iconBütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 06:54 . | Nüve Foruma Hoşgeldiniz! Forumumuzdan yararlanmak için lütfen Üye Olun !

» Nüve Forum » akademik » Fen Edebiyat Fakültesi » Türk Dili Ve Edebiyatı » Mevlanânın Hayatı ve Eserleri - Mevlâna Celâleddin Rûmî

Türk Dili Ve Edebiyatı Çağdaş Türk Lehçeleri, Eski Türk Edebiyatı, Türkiye Türkçesi, Türk Diline Giriş, Osmanlı Türkçesi, Temel Bilgi Teknolojisi

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 01.06.08, 22:31
Standart Mevlanânın Hayatı ve Eserleri - Mevlâna Celâleddin Rûmî

01.06.08, 22:31



Mevlânâ Celaleddin-i Belhi Rumi ,Muhammed Celaleddin-i Rumi | Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî | Mevlânâ Celâleddin Hazretleri | Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî'nin Düşüncesinde Kadın | Ahmet ÖZER-Hayatı ve Eserleri |

mevlananin-hayati-eserleri-mevlana-celaleddin-rumi-mevlana-jpg
 
"Mevlâna" veya "Mevlâna Celâleddin Rûmî” olarak bilinen büyük Türk düşünürü Celâleddin Muhammed, 30 Eylül 1207'de Horasan yöresindeki Belh şehrinde doğmuştur. Babası, kendi çağının büyük mutasavvıflarından ve din bilginlerinden Bahaeddin Veled idi. Mevlâna'nın daha önceki atalarının kimler olduğu hakkında, tarihî olarak doğrulanamayan bazı iddialar varsa da, bunlar üzerinde durmak gerekmez. Bahaeddin Veled, zamanında "Sultanü'l-ulemâ" (bilginlerin sultanı) lakabıyla anılırdı; gerçekten de bu sıfata lâyık olabilecek bir şekilde dinî bilimler ve tasavvuf ehlinin hürmet duyduğu, yanından ayrılmadıkları bir kişi idi.

mevlananin-hayati-eserleri-mevlana-celaleddin-rumi-rumi%2520tomb-jpg
 
Mevlâna'nın çocukluğu döneminde, babası bütün ailesini toplayarak Belh kentinden batıya doğru göçe başlıyor. Göçün neden ve ne zaman olduğu konusunda değişik görüşler vardır. Göçün, Moğolların Belh'e girmelerinden bir kaç sene önce olduğu açıktır. Moğolların Belh'i 1214 yılında kuşattığı, yakıp yıkıp herkesi kılıçtan geçirdiği düşünülerse, göçün aşağı yukarı 1212 yılında olduğu ortaya çıkar. Göçe neden olarak Bahaeddin Veled'in Fahreddin Râzî ile, onun felsefî görüşleri ile anlaşamaması ileri sürülür. Gerçi Bahaeddin Veled hemen bütün derslerinde felsefeciler aleyhine çok şiddetli ve çok heyecanlı şeyler söylüyor; bu da Belh şehrinin tanınmış filosofu Fahreddin Râzî ve onun felsefesine yakınlık duyan Harezmşah Sultanı
 
mevlananin-hayati-eserleri-mevlana-celaleddin-rumi-beres-sufi-splsh-jpg
Muhammed Tekiş'i kızdırıyordu. Vaazlarına "Ey Fahri Râzî, ey Harezmşah!" diye başlayan ve bazen hakarete varan sözler söyleyen Bahaeddin Veled, halk arasında filosofa ve Sultan'a karşı bir hareketin gelişmesine neden oluyordu. Bu gelişmelerden rahatsız olan, ama gene de Bahaeddin Veled'e büyük saygı duyan Sultan, bir gün ona şöyle bir haber göndermiştir: "Şeyhimiz eğer Belh ülkesini kabul ederlerse, bugünden itibaren padişahlık da, ülkeler ve askerler de onun olsun. Bana da bir başka ülkeye gitmek için izin versin. Çünkü bir ülkede iki padişahın bulunması uygun değildir." Sultanın bu sözleri Bahaeddin Veled'i kamçılamış, zaten Moğolların vahşeti dolayısıyla da iyice huzursuz hale gelen, büyük göçlerin başladığı Ortaasya'da, bir de yöneticilerin bu şekilde olumsuz tavır almaları Bahaeddin Veled'in buradan göç kararı vermesine neden olmuştur. Harezmşah Sultanına, "Belh Sultanına selâm söyleyiniz. Bu dünyanın fani ülkeleri, hazineleri, tahtları padişahlara yarışır. Biz dervişiz, bize memleket ve saltanat münasip değildir.
 
mevlananin-hayati-eserleri-mevlana-celaleddin-rumi-headstone-jpg
Biz gönül hoşluğu ile sefer edelim de, Sultan kendi uyrukları ve dostlarıyla başbaşa kalsın." diye cevap gönderdi. Harezm Sultanı, anlamlı mesajına daha anlamlı bir cevap almıştı. Halkın da bu göç kararını duyması, Belh'te büyük karışıklara neden oldu; Sultan'ın Bahaeddin Veled'i ziyaret ederek özür dilemesi de bu kararı değiştirmemişti.




» Nüve Forum » akademik » Fen Edebiyat Fakültesi » Türk Dili Ve Edebiyatı
Eklenmiş Dosya
Dosya tipi: pdf 2UU.pdf (2,17 MB (Megabyte), 2x kez indirilmiştir)
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Ayşe Dürdane Erduran kullanıcısının bu bilgilendirici iletisine teşekkür eden üye :
oguzgolcik (09.06.08)
Sponsorlar
  #2  
Alt 01.06.08, 22:31
Ayşe Dürdane Erduran - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2008
Nereden: Istanbul
İletiler: 781
Ettiği Teşekkür: 113
135 tane iletisine 196 kere teşekkür edilmiş
Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.
  Send PM
Standart Cevap: Mevlanânın Hayatı ve Eserleri - Mevlâna Celâleddin Rûmî

Öyle görünüyor ki, Bahaeddin Veled'in göç kararı almasında çok daha derin sebepler vardı ve Moğol ilerlemesine karşı, inanan insanları Batı'ya, selâmete sevk etme anlamı da vardı. Zaten giderken söylediği, 'Moğol askerlerinin Horasan ülkesine ölüm saçacağı' şeklindeki sözleri de bu anlamı ifade ediyordu. Ailesi ve yakın müritleriyle yola çıkan Bahaeddin Veled, ilkönce Nişapur'da konakladı.

Celâleddin Muhammed'in eğitimini, Bahaeddin Veled'in dostu ve müritleri olan Semerkandlı Lala ve Tırmizli Seyyid Burhaneddin üzerlerine almışlar; dinî ve tasavvufî bilgiler alanında bu zeki çocuğu mükemmel olarak yetiştirmişlerdi. Öyle ki, göç kervanının Nişapur'da konaklaması sırasında yapılan ilmî sohbetlere katılan Celâleddin Muhammed burada oldukça temayüz etmiş ve Şeyh Ferideddin Attar "Esrarnâme" adlı eserini ona hediye etmişti.

Bahaeddin Veled'in göç kervanı daha sonra Bağdat'a yöneldi. O sırada, gerek Türkistan'dan gerekse Đran'dan bir çok âlim ve zengin kişi Irak ve Anadolu'ya göç ediyorlardı. Bu nedenle şehir kapısında önlemler alınarak fazla kalabalıklar kontrollü olarak içeriye alınıyordu. Bağdat kapısında bu kervancıya da "Nereden gelip nereye gidiyorsunuz?" sorusu soruldu. “Tanrıdan geldik, Tanrıya gidiyoruz. Tanrıdan başka kimsede bizi durduracak kuvvet ve kudret yoktur" cevabı Halife'nin sarayına ulaştığında, bunun anlamı Şeyh Sühreverdi'ye soruldu. Şeyh, "Böyle bir cevabı verebilecek, böyle bir dil kullanabilecek tek kişi, Belh'li Bahaeddin Veled olabilir" dedi ve onu karşılamaya gitti. Şeyh Baha Veled'i kendi konağına davet etti, ama o, "Bilginlere medrese münasiptir" diyerek Mustansıriye Medresesinde konakladı (ancak bu medresenin öğretime açılması 1234 ve Bahaeddin Veled'in Bağdat'a gelişinin 1221 olduğu düşünülürse, kervanın başka bir medreseye inmesi gerekir). Baha Veled, Halife'nin gönderdiği hediyeleri kabul etmediği gibi, onun görüşme teklifini de geri çevirdi.

Bağdat'da üç gün kalan kervan, oradan Mekke'ye gitti, haç törenlerini yaptıktan sonra Şam dolaylarına çıktı ve bir süre oralarda konakladı. Ancak kervanın hedefi Anadolu olduğu için, ilk önce Mengücek Beylerinin başkenti olan Erzincan'a çıkıldı. Bahaeddin Veled'in kervanı Erzincan'da dört yıl kaldı. Mengücek Beyi Fahreddin Behramşah ve eşinin büyük saygı ve yardımlarına rağmen Bahaeddin Veled Konya'ya gitmeye kararlı idi. Sivas, Kayseri, Niğde üzerinden Lârende (Karaman)'ye gitti. Lârende yöneticisi Emir Musa, kervanı kent dışında karşıladı ve sarayına davet etti. Ancak Baha Veled bunu da reddederek, kendisinin sadece medreseye inebileceğini belirtti. Burada kısa sürede Bahaeddin Veled için bir medrese yaptırıldı ve aile yedi yıl burada kaldı.

Celâleddin Muhammed burada babasından ve onun yanında seyahat eden âlimlerden ders almaya devam etti. Hocası Şerafeddin Lala'nın kızı Gevher Hatun ile evlendi; Sultan Veled ve Alâaddin Çelebi adlı çocukları burada doğdu.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
2 kullanıcı bu yararlı bilgilendirme için Ayşe Dürdane Erduran kullancısına teşekkür ediyor :
lolipop (24.06.08), oguzgolcik (09.06.08)
  #3  
Alt 01.06.08, 22:33
Ayşe Dürdane Erduran - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2008
Nereden: Istanbul
İletiler: 781
Ettiği Teşekkür: 113
135 tane iletisine 196 kere teşekkür edilmiş
Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.
  Send PM
Standart Cevap: Mevlanânın Hayatı ve Eserleri - Mevlâna Celâleddin Rûmî

O sırada Selçuklu tahtında oturan Alâaddin Keykubat, sûfilere büyük bir hürmet duyuyor ve onları Konya'ya toplamak istiyordu. Bu nedenle Lârende'de bilgi ve ışık saçmakta olan Bahaeddin Veled'i de Konya'ya davet etti. Baha Veled burada da padişahın saray davetini kabul etmedi ve Altunba (Altûn-Aba, Altunpa, Pembe Füruşan, Đplikçi medresesi adlarını da almıştır) medresesine indi. Bu medresede daha bir çok göçmen bilgin ve medrese öğrencileri de kalıyorlardı. Kısa sürede Konya'nın ileri gelenleri Bahaeddin Veled'in müritleri olmaya başladılar. Bunlardan Lala Emir Bedreddin Gühertaş, onun adına bir medrese yaptırdı ve aile o medreseye taşındı.

Bahaeddin Veled, kısa bir süre sonra Konya'da öldü (ölüm tarihi 1231 veya 1234'tür). Celâleddin Muhammed, bir süre Seyyid Burhaneddin Muhakkık-ı Tırmizî ile sohbet etti. Bu, onun ruhunun olgunlaşmasında büyük rol oynadı. Tasavvufu ondan öğrendi, onun gözetiminde halvetler çıkarttı. Seyyid Burhaneddin, onun olgunlaştığından emin olduktan sonra, "zahir ilimleri" de öğrenmesi için onu Halep'e gönderdi. Celâleddin Muhammed - Moğol baskısı nedeniyle Halep, Şam gibi büyük islâm şehirlerine yerleşmiş olan ulemadan - zahirî islâmî ilimleri de öğrenmeye başladı, iki yıl Halep'te kaldıktan sonra Şam'a geçti. Onun Şam'da dört veya yedi yıl kaldığı rivayet edilmektedir.

Şam'da Mukaddemiye Medresesine yerleşen, Muhyiddin-i Arabi’den de ders alan Celâleddin, orada - sonradan Şems-i Tebrizî olduğunu anladığı bir yabancının, elini öpüp "Ey dünya sarrafı Mevlâna, beni anla!.." diyen esrarengiz sözleri üzerine geri Konya'ya döndü. Dönüşte Kayseri'ye uğrayarak, kendisini buradan Halep'e uğurlamış olan Şeyhi Seyyid Burhaneddin'i de alarak Konya'ya getirdi. Gene onun tasavvuf öğretisine girdi; halvetler çıkarmaya, riyazet oruçları tutmaya başladı.

Bu eğitim dokuz yıl devam etti. Seyyid Burhaneddin'in sevdiği, örnek aldığı kişi, Gazneli Hâkim Senayî idi. Celâleddin Muhammed'e de böyle bir coşturucu gerekiyordu. Bu nedenle Şeyh, kendisinin yetiştirmesinden emin olduktan sonra "senin iç evreninin aynası, aydınlatıcısı, yakıcısı gelecektir" diyerek 1239 yılında Kayseri'ye gitti. Aşağı yukarı bir yıl içinde de öldü.

Şeyhini kaybettikten sonra Mevlâna, beş yıl boyunca medresede ders verdi. Bazen din bazen tasavvuf bilimleri alanındaki bu derslere bir çok öğrenci katılıyordu. Halk ve öğrenciler onun bilgisine, konuşmasına, davranış ve hükümlerine meftun oluyor; derslerini ve meclislerini dolduruyordu.

Ancak bir gün Konya'ya Tebrizli Şems adlı bir derviş geldi. Mevlâna'nın adını ve ününü duymuş olan bu zat, kafasındaki pek çok soruların onun sohbetlerinde açıklığa kavuşacağını düşünerek buraya gelmiş ve bir hana yerleşmişti. Gerçekten Mevlâna ile karşılaşmaları ve dost olmaları da böyle bir sorunun açıklanması sırasında gerçekleşti. Bir gün sokakta veya mecliste, Mevlâna'ya "Bir müşkülüm var. Hz.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Ayşe Dürdane Erduran kullanıcısının bu bilgilendirici iletisine teşekkür eden üye :
oguzgolcik (09.06.08)
  #4  
Alt 01.06.08, 22:33
Ayşe Dürdane Erduran - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2008
Nereden: Istanbul
İletiler: 781
Ettiği Teşekkür: 113
135 tane iletisine 196 kere teşekkür edilmiş
Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.
  Send PM
Standart Cevap: Mevlanânın Hayatı ve Eserleri - Mevlâna Celâleddin Rûmî

Muhammed mi büyüktür, Beyazıd-ı Bestamî mi?" diye sordu. O da "Bu ne biçim soru, elbette Hz. Muhammed daha büyüktür" diye cevap verince, "Öyleyse niçin Hz. Muhammed 'Yarabbi, seni lâyık olduğun veçhile bilemedik' derken Bayezıd 'Varlığımın her zerresinde Tanrı vardır' diyor?" diye gene bir soru sordu. Mevlâna da "Çünkü Hz. Muhammed her gün yeni yeni merhaleler kaydediyor ve her merhaleye geldiğinde evvelki bilgilerinin ne kadar basit olduğunu görüyordu. Bayezıd-ı Bestamî ise ulaştığı ilk merhalenin sarhoşluğuna kapıldı, kendinden geçti ve ondan böyle söylüyor" diye cevap verdi. Bu konuşmalar Mevlâna ile Şems arasındaki büyük dostluğu başlattı, ikisi birden halvete çekildiler, uzun süre halvetten sıkılmadılar ve daha sonra da Mevlâna, dinî bilimler öğretimini tamamen terk etti. Tebrizli

Şems'i bir üstad, bir şeyh olarak kabul etti; onun hizmetine girdi.
Mevlâna'nın namazı, vaazı, medrese derslerini bırakarak sadece Şems ile yaptığı sohbetlerle meşgul olması, uzun süreler devam eden oruçlar, bazen sabahlara kadar kılınan namazlar, bazen semalar yapması halk arasında dedikodulara neden oldu. Onun sadece Şems ile meşgul olması, müritleri arasında bile bir muhalif grubun oluşmasına neden olmuştu. Ancak her şeye rağmen, Mevlâna ile Şems, sürekli olarak birbirlerine iltifatlar ederek anlamlar evreninde seyahatlerini sürdürüyorlardı. Onlar birbirlerinin ruhunu açmada, kendi iç evrenlerinin büyüklüğünü keşfetmede birbirleri ile yarışırken, dışarıdaki halk da Şems'in bir büyücü olduğunu, Mevlâna'yı kitaptan, sünnetten, namazdan, dersten, halktan uzaklaştırdığını söyleyerek kıskançlıklarını yaygınlaştırıyorlardı.

Bu muhalefet karşısında Tebrizli Şems, Mevlâna ile 16 ay devam eden yoğun sohbetlerden sonra, 1246 yılında ansızın kayboldu. Şems ile buluşması, Mevlâna'nın içindeki aşk ateşini yakmıştı, bu ayrılık ise buluşmadan daha etkili bir eğitim görevi görmüş, içindeki aşk ateşi giderek büyümüş, kendi iç varlığının daha derinlerine gitme imkânı vermiştir. "Dîvan-ı Kebîr" adlı yedi ciltlik eserini meydana getiren gazellerin büyük bir çoğunluğu bu ayrılığın, oradan doğan sevginin ve özlemin eseridir.

Mevlâna her yerde Şems'i arattı, Tebriz'e gitmiş olabileceği sözleri üzerine oraya mektuplar gönderdi, kendisi çeşitli defalar Şam'a gidip orada aradı ama bulamadı. Sonra bir gün Şems'in gene Şam'da görüldüğüne dair haberler geldi. Mevlâna Konya'dan Şam'daki Şems'e arka arkaya dört manzum mektup gönderdi. Üçüncü mektubuna cevap aldı, dördüncü mektubunu oğlu Sultan Veled ile gönderdi ve onu bulup Konya'ya birlikte gelmelerini istedi. Sultan Veled, Şems'i bulup Konya'da kendisine yapılan saygısızlıklar için özür diledi, bir daha saygısızlık yapılmayacağı sözü verdi ve babasının halini de anlatarak onu Konya'ya dönmeye razı etti. Dönüş kervanı 1247 yılında Konya'ya ulaştı. Başlangıçta şehrin ileri gelenleri dahil herkes Şems'i karşıladı, ona hürmet gösterdi.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Ayşe Dürdane Erduran kullanıcısının bu bilgilendirici iletisine teşekkür eden üye :
oguzgolcik (09.06.08)
  #5  
Alt 01.06.08, 22:35
Ayşe Dürdane Erduran - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2008
Nereden: Istanbul
İletiler: 781
Ettiği Teşekkür: 113
135 tane iletisine 196 kere teşekkür edilmiş
Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.
  Send PM
Standart Cevap: Mevlanânın Hayatı ve Eserleri - Mevlâna Celâleddin Rûmî

Mevlâna, Şems'in Konya'da sürekli kalmasını temin için, onu, evlatlığı Kimya ile evlendirdi, ailesi içinde ona yer verdi. Ama kısa süre sonra Kimya'nın hastalanarak ölmesi, Şems ile Mevlâna'nın oğlu Alâaddin Çelebi arasındaki bir tartışma, dışarıda zaten var olan karşı grubu daha da büyüttü ve şiddetlendirdi. Tekrar çirkin dedikodular çıktı. Konya halkı, din bilimlerinde bu kadar usta, fıkıh âlimi, müderris Mevlâna'larının namazı ve medreseyi bırakmalarına, kıyafetini, sarığını değiştirip rebap çalgısı eşliğinde sema' meclisi düzenlemesine, kendilerinin ulaşamayacağı anlamlardan bahsetmelerine kızıyor, bazen Mevlâna'nın kapısında durarak onun en yakın müritlerini bile içeri sokmuyorlardı. Bu durum Mevlâna'ya inananlar arasında bile hayal kırıklığına neden oluyordu.

Tebrizli Şems, Şam'dan döndüğü aynı yılın sonlarına doğru gene kayboldu. Bu kaybolmayı, Konya'da bir muhalif grubun onu öldürdüğü ve cesedini de yok ettiği şeklinde izah edenler de vardır, bir daha iz belirtmemecesine Konya'dan gittiği şeklinde izah edenler de vardır. Mevlâna'nın onu arama gazelleri ve Şam'a bir kaç defa gitmesi birinci kaybolmaya da, ikinci kaybolmaya da bağlanır. Ama şurası açıktır ki, Tebrizli Şems bir daha Mevlâna ile görüşememiştir.

Bu kayıp da Mevlâna'da büyük bir üzüntüye neden olmuş, beyaz sarığını çıkartıp duman rengi sarık ve siyah elbise giymeye başlamış, müridlerini etrafına toplayarak sema' ayînleriyle tasavvufî aşk toplantıları yapmaya devam etmiştir. Bu arada Konya'da sıkıldıkça sık sık da Şam'a giderek orada kısa ikametler yapmıştır.

Bu şekilde Şems'i aramalardan bir sonuç çıkmayınca, Mevlâna, temelli Konya'ya yerleşerek aşağı yukarı 23 yıl süren yeni bir uyarıcılık ve öğreticilik dönemine başlamıştır. Bütün insanları dostluğa, sevgiye, kardeşliğe, insanlığa çağırmıştır. Bu yeni öğreticilik ve aydınlatma dönemi, Mevlâna'nın en verimli dönemi olmuştur.

Bu dönemde Mevlâna'nın en büyük dostu Kuyumcu Selahaddin olmuştur. Selahaddin, eskiden Seyyid Burhaneddin Tırmizi’nin öğrenciliğini yapmış, kuyumcu çırağı olarak çalışmış, daha sonra da bir dükkan kiralayarak altın yaptırmaya başlamış idi. Ümmi olduğu iddia edilen bu temiz ve olgun kişi, Mevlâna tarafından Şeyh olarak seçildi. Müritlerin ona itaat etmeleri, ona uymaları ve takip etmeleri istendi. Ama bu istek de Konyalılar ve müritler tarafından hoş karşılanmadı. Şems hakkında çıkarılan dedikodular bu kez de Şeyh Selahaddin hakkında çıkarıldı. Hattâ Şeyh, ölümle bile tehdit edildi, ama Şeyhin mütevekkil tutumu, Mevlâna'nın onun hakkında gazeller söylemesi, onu her yerde övmesi, bu gibi kıskançlık ve eleştirileri yavaş yavaş azalttı.

Mevlâna, ayrıca Şeyh'in kızı Fatma Hatun'u oğlu Sultan Veled'e alarak manevî yakınlığı akrabalık haline de dönüştürdü. Mevlâna'dan oldukça yaşlı, sakin, temkinli ve olgun bir kişi olan Şeyh Selahaddin, Mevlâna'nın coşkusunun yatışmasında, durulmasında önemli bir rol oynadı.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Ayşe Dürdane Erduran kullanıcısının bu bilgilendirici iletisine teşekkür eden üye :
oguzgolcik (09.06.08)
  #6  
Alt 01.06.08, 22:35
Ayşe Dürdane Erduran - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2008
Nereden: Istanbul
İletiler: 781
Ettiği Teşekkür: 113
135 tane iletisine 196 kere teşekkür edilmiş
Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.
  Send PM
Standart Cevap: Mevlanânın Hayatı ve Eserleri - Mevlâna Celâleddin Rûmî

Mevlâna ile Şeyh Selahaddin on yıl dostluk ettiler. 1258 kışında Şeyh uzun bir hastalıktan sonra vefat etti. Şeyhin cenazesi sazlar, nakkareler ve sema' ayinleriyle, büyük bir törenle kaldırıldı.

Şeyh Selahaddin zamanında, gerek Şeyh'e gerek Mevlâna'ya en sadık kimselerden biri olan Ahi Türkoğlu Hüsameddin Çelebi, Mevlâna'nın yakın çevresinde sağlam bir yer alarak onun ölümsüz eserlerinin yazılmasını sağladı. Maddî esasta Mevlâna'nın yakın çevresinin işlerini çekip çeviren Çelebi Hüsameddin, Mevlâna'nın müritleri ve Konya halkı tarafından saygı ile karşılandı.

Çelebi Hüsameddin, Mevlâna'yı tekrar coşturdu, ancak bu kez coşkusu daha disiplinli ve eğitsel amaca yönelikti. Ona, kendisine inananların okuyacakları bir kitap yazması teklif edildiğinde, o, zaten başlamış olduğu Mesnevi’nin ilk 18 beytini ortaya çıkardı. Bundan sonra Çelebi Hüsameddin onun kâtipliğini ve coşturuculuğunu yaparak 6 ciltlik Mesnevi'yi ortaya çıkardı.

Mesnevi'nin birinci cildi bittiği sırada Çelebi Hüsameddin'in eşi öldü ve ortaya çıkan hüzün havası, ikinci cilde başlamayı iki yıl geciktirdi. Daha sonra arka arkaya, altı cilt tamamlandı. Çeşitli yerlerde bazen gece - gündüz devam eden, bazen aylarca bir şey yazılmadan bekleyen eser, çeşitli halk hikâyeleri ve doğu edebiyatının tanınmış hikâyeleri üstüne kurulan son derece öğretici, düşündürücü bir eser idi. Çelebi Hüsameddin zamanında devam eden 15 yıllık huzurlu hayat, bu eserin ortaya çıkmasında önemli etkendir.

Mevlâna ve müritlerinin Konya'daki en büyük dostlarından biri de Pervane Muinüddin Süleyman idi. Aşağı yukarı 16 yıl Selçuklu Devleti'nin gerçek yöneticiliğini yapan bu Đranlı vezir, Mevlâna ve müritlerine büyük bir destek sağlıyor, Mevlâna'nın sohbetlerine katılıyor, konağında sema âyinleri ve sohbet toplantıları düzenliyordu. Bu toplantılardaki konuşmaların bir ara çok sistematikleştiğini, Çelebi Hüsameddin, Sultan Veled ve bazı kâtiplerin bu konuşmaları yazıya geçirdikleri ve buradan Mevlâna'nın 76 bölümlük nesir halindeki "Fihi Mâfih" (içindeki içindedir) adlı eserinin meydana geldiğini görüyoruz. Bu eser çok daha olgun, çok daha mantıklı ve akıcı görülmektedir.

Mevlâna 17 Aralık 1273'te, humma hastalığından vefat etti. Cenaze törenine değişik dinlerden ve değişik milletlerden binlerce insan katıldı. Hıristiyanlar ve Yahudiler bile onun sözlerinde, onun ışığında, onun sıcak sevgisinde kendilerine bir yer buldular, müslümanlarla yan yana geldiler.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Ayşe Dürdane Erduran kullanıcısının bu bilgilendirici iletisine teşekkür eden üye :
oguzgolcik (01.06.08)
  #7  
Alt 01.06.08, 22:38
Ayşe Dürdane Erduran - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2008
Nereden: Istanbul
İletiler: 781
Ettiği Teşekkür: 113
135 tane iletisine 196 kere teşekkür edilmiş
Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.
  Send PM
Standart Cevap: Mevlanânın Hayatı ve Eserleri - Mevlâna Celâleddin Rûmî

ESERLERİ;

1) Mesnevi: Farsça manzum olarak yazılmış altı ciltlik bir eserdir. 25618 beyitten meydana gelmektedir, ilk 18 beyiti Mevlâna tarafından yazılmış, daha sonraki kısımlarını Mevlâna söylemiş Çelebi
Hüsameddin yazıya geçirmiş, daha sonra bunları Mevlâna'ya okuyarak düzeltmelerini de yaptırmıştır. Ayrıca her cildin başına mensur bir önsüz konmuştur.
Mesnevi bir takım hikâyeler üzerine kurulmuş, bazen hikâyeler içinde hikâyeler eklenmiş ve tasavvufî fikirler son derece canlı hikâyelerden hareket edilerek açıklanmıştır. Gerek mesnevi tarzı gerekse hikâyelere dayalı anlatım (tahkiye), o zamanki edebiyatta oldukça yaygın olarak kullanılan şekiller idi.

Mesnevi'de mükemmel bir anlatım, kıvrak bir zekâ, sağlam bir inanç, sıcak bir sevgi vardır. Uzun yüzyıllar çeşitli kurumlarda binlerce kişiye sevgi yolunu, inanç yolunu, doğru yolu göstermiştir. Günümüzde çeşitli dünya dillerine çevrilen, çeşitli eserlerin yazılmasına vesile olan bu eserin birçok Türkçe çevirileri de bulunmaktadır.

Mesnevi'nin adı, vezin bakımından ayrı ama iki mısraı aynı kâfiyeden olan bir şiir türünden gelmektedir. Altı ciltlik kitabına bu adı, Mevlâna'nın kendisi vermiştir. Ankaralı Şeyh Đsmail, 1412'de yazılmış bir nüshadan Mesnevi'nin yedinci cildi de olduğunu iddia etmiş ve Türkçe tercümesine onu da katmıştır. Oysa bu, hem üslup hem mantık hem de eserin bütünlüğü bakımından, incelendiğinde görülür ki, Mevlâna'ya ait değildir. Mesnevi, 1259 - 1268 yılları arasında birbirini takip eden altı defter halinde yazılmış, hattâ altıncı defterde anlatılan son hikâye yarım kalmıştır. 6. defterin sonunda Sultan Veled'e nispet edilen bazı şiirler de vardır.
Gerçi Mesnevi Sema' toplantılarında, Mevlâna türbesinde devamlı okunan, göğüs ve omuz hizasından aşağı düşürülmeyen bir kitap olmuştur. Ama o, Mesnevi'yi hamaylı olarak boyuna asmak, ezberlemek için söylemediğini; onun göklere çıkmak için ayak altındaki bir merdiven olduğunu, o gözle okunması gerektiğini belirtir.

Mesnevi'nin değişik dillerde birçok şerhleri çıkmıştır. Bunların çoğu, Mesnevi'yi kendi görüşleri ve ilhamları doğrultusunda açıklayan, hattâ darda kaldıkları, anlayamadıkları yerlerde filosofların, felsefe kitaplarının yardımına müracaat eden çalışmalardır. Ama Farsçada Harezmli Kemaleddin Hüseyin'in yaptığı "Cevahirü'l-Esrar" adlı şerh, İngilizcede Reynold A. Nicholson'ın 'The Mathnawi of Jalâluddin Rumi" adlı yedi ciltlik Đngilizce tercümesi ve şerhi, Türkçede ise Đsmail Ankaravî'nin Şerh-i Mesnevi'si (İstanbul: Matbaa-ı Amire 1287-1289), Nahivi’nin yaptığı Türkçe tercüme ("Mesnevi-i Şerif, yay. A.Çelebioğlu. İstanbul: Sönmez Neşriyat. 1967 v.d.), Veled İzbudak'ın yaptığı tercüme (İstanbul: Milli Eğitim Bakanlığı yay. 1942 v.d.), Âbidin Paşa'nın 'Tercüme ve Şerh-i Mesnevi-i Şerif adlı çalışması (Dersaadet: Mahmut Bey Matbaası, 1305), Tahir Olgun'un "Şerh-i Mesnevi" adlı çalışması (İstanbul: Şâmil yay. t.y.) ve Abdülbaki Gölpınarlı'nın "Mesnevi Şerhi" (İstanbul: Milli Eğitim Bakanlığı yay. 1985) kalburüstü Mesnevi çalışmaları arasında sayılabilir.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Ayşe Dürdane Erduran kullanıcısının bu bilgilendirici iletisine teşekkür eden üye :
oguzgolcik (09.06.08)
  #8  
Alt 01.06.08, 22:38
Ayşe Dürdane Erduran - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2008
Nereden: Istanbul
İletiler: 781
Ettiği Teşekkür: 113
135 tane iletisine 196 kere teşekkür edilmiş
Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.
  Send PM
Standart Cevap: Mevlanânın Hayatı ve Eserleri - Mevlâna Celâleddin Rûmî

2) Dîvan-ı Kebîr : Mevlâna'nın vecd halinde söylediği ve müritleri tarafından kaydedilen gazellerden meydana gelen yedi ciltlik bir eserdir. Gazeller genellikle Tebrizli Şems'in verdiği ilhamlarla, onun ışığıyla söylenmiş; bu nedenle, gazelin Şems adına söylendiğini belirtmek için sonda mahlas olarak Tebrizli Şems'in adı kullanılmıştır. Şeyh Selahaddin ve az sayıda Hüsameddin Çelebi'ye söylenen gazeller de vardır. Mevlâna'nın gazelleri de başka şairlerin gazelleriyle karıştırılmış, bu nedenle değişik Dîvanlarda beyit sayısının 30 bin ile 50 bin arasında değiştiği görülmektedir.

Dîvandaki gazeller, genelde sevgi ve aşk üzerindedir. Bu söyleyişlerin hepsi, zihnî çalışmanın en yüksek seviyesinin ürünüdür; öyle ki sık sık dil zihinden, zihin gönülden geri kalmakta, dil ve anlatımdan aşkın bir gerçekler denizine atlamak gerekmektedir.

Dîvan-ı Kebîr, dilimizi Abdülbaki Gölpınarlı tarafından yedi cilt olarak tercüme edilmiş; bunun ilk beş cildi 1957 - 1960 arasında Remzi Kitabevi, 6. cildi 1971'de Milliyet yayını, 7. cildi de 1974'te Đnkılâp ve Aka Kitabevl eri tarafından yayınlanmıştır.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Ayşe Dürdane Erduran kullanıcısının bu bilgilendirici iletisine teşekkür eden üye :
oguzgolcik (09.06.08)
  #9  
Alt 01.06.08, 22:39
Ayşe Dürdane Erduran - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2008
Nereden: Istanbul
İletiler: 781
Ettiği Teşekkür: 113
135 tane iletisine 196 kere teşekkür edilmiş
Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.
  Send PM
Standart Cevap: Mevlanânın Hayatı ve Eserleri - Mevlâna Celâleddin Rûmî

3) Fîhi Mâfih : "Đçindeki içindedir" anlamındaki bu kitabın adı, Muhyiddin-i Arabi'nin "Kitabun fîhi mâ-fihi..." diye başlayan bir kıtasından alınmıştır ve "bu kitabın içinde içindekiler, lâtif anlamlar vardır", şeklinde bir şiirin başlangıcına işaret eder. Kitap, Mevlâna'nın konuşmalarının kâtipler tarafından tutulan zabıtlarından oluşmuştur. 76 bölümden meydana gelir ve her bölüm tasavvufun ayrı ayrı konuları üzerinde durur. Tanrı'nın mutlaklığı, akl-ı küll, evren, varlıkların dönüşümü, dünya ve ahiret, çeşitli yönleriyle insan, veli ve peygamber, mürşid ve mürid, bilgi, sevgi ve aşk gibi konular üzerinde durur. Eser, Meliha Ülker Tarikâhya (Ambarcıoğlu) ve Abdülbaki Gölpınarlı tarafından Türkçe'ye çevrilmiştir.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Ayşe Dürdane Erduran kullanıcısının bu bilgilendirici iletisine teşekkür eden üye :
oguzgolcik (09.06.08)
  #10  
Alt 01.06.08, 22:39
Ayşe Dürdane Erduran - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2008
Nereden: Istanbul
İletiler: 781
Ettiği Teşekkür: 113
135 tane iletisine 196 kere teşekkür edilmiş
Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.
  Send PM
Standart Cevap: Mevlanânın Hayatı ve Eserleri - Mevlâna Celâleddin Rûmî

4) Rubailer : Mevlâna'nın yaşadığı dönemde gördüğü çeşitli olaylar veya duygu birikimleri çoğu kere rubai tarzı söyleyişler ile de döküldü ve bunlar çevresindeki yazıcılar tarafından tespit edildi. Türkçede ilk kez Veled Çelebi (Đzbudak)'nin 1642 rubaiyi toplayıp nesir halinde yayınladığını görüyoruz (Đstanbul 1898). Hasan-Ali (Yücel) 1932 yılında 107 rubaiyi "Mevlâna'nın Rubaileri" adı altında yayınladı. 1944 yılında da Asaf Halet Çelebi, aynı isim altında 276 rubaiyi Türkçeye çevirerek yayınladı. Abdülbaki Gölpınarlı'nın çevirdiği 1765 rubai, Konya Mevlâna Müzesi tarafından yayınlandı. Millî Eğitim Gençlik ve Spor Bakanlığı da 1986 yılında M. Nuri Gençosman'ın çevirdiği 1644 rubaiyi yayınladı.

» Nüve Forum » akademik » Fen Edebiyat Fakültesi » Türk Dili Ve Edebiyatı

kaynakpdf

Konu Ayşe Dürdane Erduran tarafından (02.06.08 saat 20:57 ) değiştirilmiştir..
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Ayşe Dürdane Erduran kullanıcısının bu bilgilendirici iletisine teşekkür eden üye :
oguzgolcik (09.06.08)
Sponsorlar
Cevapla

Tags
mevlna celleddin rm

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may post new threads
You may post replies
You may post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz