iconBütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 16:45 . | Nüve Foruma Hoşgeldiniz! Forumumuzdan yararlanmak için lütfen Üye Olun !

» Nüve Forum » akademik » Fen Edebiyat Fakültesi » Türk Dili Ve Edebiyatı » Mevlanânın Hayatı ve Eserleri - Mevlâna Celâleddin Rûmî

Türk Dili Ve Edebiyatı Çağdaş Türk Lehçeleri, Eski Türk Edebiyatı, Türkiye Türkçesi, Türk Diline Giriş, Osmanlı Türkçesi, Temel Bilgi Teknolojisi

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #201  
Alt 27.06.08, 10:28
Ayşe Dürdane Erduran - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2008
Nereden: Istanbul
İletiler: 781
Ettiği Teşekkür: 113
135 tane iletisine 196 kere teşekkür edilmiş
Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.
  Send PM
Standart Cevap: Mevlanânın Hayatı ve Eserleri - Mevlâna Celâleddin Rûmî

Bu dünyanın temellerinden biri de ihtiyaçtır. Yüce Allah, evrenlerin her yerinde görünen ve görünmeyen her şeyi ihtiyaca göre yaratmıştır. Her şey ihtiyaç olunca ortaya çıkar ve o zaman değer kazanır. Evrende var olan her varlık ve oluş, bir ihtiyacı gidermektedir. Bir kadın çocuk doğurmadıkça sütü akmaz. Eğitim de bu çerçevede, bazı yerlerde ortaya çıkan ihtiyaçların eseridir. Her insanın, her çevrenin, her zamanın birbirinden ayrı ihtiyaçları vardır ve bunları karşılamada eğitim önemli bir rol oynamaktadır.
Bu dünya ham ve çiğ varlıkları hazmedemez, her şeyi olgunlaştırıp kemâle erdirmeye çalışır. Đnsanlar da yiyecekleri şeyleri önce bir güzel pişirirler, tatlandırırlar, vücutlarının sindirebileceği bir hale getirirler. Giyecekleri elbiseleri keserler, biçerler, dikerler; kullanacakları âletleri bir çok işlemden geçirerek hazırlarlar. Đnsan dediğimiz varlığı da, hayatta işe yarar hale getirebilmek için bir dizi eğitimden geçirmelidir.
Đnsanlar önce eğitimden kaçarlar, çekinirler; onun faydalı yanlarını değil, sadece zahmetli yanlarını görürler. Oysa bir kere bilginin gücünün farkına varsalar, içlerindeki ışığın eğitimle ve çalışmakla artacağını bilseler, bu ışık arttıkça gerçeklerin anlaşılmasının, yaşamanın daha kolay olduğunu bilseler, eğitimden kaçarlar mı? Ama çocuklar da okula başlarken bazı uyumsuzluklarla karşılaşırlar; bu, onlara okulun faydasının tam olarak anlayamamasından dolayıdır. Eğer onlar bunun faydasını görmeye başlasalar, aldıkları eğitimle para kazanmaya ve manevî tatmin bulmaya başlasalar, okula koşa koşa giderler.
Bütün insanlar belli bir gelişim ve oluşum çizgisini izleyerek
yokluktan gelip, belli şartlarda bir varlık gelişimi gösterip tekrar yokluk
evrenine giderler, Bütün insanlar ve hattâ varlıklar, isteseler de
istemeseler de, bu gelişim aşamalarından geçerek Tanrı'ya ulaşırlar; ama
kimisi sadece varlık dünyasının nimetlerinden yararlanarak, kimisi de
gerçeği bilip, nereden gelip nereye, niçin, nasıl gittiğini, bu evrenin,
yaşayışın, uğraşmaların anlamını bilerek parlak bir ışık halinde, sevgi­ 1
yönlendirmeli olarak gider .
Eğitim insanlar için sadece bir vasıta, ona gerçeklik denizinde yüzmeyi öğreten ve denizi gösteren bir safhadır. Đnsan, sadece eğitim sırasında öğrendiği bilgi ve becerilerle kalmamalı, eğitimin içinde yaktığı bu ışığı daha da fazlalaştırmalı, bilgi ve becerilerini geliştirerek başka insanların içindeki ışıkları yakmaya çalışmalıdır. Bu ışıkların yanmasının ilk belirtisi de, ışığın renksiz görülmeye başlanması, yani dünya gerçeklerinin aldatıcı bir takım faktörler bir yana bırakılarak değerlendirilmesidir . Tabi bu yetmez; görmek, anlamak ve söylemek-yazmak gerçeklik denizine girmeye niyet etmektir. O denize girince de, önce gerçeğe uygun olarak yaşamak gerekir. Dolayısıyla eğitimde sadece bilgi aktarmak yetmez, yaşamayı da öğretmek gerekir. Hem bilginin hem de işi öğretecek ustanın (öğretmenin) çok iyi seçilmesi gerekir. Bilgi bellemenin yolu söz, san'at öğrenmenin yolu da iştir. Tam gerçeğe ulaşmak için dil de, iş de tek başına yeterli olamaz. Gerçek bilgisi bunların da ötesindedir.
Tanrı'nın insan gönlünü açıp genişletmesi, gönlündeki gerçeklik denizinde yol alabilmek için de bilginin gönülde yaktığı o ışığı söndürmemek, giderek daha da büyütmek gerekir. Eğitimin ana amaçlarından birinin, insanın içine rahatlıkla yolculuk edebilmesini sağlamak olduğunu söyleyen Mevlâna, Mesnevi'sinde şöyle diyor:
“Yolcunun gönlü açılır, o ışıkla ışıklanırsa Tanrı da 'Senin gönlünü açmadık mı' buyurur.
Gönlünde açtık, yaydık onu, onun açılışını
gönlüne koyduk senin. Sense hâlâ dışarıda
arıyorsun onu; süt sağılan sensin de hâlâ
başkalarının süt sağmasını istiyorsun.

Sende, dibi-kıyısı olmayan bir süt kaynağı var; ne diye tulumda süt arar-durursun?
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar
  #202  
Alt 27.06.08, 10:28
Ayşe Dürdane Erduran - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2008
Nereden: Istanbul
İletiler: 781
Ettiği Teşekkür: 113
135 tane iletisine 196 kere teşekkür edilmiş
Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.
  Send PM
Standart Cevap: Mevlanânın Hayatı ve Eserleri - Mevlâna Celâleddin Rûmî

A su çeken, denize bir geçidin var; gölcükten, kuyudan su çekmekten utan.
Đnsan bir ağaca benzer; ağacı besleyen, geliştiren, ayakta tutan kök olduğu gibi, insanı besleyen, ayakta tutan da sözünde durmak, doğru davranmak, iyilik yapmaktır. Bu açıdan bilgi çoğu zaman insanı aldatır, ona bir ululanma verir; oysa bilgi sadece bir kabuktur, onun özü ve içi bilgiye uygun yaşamak, iyilik yapmaktır. Bilgiyi ve sözü nefsin esiri yapmamak gerekir. Bilgi ve sözün amacı, insan gönlünü geliştirmek, özleştirmek, insanın özünü kuvvetlendirmektir. Nasıl kabuk kalınlaşıp güçlenince öz zayıflarsa nefsin emrindeki bilgi de insanın içini kemirir, bilgi tamamen ters etki yapar. Oysa hamlıktan kurtulan meyvelerde olduğu gibi, kabuk zayıflayıp incelince iç güzelleşir, olgunlaşır, tatlanır. Đnsanda da bilgiyi her zaman iş haline getirmenin yollarını aramalıdır; iş ve harekete dönüşmeyen bilgi insana bir yük olur, hattâ nefsin kullandığı bir özellik haline gelir.
Eğitim insanlara bir bakış açısı verir; öyle bir bakış açısı ki, insan bununla âleti değil âleti kullanan gücü, dağdan yankılanan sesi değil, bizzat sesi çıkaranı görür. Duvara çakılan bir çiviyi düşünelim; burada duvar çiviye kızsa doğru olur mu? Onu oraya çakan çekiçtir, ama çekice de kızmak doğru olmaz, onu da kullanan bir el-kol vardır; ama onlara da kızılmaz, onlara bunu yapma emrini veren ve belli bir kuvvetle o işi yaptıran düşünen bir merkez vardır. Bu olayın çeşitli safhalarını takip ederek, olayı en doğru bir şekilde değerlendirmek gerekir. Đnsana saldıran bazı köpekler vardır; bir taş atarsan o taşı kovalar, yakalar, ısırır; veya bir sopa ile korunursan sopayı ısırır; o öfke içinde esas hedefini unutur.
Đnsanlar çoğu olaylarda böyle değildir; belli olayların arkasındaki güçleri ararlar; ama onlar da çoğu zaman sebepler zincirinin daha ilk halkalarında takılır kalırlar. Böylece teşhisleri ve buna karşı geliştirdikleri tedbirler de yanlış olur. Konuya geniş perspektiften bakarsak, evrendeki her şey belli bir amaç için yaratılmış ve yapılmıştır, bunlar tabiatlarının gereğini yerine getirecek, gül kokacak, acı acıtacak, yılan sokacak, bıçak kesecektir. Sebepler zincirini cesurca ileri götürürsek, sonunda yüce Tanrı'ya ulaşırız. Ama çok akıllı insanlar bile daha en başta sebeplere av olurlar; olayların sebebini, sebepler zincirinin ilk halkalarıyla izah eder kalırlar . Adeta, gerçeklik güneşi ondan daha ötesinin görülmesine engel olur; bilgisiz ve korkakların gözlerini kamaştırır.
Eğitim, hem insanların gerçeğe korkusuzca bakabilmelerini hem de gerçeğe yaklaşıp gerçeklik denizi içinde yaşamalarını sağlar.
Tarihte, medrese ve tekke eğitimi arasındaki esas anlaşmazlık, eğitim amaçlarından başlamaktadır. Medreselerde sadece dinî bilgilerin ezberlenmesi, onun dış görünümüne uygun yaşanıyor gözükülmesi ve dış görünüşlere göre uygulama yapılması yeterli oluyordu. Tekke eğitiminde ise kişilere sadece bilgi aktarılması yeterli görülmüyordu. Eğitimin esas amacı, kişilerin olgunlaştırılması idi. Bilgi verilen kişide olgunlaşma sağlanmadan eğitim amacına ulaşamıyordu.
Esasen bilgi her zaman çeşitli yollarla kazanılacak bir sistem olduğu için eğitimin en önceki amacı, kişinin bedensel büyüme ve olgunlaşmasına paralel bir ruhsal ve zihinsel olgunlaşma sağlamaktır. Bilginin insanı yükseltebilmesi için olgunlaşma aşaması sırasında onunla beraber kaynaması; olgunluğun bilgi ile, bilginin olgunluk ile değer kazanması sayesinde olur. Bir kişide bilgi ve olgunluğun birleşmesi, onun sözlerini aydınlatır .
Bilgisi ve hüneri olup da olgunluğu olmayan ve sevgisi bulunmayan varlığın örneği şeytandır . Onda bilgi ve hüner, gurura ve sonra da kötülüğe dönüşmüştür. Đnsanların eğitiminde de amaç sadece bilgi ve hünerlerin inceliklerini öğretmek değildir. Bilgi ve hüner eğitimde bir amaç değil bir araçtır; insan bunlarla olgunluğu ve iyiliğini arttırırsa bunlar bir işe yararlar. Ama bu âletler bir amaç yerine geçer de olgunlaşmayan kişilere verilerse, kişiye yalancı bir güçlülük duygusu, bir boş gurur verir ve kısa zamanda onun daha usta kötülükler yapmasına neden olur.
Dünyada bütün olaylar birbirine dayalı olarak gelişiyor; aynı bir satranç oyunu gibi, her hareket başka birçok mümkün hareketleri hazırlıyor. Bilen insan sadece içinde yaşadığı anı değil, zamanın gerisini ve ilerisini gören adamdır.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #203  
Alt 27.06.08, 10:29
Ayşe Dürdane Erduran - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2008
Nereden: Istanbul
İletiler: 781
Ettiği Teşekkür: 113
135 tane iletisine 196 kere teşekkür edilmiş
Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.
  Send PM
Standart Cevap: Mevlanânın Hayatı ve Eserleri - Mevlâna Celâleddin Rûmî

Aynı görüş, mekân içinde, sebepler zinciri içinde, görünenden görünmeyenlere doğru uzar gider. Satrancı iyi bilen kişi her harekette hem kendinin hem de rakibinin yapabileceği bir çok hareketleri görür, bilmeyen ise göremez. Görünenler, görünmeyenlerin habercisidir .
Bilgi ve olgunluk insanı geniş ve uzun görüşlü yapar. Đnsanın insan olması da, kısa görüşlülükten kurtulduğu oranda artar. Bu dünyada bilgi sınırsızdır; yüce Allah'ın bilgisine bir sınır yoktur. Bir insanın bilgisiyle gururlanması yanlıştır; bilen insan, bilgisi genişledikçe bilmediklerinin de ne kadar fazla olduğunun farkına varır. Eğer farkına varamıyorsa, bilgi o insanda hâlâ bir süs, iğreti bir şey gibi durmakta, onun şahsiyeti ile karşılıklı etkileşime girip birbirlerini olgunlaştıramamaktadır. Đnsana mal olmayan bilgiden ise, ona esaslı ve sürekli bir fayda gelmez.
Đnsan olgunlaştıkça kendi değerinin farkına varır. Olgun, kendi değerini ve gücünü bilen bir insan dışardan bir şey istemez. Dışarıya karşı tamahkâr olanlar, her şeyi dışarıdan bekleyenler, kendilerini bilmeyenlerdir. Đnsan cevherdir, onun dışındaki her şey de arazdır. Đnsan dışındaki her şey parça-buçuk, insan asıldır; insan dışındaki her şey bir basamak, insan ise varılacak son hedeftir.
Düşünce de, akıl da insana kuldur; böyle olunca insanın kendi dışındaki bazı şeylere kul olması, hattâ kendi akıl ve düşüncesine bile kul olması anlamsız kalır. Bütün varlıklar insana kuldur. Bilgi denizi insandır; ama o bu denizin farkında olmadığı için bilgiyi hep dışarıda arar. Bu küçücük insan bedeninde, gerçekte çok büyük evrenler gizlenmiştir .
Đnsanın içindeki bilgi denizini uyandıracak sevgi ve düşüncedir. Düşünceler bizim kontrolümüzde olmayan, gönlümüze gelip giden konuklardır. Đyi düşünceler de gelir, kötü düşünceler de. Đnsanın her türlü düşünceye tahammül etmesi gerekir. Bu düşünceleri sistemli olarak kullanıp teemmül ve dua yoluyla iç denizimize ulaşabiliriz. Aslında insan, kendi iç dünyasının farkına varmadan uyuyan bir varlıktır; eğitim, bilgi, düşünme onu bu uykudan uyandırmaya, kendi değerini tanıtmaya yarayacaktır .
Eğitimle insanın içine ekilen tohum, o kişinin gayretiyle daha önceden insan ruhunun ve zihninin iyi hazırlanması ve tohum ekildikten sonra da iyi bakılması suretiyle yeşerecek, büyüyecek, yeni ürünler verecek ve onların iyi olanları da başka insanların ruhuna ve zihnine ekilecektir. Unutmamalı ki, bilgi tohumları insan kafasında depolanmak için verilmiyor; insan beynini de bir ambar olarak kullanmak büyük bir israftır . Buna benzer bir değerlendirmeye Hz. Muhammed'in bir hadisinde rastlıyoruz. Peygamberimize göre, Tanrı'nın hidayet ve ilmi, toprağın üzerine düşen yağmura benzer. Topraklar çeşit çeşittir; bazı
topraklar suyu kabul eder ve bol ot yetiştirir; bazı topraklar kuraktır, sadece suyu üstünde tutup halkın kullanmasına yardım eder. Bazı topraklar ise düz ve kaypaktır, suyu ne tutarlar ne de emerek çayır yetiştirirler. Đnsanlar da, gökten yağmur gibi yağan Tanrı'nın bilimine karşı bu topraklar gibidirler. Kimisi vardır hem faydalanır hem faydalandırır (bilip bildirir). Kimisi vardır, faydalanır, faydalandırmaz. Kimisi de vardır, ne faydalanır ne de faydalandırır (bilmez, bildirmez).
O halde, eğitimde en çok dikkat edilecek nokta, insanın iç dünyasıdır. Eğitim faaliyetinin odak noktası burası olmaktadır. Eğitimin işe yaraması, ancak insanın olgunlaşması sayesinde mümkündür. Đnsanın olgunlaşması da ancak kendine, kendi iç dünyasına doğru korkusuzca seyahat etmesiyle mümkündür. Gerçi insanın kendi kendisiyle mücâdele ederek iç dünyasına doğru yola çıkması, bütün dış dünya ile uğraşmasından daha zordur; fakat insanı acılıktan tatlılığa, hamlıktan olgunluğa ulaştıracak tek şey de, bu yolculuktur .
Kendi iç dünyasının aydınlıklarına ulaşan kişi, daha sonra çevresindeki varlık dünyasına bakarsa her yanı ışıklar ve bilgi sistemleri içinde görür. Her varlığın dış görünüşlerinden özlerine, ana karakteristiklerine; yüce Tanrı'nın onlara verdiği kat kat bilgi sistemlerine geçer. Her şeyin içindeki ana bilgiyi görür. Hiç balık yüzmeyi öğrenmeye kalkışır mı, hiç selvi başını aşağı veya yana çevirir mi? Bunun gibi, insanın esas özü de varlık dünyasındaki her şeyi bilerek inanmaktır.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #204  
Alt 27.06.08, 10:29
Ayşe Dürdane Erduran - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2008
Nereden: Istanbul
İletiler: 781
Ettiği Teşekkür: 113
135 tane iletisine 196 kere teşekkür edilmiş
Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.
  Send PM
Standart Cevap: Mevlanânın Hayatı ve Eserleri - Mevlâna Celâleddin Rûmî

Bilgi, inanmanın ön şartıdır; ancak inanç safhasına geçilince düşünce ve bilgi çoğu kez inancı yavaşlatıcı, Tanrı yolunda gidişi aksatıcı rol oynarlar. Çünkü bilgi nihayet suda yüzmeyi öğrenmek demektir; halbuki denize dalıp o denizin bir parçası olan için, yüzmenin lâfı mı olur? Bilgi varlık dünyasına aittir; bu dünyanın hallerini ve özelliklerini bildirir. Ama yokluk dünyasına geçen için, varlık dünyasının bilgisi ne işe yarar? Bu dünyadaki her şey bir başkasını aldatmaya çalışır. Varlık dünyasında oluşun bazen gönüllü bazen zorla olabilmesi için yüce Tanrı “isteyerek-istemeyerek” insanları ve diğer canlıları bu oluşa katılmaya çağırmaktadır. Bazen zevkle, bazen hırsla, bazen öfkeyle, bazen sevgiyle,
2
bazen akıl ve kurnazlıkla bütün varlıklar da bu oluşa katılmaktadırlar . Bu dünyadan çıkan, bu düzenden kurtulup inancın mutlu kollarında başka varlık ve yokluk boyutlarında yaşayan kişi için şekillerin, renklerin, bilginin ve hattâ düşüncenin bile fazla bir değeri kalmaz .
Đnsanın en son amacı bir sevgi topu, bir aşk ve ışık topu, hattâ ışıktan da daha ince bir anlam olarak Tanrı'nın varlığında yok olmaktır. Bu, bazı kişilerin üstün bir amaç olarak gösterdikleri gibi, insanın varlığının Tanrı'nın varlığı ile birleşmesi demek değildir. Ne kadar yüce ve ince olursa olsun, Tanrı'nın varlığı yanında bir başkasının varlık iddiasında bulunması yanlış olur .
Đlk yaratılışta bütün canlar birlik halinde idi; varlıkların her şeyi, bütün maddesi ve anlamları birbirine karışmış bir halde idi. Sonra bunlar değişik maddî yapılarda ve değişik anlam düzenlemeleri içinde birbirine benzer ve birbirinden farklı varlıklar haline geldiler. Ancak bu farklı varlık yaşayışı uzun süre devam etmiyor; gene varlıklar da, anlamlar da en baştaki gibi birleşip kaynaşıyorlar . O halde bu dünyadaki senlik-benlik ayrılığı kısa bir varlık dönemini kapsıyor ve bunu gerçekte olduğundan daha geniş boyutlarda değerlendirmek yanlış oluyor. Varlıkların ve anlamların birbirinden farklı gibi görünmesi, insanların şaşkınlığındandır. Eğitilmiş, dünya varlıklarına ve olaylarına dürüstçe bakmayı öğrenmiş gözle bakılırsa, “sen o olursun, o da sen olur. ”3
Aşk ve ışık düzeyine yükselmiş bir kişinin eğitimi, artık ateş üzerinde kaynayan bir tencereye benzer; coşar, kaynar kendi özündeki cevheri bulmaya, onu ortaya çıkarmaya çalışır.
Đnsanda bu cevher, toprak veya su değildir; insanın esas cevheri bu toprak ve su denizinin ötesindedir. Đnsan bedeni zaman ve mekân içinde ırmağın sadece bir süre içinden akıp gittiği bir kalıptır. Bu kalıplar geçilecek gidilecek, esas cevher olan o temiz, coşkulu ayna; o ruh, o can daha çok kalıplar görecektir. Bütün varlık ve yokluk evrenlerinin yaratıcısı ulu Tanrı'nın insanların içine koyduğu cevher, onun kendi özelliklerinden bazılarıdır. Bu dünyanın asıl amacı, onu bulmamız, onu hatırlamamızdır . Bu amaca ulaşıp da bu cevheri bulunca aşka da ulaşmış oluruz; o kademede bilginlik de biter, duygusallık da. Bu kademeden sonra insanın kendi iç kaynayışı, iç yolculuğu başlar ki, bu çok çetrefil, çok uzun, ama her safhası insana daha büyük bir azim, daha büyük bir coşku veren güzel ve doğru bir yoldur.
3.3. Eğitime etki eden faktörler
Kalıtım, yetenek, gelişme ve olgunlaşma, eğitim sırasında kullanılan teknikler gibi eğitim olgusuna etki eden bazı faktörler vardır. Eğitim yaparken bunlara dikkat ederek amaçlar ve gidiş yolları tespit etmek hem eğitimin başarısını arttıracak hem de fert ve toplum açısından olumlu sonuçlar verecektir.
3.3.1. Kalıtım (fert insanların yaratılışındaki farklılıklar)
Müslüman fikir adamları çerçevesinde Mu'telize grubunun “akıllar temelde birdir; insanlar arasındaki farklar akıl ve anlayışlarının farklılığından ziyade bellemek, denemek ve uğraşmaktan kaynaklanır” şeklindeki iddiaları Mevlâna tarafından kabul edilmemiştir. Ona göre insanlar arasında çeşitli yönlerden farklılıklar vardır ve göz rengi, deri, saç rengi, boy, cinsiyet gibi farklılıklar nasıl onların yaratılışlarına kadar gidiyorsa, akıl ve anlayıştaki farklılıklar da fert insanların yaratılışlarına kadar gider.
Yeryüzündeki insanların akılları arasındaki farklar “mertebe ve derece bakımından yeryüzünden gökyüzüne denktir. " Çok yüce ve çok aşağı akıllar vardır; kandil kadar ısıtan akıllar vardır, güneş kadar aydınlatan akıllar vardır.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #205  
Alt 27.06.08, 10:30
Ayşe Dürdane Erduran - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2008
Nereden: Istanbul
İletiler: 781
Ettiği Teşekkür: 113
135 tane iletisine 196 kere teşekkür edilmiş
Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.
  Send PM
Standart Cevap: Mevlanânın Hayatı ve Eserleri - Mevlâna Celâleddin Rûmî

Nefsin emrine girmiş akıl, aşağılık bir akıldır. Kendi gücüne ve parlaklığına mağrur olan akıl, kötü bir akıldır. Đyi bir akıl az hayal kurar, az düzen dokur; sadece düzenden kurtulmak için düzen kurar. Đyi bir akıl, tertemiz bir ayna gibidir. Ama insanların akılları iyilikten kötülüğe, yükseklikten aşağılığa kadar yüzlerce, binlerce kademeler içinde sıralanmışlardır.
Đnsanlar arasındaki akla dayalı bilgi ve tedbir farklılıkları asıldandır. Akıllar, asıl bakımından eşit değildirler. Tecrübe ve bilgi bellemenin akılları çoğalttığı, bunları yapmayanların ise az akıllı oldukları doğru değildir . Sadece tecrübe ve bu dünyadan öğrendiği bilgilere bağlı kalan akıl, insanın büyük gerçeği bulmasına kılavuz olamaz. Gerçi tecrübe ve bilgi belleme, akıllar arasında bir fark yaratıyormuş gibi görünürler; ama buralardan doğan üstünlük, yaratılışlardaki farkların yanında kaydedilemeyecek kadar küçük kalır.
Zayıf akıllar, duyguların esiri ve maskarası olan akıllardır; güçlü akıllar ise duygudan bilgi, bilgiden inanç seviyesine yükselebilen akıllardır. Duygudan çıkıp gerçek anlamları yakalayabilmek esas hedeftir. Bir hayvan, sosyal statüleri farklı iki insanı görse, bunları birbirinden ayırt edemez; akıllı bir insan ise hem görünüşteki farklılıkları hem de insanın iç dünyasındaki farklılıkları anlayabilir.
Duygu bakımından hayvanlarla insanlar hemen hemen ortaktırlar; ama insanoğlunun yükselmesi şekillerden, renklerden, duygulardan kurtulması sayesindedir. Gönül aynası, akıl aynası tertemiz oldu mu hem resim görülür hem ressam . Yoksa bir kızgın boğa gibi, sallanan kırmızı bezden başka bir şey görmeden ona göre hüküm vermek, ona koşmak, bizi gerçeğe ulaştırma yerine her defasında boşa çıkartır. Bütün düşünceler, bütün çabalar, bütün hayat boşa geçmiş olur.
Varlıkların birbirinden farklılıkları sadece görünüş bakımından değildir; görünüşlerdeki benzerlikler de aynen bir iç ve asıl benzerliğin olacağına delil sayılamaz. Đblis, görünüş bakımından meleklerden biri olmasına, bilgi bakımından onların en üstünü sayılmasına rağmen liyakat sınavını başaramamıştır. Nuh Peygamber'in oğlu belki dış bedensel özellikleri bakımından babasına benziyordu ama iç dünyası kapkaranlıktı; buna karşın Ebu Cehil'in oğlu büyük çağrıya uyarak iç dünyasını aydınlatabilmişti.
Kurt, ceylandan bir yavru doğursa bu kurt mu olur ceylan mı? Belki görünüşünde bazı tereddütler olabilir ama önüne ot ve et konduğunda yapacağı tercihe göre onun ne olduğuna karar vermek kolaydır. Görünüşler insanı yanıltmamalıdır. Kahırla lütuf birbirine eştir, fakat bunlardan birbirine aykırı bir şer ve hayır dünyası doğmuştur. Yenilen yiyeceklerden sağlanan gıda cana da hizmet eder, bedene de. Karar verirken görünü şl erdeki benzerlikler ve farklılıklar erken değerlendirmelere ve bu da hatalara yol açar. Değerlendirmeleri acele etmeden ve öze yönelik olarak yaparsak, benzerlik ve benzemezliklerin aldatıcılığından kurtuluruz.
Đnsanlar arasında yaratılıştan gelen birçok farklılıklar vardır, fakat bunların en şaşmaz ölçütü, gönül aydınlığıdır. Gönlü aydın kişi gerçekleri olduğu gibi, yanılmadan görür; gönlü aydın kişi gerçeklere uygun yaşar ve bunun için iyidir; verdiği kararlar o an için iyi olmasa bile geniş zaman ve mekân içinde değerlendirildiğinde iyidir. Đnsanların da, küçük rahatlık ve menfaatlere kanmadan gönlü temiz ve aydın kişilerle dost olması gerekir .
Mayası kötü olanların bilgi, mal-mülk ve mevki sahibi olmaları hem kendi açılarından hem de çevresindekiler açısından kötüdür. Mayası kötü olana bilgi belletmek, san'at öğretmek, yol kesen kişilerin eline güçlü silâhlar vermek demektir . Kötü kişilerin elinde bilgi, güç ve saygınlık bir fitne aracı haline gelir: Bilgi ve hünerle yapılan kötülük, bilgisiz ve hünersizce yapılan binlerce kötülükten daha kötüdür. Bilgisiz ve hünersizlerin iş başına geçmesi gerçekten kötü bir durumdur. Ama bilgi ve hüneri kullananların iş başına geçmesi, kötünün de en kötüsüdür.
Tanrı, yaratışta her varlık türüne ve bu türlerin içinde de tek tek varlıklara ayrı ayrı huylar vermiştir. Kötü huylar bedensel arzulara esir olmuş, sadece onların isteklerini yerine getiren huylardır ve hayvanlarda bu kötü huyu değiştirebilme, iyi huy haline getirme yetenek ve yatkınlığı yoktur. Hayvanî duyguların verdiği uykudan uyanma, kötü huyları iyi huy haline getirme yetenek ve yatkınlığı sadece insanda vardır. “İnsandaki istidat ve kabiliyet yok oldu mu, ne yerse yesin, yediği eşek beyni kesilir. ”3 Nefsine esir olan insan, kendisine tapar hale gelir.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #206  
Alt 27.06.08, 10:30
Ayşe Dürdane Erduran - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2008
Nereden: Istanbul
İletiler: 781
Ettiği Teşekkür: 113
135 tane iletisine 196 kere teşekkür edilmiş
Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.
  Send PM
Standart Cevap: Mevlanânın Hayatı ve Eserleri - Mevlâna Celâleddin Rûmî

Her hayvanın ayrı bir ahırı, her cins atın ayrı bir tavlası, her kuşun ayrı bir kafesi vardır. Melekler bile birbirlerine benzemez ve gökte saf saf ayrı durmaktadırlar. Bunun gibi insanların da hepsinde duygu, hepsinde görüş vardır. Ama bunlar birbirinden farklıdır. Nasıl beş iç, beş dış duygu birbirlerinin işini göremez, ayrı ayrı yönleri değerlendirirlerse;
insanlar da -aynı ilkelere göre çalışan duygu ve düşüncelere sahip olmakla birlikte- gerek duyma, algılama ve bilmeleri gerekse üst-bilgi ve değerlendirmeler yapmaları bakımından birbirlerinden farklıdır.
İyi kişi, hem zaman hem de mekân içinde geniş görüşlü olmalıdır. Mekân içinde altı yönü, zaman içinde üç zaman boyutunu çok iyi değerlendirmelidir. Gözüne, gönlüne, beynine ışık doldurmalı, ışık ile bakmalıdır. İçinde bu ışık olmayan, hayvanî duyguların esiri olur. İnsan içindeki ışığı yakan da yüce Tanrı'dır; daha yaratılışta o kişinin içine kendisinin istediği bir ışığı koymuştur. Bu ışık yoksa, yaratılış başlangıçta ışıktan yoksun, karanlık duyguların esiri ise, o varlıktan çıkan ürünler de yalan, yanlış ve fitneye yönelik olur. “Yay kötü oldu mu, ok eğri fırlar.
Bazen kötü huy daha yaratılışta varlıkların içine yerleşmiştir. Bu durumda, bu kötü huyu değiştirmek hemen hemen imkânsızdır. Ama bazen de kötü huy eğretidir ve o kişinin çalışıp çabalaması ile iyi huya çevrilebilir. Bu, şuna benzer: Âdem'in Cennette işlediği suç, onun mayasında olmayan eğreti bir suçtu ve pişmanlıkla tevbe edince affedildi; insan Tanrı katındaki yüksek yerini korudu. Ama İblis'in işlediği suç onun mayasında vardı, bu nedenle ona ne pişmanlık ne tevbe için yol açılmadı . Kötü yaratılışlı kişilerin yaptıkları iyilikler, yanlışlık veya art niyetle yapılan iyiliklerdir; neticede yol kötülüğe çıkar. Ama iyi yaratılışlı insanların yaptıkları kötülükler de bir yanılma ve yanlışlığın sonucudur.
İnsanın soyu-sopu ile övünmesi büyük bir hatadır. Anne-baba, soy-sop sadece birer perdedir. Gerçekleşen, yüce Tanrı'nın iradesidir. Tanrı, iradesini gerçekleştirirken vasıtalar kullanılır; anne-baba ve soy-soptan gelen kalıtım sadece bir vasıtadır; insanların gerçeği iyi anlamaları için konulan bir sebepler dizgesidir. İnsanların ve diğer varlıkların özüne dikkat edip eğitimin büyük ve küçük amaçlarını ve sonuçlarını değerlendirirken bunu gözden kaçırmamalıdır.
a ”3
Terbiyeli bile olsa, bu köpek, gene de köpektir...
Her şey çok çeşitli yönlerden aslına gider. “Miske bir domuz düşse yahut pislik içinde bir insan doğsa her biri, rızk bakımından da aslına gider, her bakımdan da aslına varır.”4 Her zerrenin oynayışı kendi aslı iledir, her şey kendi aslına meyleder. Ancak buradaki asıllara çekişler varlıkların bir türe bağlı olması dolayısıyladır; yoksa her tür içindeki her varlığın kendi özellik farklılıkları Tanrı takdiridir.
Eğitimde en büyük rolü oynayan etmenlerden birisi asıl, huy, yetenek ve yatkınlıklardır ve bu da varlıklara Tanrı tarafından bağışlanır. Yetenekler olmadan eğitimden hiç bir fayda sağlanamaz. Erliği olmayan bir kişi bir kız alsa, kız gümüş bedenli çok güzel bir kız bile olsa ne faydası vardır? Çok güzel bir kandil olsa, bunun yağı veya fitili eksik olsa bir ışık verebilir mi? Burnu koku almayanı gül bahçesine sokmanın, gözleri görmeyene bir renk ve şekil harikası sunmanın, sağıra enfes müzik parçaları çalmanın ne anlamı vardır? Yüzme yeteneği olmayan, denize dalsa dibe batmaktan başka ne yapabilir? Buğday olmadan değirmen kurmanın, değirmene gitmenin de bir anlamı yoktur. Sütten başka bir şey emmeyen çocuğa kebap, baharat yedirmenin amacı ve faydası mı olur? O halde bir şeyden faydalanabilmek için doğuştan veya varlığın özü içinde bir yetenek, yatkınlık, duyma algılama ve değerlendirme gücünün olması gerekir1.
Yetenekli, akıllı, iyi huylu insan değerlidir. Akılsız, kötü huylu insanlar ise, dost gibi görünseler bile aslında düşmandırlar. Akıllının olumsuz ve kişiyi üzen davranışlarında bile bir hikmet, bir fayda vardır; akılsızın ise faydalı dediği davranışlar bile -iyice düşünülüp taşınılmadığı için- bir yerden itibaren zarar verirler2.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #207  
Alt 27.06.08, 10:31
Ayşe Dürdane Erduran - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2008
Nereden: Istanbul
İletiler: 781
Ettiği Teşekkür: 113
135 tane iletisine 196 kere teşekkür edilmiş
Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.
  Send PM
Standart Cevap: Mevlanânın Hayatı ve Eserleri - Mevlâna Celâleddin Rûmî

Eğitim ile kişinin doğuştan getirdiği yapı arasındaki ilişkiyi; su, toprak ve tohum arasındaki ilişkiye benzetebiliriz. Bitkilerin yeşermesi su, toprak ve tohum arasındaki uyuma bağlıdır. Yoksa toprak sudan, tohum topraktan habersiz olursa ortada bir oluşum, bir değişim olmaz. Eğitimin de insanlara faydalı olabilmesi için okul hayatının, bunun içindeki tohumlar olan öğrencilerin doğuştan getirdikleri yapıların uyum içinde olması gerekir. Bunlar birbirinden etkilenmeden yan yana duruyorlarsa veya tohumun toprak ve sudan etkilenme yeteneği yoksa, ortada bir eğitim oluşum ve olumlu değişimi olmaz.
Hz. Muhammed, “Hikmeti, ehli olmayana öğretmeyiniz; yoksa o hikmete zulmetmiş olursunuz. Ehli olandan da esirgemeyiniz, çünkü o zaman da ehil kişiye zulmetmiş olursunuz”, demiştir3. Eğitimde bilgi ve hüneri alıp, anlayıp onunla iyi işler yapacak, onu geliştirerek yeni kuşaklara aktarmayacak kişilere öğretmek hem boşa bir faaliyet hem de ihtimal zararlı bir faaliyet olur. Bunun yanında bilgi ve hüneri alıp, anlayıp onunla çok iyi işler yapacak kişilere öğretmemek de, hiç hoş görülmeyecek bir israf olur.
3.3.2. Yetenek ve yatkınlık
Bütün varlıklar belli bir şekil ve özden bir başkasına değişmektedirler. Bu değişim bazen kendi iç dinamizmi sayesinde, bazen de dış etkilerle olmaktadır. Her varlığın içinde bir çok şeyler gizlidir, hattâ bunlar iki zıt kutup arasına yayılacak kadar çok ve çeşitlidir. Her varlığın en mükemmel hali, olgunluk halidir. Ham ve ilkel bir durumdan bu ince, olgun hale yükselmek veya yükselebilmek bir yetenek ve yatkınlıktır. Yetenek ve yatkınlık, uygun şartlar ve uyaranlar bulunmadığı sürece gizlidir.
Varlıklarda yetenek ve yatkınlık olmayınca dış şartlar ve uyaranlar onda istenilen, olumlu etkileri yapamazlar. Meselâ, güneş bir çevredeki her şeye aynı etkileri gönderir. Altın güneş altında parlar, oysa bir söğüt ağacı parlayamaz, ama o altından farklı olarak yeşerir. Güneş canlı ağaçları yeşertirken kuru ağaçlarda bu etkiyi yapamaz . Aynı güneş bir toprağa vurunca ondaki her tohum kendi iç yapısına göre gelişir. Aynı güneş karşısında her meyve ayrı olgunlaşır. O halde, belli bir çevre ve uyaran grubu, her varlığa kendi yaratılış özellikleri ve bunların da yeteneklerine göre etki eder.
Mesnevi'de, Hz. Đsa'nın bir hikâyesi anlatılır. Bir gün Đsâ Peygamber hiç kim senin tutamayacağı bir hızla bir dağa doğru kaçıyordu. Bunu gören birisi koşa koşa ona yaklaştı, niye böyle kaçtığını sordu. Đsâ, “Beni oyalama” dedi, “bir ahmaktan kaçıyorum; bırak da kaçıp yakamı kurtarayım. ” Adam da, “Sen Mesîh değil misin; körleri, sağırları iyileştiren, ölüleri dirilten, kuşlar yapıp onları dirilten sen değil misin?” dedi. Đsâ, “Evet, o benim, onların hepsini dualarımla yaptım. Fakat bir ahmağa yüz binlerce kez okudum, ama onun gönlünde dualarımın hiçbir etkisi olmadı; sanki bir taş, bir kum yığını oldu, attığım hiçbir tohum canlanmadı orada”, diye cevapladı. Adam bunun nedenini sorduğunda da, “Körlük, sağırlık gibi hastalıklar belâya uğramadır; insanlar bunlara acır ve Tanrı bunların iç dünyalarını açmıştır. Ahmaklık ise Tanrı'nın kahrı, Tanrı'nın o insanların gönlünü, iç
” 2
dünyasını mühürlemesidir. Ahmaklık soğukluktur diye cevaplandırdı . Burada kastedilen ahmaklık sadece geri zekâlılık değil, zekâsı olduğu halde, onları belli dar kalıplar içinde kilitleyip çevreyi değerlendirmeyen kişilere de verilen bir sıfattır.
Varlıkların ana özelliklerini de, o özellikler içindeki yetenek farklılıklarını da Tanrı verir. Hiç bir varlık, Tanrı'nın vermediği bir yeteneği kullanamaz. Sayısız yetenek ve yatkınlık da varlıkların her birine değişik ölçülerde dağıtılmıştır. Yetenek ve yatkınlık olmadıktan sonra çalışıp çabalama ile varlıkları değiştirmek mümkün değildir. Taşı altın haline getirmek mümkün değildir. Bir kum yığınından da çamur yapılamaz. Çamur topraktan olur, fakat kumdan da başka şeyler yapılır. Varlıkların bazı eğreti özellikleri vardır, çeşitli tedbirlerle bunlar değiştirilebilinir. Ancak bazı huylar ve özellikler de vardır ki, bunların değiştirilmesi mümkün değildir .
Yetenekler, bir bitkinin tohumu ve kökü gibidir. Görünüşte orada bir şey gözükmez, ama uygun çevre şartlarında dalları, yaprakları, meyveleri ve diğer özellikleriyle kendini belli eder. Đnsanların yaptıkları da akıl ve yeteneklerinden ortaya çıkar.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #208  
Alt 27.06.08, 10:31
Ayşe Dürdane Erduran - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2008
Nereden: Istanbul
İletiler: 781
Ettiği Teşekkür: 113
135 tane iletisine 196 kere teşekkür edilmiş
Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.
  Send PM
Standart Cevap: Mevlanânın Hayatı ve Eserleri - Mevlâna Celâleddin Rûmî

Bir varlıkta yetenek ve yatkınlık olmadıktan sonra dışarıdan hiç bir şey ona etki edemez. Đnsan öyle bir yapıdadır ki, içerde bulunan hırsız yardım edip kapıyı açmadıktan sonra, dışardan gelen hırsız kapıyı açamaz. Duyacak kulak, anlayacak zihin ve gönül olmadıktan sonra dışardan bir şeyler söylemenin anlamı yoktur. Kuru bir ağaca yüzlerce kova su döksen ne fayda; içinde bir ıslaklık, bir dirilik olmadıktan sonra yeşeremez. Gözde görme kabiliyeti olmadıktan sonra bütün evreni nûr
1
kaplasa, istenilen yerine gelemez . Dışarıda olup bitenleri algılamak, bunları değerlendirmek ve insanca işlemesini yapabilmek için birçok organda ve ruhta birçok yeteneklerin bulunması gerekmektedir.
Bir varlığın yaratılışında ona verilen çeşitli özellikler ve yatkınlıklar hep onu olması gereken belli bir seviyeye getirmek için verilmiştir. Duyu organları, düşünme, sevgi ve hattâ nefis ve hırs bile bu oluşuma yardım eder.
Yetenek ve yatkınlıklar duyu organlarının, zihin ve ruhun sağlıklı çalışmasına bağlıdır; dıştan görülmez, hattâ vakti gelmeyince görülmeyecek kadar da içtedir. Ama yetenek ve yatkınlıklar gene de bir varlığın özünü meydana getirmez. Gerçek öz karşısında yetenekler ancak sonradan olma bir kabuk, bir sıfat gibidir. Bir varlığın yoktan var olması, onun bir yeteneği olamaz; sebepsiz-maddesiz yaratan ancak Tanrıdır . Ama varlık olup bu evrenin sebepler zinciri içine girince, varlıkların sebepler çerçevesi içindeki yetenekleri ortaya çıkmaya başlar.
Đnsan veya genel olarak varlıklar ne için yaratılırlarsa, onlara o iş kolay gelir . Bir insan için sürünerek hareket etmek çok zordur ama bir yılan için kolaydır. Bir insanın el ve ayaklarını dört-ayak gibi kullanması zordur, ama at için de iki ayağı üzerinde durmak zordur.
Bazı maddeler tencerede biraz kaynatmakla pişerler, ama bazıları saatlerce kaynatsan da yumuşamazlar. Bir közün üstüne biraz kuru ot atıp hafifçe üflenirse yanar, ama o közün içindeki toz ve külü ne kadar
4
üflesek de yakamayız .
Yetenek ve yatkınlıkların ortaya çıkması için belli bir ortam ve zaman içinde gelişim gerekir. Gelişimin olabilmesi için hırs, nefis gibi unsurlar birlikte çalışır. Yeteneği olan herkes, uygun şartlarda büyüme ve olgunlaşmalarını sağlarlarsa, yetenek ve yatkınlıklar ortaya çıkar, güzel eserler meydana getirirler. Yeteneklerin ortaya çıkması için mutlaka belirli şartlar gerekir. Ödağacı ateşe atılmadıkça, yanıp tütmedikçe koku veremez .
Ancak çevre şartları ve dış uyaranlar ne olursa olsun, bunların bir varlığa yetenekleri oranında etki edeceğini de unutmamak gerekir. Ay ışığı doğudan batıya bütün çevreyi aydınlatabilir; fakat pencere ne kadarsa evin içine o kadar vurur1. Tanrı'nın bilgi ve sevgisi de evrenlere bir ışık olarak dağılmıştır. Đnsanların ve diğer varlıkların bundan faydalanmaları da yetenekleri oranında olmaktadır. Bir terziden kumaş alırken boyumuzun ölçüsünde alırız; kumaş uzundur ama boy kısadır2. Her varlık bu dünyadan kendi ihtiyacı için faydalanır, kendi ihtiyacı olan yönlere dikkat eder.
Nasıl içerden bir yankı bulmadan dıştan yapılan hiç bir şeyin faydası olmuyorsa, belli bir zaman geçmeden yetenek ve yatkınlıkların ortaya çıkmasını beklemek de boşunadır. Bir varlığın içi, gelişme ölçüsünde aydınlanır. Oyun çağındaki bir çocuğa oyunun bir hayal, boş bir şey olduğunu, gerçek olmadığını anlatmaya çalışmak boşunadır. Onu, büyüyünce anlayacaktır3. Aynı çocuğa büyüklerin maddî ve manevî değer yargılarını anlatmak veya onların bunu tam olarak anladıklarını sanmak da yanlış olur.
Eğitimin en önemli faktörlerinden olan yetenek ve yatkınlıklar büyüme, olgunlaşma, ihtiyaç, çevre şartları ve uyaranları gibi bir çok faktörlere bağlıdır.
3.3.3. Gelişme ve olgunlaşma
Varlık hali, baştan sona bir oluş ve oluşumdur. Çeşitli maddî ve manevî unsurların belli oranlarda birleştirilmesinden meydana gelen varlıklar, başlama ve bitiş arasında hemen hiç durmadan değişirler. Özdeki gerçek anlamın ortaya çıkması için belli bir hamlık devresinden olgunluk ve çözülme, dağılma devresine doğru sürekli bir gelişim gösterilir.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #209  
Alt 27.06.08, 10:31
Ayşe Dürdane Erduran - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2008
Nereden: Istanbul
İletiler: 781
Ettiği Teşekkür: 113
135 tane iletisine 196 kere teşekkür edilmiş
Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.
  Send PM
Standart Cevap: Mevlanânın Hayatı ve Eserleri - Mevlâna Celâleddin Rûmî

Dünyada her bitkinin bitmesi, her şekerin olması için belli bir çağ vardır. Tere iki ay içinde büyüyüp olgunlaşır, kızıl gül bir yılda açar, bazı meyvelerin olması için de fidanların senelerce büyümesi gerekir. Yenen bazı şeylerin varlıklardaki ve özellikle insanlardaki maddî ve manevî etki süreleri değişiktir. Bazılarında bu etki daha ağızda başlar, bazılarında saatlerce, günlerce, yıllarca ve hattâ beden öldükten sonra bile etkisini gösterebilir. Kaldı ki, bir maddenin etkisi her varlık bünyesinde aynı sonucu göstermez. Zehir bir yerde zararlıdır, bir yerde ilaç. Bir ilacın azı fayda verir, belli bir ölçüyü geçince zarar vermeye başlar. Bir madde her zaman aynı şekliyle de kalmaz. Koruk halindeki üzümün suyu ekşidir, bu su olgun üzümde tatlılaşır, üzüm suyu olarak küpe konduğunda gene acılaşır, o halde de kalmaz, sirke olur; yani bir maddenin terkibi ve etkileri de zamanla değişebilir4.
Đnsanın da bebeklikten çocukluğa, çocukluktan gençliğe, gençlikten olgunluğa, olgunluktan yaşlılığa giden bir gelişimi vardır. Her gelişim kademesinin de kendine göre gerekleri vardır. Bu gelişim kademeleri içinde çocuk önce kulaktır, belli bir dönem süt emer ve susar. Söz söylemeyi öğrenmesi için belli bir dönem susması gerekir. Çevrede konuşulanlara kulak vermez de kendi kendine konuşur durursa, hiç bir şey öğrenemez, dilsiz olur gider. Daha başlangıçta söze kulak verip dinlemeyen, bir şey öğrenemez de, bir şey söyleyemez de. Söze, dinlemek yolundan girilir. Tanrı'dan başka herkes, hem san'atta hem bilgide ustaya, örneğe muhtaçtır. Đnsanın dil haline gelmesi için önce dinlemesi gerekir .
Gelişimin olabilmesi için büyüme ve olgunlaşmanın olması gerekir. Büyüme için de her varlık kendi dışından bazı gıdaları almak zorundadır. Hemen her varlık da, âdeta doğuştan beslenmeyi öğrenmişlerdir. Đnsan anne karnındayken gıdası kandır, annesinden doğunca bir süre binlerce gıdayı içinde bulunduran sütle beslenir. Daha sonra sütten de kesilir, yemek yemeye başlar. Ama insanların çoğu, ondan ötesine geçemez. Anne karnındaki bir çocuğa, “dışarıda binlerce yiyecek, güzel hava, canlı bir tabiat, mutlu bir hayat var; sense bu karanlık dünyada iki büklüm duruyorsun, pislik ve eziyet içinde kan içip durmadasın; gel dışarı çıkalım ” desen, çocuk kendi haline şükrederek o hayatı yaşamaya devam ederdi. Bu dünyadaki insanlar da, bir nevi anne karnındaki çocuklara benzerler .
Bu varlık evreni bile, başlangıçta yüce Tanrı tarafından yavaş yavaş, tam altı günde tasarlandı. Bu nedenle her varlık da birdenbire olgun haliyle yaratılmaz. Đnsan birtakım sebeplerin bir araya gelmesiyle yavaş yavaş yaratılır, büyütülür, olgunlaştırılır ve aşağı-yukarı 40 yaşında tam olgun bir insan haline gelir. Tanrı, varlık evrenini bir sözle istediği düzeyde yaratmaktan âciz değildir, ama bu şekil anlamsız olurdu. Oluşun bu şekilde ayarlanması hem zamana hem mekâna hem de bunlar içinde yaşayışa anlam ve değer kazandırmıştır. Oluşun bu şekilde yavaş yavaş ve ihtiyatla sürüp gitmesi, insanlara bu dünya işlerini yaparken nasıl yapmaları gerektiği hakkında, aynı zamanda bir derstir. Yavaş yavaş ama sürekli akan bir su pislenmez, ama azgın bir sel halinde akan veya hiç akmayıp duran su kirlenir.
Đhtiyatla iş görmek, sebeplere ve sonuçlara dikkat etmek insan davranışının temelleri olmalıdır. Bir hayvan bile bir yiyecek atıldığında önce bakar, koklar; yiyecekse ondan sonra yer. Đnsanların da bir şeye karar verirken önce bakmaları, defalarca çeşitli akıl süzgeçlerinden geçirmeleri ve kararlarını ondan sonra vermeleri gerekir. Evrendeki gelişim, bize bu dersi vermektedir .
Büyüme ve olgunlaşma ilkönce ihtiyaçları farklılaştırır. Đhtiyaçların farklılaşması düşünceleri, hayalleri, ilgileri değiştirir; eski duygu ve düşüncelerin bir anlamı kalmaz. Olgunluk çağında insan daha çok doğrulanmış bilgilere, bilgilerden inanca, inançtan görüşlere ulaşır. Bu arada sık sık zanlarla bilgi ve inançların karıştırıldığı görülür .
Gelişme sırasında başlangıçta, çocuklarda ve gençlerde büyük bir enerji vardır; ancak bu bedensel enerjiye eşlik edecek, onu kontrollü olarak kullandıracak bilgi ve tecrübe yoktur. Bunlar zaman içinde kazanılır; ancak akıl ve tecrübe arttığında da bedenin enerjisi azalır. Đnsanları büyüten ve olgunlaştıran da hırstır. Boğaz hırsı, zevk hırsı, manevî hırslar kişileri çeşitli hareketler yapmaya zorlar. Sonuçları ne olursa olsun, bu hareketler insanları belli ölçüler içinde olgunlaştırır.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #210  
Alt 27.06.08, 10:32
Ayşe Dürdane Erduran - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2008
Nereden: Istanbul
İletiler: 781
Ettiği Teşekkür: 113
135 tane iletisine 196 kere teşekkür edilmiş
Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.
  Send PM
Standart Cevap: Mevlanânın Hayatı ve Eserleri - Mevlâna Celâleddin Rûmî

Gelişme içinde en çok önem kazanan, ruhun gelişmesidir. Gerçi ruh gelişmesi de büyük ölçüde bedenin gelişmesine, çeşitli hayat şartlarında yaşamasına bağlıdır ama, nice gelişmiş bedenlerin ruhsal gelişimden haberleri bile yoktur. Çocuklar olgunlaşmadıkları ve gelişmedikleri için yapma bebeklerle, tahta kılıçlarla oynarlar. Ama nice insanlar da vardır ki, bu oyunu âdeta hayat boyu sürdürürler; hayatın gerçek anlamına bir türlü yaklaşamazlar .
Her varlığın en anlamlı çağı, olgunluk çağıdır. Her varlık, kendi olgunluk zamanında değerlendirilmelidir. Bir meyve, kavun, karpuz tam olgunluk zamanında değerlendirilmelidir; eğer bu zaman geçirilirse, onlar kısa zamanda çürümeye, kokmaya başlarlar.
Đnsanın bedeni genelde bir soğuk demirdir ve insanlar onu soğuk demir olarak dövüp şekillendirmek isterler. Tabi bu da genellikle bir çok çabaların boşa gitmesi demektin Oysa demir kor haline getirilip dövülünce çok daha çabuk ve güzel şekillenir. Đnsanın da eğitim faaliyetinden önce bu şekillendirme işine hazırlanması, eğitimi alabilir bir hale getirilmesi gerekir. Büyüme ve olgunlaşma, bu şekilde, kişinin eğitime hazır hale getirilmesinde ve eğitimin başarılı olmasında büyük rol oynar.
Olgunluk, insanın bağımsızlığıdır. Nasıl bir meyve, tam olgun hale gelinceye kadar ağacın dalına sımsıkı yapışıyor , onun çeşitli nimetlerinden faydalanıyorsa; insan da olgun hale gelinceye kadar çevresindeki insanlardan, onu besleyen toplumdan faydalanmalıdır. Bizim gibi dinamik bir akla sahip olmayan bitki ve hayvanların bile böyle davrandığına bakarsak, onlardan kat kat daha güçlü bir akla sahip olan insanlar neden hata yaparlar?
Đnsanlar ham bir meyve halinde ise veya henüz yeteri kadar bilgi ve beceri sahibi değillerse, dikkatli hareket etmelidirler. Demirciliği bilmeyen demircilik yapmaya kalksa neler olurdu? Bir işi yapmadan, mutlaka gerekli olgunluk ve bilgi şartları yerine getirilmelidir .
Eğitimde, gelişim kademelerine muhakkak dikkat edilmelidir. Beden ve gönül gerektiği kadar olgunlaşmadan insanlara bazı bilgi ve beceriler öğretilebilir ama, bu bilgi ve becerilerden tam olarak yararlanılabilmesi için o bilgi ve becerilerin kişiye en uygun zamanda verilmesi gerekir.
hbceae erışse bile, çocuk gene çocuktur.
Bazı meyveler, belli bir olgunluk seviyesine gelmeden kabuklarından çıkmazlar. Yeteri kadar olgunlaşmayan meyveyi kabuğundan çıkarmak, henüz gelişimini tamamlamamış yavruyu yumurtadan çıkarmak daha iyi olmaz; onlar için tam bir felâket olur. Aynı şekilde olgunlaşmış bir meyve için kabuk, gelişimini tamamlamamış yavru için yumurta veya anne karnı bir zindan haline gelir . Canlılar, dünyaya geldikten gidinceye kadar bunun gibi çeşitli gelişim evrelerinden geçerler ve bunlara uyulmadan yapılacak işler, onun daha sonraki hayatı üzerinde bir çok kötü etkiler yaparlar.
3.3.4. Eğitim tekniği
Dünyada yapılacak her