iconBütün zaman ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 18:26 . | Nüve Foruma Hoşgeldiniz! Forumumuzdan yararlanmak için lütfen Üye Olun !

» Nüve Forum » akademik » Fen Edebiyat Fakültesi » Türk Dili Ve Edebiyatı » Mevlanânın Hayatı ve Eserleri - Mevlâna Celâleddin Rûmî

Türk Dili Ve Edebiyatı Çağdaş Türk Lehçeleri, Eski Türk Edebiyatı, Türkiye Türkçesi, Türk Diline Giriş, Osmanlı Türkçesi, Temel Bilgi Teknolojisi

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #221  
Alt 27.06.08, 10:36
Ayşe Dürdane Erduran - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Atılgan
Üyelik tarihi: Feb 2008
Nereden: Istanbul
İletiler: 694
Ettiği Teşekkür: 93
93 tane iletisine 114 kere teşekkür edilmiş
Ayşe Dürdane Erduran olağanüstü bir gizeme sahip!Ayşe Dürdane Erduran olağanüstü bir gizeme sahip!Ayşe Dürdane Erduran olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Cevap: Mevlanânın Hayatı ve Eserleri - Mevlâna Celâleddin Rûmî

Đnsanın içindeki aydınlık dünyaya ulaşmasını engelleyen çeşitli faktörler vardır. Günlük hayatın küçük manevî doyumlar veren meşguliyetleri, nefsin isteklerini elde etmek için hırs, tamah, kıskançlık gibi negatif duygular, bedensel yetersizlikleri zihinsel yoldan tamamlama hissi veren temelsiz hayaller v.s. insanın içindeki bilgi ve sevgi yollarını kirletmekte, tıkamaktadır. Bu kadar engelleyici perdelere rağmen, insan gene de bazı bilgilere ulaşabiliyor. Eğer bu perdeler ve engeller kaldırılırsa, insanın bilgisi ve görüşü gerçeğe uygun bir şekilde, büyük artışlar kazanır.
Eğitimin ana görevlerinden biri de, insanın içinde bulunan ve onun öğrenmesine, düşünmesine engel olan güçlükleri ortadan kaldırarak, dış dünya ile insanın iç dünyası arasındaki bilgi ve düşünme yolunu temizlemektedir.
Bütün bilgiler, bütün hünerler; terzilik, mimarlık, marangozluk, kuyumculuk, müneccimlik, doktorluk gibi meslek ve san'atlar hep insanın içinden meydana gelmiştir . Dış dünya, sadece iç dünyaya bir hatırlatma, bir ilham vermektedir. Đnsanın dış dünyasındaki varlıklarda ve olaylarda da bilgi yoğunluğu o kadar fazladır ki, bunlar insanın iç dünyasına olduğu gibi, bozulmadan ulaşabilirlerse, orada aslı, kökü aynı olan doğru bilgileri uyandırabilirler. Doğru bilgiler de düşünmenin doğru olarak yürütülmesini sağlar. Bilginin ve düşünmenin doğru olarak yürütülebilmesi, insanın doğru hükümler verebilmesi için dış dünyanın doğru olarak algılanması gerekir. Hz. Muhammed bile Allah'a, “Bana eşyayı olduğu gibi göster”, diyerek dua etmiştir.
Tabiatta sürekli olarak, varlıkların başka şekillere dönüştüğünü görüyoruz . Su devamlı olarak buhar, su, buz dönüşümündedir. Toprak, içindeki maddelerin özelliklerine ve dıştan gelen akıl gücünün istediği şekillere göre değişip duruyor. Maddenin bu değişimini ve onun bir canlı haline gelmesini sağlayan esas güç, akıldır. Yoksa mumdan veya buzdan yapılan heykeller gibi, bir şekil olmanın ötesinde bir işe yaramaz, eridikleri zaman gene kendi asıllarına dönerler. Maddeyi şekil haline, şekli duyu organı haline getiren, akıldır. Eğer akıl olmazsa kol hareket edemez, dil konuşamaz, kulak duyamaz... Kulağın duyduğu sesleri kelimeler ve cümleler olarak algılayabilmesi için akılda bunların anlamlandırılması gerekir. Akıl olmazsa, gözün gördüğünün, kulağın işittiğinin bir değeri olmaz. Dışarda olup bitenleri algılayıp anlamlandıran, bunlara göre dışarıya çeşitli hareketlerle tepki veren, eser meydana getiren akıldır. Akıl ve bilgi olmadığı zaman insan hayatının kaba bir maddeden öte değeri yoktur.
Đnsanların hayvanlardan farkı, madde ve şeklin ötesinde duyu organlarını harekete geçiren çok güçlü bir akıl ve bilgi yığınının bulunmasıdır. Henüz bilgisi olmayan, aklı tam uyanmamış bebeğin pisi temizden, tehlikeliyi tehlikesizden, iyiyi kötüden ayırma yeteneği yoktur. Bu şekliyle insan yavrusu hayvanlardan bile aşağıdır. Daha sonra akıl uyandığında, bilgiler oluşmaya başladığında insanın her şeyi anlama, ayırma ve seçme yeteneği gelişir . Đnsanlar akıl ve bilgilerini geliştirirken genellikle eğitime müracaat ettikleri için, insanın temayüz etmesinde eğitimin değeri kendiliğinden ortaya çıkar.
Eğitimde, yetişkin kuşakların çocuklara ve gençlere bilgi, tecrübe ve kendileri için değerli bir kültürü miras bırakmaları olgusu vardır. Ancak bunun, rasyonel boyutların dışına taşınmaması gerekir. Geçmiş nesillerin yanlış bilgi ve inançlarını, günün hayat şartlarına uymayan tecrübelerini, akla ve yeni imkânlara uymayan kültürel miraslarını almanın ve onlara göre hareket etmenin bir anlamı olamaz. Babalardan kalan bozuk bir mal daha iyisi ile değiştirilir, katılımla gelen bir rahatsızlık tedavi ettirilmeye çalışılır, babadan kalan verimsiz, sağlık için tehlikeli bir yurtta yaşayıp hasta olma yerine daha verimli ve yaşamaya uygun bir yurt aranır. O halde eskiden kalan yanlış ve hastalıkları -her ne isim altında olursa olsun- savunmanın akıl ve duygu ile bağdaşması imkânsızdır.
Tanrı, her çocuğa, babasının aklından başka bir akıl, görüşünden başka bir görüş ve iyiyi kötüden ayırma kuvvetinden başka bir kuvvet vermiştir. Đnsan bunları işletmeli; yokluğa değil, doğru yola götüren bir akla uymalıdır .
Her varlık öğrendiği hüner ve sanatlarla değer kazanır. Av avlamayı öğrenen köpek, hem kendi cinsleri arasında hem de insanlar arasında değerleniyor.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar
  #222  
Alt 27.06.08, 10:36
Ayşe Dürdane Erduran - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Atılgan
Üyelik tarihi: Feb 2008
Nereden: Istanbul
İletiler: 694
Ettiği Teşekkür: 93
93 tane iletisine 114 kere teşekkür edilmiş
Ayşe Dürdane Erduran olağanüstü bir gizeme sahip!Ayşe Dürdane Erduran olağanüstü bir gizeme sahip!Ayşe Dürdane Erduran olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Cevap: Mevlanânın Hayatı ve Eserleri - Mevlâna Celâleddin Rûmî

Doğan kuşu, avdaki bilgi ve hünerine göre sultanlar katına kadar yükselebiliyor. Yani hayvanlar bile, eğitim vasıtası ile aşağı bir seviyeden yukarıya çıkabiliyor. Bu durumda, insan niçin hayvanlardan daha aşağıda kalsın? Onu da tabiî seviyesinden çok daha yukarılara çıkaracak olan eğitimin gücünden faydalanılmalıdır .
Eğitimin gücü büyük oranda insanlara verdiği bilginin gücüne bağlıdır. Bu nedenle eğitimin gücünü tam olarak gösterebilmesi için, verdiği bilgilerinin insanlarda canlı ve hareketli hale gelmesi gerekir. Bilgiyi bir gösteriş olarak, elbise gibi vücudun dışında taşımamalıdır. Bilgi, insanın içine yerleşmeli, bir cevher haline gelmelidir. Bellemekle elde edilen, taklit yoluyla kazanılan bilgi, gerçek bilgi değildir. Birçok bilgiler bu yöntemlerle ve maddî hayat içinde varlık kazanmak için elde edilmiş bilgilerdir. Gerçek bilgi, aşağılık dünya bilgisi değil, insanı aydınlatacak, onu ışığa ulaştıracak olan bilgidir.
Gerçek akıl ve bilgi, insanı karanlıklardan kurtarıp aydınlığa ulaştıran kanatlardır. Bilgi, canlı olmalıdır; sözde, dilde kalmamalı, insanı değiştirmelidir . Ana bilgilerin çoğu, değil insanın iç dünyasını değiştirmek, çok kolay olan insanın dış dünyasını bile değiştiremezler. Sadece dilde, övünmelerde, bahislerde işe yarar ve bu şekliyle de faydasız bilgilerdir.
Aklımız, bu dünya varlıklarına ve oluş biçimlerine göre şekillenir. Eğer dünya varlıklarının ve olaylarının dışında algılayamadığı şeyler olursa, bu kez de şaşırır. Onun taklit ve ezberle öğrendiği bilgi sadece bu dünyada gerçektir, sadece bu dünyada satılır. Gerçek bilgisinin alıcısı ise Tanrı’dır. Tanrı sırlarının bir parçasına vâkıf olan Âdem, o akılla meleklere bile öğretmenlik yapmıştır. Meleklere öğretilen bilgi, elbette ki, toprak bilgisi değildi. Tanrı, yarattığı her varlığa ihtiyacı kadar akıl ve uzuv vermiştir. Hiç bir varlıkta, ihtiyacı olmayan gereksiz bir şey bulunmaz. Đnsanlara da ihtiyaçları kadar uzuv ve akıl verilmiştir. Eğer daha fazlasına ihtiyacı olursa, o da verilecektir. Ama doğru yolu bulup bu ihtiyaçları yaratacak insan gerekir. Đnsan doğru bilgide ve doğru yolda ilerleyip yeni uzuvlara, yeni akıllara ihtiyacı oldukça, bunlar kendilerine verilecektir . Bunun için de inanarak bilgi sahibi olmak, inanarak çalışmak gerekir.
Eğitimin birçok yolları vardır; söz, müzik, iş v.s. bunun bazı çeşitleridir. Tabiattaki varlıklar ve varlıklar arasında olup bitenler, insanların en büyük öğretmenidir. Amaç, insanlara iyi ve faydalı şeylerin en kısa sürede öğretilmesi olduğuna göre, eğitimde en etkili, en iyi öğreticiyi seçmek gerekir. Bu açıdan bakıldığında iş yaparak, yaptırarak, göstererek eğitim, sözle yapılan eğitimden daha etkilidir. Sözle eğitim, çoğu kere hayal gücünü harekete geçirip insanları vehimlere ve boş hayallere sürüklediği halde, iş ile yapılan eğitim, insanı daha ziyade konu üzerinde tutar ve ona daha etkili olur .
Đnsanın, bazı şeyleri gerçeğine uygun şekilde akılda canlandırmasına imkân yoktur. Đçmeyen, içilen şeyin lezzetini bilmez, anlayamaz . Acı, tatlı, ağrı, sızı gibi olguların dille ifadesi oldukça zordur. Böyle durumlarda kişilerde canlanan veya canlanabilecek olan, bu hususta daha önceki deneyimleri ve izlenimleridir. Bunların da, anlatan kişinin vurgulamak istediğine ne kadar yaklaşacağı belirsizdir.
Ağrı-sızı çekenin olduğu kadar, bir şeye merhamet eden, acıyan, seven insanın iç dünyasını anlamak da oldukça zordur. Bu tür iç dünya değişikliklerini ancak belirtilerinden, meyvelerinden hareket ederek anlayabiliriz. Ancak, belirti ve örneklerden bir şeyi bilebilmek için de tecrübe ve olgunluk gerekir. Çocuk, kadın-erkek birleşmesinin tadını ve anlamını nereden bilsin? Bu, ona “helva gibi tatlıdır” diye anlatıldığında, onda meydana gelecek helva tadı izlenimi ile büyüklerin anlatmak istedikleri tad aynı mıdır?1 Büyük insanlar da birçok başka konularda çocuklar gibidir. Burada esas denilmek istenen, bir şeyi taklitle veya örnekle bilmekle o şeyin nasıl olduğunu doğrudan bilmek arasında önemli farkların olduğudur. Örnekler bir şeyi daha açık, daha gerçeğe yakın olarak anlatmak üzere kullanılır. Bir şey hakkındaki örnek yalan değildir. Nuh Peygamber'in zamanında olan Tufan olayını anlatan birçok bilgi var. Bunlara ve bu anlatımlardaki örneklere dayanarak bu olayları biliyoruz, ama bu bilme Tufan olayının gerçeğini yaşayarak bilmekten oldukça farklıdır.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #223  
Alt 27.06.08, 10:36
Ayşe Dürdane Erduran - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Atılgan
Üyelik tarihi: Feb 2008
Nereden: Istanbul
İletiler: 694
Ettiği Teşekkür: 93
93 tane iletisine 114 kere teşekkür edilmiş
Ayşe Dürdane Erduran olağanüstü bir gizeme sahip!Ayşe Dürdane Erduran olağanüstü bir gizeme sahip!Ayşe Dürdane Erduran olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Cevap: Mevlanânın Hayatı ve Eserleri - Mevlâna Celâleddin Rûmî

Bilmede sadece sözle bilmek yetmez, iş ile de bilmek gerekir. Sadece sözde kalan bilgi gevşek bilgidir;2 bilginin gerçek gücünü bulabilmesi için iş haline gelmesi gerekir. Eğitimde de bilgilerin sadece zihinde kalan yapılar olmaması için hem ruhta hem zihinde hem de maddede iş haline dönüşmesi esas amaç olmalıdır ve öğretilirken de buna dikkat edilmelidir.
Eğitimin gücünün arttırılması; bilginin gücünün arttırılması için de “iş”e yaraması, iş ve hareket haline getirilmesi gerekir. Eğitimde herkes hünerini satar; usta hangi hüneri biliyorsa onu öğretir, âlim hangi bilgileri biliyorsa onları aktarır. Ama bu bilgilerden hangileri insanlara gerçekten gereklidir; onu, hayatın anlamı ve hayat şartları belirler. Bu hususta değişik kültürlerde değişik anlatış biçimleri olan şu hikâye iyi bir örnektir. Günün birinde bir nahiv bilgini gemiye (kayığa) binmiş, bir yere gitmek istiyordu. Kendini çok beğenmiş, ilmiyle mağrur bu kişi, bir ara gemiciye “Sen Nahiv biliyor musun?” diye sordu. Gemici, “Hayır” diye cevap verince de, onunla “O halde, yarı ömrün boşa gitti” diye alay etti. Gemici bu söze “bozuldu”, ama bir cevap veremediği için susmakla yetindi. Derken denizde fırtına çıktı, gemi dalgalar ve girdaplar arasında zor anlar yaşamaya başladı. Bu karışıklık içinde gemici, Nahiv bilginine bağırdı: “Yüzme biliyor musun?” Nahivci, biraz alttan alarak, “Hayır, a güzel yüzlü, denizler aslanı” dedi. Daha önceki konuşmayı unutmamış olan gemici, “Öyleyse bütün ömrün gitti, a bilgin; çünkü bu gemi battı batacak ve gemiyi terk etmek gerek”, diye cevapladı3.
Eğitim açısından da çok önemli olan bu hikâye, bilginin değerinin değişik ortamlara göre nasıl değiştiğini; bir yerde işe yaramayan bir bilginin, başka bir yerde nasıl işe yaradığını ve tam tersini de göstermektedir. Bilinmesi gerekenin tespitinde, eğitim amaç ve ayrıntılarının belirlenmesinde nasıl çok yönlü düşünmek gerektiğine işaret etmektedir. Herhangi bir alanda iyi eğitilmiş olan bir kişi, ona öğretilenlerle farklı bilgi ve becerilerin gerektiği bir ortamda tamamen
başarısız olur. Bilgi ve hünerle mağrur olmak, son derece yanlıştır. Bir başka ortamda, kişilerdeki bilgi ve beceri çok yetersiz kalabilir.
Đnsanın bilgi ve hünerini, zaman ve mekân alabildiğine sınırlamaktadır. Duyu organlarının içten ve dıştan yanılmaları, bilgiyi zayıflatmaktadır. Tanrı, her varlığın aslını, bütün zaman ve mekânlara hâkim olarak bilmektedir. Her şeyin önünü ve sonunu aydınlık olarak bilen O'dur. Đnsan ise, bu dünya ve çevresi ile sınırlı olduğu gibi, olayların sebeplerini ve sonuçlarını (öncesini ve sonrasını) görmekte de âcizdir. Đnsanların bilgileri de, varlıklara ve olaylara taktıkları adlar da eğretidir. Đnsanların en bilgini olan Âdem, Tanrı'nın bizzat öğretmenlik yaptığı, her şeyin adlarını öğrettiği sağlam bilgili Âdem bile yanlış yapmıştır. Bilgi, Âdem'i bile hatadan uzak tutamamıştır. Ama Âdem'i kurtaran, onun Tanrı’ya inancı ve inancın ürünü olan olgunluğu olmuş; hatasını kabullenmiş ve af dilemiştir.
Đnsanlar bilme, yapma ve yaşayış bakımından üç çeşittirler; bir kısmı melekler gibi madde, hırs, öfke, arzu gibi şeylerle tamamen bağlantılarını kesmişlerdir. Bu dünya savaşının dışında kalan, bu dünya değişmelerinden etkilenmeyen bu kişiler, her şeyden kurtulmuşlardır. Bunların tam zıddı olan insanlar ise tamamen öfke, tamamen şehvet kesilmiş, bu madde dünyasının çekiciliğinden kendilerini kurtaramamış, maddenin oyuncağı olmuş kimselerdir. Varlıklar içinde bu insanlar, hayvanlardan daha aşağı bir seviyeye inmişler, hayvanî arzuları şeytanlıkla birleştirmişlerdir. Bu insanlar, bu dünyanın bilgisiyle, bu dünyanın kendileri için daha iyi hale getirilmesi ile uğraşırlar. Bu dünyanın bilgileri, bu dünyanın zaman ve mekânına bağlıdırlar; zamanın ve evrenin derinliklerinde, başka zaman ve başka mekân örgülerinde bu bilgilerin bir değeri kalmayacaktır. Đnsanların hayvanlardan daha aşağı bir seviyede yaşaması, çok derin, bazen neş'e ve haz ile bazen üzüntü ve acılarla yaşanan bir uyku halidir. Yetenek ve yatkınlığın olmaması, kötü huyun herşeye hâkim olması, -âdeta eşek ne yerse yesin eşek beyni kesildiği gibi-dışardan görülen, duyulan her şey onun kafasında kötülük ve akılsızlık olur. Üçüncü bir grup insan da vardır ki, bunlar yukarıdaki iki grup arasında bulunurlar. Bu insanlar madde ile anlam, doğru ile yanlış, akıl ile nefis arasında savaştadırlar. Aklın nefis ile savaşması, insan için sonu gelmeyen bir savaştır ve eğitim bu konuda insanlara yardım etmeli; yanlıştan doğruya, karanlıktan aydınlığa, maddeden anlama, nefisten akla gidişte insanlara destek olmalı, yol göstermelidir.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #224  
Alt 27.06.08, 10:38
Ayşe Dürdane Erduran - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Atılgan
Üyelik tarihi: Feb 2008
Nereden: Istanbul
İletiler: 694
Ettiği Teşekkür: 93
93 tane iletisine 114 kere teşekkür edilmiş
Ayşe Dürdane Erduran olağanüstü bir gizeme sahip!Ayşe Dürdane Erduran olağanüstü bir gizeme sahip!Ayşe Dürdane Erduran olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Cevap: Mevlanânın Hayatı ve Eserleri - Mevlâna Celâleddin Rûmî

Đnsanlar genelde bu dünyanın ekmeğine, malına, mevkiine bağlanmış, bütün hayatını bunlar üzerine kurmuş öyle bir sarhoşluk ve sersemlikle yaşamaktadırlar. Oysa insan bu dünyayı iyi değerlendirmeli, hiç bir şeyin üzerine gereğinden fazla düşerek onun kendine hâkim olmasına izin vermemelidir. Bu dünyadaki gerçek veya hayalî şeyler insan benliğine üst olur, ona buyruk yürütürse, insanın ışık denizini görmesi, o denize ulaşması zorlaşır. Hayallerden, zanlardan, arzulardan, hırs ve öfkeden uzak, temiz bir dünya değerlendirmesi insan gönlünü berraklaştırır, bilgi ve hüneri sağlamlaştırır.
Gerçeklere dayanmayan, irfanla, olgunlukla birleşmeyen bilgi ve hüner insanı yanlış yollara sevk eder. Kontrolsüz bilgi ve hüner, insanı nankörlüğe sevk eder. Gerçek bilgi ve hüner her şeyi apaçık görmektir; yoksa zanlarla, kokuşmuş delillerle iş yapmak çok kısa ömürlü, çok sınırlı başarılar getirir ama hemen arkasından büyük hatalar yapıldığı görülür. Zan ve delil ile iş yapmak bizi ancak, bir sopaya güvenerek yol almaya çalışan bir kör kadar güvenli ve hızlı ilerletebilir1 ama dışardan bir rehber olmazsa, gerçek hedeflerden ne kadar uzak düşüleceği de açıktır.
Deliller daimî değildir, zamanla değişirler veya kaybolabilirler. Maddeye ve delillere dayanan bilgi, bu bakımdan gerçek bilgi karşısında hem silik hem de birçok yanlışlarla dopdoludur.
Evrende var olan bütün varlıklar kendilerine has bir yapıya, bu yapıdan ve yaradılış amacından kaynaklanan bazı özellik ve etkilere sahiptirler. Dolayısıyla her varlık bir işe yaradığı gibi, birçok bilgi ve hünerin de kaynağıdır. Aklımız hem bu varlıklar ve olaylardan çeşitli hükümler çıkararak hem de Tanrı'nın gönüllere ve düşüncelere gönderdiği ilhamlarla, vahiylerle bilgi sahibi olur. Bu bakımdan aklımızın iş yapabilmesi için hem ustaya hem de ilhama ihtiyacı vardır. Öbür türlü akıl kılı kırk yararak çalışsa da, önünde örneği ve ustası olmadan bilgi sahibi olması, sanat ve hüner öğrenmesi mümkün değildir2.
Eğitimde, daha önce derlenmiş, sistemleştirilmiş olan san'at ve hünerler her zaman merkezî bir yer almalıdır. Ancak bu, ulaşılan bilgi ve san'atların doğruluğunun her an kontrol edilmesine engel olmamalıdır.
Var olan bilgi ve hünerleri doğruluk ve işe yararlık, fayda ve zarar açısından tekrar tekrar kontrol etmek gerektiği gibi, hüner ve marifetin olgun olmayan kişiler için de çok tehlikeli bir tuzak olduğu unutulmamalıdır. Kendini bilmeyen, kendine hâkim olamayan, bilgi ve hüneri doğru amaçlarla kullanamayan kişiler bu tuzağa düşmüşlerdir ve kolay kolay kurtulamazlar. Đyilikle kötülüğü bilmeyen, kendini kötülüklerden kurtaramayan insanlarda akıl da, bilgi ve hüner de tehlikeli silâhlar haline gelir3.
Ustasız öğrenmeye çalışmak imkânsız denebilecek kadar zordur ve bu dünyada bile bilgi ve san'at öğrenmeyen kişilerin hiçbir değeri yoktur. Ancak bu dünyada öğrenilen bilgi ve san'at, sadece bu dünyaya ait olmamalıdır4. Bu dünyadaki hayatımız zaten sınırlıdır ve hayatın ölümle bittiğini sanmak da büyük bir yanlışlık ve anlamsızlık içine düşmek demektir. Bu dünya bir gün bittiğine ve insanın hayatı boyunca kazandığı her şey burada kaldığına göre, bu dünya bir oyun alanına benzetilebilir. Nasıl, oyun dağıldığında çocuklar her şeyin boş olduğunu anlıyorlar ve kazandıklarını da oyun alanında bırakıp evlerine gidiyorlarsa, bu dünyaya sıkı bir şekilde sarılmak da, oyuna kendini iyice kaptırmış bir çocuğa benzemek demektir. Hayatı geniş boyutlu düşünerek, bu dünyanın dışında da işe yarayacak bilgi ve san'atları öğrenmek gerekir.
Đslâmda, tasavvuf ehlinin, hayatlarını bir mesleği yaparak geçirdiklerini görüyoruz. Kimi hallaç, kimi bez dokumacısı, kimisi camcı v.s. idi. Mevlâna'nın çevresinde toplananlar da çeşitli meslekleri ve san'atları yapan kişiler idiler. Bunların meslekleri ve işleri, irfanlarına, büyük gerçeği anlamalarına ve o yolda çalışmalarına bir engel değildi. Düşünceler de Tanrı'dan gelmektedir, bilgiler, işler ve san'atlar da. Đşler ve san'atlar insanların önündeki sebep kapılarını kırar, onların şahsiyetleri ile bütünleşir ve gerçek yolunda onlara eşlik eder.
“San'atlar, işler, huylar kıyamet günü çeyiz gibi
”1
kalkar, sahibine gelir.
Tanrı’nın bizzat kendisi bile bu dünyadaki işini bir an bile boşlamamakta, varlık evrenini her an yokluktan varlığa, varlıktan yokluğa götürmededir. Kendisi bir taraftan bin türlü rengi, bir türlü şekli, sayısız gerçeklik çeşit ve kademelerini yaratırken insanların işsiz-güçsüz kalması, onları işten uzak, düşünceden uzak yaratmış olması düşünülebilir mi?
Her varlığın bir yaratılış amacı, bu amacı gerçekleştirmek, Tanrı’nın iradesini yerine getirmek için birçok işi vardır. Đnsanlar da yaratılırlarken hepsi bir iş, bir san'at üzerine yaratılmıştır .
Eğitim, insanın bu yaratılış gerçeği üzerine kurulmalı, kişilerin tabiatlarındaki san'at ve hünerleri geliştirmeli, onların olgun gönüllerinin hizmetine vermelidir.

» Nüve Forum » akademik » Fen Edebiyat Fakültesi » Türk Dili Ve Edebiyatı


kaynakpdf
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar
Cevapla

Tags
mevlna celleddin rm

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may post new threads
You may post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz