Nüve Forum

Nüve Forum > kütüphane > Din ve Felsefe > Hurafeler > Hurafeler ve İslam'ın Hurafelere Bakışı

Hurafeler hakkinda Hurafeler ve İslam'ın Hurafelere Bakışı ile ilgili bilgiler


Dinin aslında bulunmayan, birtakım yollarla sonradan dine sokulan ve dinî inançmış gibi telakkî edilen söz, fiil ve davranışların tümü bid'at ve hurafe kapsamına girmektedir. Dinler tarihi incelendiği zaman görülecektir ki;

Hurafeler Boş, batıl inanışlar; asılsız rivayetler ve efsaneler, dinde olmayan ve sonradan dine eklendiği belli olan (bidat) asılsız inançlar, uğursuzlukla ilgili inanışlar ve yorumlar. Olağan davranışları etkilemek ve tabiat düzenini değiştirmek için yapılan büyüler. Üfürükçülük ve yatırlardan medet ummak. Muska ve nazarlıklarla değişim yaratmak. Hurafelerin büyük bir kısmı dinle ilgilidir. İnanç alanına girdikleri için bilimsel olarak bir yorum yapmak imkansızdır. Ancak çok bilinen "dünya düzdür" hurafesine bile rastlanmaktadır. Hurafelerin birçoğu çocuksu inanışlardır. Dinin temel inançlarıyla çeliştiğinde hurafecilik küfre kadar gidebilir. Töredir diye yapılan eylemlerde bile hurafe görülebilir. Gelenek ve göreneklerle karışmış hurafeler olabilir.

Like Tree2Likes
  • 1 Post By aşk falı
  • 1 Post By aşk falı

Cevapla

 

LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 18.04.08, 22:30
aşk falı - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Yaratıcı
 
Üyelik tarihi: Jul 2007
İletiler: 1.390
aşk falı için ne kadar gurur duyulsa azdır.aşk falı için ne kadar gurur duyulsa azdır.aşk falı için ne kadar gurur duyulsa azdır.aşk falı için ne kadar gurur duyulsa azdır.aşk falı için ne kadar gurur duyulsa azdır.aşk falı için ne kadar gurur duyulsa azdır.aşk falı için ne kadar gurur duyulsa azdır.aşk falı için ne kadar gurur duyulsa azdır.aşk falı için ne kadar gurur duyulsa azdır.aşk falı için ne kadar gurur duyulsa azdır.aşk falı için ne kadar gurur duyulsa azdır.
Standart Hurafeler ve İslam'ın Hurafelere Bakışı

Dinin aslında bulunmayan, birtakım yollarla sonradan dine sokulan ve dinî inançmış gibi telakkî edilen söz, fiil ve davranışların tümü bid'at ve hurafe kapsamına girmektedir.
Dinler tarihi incelendiği zaman görülecektir ki; hemen hemen her devirde bid'at, hurafe ve batıl inanışlar, toplumların ortak problemi olmuş, daima gündemdeki yerini ve önemini muhafaza etmiştir. Bu, dün olduğu gibi bugün de böyledir. Birçok hurafe, dinimizin esas tâlimatı arasına zararlı bir ***8220;parazit***8221; gibi karışmıştır. Maalesef bugün okumuş-câhil, pek çok müslüman bu hurafelere inanmaktadır. O kadar ki bazıları, bu hurafeleri adeta dinî bir hüküm zannetmekte, hatta ve hatta birçok insan bunu din adına samimi bir şekilde savunmakta ve bu davranışını ***8220;hakiki dindarlık***8221;, bunlara karşı çıkmayı ise ***8220;dinden uzaklaşma***8221;, ***8220;itaatsızlık***8221; ve ***8220;inançsızlık***8221; olarak kabul etmektedirler. Halbuki, Dinin kabul etmediği anlayış, inanış ve uygulamalarla dindarlık olmaz. Tam tersine hurafe ve batıl inanışlar, farkına varmadan kişileri, inandıklarını söyledikleri dinin gerçeklerinden ve özünden uzaklaştırır. Gerçek dindarlık, ancak Dinimizin ana kaynaklarında bulunan itikad, ibadet ve ahlak esaslarını kabul etmek ve hayatımızı bu prensipler çerçevesinde düzenlemekle mümkündür.
Bugün insanımızın benimsediği batıl inançlar içinde akla, mantığa uymayan, İslam Dininin emirleriyle hiç bağdaşmayan öyle saçma fikirler vardır ki, insan bunlara inananlara hem hayret ediyor, hem de üzülüyor.
Zira kimi, dişi ağrıyanın mezar taşını ısırıp arkasına bakmadan evine dönerse ağrısının kesileceğine, kimisi bazı mahallerdeki ağaç, türbe ve mescit pencerelerine bez bağlamakla, taş yapıştırmakla dileğinin yerine geleceğine, kimisi de cuma günü ezan okuyan müezzine minareden başörtüsü sallatırsa, kısmetinin açılacağına inanmaktadır.
Bu arada baykuşun ötmesinden, köpeğin havlamasından, kurbağanın sesini yükseltmesinden, yıldız kaymasından, göz seğirmesinden, burun kaşınmasından, kulak kızarmasından nice mana ve hükümler çıkarmaktadır. Cuma gecesi ev temizlemenin, cumartesi günü de çamaşır yıkamanın uğursuzluk getireceğine inananların sayısı azımsanmayacak kadar çoktur.
Ashab-ı Kiram ve gerçek İslam âlimleri, bu çeşit batıl inançlarla asırlar boyu mücadele etmişler, hala da edilmektedir. Ama ne yazık ki hurafelerin ve yanlış âdetlerin kökü bir türlü kurutulamamıştır.
Toplumların ortak kültürel ve sosyal derdi olan bu batıl inançların neşvü nema bulmasına, kök salmasına zemin hazırlayan birçok sebep vardır. Cehalet, âdet, gelenek, görenek, menfi propaganda, çıkar hesapları, kişisel zaaflar, insanların saf ve temiz inançlarını istismar, dini yanlış anlatma... gibi sebepler, hurafe ve batıl anlayışların ortaya çıkmasına ve yayılmasına neden olan faktörlerden bazılarıdır.
İnsan, yaratılış itibariyle inanmaya ve telkine müsait bir varlıktır. Başına bir dert, bir bela geldi mi, deva ve şifa umuduyla her çareye başvurmakta, her duyduğunu yapmaya kalkışmaktadır.
İşte insanın bu zaafını iyi bilen bazı kimseler, (üfürükçüler, muskacılar, cinciler, falcılar) bundan istifade etmesini bilmektedirler. İnsanın duygu, düşünce ve inancını istismar ederek onu, yanlış yollara sevk etmekte ve menfaat sağlamakta, hatta çevresinde manevî otorite kurabilmektedirler.
Ancak biz inanıyoruz ki, iyi niyetli, temiz düşünceli müslüman kardeşlerimizi bu kötü niyetli insanların istismarından kurtarmak için onları uyarmak ve eğitmek gerekmektedir. Zira halkımızın sağduyusu sağlamdır. Hurafe inançların ortadan kaldırılması için yılmadan, usanmadan doğru olanı söylemek ve öğretmek gerekir.
Hak gelince batılın ortadan kalkacağını Kutsal Kitabımız haber vermektedir.2 Nitekim İslam Dininin gelmesiyle yeryüzünde bir sürü batıl inanç yıkılmış ve ortadan kalkmıştır. Günümüzde görülen bazı yanlış inanç ve adetlerin devam etmesi, İslam'ın güçsüzlüğünden değildir. Zira İslam esaslarını, İslam düşüncesini iyi bilen hurafeye, safsataya kanmaz. Hurafelerin devam etmesi, halkın çoğunluğunun İslam Dininin emir ve yasaklarını iyi bilmeyişinden, bizim de halkımızı iyi eğitemeyişimizdendir. İşte bu noksanlığı gidermeye bir nebze katkıda bulunmak amacıyla bu makaleyi yazma ihtiyacını duydum.

Makale yazarı
Doç.Dr. H.Mehmet SOYSALDI
* Fırat Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Tefsir Anabilim Dalı Öğretim Üyesi.
__________________

Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Diksiyon Kursu
Nefes Teknikleri Kursu
Kişisel Gelişim Kursları
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 20.04.08, 16:57
aşk falı - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Yaratıcı
 
Üyelik tarihi: Jul 2007
İletiler: 1.390
aşk falı için ne kadar gurur duyulsa azdır.aşk falı için ne kadar gurur duyulsa azdır.aşk falı için ne kadar gurur duyulsa azdır.aşk falı için ne kadar gurur duyulsa azdır.aşk falı için ne kadar gurur duyulsa azdır.aşk falı için ne kadar gurur duyulsa azdır.aşk falı için ne kadar gurur duyulsa azdır.aşk falı için ne kadar gurur duyulsa azdır.aşk falı için ne kadar gurur duyulsa azdır.aşk falı için ne kadar gurur duyulsa azdır.aşk falı için ne kadar gurur duyulsa azdır.
Standart Hurafeler ve İslam'ın Hurafelere Bakışı

Hurafelerin Ortaya Çıkması:
Dinler tarihi incelendiğinde görülüyor ki, insanlar ilâhî dini tebliğ eden peygamberlerden zaman bakımından uzaklaştıkça eski dinlerden kalma bazı inanç, âyin ve âdetleri yeniden canlandırmışlardır. Böylece peygamberlerin tebliğ edip açıkladığı Tevhid (Tek Allah) inancından uzaklaşarak, eski batıl inançlarına yeniden dönmüşlerdir.
Her yeni gelen peygamber, insanları bu yanlış inançlarından uzaklaştırmak için büyük mücadele vermiştir. Fakat batıl inançlarından kopamayan, ilâhî gerçekleri idrak edemeyen bazı kavimler, peygamberlere karşı direnerek, bu yolda çok kan akıtmışlardır. Çünkü insanoğlu en çok inanç ve vicdanî konular üzerinde hassasiyet göstermektedir. İnsan; inancının yanlış, gittiği yolun tehlikeli olduğunu görse bile, çoğu zaman alışkanlıklarından kolay kolay vazgeçmez. Eğer bir de bazı menfaatlerinin yok olacağı endişesine kapılırsa daha da hassaslaşır. Aklı ve gönlü iyice yatmadıkça kanaatini değiştirmez. Birtakım ihtiraslar onu, daha da tutucu hale getirir ve sertleştirir.
İşte bu nitelikteki insanlar, peygamberlerin tebliğ ettiği ilâhî dinlere, daima karşı çıkmışlardır. Böylece ilâhî dini kabul edenlerle, etmeyenler arasındaki kavga, tarih boyunca sürüp gelmiştir. Peygamberlerin izinden giden gerçek din âlimleri yanlış inanç ve hurafelerle mücadeleye devam etmişlerdir. Ancak her devirde ve her toplumda, yanlışa ve batıla sapanlar daima olagelmiştir. Zira bir dinin esas ilkeleri, âyinleri başka bir din içerisine hemen aynıyle geçmese de, "hurafeleri" bir din ehlinden başka bir din ehline, bir hastalık gibi sirayet edebilmektedir. Çünkü insan toplulukları her yerde, bazı kültür ve eğitim farklılıklarına rağmen insan olma nitelikleri bakımından birbirinin aynıdır. Bu itibarla diğer din toplulukları içerisinde olduğu gibi, müslüman toplumlar arasında da hurafelere inananlar mevcuttur. Özellikle çeşitli kavim ve milletlerden insanlar İslam dinine girdikten sonra bu batıl inançlar daha da çoğalmıştır. Her kavim beraberinde "cahiliye" âdetlerinden bir şeyler getirmiştir.
Müslümanlar arasında görülen, fakat İslam'ın esas prensipleriyle bağdaşmayan bazı yanlış ve acaib âdetler, Müslümanlara eski Mısır, Bâbil, Hint, Acem, Fenike, Roma ve Helenler gibi ilkçağ kavimlerinden intikal etmiştir. Bazı batıl inanışlar da Yahudi, Hıristiyan ve Samanlardan geçmiştir.
Bugün müslümanların çoğunluğu teşkil ettiği yerler, eski çağlarda hurafelerin çokluğu ile şöhret bulmuştu. Hint, İran, Mısır, Keldanistan, Filistin, Arap yarımadası kısaca Küçük Asya, vaktiyle çeşit çeşit kâhinler yetiştirmiş, acaib ve garip inançlara sahne olmuştu.
Bu hususta M.Şemsettin Günaltay, "Hurafattan Hakikata" adlı eserinde şunları yazmaktadır:
"Yıldızların vaziyet ve hareketlerinden hükümler çıkarma âdeti, insanlığa Keldânîlerin armağanıdır. Önceleri bir tapınma hissi ile başlayan efsane devri zamanla daha çok yoğunluk kazanmıştır. Halkın başına birer bela olan kâhinler, câhil kitleyi istedikleri gibi kullanmak, zâlim hükümdarları, kendi emirlerine boyun eğdirebilmek için, batıl inançların artmasını bütün şeytanlıklarıyla devam ettirip nüfuzlarını yükseltmişlerdir..."
Kâhinlerin nüfuzu o dereceyi bulmuştu ki, savaş ve barış gibi büyük işlerden, yeme, içme, tıraş olma ve yıkanma gibi basit işlere kadar her şeyi kâhinlerin uygun görmesiyle yerine getiriliyordu. Kâhinlerin dedikleri halk tarafından büyük bir hürmet, derin bir inanç ile karşılandığından kısa bir süre sonra gelenek hükmünü alıyordu.
Keldânîler ortadan kalkalı asırlar geçtiği halde sihirbazların, kâhinlerin ortaya attığı hurafeler, halen insanlığın önemli bir kısmında etkisini göstermektedir. Mesela, türbelerde kandil yakmak âdeti Fenikelilerden intikal etmiş bir adettir. Aslında Fenikeliler (Sur) şehrinin hamisi, servet, ticaret ve denizciliğin ilâhı olan (Melkâres)'in heykeli önünde sürekli kandil yakarlardı.
"Sihir ve reml, bakla dökmek, fala bakmak..." gibi hurafeler de Müslümanlara Mısır ve Âsurlulardan geçmiştir.
Müslümanlar arasına Süryânîlerden de bir çok batıl âdetin girdiği bir gerçektir. Süryaniler, güvercinlere kutsal hayvan nazarıyla bakarlardı. Bu inanç aynen Müslümanlara da geçmiştir. Süryanilerin Ruhanileri, ibadet esnasında, kan ter içinde kalıncaya kadar didinirlerdi.
Mahud "Kaf" dağı hurafesi de İran efsanelerinden geçmiştir. Eski İranlılar (Kaf) isminde kutsal bir dağ ile onun üzerinde "Anka" adında bir kuşun varlığına inanırlardı. Bu kuşa ait efsaneler Osmanlı Edebiyatına bile girmiştir.
İran kahramanı meşhur Rüstem ile Simer arasındaki maceralar, İran Edebiyatının en parlak hayallerinin süslü şekillerle yapılan levhalarına kaynak teşkil etmiştir. Ayrıca öteden beriden mana çıkarmak, bazı nesnelerde uğur ve uğursuzluk olduğuna inanma âdeti de Romalılarla putperest Arapların miraslarındandır. Romalılar kuşların uçuşundan, ötüşünden birtakım hükümler çıkarırlardı. Bu âdet aynıyla Araplarda da görülmektedir.
Bugün uğursuz saydığımız baykuş, Romalılar tarafından aynı şekilde kabul olunurdu. Bir Romalı, baykuşun ötmesini bir felaket başlangıcı olarak telakkî ederdi. Keldânîlerin kâhinlerine karşılık eski Arapların da Arrafları (falcıları) bulunurdu.
Eski Yunanlıların yarı tanrıları, Hıristiyanlığın yaygınlaşmasından sonra adlarını değiştirerek (Ay'a) namını almıştır. Bu geleneğin yerleşmesi zamanla türbeperestlik şeklinde, İslamiyete sokulmuştur.
İslam'dan önceki ilâhî din olan Hıristiyanlık içerisine de bir sürü batıl inanış sokulmuştur. Mesela, Hıristiyanların kutladığı "paskalya" bayramları bunlardan biridir. Bu bayram, kaynağı itibariyle, eski insanların tabiata taptıkları çağdaki cihanşümul yaz bayramının devamından ibarettir. M.Ö. 3000 yıllarındaki göçebe Yahudi kavmi bu bayrama "Pesah" adını verirdi. Tanrının merhametini celb için davarlarının ilk dölünden kurban keserlerdi. Yahudiler Filistin'e yerleşip ziraat hayatına
geçtikten sonra bu kurban törenine hamursuz ekmek de karışmış oldu. Daha sonraları bu tören Yahudilerin Mısır'dan çıktıklarının şükranı olarak dini bir bayram sıfatını kazandı. Hâlbuki menşeinde bu tören (kışın ölüp, ilkbaharda dirilen) "Neşvünema" tanrısı şerefine yapılan müşrik bayramı idi.
Hıristiyanlar bu Paganizm (putperestlik) devrinin bayramını "kitaba uydurup" İsa'nın ölüp dirildiği şerefine yapılan muhteşem dinî bayram olarak kabul ettiler.
Çağdaş kültürün en büyük seviyesine erişen batılı milletlerin halk topluluklarında da eski çağlardaki müşrik inanışlarının kalıntılarını görmekteyiz. Aslında bugünkü milletlerin hiçbiri hurafelerden tam anlamıyla arınamamışlardır. İnandıkları dinin kuralları içerisine daha önceki dinlerden mutlaka birtakım inanışlar, âdetler girmiştir. Çünkü hurafe inanışları bir bulaşıcı hastalık gibi bir din ehlinden başka bir din ehline geçebilmekte ve girdiği yerde de izler bırakmaktadır. Mesela eski şamanist kavimlerin -ağaç kültü- (bazı ağaçları kutsal sayma âdeti) Hıristiyanlara geçerek "Noel Ağacı" olmuştur.
Üzülerek görüyoruz ki bu âdet yılbaşlarında Hıristiyanlardakine benzer şekilde, şimdi de bizim bazı müslüman "evlerine" ve "vitrinlerine" girmiştir. Oysa Hıristiyanlar bu ağaç "Kültü"'nü Hz.İsa'nın doğumu hakkındaki bir efsaneye dayandırarak kitaplarına uydurmuş ve ona dini bir hüviyet kazandırmışlardır.
İslam Dini eski "cahiliye" inanç ve âdetlerini bırakmayı kesinlikle emir buyurmasına rağmen, birçok âdet hala varlığını devam ettirmektedir. Hala, "kutlu" sayılan bazı mahallerdeki ağaçlara, vb. şu, bu niyetle "medet umarak" bez bağlayan, mum yakan, para atan, tuz serpen, bahçesinde, eşiğinde kurban kesen zavallı müslümanlar az değildir!...
Kızının nasibini açtırmak, gelinine büyü yaptırmak, bilmem neredeki "yeraltı hazinelerini" öğrenebilmek için "falcılara", "üfürükçülere", "muskacı ve büyücülere" koşuşturanlar, belki tahmin edilenden çok daha fazladır. Yazıktır ki, bunların sonucu olarak meydana gelen huzursuzluklar, avuç dolusu harcanan paralar, inanılmayacak ölçüde verilen hediyeler sihir-büyü neticesi bunalıma düşen gencecik insanlar ve acı felaketler. Bu tür işlerden para kazanan hoca kisveli sahtekârlar ve onlara çanak tutan sinsi simsarlar.
Kanaatimizce bütün bunlar, yüce İslam Dinini iyi bilmemenin, onun gönül doyurucu, ruh okşayıcı aklî ilkelerinden uzak kalmanın belirtileridir. Bilgisizliğin manevî sahadaki yıkımıdır. Bu türlü batıl inançlar Yüce Dinimizin prensipleriyle kesinlikle uyuşmaz, İslam dini bu tür söz ve davranışları yasaklamıştır.

Makalenin devamı eklentidedir.
Eklenmiş Dosya
Dosya tipi: pdf islamınhurafelerebak.pdf (291,7 KB (Kilobyte), 686x kez indirilmiştir)
__________________

Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Diksiyon Kursu
Nefes Teknikleri Kursu
Kişisel Gelişim Kursları
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Tags
bakışı, hurafeler, hurafelere, ıslam'ın

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Bütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 02:27 .