| Türk Dili Ve Edebiyatı Çağdaş Türk Lehçeleri, Eski Türk Edebiyatı, Türkiye Türkçesi, Türk Diline Giriş, Osmanlı Türkçesi, Temel Bilgi Teknolojisi |
![]() |
| | LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
#1
|
Bunlara Baktınız mı?
30.05.08, 21:07
Bilmece | Bilmece oturumları | Bilmece düzünü | Reiki araştırmaları | 30 Espirili Bilmece | Bilmece üzerine yapılmış olan araştırmalar, açıklamaya çalıştıkları yönlere göre sınıflandırılabilir. Bunların bir kısmı bilmecelerin ne işe yaradığım, yani fonksiyonunu aydınlatmaya çalışır; bir kısmı bilmecenin ne olduğunu, yani yapısını ortaya koymaya çalışır; bir kısmı onun edebî bir tür olarak biçimsel özelliklerini, üslubunu belirlemeye çalışır; bir kısmi da, halk edebiyatının öbür türleri için olduğu gibi bilmecelerin oluşumunu, aktarılmasını, yayılmasını araştırır. Bilmecelerin fonksiyonu üzerine yapılan araştırmalardan, bunların genellikle insan psikolojisi ile ilgili olduğu, kişiliği geliştirmeye ve güçlendirmeye yaradığı sonucu çıkarılmıştır. Çeşitli yarışmalarda soruyu soran veya cevabı çözen kişi, karışık şeyleri anlayabildiğini, başkalarının farkında olmadığı benzerlikleri bildiğini hissederek tatmin olur l. Bazı kültürlerde bilmecenin geçmişte bazı büyüsei ya da törensel görevleri de vardı. Zamansız bilmece söylemek bazı doğa üstü ruhları kızdırabilirdi. Bunların yanısıra bilmecelerin, değişik toplumlarda, daha az rastlanan bazı temel ya da yardımcı fonksiyonları da olabilir. Bilmecelerin Türk kültüründeki fonksiyonları üzerine İlhan Eaggöz'ün yazısında geniş bilgi bulunacaktır. Halkbilimindeki gelişmelere paralel olarak, bilmecelerin yapısı, üzerinde gittikçe daha fazla durulan bir alan haline geldi. Bilmecelerin yapısı ortaya çıkarılmadan, geçerli bir bilmece tanımı yapılamıyor. Bugünkü tanımların çoğu Alman incelemecisi Robert Petsch'in 1899'da yayınladığı bir tezden yola çıkar. Petsch bilmecede beş öğe görüyordu: (1) Başlangıç formülü, (2) Betimlenecek konuya verilen ad, (3) Konuyu betimleyen bir cümlecik, (4) Yine konuyu betimleyen ama cevap arayanı yanıltan bir cümlecik, (5) Bitiş formülü. Bu öğelerden bazılarının çoğu bilmecede bulunmadığını kendisi de fark-etmişti. Başlangıç ve bitiş formülleri, masalda olduğu gibi bilmecede de, türü belirleyen bir yapı özelliği değil, bir üslup özelliğidir. Bazı dillerde (örneğin Türkçe'de) bunlara çok az rastlanır. Dolayısıyla bu tanım bütün bilmeceleri içine almadığı gibi, onların yapısını tam olarak da ortaya koymaz. Türkiye'de İhsan Ozanoğlu ile Nasıh Güngör'ün bilmeceyi tanımlama çabaları dikkate değer. » Nüve Forum » akademik » Fen Edebiyat Fakültesi » Türk Dili Ve Edebiyatı kaynakPDF Konu Ayşe Dürdane Erduran tarafından (30.05.08 saat 21:15 ) değiştirilmiştir.. |
| Ayşe Dürdane Erduran kullanıcısının bu bilgilendirici iletisine teşekkür eden üye : | ||
oguzgolcik (30.05.08) | ||
| Sponsorlar |
| |
|
#2
| ||||
| ||||
| Kastamonu Bilmeceleri2 adlı eserin girig bölümünde bilmecelerin çeşitli özelliklerini ve fonksiyonlarım tartıştıkları gibi geniş bir tanımını yapmaya da çalışırlar. Ne var ki onların tanımında da yapı özellikleri ile üslup Özellikleri birbirine karışmıştır. Ünlü bilgin Archer Taylor da yıllarca bilmeceyi tanımlamak için uğraşmıştır. Taylor bilmecede özellikle bir karşıtlık, bir beklenmezlik görür. Bilmecede genellikle betimlenen şey başka, beklenen cevap başkadır. Cevap, soruda betimlenen şeye benzetilmektedir. Taylor buna dayanarak bir de ünlü sımflama ilkesi yaratmıştır. Taylor'un bilmece sınıflamasında, cevabın neye «benzetildiği» gözönünde tutulur. Yani bilmeceler, soru metninde betimlenen nesnelere göre bir çerçeveye yerleştirilir. Soru metninde cevaba benzetilen nesnelerin betimlemesine dayanan bu bilmece tanımının ve ona dayanan sınıflama sisteminin, bilmecenin yapısından çok içeriğini gözönünde tuttuğu söylenebilir. (Taylor'la ilgili daha geniş bilgi ve bunun eleştirisi Robert Georges ile Alan Dundes'un makalesindei vardır.) Daha yakm zamanda, Elli Köngas Maranda, Taylor'unkine bazı bakımlardan benzeyen yeni bir tanım yapmıştır. Maranda'ya göre bilmecenin çözümü sözdizimi (sentaks) çözümüne benzer biçimde yapılabilir4. Önce elimizde, daima iki parçadan oluşan bir bütün vardır. Bu iki parça bilmecenin sorusu ve bilmecenin cevabıdır. Bilmecenin sorusu, sözdizimi açısından ister soru cümlesi olsun ister olmasın, daima soru anlamı taşır. Burada ürünün dilbilimsel özellikleri ile halk edebiyatı Ürünü olarak özelliklerini birbirinden ayırmak gerekir. Bilmecenin bir soru cümlesi olması başkadır, daima bir cevap gerektirdiği için bir soru anlamı taşıması başkadır. Bilmece sorusunda, cevaba karşılık olan bir terim vardır. Bilmece sorusundaki bu terim ile cevabın yanyana konması ortaya bir benzetme çıkarır. Genellikle birbiriyle karşılaştırılan bu iki kavram, dildeki sınıflama ilkelerine göre bir karşıtlık içindedir. Sözgeimi, soruda canlı bir şey betimlenir, cevap ise cansız'dır; soruda bir eşya betimlenir, cevap ise bir insandır. Böylece, ayrı kategorilerde kabul edilen şeyler arasında bir benzerlik olduğu ortaya atılmış olur. Bu yolla, alışılmış sınıflandırmaların o kadar güvenilir olmadığı, çürütülebileceği düşüncesi hatırlatılır. Sözgelimi bütün dillerde ağaçlar ve insanlar ayrı kategorilere dahil edildikleri halde, hemen hemen bütün dülerdeki bilmecelerde ağaçlar insanlara, insanlar da ağaçlara benzetilir. Değişik sınıflara bağlı nesneler arasında bir benzetme yapmak için bir neden olmalıdır. îki sınıf arasında görülen ortak noktalar bümece sorusu içinde söylenir. Sözgelimi ağaçlar ve insanlar birbirine benzer çünkü ikisi de büyür. Bu öğeye Maranda, «ortak özellik» (com-mon function) diyor. Bu özellik daha da derinliğine işlenebilir, zenginleştirilebilir. Yeni bir ortak özellik bulunabilir. Bu durumlarda yeni bilmeceler yaratılmış olur. Maranda bu işlemlere dönüşüm (transformation) diyor. Maranda incelediği kadarıyla dört dönüşüm biçimi gördüğünü söylüyor : (1) Özele indirme (specification). Sözgelimi ağaç insana benzetilirken, bu sefer bazı çeşit ağaçlar kadına benzetilir. (2) Genelleştirme (generahzation). Kadının ve bir tür ağacın ortak yanı betimlendikten sonra, ölüm üzerine bir bilmece yapılır. Bu durumda cinsiyet önemini kaybeder, anlatılan bir insanın ölümüdür. (3) Çevirme (inversion). Aralarında benzerlik kurulan nesnelerin tamamlayıcıları varsa, onlarla yeni bir bilmece yapılabilir. Sözgelimi kışın yaprağını döken ağaçlar kadma benzetiliyorsa, yaprağım dökmeyen ağaçlar da erkeğe benzetilir. (4) Ters döndürme (reversal). Ağaçlar insana benzetilir, insan gibi betimlenirse; insanlar da ağaç gibi betimlenebilir. Sözgelimi gelin, çınara benzetilir, Bir bilmece kurmak için, terim ve cevap için geçerli olan bir ortak özellik vermek yetmez. Bir de, cevap için geçerli ama terim için geçersiz, olan bir özellik verip çözümü arayana ipucu gösterilmelidir. Sözgelimi «Çil tavuk» diye başladıktan sonra, «başım kestim kanı yok» denerek dinleyiciye sorulanın bir hayvan değÜ bir eşya olduğu ima edilir. (Taylor'un «olumsuz öğe» si ile karşılaştırın.) Maranda'mn düşüncelerine, aşağıda bilmecelerin yaratılması üe ilgili olarak yeniden döneceğiz. Buraya kadar verilen bilmeceyi tanımlama çabalarının hepsinde ortak olan nokta, benzetmenin ya da mecazın, temel bir özellik olarak görülmesidir. Halbuki bilmecelerin büyük bir kısmı, mecaz özelliği taşımayan bir cümleden ibarettir. Görebildiğimiz kadarıyla, bilmece yapısının bütün yönleriyle en eksiksiz tanımı yakm zamanda Robert Georges üe Alan Dundes tarafından «Bilmecenin Yapısal Bir Tanımına Doğru» adlı makalesinde yapılmıştır. Uslüp, bilmecenin anlaşımasında belki fonksiyon ve yapı kadar önemli bir etken değildir. Ama bilmecenin estetik değerini veren ve belli bir dile ayrılmaz biçimde bağlayan en önemli öğedir. Hemen bütün dillerde bilmeceler bazı nazım özelliklerine ve söz oyunlarına dayanan bir üsluba sahiptir. Konu Ayşe Dürdane Erduran tarafından (30.05.08 saat 21:15 ) değiştirilmiştir.. |
| Ayşe Dürdane Erduran kullanıcısının bu bilgilendirici iletisine teşekkür eden üye : | ||
oguzgolcik (30.05.08) | ||
|
#3
| ||||
| ||||
| Bu üslup biçimselliği onların değinmesini kısıtlar. Aynı bilmece çeşitli kimseler tarafından ya da değişik coğrafî bölgelerde farklı biçimlerde söylenebilir; ama bir insan onu her söyleyişinde büyük bir ihtimalle aynı sözlerle tekrarlayacaktır. Dun-des, bu durumu belirtmek için, bilmecenin sabit anlatımlı (fixed phrase) bir biçim olduğunu ve bu bakımdan serbest anlatımlı (free phrase) öbür sözlü edebiyat ürünlerinden ayrıldığım söylüyor5. Tietze, Türk bilmecelerinin üslup özelliklerini şöyle özetlemiştir. %40'ı kafiyeli beyitlerdir; %10'u a a b a şemasında, %7'si a a b b şemasında dört mısralık kıtalardır; %4'ü kafiyeli üç mısra biçimindedir; %28'inin kafiyesi yoktur, ama aliterasyonlar, iç kafiyeler, tartım ve simetri yoluyla günlük sözlerden ayrılırlar. Vezinli olanların çoğu yedi (4+3) hecelidir. Sözdizimi açısından hemen her zaman düz cümle halinde, çoğu zaman da öznesizdir. Baş formüllerine az rastlanır, sonuç formülleri biraz daha geliştirilmiştir (bil bakayım nedir; bilenin irfanına, bilmeyenin turp sıkayım bir yanma; ya bunu bileceksin, ya bu gecş öleceksin, vb.). Bu formüllerin çoğu bilmecenin gövdesi ile organik bir bağ içindedir, ondan ayrılamazlarb. Türk bilmecelerinin üslup özellikleri hakkında daha geniş bilgi Başgöa üe Boratav'm makalesinde ve M. Sabri Koz'un derlemelerine giriş yazılarında bulunacaktır, Bilmecelerin kökeni ve yayılması ile ilgili sorunlar üzerinde, halk edebiyatı araştırmalarının en başından beri durulmuştur. Önce bilmecelerin çok eski zamanlardan arta kalmış ve kuşaktan kuşağa geçirilen ürünler olduğu, bunların ancak unutulma yüzünden değişebileceği kabul ediliyordu. Kalıplaşmış türler oldukları için özellikle bilmeceler ya da büyü formülleri daha önceki biçimlerin tekrarı sayılıyordu. Antti Aarne, Fin okulunun yöntemine uygun olarak, bazı bilmece tiplerinin varyantlarını karşılaştırarak onların ilk olarak ne-rdee doğmuş olduklarını ve yayılma yollarını çizmeye çalışmıştır7. Karşılaştırmalı araştırmalar, halk edebiyatının öbür türlerinde olduğu gibi bilmecelerde de bir süre tek başına egemen olmuştur. Bugün de Taylor ve Tietze gibi büyük bilginlerin çalışmaları bu akıma bağlanabilir. Fin okulunun, değişmeyi bozulma olarak gören ve varyantların dağılımına bakarak ilk örneği ve yaratıldığı ülkeyi bulmaya çalışan bakış açısı, başka türlerde olduğu gibi, bilmecelerle ilgüi olarak da eleştirilmiştir. Sözlü ürünler için bir «esas metin» bulmanın söz konusu olmadığı, bu ürünlerin her zaman değişken olduğu, geleneksel ürünü aktaranların her zaman değişik seviyelerde bir yaratma faaliyeti içinde bulunduğu savunulmuştur. Bu konuda en yeni ve aşırı bir görüşü yukarıda andığımız Maranda savunmaktadır 8. Onun görüşüne göre, sözlü sanatlar bir iletişim (communica-tion) biçimidir, yani bir çeşit dildir. Onu anlamak için dili nasıl kullandığımıza bakmak gerekir Dili iyi bilen bir insan yapılmış hazır cümleleri tekrarlamaz. Söz konusu dilin gramer kurallarına göre yeni cümleler yapar. Konuşmayı öğrenen çocuk cümleleri öğrenmez. Konu Ayşe Dürdane Erduran tarafından (30.05.08 saat 21:15 ) değiştirilmiştir.. |
| Ayşe Dürdane Erduran kullanıcısının bu bilgilendirici iletisine teşekkür eden üye : | ||
oguzgolcik (30.05.08) | ||
|
#4
| ||||
| ||||
| Bazı anlamlara bağlı sözcükler ile, düzenleme (fomıation) ve dönüşüm (transformation) kurallarını öğrenir. Her cümle aslında yeni bir yaratıdır. Yalnız o dilde usta olmayan bir insan ebzerlediği hazır cümleleri tekrarlar. Dil aslmda toplumsal olduğu ve kuralları bir birey tarafından değiştirilemediği halde, yapılan her cümle yaratıcı bir eylem gerektirir. Bizi dinleyenlerin söylediklerimizi anlamaları ve kabul etmeleri için çeşitli seviyelerdeki söz öğelerini (fonemleri, morfemleri ve sememleri) ve bunları bir araya getirme kurallarını öğreniriz. Halk kültürünü icra eden adam da aynı durumdadır. Halk edebiyatında tek fark, yapıtaşlarının dil öğeleri değil, edebî öğeler olmasıdır. Bir türün kurallarını ve öğelerini öğrenen bir insan ustalıkla o türde ürünler yapar. Maranda esas bilmece tiplerinin aslmda birkaç tane olduğunu, buna karşılık bir düde birbirinin tıpatıp aynı olan metinlere çok az rastlandığını söylüyor. Birbirinin aynı olan iki metne rastlarsak, bu, aynı yapıtaşlarının ve aynı birleştirme kurallarının kullanılmış olmasından ileri gelen bir tesadüftür. (İki kişinin tesadüfen aynı cümleyi yapması gibidir.) Uzun anlatılar için buna imkân olmadığı halde, bilmeceler ve atasözleri gibi kısa türler için böyle bir gey imkân dahilindedir. Maranda bilmecelerde dört tane dönüşüm kuralı bulur9. Bunları yukarıda, bilmece tanımları ile ilgili bölümde saymıştık. Halk kültürünü icra eden adam, bu kurallardan başka, kültürde kabul edilen ve dili öğrenirken almış olduğu karşıtlıkları ve kültürde önemli olan çelişkileri ya da sorunları da kullanır. Kısacası, bilmece öğrenen bir insan onu olduğu gibi öğrenmez. Dilbilimsel (özellikle semantik) sınıflandırmalan kullanarak, farklı oldukları düşünülen sınıflar arasında ortak noktalar bulmayı ve bunlar arasında mümkün olan bütün ilişkileri ortaya koyarak yeni bilmeceler yapmayı öğrenir. İki kavram arasındaki bütün ortak özellikleri kullanıp tükettikten senra onları bırakır, iki tane yeni kavram alır. Maranda için, halk edebiyatı, bütünüyle, söylendiği anda yaratılır. Bilmece söylemek, kültürün belirlediği bazı takımları kullanarak, yineTküTtürün belirlediği bazı kurallara göre bir cümle oluşturmak gibi bir şeydir. Maranda bilmecenin yapısı ile ilgili gözleminden ilginç sonuçlar da çıkarır. Bilmeceler, gördüğümüz gibi, kültürde kabul edilmiş sınıflandırmaları yeniden tartışma konusu eder, bunların dışına çıkılabüeceğini gösterir. Sözgelimi bitkiyi insana, canlıyı cansıza benzetir. Bu bakımdan alıgılmış dünya görüşünü, kurulu düzeni sarsan bir niteliği vardır. Maranda, incelediği Melanezya yerlilerin kültüründe mitlerle bilmecelerin fonksiyonlarım karşılaştırır. Mitler toprak mülkiyetini, yasaların gücünü doğruladığı, dildeki kavramaları sınıflama yelunu savunduğu, kısacası kurulu düzene destek olduğu halde; bilmeceler kavramları bölen sınırlarla oynayarak, bir zihin eğlencesi yoluyla onları aşarak her şeyin sanıldığı kadar değişmez olmadığını gösterir. Kurulu düzeni hiç olmazsa bazı bakımlardan sarsar. Mit söylemenin gerektirdiği teşrifata karşılık, bilmecelerin herkes tarafmadn ve her yerde söylenebilmesi bunun bir baıka görüntüsüdür. Konu Ayşe Dürdane Erduran tarafından (30.05.08 saat 21:15 ) değiştirilmiştir.. |
| Ayşe Dürdane Erduran kullanıcısının bu bilgilendirici iletisine teşekkür eden üye : | ||
oguzgolcik (30.05.08) | ||
|
#5
| ||||
| ||||
| Maranda'nm görüşleri, halk edebiyatı ürünlerinin dinamizmini en öne çıkarmaları, bilmece türünü tanımlarken bile bu canlılığın altım çimmeleri bakımından önem taşıyor. Ayrıca bilmecelerin yapısı ile anlam, içerik ve fonksiyon sorunlarının tartışmasının birleştirilmesi çok ilginçtir. Ancak çok çekici görünen bu görüşleri bazı bakımlardan eleştirmek mümkündür. Herşeyden önce, teorinin dayandığı bilmece tanımında, bilmece mecazla özdeşleştirilmektedir. Oysa Georges ile Dundes'un da gösterdiği gibi, iki kavramı karşılaştırmayan ve mecaz öğesi taşımayan birçok, bilmece vardır. Bunlarda, sorudaki terim ile (Georges ile Dundes buna «konu» diyor) cevap aynıdır. Bir sorudan ibaret olan bu bilmeceler için Maranda'nm önerdiği dönüşüm kuralları geçerli değildir. Ayrıca, bütün bilmecelerin soru anlamı taşıdığı bile şüphelidir. Kanımızca, vurgu yanlışlarına dayanan ve şaşırtmaya yarayan, aslında cevap beklemeyen bilmeceler bu genellemenin dışında kalmaktadır. Bilmecelerin yaratılması ile ilgili bu yeni görüşler de İhtiyatla karşılanmalıdır. Bugüne kadar, sözlü edebiyat türlerinin hep kalıplaşmış bir edebî biçimsel varlıkları olduğu düşünülmüştür. Halk edebiyatı ürünlerinin, türün yapı kuralları dışında, üslupla (yani «dilbilimsel» yapıyla) belirlenen bir edebî biçimleri ve buna bağlı bir estetik değerleri vardır. Genellikle, halk edebiyatında, yaratma, ve aktarma, gerçekte iç içe bulunan iki süreç olsa bile, iki ayrı evre olarak kabul edilir. Varyasyonlar, aktanm sırasındaki değiştirmelerle açıklanır. Maranda'da ise «aktarma» söz konusu değildir. Bilmeceler her söylendiğinde yeniden üretilmektedir. Bizim gözlemimiz, en azından bazı kültürlerde, bilmece söyleyenlerin onu bir cümle yapar gibi oluşturmadığı, daha önce duyup ezberlemiş olduğu bir ürünü, az çok değiştirerek de olsa, tekrarladığıdır. Bunun en çarpıcı belirtisi, bir ürünü kendi bildiğinden biraz farklı bir biçimde duyan kimselerin gösterdiği tepki, «doğru* olan varyantın hangisi olduğunu kararlaştırmak için (arada hiç bir yapısal fark olmadığı halde) yapılan ateşli tartışmalardır. Bilmece söyleme; Öbür halk edebiyatı türlerinde olduğu gibi burada da yeteneğe bağlı nispî bir özgürlük bulunduğu, zaman zaman yeni ürünler de yaratılabildiği halde, birçok durumda esas olarak bir hafıza işidir. Bilmece türünün kuralları, her an yeni bilmecelerin yaratılmasına değil, daha çok onların «hatırlanmasına» yaramaktadır. Dilde bir «hazır bilmeceler» dağarcığı olduğu görüşünü kabul edebiliriz. Bunlar biçimsel özellikleri çok az değiştirilerek aktarılmakta, böylece bu dağarcık zaman içinde değişmektedir. Burada bilmecelerin fonksiyonları, yapıları, üslupları ve aktarılmaları ile ilgili baza çağdaş eğilimleri gözden geçirdik. Bunlar aslında halk edebiyatının yepyeni bir anlayışla ele alınmasına bağlı olarak bilmece türünde ortaya çıkan örneklerdir. Yoksa bilmecelerin, araştırmalarda yine de masallara, mitlere, halk hikâyelerine, halk şiirinin öbür türlerine, hatta atasözlerine göre ihmal edilmiş olduğu söylenebilir. » Nüve Forum » akademik » Fen Edebiyat Fakültesi » Türk Dili Ve Edebiyatı Konu Ayşe Dürdane Erduran tarafından (30.05.08 saat 21:14 ) değiştirilmiştir.. |
| Ayşe Dürdane Erduran kullanıcısının bu bilgilendirici iletisine teşekkür eden üye : | ||
oguzgolcik (30.05.08) | ||
| Sponsorlar |
| |
![]() |
| Tags |
| yapisi, uslubu, fonksuyonu, bulmaca, bilmece |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|