Cevap: Mevlanânın Hayatı ve Eserleri - Mevlâna Celâleddin Rûmî Allah çekip çevirir . Đnsan, gerçi cansız, canlı, bitki ve hayvanlık kademelerinden geçerek insan olmuştur ama, insanlığın içinde de çeşitli kademeler vardır. Đnsanlık kademeleri içinde yukarıdaki makamlara çıkabilmek için tamamen aklın kontrolüne ve yönetimine girmelidir. Bu şekilde Mevlâna, insan aklını deveciye, insan bedenini deveye; hattâ daha yukarıdaki akıllara doğru yükseldikçe, akıllı insanların bile daha yukarı akla sahip olanlar karşısında develere döndüklerini ve üst akıllara, kılavuzlara uyulması gerektiğini anlatır . Akıl, insanın kolu-kanadıdır; nasıl bir kuş kolsuz-kanatsız uçamıyorsa, akıl olmadan da insan bir şey yapamaz. Akıl anahtarı olmayan kişilerin, akıllı bir kişiye uymaları, onun görüşünü takip etmeleri gerekir; eğer kendi havalarına uyarlarsa, nefis peşinde koşarlarsa "zaman timsahı"nın ağzında yem olurlar . "Akıl, akıllı kişinin iyi-kötü her işini ayarlayan bir bekçidir, inanan akıl, adalet sahibi bir bekçiye benzer; gönül şehrinin bekçisi ve hâkimidir o. Bu şekilde akıl bedeni yabancılara ve hırsızlara karşı korur. Ama bedene dadanan hırsızlar da çok dışarıda değildir; onların çoğu bizim içimizdeki nefislerimizin istekleridir; "akıl, nefse vurulmuş demir bir bağdır." Akıl ve gönül, bu dünyadan değildir; arştandır, perde arkasındandır. Bu nedenle akıl göze görülmez ama her zaman insanla beraberdir. Neliksiz-niteliksiz olmak, sağı-solu olmamak aklın özelliklerindendir. Aklı bir yerde görememek demek, onun yakınlığından şüphe etmek demek değildir. Can nasıl bedenin her yanında ölçüsüz ve görülmez olarak varsa, akıl da öyle vardır. Bütün hareketler, bütün işler, bütün hayaller, bütün anlamlı sözler o görünmeyen akıldan meydana gelir . Mevlâna, bu durumu şöyle bir örnekle anlatıyor: Bir karınca kağıt üzerinde giderken yazı yazan kalemi gördü, ona hayran oldu ve diğer karıncalara onu övmeye başladı. Gözü daha keskin olan bir başka karınca ise, kalemi övene "parmakları olan eli öv; çünkü kalem sadece bir âlet, o yazıları yazan eldir", dedi. Gözü bu ikisinden de keskin olan bir üçüncü karınca "Hayır" dedi, "ele ve parmaklara da emir veren koldur. Bu güzel şekilleri yapan, bu güzel resimleri yapan koldur. Ben onu öveceğim", dedi. Bu böylece kademe kademe yükselerek en ulu karıncaya kadar dayandı ve o, "Cansız, akılsız hiç bir şey hareket edemez; iş yapamaz. İnsanlarda bu işi yapan can ve akıldır." dedi. Halbuki, can ve akıl da Allah'ın elinde bir âlet gibidir, tıpkı akıl karşısında elin ve kolun durumu gibi . Tanrı, kendi nurundan bir küçük parça olan akıl ışığını, insanın daracık "fikir yuvası"na yerleştirmiştir. İslâmiyet’te, insanın esas temellerinden en önemlisi olarak akıl kabul edilir. Çünkü İslâm dini, algılama ve anlama dinidir. Anlamadan inanmak mümkün değildir. İnanmak için görmek, duymak ve anlamak; bunun için de akıl gereklidir. Aklı olmayana, dinî bir sorumluluk da yüklenmemiştir. Hz. Muhammed, "Aklın bir zerresi oruçtan da yeğdir, namazdan da; çünkü akıl cevherdir, bu ikisi araz. Namaz ve oruç, ancak bir kişideki aklın tam olmasından sonra farz olur", buyurmuştur . Hz. Muhammed'in ahmak kişiyi düşmanı, akıllı kişiyi dostu ve canı olarak nitelediği; ahmaktan kaçılarak akıllı ile dost olunmasını istediği anlatılmaktadır . İnsan hayatının her safhasında aklın önemi ortaya çıkar. Çocuklarda akıl hüküm yürütmeye başlayıncaya kadar, onlar oyun evreninden dünya gerçeklik evrenine gelemezler, nesnelere başka anlamlar ve görevler verirler. Ancak akıllandıktan sonra her nesnenin ve olayın gerçekten ne demek olduğunu ve nasıl davranması gerektiğini anlarlar . İnsan ancak akılla insan olur, vücudunun büyümesi, saçının-sakalının ağarmasıyla değil. Bunun başka ölçütlerinden biri de, başlarında akıl olmayan kişilerin akıl yerini mal ve servetle doldurmuş olmaları; akıllı kişilerin ise orayı ilimle doldurmalarıdır . Varlık ve yokluk evrenlerinin her tarafına yayılmış olan akıl kademesindeki ışık, değişik yoğunluklarda olmak üzere bütün canlılarda ortaktır. "Akıl oldunuz mu, akıl kesildiniz mi binlerce kişi olsanız bile birsiniz gene. Tıpkı güneş gibi her eve girer, yayılırsınız. Bütün fitneler, aklın olmamasından, aklın baştan gitmesinden doğmaktadır. . Mevlâna, akla şöyle hitap etmektedir: "Nereden yüz çevirirsen orada yol bitiriş, savaş yüz gösterir. Nereye yüz döner, ne yana yüz gösterir sen orda zevk, sarhoşluk, hayranlık belirir. Onsekizbin âlem de ancak iki kısma ayrılır; yarısı cansızdır, ölmüştür, yarısı diri, biliş, anlayış sahibi. |