|
#1
|
|
28.05.08, 08:09
Cinsel fonksiyon bozukluklarının sebepleri | Cinsel işlev bozukluklarının psikolojik nedenleri | Siyaset sosyolojisi | Türkiye'de Köy Sosyolojisi - Orhan Türkdoğan | Bilginin Sosyolojisi - Ergün Yıldırım | ÖZET; Psikiyatri ve psikiyatrik bozukluklar, epidemiyolojik ve etiyolojik özellikleri yönünden sosyal bilimlerle yakından ilişkilidir. Sosyologlar ruh sağlığı ve bozuklukları konusunda beş temel bakış açısı belirlemiştir: Sosyal nedensellik, sosyal tepki, eleştirel kuram, sosyal yapısalcılık, sosyal gerçeklik. Sosyolojinin ilgi alanına sosyal sınıf, cinsiyet, yaş, ırk ve etnisite, psikiyatrik tedavilerin özellikleri, etik konular, hastaneler ve mesleklerin özellikleri girer. Son 20 yılda psikiyatri biyopsikososyal modelden biyomedikal modele yöneldiği için, psikiyatri ve sosyoloji arasında beklenen işbirliği kurulamamıştır. Oysa sosyal psikiyatrinin bir bilimsel disiplin olarak gelişmesi için bu işbirliği gereklidir. Sociology of mental health and disorders ABSTRACT; Psychiatry and psychiatric disorders are closely related with social sciences through epidemiologic and etiologic characteristics of psychiatric disorders. Sociologists have been determined five basic views about mental health and disorders: social causation, societal reaction, critical theory, social constructivism, and social realism. Sociology consists of social class, gender, age, race and ethnicity, ethical issues, the characteristics of psychiatric therapies, hospitals, and professions. In the last two decades, it could not realize the cooperation between psychiatry and sociology because of psychiatry turn to biomedical model from biopsychosocial model. This cooperation is necessary for development as a scientific discipline of social psychiatry. » Nüve Forum » akademik » Tıp Fakültesi » Psikiyatri kaynakpdf
__________________ Başarı Sadece Elde Ettikleriyle Değil Kim Olduklarıyla Ölçülür... ![]() Konu Busra tarafından (28.05.08 saat 08:44 ) değiştirilmiştir.. |
| Sponsorlar |
| |
|
#2
| ||||
| ||||
| SOSYOLOJİ DIŞI BAKIŞ AÇILARI Ruhsal bozukluklar gerek epidemiyolojik, gerekse risk etkenleri ve etiyolojik özellikleri nedeniyle sosyal bilimlerle yakından ilişkilidir; psikiyatri de yer yer sosyal bilimlerle birlikte çalışan bir tıp dalıdır. Sosyoloji ile psikiyatri arasındaki işbirliği 1920’li yıllara dayanır. Bu işbirliği H.S. Sullivan ve A. Meyer tarafından başlatılmıştır.1 Sosyal epidemiyoloji ve tıbbi sosyolojinin gelişmesi 20. yüzyılın ikinci yarısında olmuştur. Sosyal epidemiyoloji sağlığın psikososyal etkenlerini tanımlamıştır. Bunlar sosyal ilişkiler ve destek; akut ya da duruma bağlı stres; işte ve yaşamda kronik stres; öfke/hostilite, kendini kontrol eksikliği, negatif duygulanım/umutsuz-luk/kötümserliktir.2 1970’lerden sonra sosyoloji ve psikiyatri farklı yollardan ilerledi. Psikiyatri yöntem sorunlarıyla uğraşıp biyomedikal modele dönerken daha çok tıbbi saygınlık arıyordu. Bu nedenle sosyal psikiyatri ve onun temeli olan biyopsikososyal model giderek zayıflamış, buna koşut olarak birçok sosyolog da psikiyatrik epidemiyoloji çalışmalarından uzaklaşmıştır.1,3 1990’lı yıllar, ruh sağlığı hizmeti uygulamalarında, ruh sağlığına toplumun ilgisinde, toplumsal ilişkileri anlamaya yönelik sosyolojik çözümlemelerin anlaşılması konularında bazıçelişkilerin yaşandığı bir dönem olmuştur. Ruh sağlığı ve bozukluklarıyla ilgili konular 1990’lı yılların ortalarında sosyologlar tarafından sanki yeniden keşfedilmiştir. 1990’lı yıllarda psikiyatri içinde biyolojik düşünceler psikofarmakoloji, yüksek teknolojili beyin görüntüleme, davranış genetiği ve post-mortem beyin çalışması için canlanan istek ve ilgiyle yeni bir enerji bulmuştur. Ancak geleneksel biyolojik psikiyatriye geri dönüşe karşın, bazı ruh sağlığıçalışanları felsefeden ve sosyolojik düşüncelerin etkisinden dolayı biyodeterminizm eğiliminden uzak durmuştur. Çeşitli sosyal araştırmalar değişmez olarak sosyal destek sisteminin ve toplumda istihdamın önemini, bunlar olmadığında ruh sağlığı riskini göstermiştir. Ancak Almanya’da sosyal psikiyatrik araştırmalar hala sosyoloji ile işbirliği yapılmadan gerçekleştirilmektedir. Oysa sosyal psikiyatri bilimsel bir disiplin olarak önem kazanacaksa, sosyolojiyle daha yakın işbirliği yapması gerekecektir.4 Her kültürde duygusal (emosyonel) ya da ruhsal farklılığın bazı kavramları vardır. Çeşitli kültürlerde bu farklılıklar tam olarak aynı biçimde belirlenmez ve aynı terimler kullanılmaz. Uzman olsun ya da olmasın, birçok kişi görünce ruh hastasını ya da ruhsal bozukluğu tanır. Herkes bir elem ya da anksiyete duygusu yaşadığında bunun farkına varır, bilir.5 Psikiyatri alanında mental distress kavramı ilk olarak İngiltere’de kullanılmıştır. Bu terim hastanın yaşadığı ruhsal acıyı göstermekle birlikte, onun sıkıntılı mı,incinmiş mi, ya da korkmuş mu olduğunu göstermez.5 Ruh sağlığı ve bozuklukları konusunda psikiyatri çalışanlarıyla meslek dışındakilerin görüşleri arasında önemli binişimler vardır. Örneğin, anoreksiya nervoza gibi tanı kategorilerinde etiyolojik etkenlerin belirsizliği ve tanıda kültürel ögelerin önemi gibi konularda psikiyatrik epide-miyologlarla meslekten olmayanların görüşleri benzer bulunmuştur.6 Bu iki grup arasında uyumsuzlukların olduğu örnekler de vardır. 1980’li yılların başlarında görülen bir davada, jüri iki katilin zihinsel durumunun değerlendirilmesini istemiş, bu kişilerin ruh hastası olduğu yönündeki uzman görüşlerini reddetmiştir. Bunlardan Yorkshire kasabı olarak bilinen kişi, Tanrıdan aldığı görev gereği birçok kadını öldürdüğünü belirtmiş, jüri bu kişiyi tasarlayarak insan öldürmekten suçlu bulmuştur.5 Toplumsal olarak tüm kültürlerde ruhsal bozuklukla (özellikle şizofreni ile) tehlikeli davranış arasında bir bağ kurma eğilimi vardır.7 Oysa ruhsal bozuklukla tehlikeli davranış arasındaki ilişki çok azdır. ABD’de 1500 kişinin %61’i şu anlatımı uygun bulmuştur:8 “Şizofreni tanısı konan bir kişi şiddet suçu işlemeye normal bir kişiden daha çok eğilimlidir.”Şiddet ögesinin daha az vurgulandığı bir başka çalışmada bu oran %24 olarak bulunmuştur.9 Bu çalışmaya katılanların %45’i ruh hastalarının diğer insanlardan daha az tehlikeli olduğu kanısındaydı.
__________________ Başarı Sadece Elde Ettikleriyle Değil Kim Olduklarıyla Ölçülür... ![]() |
|
#3
| ||||
| ||||
| Bu ön bilgiler normallik/anormallik kavramlarının neyi gösterdiğiyle yakından ilgilidir. Bu kavramlar göreli olduğu için psikologlar, sosyologlar gibi bazı normlar geliştirmişlerdir. Pilgrim ve Rogers’a göre Buss’un (1966) belirttiği normlar şunlardır:5 1. İstatistiksel kavram: Buna göre, bir toplumda en sık görülen davranışlar normal, nadir görülenler anormaldir. Bu yaklaşım sosyolojideki norm kavramına yakındır. Ancak istatistiksel kavram kültürler arasında, hatta aynı kültürde bile iyi bir gösterge olmayabilir. Örneğin, aynı kültürde kırsal kesimde yavaş konuşma normalken, kentsel kesimde hızlı konuşma normal olabilir. Normal ile normal olmayan, kültürden kültüre göre değişen göreli kavramlardır. Psikologlar normal ve anormal arasında bir süreklilik olduğunu savunurlar. 2. İdeal kavram: Bu kavramın psikanalizden ve diğer insancıl psikolojiden köken alan iki yönü vardır: Birincisinde normallik, ‘bilinçliliğin bilinç-dışıözellikler üzerindeki üstünlüğü’ olarak tanımlanırken; ikincisinde ‘ideal insan kendini gerçekleştiren insandır’.5 Pilgrim ve Rogers’a göre Jahoda (1958) bu iki psikolojik eğilimi birleştiren ve olumlu ruh sağlığı için gerekli gördüğü altıölçüt öne sürmüştür:5 a. Ruhsal güçlerin dengesi b. Kendini gerçekleştirme c. Strese dayanıklılık d. Özerklik e. Yeterlilik f. Gerçeklik algısı 3. Özgül davranışların varlığı: Uyumsuz (maladaptif) davranış, istenmeyen ya da kabul edilemez nitelikteki davranıştır. Bu normun güçlü yanı, anormalliği neyin oluşturduğunu ortaya koyması; zayıf yanı ise değer ve normların açık olmamasıdır. Bu davranışların istenmediğine ya da kabul edilemez olduğuna kimin karar vereceği açık değildir. 4. Bozuk bilişler (cognitions): 1970’li yıllarda davranışa yapılan vurgu azalmış ve yerini biliş-sellik almıştır. Sonuçta psikologlar davranışlar olarak içsel olayları tedavi etmeye başlamışlardır. Ruh sağlığı ve hastalıklarında uzman bakış açıları belli bir inandırıcılığa sahiptir. Ancak sağlık ve hastalık kavramlarının göreli kavramlar olduğu da unutulmamalıdır.10
__________________ Başarı Sadece Elde Ettikleriyle Değil Kim Olduklarıyla Ölçülür... ![]() |
|
#4
| ||||
| ||||
| SOSYOLOJİK BAKIŞ AÇILARI Sosyologlar ruh sağlığı ve bozuklukları konusunda beş temel bakış açısı belirlemiştir:5 Sosyal nedensellik, sosyal tepki, eleştirel kuram, sosyal yapısalcılık, sosyal gerçeklik. Bu yaklaşımlar Durkheim, Weber, Freud, Foucault ve Marx’ın katkılarıyla ortaya konmuş, daha sonra Sartre ve Mead’in çalışmaları eklenmiştir. Farklı kuramsal bakış açıları farklı zamanlarda etkili ve popüler olmuştur.11,12 Sosyolojinin konusu toplumdur. Toplumun iki ögesi olan insanı ve doğayla ilişkilerini ele alır. İnsanı beden ve bilinç yönleriyle inceler. İnsanı bilinç yönüyle inceleyen iki ekol vardır: Birincisi, insanı bireysel bilinç yönünden ele alan psikoloji ekolü; ikincisi, insanı kolektif bilinç yönünden ele alan sosyoloji ekolleridir. İnsan ve onun ortaya koydukları, bir başka anlatımla bireysel ve sosyal gerçekler karmaşık birer bütündür. Bu karmaşık bütün tek bir kuramsal yaklaşımla, tek bir disiplinle açıklanamaz.
__________________ Başarı Sadece Elde Ettikleriyle Değil Kim Olduklarıyla Ölçülür... ![]() |
|
#5
| ||||
| ||||
| |