iconBütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 14:26 . | Nüve Foruma Hoşgeldiniz! Forumumuzdan yararlanmak için lütfen Üye Olun !

» Nüve Forum » akademik » Fen Edebiyat Fakültesi » Türk Dili Ve Edebiyatı » Mevlanânın Hayatı ve Eserleri - Mevlâna Celâleddin Rûmî

Türk Dili Ve Edebiyatı Çağdaş Türk Lehçeleri, Eski Türk Edebiyatı, Türkiye Türkçesi, Türk Diline Giriş, Osmanlı Türkçesi, Temel Bilgi Teknolojisi

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #101  
Alt 09.06.08, 14:18
Ayşe Dürdane Erduran - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2008
Nereden: Istanbul
İletiler: 781
Ettiği Teşekkür: 113
135 tane iletisine 196 kere teşekkür edilmiş
Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.
  Send PM
Standart Cevap: Mevlanânın Hayatı ve Eserleri - Mevlâna Celâleddin Rûmî

"Şu varlığa tekrar bak; çünkü Allah, 'Sonra gene bir bak buyurdu.
"Gerçekleri inkâr eden tümden bir hayale düşmüştür, onun çevresinde döner durur.
Demez ki, her şeyi hayal sanman da bir hayal
"3
olabilir mi? Gö zünü bir ovuştur da bak hele.
Đsimler ve sıfatlar bu evrendedir, bu isimlere ve sıfatlara uygun varlıkların yaratıldığı yer, anlamlar evrenidir. Filosoflar, anlamlar evrenine hayal, bu madde evrenine gerçek derler; oysa hakikat bunun tam tersidir. Onların hayal dedikleri anlamlar gerçeklerin ta kendisidir, onların göründüğü, his olunduğu için "gerçek" dedikleri evren ise "hayal" denilen anlamların sadece bir feri, bir parıltısı, görünüşüdür. Çünkü o anlamlar, filosofların gerçek dedikleri evrenlerden binlercesini durmadan yaratıyorlar. Bu evrende oluş ve yok oluş devamlıdır. Bir taraftan birçok varlık yok olurken, bir taraftan sürekli yenileri yaratılır. Varlıklar eskir, anlamlar hiç eskimez. Gerçekler, hayallerden doğar. Meselâ bir ev, önce mimarın kafasında odaları, duvarları, boyutları ve rengi ile bil anlam olarak canlanır. Bu, örneği dünyada olmayan yeni bir model de olabilir. Daha sonra bu mimarın kafasındaki anlamdan ev doğar. Ancak bir mimar, kafasında hayal ettiği ve gerçekleştirdiği şeyin yanında gerçekleştiremeyeceği, maddeye uygulayamayacağı şeyleri hayal edebilir ve bu iki hayal birbirinden farklıdır .
Gerçekleşmekten çok uzak, kişiye engel olan hayaller kurmak, ahmaklıktır. Bir tür hayalden bir şey uman kişi, Allah'a karşı uykudadır, onların hayalleri ancak bir rüya gibidir. Uyandıklarında ortada hayalle ilgili hiç bir şeyin kalmadığını görürler. Hayal insanı sersemleştirir. Hayal gören kişi, gökte uçan kuşun yerdeki gölgesini anlamaya çalışan insan gibidir, o yerdeki gölgenin gerçek olmadığının farkında bile değildir. Bu dünya hayaline dalan insan da, gölgelerle uğraşır. Bu dünyada gerçeği bulamamış insanların ömürleri, boşa ok atmakla geçmiştir. Đnsanı gölgeden ve hayalden kurtaracak yol ise, Allah güneşinin ışığı, ona kulluktur. Allah, gönlümüze kılavuzluk yapmadıktan sonra, gölgeden vazgeçip gerçekleri olduğu gibi görmemiz mümkün değildir .

Filosofların çoğu hikmetleri, hayalden ve tabiattan doğmuştur; bu da insanı azgınlaştırır, aklı kendi gücünün çok üstünde güçlü gibi gösterir. Dünya hikmeti sadece kişinin içindeki bazı çelişik duyumları berraklaştırır; zannı ve şüpheyi azaltır; ama insanın sonsuzluktaki kurtuluşunu sağlayamaz. Bunun için din hikmeti gerekir1.
Gerçeği olduğu gibi bilmeyenler, bilmedikleri şeylerden korkanlar kendi kendilerine bir takım hayaller kurarlar, doğru olmayan akıl yürütmelerde bulunurlar. Çok telaşlı, korku, kan ve ter içindeki bir adama ne olduğunu bilmeyiz. Eğer o söylemezse, ne olduğu hakkında birçok fikirler yürütür, birçok hayaller kurarız. Dünyadaki pek çok canlı, dışarıya karşı kendi hakkında yanlış imaj verirler. Kendilerini, olduklarından başka gösterirler, insanların büyük çoğunluğu kendi kafalarında dış görünüşe göre imgeler oluşturduklar için yanılgılar içine düşerler. Zan ve hayal, insan gönlünün, insan aklının zayıf yönleridir. Bunlar aynı zamanda insanın duyu organlarını ve algılamalarını da etkileyerek onların gerçeklerden uzaklaşmasına neden olur2.
Her hayali, bir başka hayal yutar; her düşünceyi bir başka düşünce yok eder. Đnsanoğlu hayalden kolay kolay kurtulamıyor; uyku ile uyanıklık arasında çırpınıp duruyor. Uyuyunca suya dalıyor, uyanınca düşünceler, hayaller bal arısı gibi başına üşüşüyor. Hayal insanı bilinçsizce sağa-sola sürükleyen, insanın içindeki birçok bilgileri bozan, iyi duyguları yeyip yok eden bir canavardır, insanın sığınacağı tek yer Allah katıdır3.
Allah indinde, bu dünyadaki varlıklar bir ressamın önündeki resim gibidir; ister güzel ister çirkin yapar. Şekilleri olduğu gibi, şeklin içindeki maddî olmayan makamları kontrol eden de Tanrı'dır. Herkesi bir vehim, bir hayal peşine takmıştır, insan o hayalden o hayale geçer; hayal ordusu bizim kontrolümüzde değildir.
"Can ülkesinden bedene her an bir hayal gelir de, kısmetleri dağıtandan habersiz, çocuklar gibi 'Kal'a bizim' der."4
Hayal, kaygı, düşünce gönül evindeki toz-duman gibidir; aç pencereleri, temizle evin içini. Uyan, düşüncelerden de kurtul, hayallerden de! Hayal ve rüya bir hiç içindir. Rüyada gördüğü binlerce şey, insan uyanınca nasıl yok oluyorlar. Herhangi bir şey hakkında kurulan hayaller, katı gerçek ortaya çıktığında nasıl da yiter gider5.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar
  #102  
Alt 09.06.08, 14:19
Ayşe Dürdane Erduran - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2008
Nereden: Istanbul
İletiler: 781
Ettiği Teşekkür: 113
135 tane iletisine 196 kere teşekkür edilmiş
Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.
  Send PM
Standart Cevap: Mevlanânın Hayatı ve Eserleri - Mevlâna Celâleddin Rûmî

Her şeyin bir aslı, durusu, temizi vardır; bir de adı veya tortusu, insanlar çoğu şeylerden aslına ve durusuna ulaşamazlar, sadece adları ve tortularıyla idare ederler. Bazı insanlar tortuları o şeyin aslı sanırlar, bazıları ise ısrarla onun aslını, esasını ararlar; bunlar gerçek yolunun yolcularıdır. Ancak bu arada ortaya çıkan büyük bir tehlike vardır; o da hayaldir. Hayale dalanlar, ona tapanlar bir yerde takılır ve gerçekle ilgisi olmayan bir dünyaya dalarlar. Hayal o kadar uzun çekici bir şeydir ki, çok kişiyi de gerçek yolundan alıkoyabilir. "Kulağı keskin, aklı-fikri yetkin" kişiler hayalden korkmaz da, onun tuzağına düşmez de!
Şu anda sözü edilen insanlar “Varlıkta" olan, varlık halindeki insanlardır, ama bunlar kısa bir süre sonra tekrar büyük yokluk evrenine döneceklerdir. Sayıya sığmayacak kadar uzun süre devam eden yokluk evrenine karşı bizim varlık evrenimiz âdeta bir an gibi gelip geçmededir. Varlık halindeki hayat, bir hayal gibidir.
"Bu hayaller ortadan kalktı mı, aklının yetmediği
"1
şeyler, apaçık görünüverirler sana.
O halde, önce gönüldeki tortuları temizlemek gerekir, ondan sonra da vehimden doğan hayalleri bir yana bırakmalıdır. Vehimler ve hayaller, yanlış algılamaya ve yanlış değerlendirmeye neden olurlar. Gönlün vehim ve hayalleri, aklın kötü zanları gibidir
"Vehim, ümit ve korku hayali, yolcuya iki büyük engeldir.
Hayalden doğan bu şekiller, bu görünüş, bir dağa benzeyen Halil'e bile zarar verdi.
Cömert İbrahim, vehim emrine düşünce 'Bu, benim Rabbim' dedi.
Gözleri bağlayan vehim ve hayal, öyle bir dağı bile yerinden oynattı.
Akıllar, vehim denizlerinde, hayal girdaplarında boğulur gider. Boş hayaller, kişinin inanç yolunu kapatır, başını döndürür.
Fazla yemek yemek insanın can gözüne, baş gözüne perdedir. Beden onu, yaşamak için gerekli gibi gösterir ama aslında gerçeği görmeye perde olur, engel olur. Yemek yeme kesilince daha fazla hayaller belirir.
"... hayaller ise arılık-duruluk kapısına gerilen perdedir.
Tabiattan gelen hayal, can hayalinin yüzünü örter; akıl, 'Cana canlar katan bir perde bul' diye naralar atar.

A gönül, şu çeşit-çeşit, renk renk perdelerden çık, sıyrıl; aklını başına devşir de perde, ayırmasın seni dosttan.
Vehimin aslı esası yoktur. Meselâ, yerde yürürken aşağı yukarı 25-30 santimetre genişliğinde bir doğrultuda yürürüz. Eğer bir metre genişliğinde bir yol olsa, toprak üzerinde bu kadar genişlikte rahatça koşabiliriz. Ama bu yolu on metre, yirmi metre, yüz metre yukarı çıkarırsak, orada değil koşmamız, doğru dürüst yürümemiz, oturarak durmamız, tutunmamız bile mümkün olmaz.
"Hattâ gönlüne vehim gelir de titremeye koyulursun; vehimden beliren korkuya bir iyice bak da anla."
Mevlâna bu hususta, şimdi artık iyice yaygınlaşmış bir hikâye anlatmaktadır: Bir öğretmenden eziyet çeken öğrenciler, onun okula gelmesini engellemek için onu hasta etmeye karar vermişler. Bunu da, onu vehimlendirmek suretiyle yapmışlar. Çocuklar sabahleyin sıra ile öğretmenin yüzünde hastalık belirtileri gördüklerini ve ona, hasta olup olmadığını sormayı kararlaştırmışlar. Sabahleyin otuz çocuk da öğretmene hasta gibi göründüğünü, bir şeyi olup olmadığını sorduğunda öğretmenin vehmi giderek artmaya başlamış, üşümeler, titremeler ortaya çıkmış, yataklara düşmüş, kendisine iyi bakmadığı için karısına kızmış. Yatakta yatmaya başlayan öğretmenin vehim ateşi giderek artmış, karısı ona "hasta değilsin, vehim bu" dedikçe de ondan şüphelenmiş, onunla kavga etmiş. Bu arada çocukların sınıfta kendi kendilerine çalışmalarını, Kur'ân ezberlemelerini söylemiş. Çocuklardan birisi, bunun öğretmenin başını ağrıttığı ve hastalığını arttırdığını söyleyerek bundan kurtulmalarını sağlamış. Böylece çocuklar günlerce okula gitmemişler. Neden sonra çocukların anneleri öğretmene "geçmiş olsun”a gitmişler. Onu birkaç yorgan altında terlemiş, başını bağlamış bir halde bulmuşlar. "Geçmiş olsun, haberimiz yoktu" demişler. Öğretmen "Benim de haberim yoktu, çocuklar haber verdiler, meğerse ben çetin bir hastalığa düşmüşüm" demiş .
Burada, dışardan söylenen birkaç sözün insanı nasıl etkilediği, ne gibi vehimlere düşürdüğü açıkça görülmektedir. Aynı durum, bir kişiye gerçekte kendinde olmayan birçok özellikleri; güç, kuvvet, zekâ, güzellik gibi unsurları ekleyerek onu hayallere sevk etme şeklinde ortaya çıkabilir. Başkalarının telkinleriyle kendini çok akıllı, çok güçlü, çok zeki v.s. sananlar da, acı gerçeklerle karşılaştıklarında "ayakları yere değer."
Hz. Muhammed bu dünyayı "uyuyan bir kişinin gördüğü rüya" olarak tarif ediyor. Rüyada insanın eli kopsa, başı kesilse, bedeni ikiye bölünse ne gam? Kalktığında bütün vücudu sapasağlamdır. Đnsan, rüyada gördüklerinden korkmaz; o halde bu dünyadaki çeşitli şeylerden korkmak için de bir sebep yoktur. Đnsanın bu dünyadaki hayatı zaten bir uyku,algıladıkları zaten bir rüyadır. Bu dünyadaki uyunan uykular ise uyku içinde uyku, rüya içinde rüyadır. Gerçeği bilen insan hiç bir şeyden korkmaz. Kör, attığı her adımı korkarak atar, bir yere düşmekten, bir şeye çarpmaktan korkar; gören ise ona göre tedbirini alır ve korkusu gider. İşte, bundan dolayı insanın kat kat uykulardan uyanması, hayal ve vehimlerden kurtulması, berrak bilgiye ulaşması gerekir. O zaman çevresinde olup bitenlerin neler olduğunu, neden çekinip neden çekinmediğini, nasıl yürüyüp davranacağını berrak olarak bilir.
İnsan gönlünü bulandıran, onun doğru bilgiye ulaşmasını engelleyen diğer iki faktör de zan ve şüphedir. Kur'ân-ı Kerim'in Hucurât sûresinde, insanlar bu konuda uyarılmaktadır.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #103  
Alt 09.06.08, 14:20
Ayşe Dürdane Erduran - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2008
Nereden: Istanbul
İletiler: 781
Ettiği Teşekkür: 113
135 tane iletisine 196 kere teşekkür edilmiş
Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.
  Send PM
Standart Cevap: Mevlanânın Hayatı ve Eserleri - Mevlâna Celâleddin Rûmî

"Ey inananlar, sakının fazla şüphe etmekten. Şüphe yok ki, bazı zan ve şüpheler suçtur ve ayıplarınızı, gizli işleri arayıp gözetmeyin. Bir kısmınız bir kısmınızın gıyabında kötülüğünü de söylemeyin. Biriniz, ölü kardeşinin etini yemeyi sever mi? Tiksindiniz, değil mi? Ve çekinin Allah'tan. Şüphe yok ki, Allah, tövbeleri kabul eden rahîmdir.
Zan ve şüphe, insanı kısa görüşlülüğe sevk eder, gerçek yolunda devamlı engeller çıkarır. Zan, kördür; insanların içine kör olarak gelmektedir ve çoğu zaman da yanlıştır. İnsanın Allah ışığı ile görmesi gerekir, zan bu bakışı engeller. Özellikle kötü zan, gerek insanın kendisi gerek diğer insanlarla ilişkileri bakımından çok kötüdür .
"Zan, kendi ayaklarıyla yıllarca koşsa gene de burnunun direğinden ileriye geçemez, ileriyi göremez.
Sık sık insanların gönlüne gelen ve doğru olmayan zan ve vehimlerden sakınılması gerektiğini, Yûnus sûresinin şu âyeti de ihtar ediyor:
"İnsanların çoğu, ancak zanna kapılmışlardır.
Şüphe yok ki zan, gerçek karşısında hiç bir şeye
yaramaz. Şüphe yok ki Allah, onlar ne yaparlarsa
hepsini bilir.
Ancak, zannın bilgi kaynaklarından biri olduğu da unutulmamalıdır. Yanlış zanlar insan için büyük bir engel ve tehlike olduğu gibi, doğru ve kademe kademe kuvvetli zanlar da bizi bilgiye götürür. Zan giderek kuvvetlenir ve "yakîn"e ulaşınca sağlam bilgi haline gelir, orada yok olur. Öğretim ve çeşitli yollarla bilgi kazanma, insanların zanlarını doğruya yakın hale getirir ve yanlış zanlara düşmelerini engeller .
Ama gene de zan ve şüpheden uzak durmak gerekir. Çünkü bilgi iki kanatlıdır, doğru hedefe doğru rahatlıkla kanat çırparak uçar gider; şüphe ve zan ise tek kanatlıdır. Tek kanatlı kuş, birkaç adımdan ileri uçamaz, yere çakılır. Zan ve şüphe, eksikliktir; sonu gelmez, tehlikeli bir uçuştur. Zandan kurtulan bilgi iki kanatlı olur, Cebrâîl gibi düzgün uçar .
Gönlün en önemli özelliklerinden biri, hür olmasıdır. Hz. Muhammed, "Biz görünene hükmederiz, sırları Allah bilir", buyurmaktadır. Gerçekten de sırlarla dolu insanın iç evreni, hürriyet evrenidir. Düşünceden gönlün ince sırlarına kadar, insanın iç dünyasına tamamen Allah hâkimdir. Bizde düşünceler meydana getiren ve onları tekrar bizden uzaklaştıran Tanrı'dır. Onun iradesi dışında biz bir düşünceye de sahip olamayız, kendimize gelen düşünceleri de uzaklaştıramayız. Allah'ın çeşitli işleri yaparken âlete ihtiyacı olmamasının en güzel örneklerinden biri, onun bizim iç dünyamıza hâkimiyeti, düşüncelerimize ve gönlümüze hâkimiyetidir. Đç dünyamız, dışarıya karşı ve hattâ kendimize karşı bağımsızdır .
Allah'ın kendi iç dünyamızı, dış çevreden ve kendi bedenimizden dahi korumasının, onu bize karşı hür tutmasının büyük hikmetleri vardır. O hürriyete kendimizi tam olarak katmamız için, kendimizden geçmemiz gerekir.
"O, benim kendimden geçmeni, hür yaşamamı arzu ediyor. Ben, dâima makamların, mertebelerin bağında (zincirinde) idim. O ise bu bağı koparmamı arzu ediyor.
Mevlâna, aşk coşkusuna girdiğinde kendini zaman ve mekân sınırlarının, gece ve gündüz ortamlarının dışında, hattâ iyi-kötü, kâr-zarar düşüncelerinin bile dışında hissedebilmekte idi . Ona göre gerçek hürriyet bu idi.
Đç hürriyetin yanı sıra tutum ve davranışlarımız, dış hürriyetimiz de Mevlâna'nın üzerinde durduğu ana konulardan biri olmuştur. Buradaki konu, kader var mıdır ve sınırları nedir konusu; insanın davranışlarında seçme ve karar verme hürriyetinin olup olmaması konusudur.
Şeytan, kaderci olduğu için, "Beni sen azdırdın, daha sonra da cezalandırıyorsun" dediği için lanetlenmiştir. Âdem ise, Cennet'teki yaşayışı sırasında Allah'ın yapma dediği şeyi yaptığında, bir suç işlediğinde, "Rabbimiz, biz gerçekten de kendimize zulmettik" demiştir.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #104  
Alt 09.06.08, 14:22
Ayşe Dürdane Erduran - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2008
Nereden: Istanbul
İletiler: 781
Ettiği Teşekkür: 113
135 tane iletisine 196 kere teşekkür edilmiş
Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.
  Send PM
Standart Cevap: Mevlanânın Hayatı ve Eserleri - Mevlâna Celâleddin Rûmî

Demek ki seçme hakkımız vardır ve seçtiklerimizin sonucundan da sorumluyuzdur. Yoksa yüce Allah, peygamberleri ve Kur'ân-ı vasıtasıyla insanları "şöyle yapın, şöyle yapmayın" diye uyarmazdı. İnsanın içinde bir özgür seçme duygusu ve seçebilme gücü vardır. Taşa "gel buraya!" denmez; köre, "Hadi şunu seyret de anlat." denmez. Demek ki, yap-yapma gibi emirler anlayana ve emri yerine getirecek gücü olanadır. İyilikte de, kötülükte de, yapmada da, yapmamada da özgür seçim hakkımız vardır. Özgür seçim, senin içinde oturup durmaktadır .
Özgür seçimimizi bilhassa nefis yönlendirmektedir. Köpekler bir et parçası gördüğünde kuyruğunu sallamaya başlar; at, arpa gördüğünde kişnemeye; kedi, kendi yiyeceğini gördüğünde miyavlamaya başlar. Demek ki özgür seçimi başlatan görüş ve dilektir. İnsanın içindeki özgür seçim gücünü harekete geçiren bir ihtiyaç, bir ilham, bir vesvese olmalıdır. İnsanın algılama güçleri, varlıkların ve olayların üzerindeki sır perdelerini açamadığı için genelde özgür-seçim gücünü nelerin harekete geçirdiğini fark edemez. Aslında seçim sırasında onu gizliden yönlendirmek isteyen melek ve şeytan gibi güçler de vardır. Şeytan ile meleğin insanı iyi ve kötü yanlara çekmek için birbirleriyle mücâdele etmeleri, insanda özgür seçim hakkı olduğunu gösteriyor. Bir öğretmen, eğitim sırasında bir çocuğu azarlar, cezalandırır; hiç aynı hareketi kara tahtaya karşı yapar mı?
İnsan, bu dünyada sınanmaktadır; bir varlığın sınanması için elinde özgür seçim gücü ve yapmak istediğini yapma hakkı olmalıdır. İnsanın içinde güç ve güçsüzlük, iyi ve kötü, doğru ve yanlış gibi birbirine zıt ikilemeler gizli olarak bulunmaktadır. Bu gizli şeyler, İstekler dışardan kendilerine uygun bir şey gördüklerinde, bir şey elde edeceklerini zannettiklerinde hemen ortaya çıkarlar .
Gerçi, değil mi ki bütün evrenler ve onun içindeki her şey yaratılmıştır; yaratılan şeylerde yaratanın emirleri geçerlidir. Bir resmin, ressam önünde ne hükmü olur; bir gergef gergefçi önünde ne yapabilir. Yaratılanlar, yaratanın gücüne karşı âcizdirler. "Attığın zaman sen
"3 „! "A 7
atmadın buyuran Kurân-ı Kerim, llan dilediğini azdırır, saptırır; dilediğini doğru yola götürür demektir. Ancak bunlar insanların canlarının istediği gibi davranması, çünkü nasıl olsa yapılan her şeyi Allah'ın yaptırdığı, insanın bunda bir suçu, günâhı, bir sorumluluğu olmadığı anlamına gelmez.
İnsan, yaptığı iyi bir işten seviniyor, yaptığı kötü bir işten utanıyor, pişmanlık duyuyorsa; bu, dilediğimizle iş gördüğümüzün delilidir. Kötü bir duruma düştüğünde, hasta olduğunda, başına bir felâket geldiğinde insan uyanır, kendi yaptıklarından nasıl sorumlu olduğunu anlar. İnsan hangi işi yapmak istiyorsa ve bunu da gücü yetiyorsa yapar, ama sıkıştığında bunu kadere bağlar. İnsanlara, bu dünya işlerinde özgür secim hakkı verilmiştir , ancak neleri yapıp neleri yapmamaları gerektiği çeşitli yollarla kendilerine bildirilmiştir. Bundan sonra yaptıklarından, gerek iyilik gerek kötülük yönünde en ince noktasına kadar sorumlu olacaklardır. Değerlendirme sonucu artık kaderdir. İnsanın orada özgür seçim hakkı yoktur.
Kaza ve kader, Allah m bılgısıaır. Kadere inanma, İslâm dininin en ince noktalarından ve en çok yanlış anlaşılan konularından biridir. Cebirciler, yâni insanın yaptığı her şeyi Allah'ın yaptırdığını, insanın iradesiz bir varlık gibi buna uyup gittiğini savunanlar, Allah'ı inkâr etmekten beter iş yaparlar, her şeyden şüphe ederler. Oysa Allah'ın yarattığı şu evreni görmek, sonra bu evrenler içindeki bir çok anlamları ve uyarıları görmemek olmaz. İnsan, kendi duygusunu inkâr edemez ki; duygularımız da bizim özgür seçim hakkımızın ve bazen de gücümüzün olduğunu gösteriyor. İnsana ait dış ve iç duyguları inkâr etmek, tamamen insanı inkâr etmek demektir .
İnsanların özgür seçim hakları yoktur demek, bütün yanlışlıkların, kötülüklerin, nefis azgınlıklarının Allah'tan geldiğini ima etmek demektir. Allah'tan başkasında özgür seçim ve yaptırma yapma gücünün olmaması demek, ortada hiç bir suçlu, günâhkâr, düşman yok demektir. Oysa bir sel gelse, evini-barkını yıkıp götürse bir şey demezsin, ama bir veya birkaç kişi bunu yaparsa kızar, tepki gösterirsin. Yolda giderken ayağına bir taş takılıp düşsen kalkar, yürümeye devam eder; ama bu düşürmeyi bir insan yapsa, onunla kavga edersin. Bir adam sopa ile bir başka adamın kafasına vursa, kafası yarılan kişi sopaya değil, sopayı tutana kızar. Bir köpeğe bir taş atsan köpek önce taşı kovalar, sonra gelir taşı atana saldırır. Bir hayvan bile insanlarda özgür seçim hakkını, hürriyet olduğunu bilip onu sorumlu tutarken, insanlar bunu nasıl bilmez?
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Ayşe Dürdane Erduran kullanıcısının bu bilgilendirici iletisine teşekkür eden üye :
oguzgolcik (09.06.08)
  #105  
Alt 09.06.08, 14:23
Ayşe Dürdane Erduran - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2008
Nereden: Istanbul
İletiler: 781
Ettiği Teşekkür: 113
135 tane iletisine 196 kere teşekkür edilmiş
Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.
  Send PM
Standart Cevap: Mevlanânın Hayatı ve Eserleri - Mevlâna Celâleddin Rûmî

Mevlâna, Allah takdiri ile insanın seçim ve yapım hakkı konusunda şöyle küçük bir hikâye de anlatır: Adamın biri dükkandan bir turp çalar, yakalandığında da "Ben yapmadım, bu Allah'ın takdiri" der. Dükkan sahibi de kafasına iki-üç sille atar ve "Bu da Allah'ın takdiri" der. Hiç kimse, kendi yaptığı özgür hareketlerden özür dilerken Tanrı takdirini kullanamaz. Adamın biri, bir başkasının bahçesinde bir meyve ağacına çıkmış, meyveleri düşürmek için ağacı şiddetle silkeliyordu. Bahçe sahibi onu yakaladı. Hırsız, "Bir Allah'ın kulu, bir Allah'ın ağacından onun nimetini yiyor, sana da ne oluyor?" diye çıkıştı. Bahçe sahibi onu bir iple ağaca sıkı sıkı bağladı ve sopayla döverken "A Allah'ın kulu, Allah'ın bir başka kulu, Allah'ın sopasıyla, Allah'ın yarattığı bir vücuda vuruyor. Ben Allah'ın kuluyum ve sadece onun fermanını yerine getiriyorum , diyordu .
"O'nun ihtiyarı, bizim ihtiyarımızı meydana getirmiştir. Onun bize
77 "1
emir vermesi, ihtiyarımıza dayanır. İhtiyarımızın olduğuna delildir. Yaratılan her şeyin içinde, onun hareketlerine hükmeden büyük bir güç vardır. Allah'ın san'at ve kudreti, hiç bir âlet kullanmadan, o varlığın içindeki özgür seçim ve davranma gücünü ona kement yapar. Her varlık, kendi özgür davranışlarıyla kendi kendini bağlar. Marangozun tahtaya, demircinin demire hükmetmesi, canlı şeylerin cansız varlıkların özgür davranışlarına uyduğunu gösteriyor. Ama gene de cansız maddelerin canlılarca değiştirilemeyen bir özgür yapıları vardır. Đnsanlarda da böyle bir özgür davranış vardır. Đnsan tamamen Allah katına yükselir, onun denizine katılırsa özgür davranış sorumluluğundan o zaman kurtulur. O denize karışmadığı sürece, her insan bu dünyada yaptıklarından sorumludur. "Kötülüğü yaptığın işten bil, bahttan bilme". Aynı şekilde, bu dünyada yapılan her zerre hayır da Allah katında değerlendirilir;
" "2
Allah güneşi, bir zerreyi bile örtüp yitirmez.
Đnsan varlığı bir ormandır; onun içinde binlerce kurt, binlerce domuz; temiz, pis, güzel, çirkin binlerce huy vardır. Her çağda insan gönlünden bir özellik baş-gösterir; bazen iyi, bazen kötü, bazen kötü, bazen şeytan, bazen melek kesilir. Đnsan varlığında gizli olarak var olan özelliklerden hangisi üstün ise, insan o huy ile şekillenir. Huylar, en keskin şekilleriyle çeşitli hayvanlarda görülür; insanda da hangi huy güçlü hale geldiyse, o hayvan şeklinde davranır. Huylar, insanlar arasında gizli yollardan gönülden gönüle tesir eder. "Hattâ anlayış, bilgi,
"3 Đ
hüner; insandan öküze, eşeğe tesir eder. nsanlar çeşitli hayvanları evcilleştirirler, terbiye ederler. At, eşek, öküz birçok işlerimizi bizimle yapar; köpek bekçilik eder, av avlar, ayı bile oynamayı öğrenir.
Huy, insanın ve insan gönlünün ana özelliklerinden birisidir.
"Her insanın önü, bir şekildir. Ondan sonra can gelir ki, o, huy güzelliğidir."
Her meyvenin önü bir şekildir, tat ondan sonra gelir, ama meyvenin bütün anlamı da tattır. Anlamlar her zaman şekillerin arkasında, içinde gizlidir .
Canlılarda bazı huylar vardır, aslî huylardır, değişmez. Bazıları da vardır ki eğretidir, değişebilirler. Bir kısım insanlar eğitimin mümkün olmadığını ve dünyada hiç bir şeyin değişemeyeceğini göstermek için, "Allah bizim gönüllerimizi ve diğer varlıkların yapılarını kilitlemiştir" dediler. Ressamın yaptığı bir resim sözle değişmez; taş, sözle lal olmaz; eski sözle yenileşmez. Toprağa "Su ol!", "Bal ol!" desek, olabilir mi?
Allah her şeye belli bir özellik vermiştir ve bu değişmez. Zorunlucuların (Cebiriler) bu görüşleri belli ölçüde doğrudur; Allah öyle huylar yaratmıştır ki, değişmez. Bazılarında da değişme yeteneği vardır. Taştan altın çıkmaz ama bakırdan çıkar; kum çamur olmaz ama toprak olur. Đnsanlarda da sözle, göstermeyle değişecek huylar vardır .
Bazı huylar insan bedenine, annesinden emdiği sütle birlikte yerleşir; bunun daha sonra insanlardan çıkarılması çok zordur . Mevlâna, bu değişmeyen huyları "güzelin boynunda hurma lifinden örülmüş ip"e benzetir; bu tür huylar insanların içinde bir âfet gibidir. Meselâ, çoğu insanlar "maymun huylu"durlar, hep diğer insanları taklit eder, sonra da sanır ki bunları kendi yapmaktadır. Oysa bir şeyin aslı ile taklit olarak
4
yapılması arasında dağlar kadar fark vardır .
Allah, insanlara hangi huyları verdi ise, varlıklar o olurlar, iki şeyin aynı cinsten olması, içindeki huyun, gizli bakış-görüşün aynı olmasındandır. Çünkü bedenleri şöyle veya böyle hareket ettirenler, görüşler ve huylardır. Meselâ bir erkekte kadın veya kadında erkek huyu oldu mu, bedensel özellikleri bir yana, onlar huylarının gereği "sapık" davranışlar gösterirler. Her canlı sadece bedensel özellikleri bakımından değil huy bakımından da kendi sıfatlarına sahip olmalıdır. Yoksa bütün varlıklar topraktan geldiği halde, onları değişik şekil ve davranışlara
5
sürükleyen gönüller, canlar ve huylardır .
Đnsanda iyi huylar da vardır, kötü huylar da. Bir müslümanın ana özelliklerinden biri sabır ve tahammüldür. Diğer insanları, huyu kötü, tabiatı pis diye şikayet etmek, aslında kötü bir huydur .
"Ben, bu arayış dünyasında iyi huyludan daha iyi bir ehliyet görmedim gitti.
Üstünlüğü, mahareti, hüneri bir yana bırak.. Bu yolda hizmettir, iyi huydur işe yarayan.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #106  
Alt 09.06.08, 14:23
Ayşe Dürdane Erduran - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2008
Nereden: Istanbul
İletiler: 781
Ettiği Teşekkür: 113
135 tane iletisine 196 kere teşekkür edilmiş
Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.
  Send PM
Standart Cevap: Mevlanânın Hayatı ve Eserleri - Mevlâna Celâleddin Rûmî

Kötü huyların en kötüsü hasettir. Şeytan, insana hasedinden şeytan olarak cezalandırıldı. Ebu'l-Hakem, Hz. Muhammed'e hasedinden Ebu Cehil oldu. "Nice ehliyetli kişiler, haset yüzünden ehliyetsiz oldu." Đnsanın yaratılışında apaçık var olan haset, insanı kötü zanlara, vesveselere sürükler. Yusufun kardeşleri, onu haset yüzünden kuyuya atmışlardı. Her insanın içindeki haset kurtları, dışarıdakilerden çok çok tehlikelidir .
Mevlâna, bedenin dört huyunu (hırs, şehvet, mevki ve dilek) dört manevî kuşa benzetmiş, bunun gönüllere ve akıllara düşman olduğunu ve başlarının kesilmesi gerektiğini anlatmıştır1.
Dört ana kötü huydan birisi olan hırs, insanların yaptıkları güzel işleri bile kapkara yapar, insanı "çirkinleştirir". Hırs insanlara kötüyü iyi, çirkini güzel, yanlışı doğru (veya tam tersi) gösterir. "Peygamberlerin yapılarında hırs yok da, o yüzden parlaklıkları artıp duruyor”.2
Kin de, insanda kendini sık sık gösteren kötü huylardandır. "Kinin aslı cehennemdir." “Kin kini çağırır, acı acıya karışır. Huy, düşmandan öç almak ister, bu da insanı ve başka insanları gereksiz acılara sevk eder."3 Kötü huylara karşı akılla ve gönülle mücâdele etmek, onları elden elden geldiğince değiştirmek gerekir.
Hz. Muhammed, "Her doğan fıtrat üzere doğar; konuşuncaya kadar o doğum üzeredir; sonra annesi-babası onu Yahudi yapar, Nasranî yapar, Mecusî yapar" demektedir. Öyleyse doğuştan insanda bir takım gizli iyi ve kötü güçler bulunmaktadır ve daha sonraki çevre ve eğitim, ondaki iyi huyları veya kötü huyları ön plana çıkarmaktadır.
Alışkanlıklar, çeşitli huyları kuvvetlendirir. Alışkanlıklarla
yerleşen kötü huyları düzeltmek de zordur. Kişi, alıştığı şeyi normal olan
bir şeymiş gibi görür ve bundan vazgeçme çabalarını düşmanlık gibi yorumlar4.
Gönül konusunu kapatmadan önce, bu evrenlerin en büyük gücünün, hayatın esas anlamının, sevginin de gönülde bulunduğunu; hem de gönülün esas varoluş sebebi olduğunu belirtmek gerekir. Mevlâna, bütün zamanın ve mekânın ötesinde, bütün varlıkların ve yoklukların arkasında büyük bir sevgi, büyük bir aşk olduğu inancındadır. Asıl olan sevgidir Sevgi, bizim elimizde olmayan bir şeydir ve bütün dünyadaki işlerin yapılış nedeni de sevgidir5. Mevlâna, gerçeklere ulaşmada, Allah'ın gerçeklik evrenine katılmada en kısa, en emin yol olarak sevgi yolunu tutmuştur.
"Savaşa dair ne düşünürsen, bil ki ben uzağım ondan. Sevgiye dair ne düşünürsen oyum ben, ondan ibaretim."6
Dünyadaki bütün varlıkların, bütün insanların içinde, her yerde ve her yaşta daima bir sevgi, bir istek, bir zevk olagelmiştir.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #107  
Alt 09.06.08, 14:26
Ayşe Dürdane Erduran - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2008
Nereden: Istanbul
İletiler: 781
Ettiği Teşekkür: 113
135 tane iletisine 196 kere teşekkür edilmiş
Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.
  Send PM
Standart Cevap: Mevlanânın Hayatı ve Eserleri - Mevlâna Celâleddin Rûmî

Herkes bir heves peşindedir, herkesin başında bir sevda vardır. Sevginin ipucu, onu başlatan ve coşturan da, çeşitli şekillerdeki zevktir .
Sevgi Allah'ın bütün evrenlerine, bütün varlıklarına saçtığı ulu güçlerindendir. Dünyada her şeyi sebeplerle izah etmek isteyenlerin çoğu kez bütün kurnazlıklarıyla bile izah edemedikleri bir gizli bağlantıdır . Cins, cinsini sever; anne-baba çocuklarını sever; bazı hayvanlar bazı insanları, bazı insanlar hiç akla-hayale gelmeyecek şeyleri severler. Dünya, sevginin büyük gücü ile akıp gitmektedir.
Sevgi, çoğu kez görülmez; çünkü o gönlün tâ içinde parlayıp durur . Onu hiç bir ölçüm aracıyla ölçemezsin ve onu hiç bir engel, zorlama ve uzaklaştırma ile de zayıflatıp yok edemezsin. Tanrı ile insan arasındaki bağ, sevgi bağıdır; kıyamet gününde bütün ölüleri diriltecek, eti ve kemikleri birleştirecek güç de sevgidir. Varlıkların var olması, gelişmesi ve hayatlarını sürdürmesi, onların doğması ve ölmesi; hepsi Allah sevgisinin gücü iledir. Varlıkların içinde sevgiyi arttıran güç, Allah ışığıdır; bu ışık olmayınca kişinin ruhu körleşir, sevgi yerini nefret alır.
Kur'ân'daki "İki denizi salmıştır; neredeyse birbirlerine karışacaklar. Fakat aralarında bir berzah var, birbirlerine karışmazlar" karışmazlar" âyetinin anlamı, aynı zamanda insanın iç dünyasına yöneliktir. Daracık bir bedende, insanın gönlünde savaş ve barış denizleri, sevgi ve nefret denizleri durmadan coşup köpürüyorlar. Bu denizlerin birisi yılan zehiri gibidir, diğeri ise bu zehirleri ve kinleri söküp atacak kadar tatlıdır. Savaşın dalgaları sevgileri alt-üst ederken;
"Sevgi, acıları tatlılaştırır; çünkü sevgilerin temeli insanı doğru yola götürmektir.
Đnsanlar günlük hayatlarında genelde hep sevgiye dayanarak yaşarlar. Davranışlarının gerisinde sevgi vardır ve bu sevgi "şekiller"i şekillendirir; sevilen çirkin, kötü, sevimsiz de olsa sevgi bunları güzelleştirir, tatlılaştırır ve iyileştirir . Her güzelin sevilmesi diye bir şart
" "8
yoktur, ama her sevilen kimse güzeldir. Her güzelin sevilmesi lâzım gelmez. Güzellik, sevilmiş olmanın bir parçasıdır. Leylâ'dan daha güzel bir çok kız olmasına karşın Mecnun Leyla'yı sevdi. O halde sevme, sadece görünüşe yönelmiyor. Görüşüne yönelen sevgi, suyu değil bardağı sevmek, yemeği değil tabağı sevmek, bir şeyin iç tarafını bırakıp kabuğunu, ambalajını sevmek olur ki, son derece anlamsızdır. Sevginin temeli zevk, şevk ve istemedir; bir tabak yemeğe karşı tok ve aç bir kişinin bakışları farklı farklıdır; tok kişi tabakla, kaşıkla ilgilenirken, aç kişi doğrudan yemeği düşünür. Đnsanı bu açıdan değerlendirecek olursak insan bedeni bir kadehe, onun bilgi ve hünerleri kadeh üzerindeki nakışlara benzer. Sevginin insanda esas yönelmesi gereken, o öldükten sora kalacak olan "iyi şeyler"dir1.
O halde, sevgi bütün evrenler içindeki maddî şeylerden çok manevî şeylere yönelmelidir. Çünkü yaşayış, yaşayışı yönlendiren ve her an tazeleyen, manevî güçlerdir. Sevgi konusu, Mevlâna'da o kadar önemli bir yer alır ki, onu daha sonra ayrı bir bölümde inceleme gereği duyulmuştur. Yalnız gönül konusunu, Mevlâna'nın sevginin gücünü belirten şu dizeleriyle bitirmek yerinde olur kanaatindeyiz.
"Sevgiden acılar tatlılaşır.
Sevgi yüzünden bakırlar altın olur.
Sevgi yüzünden tortular durulur, arınır...
Sevgiden dertler şifa bulur, sağalır.
Sevgiden ölü dirilir.
Sevgi yüzünden padişahlar kul kesilir.
Bu sevgi de bilginin sonucudur.
Saçma sapan şeylere kapılan
Nasıl olur da böyle bir tahta oturur?"2
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #108  
Alt 09.06.08, 14:30
balikci3435 - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çekingen
Üyelik tarihi: Mar 2007
İletiler: 57
Ettiği Teşekkür: 70
34 tane iletisine 56 kere teşekkür edilmiş
balikci3435 yakında çok ünlü biri olacak!balikci3435 yakında çok ünlü biri olacak!
  Send PM
Standart Cevap: Mevlanânın Hayatı ve Eserleri - Mevlâna Celâleddin Rûmî

....Kur'ân'daki "İki denizi salmıştır; neredeyse birbirlerine karışacaklar. Fakat aralarında bir berzah var, birbirlerine karışmazlar" karışmazlar" âyetinin anlamı, aynı zamanda insanın iç dünyasına yöneliktir. Daracık bir bedende, insanın gönlünde savaş ve barış denizleri, sevgi ve nefret denizleri durmadan coşup köpürüyorlar. Bu denizlerin birisi yılan zehiri gibidir, diğeri ise bu zehirleri ve kinleri söküp atacak kadar tatlıdır. Savaşın dalgaları sevgileri alt-üst ederken;
"Sevgi, acıları tatlılaştırır; çünkü sevgilerin temeli insanı doğru yola götürmektir.
..................
ben bu cümlelerden kadın ve erkek dayanışmasının ve birbirinin gerçek değerini bilmelerininin şifrelerini görür gibiyim..ne dersiniz..!
__________________
derdim yaradan....dermanım da yaradan..!
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #109  
Alt 09.06.08, 14:39
balikci3435 - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çekingen
Üyelik tarihi: Mar 2007
İletiler: 57
Ettiği Teşekkür: 70
34 tane iletisine 56 kere teşekkür edilmiş
balikci3435 yakında çok ünlü biri olacak!balikci3435 yakında çok ünlü biri olacak!
  Send PM
Standart Cevap: Mevlanânın Hayatı ve Eserleri - Mevlâna Celâleddin Rûmî

...gönül ehli arifler, kavuşma ışığı ile, lütuf ile, sabırla gerçeği ararlar; sadece varlıkların dış yüzüne bakarak gerçeğe ulaşacaklarını sananlar ise aldanmaktadırlar ...
..................
tasavvufi aydınlanmayı ve ruhani arınmayı doğru kaynaklardan almanın gereğini bir kez daha kendimce sağlamlaştırmış oldum..sevgilerimle.teşekkürler
__________________
derdim yaradan....dermanım da yaradan..!
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #110  
Alt 09.06.08, 14:50
balikci3435 - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çekingen
Üyelik tarihi: Mar 2007
İletiler: 57
Ettiği Teşekkür: 70
34 tane iletisine 56 kere teşekkür edilmiş
balikci3435 yakında çok ünlü biri olacak!balikci3435 yakında çok ünlü biri olacak!
  Send PM
Standart Cevap: Mevlanânın Hayatı ve Eserleri - Mevlâna Celâleddin Rûmî

...Bedenin boyu kısacık olmasına karşın "can dokuz kat gökten de yüce, dokuz gökten de geniştir." Beden toza-toprağa benzer, can ise onu tozutan yel gibidir. Eğer can toz olsa, onu hareket ettirecek bir başka can gelir. Can ile beden arasındaki bağlantı, her ikisinin de hayat süresince birbirlerine bağımlı olmalarıdır. Canı bildiren, bedenin hareketidir, tozu bildiren yeldir. O halde bedenler hareket için, yaşamak için cana muhtaçtırlar; canlar, kendilerini gösterebilmek için bedenlere ve kalıplara muhtaçtırlar .
Can, ateş gibi, beden onun dumanı gibidir. Dumanın ateşi perdelediği gibi, beden de canı perdelemektedir. Beden mumdur; can onun yanan ışığıdır. Can sudur, beden o suyun aktığı bir dere . Can aktiftir, beden ise pasif.
"Can bedene geldi, beden cana gitmedi; gerçekten de okun uçup gittiği yere yay gitmez.
Can bedenden uçup gitmek için çevikleşti, sıçradı gitti; şu ağır beden ise yerlere döşendi, gök yüzüne ağamadı."
Đnsanın esas ev sahibi candır; çünkü canlar bedenden çok çok önce yaratılmışlardır, insanın aslı da candır, aslında insan varlığında can değil, beden bir misafir gibidir. Ama bu varlığın kısa bir döneminde topraktan yapılma evde otururken misafir olan beden, cana yoldaşlık edemedi. Toprağı çok seven ten göğe çıkamadı, toprakla beraber yerde kaldı. Beden ile canın bir gün ayrılacağı muhakkaktır, çünkü can sürekli olarak kendisinin ana yurdu olan canlar evrenin özlemini çekmektedir...
......................
bu kadar açık bilgilenmeye rağmen niye hala zuak renklerdeyiz anlayamıyorum artık..anlıyorum da cümlelere dökemiyorum gibi..
aynı kaynaktan beslenen insanların anlayışlarının buluşmaması ne gariptir..hadi bizler okur-geçeriz..bu yüzden mi göremiyoruz anlaşanları? bu yüzden mi esintilerden nasibimiz olmuyor..!
bizim bahaneli hayatımız mı engelliyor güçlü nefeslerin ulaşmasını bizlerin iç dünyalarına..!seyrederek konuşanlardan olmamız gerçekten apaçık bit gaflet perdesi gibi oldu şimdi..yazılarınızı opkudukça hayretlermakamından şaşakınlık iklimlerine sürüklenmeye başladım..hoşuma da gitmeye başladı aslında..hadi bir besmele daha çekip biraz daha okuyayım..öylesine uğramıştım..takıldım kaldım..şöyle bir selam vereyim dedim bağlanmışım..! hem güzel hem ilginç..yazılar değişmediğine göre..ben değişmekteyim galiba..! neler yazıyorum ben böyle..neyse yazdığımı silmeme ben.
istiyorum mevalanaca bakışı..mesnevice anlayışı artık..!
sevgilerim vesaygılarımla
__________________
derdim yaradan....dermanım da yaradan..!
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar