| Türk Dili Ve Edebiyatı Çağdaş Türk Lehçeleri, Eski Türk Edebiyatı, Türkiye Türkçesi, Türk Diline Giriş, Osmanlı Türkçesi, Temel Bilgi Teknolojisi |
![]() |
| | LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
#1
|
Bunlara Baktınız mı?
13.05.08, 03:55
Fikret Kızılok | Fikret Kızılok | Fikret mualla | Tevfik Fikret | Fikret Kızılok | ANILARDAKİ FİKRET Özet Yeni Türk Edebiyatı’nın en önemli şahsiyetlerinden Tevfik Fikret hakkında bilgi edinmek için başvurulacak kaynaklar arasında anı kitaplarının ayrı bir yeri vardır. Söz konusu kitapları yazan edebiyatçılar, Fikret’in öğrencisi veya arkadaşı olmuş kişilerdir. Yalnızca Yapısalcı bir gözle bakılmadığı ve eserin şahsiyetle doğrudan bağlantılı olduğu düşünüldüğü takdirde bu anı kitapları da önem kazanmaktadır. Bu çalışmada Fikret’ten bahseden edebiyatçıların anıları ele alınmıştır. Abstract Tevfik Fikret is an important figure to New Turkish Literature. To understand his works and his personality we need secondary sources, just like memoires.Some literary memoires gives us interesting details about Fikret and literary history.İn this paper, we tried to display those details. kaynak pdf |
| Mehmet Yücel kullanıcısının bu bilgilendirici iletisine teşekkür eden üye : | ||
safran çiçeği (21.05.08) | ||
| Sponsorlar |
| |
|
#2
| ||||
| ||||
| Türk edebiyatının, üzerinde çok sayıda polemik yapılmış olan ünlü şairi Tevfik Fikret’in hayatı, kişiliği ve alışkanlıkları hakkında Ruşen Eşref’in Tevfik Fikret-Hayatına Dair Hatıralar (Kütüphane-i Sudi,1919) adlı kitabından geniş bilgi edinmek mümkündür. Biz bu yazıda Fikret’in öğrencisi de olmuş olan Ruşen Eşref dışındaki edebiyatçıların anılarında Fikret’in nasıl yansıtıldığını incelemeye çalışacağız. Söz konusu anılardan Servet-i Fünun üyelerine ve özellikle o dönemde Fikret’i tanımış olan edebiyatçılara ait olanlarını bir başlık altında topladık.Bu topluluğun dışındaki edebiyatçıların anılarına da ayrı ayrı yer vereceğiz. |
|
#3
| ||||
| ||||
| 1. Servet-i Fünûncuların Gözüyle Fikret Fikret’in Kişiliği: Fikret’i yakından tanımış, onunla pek çok ortak anısı olan edebiyatçılardan biri Halit Ziya’dır. Fikret’le birlikte Servet-i Fünûn devrine damgasını vurmuş olan Halit Ziya, anılarında sık sık ondan bahseder.1 Halit Ziya’ya Fikret’ten ilk bahseden Hüseyin Siret (Özsever), daha sonra da Ahmet Hikmet’tir.2 Halit Ziya, Fikret’ten «sanat alınyazımın edebiyat hayatlarına en çok bağlı olacağı» iki kişiden biri şeklinde bahseder. Fikret’le daha tanışmamıştır ama sanki onun ismi Halit Ziya’yı ürkütür. Bu yüzden tanışmayı da geciktirir. Bu gecikmede, belki de Fikret’in yanında kendini küçülmüş hissetme korkusunun payı olabileceğini söyler. Zaten daha tanışmadan Fikret hakkında anlatılanlar onu büyülemiştir. Tanıştığı zaman ise, onun fizikî görünüşünden de etkilenir. Bir başka yerde Uşaklıgil, Fikret’i şöyle tanımlayacaktır: «İstanbul’dan çıkmamış, Galatasarayın dört dıvarı arasında mübhem emeller besledikten sonra hayata çıkınca onu hayalinden o kadar uzak görmüştü ki Babıalide ciğerlerine muvafık bir hava bulamayarak boğulacağına hükmetmiş, bir maden kuyusunda müsemmim bir hava yutmuş gibi kendisini dışarıya atarak, biraz sersem, biraz şaşkın, bu memlekette nasıl yaşayabileceğinde mütehayyir, sarfedilmeğe vesile bulunmayan zengin kuvvetlerini habsede ede dolaşıyordu; bütün rü’yet afakı, mektebin hakikate varamıyacak emelleriyle memleketin her ümidi gırtlağından tutup sıkan idaresinin arasında bir karanlık köşeden ibaretti. »3 Halit Ziya, Fikret’i böyle tasvir ettikten sonra onun Servet-i Fünûn müdürlüğünü de «avunulacak bir eğlence çeşidinden» kabullendiğini söyler. Bu iki isim, o dönemde sanat anlayışlarının yakınlığından dolayı değil, kendi dönemlerinde cari olan zulme ve baskıya(II.Abülhamit’e) duydukları nefretten dolayı aynı dergide yer alırlar. Bunun vurgulanması da ilginçtir. Aynı estetik bakış açısının romanda ve şiirde temsilcileri olarak genel kabul gören bu edebiyatçılardan H.Ziya, sanattaki tavrını Fikret’inkiyle aynı çizgide görmez.İkisinin bir diğer ortak özelliği de, manevî açlıklarını Doğuda değil, Batıda gidermeleri olur. Halit Ziya, o dönemde en az tenkit edilen üyelerinin Fikret olduğunu belirtir. Buna rağmen en çok öfkelenen de yine o olmaktadır. Fikret, arkadaşlarının başarısıyla çok sevinen, onların yazılarını kendinden geçerek okuyan bir yapıdadır. Servet-i Fünûn düşmanları Fikret’i pek eleştiremezler. Çünkü ondan korkarlar, onun edebiyattaki yerinin sağlamlığını da bilirler. Üstelik kusursuz şahsiyetinde eleştirilecek nokta da bulamazlar. Fikret, insanları hiç bir zaman oldukları gibi kabul etmez. Her zaman, herkese dargın, her şeyden bezgin bir ruh hali içindedir. Kentten uzaklaşma gereğini hissettiğinde, «hiçlerden mürekkeb bir sanat ve zevk yuvası yaptığı» köşesine çekilir. Servet-i Fünûn döneminde Fikret’le beraber aynı ortamlarda bulunup onunla arkadaş olmuş bir başka isim de H. Nazım takma adlı Ahmet Reşit Rey’dir. Ahmet Reşit anılarında4 Servet-i Fünûn’a Ahmet İhsan’la olan yakın dostluğu sayesinde yazmaya başladığını söyler. Fikret derginin yönetimine geldikten sonra «ciddî bir merhale»nin ilk adımları atılır. Eski edebiyat taraftarlarının saldırılarına çoğu kez dergideki bir ‘musahabe-i edebiye’ ile Fikret cevap verir. Ahmet Reşit Fikret için şunları söyler: «Vakıa Tevfik Fikret de nefsine mağrur ve seriül-infialdi. İstişare odasındaki vazifesini bu sebeple terketmiş, o meraretle mesaisini edebiyata vermiş; padişahı da - hususile pederinin tağribinden sonra daima mültehip olan- kin ve nefretine hedef etmişti. Bu cihetle sarayda kâtiplik etmekten başka cürmü olmayan bizlere de ara sıra nîş-i tehekkümünü uzatmaktan çekinmezdi.» Anılarında Tevfik Fikret için özel bir bölüm de ayırmış olan Ahmet Reşit, bu sayfalarda Fikret’in hem mizacını hem sanatını analiz eder. Ona göre Fikret; talâkatle fesahati kendinde toplamış hoşsohbet birisidir. Karşısındaki insanı büyüleyen bir ifadeye sahiptir. Ancak zaman geçtikçe mizacı kötümserliğe doğru yol alır. Fikret Galatasaray’daki görevinden ayrılınca onun bıraktığı edebiyat derslerini üzerine alması için Süleyman Nesip, Ahmet Reşit’e ısrar eder. Ahmet Reşit, Fikret’i gücendirmemek için bu teklifi geri çevirir. Ancak daha sonra Fikret’in de rızası alınır ve öylece göreve başlar. Ahmet Reşit, Fikret’ten son olarak bahsettiği sayfalarda Halit Ziya’nın Kırk Yıl’ındaki bazı sözlere itiraz eder. Halit Ziya’nın, Fikret için kullandığı «dört duvar arasında müphem emeller» ifadesini anlayamadığını söyler. Halit Ziya’nın, Fikret’in manevî cephesini tasvir etmekten uzak kaldığını belirtir. Servet-i Fünûn dergisinin kurucusu Ahmet İhsan Tokgöz de anılarında Fikret’ten bahseder.5 1896 yılının kışında Recaizâde Ekrem, yanında «bakışı çok kuvvetli, iri vücutlu, pek sevimli çehreli bir delikanlıyla birlikte» Servet-i Fünûn’a gelir. Bu delikanlı Fikret’tir. Ekrem Bey, Fikret’i Ahmet İhsan’a göstererek şöyle der: «- Size Tevfik Fikret Bey’i getirdim. Kendisi benim çok sevdiğim müstait bir gençtir. Mektep filan gibi bazı mecmualarda eserleri de çıktı. Ama ben istiyorum ki, Tevfik Fikret Bey, Servet-i Fünûn’un olsun!» Hemen karar verilir ve Fikret, derginin yayın politikası konusunda tam yetkili kılınır. Ahmet İhsan da diğer edebiyatçılar gibi Fikret’in ruhundan, görünüşünden etkilenir. Fikret, dergideki yazar ve şairlerin hepsinden daha seçkin ruhlu, etkileyici bakışlı biridir. Giyinişine dikkat eder, sesi etkilidir, yazısı inci gibidir. Güzel sanatlara tutkundur. Zarif şeylerden hoşlanır. Resimden çok iyi anlar ve resim de yapar. Melek gibi temizdir ve manevî lekelerden kaçar. Namusla, onurla uyuşmayan her hareket, onun gözünde mahkûmdur. |
|
#4
| ||||
| ||||
| Sigara içmez, içki de kullanmaz. Gençlik eğlenceleriyle başı hiç hoş olmamıştır. Kendisini çocuğuna ve eşine adar. Bütün Serveti Fünûn ailesi, onun yanında kendini küçük görür. O «ilahi ve çok adil bir hâkim» gibidir. Herkes, onun ufak bir eleştirisine hedef olmak korkusuyla titrer. Onun ilkeleri, hayatın esnekliği karşısında bükülmez. Bu nedenle, çok az arkadaşı olur. Ahmet İhsan’a da ara sıra küser. Padişahın Recaizâde Ekrem’in maaşına zam yapmasını hazmedemez. Nitekim kendisi İstişare Odası’ndan gelen aylıkları kabul etmez. Ancak Sadrazam, Fikret’i çok sevdiği için, onun bu davranışını yönetimden gizler.6 Fikret’in sohbetlerinde bulunmuş, onunla arkadaşlık etmiş başka bir edebiyatçı aynı zamanda dil uzmanı olan Hüseyin Kâzım Kadri’dir. O da anılarında birkaç sayfayla Fikret’e yer verir.7 Tevfik Fikret’le tanıştıktan sonra yeni bir âleme girmiş gibi olan Hüseyin Kâzım, gökte aradığı mürşidi yerde bulduğunu söyler. Fikret’in her sözü, her hali hatta alay ve eleştirileri bile onun için bir ders gibidir. Aradığı huzura, Fikret’i tanıdıktan sonra erer. Fikret için Manisa’yı görmeye giden Hüseyin Cahit Yalçın da anılarında ona geniş yer ayırır.8 Hüseyin Cahit, Fikret’i Servet-i Fünûn’dan önce sadece bir şiiriyle tanıdığını kaydeder. Bu da Mirsad gazetesinde birincilik kazanan tevhididir. Fikret’in onda bıraktığı ilk izlenim, güven ve sevgi aşılayan bir şahsiyet oluşudur. Hüseyin Cahit’e göre bu topluluk içinde en göze çarpanı Tevfik Fikret’tir. O hangi ortamda bulunsa, yetkinliğini, farklılığını kabul ettirecek birisidir. Hatta ezici bir kimliğe sahiptir. Hüseyin Cahit ona eski zamanlarda yaşamış bir peygamber gözüyle bakar. Fikret için «yaşayan bir ideal idi.» der.9 Fikret de insanlardan dinî sakınmaya benzer bir şekilde titiz bir hayat yaşamalarını ister. Bu noktada hiç hoşgörü göstermez. Bu tip eleştirilerinin yanında tatlı diliyle de insanların kalbini kazanır. Etrafina ilkeli yaşamayı öğütlediği gibi kendisi de ilkeli yaşar. Dergideki arkadaşlarının edebî kudretini hep kendinden üstün görür. Arkadaşlarının yazılarını okumaktan zevk duyar. Hele yazı başarılı ise, kendi başarılı olmuş gibi sevinir. Zaman geçtikçe dergiye (Servet-i Fünûn) ülke yönetiminden baskı ve yasaklamalar gelmeye başlar. Bu baskılardan bunalan dergi çevresindeki edebiyatçılar, sık sık bir araya gelip piknikler yapar, sohbet eder. Ancak Fikret’in çok sıkıldığı bellidir. Yine böyle bir geziden sandalla dönerlerken, bir şilebin kendi sandallarına çarpması son anda önlenir. Fikret şöyle der: «Ah, ne olurdu bizi çiğneyip ezmiş, batırıp boğmuş olsaydı. Şu dakkada herşey silinmiş olurdu; dünya bize karşı, biz dünyaya karşı... Ne o, ne de biz hiç kaybetmiş olmazdık, tam tersine.»10 Sigara içmeyen, içkiden uzak duran Fikret, çok güzel şiir okur. Her zaman, ağırbaşlı olmasına rağmen konu Abdülhamit’e ve onun baskılarına gelince kendini tutamaz, coşar. Ruhî yaşantısına dikkat ettiği kadar bedenine de dikkat eder. Bir atlet kadar sağlamdır. Bir keresinde bir omzuna Hüseyin Cahit’i diğerine Mehmet Rauf’u alarak uzun süre dolaştırdığını yine Hüseyin Cahit yazar. Bir başka gece mehtabın güzelliğinden bahsettiğinde Fikret ona çok kızar. Çünkü o gün Abdülhamit’in tahta çıktığı gündür(31 Ağustos). Fikret, böyle bir günde tabiatın güzelliğini fark edebilen Hüseyin Cahit’in bu hatasını hemen yüzüne vurur. Kendisi böyle bir gecede, evinde ışık yakmayı bile vatanseverliğe aykırı bulur. Bu tip iğnelemelerinden en sevdikleri bile paylarını alır. Fikret aile hayatına çok bağlıdır. Tüm hayatını eşine ve çocuğuna verir. Bununla beraber onun da hayatından, Hüseyin Cahit’in deyimiyle «günah değilse de bir günah gölgesi» geçer. Bunun meyvaları Birinci Tesadüf, İkinci Tesadüf gibi şiirlerdir. Buraya kadar andığımız edebiyatçılar dışında bir isim daha vardır ki o da Fikret’in yakınında bulunan, Servet-i Fünûn döneminde eserler yazan Mehmet Rauf’tur.11 Mehmet Rauf, Fikret’le tanışmadan önce onun ‘musahabe-i edebîye’lerini ve şiirlerini okur. Yazılarını biraz ‘iptidâi’, şiirlerini de Cenap Şehabettin’e kıyasla sönük bulur. Tanıştıktan sonra Fikret, kendisine çok samimî davranır. Her gün, derginin yazıhanesinde buluşurlar. Fikret sabahtan akşama kadar buradadır ve gelen ziyaretçileri bir misafir gibi ağırlar. Servet-i Fünûn üyeleri arasında Recaizâde Ekrem’den en çok etkilenenler, Mehmet Rauf’a göre, Fikret ve Hüseyin Siret’tir. Fikret, Recaizade’ye adetâ tapar. Her pazar onu görmeye gider. Bu sevgi ve saygısını da etrafındakilere aşılar. |
|
#5
| ||||
| ||||
| Mehmet Rauf, Rübâb-ı Şikeste’nin yayınlanışı münasebetiyle yazdığı bir yazıda tanıdığı Fikret’i şöyle anlatır: «En ehemmiyetsiz kederlerinize bile candan öyle bir merak edişi, teselli ve tedavî için o kadar âteşîn bir natukluğu vardır ki, sizin cerîhalarımıza böyle cidden iştirak eden bu adama karşı ilk hareketiniz hürmet ve muhabbet olur. (...) Fikret için edebiyat «yüksek sesle düşünmek»ten, hayatı «yazı ile yaşamak»tan başka bir şey değildir; o hayatını da bir şiir haline koymuş olduğundan edebiyatta ne ise hayatta da odur.» Mehmet Rauf’a göre Fikret, bedbin olamayacak kadar mutlu ve muntazam bir duygusal hayat sürer. Bu mutluluğunu ise yalnızca bir ses bozabilir: Çeşitli sorunlarla boğuşan insanlığın sesi. Böyle durumlarda bütün bir insanlık onun ailesi olur. Ahlakî ve vicdâni konularda yavrusu alınmaya çalışılan bir aslan gibi olur. Fikret, büyük bir buluşçudur. Bir estet bakışıyla, gezdiği yerleri, yosunlu bir kayayı, gündelik hayatta kullandığımız eşyaları bile hayal gücüyle öyle süsler ki etrafındakileri şaşırtır. Servet-i Fünűn döneminde son olarak A. Nadir takma adlı Ali Ekrem (Bolayır)’ın anılarına yer vereceğiz.12 Ali Ekrem anılarında “benim bildiğime göre” kaydını vererek, aşağıdaki dörtlüğün, Fikret’in yayınlanmış ilk şiiri olduğunu belirtir. Ne rütbe-i dil-nişîn ise çemende nağme-i hezâr, Ne mertebe lâtîf ise baharda şükűfe-zâr Bahâra karşı söylenen bu şiirler de öyledir, Lâtîf ü dil-nişîn olan bu şi’r-i ter de bir bahâr!13 Bu dörtlük Mirsad dergisinde İsmail Safa’nın kısa bir övgüsüyle yayınlanır. Fikret’in meşhur Tevhid’i de yayınlandıktan sonra, artık Mirsad’a yazı yazanlar bu genç şairle tanışmak ister. Ancak bu şair, Ali Ekrem’in tabiriyle “merdümgirîz” bir delikanlıdır. Onun nasıl çağırılacağını yine Ali Ekrem bulur. Hüseyin Kâzım aracılığıyla Fikret’e haber gönderilir ve o akşam toplanıldığında Namık Kemal’in Celâl’i ve basılmamış şiirlerinin okunacağı söylenir. Ali Ekrem de daha önceki edebiyatçılarda görüldüğü gibi ilk bakışta Fikret’ten etkilenir. Fikret’in, kalbi büyüleyen bir yüzü, gözlerinde zekâ pırıltısı ve alnında bir ciddiyet anlamı vardır. Davranışları samimîdir. İnsana hemen hürmet duygusu aşılar. Gayet mütevâzı, naziktir. Ama bunlarda da hiçbir yapmacıklık eseri yoktur. “Onu görmek, onu sevmek demektir.”14 Celâl’den okunan parçalarla birlikte Ali Ekrem, Fikret’in çok etkilendiğini âdetâ kendinden geçtiğini görür. Zaten bir süre sonra odadaki herkes, eserin etkisiyle hüngür hüngür ağlamaya başlar. Öyle ki Ali Ekrem, bir aralık Fikret’in yere yığılıvereceğini zanneder. Ama biraz sonra kendini toplayan Fikret “Okuyalım, okuyalım” der. O gün sabaha kadar Namık Kemâl’in şiirleri okunur. Ali Ekrem, Fikret’in şiir okuyuşunu da över ve Namık Kemâl’den sonra Tevfik Fikret kadar güzel şiir okuyan birini görmediğini söyler. Fikret, Ali Ekrem’de bulunan ve Namık Kemâl’in şiirlerinin yazılı olduğu buruşuk defteri görünce şöyle der: “Aman efendim, bu nedir? Kemâl’in şiirleri böyle perişan bırakılır mı? Müsaade buyurursanız ben onları hem okuyayım, hem hepsini bir güzel defterde yazayım.” Daha sonra söylediğini yapar ve defterin sonuna da şu dörtlüğü yazar. Tebyîze muvaffak oldu hâmem Eş’âr-i Kemâl’i müftehirdir. Bir beytini yazmak ol edîbin Bin beyt okumakla bence birdir.15 |
|
#6
| ||||
| ||||
| Ali Ekrem, babası için yapılan türbenin planını da Fikret’in çizdiğini söyler. Ona göre Fikret’in hayatı, “şakraklık ve hırçınlık” olarak iki bölüme ayrılır. Fikret mutluyken, Ali Ekrem’in deyişiyle, onun kadar “alaycı, sarakacı” bir insan olamaz diye düşündürtür. Böyle olduğu zamanlarda da etrafındakileri iğnelemekten, bu amaçla nükteler yapmaktan büyük keyif duyar. Etrafındakiler de ona karşılık vermeye çalışır ama yetişmek mümkün değildir. Fikret’in taşlamalarını şaheser olarak niteleyen Halit Ziya gibi Ali Ekrem de söz konusu iğnelemeler için “dürr-i şehvâr” tabirini kullanır. Bir gün gelir ve artık Fikret’in şen-şakrak zamanları sona erer. Ali Ekrem, bunun nedenini bulamaz. Fikret’in “açılan, söyleyen, dertlerini sayıp döken bir fıtrat”16 olmadığını söylemekle yetinir. Yine de bir neden olarak, ülkenin kötüye gidişinin ve gün geçtikçe şiddetlenen istibdadın bu şairi olumsuz yönde etkilediğini belirtir. Öyle ki Meşrutiyet’in ilânı bile onda ancak küçük bir umut hâsıl eder. Ali Ekrem’e göre Fikret’in erken ölümündeki etkenlerden biri de onun bu yöndeki üzüntüleridir. Özel hayatında da mutlu olamayan Fikret, maddî açıdan rahat bir hayat süremez. Babasının himayesi yerine, kişisel yetenekleriyle yükselmeyi düşünürken hayal kırıklığına uğrar. Sonunda “pek huysuz, gayet hırçın” birisi olur. Buna mukabil onu tanıyanlar, ona karşı, târizlerine karşı tahammüllüdürler. Ahmet Reşit’in anlattığı sarayda kâtiplik olayını ve Fikret’in bu konudaki öfkesini Ali Ekrem de nakleder. Kendisi sükûtla dinler Fikret’i. Fikret ise Ali Ekrem’le konuşması bitince onun yanındaki bir şahsa dönerek şöyle der: “Ya siz, ya siz? Niçin bu kadar fazl ü kemâlinizle sükût edip duruyorsunuz? Niçin milleti uyandırmıyorsunuz? Sizin ilm ü irfânınız ne işe yarar bilmem ki dünyada niçin yaşarsınız?...” Bu şahıs sessizce dinlerken bir fırtına kopacağını anlayan Ali Ekrem, dışarı çıkar. Fikret arkalarından bağırır: “Ya, işte böyle kaçarsınız, doğru sözü dinleyemezsiniz! Ben bu dünyada yalnızım bilirim. Lâkin yalnız yaşayacağım ve geberinceye kadar yalnız bağıracağım.”17 Hastalığının ağırlaştığı günlerde de şu sözleri söyleyecektir: “Ekrem, vallahi senin de, hepinizin de hakkınız varmış: Ben kendimi beyhûde öldürüp duruyorum. Sanki ben vatan vatan diye bağırıp duruyorum da ne oluyor. Vatan Yerebatan olup gidiyor. Ben de orada mahvoluyorum.” Yine bu günlerde yanına gelen Ali Ekrem’e, çocuk şiirleri yazdığını söyleyen Fikret, Şermin’i yazış nedenini de açıklar. Bunun nedeni parasızlıktır. Ali Ekrem’e bir anlamda vasiyette bulunarak şöyle konuşur: “Ekrem, bir gün gelir de Tevfik Fikret Şermin kadar âdî bir eseri nasıl yazmış derlerse öleceğime yakın hekim, ilâç parası tedâriki için hasta hasta, icbâar-ı tabîatle yazdığımı söylersin ve bîçâre kardeşin Fikret’i sen müdâfaa edersin!”18 Ali Ekrem, son ziyaretinde de Fikret’ten, artık siyasî olaylara tamamen kayıtsız kalacağına, yalnızca edebiyatla meşgul olacağına dair sözler işiterek Aşiyan’dan ayrılır. |
|
#7
| ||||
| ||||
| Fikret’in Sanatı Servet-i Fünun’un en önemli isimlerinden Halit Ziya’nın şiirde tercihi, Fikret’le tanışana kadar Cenap Şehabettin’dir. Fikret’in çok az okuduğu kanısında olan Halit Ziya bu yüzden onun sanat gücünü bir mucize olarak nitelendirir.Sık sık Cenap Şehabettin’le Fikret’i ortak olarak analiz edici cümleler yazan Halit Ziya, bu iki şairin Türkçe’ye yüzyıllardır görmediği bir müzikalite kazandırdığı inancındadır. Onlar, nazmı belli kalıplardan kurtarmışlar, aruzu Türkçe’ye mükemmel bir şekilde uyarlamışlardır. Halit Ziya, Fikret’in Cenap Şehabettin için «Sahib-i Zuhur» dediğini de belirtir. Halit Ziya, anılarında son kez Fikret’ten bahsederken, diğer birçok arkadaşının gazete yazarı olmasına karşın onun hiçbir zaman ve şekilde gazete yazarlığına yanaşmayıp köşesine çekildiğini belirtir. Ahmet Reşit’e göre ise Fikret, Servet-i Fünûn edebiyatının temel taşıdır. Edebiyatımızın gelişimine olan katkıları çok büyüktür. Onun en câzip özelliği ise üslubudur. Konuları geniş değildir ama üslubu sayesinde yapmak istediği tesiri elde eder. Mizacındaki kötümserliğe gidişin delili de Rübâb-ı Şikeste’den Haluk’un Defteri’ne gelindiği zaman anlaşılır. Burada Ahmet Reşit, sözlerine kanıt olarak Fikret’in iki şiirini verir: La Dans Serpantin ve Ceza-yi Mensiyet. Birincisi onun olumlu düşündüğü, umutlu döneminin, ikincisi ise karamsar ve kötümser döneminin ürünüdür.19 Hüseyin Cahit’e göre, Fikret’in Arapça ve Acemce’ye düşkünlüğü malumatfüruşluk arzusundan veya Arap ve Acem taklitçiliğinden ileri gelmez. Sanatkârâne yazmak, güzel bir üslup yaratmak isteği onu böyle bir yola sevk etmiştir. |
|
#8
| ||||
| ||||
| Mehmet Rauf’a göre, Fikret kadar az okuyan bir başka şairin varlığı şüphelidir. Fikret’in kütüphanesindeki Fransızca eserlerin dökümünü de Mehmet Rauf şöyle verir: François Coppée’nin ve A.de Musset’nin muhtemelen resimleri için alınmış birer piyesi, Madame Bovary ve birkaç tane bilinen dergi. Fikret, Madame Bovary’yi ahlâka aykırı bulduğu için yarıda bıraktığını da sık sık söyler. Coppée’yi de biraz tanır. Bu «ilkel vukufu»nu sonraları diğer Servet-i Fünûn yazarlarının Batı edebiyatı üzerine yazdığı yazılarla genişletir. Bu yazıları imlâ ve noktalama açısından tashih etmek için okuyan Fikret’in itirazları hiçbir zaman içerik hakkında olmaz. «Fikret her halinde şairdir; sözünde, hareketinde, dostluğunda, ailesinde, her halinde şairdir, yanında bulunup sözlerini dinleyen bir şiirini okuyorum zanneder. (...) Onu en ziyade meftun bırakan renk ve şekildir, o sebepledir ki eserlerinde ne kadar şiir varsa o kadar da resim vardır.»20 Her konuda isteklidir ama yazdığı şiirlere hep su-i zanla bakar. Yazdıktan sonra onları haftalarca görmek istemez. Rübâb-ı Şikeste’nin bir kitap haline gelmesi için defalarca karar vermiş, sonra vazgeçmiştir. Eserleri hakkında en büyük endişesi, onların okunuş şekilleridir. Fikret, şiirlerinin ciddî şiir isteklilerini hayal kırıklığına uğratacağından korkar. Çünkü onun şiirleri ancak kendi okuyuşuyla ideal zevki verecektir. Bu yüzden sürekli, şiirleri için «Ah ben okusam, hepsini kurtarırım...» diye hayıflanır. Servet-i Fünûn şairlerinin şiirlerini de, onların ruhuna en uygun okuyan Fikret’tir.En büyük şikâyeti de uzun bir eser, bir tiyatro yahut manzum bir hikâye yazamamaktır. Yazdıklarını hiçbir zaman, önceden tasarlamadığını, çoğu kez sonunun ne olduğunu bilmeden, kafiyelerin yardımıyla yazdığını söyler. Ali Ekrem’e göre ise Fikret, «büyük şair değil, büyük artisttir. Lisân-ı nazmı son merhale-i kemâline îsâl etmiştir. Ya Hâmid’de Fikret’in kudret-i nazmı, ya Fikret’te Hâmid’in dehâ-yı şi’ri olsaydı bizim de bir Victor Hugo’muz olurdu.»21 Ali Ekrem, İsmail Safa’nın Mirsad’ı yayınlamasını ve burada Fikret’i himaye etmesini, Servet-i Fünûn’un temelini teşkil eden bir olay olarak görür.O devirde İsmail Safa, Fikret’in şiirlerini Mirsad’da yayınlarken bir de o şiirlerin altına birkaç övücü söz ekler. Daha sonra Ali Ekrem ve Fikret, Mâlûmât dergisinde birlikte çalışırlar. Bu derginin baş yazarlığını Fikret’e teklif eden aracı kişi de Ali Ekrem’dir. Fikret de genel karakterinin bir göstergesi olarak, bu işi, ancak yazı işlerine hiç kimsenin müdahale etmemesi şartıyla kabul eder. Fikret bu dergiye başyazar olur. Ancak dergi yirmi dört sayı çıktıktan sonra kapanır. |
|
#9
| ||||
| ||||
| Ortak Servet-i Fünûn Çalışmaları Servet-i Fünûn döneminde, büyük edebiyatçılar sık sık Fikret’in evinde toplanır. Fikret, konuklarını ağırlamakta çok titizdir. Sohbetinin tatlılığıyla, konuklarını rahatlatır. Halit Ziya, onun konuşmasından hayranlıkla bahseder. Bu sohbetlerde Fikret, dönüp dolaşıp daima ‘zamanın kötülüklerine’ gelir. O zaman da tam anlamıyla coşar ve konuşması bir nutuk havasına bürünür. Bu toplantılarda bulunanların halini Halit Ziya, şeyhinin (Fikret) etrafında toplanan müritlerin haline benzetir. Fikret, Hüseyin Cahit’in Hayal İçinde adlı romanının müsveddelerinin okunması için bir toplantı tertipler. Arkadaşlarının yazıları karşısında en büyük neşeyi gösteren Fikret, bu toplantıyı törensel bir olaya çevirir. Bununla birlikte o, kendi yazdıklarından hiç memnun olmayan birisidir. Ahmet Reşit de Servet-i Fünûn günlerinden şu iki olayı aktarır: Bir gün Ali Ekrem Fikret’e gücenik bir halde Ahmet Reşit’e gelir. Sebep, Fikret’in Ali Ekrem’in bir eseri üzerinde oynama yapmasıdır. Ali Ekrem artık dergide yazmayacağını söyler. Ahmet Reşit, topluluğun dağılmaması için bazı sözler söyleyince de Ali Ekrem şöyle konuşur: «Bize, sarayda kâtip olduğumuzdan dolayı levm eden Tevfik Fikret’i tutmak için beni reddediyorsun.» Ahmet Reşit bir gün Servet-i Fünûn’a bir şiir getirir. Fikret, şiirdeki «âguşte» kelimesini beğenmediğini söyleyince Cenap Şehabettin «Böyle softa taassubunu bırakalım» der. Fikret de itaatle bu sözü kabul eder. Ahmet Reşit’e göre Fikret, Cenap Şehabettin’e hayrandır. O dönemde bütün dergi çalışanlarının sarayca ödüllendirilmesi furyası başlar. Ahmet İhsan’ın dergisine gelene kadar İkdam, Malumat gibi pek çok dergi çalışanı ödüllendirilir. Ahmet İhsan da ödüllendirecekler listesi yaparak saraya gönderir. Ama bu listede Fikret gibi hassas yazar ve şairler yoktur. Matbaadaki mürettipler, kâtipler, hamallar vardır. Sonunda onlar da ödüllendirilir. Ama Fikret, bu fakir insanların sevinmesi uğruna bile olsa saraydan böyle bir şey istediği için uzun süre Ahmet İhsan’a dargın kalır. Ahmet İhsan; her ay babasından kendisine on beş altın harçlık gelen ve Aksaray’da mükemmel bir konakta yaşayan Fikret, böyle iyi bir durumda olmasaydı bu tip “mübalağalı meyillerinde” yine ısrar eder miydi diye kendisine sorar. Ancak bu soruya da cevap veremediğini söyler.22 |
|
#10
| ||||
| ||||
| Servet-i Fünûn’a yazmaya başladığı ilk dönemlerde bununla yetinmek istemeyen Hüseyin Cahit ise, Ahmet Şuayp, Mehmet Rauf gibi arkadaşlarıyla birlikte Yeni Mecmua adında bir dergi çıkarma kararı alır. İlk sayı için - yazılar da dahil – her şey tamamlanır. Derginin logosunu Fikret hazırlar. Ancak saraydan gelen emirle Yeni Mecmua’nın çıkışı yasaklanır.23 Servet-i Fünûn’a karşılıksız yazı veren edebiyatçılar için Ahmet İhsan’dan seksen kuruş haftalık alan Fikret bu parayı dergi yazarlarına eşit olarak dağıtır. Hüseyin Cahit’e göre Fikret, dergiye gelen hiçbir esere karışmaz. Onun çok titiz olduğu konu imlâdır. Bütün müsveddeleri okur ve yazım hatalarını düzeltir. Servet’i Fünûn’un odak noktası Fikret’tir. Dergi üyeleri haftada bir kez onun Aksaray’daki evinde toplanır. Fikret, Servet-i Fünûn dergisine yazmayı bıraktığında Hüseyin Cahit’ten derginin başına geçmesini ister. Hüseyin Cahit, bu teklifi kabul ederse kendisine kırılmayacağına dair Fikret’ten yeminle güvence alır. Ancak bir süre sonra korktuğu başına gelir. Kendi teklif etmesine ve kırılmayacağına dair yemin etmesine rağmen Fikret, Hüseyin Cahit’e darılır. Mehmet Rauf’tan önce adlarını andığımız edebiyatçılar ittifakla, Fikret’in gençleri cesaretlendirdiğini, onların eserleriyle sevinç duyduğunu kaydediyorlardı. Ancak Mehmet Rauf’a göre Fikret, onun ve Hüseyin Cahit’in başarılarını «derin bir ezâ-yı ruh» ile takip eder. Sanki Mehmet Rauf ve Hüseyin Cahit’in kendisini edebî sahada geride bırakacaklarından korkar. Bu iki isme özellikle ilk zamanlar hiç önem vermez. Bunlar, Mehmet Rauf’un izlenimleri ve düşünceleridir.24 Yine böyle Mehmet Rauf’a ait «Uzaktan» adlı bir hikâyeyi, yazarının kendi ifadesiyle «hazmedemeyerek» uzun süre neşrini erteler. Ancak uzun zaman sonra Hüseyin Cahit, Mehmet Rauf gibi gençlerin kabiliyetini takdir eden Fikret, yeri geldiğinde onları başkalarına karşı savunur. Servet-i Fünuncuların Transvaal olayıyla ilgili olarak Mehmet Rauf ayrıntılı bilgiler verir. İngiliz elçisi, İsmail Kemal Bey’e Türklerin meşrutiyete ihtiyacı olmadığını söyleyince İsmail Kemal Bey, Türk milletinin Kanun-ı Esâsi için canını fedâ edebileceğini söyler ve meşrutî yönetim için elçiden muavenet ister. Elçi de Türklerden böyle bir talep gelirse memnuniyetle kabul edeceğini söyler. İngiltere, bu sırada Transvaal savaşını sürdürmektedir. İsmail Kemal’in Fikret’le bağlantı kurması sonrasında Servet-i Fünûn üyelerinin hemen hepsinin imzasıyla İngiliz elçiliğine bir mektup yazılır. Bu mektupta İngilizlerin Transvaal savaşında galibiyeti temenni edilmektedir. Ancak bu mektup elçiliğe ulaşmadan kaybedilir. Bir süre sonra yolda bu mektubu bulan insaflı birisi onu Servet-i Fünûn’a getirir. Daha sonra elçiliğe bir heyet olarak giden edebiyatçılar, mektubu verirler ve temennilerini şifahen de iletirler. Servet-i Fünûncuların ortak vasfı, istibdat yönetimine olan düşmanlıklarıdır. Ancak bu düşmanlık duygusu en şiddetli olan Fikret’tir. Cülûs gecelerinde, onun evinde ışık yakılmadığını Mehmet Rauf da kaydeder. |
| Sponsorlar |
| |
![]() |
| Tags |
| ani, memoires, servet i funun, tevfik fikret |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|