Bedenin dört kötü huyundan birisi de, kuzguna benzetilen dilek ve isteklerdi, istekler, uyumuş köpeklere benzetilmekte, insan bedeninde de bu çeşit yüzlerce köpeğin bulunduğu belirtilmektedir. Köpeğin belden yukarısı öfke, belden aşağısı düzendir. Veya insan bedenindeki istekler, gözleri külahla kapatılmış doğan kuşuna benzetilmekte, av avlamaktan başka bir şey düşünemediği imâ edilmektedir . Heves sık sık değişmekte; insan yazın kışı, kışın da yazı istemektedir.
"Nefis, üç köşeli dikendir, ne biçim korsan koy, batar sana; onun yarasından nasıl kurtulabilirsin
rı3
sen?
İnsanda sonsuz bir isteme gücü vardır. Aslında bu, iyilik ve doğruluk yönünde kullanıldığında iyidir, ama istek gücü bedenin emrine verilirse insanı kör eder. Hele tamah şekline ulaşırsa, bu, insanın bütün duyu organlarının doğru algılamasını ve aklın doğru değerlendirmesini bozar .
"Gözün, aklın, kulağın arınmasını istiyorsan, tamah perdelerini yırt.
O sûfinin tamah yüzünden düştüğü o taklit, aklını kör etti; ışığı, yalımları göremedi.
Kimde tamah varsa dili tutuk olur; tamah varken göz, gönül aydın olur mu hiç?
Kulağın ham ümîtle dolmuş. Zaten tamah, insanı sağır eder, kör eder ay oğul."
Tamah, bir şeye aşırı düşkünlük insanın yolunu keser; insanı bir ağaç kabul edersek, kökünden söker atar onu. Kibir, hırs, tamah insanın kolay kolay gizleyemeyeceği iç-güçlerdir; insanın bütün hareket ve sözlerinde kendisini gösterir .
Dünya bir tuzaktır, yemi de istek... insan, isteklerin kurduğu tuzaklardan kaçmalıdır. Ancak bir kere onun eline düşünce kaçıp kurtulması oldukça zordur. Bir şeyin geçip kaybolacağından veya yok olacağından kaynaklanan istek de yalancı istektir ve insanı acele ile bir çok problemlerin içine atar. istek, insanın ayağına batmış bir dikendir. Dünyalara sığmayan insanoğlu bir dikenin başına gizlenmiş gitmiş, hep onunla uğraşmaktadır. Oysa ayağından o dikeni söküp atmadıkça rahat
edemez . Tamaha düşmüş insan zayıflar, aşağılık olur, yüzü sararır, beden hastalığına tutulunmuş gibi olur. Halbuki heves ve istek sadece bir
2
yeldir, gelir geçer .
İnsandaki nefsi besleyen, azgınlaştıran onun yediği yemekler ve içeceklerdir. Đnsan âdeta yemek-içmek zindanında mahpus edilmiştir. Hiç bir ibadet, nefsi, oruç tutmak ve aç bırakmak kadar terbiye edemez. Cennette insanları kandıran, nefsin çekici ve tutucu kuvveti idi. Ariflerin Menkıbelerinde anlatıldığına göre, Mevlâna, Âdem'in cennetten kovulmasına neden olanın, onun buğdayı yemesinden ziyade bunun posasını dışarı atarak Cenneti kokutması olduğunu söylemiştir .
İnsanın nefsi bir cehennem, bir ejderhadır; yedi denizi yutsa gene sönmez, insan bedeni de dünyayı yer, gene doymaz, gene yatışmaz: Devamlı yer ve bir taraftan da yediği yemekler yavaş yavaş kendisini yer .
İnsanın dört kötü nefis huyundan biri olan şehvet, Mevlâna'nın çeşitli eserlerinde horoza, eşeğe ve kediye benzetilmektedir. Eşek erliği, gerçek erlik olarak kabul edilemez. Akıl erliği, peygamber erliği şehvete dayalı eşek erliğine zıttır. Eşek, dâima tenasül âletinin ve boğazının esiridir. Gerçi bu iki yön bütün canlı yaratıklarda oldukça güçlü olarak vardır, ama bunlara teslim olup, bunların peşinde koşmak insanı aşağılatır. Mevlâna bir va'zında da şehveti, bedendeki ibadet yumurtalarını yiyen kediye benzetmiştir . Mesnevi'nin beşinci cildinde şeytanın Allah'tan avlanabilmek için tuzak istediği, Allah'ın da ona altın, gümüş, at sürüsü, inci, değerli yemekler ve şaraplar gösterdiği, ancak şeytanın bunları kabul etmediği, en son kadın güzelliğinde karar kıldığı; insanları bununla yoldan çıkaracağını söylediği anlatılır . Bu hususta Peygamber'imizin bazı hadisleri de bulunmaktadır; burada şeytanın genellikle kadın özelliklerini kullandığı ve bundan sakınılması gerektiği anlatılmaktadır. Bu nedenle Hz. Muhammed'in "Kadınlara danışmayın" dediği belirtilmekte ve Mevlâna da bir gazelinde "Şu nefsimiz zahit bile olsa kadındır" demektedir .