Uzak Ülkelere Kaçma Hayali
Yazdıklarından, içinde yaşadığı acı gerçeklerle çevrili
dünyadan memnun olmayan Fikret, kendini bir hayale teslim eder.
Bu hayalin adı «Yeşil Yurt»tur. Bu hayale göre, dergideki
edebiyatçılardan isteyenler, aileleriyle birlikte Hüseyin Kâzım’ın
(Kadri) Manisa’daki çiftliğine çekileceklerdir. Burada samimiyet ve
kardeşlik içinde bir hayat sürmeleri, Fikret’le birlikte diğer
edebiyatçıların da ideali olur. Halit Ziya, önceleri Manisa yerine
Seylan adasının adının geçtiğini belirtir. Halit Ziya bu hayalin nasıl
suya düştüğünü açıklamaz.25
Hüseyin Kâzım da Servet-i Fünûn üyelerinin ülkedeki kötü
gidişe çare aradıkları rutin toplantılarından birinde, Fikret’in bir fikir
ortaya attığını söyler: başka bir ülkeye göç etmek! Onun bu fikri
herkes tarafından tasvip edilir. Ama para temin etmeleri çok zor
görünür. Hüseyin Kâzım, Fikret’in Batı medeniyetinin yaşandığı
ülkelerden de hoşlanmadığını ve onun mümkün olsa insanlıktan
kendini soyutlayacağını söyler.26 Uzun tartışmalardan sonra göç
ülkesi, Yeni Zelanda olarak tespit edilir. Bu ülkeye dair broşürler,
kitapçıklar getirtilerek hayaller kurulur.Fikret, «Yeşil Yurt» Yeşil
Yurt’un mukavvadan bir prototipini bile yapar. Yalnız, bekâr olan
edebiyatçılar için, göç etmelerine ancak evlenmeleri kaydıyla izin
verir. Bu sefer de bu durumda olanlar için yeni bir dert, evlenmek
meselesi ortaya çıkar. Ancak bu hayaller bir süre sonra söner.
Hüseyin Kâzım, Halit Ziya gibi buna neden olan belli bir olay
göstermez. Yalnızca bir arkadaşın, toplantı sırasında Fikret’ten rakı
istediğini ve Fikret’in de bu olaya çok üzüldüğünü belirtir. Sanki
Fikret, göç edilen ülkede alkolik bir arkadaşın yanında
bulunmasından çekinmiş gibidir. Bu olaydan bir süre sonra Yeşil
Yurt hayali Fikret’te bir kez daha canlanır. Bu sefer, Hüseyin
Kâzım’ın babasına ait Manisa’nın Tepecik köyündeki bir çiftliğe
yerleşilmesi düşünülür. Bunu üç isim yapacaktır: Tevfik Fikret,
Hüseyin Kâzım ve Hüseyin Cahit. Hüseyin Cahit, tetkik için söz
konusu çiftliğe gider. Olumlu izlenimler ve elinde fotoğraflarla geri
döner. Fakat Fikret bir kez daha vazgeçer. Bu vazgeçiş için ortada
yine açık bir neden ya da olay yoktur. Zaten «Fikret’in tercüme-i
hayatı, yine kendi tabirince «bir ruh-ı ateşîn ile bir fikr-i bî karar»
cümlesiyle»27 özetlenebileceği için bu davranışları da normal
karşılanır.
Yeni Zelanda’ya ve Manisa’ya göç etme fikirlerine Hüseyin
Cahit de değinir. Yeni Zelanda konusunda en istekliler olarak,
Hüseyin Kâzım’ı, Mehmet Rauf’u, Fikret’i ve kendisini sayar. Ayrıca
Hayat-ı Muhayyel adlı eserini de bu ülkeye göç etme fikrinin verdiği
ilhamla kaleme aldığını söyler. Yeni Zelanda konusunda Fikret’le bir
noktada anlaşamaz. Hüseyin Cahit, Abdülhamit ölünce mutlaka
ülkeye dönmeyi ister. Fikret ise ömür boyu orada kalmakta diretir.
Bu hayalin gerçekleşmemesine sebep olarak Hüseyin Cahit,
parasızlığı gösterir.
Manisa düşüncesi de Fikret hiçbir neden göstermediği halde
gerçekleşemez. Oysa bu şehir kendi planları için çok uygundur.
«Ama biz gene de İstanbul’da kaldık. Fikret’in böyle
garabetleri vardı. Kim bilir ne gibi bir mülahaza ile fikrinden vazgeçti
ve kabahati Hüseyin Kâzım’a bulmak istedi. Ben Manisa’da iken «Gel
ey berîd-i perestîde...» (Rebabı Şikeste) diye mısralar söylemiş,
sabırsızlıkla avdetimi beklemiş. Sonra teşebbüsten vazgeçilince: «Sen
de gittin, senin de arkandan…(Rebabı Şikeste)» diye gözyaşları
dökmüştü. Sanki bütün teşebbüsün amacı bu iki manzumeyi
yazmakmış gibi...»28










Normal
