iconBütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 17:07 . | Nüve Foruma Hoşgeldiniz! Forumumuzdan yararlanmak için lütfen Üye Olun !

» Nüve Forum » akademik » Fen Edebiyat Fakültesi » Türk Dili Ve Edebiyatı » Mevlanânın Hayatı ve Eserleri - Mevlâna Celâleddin Rûmî

Türk Dili Ve Edebiyatı Çağdaş Türk Lehçeleri, Eski Türk Edebiyatı, Türkiye Türkçesi, Türk Diline Giriş, Osmanlı Türkçesi, Temel Bilgi Teknolojisi

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #21  
Alt 02.06.08, 00:26
Ayşe Dürdane Erduran - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2008
Nereden: Istanbul
İletiler: 781
Ettiği Teşekkür: 113
135 tane iletisine 196 kere teşekkür edilmiş
Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.
  Send PM
Standart Cevap: Mevlanânın Hayatı ve Eserleri - Mevlâna Celâleddin Rûmî

Allah, insanı önce topraktan, sonra nutfeden erkek ve dişiler halinde yarattığını çeşitli âyetlerinde açıklamıştır . Anne karnındaki yaratılış da çeşitli safhalardan geçerek olmaktadır ve tamamen Allah'ın kontrolündedir. Mürselât sûresinde, insanın bayağı bir sudan yaratılıp belli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirildiği belirtilirken Nûh sûresinde yaratmanın çeşitli merhalelerden geçtiği açıklanmaktadır . Bir dişinin gebe kalması ve doğurması, ancak O nun bilgisiyledir .
"Allah her dişinin neye gebe kalıp ne zaman doğuracağını ve rahimlere düşen nuftenin, muayyen vakte göre rahimde ne kadar eksik, ne kadar fazla kalacağını bilir ve indinde, her şeyin muayyen bir zamanı, mukadder bir müddeti vardır.
Zümer sûresinde de anne karnındaki (rahmindeki) yaradılışın üç karanlık içinde meydana getirildiği , Hacc sûresinde dilenilen insanın belli bir süreye kadar rahimde tutulduğu ve sonra çocuk olarak çıkartıldığı belirtilmekte; Mü'min sûresinde ise nufteden kan pıhtısına, kan pıhtısından çocuğa olan dönüşümün erginlik çağını ve yaşlılığı ayrı ayrı yaşamak için olduğu, herkesin belirli bir süre yaşayınca öldürüleceği açıklanmıştır . Đnsan sûresinde ise şöyle denmektedir;
"İnsanoğlu var edilip bahse değer bir şey olana kadar şüphesiz uzun bir zaman geçmemiş midir? Biz insanı katışık bir nufteden yaratmışızdır; onu deneriz, bu yüzden onun işitmesini ve görmesini sağlamışızdır."
Đnsanın anne rahmindeki yaratılması olayını, Mevlâna bir va'zında şöyle açıklamıştır:
"Âdemoğlu önce erlik suyuydu; sonra bir kan parçası, sonra da bir et parçası haline geldi. Yüce Tanrı, rahimler meleği denen meleği ana rahmine memur eder. 'Ey melek, onu suret ver' diye emreder. O melek, Levh-i Mahfuzdan ona verilecek şekli, sureti almıştı; ona göre rahim dışından, üstün ve ulu Tanrı'nın buyruğuna göre onu düzer. Şekli tamamlanınca, 'Ey melek, geri git, bizim onunla gizli bir işimiz var' diye buyruk gelir. Ondan sonra ona can verir. Can ne biçim şeydir, hiç kimse bilemez. Ondan sonra da rızkını yaz, kutsuz yahut kutlu olacağına göre yapacağı şeyleri yaz, diye buyruk gelir.
Tanrı, Âdem'i yaratınca cana, başına girmesini buyurdu. Can girince balçık halindeki başı, et, kemik ve deri haline döndü; başından başka tüm bedeni balçık halindeydi. Âdem, gözünü açınca, bütün lütuf ve ihsanların Tanrı'dan olduğunu bilmesi için bedenini balçık halinde gösterdi
"1
ona.
Mevlâna'nın yukarıda belirttiği hususlar, Necm sûresinde de şöyle açıklanmaktadır:
"Sizi yerden var ederken ve siz annenizin
"2
karnında cenin iken, sizleri çok iyi bilen O' dur.

» Nüve Forum » akademik » Fen Edebiyat Fakültesi » Türk Dili Ve Edebiyatı

Konu Ayşe Dürdane Erduran tarafından (02.06.08 saat 20:55 ) değiştirilmiştir..
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar
  #22  
Alt 02.06.08, 00:27
Ayşe Dürdane Erduran - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2008
Nereden: Istanbul
İletiler: 781
Ettiği Teşekkür: 113
135 tane iletisine 196 kere teşekkür edilmiş
Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.
  Send PM
Standart Cevap: Mevlanânın Hayatı ve Eserleri - Mevlâna Celâleddin Rûmî

Mevlâna, mektuplarının birinde, insanın yaratılışı ve yaratılış amacı hakkında şunları anlatmıştır: Bir damla erlik suyu idik. O suyun ne kulağı vardı, ne aklı-fikri, ne gözü vardı, ne sıfatı; ne gam bilirdi ne sevinç; ne horluk ne yücelik. Hiç bir şeyden haberi olmayan o bir damla su, anne karnında terbiye oldu, kan haline geldi, pıhtılaştı, et haline geldi. O zaman ne eli vardı, ne âleti, derken o et parçasında ağız, göz, kulak pencereleri açtı, dil verdi, göğüs hazinesi verdi. O bir damlanın içine, bir âlem olan gönlü yerleştirdi. O habersizlik âleminden duran, gören, yiyen insan haline geldi. Yaratılışın bu seviyede kalacağını, insanın bu halde bırakılacağını mı sanıyorsun? Bu dünyada insan çok zayıftır, sık sık yorulur, yemek yer, uyur... Bu karanlık âlemden aydınlık âleme tekrar gidilecektir. Tıpkı karanlık ve kanla beslenilen bu dünyaya gelindiği gibi, buradan da daha aydınlık olan diğer âleme gidilecektir, insanlar anne kamında iken bu âlemi bilmedikleri, inanmadıkları gibi, şimdi de öbür âleme inanmıyorlar. Ama Allah bizi bir damladan çek çeke bu hale getirdiği gibi, bu âlemden de çeke çeke öbür âleme götürmektedir.
Đnsanın yaratılışı ile ilgili üzerinde durulacak bir başka husus, Allah'ın her insana bir ömür belirlemesidir. Rûm sûresinde, Allah'ın gökleri ve yeri ve ikisinin arasında bulunanları gerçek.olarak ve belirli bir süre için yarattığı üzerinde durulmaktadır . En'** sûresinde,
"O, sizi çamurdan yaratan, size belli bir ecel tâyin edendir. Belirli bir ecel O'nun katındadır." denilmektedir . Fâtır sûresinde insan ömrünün uzun veya kısa olmasının "Kitap”ta yazılı olduğu ve bunun Allah için çok kolay olduğu belirtilmektedir .
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #23  
Alt 02.06.08, 00:27
Ayşe Dürdane Erduran - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2008
Nereden: Istanbul
İletiler: 781
Ettiği Teşekkür: 113
135 tane iletisine 196 kere teşekkür edilmiş
Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.
  Send PM
Standart Cevap: Mevlanânın Hayatı ve Eserleri - Mevlâna Celâleddin Rûmî

İnsan, annesinden bir şey bilmez halde doğmakta, duyu organları, aklı ve gönlü vasıtasıyla bu dünyada çocukluk, gençlik ve olgunluk gibi safhalardan geçmekte ve ihtiyarlamaktadır. Kur'ân-ı Kerim'in çeşitli âyetlerinde insanın önce güçsüz ve bilgisiz olarak yaratıldığı, sonra kuvvetlendiği ve kuvvetliliğin ardından, Allah tarafından güçsüz ve
1
ihtiyar yapıldığı belirtilmektedir . Hattâ bu arada yaratılışın âdeta geriye döndürüldüğü, bilirken bir şey bilmez olduğu, çocuklaştığı üzerinde de
2
durulmaktadır .
İnsanları bir erkekle bir dişiden, birbirlerinin soyundan yaratan , ancak onların birbirlerini kolayca tanıyabilmeleri için ayrı renklerde, ayrı
4
dillerde milletler ve kabileler halinde dünyaya dağıtan Allah, onların bir gün ölerek geri kendilerine döneceğini ve kıyamet gününde de tekrar dirileceklerini belirtir. Ölümü her an gören insanların, ölen bütün insanların bir gün tekrar diriltilecekleri hususunda şüphe etmemeleri, canlıları yaratan Allah'ın ölüleri de diriltmeye gücünün yeteceği belirtilen Kur'ân'da, Kâf sûresinde şöyle denmektedir:
"Biz ilk yaratışta yorulduk mu? Hayır; onlar yeniden yaratılmaktan şüphe etmektedirler
And olsun ki, gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları altı günde yarattık ve Biz bir yorgunluk da duymadık
Doğrusu, Biz diriltiriz, Biz öldürürüz; dönüş Bizedir.
Bir insanın yaratılması konusunu kapatmadan önce, onun hangi özelliklerle yaratıldığı noktası üzerinde de kısaca durulmalıdır.
Bu hususta, Kur'ân'ın çeşitli âyetlerinde yaratılışın bazı özelliklerle sayılmaktadır. Âl-i İmran sûresinde evrenlere tercih edildiği bildirilen insanoğlu, Allah tarafından "en güzel şekilde" yaratılmış, bütün meleklere üstün kılınmıştı.
"And olsun ki Biz, Âdemoğullarını üstün ettik; karada, denizde onları taşıdık; tertemiz şeylerle mızıklandırdık onları, ve onları, yarattıklarımızın çoğundan üstün ettik.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #24  
Alt 02.06.08, 00:27
Ayşe Dürdane Erduran - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2008
Nereden: Istanbul
İletiler: 781
Ettiği Teşekkür: 113
135 tane iletisine 196 kere teşekkür edilmiş
Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.
  Send PM
Standart Cevap: Mevlanânın Hayatı ve Eserleri - Mevlâna Celâleddin Rûmî

İnsan, bu dünyada geri Rabbine dönecek bir damladır. Aslı denizden olan bu damlanın denize ulaşmaması için toprak, yel ve sıcaklık engel olmaya çalışmaktadır. Ancak o damla, içindeki özlemle denize doğru gitmektedir. Dağların, ovaların, yerlerin, göklerin bile almaktan çekindikleri Allah'ın emanetini yüklenmiştir . İnsanın dünyadaki güçlülüğü, Allah'ın verdiği güçtür; bir bakıştır, bir görüştür. Bunun dışında insan çok zayıf ve çaresiz bir varlıktır . Mevlâna, bir gazelinde şöyle söylüyor:
" ...iki zıttan meydana gelmişiz; aşağılatma da
kurulmuş, yükseltme de.
Yüceltmesi de düzene koymaktır, aşağılatması da; hani kandili asmak ve indirmek gibi.
Şu halde düzene koyması bozmak içindir, bozması da yüceltmek için.
Ancak insan gene de zayıf yaratılmıştı , aceleci olarak yaratılmıştı . Evet, bazı zorluklara katlanacak şekilde yaratılmıştı, ancak kimsenin kendisine güç yetiremeyeceğini mi sanıyordu? Allah, ona bilgisinden, bütün diğer varlıklara ve meleklere verdiğinden daha fazla vermiş ve bunun için bir sınav yapmış, sınavı insan kazanmış, bütün melekler insana secde ettiği halde İblis etmemişti . Allah indinde insan bütün meleklerden ve iblis'ten güçlü ve daha bilgili idi. Ancak Allah, insanla İblis arasındaki doğru yoldan çıkarma ve Allah'a kulluk etmeme mücâdelesine karışmayacaktı, çünkü onu iblis'ten daha güçlü ve bilgili yaratmıştı. Ancak Cennetteki hayatta iblis, insanı Allah'ın emirleri dışına çıkarttı.
"And olsun ki, daha önce Âdem'e and vermiştik, fakat unuttu, onu azimli bulmadık.
Bu nedenle insan cennetten kovuldu, "aşağıların en aşağısı" kılındı . Ancak yeni yaratılan her insan bir şey bilmeyen, güçsüz bir çocuk olduğu için; her insana, kıyamet gününden sonra cennete girebilmeleri için bir şans verildi. Allah'a inanıp yararlı iş işleyenler gene Allah'ın üstün, sevgili kulları olarak "kesintisiz ecir"e kavuşacaklardır .
Bu nedenle insan, yakın takiptedir. İsrâ' sûresinde; Hz. Muhammed'e gösterilen rüyanın da, Cennetteki ağacın da (yâni Mir'aç'ın ve Âdem'in yediği yasak meyvenin) insanları sınamak için gösterildiği, insanların korkutulmasına rağmen taşkınlıkların önlemediği belirtilmektedir1. Her an insanın yanında olan, fakat onların göremediği2 göremediği2 Allah, Kaf sûresinde de şöyle demektedir:
"Ve and olsun ki, biz insanı yarattık ve nefsi, onu ne gibi vesveselere düşürür, biliriz. Ve biz ona, şahdamarından daha yakınız."3
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #25  
Alt 02.06.08, 20:40
Ayşe Dürdane Erduran - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2008
Nereden: Istanbul
İletiler: 781
Ettiği Teşekkür: 113
135 tane iletisine 196 kere teşekkür edilmiş
Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.
  Send PM
Standart Cevap: Mevlanânın Hayatı ve Eserleri - Mevlâna Celâleddin Rûmî

1.2. İnsanın Unsurları
1.2.1. İnsanın maddî tarafı ağır basan yönleri
1.2.1.1. Beden
Mevlâna, Mesnevi'sinin dördüncü cildinde, Hz. Muhammed'in şöyle bir hadisini naklediyor:
"Gerçekten de yüce Allah melekleri yarattı, onlara akıl verdi; hayvanları yarattı, onlara şehvet verdi; insanoğlunu yarattı, onlara akıl da verdi, şehvet de. Kimin aklı şehvetine üst olursa, meleklerden yücedir o; şehveti aklından üst olursa hayvanlardan daha aşağıdır."
Mevlâna, bu hadise getirdiği yorumda, kendilerine akıl verilen meleklerin Allah'a secdeden başka bir şey bilmediklerini, hırsları, hevesleri olmayan sade ışıklar olduğunu; hayvanların ise beslenip semirmekten başka bir şey yapamadıklarını anlatır. Ona göre, insanın "yarısı melektir, yarısı eşek". Yani insan akıl ile nefsin, şehvetin, aşağılık şeylerin arasında kalmıştır. Akıl ile nefis arasındaki mücâdele, insanın bedeninde cereyan etmektedir ve bu bakımdan insanın işi, gerçekten zordur. Đnsanın bedensel görünümünün arkasında nice melekler, nice eşekler bulunmaktadır. Eğer insan aklını egemen kılarsa, nefse karşı mücâdeleyi kazandığı için, -mücâdele edecek bir nefsi olmayan-meleklerden daha yüksektir. Eğer nefsini ve arzularını egemen kılarsa, aklı da bunların emrine verip çok ince düzenler kurduğundan, hayvandan daha aşağılık olur. Bir hayvanın özrü apaçık meydanda olduğu için ona günâh yoktur. Ancak günâh işlediğinde, insanın bir özrü yoktur . Demek oluyor ki, Mevlâna'nın gözünde insan bedeni, bir savaş alanıdır: akıl Đle nefsin savaş yaptığı yer. Bu savaşa daha sonra can ve arzular da katılıyor; can, geldiği yere, yücelere ağmak için kanat çırpıyor, arzular ise bedeni toprağa çekiyor. Fîhi Mâfih'te, insan içindeki melek-hayvan kısımları benzetmesine balık-yılan benzetmesi de eklenir .
Bazı insanlar melekleşmiş, bazıları hayvanlaşmışlardır; ama insanların büyük bir çoğunluğu keşmekeş içinde bulunmaktadırlar. Bu savaşta velîler insanları akıl yoluna, şeytanlar ise hayvanlık yoluna çekmeye çalışmaktadırlar.
Mevlâna, Kur'ân'ın "Biz insanı en güzel, zorluklarla katlanacak şekilde yarattık, onları yücelttik" şeklindeki âyetlerini de bu çerçevede yorumlamaktadır, insan hem karada hem suda yaşayan bir hayvandır.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #26  
Alt 02.06.08, 20:41
Ayşe Dürdane Erduran - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2008
Nereden: Istanbul
İletiler: 781
Ettiği Teşekkür: 113
135 tane iletisine 196 kere teşekkür edilmiş
Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.
  Send PM
Standart Cevap: Mevlanânın Hayatı ve Eserleri - Mevlâna Celâleddin Rûmî

Zaten Allah da "And olsun ki, Âdemoğullarını üstün ettik; karada ve denizde onları taşıdık" derken bunu ifade etmiştir. Meleklere, karaya yol yoktur, hayvanlarsa denize gidemezler; insan ise hem karada, hem denizde hem de gökyüzünde hareket edebilmektedir. Beden yeryüzünde, can gökyüzünde; insan ise aşk denizindedir .
Gene Mesnevi'sinde Mevlâna, can ile beden dostluğunu kısa ve aldatıcı buluyor; insan bedeninin yıllarca dört unsurla solukdaşlık ettiğini, canın da yıllarca akılla dostluk ettiğini, ama vefasızlık etmeyip canların yanına dönmesi gerektiğini belirtiyor .
Fîhi Mâfih'te, insanın çamur karışmış bir seylâb (sel) gibi olduğunu; bu suyun temiz kısmının insandaki söz, çamur kısmının da beden olduğunu anlatıyor. Seldeki çamurun bir süre sonra çöküp kaldığı gibi, insandaki bedenin de bir süre sonra çürüyüp yok olacağı, insandan geriye ancak sözlerin, iyilik ve kötülüklerin, bilgilerin kalacağı
_ 4
anlatılıyor . Zaten Allah da insanın nereden geldiğini göstermek için toprağı, erlik suyunu, et parçasını sürekli gözünün önünde bulundurmakta, insanın onlardan tiksinmesini sağlamaktadır .
Sultan Veled, Mesnevi'nin bazı bölümlerini açıklarken ruhların bedenlerden 600 bin yıl önce yaratıldığını, Allah'ın rahmet denizinde bulunan bu ruhların Allah'a kullukları nitelik ve nicelik yönünden birbirine karıştığı için onların bir sınavdan geçirilmeleri gerektiğini anlatıyor. Bunun için de Allah onları, can ve gönül dünyasından su ve çamur dünyasına göndermektedir. Bu dünyada bütün ruhların derece ve değeri belli olacaktır. Dolayısıyla beden, bu dünyanın tatlı nimetlerine karşı ruhlar için bir sınav yeridir. Bu dünyadaki canlı bedenleri arasında da Allah, esas sırrını insan bedenine gizlemiştir .
Bedenlerin esas gücü, candır. Nasıl demirin kırmızılığı maden ocağındaki ateşten, evin aydınlığı yakılan lambadan ise, bedenin ve bedendeki bütün duyuların, duyguların, hareketlerin kaynağı da candandır. Bedenleri en çok sevenler bile, can onu terk ettikten sonra bedeni mezara koyarlar; yılanlara, böceklere yem ederler, kokusundan burunlarını tıkarlar . Can denizine karşı ancak bir damla olan beden, canla gelişir, canla büyür; ancak bedenin kısacık boyuna karşı, can gökleri dolaşır, anında yeryüzünü dolaşır. Bedendeki hayvanî can, onun hareket etmesine, Đş görmesine yarar ama, can bedeni terk edince o bir leştir, kokuşmaya başlamış bir et parçasıdır . Cani olmayan bir beden toprak parçasıdır, yağı olmayan kandil, suyu olmayan ark gibidir, ekmek ölüsüdür1. Beden bir kabuktur, bir posttur, deridir, güneş karşısındaki bir buzdur.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #27  
Alt 02.06.08, 20:41
Ayşe Dürdane Erduran - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2008
Nereden: Istanbul
İletiler: 781
Ettiği Teşekkür: 113
135 tane iletisine 196 kere teşekkür edilmiş
Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.
  Send PM
Standart Cevap: Mevlanânın Hayatı ve Eserleri - Mevlâna Celâleddin Rûmî

Mevlâna, can ile beden beraberliğini bir su kenarındaki fare ile kurbağanın arkadaşlığına benzetir. Bu iki dost bir uzun iple birbirlerine bacaklarından bağlanmışlardır. Birisi diğerini görmek istediğinde ipi çekmekte ve bu şekilde buluşmaktadırlar. Can ile beden de böyledir; can gökyüzüne gider, beden toprağa. Bir gün bir ala karga fareyi kaptığı gibi götürmüş, bu arada ayağından ona bağlı olan kurbağa da fare ile birlikte gökyüzüne gitmiş ve kargaya yem olmuştur2. Mevlâna, böyle bir dostluğun olamayacağını, her şeyin kendi cinsini çekeceğini eserlerinin çeşitli yerlerinde vurgulamaktadır.
Đnsan bedeni eğreti şeylerden yapılmıştır, dünyanın normal
yiyecek-içeceklerinden alınmıştır. Bunlar sonra tekrar geldikleri yerlere gideceklerdir3.
Beden, bir âlettir; aletsiz iş yapılamayacağı için, Allah da ruhların bu dünyada iş işleyip sınavdan geçebilmeleri için, bedeni onlara bir kaç günlük bir süre için âlet olarak vermiştir. Ama sonunda atılacak ve serbest bırakılacaktır. Ancak bu dünyada canların olabilmesi için de bedenlerin olması şarttır. Canı, beden olmadan görmek mümkün değildir. Onun şekle girmesi, hareketlerini gösterebilmesi için beden ve suret gerekir. Canın anlamını gösterebilmesi için beden gerekiyor; tıpkı ateşin suyu ısıtıp kaynatabilmesi için bir tencerenin gerektiği gibi.
Bir varlık, zıtların birbirlerini dengelemesinden meydana gelir. Can bedensiz iş göremez; cansız da beden dağılır gider4. Eğer bir meyve elde etmek istiyorsak, bu ağaçsız olamaz; her değerli ürün belki kendisinden daha değersiz bir bitkinin, bir ağacın ürünüdür. Buğday için ekin, üzüm için asma, meyve için ağaç gereklidir; "ağaçsız armut bittiğini gören var mı hiç?"5
Beden can için bir kuş kafesi, bir hamile kadın olarak gösteriliyor; ölüm, canın kurtuluşuna, yeniden doğuşuna neden olacaktır6. Beden ile can arasında bir tercih yapmamız gerektiğinde bedenin bizim düşmanımız, canın kendimiz olduğunu görürüz. Ama günlük yaşayış içinde biz, düşmanımızın dostuyuz, tatlı canımızı onun için üzüyor, ona hizmetçi ediyoruz. Canla beden karşılaştırıldığında, beden bir nursuz şeytan olarak kalır. Bedenin ölümü, insan için sadece görünüşte bir ölümdür, ama öte yandan canın kurtuluşudur. "Can vermek, candır; cana ulaşmaktır." Bedenden kurtulup can ateşinde pişip olgunlaşırsak bu cihanın padişahı kesiliriz, yıldızlıktan kurtulup evrenin ekseni oluruz; denizlerde Nuh un gemisi, gökyüzünde Isanın merdiveni oluruz .
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #28  
Alt 02.06.08, 20:42
Ayşe Dürdane Erduran - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2008
Nereden: Istanbul
İletiler: 781
Ettiği Teşekkür: 113
135 tane iletisine 196 kere teşekkür edilmiş
Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.
  Send PM
Standart Cevap: Mevlanânın Hayatı ve Eserleri - Mevlâna Celâleddin Rûmî

Bedeni geliştiren, büyüten, yaşatan bir başka unsur da yiyecektir. Ancak dünya yemeği az yense insanı acıktırır, huyunu kötüleştirir; çok yense hasta eder. Oruç tutulması veya Allah yemeği olan "açlıktan yenilmesini”3 öneren Mevlâna, dünya yemekleri hakkında şunları söylüyor:
"Bu dünya, boğaz gibi dar geliyor bize; keşke şu boğaz, şu ağız toprak yeseydi.
Zâti de bu ağız toprak yer ama, renklere boyanmış toprağı yer.
Oğul, bu kebap, bu şarap, bu şeker renklere boyanmış, benzenmiş topraktır.
Onları yedin de, bedenine et, deri oldular mı, etinin, derinin rengine boyanırlar;
Ama gene de topraktır onlar. Bir avuç toprağı diker, söker, şekillere sokar, sonra da tutar hepsini toprak eder gene.
Hintli de Kıpçaklı, Rum ülkesinin halkı, Habeş... hepsi de mezarda hoş bir halde, bir renktedir.
Bunu gör de bil ki, bütün renklerin, o bezentilerin hepsi de yüz örtüsü, düzen, eğreti.
Kalan renk ancak Allah boyası, Allah rengi;
"4
bundan ötesini çan gibi takma, bağlama bil.
Bu anlayışla Mevlâna, insanın yemek yemesini kova gibi kuyunun dibine inip çıkmaya benzetmekte; onca temizlik, tat ve süsleme ile yenen yağlı-ballı yiyeceklerin insan bedeninde pislik haline geldiğini, ayakyoluna atıldığını belirtmektedir.
İnsan, önce kanla beslenmiştir, sonra kanın yerini süt almıştır, sütten kesilince toprağın başka biçimlerini yemeye başlamıştır . Zaten bedenin kendisi de bir kuyudur ve insan onun içine düşmüştür . İnsanı bu bu kuyudan çıkartacak olan din ve -en sonunda da- ölümdür.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #29  
Alt 02.06.08, 20:42
Ayşe Dürdane Erduran - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2008
Nereden: Istanbul
İletiler: 781
Ettiği Teşekkür: 113
135 tane iletisine 196 kere teşekkür edilmiş
Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.
  Send PM
Standart Cevap: Mevlanânın Hayatı ve Eserleri - Mevlâna Celâleddin Rûmî

Beden bir ejderhaya benzer; her şeyi yutar ve dudaklarını yumar . İnsan, yaşayışının yediği ve yiyeceği lokmalara bağlı olduğunu sanır. Beden ve nefis istekleri, ona, zehiri bal gibi gösterir. Açlık korkusu, insanın gerçeği görmesine engel olan en kalın perdelerden birisidir . Đnsanın Rabbine ulaşmasını engelleyen, onu Rabbinden uzaklaştıran, arada kırgınlık, dargınlık yapan; insanın kontrol altına alamadığı bedenidir .
İnsan, bulanık bir akarsudur. Bedene devamlı "toprakla bulanmış su" alarak bu ırmağı bulandırıyoruz. Böyle yaparak, bedeni bir türlü temiz tutup gerçek yüzümüzü gösteremiyoruz. Bu nedenle açlığa esir olmamak gerekir. Açlık zahmeti, hastalıkların en hafifidir; dahası yüzlerce faydası, hüneri olan ilaçların en üstünüdür, bütün hastalıkların ilacıdır. Bütün yemeklerin tadı açlıktandır; böyle anda küflü ekmek bile helva gibi gelir. Mevlâna, bu noktada, büyük bir adada tek başına yaşayan bir öküz hikâyesini anlatmaktadır. Yemyeşil bir adada yaşayan öküz, gece oluncaya kadar adadaki bütün otları yer, semizleşir; gece olunca da 'bütün otlar bitti, yarın ne yiyeceğim?' diye hayıflanarak derdinden zayıflarmış. Sabah olduğunda ovayı gene yeşil, gene çayır çimenlik bulurmuş. Gene sabahtan akşama kadar yeşilliği yer-bitirir, semizleşir; ancak gece oldu mu gene açlık korkusu ile titremeye başlarmış, düşünmezmiş. işte, beden için beslenen bu açlık korkusu ve kaygısı, insan nefisleri için de söz konusudur ve onların düşüncelerini de
4
engellemektedir .
Bedendeki dirilik, canlılık, zıtların birbirleriyle uzlaşmasıdır. Çünkü insan bedeni, birbirine zıt olan sudan, topraktan, ateşten ve yelden meydana gelen bir parça-buçuktur. Birbirine zıt unsurlar, canlıların bedeninde bir denge haline getirilmişlerdir. Sadece gördüğümüz canlı yaratıklar değil, bütün âlem, zıtların birbirini çekmesinden, dengelemesinden var olmaktadır. Gece-gündüz, kadın-erkek, ıslaklık-kuruluk, sıcaklık-soğukluk v.s. bir negatif geribildirim sistemiyle birbirlerini dengelemektedir, insan bedeninde hapis kalmış bu birbirine zıt unsurlar, aslında bir gerilim içindedirler. Her unsur, kendi cinsinden olan unsurların yanına gitmek istemektedir; beden toprağı toprağa, beden suyu suya, beden sıcaklığı sıcaklığa, soğuğu da soğuğa kavuşmak istemektedir.
"Unsurların ipsiz çekişleri yüzünden bedende yetmişiki illet vardır.
"İllet, unsurların birbirlerini bırakmaları için bedeni dağıtmak kuruntusuyla gelir.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #30  
Alt 02.06.08, 20:43
Ayşe Dürdane Erduran - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2008
Nereden: Istanbul
İletiler: 781
Ettiği Teşekkür: 113
135 tane iletisine 196 kere teşekkür edilmiş
Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.
  Send PM
Standart Cevap: Mevlanânın Hayatı ve Eserleri - Mevlâna Celâleddin Rûmî

Bu unsurlar, ayakları bağlı dört kuştur, ölümle hastalık ise onların ayaklarını çözen şey.
Onların ayakları birbirinden çözüldü mü, her unsur hemen uçar.
Mevlâna'ya göre, her parçanın bedenden ayrılmasına, onların bu aceleciliğine Allah engel olur; onları ecele kadar toplu bir halde, bir arada tutar.
Canlı ve hareketli halde iken hem canlıların bedeninde hem de dış âlemde gizli ve açık bir çok zıtlar savaşı olmaktadır. Bu dünya tümden savaştır; büyüklere büyüklerle, zerreler zerrelerle sürekli savaşmaktadır. Dünya, parça-buçuklar arasındaki bu tabiat savaşı, iş savaşı, söz savaşı sayesinde durmaktadır. Canlıların bedeni de, büyük evrenin kendisi de dört unsurun zıtlıkları üzerine kurulmuştur. Zıtların birbirleriyle savaşı ölümlere, yok oluşlara neden olmaktadır. Ancak yıkılmak, yok olmak yenilenmelere, yeni oluşlara da neden olmaktadır. Bir bina büyütülmek istendiğinde eskisi nasıl yıkılırsa, toprakta yeni bir ürün yetiştirilmek istendiğinde nasıl eskisi sökülüp toprak aktarılır, bellenirse, terzi bir elbise, marangoz veya demirci yeni bir âlet yapmak istediklerinde nasıl ellerindeki malzemeyi ölçer, biçer, keserlerse; bedenin yapımı sırasında da birçok yıkımlar, yok oluşlar meydana gelmektedir. Bu dünya, yaşayış ve ölüm sayesinde vardır, bu iki kanatla havadadır.
Allah, bir şeyin değerinin iyice belli olması için zıtları bir araya getirmiştir. Đnsan bedeninde akıl ile nefsin, melekle hayvanın bir araya gelmesi de bu yüzdendir. O, kendi nurunun belli olması için, nûr dünyası olan öbür evrene zıt olarak, karanlıklar içinde bir evren yarattı. Şeytan'a karşı Âdem'i, Hâbil'e karşı Kabil’i, Nemrut’a karşı Đbrahim'i, Firavun'a karşı Mûsâ'yı yarattı. Sadece kendisinin zıddı olmayan bir yüce Allah, bu dünyayı zıtlar savaşı üzerine kurdu; ama her şeyin temeli onun zıddı olduğu gibi, barışların temeli de savaşlardır .
Đnsan, bedeni dâhil, bütün unsurlarıyla her an yeniden yaratılmaktadır. Bizim "gelişim" dediğimiz olgu, evrenin her zerresinde her an olmaktadır. Daima Allah'ın eseri olan her gelişme ve olgunlaşma bedenlere birbirinden oldukça farklı özellikler vermektedir. Bir meyve çok çeşitli safhalardan, hattâ acılıktan geçerek tatlılığa gelmektedir. Yokluktan varlığa, varlıktan insanlığa bir çok kademelerden geçilerek gelinmektedir. Bir insanın bile bebeklik, çocukluk, ergenlik, gençlik, olgunluk, yaşlılık gibi bir çok gelişim safhaları olmaktadır. Her son, bir başka şeyin başlangıcı, her ölüm bir başka şeyin dirilişidir. Saçlar kesildikçe gürleşir, çayırlar kırpıldıkça, ağaçlar budandıkça!. Oysa dünyadaki bütün sapıklıkların temelinde ölme, yok olma korkusu vardır.

» Nüve Forum » akademik » Fen Edebiyat Fakültesi » Türk Dili Ve Edebiyatı

Konu Ayşe Dürdane Erduran tarafından (02.06.08 saat 20:55 ) değiştirilmiştir..
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar
Cevapla

Tags
mevlna celleddin rm

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may post new threads
You may post replies
You may post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz