziv oluşu yöntemin, diğer yöntemlere göre üstün yanlarıdır. » Nüve Forum » akademik » Tıp Fakültesi
__________________ Başarı Sadece Elde Ettikleriyle Değil Kim Olduklarıyla Ölçülür... ![]() |
| Sponsorlar |
| |
![]() |
| Tags |
| deri direnc duzeyi, deri direnc yaniti, eda, electrodermal activity eda, elektrodermal aktivite, skin resistance level, skin resistance response, srl, srr |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|