iconBütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 16:56 . | Nüve Foruma Hoşgeldiniz! Forumumuzdan yararlanmak için lütfen Üye Olun !

» Nüve Forum » akademik » Fen Edebiyat Fakültesi » Türk Dili Ve Edebiyatı » Oktay Rıfat Şiirinden Güneşin Üç Hâli-Three Aspects of The Sun in Oktay Rifat Poetry

Türk Dili Ve Edebiyatı Çağdaş Türk Lehçeleri, Eski Türk Edebiyatı, Türkiye Türkçesi, Türk Diline Giriş, Osmanlı Türkçesi, Temel Bilgi Teknolojisi

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 11.09.08, 22:44
Standart Oktay Rıfat Şiirinden Güneşin Üç Hâli-Three Aspects of The Sun in Oktay Rifat Poetry

CiwCiw - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Administrator
Üyelik tarihi: Aug 2006
İletiler: 9.690
Send PM

11.09.08, 22:44



Oktay Akbal | Oktay Sinanoglu | Oktay iybar | Oktay sinanoğlu kimdir | Oktay Ekşi'nin Yazısı |

Oktay Rifat'ın (1914-1988) Perçemli Sokak (1956) adlı yapıtından itibaren geçirdiği şiirsel dönüşüm "dil"den "algı"ya doğru izlenebilecek bir sürece karşılık gelir. Bu kitabından itibaren Rifat şiirlerinde "güneş"in, önce bir analoji nesnesi olarak "benzerliklere" indirgenerek, Çobanıl Şiirler (1976) adlı yapıtından itibaren ise, bir doğa olgusu olarak "algı"ya indirgenerek kullanılmış olduğu görülmektedir. Rifat' ın doğayı benzerliklere indirgeyerek kullanımı hem arkaik toplumların anlamlandırma biçimlerine hem de despotik toplumların anlamlandırma biçimlerine karşılık gelecek tarzda bir üslûba dönüşmüştür. Perçemli Sokaktan itibaren benzerlik ilişkileri "özdeşlik ilkesi" ve "eğretileme" kavramları doğrultusunda izlenebilir. Rifat' ın "kendisine benzetilen"le "benzeyen"i bir arada konumlandırdığı şiirlerinde benzerliklere indirgenmiş bir "çoğulluk" ürettiği tespit edilmiştir. Çünkü Rifat'ın bu şiirlerinde güneş, kendisine niteliklerinden herhangi biri aracılığıyla benzeyen şeylerle "özdeş" tutularak ele alınmıştır. Rifat şiirlerinde yer alış biçimlerine göre, "güneş-çoban", "güneş-baba", "meme-güneş", "güneş-darı", "güneş-kılıç" ve "güneş-anı" özdeşlikleri bu anlamda tipiktir. Güneşin benzerliklere indirgenerek kullanımı istisnaî olarak şairin Çobanıl Şiirler sonrası yapıtlarında da görülebilir: Bu istisna şiirler, Elifli (1980) içinde yer alan "Denklem" ve "Kaval" başlıklı şiirler ile Denize Doğru Konuşma (1982) içinde yer alan "Gün Doğuyor" başlıklı şiirdir. Rifat'ın 1973 yılında yayımlanan Yeni Şiirlefi içindeki "sultan şiirleri"nde öne çıkan ise eğretilemeli kullanımdır. Bu şiirlerde güneş, Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Osmanlı şiirinin genel yapısını verebilecek bir kavram olarak öne sürdüğü "saray istiaresi" ile ilişki içindedir. "Saray istiaresi" kavramının "güneş"in nitelikleriyle "sultan"ın nitelikleri arasında kurulan benzerlik ilişkilerine dayalı olması, Rifat'ın "sultan şiirleri"yle öne çıkardığı sultanın şiirsel kullanımıyla yakınlık kurulabilmesine olanak tanımıştır. "Güneşin yakıcılığı" ile "sultanın öldürücülüğü" arasında kurulan ve "saray istiâresi"nin içeriğiyle uyumlu koşutluk, Rifat şiirinde sultanı niteleyen "cellat", yavuz", "sırtlan" ve "aslan" sözcükleriyle oluşturulan eğretilemelerle "tekil" bir söylem üretecek biçimde yeniden üretilmiştir. Bu "tekil söylem"e "1509 Depremi" başlıklı şiirde geçen "turuncu kuş" ifadesi, Ahmet Paşa'nın (ö.1496-7) "Güneş Kasidesi"nde görülen "sultan imajıyla" uygunluk göstermesi bakımından eklemlenebilir. Oktay Rifat'ın Çobanıl Şiirler'inden itibaren ise, "özdeşlik ilkesi" ve "eğretileme" kullanımından "düzdeğişmece" kullanımının başat olduğu bir şiire yöneldiği öne sürülebilir. Düzdeğişmeceli uygulamalarda güneşin, kendisine benzeyen şeylerle değil, doğada aldığı farklı görünümlerine karşılık gelen doğal niteliklerinden herhangi biriyle temsil edildiği görülmektedir. Güneşin doğada aldığı farklı görünümlere indirgenerek düzdeğişmeceli kullanımı ise, "çoğul" bir söylemin üretilebilmesine olanak tanımıştır.

The poetic transformation, which Oktay Rifat (1914-1988) has experienced since his titled Perçemli Sokak (1956), corresponds to a process moving from "language" towards "perception". After this work Rifat used the "sun" as an object of analogy reducing it to "similarities" and after Çobanıl Şiirler (1976), he used the "sun" as a natural object of "perception". Rifat's employment of "nature" by reducing it to similarities turns into a unique style, which corresponds to the styles of interpretation of not only archaic societies but also of despotic ones. After Perçemli Sokak the relationships of similarities may be observed through the concepts of equivalence principle and metaphor. In his poems in which the tenor and the vehicle appear together, Rifat produces a plurality that is reduced to similarities. Because in these poems the sun is treated equivalently with the things that are likened to it in terms of any one of their specific characteristics. In this sense, according to their occurrences in Rifat's poems, equivalences such as "sun-shepherd", "sun-father", "breasts-sun", "sun-millet", "sun-sword", and "sun-memory" are typical. The usage of "sun" reduced to such similarities can only be observed in the poems "Denklem" and "Kaval" in Elifli (1980), and "Gün Doğuyor" in Denize Doğru Konuşma (1982), all of which were published after Çobanıl Şiirler. In Rifat's "sultan poems" in Yeni Şiirler (1973), what prevails is the employment of the metaphorical language. In these poems, the sun is in close relationship with the "palace metaphor", which Ahmet Hamdi Tanpınar considered to be a concept that can be identified with the general structure of the Ottoman Poem. The fact that this concept of "palace metaphor" is based on the similarity relationships between the qualities of the "sun" and the "sultan", made it possible to establish a similarity with "sultan imagery", emphasized by the "sultan poems" in Yeni Şiirler. The parallelism which is compatible with the content of the "palace metaphor", constructed between the burning effect of the sun and the mortality of the sultan, is reproduced in Rifat's poem in order to create a "singular" discourse by constructing the metaphors of sultan, using the words "executioner", "cruel", "hyena" and "lion". The expression "orange bird", in "The Earthquake of 1509 ", may be added to this singular discourse in terms of its correspondence with the image of "Sultan" in Ahmet Paşa's (d.1496/7) "Güneş Kasidesi". After Çobanıl Şiirler, however, Oktay Rifat may be said to have shifted from the employment of equivalence principle and metaphor into a kind of poem in which the use of metonymy is dominant. In the applications of metonymy, the sun is represented not by the things that resemble it, but by any of its natural qualities that correspond to its different appearances in nature. The sun's metonymic usage, by being reduced to its different appearances in nature, made it possible to produce a "plural" discourse.



__________________

Asla Başkalarının Umudunu Kırma, Belki Sahip Olduğu Tek Şey Odur..
BOL BOL TEBESSÜM ET GÜLÜMSE
Hem Maliyeti Ucuzdur Hem De Değerine Paha Biçilmez...

Corel Draw-Flash-Photoshop
Photoshop Dersleri Linki
Corel Draw Dersleri Linki
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
4 kullanıcı bu yararlı bilgilendirme için CiwCiw kullancısına teşekkür ediyor :
Baldassare (12.09.08), oguzgolcik (11.09.08), Rosella (16.09.08), Unrealseptic (11.09.08)
Sponsorlar
  #2  
Alt 11.09.08, 22:49
CiwCiw - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Administrator
Üyelik tarihi: Aug 2006
İletiler: 9.690
Ettiği Teşekkür: 9.472
2.703 tane iletisine 4.683 kere teşekkür edilmiş
CiwCiw isimli üye tecrübe puanını kapatmıştır.
  Send PM
Standart Oktay Rıfat Şiirinden Güneşin Üç Hâli-Three Aspects of The Sun in Oktay Rifat Poetry

Bizim orda, güneşle aydınlanır ev, başka yağmur bilmeyiz.
Güneşle oynar çocuk, başka çember bilmeyiz.
Güneşi böler ağaç, güneşi meler koyun, güneşi sürer saban, başka çalgı bilmeyiz.
Yaz gelince dişi bulut ışımadan güneşe göçer köylü, başka ölüm bilmeyiz.
Oktay Rifat ("Yaylada" 235)

Oktay Rifat (1914-1988) şiiri üzerine çalışan bir araştırmacı Rifat şiirlerinde "güneş" sözcüğünün olağanüstü bir sıklıkla tekrar edildiğini ilk bakışta farkedebilir. Aynı araştırmacı çalışmanın ilerleyen evrelerinde bu sözcüğün farklı uygulamalarla tekrar edildiğini ve bu uygulamaların sınırlandırılabileceğini de görebilir. Bu sınıflandırmanın önemi, güneş sözcüğünün içerimleriyle üretilen farklı anlam yapılarını gündeme taşımasından kaynaklanmaktadır.
Rifat şiirlerinde "özdeşlik", "eğretileme" ve düzdeğişmece" dilsel araçlarıyla kurulmuş üç farklı yapıdan söz edilebilir. Güneşin üç farklı kullanımını gösteren bu yapı, şairin Perçemli Sokak (1956) adlı yapıtından itibaren ardışık bir düzen içinde izlenebilir. Ancak bu sav istisnaların gözardı edilmesi tehlikesini de içinde barındırır. Bu nedenle çalışmanın savı, "başatlık" ölçütünden yola çıkılarak oluşturulmuştur. Başka türlü ifade edilirse, Rifat şiirlerindeki dönüşüm, şairin her döneminde ağır basan unsurların öne çıkarılmasıyla temellendirilmeye çalışılmıştır. Rifat şiirinde, özdeşlik, eğretileme ve düzdeğişmece olarak belirlenen yapıların oluşturduğu ardışık düzenin ne anlama geldiği ise, bu ardışık düzenin kuramsal / tarihsel bir bağlama oturtulmasıyla anlaşılabilir. Ancak öncelikle, Rifat şiirindeki dönüşümün hareket noktası olarak niçin Perçemli Sokak'ın seçildiği üzerinde durulmalıdır. Behçet Necatigil, 1972 yılında yayımladığı "Beni En Çok Dolduran, Doyuran Şair Oktay Rifat" başlıklı yazısında, Rifat'ın 1969 yılında yayımlanan Şiirler adlı kitabıyla şiirsel bir dönüşüm geçirdiği kanısındadır. Necatigil, Rifat'ın Şiirler öncesi dönemini eleştirerek, şairin bu kitabıyla şiirin bir "mecaz işi" olduğunu kavradığını öne sürmektedir: "Oktay Rifat bunu anladı; şiirin uzun yıllar bir mecaz işi olduğunu, güncel ve gündelik yaşantılarımızın ancak mecaz potasında sonraki zamanlar için dayanıklılık kazanacağını biliyor" (87). Ancak Necatigil'in "[o]nun kargalar tilkiler tuzağından kurtulup bilgeliğe, yani şiirin kurumaz kaynağına varmış olması beni sevindiriyor" biçimindeki sözleri (87), Rifat'taki dönüşümü Perçemli Sokak'tan itibaren farketmiş olduğunu düşündürebilir. Çünkü Necatigil, "kargalar tilkiler tuzağı" ile, Rifat'ın Karga ile Tilki (1954) adlı kitabını kastetmektedir. Rifat' ın Karga ile Tilki'den sonra yayımladığı ilk kitabının Perçemli Sokak olduğu düşünülürse, şairin bu tuzaktan Perçemli Sokak'la kurtulmuş olabileceği söylenebilir. Oktay Rifat şiirlerini ele alan bir başka eleştirmen Enis Batur, 1991 yılında yayımlanan "Türkçe Şiirin Doruğunda: Oktay Rifat" başlıklı yazısında, Rifat şiirindeki kopuşun Perçemli Sokak'la gerçekleştiğini söylemenin
yanlış olmayacağı düşüncesindedir: "Ne tamıtamına Garip\en kopuştur aslında ne de başka apayrı bir poetikaya geçiştir tamıtamına; belki de bunun için Perçemli Sokak'ta bir kopma görmek yanlış olmayabilir" (80). Hilmi Yavuz, "Oktay Rifat Şiirinde Üç Evre: Nesne, İmge, Dil" başlıklı makalesinde, Rifat şiirlerine ilişkin bu dönüşümü kuramsal bir bakış açısıyla temellendirir. Yavuz, şairin ilk şiirlerinde— Garip önsözünde belirtildiği üzere anlamı dış dünyaya indirgediğini ve doğallıkla şiiri dış dünyanın bir temsili olarak temellendirdiğini belirtir (139). Rifat'ın bu şiirden göreceli olarak vazgeçmesi Perçemli Sokak için yazdığı "Önsöz"le gerçekleşir. Bu önsözde "kelimeyi görüntüye, anlamı ise imgeye" indirgeyen Rifat (126), yine anlamın dış dünya tarafından belirlendiğini imge bize "gerçeğin unuttuğumuz yüzünü verir" savıyla kesinler (127). Hilmi Yavuz'a göre Şiirler adlı kitabıyla şair, dış dünya ile temsiliyet ilişkisini koparan ve "dil"le üretilen bir şiire yönelir (140). Orhan Koçak ise, "Uzun Denklem: Oktay Rifat'ın Şiirinde Folklor ve Modernizm" başlıklı makalesinde Rifat'ın 1950'lerden itibaren bir "yüksek üslûp şairi" olarak göründüğünü bildirir: "Eski şiirlerin taşlamacı ve şakacı tonu Perçemli Sokak (1956) ve Âşık Merdiveni'nde [1958] sahiden bir anda silinmekte, ciddi, ağır ve dingin bir ton belirmektedir" (136). Dolayısıyla Oktay Rifat şiirlerindeki dönüşüm hakkında, Enis Batur, Hilmi Yavuz ve Orhan Koçak' ın Perçemli Sokak'la başlayan bir süreçte karar kıldıkları söylenebilir. Bu dizgeye görüşleri açık seçik olmamakla birlikte Behçet Necatigil de eklemlenebilir.

» Nüve Forum » akademik » Fen Edebiyat Fakültesi » Türk Dili Ve Edebiyatı »
__________________

Asla Başkalarının Umudunu Kırma, Belki Sahip Olduğu Tek Şey Odur..
BOL BOL TEBESSÜM ET GÜLÜMSE
Hem Maliyeti Ucuzdur Hem De Değerine Paha Biçilmez...

Corel Draw-Flash-Photoshop
Photoshop Dersleri Linki
Corel Draw Dersleri Linki
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
4 kullanıcı bu yararlı bilgilendirme için CiwCiw kullancısına teşekkür ediyor :
Baldassare (12.09.08), oguzgolcik (11.09.08), Rosella (16.09.08), Unrealseptic (11.09.08)
  #3  
Alt 11.09.08, 22:54
CiwCiw - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Administrator
Üyelik tarihi: Aug 2006
İletiler: 9.690
Ettiği Teşekkür: 9.472
2.703 tane iletisine 4.683 kere teşekkür edilmiş
CiwCiw isimli üye tecrübe puanını kapatmıştır.
  Send PM
Standart Oktay Rıfat Şiirinden Güneşin Üç Hâli-Three Aspects of The Sun in Oktay Rifat Poetry

Perçemli Sokak'tan itibaren başladığı öne sürülen şiirsel kopuş, Rifat şiirinin "dış dünyayı" yansıtan bir şiirden "dil"le üretilen bir şiire yönelmiş olduğunu gösterebilir. Ancak Rifat şiiri güneş sözcüğünü merkeze alan bir incelemeyle
yeniden değerlendirildiğinde, Perçemli Sokak'tan itibaren farklı bir dizgenin ortaya çıkabileceği öne sürülebilir. Öncelikle Perçemli Sokak'ın önemi, bu yapıttan itibaren Rifat şiirindeki doğanın benzerliklere dayalı bir biçimde görünür olmaya başlamasıdır. Rifat, bu yapıtın ilk şiiri olan "Ahmet'e" başlıklı şiirinde, "senin de bulutların olur / kuzular gibi dizinin dibinde" dizeleriyle (173), bulutlar ile kuzular arasında bir benzerlik ilişkisini gündeme getirir. Bu benzerlik ilişkisi aynı zamanda şiirde seslenilen "Ahmet"le "güneş" arasında da benzerlik ilişkisi kurulmasına olanak tanımaktadır. Nitekim bu ilişkiler Rifat' ın Şiirler ve Yeni Şiirler (1973) adlı kitaplarında "Güneş-Çoban" ("Gün Doğuyor" 32), "güneş baba" ("Geceler" 37), "Meme güneş" ("Dağın Orda" 181), "güneş kılıç" ("Düşsel Bir Gezintiden II" 183), "GÜNEŞ darı" ("Kanarya ve Bahçe" 194) ve "Güneş Anı" ("Döngü" 205) biçiminde[1] "kendisine benzetilen"le "benzeyen"in aynı anda görünür olduğu bir hâle dönüşür. Rifat, "güneş-çoban-baba" arasında kurduğu "benzerlikleri", Yeni Şiirler içinde yer alan "sultan şiirleri" dizisinde farklı bir biçimde kullanmaya başlar. Bu kullanım, "kendisine benzetilen"le "benzeyen"in aynı anda görünür olduğu bir düzlemi değil, güneşin niteliklerinden çıkarsanan farklı benzetmeleri gündeme getirir. Nitekim, "Mısır Dönüşü"nde "cellat", "yavuz" ve "sırtlan" eğretilemelerinin (213), "güneş" ile "sultan" arasındaki benzerliğin kökeni olarak, "güneşin yakıcılığı ile sultanın öldürücülüğü" ortak niteliklerinden türetilmiş "benzetmeler" olduğu tespit edilmiştir. "Fatih ve Zaman" şiirinde "aslan" eğretilemesinin (216), "güneş" ile "sultan" arasındaki "yakıcılık / öldürücülük" ortak niteliklerinden çıkarsanmakla birlikte, "aslan"ın yüzünün güneşe benzemesiyle de pekişen bir "benzetme" olduğu söylenebilir. "1509 Depremi" başlıklı şiirde geçen "turuncu kuş" ifadesi ise (214), "Ahmet Paşa"nın "Güneş Kasidesi"ne bir gönderme olarak kabul edildiğinde, hem "güneş"e hem de "sultan"a ilişkin niteliklerden çıkarsanan bir "benzetme" olarak değerlendirilebilir. "Güneş Kasidesi"nde "nârenci kabâ" (turuncu kaftan) ifadesinin "sultan"ı nitelemesi (Şentürk 53), yine "turuncu kuş"un hem "güneş"in hem de "sultan"ın niteliklerinden çıkarsanan bir "benzetme" olması bu savı geçerli kılabilir. Oktay Rifat şiirlerinde Çobanıl Şiirler'den (1976) itibaren ise, güneş dolayımında "doğa"nın bir benzerlik aracı olarak kullanımının ortadan kalktığı ve bu dönemden itibaren öne çıkanın, güneşin doğada aldığı farklı görünümlerin betimlenmesi olduğu söylenebilir. Buna karşılık bu süreç homojen de değildir. Perçemli Sokak'tan itibaren başat bir üslûp olarak beliren özdeşlik ve eğretileme kullanımı, şairin Elifli (1980) içinde yer alan iki şiiri ve Denize Doğru Konuşma (1982) içinde yer alan bir şiirini de kapsamaktadır. "Denklem" başlıklı şiirde "güneş-çoban" özdeşliğine benzer bir kullanım (28), "Kaval" başlıklı şiirde ise, "çobanın insanları gütmesi" bağlamında "güneş-çoban-sultan" özdeşliğini yeniden üreten bir "çoban eğretilemesi" görülmektedir (25). Rifat'ın Şiirler içindeki "Gün Doğuyor" başlıklı şiiriyle aynı adı taşıyan ve Denize Doğru Konuşma içinde yer alan şiirinde ise "güneş"in gökteki yalnız babamız olduğu motifi ("Gün Doğuyor" Bütün Şiirleri III 105) "güneş-baba" özdeşliğiyle ilişkilendirilebilir. Bu üç örnek dışında Rifat' ın Çobanıl Şiirler sonrası şiirlerinde "doğa"nın başat olarak, bir benzerlik aracı olarak değil, bireysel algıya indirgenmiş biçimde varlık gösterdiği ileri sürülebilir. Oktay Rifat şiirinde güneş değilse bile doğa, Ahmet Oktay'ın "Kente Karşı Kır" makalesinde bir sorunsal olarak gündeme getirilir. Oktay bu makalesinde, Rifat'ın Çobanıl Şiirler, Bir Cigara İçimi ve Elifli adlı kitaplarını ürettikleri sorunsal bakımından "bir kitap" olarak niteler ve bu "bir kitabın" sorunsalının "doğa", "kırsal yaşam" ve "köy yaşamı" olduğunu öne sürer (166). Ahmet Oktay, Rifat' ın, "kırsal"da "şeyleşmemiş" bir yaşam tarzı bulduğunu belirtir ve Rifat' ın bu eğilimini eleştirir: "Şair, kendi somut koşullarına oranla bozulmamışı bulduğunu sanmakta haklıdır elbet. Ne var ki, üstün bir sanatsal değer yansıtan bu seyir, aynı zamanda bir aldanımı da dışa vurmaktadır" (167).

» Nüve Forum » akademik » Fen Edebiyat Fakültesi » Türk Dili Ve Edebiyatı »
__________________

Asla Başkalarının Umudunu Kırma, Belki Sahip Olduğu Tek Şey Odur..
BOL BOL TEBESSÜM ET GÜLÜMSE
Hem Maliyeti Ucuzdur Hem De Değerine Paha Biçilmez...

Corel Draw-Flash-Photoshop
Photoshop Dersleri Linki
Corel Draw Dersleri Linki
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
4 kullanıcı bu yararlı bilgilendirme için CiwCiw kullancısına teşekkür ediyor :
Baldassare (12.09.08), oguzgolcik (11.09.08), Rosella (16.09.08), Unrealseptic (11.09.08)
  #4  
Alt 11.09.08, 22:58
CiwCiw - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Administrator
Üyelik tarihi: Aug 2006
İletiler: 9.690
Ettiği Teşekkür: 9.472
2.703 tane iletisine 4.683 kere teşekkür edilmiş
CiwCiw isimli üye tecrübe puanını kapatmıştır.
  Send PM
Standart Oktay Rıfat Şiirinden Güneşin Üç Hâli-Three Aspects of The Sun in Oktay Rifat Poetry

Orhan Koçak'ın "Şiirin Sesi ve Eleştiri" başlıklı makalesi ise, Ahmet Oktay' ın eleştirilerine bir yanıt niteliğindedir. Orhan Koçak öncelikle, Ahmet Oktay' ın Rifat şiirinde "doğa"nın baskın bir öğe olarak belirmesini, Çobanıl Şiirler'den itibaren başlatmasına karşı çıkar: "O[ktay] Rifat, doğa şiirine 1976'da başlamış değildir. Doğa, başından beri, bir eğretileme ve imge deposu olarak, hatta şiirin tekniğini de belirleyen bir modeldir" (20). Koçak, aynı makalede Oktay Rifat şiirinde "doğa"nın bir "büyük eğretileme" olduğunu da ekler (21). Koçak' ın bu savı, Ahmet Oktay' ın eleştirileri bağlamında haklılık payı taşımakla birlikte, Rifat şiirindeki "doğa"nın ancak bir bölümüne karşılık gelmektedir. Başka türlü ifade etmek gerekirse, Rifat şiirinde "doğa" bir eğretileme olarak kullanılır; ancak bu kullanımın Rifat' ın tüm şiirleri için geçerli olduğunu söylemek doğru olmayabilir. Koçak' ın yaklaşımı, Rifat şiirinde "doğa"nın bir benzerlik aracı olarak kullanılmasıyla ilişkilendirilebilir, buna karşılık bu benzerlik ilişkileri sınıflandırıldığında eğretilemeden farklı kullanımlar da gündeme gelmektedir.
Oktay Rifat şiirinde "kendisine benzetilenle" "benzeyen"in aynı anda görünür olduğu benzerliklerin kullanıldığı belirtilmişti. Bu kullanımın dilbilimsel kökenleri, Ernst Cassirer'in İngilizce'ye "The Power Of Metaphor" (Metaforun Gücü) adıyla çevrilen makalesinde ayrıntılı bir biçimde temellendirilmektedir. Cassirer bu makalesinde dilde kurulan "özdeşlik ilkesi"nden (equivalence principle)[1] söz eder. Cassirer'e göre "dilsel eğretilemeler" aynı zamanda "mitsel eğretilemeler"in de kaynağıdır. Çünkü "mit" ve "dil"in ortak kökenleri vardır ve bu ortak kökenler ikisi arasındaki farkları belirginleştirmekle kalmaz, nihâi bir açıklama da verirler: "Eğretileme, mit ve dilin ortak kökenidir" (23). Bu tespit, bir deneyim olarak "algı"nın ancak "dil"de anlamlı bir dizgeye dönüşebileceğini göstermektedir. Algının karmaşık ve anlamlandırılamayan doğası "dil"de benzerliklere indirgenerek sınıflandırılır. Niteliklere dayalı bu sınıflandırma, "algı" aracılığıyla heterojen unsurların "dil"de birleştirilmesine ve sonra "dil"in algıyı yeniden başlatmasına neden olmaktadır (30). Cassirer bu durumu şu sözlerle özetler:
Özdeşlik ilkesi gereğince, doğrudan duyu algısında bütünüyle farklı görünen ya da "dil"de mantıksal sınıflandırma açısından aynı [similar] sayılanlara ilişkin şu söylenebilir: Bunlardan biri hakkında ileri sürülen her ifade, ötekine taşınır [transfer] ve uygulanabilir. (30) Cassirer bu düşüncelerini özetlemek için bir örnek de vermektedir: "Şimşeğin gökyüzünde beliren imgesi, dilde sabitlendiği üzere, 'kıvrım' [serpentine] izlenimi üzerinde yoğunlaşıyorsa, bu, şimşeğin yılan olmasına neden olur" (30). Cassirer'in burada öne sürmek istediği, bir görsel nitelik olarak "kıvrım"ın iki şey arasında anlamlandırıcı bir işlev taşımasıdır. "Şimşek" ve "yılan" birbirlerine "uzak" olgular olmalarına karşın, ortak bir nitelikte, "kıvrımlı olmak"ta buluşabilirler. Niteliklerinin ortaklığı, dilsel algılamada, onların "bir ve aynı şey" sayılmalarına neden olabilir. Cassirer'in savı, aslında bir eğretilemeyi oluşturan iki öğenin, yani "kendisine benzetilenle" "benzeyen"in aynı anda görünür olduğu bir düzlemi işaret etmektedir. Çünkü "şimşek" ve "yılan", "kıvrımlı olmak" ortak niteliğiyle birleştirildiğinde "şimşek-yılan" özdeşliği ortaya çıkmaktadır. Bu dilbilimsel arka plan, Rifat şiirlerinde üslûba dönüşen "güneş-çoban" ve benzeri birlikteliklerin anlaşılmasına yardımcı olabilecek niteliktedir. Oktay Rifat şiirlerinde "kendisine benzetilenle" "benzeyen"in aynı anda görünür olmadığı, buna karşın güneşin nitelikleriyle benzerlik ilişkileri üreten şiirler ise, özdeşlik değil, eğretileme başlığı altında sınıflandırılabilir.

» Nüve Forum » akademik » Fen Edebiyat Fakültesi » Türk Dili Ve Edebiyatı »
__________________

Asla Başkalarının Umudunu Kırma, Belki Sahip Olduğu Tek Şey Odur..
BOL BOL TEBESSÜM ET GÜLÜMSE
Hem Maliyeti Ucuzdur Hem De Değerine Paha Biçilmez...

Corel Draw-Flash-Photoshop
Photoshop Dersleri Linki
Corel Draw Dersleri Linki
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
4 kullanıcı bu yararlı bilgilendirme için CiwCiw kullancısına teşekkür ediyor :
Baldassare (12.09.08), oguzgolcik (11.09.08), Rosella (16.09.08), Unrealseptic (11.09.08)
  #5  
Alt 11.09.08, 23:07
CiwCiw - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Administrator
Üyelik tarihi: Aug 2006
İletiler: 9.690
Ettiği Teşekkür: 9.472
2.703 tane iletisine 4.683 kere teşekkür edilmiş
CiwCiw isimli üye tecrübe puanını kapatmıştır.
  Send PM
Standart Oktay Rıfat Şiirinden Güneşin Üç Hâli-Three Aspects of The Sun in Oktay Rifat Poetry

Nizamettin Uğur, Anlambilim: Sözcüğün Anlam Açılımı adlı kitabında "istiâre"yi, "ödünç alma, birinden eğreti, geçici bir şey alma" olarak tanımlar ve "eğretileme"nin Türkçe'de bu sözcüğün karşılığı olarak kullanıldığını belirtir[1] (86). Uğur, bu kavramın Grekçe "meta: öte, phoros: aktarma sözcüklerinin bileşiminden" kaynaklandığını da eklemektedir (86). Uğur'a göre eğretileme, "'eğreti, geçici aktarma, asıl yerinde değil de başka bir öğenin yerinde dur[masından dolayı] asıl anlamına göre eğri' anlamlarını verdiği[nden] kullanıma kolaylıkla girmiştir" (86).
Eğretilemenin bir kavram olarak en açık seçik tanımının Roman Jakobson ve Morris Halle'ın Fundamentals of Language (Dilin Temelkoyucu İlkeleri) adlı çalışmalarında bulunabileceği söylenebilir. Jakobson ve Halle, bu çalışmalarının "Two Aspects Of Language and Two Types Of Aphasic Disturbances" (Dilin İki Yüzü ve Söz Yitimi Bozukluklarının İki Tipi) başlıklı bölümünde her dilsel göstergenin iki tür düzenleme içerdiğini belirtirler (74). Bu iki düzenlemeyi Anika Lemaire, Jacques Lacan adlı kitabının "The Two Great Axes Of Language" (Dilin İki Büyük Ekseni) başlıklı bölümünde ayrıntılı bir biçimde özetler: Lemaire öncelikle, bu iki düzenlemenin "seçme" (selection) ve "birleştirme" (combination) olduğunu belirtir (30). Eğretileme, bir şeyin kendisine benzeyen bir başka şeyle temsil edilmesi olarak kabul edildiğinde "seçme", bu temsil edilme işleminin "mümkün olan terimler arasından bir terimin seçilmesi" yoluyla gerçekleşmesi anlamına gelmektedir (30).
Lemaire'in yaptığı tanım, özdeşlik ilkesi ile eğretileme arasındaki farkı da kendiliğinden gösterir. Özdeşlik ilkesinde birbirine benzeyen şeyler aynı anda telaffuz edilirken, eğretilemede birbirine benzeyen şeylerden biri öteki yerine kullanılmaktadır. Lemaire'e göre bu durum, sözcükler arasında herhangi bir benzerliğin temel alınmasıyla çok sayıda "eşleşme"nin (association) yapılabileceğini göstermektedir (30). "Seçme" her bir terimin ötekiyle yer değiştirebilme (substitution) ihtimaline işaret etmektedir. Lemaire, Ferdinand de Saussure'ün, ortak bir niteliği olan birimlerin bellekte eşleştirildiğini ve böylece içinde çeşitli ilişkilerin bulunabileceği gruplar oluşturduklarını belirttiğini öne sürer (30). Örneğin "eğitim", anlamına göre "terbiye" (upbringing) veya "tâlim" (training) ile eşleştirilebilir. Her grup böylece bir belleksel (mnemonic) bir dizi, bir hafıza deposu oluşturur (30). Lemaire, "seçme" düzleminin "in absentia" olarak kurulduğunu yine Saussure'den aktarır (31): Bu kavram, "bir şey" hakkında "kendisinin olmadığı bir ortamda söylem üretmek" (gıyâbında) olarak çevrilebilir.
"Düzdeğişmece" ise, Osmanlıca "mecaz-ı mürsel", Fransızca "metonymie", İngilizce "metonymy", Almanca "metonymie", Grekçe'de ise, "metonümia" sözcükleriyle karşılanmaktadır (Uğur 147). David Lodge, "Eğretileme ve Düzdeğişmece" başlıklı makalesinde bu kavramın Shorter Oxford English Dictionary'de "'bir özel niteliğin (attribute) ya da katma bir sözcüğün (adjunt) adının, kastedilen şeyin adı yerine kullanıldığı (örn. asa'nın yerine yetke) bir değişmece' olarak tanım[landığını]" belirtir (66). Lodge, A. Lanham' ın A Handlist of Rhetorical Terms adlı yapıtında farklı bir tanımla karşılaşıldığını da ekler: "Nedenin sonuç yerine ya da sonucun neden yerine; özel adın, niteliklerinden biri yerine ya da tersi..." (66). Lodge şöyle devam ediyor:

Düzdeğişmece, Lanham'ın 'parçanın bütün yerine, cinsin tür yerine kullanılması ya da tersi olarak' tanımladığı kapsamlayış ile [synechdoch] ile yakından ilişkilidir: 'Bütün tayfalar güverteye'. Kullanıla kullanıla bayatlamış 'Beşik sallayan el / dünyayı yöneten el midir' dizelerinde her iki değişmece de vardır—'kişi' (çıkarımla, 'anne') anlamına gelen 'el' kapsamlayışı ile 'çocuk' anlamına gelen 'beşik' düzdeğişmecesi. Jakobson'un şemasında düzdeğişmece, kapsamlayışı da içine alır. (66)

Anika Lemaire aynı yazısında, her dilsel göstergenin "seçme"nin yanı sıra "birleştirme" işlemini de içerdiğini belirtmektedir. Lemaire'e göre bu terim "bağlam" (context) düşüncesine gönderme yapar (30). Her dilbilimsel birim daha basit birimler için bir bağlam görevi görmektedir. Lemaire'e göre düzdeğişmece, herhangi bir elemanın aynı anda telaffuz edilemeyeceği ve her terimin değerini kendisinden öncekinden ve sonrakinden aldığı konuşma zincirinin ifadesi olmaktadır (30). Daha açık ifade edilirse, düzdeğişmece bir terimin bir başka terimle yer değiştirmesi değil, terimlerin birbirlerine bir "bağlam" oluşturacak biçimde "birleştirilmesi"dir. Birleştirme ekseninde sözcükler birbirlerine ardışık eklemlenmelerinden dolayı "şimdiki zaman"da (in prasentia) konumlanırlar (31). Bu durum, düzdeğişmeceli kullanımda, "bir şey"den "gıyâbında" (in absentia) değil, doğrudan "kendisinin varolduğu bir ortamda kendisi hakkında " söz edilmiş olduğu anlamına gelebilir.

» Nüve Forum » akademik » Fen Edebiyat Fakültesi » Türk Dili Ve Edebiyatı »
__________________

Asla Başkalarının Umudunu Kırma, Belki Sahip Olduğu Tek Şey Odur..
BOL BOL TEBESSÜM ET GÜLÜMSE
Hem Maliyeti Ucuzdur Hem De Değerine Paha Biçilmez...

Corel Draw-Flash-Photoshop
Photoshop Dersleri Linki
Corel Draw Dersleri Linki
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
4 kullanıcı bu yararlı bilgilendirme için CiwCiw kullancısına teşekkür ediyor :
Baldassare (12.09.08), oguzgolcik (11.09.08), Rosella (16.09.08), Unrealseptic (11.09.08)
  #6  
Alt 11.09.08, 23:12
CiwCiw - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Administrator
Üyelik tarihi: Aug 2006
İletiler: 9.690
Ettiği Teşekkür: 9.472
2.703 tane iletisine 4.683 kere teşekkür edilmiş
CiwCiw isimli üye tecrübe puanını kapatmıştır.
  Send PM
Standart Oktay Rıfat Şiirinden Güneşin Üç Hâli-Three Aspects of The Sun in Oktay Rifat Poetry

Oktay Rifat şiirlerinde güneşin bir doğa olgusu olarak betimlenmesi, düzdeğişmece kavramıyla anlaşılır kılınabilir. Bir doğa olgusu olarak güneşin, doğada farklılaşan görüntüleri, "parça" "bütün" (synecdoch) ilişkisi bağlamında düzdeğişmeceli olarak üslûba dönüşür. Çünkü, düzdeğişmeceli ilişkilerde güneşten söz edildiğinde, güneşin niteliklerinden çıkarsanan bir benzerliğe değil, doğrudan güneşin niteliklerine atıf yapıldığı söylenebilir. Buna ek olarak, düzdeğişmecenin "şimdiki zamanı" (in prasentia) vurgulaması, güneşin anlık görüntülerinin betimlenmesi için uygun bir dilbilimsel araç olarak görünmektedir. Oktay Rifat şiirinde farklı dilbilimsel uygulamalarla üslûba dönüşen güneşin, yine bu uygulamalara bağlı olarak beliren kuramsal / tarihsel arka planı da vardır:
Eugene W. Holland "Schizoanalysis and Baudelaire: Some Illustrations of Decoding at Work" (Şizoanaliz ve Baudelaire: Kod Çözümü'nün İşleyişine İlişkin Bazı Örnekler) başlıklı makalesinde Charles Baudelaire (1821-1867) şiirinin eğretilemeli olandan düzdeğişmeceli olana doğru bir dönüşüm geçirdiğini göstermeye çalışır (246). Holland'a göre bu dönüşüm aynı zamanda Baudelaire şiirinin "romantik" olandan "modernist" olana doğru dönüşümünü de beraberinde getirmektedir (246). Holland'ın yaklaşımının kökenleri, Fransız düşünürler Gilles Deleuze ve Felix Guattari'nin Anti-Oedipus (1972) ve A ThousandPlateaus (1980) (Bin Yayla) adlı, Capitalism andSchizophrenia (Kapitalizm ve Şizofreni) alt başlıklı çalışmalarına dayanmaktadır. Holland' ın, Baudelaire şiirinde varsaydığı dönüşümlerin anlaşılabilmesi için bu çalışmaların Oktay Rifat şiiriyle ilişkilendirilebilecek bölümlerinin kısaca özetlenmesine gerek duyulabilir:
Gilles Deleuze ve Felix Guattari, A ThousandPlateaus'un "On Several Regimes of Signs" (Birkaç Gösterge Rejimi Üzerine) başlıklı bölümünde, birbirlerinden tarihsel olarak farklılaşmış "gösterge rejimleri"ni gündeme getirirler (111). Deleuze ve Guattari bu bölümde "ön-anlamlandıran rejim" (presignifying regime), "anlamlandıran rejim" (signifying regime) ve "anlamlandıran-sonrası rejim" (postsignifying regime) kavramlarından söz ederler. "Ön-anlamlandıran rejim" kavramı, dilin—tıpkı Cassirer'in özdeşlik ilkesiyle belirttiği gibi—"doğal kodları"yla (natural codings) oluşturulan bir gösterge rejimine karşılık gelmektedir (A Thousand Plateaus 117). Bu gösterge rejiminde "şeyler" arasında hiyerarşik ilişkiler vurgulanmadığı gibi, "çoğulluk" (pluralism) ve "çokseslilik" (polyvocalitty) hâkim bir düzen olarak belirir (117). Ronald Bogue, Deleuze & Guattari adlı kitabında iki düşünürün "anlamlandıran rejim" ve "anlamlandıran-sonrası rejim" kavramlarının ayrıntılı özetine girişir: "Anlamlandıran rejim", "ön-anlamlandıran rejim"den farklı olarak, despotik toplumların temsil düzenini oluşturmaktadır (181). Despotik temsil düzeni, her tür dilsel göstergenin son kertede despotik-efendi gösterenine, yani "merkez"e odaklandığı bir dilsel rejime karşılık gelmektedir: Göstergeler çeşitli çevrelerin etkileşimini ve onların despotik merkeze bağlılığını sağlamak için sürekli bir yorum mekanizmasına gereksinim duyarlar. Sonsuz anlamlandırma sarmalı içinde çevreye ilişkin ne varsa (her sınıf, cinsiyet, meslek, mezhep, kulüp, vb.) "despot-efendi" göstereninden türeyecektir (181).

» Nüve Forum » akademik » Fen Edebiyat Fakültesi » Türk Dili Ve Edebiyatı »
__________________

Asla Başkalarının Umudunu Kırma, Belki Sahip Olduğu Tek Şey Odur..
BOL BOL TEBESSÜM ET GÜLÜMSE
Hem Maliyeti Ucuzdur Hem De Değerine Paha Biçilmez...

Corel Draw-Flash-Photoshop
Photoshop Dersleri Linki
Corel Draw Dersleri Linki
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
3 kullanıcı bu yararlı bilgilendirme için CiwCiw kullancısına teşekkür ediyor :
Baldassare (12.09.08), oguzgolcik (11.09.08), Rosella (16.09.08)
  #7  
Alt 11.09.08, 23:17
CiwCiw - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Administrator
Üyelik tarihi: Aug 2006
İletiler: 9.690
Ettiği Teşekkür: 9.472
2.703 tane iletisine 4.683 kere teşekkür edilmiş
CiwCiw isimli üye tecrübe puanını kapatmıştır.
  Send PM
Standart Oktay Rıfat Şiirinden Güneşin Üç Hâli-Three Aspects of The Sun in Oktay Rifat Poetry

Eugene W. Holland "'Deterritorializing Deterritorialization'—From the Anti-Oedipus to A Thousand Plateaus" (Yersizyurtsuzlaşan Yersizyurtsuzlaşma—Anti-Oedipus'tan Bin Yayla'ya) başlıklı makalesinde, despotik toplumlardaki hem üretim hem de anlam akışının "despot-efendi" gösterenine yönlendirildiğini belirtir: "Bütün yerel kodlar, despot odaklı bir biçimde yeniden kodlanırlar" (58). Bu gösterge rejiminde öne çıkan "şeyler"in hiyerarşik düzenlemelere tâbi tutulması olup, despot-efendi göstereni bu hiyerarşinin en tepesinde yer almaktadır. Kapitalist üretim biçimlerinin başat gösterge rejimi olan "anlamlandıran-sonrası rejim"de ise, despotik-efendi göstereni kaybolur (averted face) (60). Bu durum, "anlamlandıran-sonrası rejim"de anlamın dâima öznel yorumlamaya açık olduğunu gösterecektir (60): "Despot yüzünü öteye döndü, merkez artık yerinde değil, artık hiçbir aşkın anlamlandıran hüküm sürmez" (60). Holland'a göre, merkezin yerini artık öznenin ve gerçekliğin yeterliliği almıştır. Bu durumda despot-efendi göstereninin yerini kent yaşamının dinamiklerinden kaynaklanan dış dünyayı gözlemleyen özne (author) almıştır. Buna karşılık gözlemleyen özne de kendi otoritesini yaratır ama bu otorite herhangi bir despot-efendi gösterenine bağlı değildir. Holland bu öznelleşmenin tipik örneği olarak [Honore de] Balzac'ı vermektedir. Holland, Charles Baudelaire'de ise, farklı bir "anlamlandıran-sonrası rejim" üretimi görmektedir. Baudelaire'de açığa çıkan, Balzac gibi dış dünyayı anlamlandırmak değil, aksine "anlamsız deneyimin" ardına düşmektir (61). Nitekim Holland, "anlamlandıran-sonrası rejim"i iki karakteristiğe indirgemektedir: Bunlardan ilki şudur: Despotun yerini gözlemleyen bir öznenin "kişisel anlam dizgesi" (just man's opinion) almıştır. Artık merkez yoktur, ancak gözlemleyen özne kendi kişisel anlam dizgesini oluşturmuştur. Öteki ise şudur: Anlam arayışı kesilmiştir, artık yalnızca deneyim adına bir arayış söz konusudur (62). Holland'ın, eğretilemelerin başat olduğu Baudelaire'in erken dönem şiirlerini, kapitalist ilişkiler ağı içinde bir anlam arayışı olarak yorumladığı ve bu şiirsel üretimi "olumsuz anlamlandıran-sonrası rejim" olarak nitelediği söylenebilir. Buna karşın Holland, Baudelaire'in geç dönem şiirlerinde ise, eğretilemeler yerine düzdeğişmecelerle üretilen ve anlamsız deneyimin ardına düşüldüğü bir içerik görmektedir. Holland bu içeriği ise "olumlu anlamlandıran-sonrası rejim" olarak nitelemektedir (62). Çalışmanın ilerleyen bölümlerinde Oktay Rifat şiirinde eğretilemelerin öne çıktığı örneklerin "olumsuz anlamlandıran-sonrası rejim", düzdeğişmecelerin öne çıktığı örneklerin ise "olumlu anlamlandıran-sonrası rejim" kavramlarıyla değerlendirilebileceği gösterilmeye çalışılacaktır.

Not:Konu Devam Edecektir

» Nüve Forum » akademik » Fen Edebiyat Fakültesi » Türk Dili Ve Edebiyatı »

__________________

Asla Başkalarının Umudunu Kırma, Belki Sahip Olduğu Tek Şey Odur..
BOL BOL TEBESSÜM ET GÜLÜMSE
Hem Maliyeti Ucuzdur Hem De Değerine Paha Biçilmez...

Corel Draw-Flash-Photoshop
Photoshop Dersleri Linki
Corel Draw Dersleri Linki
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
CiwCiw kullanıcısının bu bilgilendirici iletisine teşekkür eden üye :
oguzgolcik (11.09.08)
  #8  
Alt 12.09.08, 15:04
CiwCiw - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Administrator
Üyelik tarihi: Aug 2006
İletiler: 9.690
Ettiği Teşekkür: 9.472
2.703 tane iletisine 4.683 kere teşekkür edilmiş
CiwCiw isimli üye tecrübe puanını kapatmıştır.
  Send PM
Standart Oktay Rıfat Şiirinden Güneşin Üç Hâli-Three Aspects of The Sun in Oktay Rifat Poetry

BÖLÜM I
ÖZDEŞLİK İLKESİ VE ÇOĞULLUK
Oktay Rifat şiirlerinde görülen özdeşlik ilkesinin kuramsal / tarihsel arka planı olarak Deleuze ve Guattari'nin "ön-anlamlandıran rejim" kavramı gösterilebilir. Deleuze ve Guattari bu kavramla dilin "doğal kodları"nın (natural codings) öne çıktığı bir gösterge rejimini temellendirmektedirler (A Thousand Plateaus 117). Dilin "doğal kodlara" dayalı biçimde faaliyet göstermesi ise, özdeşlik ilkesi ile, yani şeylerin ortak niteliklerinden yola çıkılarak oluşturulan göstergelerle mümkün olmaktadır. Bunun yanı sıra Deleuze ve Guattari bu kavramla, merkezî anlam rejimlerinin hüküm sürmediği, "ifade"nin "çoğul" ya da "çoksesli" olarak üretildiği bir gösterge rejimini kastederler (117). Rifat şiirindeki özdeşlik ilişkilerinde bu "çoğulluğun" ya da "çoksesliliğin" karşılığı ise, güneşin ortak niteliklere bağlı olarak herhangi bir "şey"le özdeşleştirilebilmesinden çıkarsanmaktadır. Bu durum, "şeyler" arasında hiyerarşinin olmadığı bir gösterge rejimine, yani "ön-anlamlandıran rejim"e karşılık gelmektedir.
Rifat' ın bu şiirlerinde "eğretileme" pratiklerinden farklı olarak "kendisine benzetilen"le "benzeyen"in bir arada konumlandırıldıkları görülmektedir. Bu durum, özdeşlik ilkesi ile eğretileme arasındaki farkların vurgulanmasıyla daha açık seçik kılınabilir. Özdeşlik ilkesinde ortak nitelikleri olan "iki şey" "bir ve aynı şey" kabul edilip bir arada konumlandırılırken, "eğretileme"de "bir şey" "öteki şey"in yerini almaktadır. Lemaire'in de vurguladığı üzere "seçme", herhangi bir benzerlik ilişkisine dayalı "eşleştirme"lerden yalnızca birinin ötekinin "yerine geçme" ihtimaline işaret eder (30). Buna karşılık Rifat, bazı şiirlerinde "seçilen terim"le onun "yerini alan terim" arasındaki ilişkileri açımlamak sûretiyle eğretileme değil özdeşlik ilkesine göre bir üslûp geliştirmiş olmaktadır. Rifat'ın bu şiirlerinde güneş ve kendisiyle herhangi biçimde benzerlik ilişkisi bulunan şeyler arasında kurulan ilişkiler, her iki imin aynı anda telaffuz edilmelerinden dolayı özdeşlik ilkesi ile irdelenebilir. Nitekim bu durum Rifat şiirinde güneş dışında kalan imler için de geçerlidir: Rifat "Gök Çatı" başlıklı şiirinde (210), "gök" ile "çatı" arasında bir benzerliği vurgulamakla kalmaz; her ikisinin de "aynı" algılandığı bir düzlemi gösterir. Aşık Merdiveni (1958) içinde yer alan "Balıklı" başlıklı şiirde de başka "şeyler" ortak niteliklere dayalı bir biçimde dile getirilirler:
Deniz kızlarının beşikleri martıların çığlıklarına asılı.
Yarı kuş, yarı adam, yarı balık,
Balık-Adam-Kuş'lar, kanatlarında ateş almak bilmeyen sokak
fenerleri bata çıka dolaşıyorlar üstümüzde. (236)

» Nüve Forum » akademik » Fen Edebiyat Fakültesi » Türk Dili Ve Edebiyatı »
__________________

Asla Başkalarının Umudunu Kırma, Belki Sahip Olduğu Tek Şey Odur..
BOL BOL TEBESSÜM ET GÜLÜMSE
Hem Maliyeti Ucuzdur Hem De Değerine Paha Biçilmez...

Corel Draw-Flash-Photoshop
Photoshop Dersleri Linki
Corel Draw Dersleri Linki
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 12.09.08, 15:12
CiwCiw - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Administrator
Üyelik tarihi: Aug 2006
İletiler: 9.690
Ettiği Teşekkür: 9.472
2.703 tane iletisine 4.683 kere teşekkür edilmiş
CiwCiw isimli üye tecrübe puanını kapatmıştır.
  Send PM
Standart Oktay Rıfat Şiirinden Güneşin Üç Hâli-Three Aspects of The Sun in Oktay Rifat Poetry

A. Güneş-Çoban ve Özdeşlik İlkesi
Güneş sözcüğü özdeşlik sorunsalını belirleyecek biçimde ilk kez, şairin Yaşayıp Ölmek Aşk ve Avarelik Üstüne Şiirler (1945) adlı tek başına yayımladığı[1] ilk kitabında yer alan "Kuzu" başlıklı şiirde görülmektedir:
Ölüler boşuna gayretiniz
Otların karnında kolay
Yeniden güneşe çıkmak
İş bu otlayan kuzuda. (30)
Bu dizeler 1952 yılında yayımlanan Aşağı Yukarı adlı kitabın "Sonsöz" başlıklı
şiirin bir dizesiyle birlikte okunduğunda, şairin "insan" ile "kuzu" arasında bir
benzerlik ilişkisi kurduğunu düşündürebilir: "Güneş yalnız dirileri ısıtır" (132). Bu benzetme, Rifat' ın sonraki dönemlerinde okurun karşısına çıkacak ve onun şiirinde belirleyici olabilecek bir sorunsalın habercisi gibidir. Perçemli Sokak' ın (1956)
"Ahmet"e başlıklı ilk şiiri, daha önce vurgulanan "insan" ile "kuzu" arasında
kurulan benzerlik ilişkisini, güneş merkezli bir biçimde yeniden üretir: "Senin de bulutların olur / kuzular gibi dizinin dibinde" (173). Ancak bu kez benzerlik ilişkisi, dilin imgesel kullanımıyla üretilen bir eğretilemeyle kurulmuştur. Bu iki dizede "kuzu" ile "bulut" arasındaki biçimsel benzerlik "güneş" ve "çoban" arasında ilk bakışta farkedilmeyecek olan bir "özdeşliği" görünür kılmaktadır. Güneşin dizinin dibinde bulutlar, çobanın dizinin dibinde ise kuzular vardır. Şiirler'in (1969) ikinci bölümü "Rüzgârlı"da bu ilişki açık seçik bir biçimde vurgulanır:
İniyor kınalı koyunlar sürüsü
iniyor günışığı dağdan ovaya
ve dağların doruğunda Güneş-Çoban! ("Gün Doğuyor" Bütün Şiirleri II 32)
Bu örnekte—Orhan Koçak'ın da "Uzun Denklem: Oktay Rifat'ın Şiirinde Folklor ve Modernizm" başlıklı yazısında farketmiş olduğu üzere (163)—koyunların dağdan inişi ile, günışığının dağdan ovaya yayılışı arasındaki görsel benzerlik ilişkisi, "güneş-çoban özdeşliği"nin ortak kökeni olarak temellendirilebilir. Şiirin son dizesi, bu "özdeşliğin" her iki öğesini de gösterir: "Güneş-Çoban". Tıpkı Ernst Cassirer'in verdiği "Güneş-Tanrı" (the sun-god) örneğinde olduğu gibi ("The Power Of Metaphor" 30). Elifli (1980) içinde yer alan "Denklem" başlıklı şi