iconBütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 17:13 . | Nüve Foruma Hoşgeldiniz! Forumumuzdan yararlanmak için lütfen Üye Olun !

» Nüve Forum » akademik » Tıp Fakültesi » Psikiyatri » Cinsel sorunlara yaklaşım

Psikiyatri Modern Psikiyatri, Ruh Sağlığı, Toplum Sağlığı, Ruh Hekimliği

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 27.08.08, 04:57
Standart Cinsel sorunlara yaklaşım

27.08.08, 04:57



Cinsel Fonksiyonlar - Cinsel Doyum Yaşamak - Üreme ve Neslin Devamı - Cinsel Davranış | Cinsel istismar, Cinsel taciz, Cinsel Tecavüz, Seks İşçiliği ve İstismarı | Cinsel sorunlar - Cinsel isteksizlik - Vajinismus - cinsel uyarı bozukluğu | Ciltteki sorunlara çözüm: ekmek mayası | Cinsel Uyarıcı Maddeler – Afrodizyak Mönüler-Cinsel Gücü Arttıran Formüller |

Cinsellikle ilgili her sorun birey için son derece özel ve önemlidir. Ülkemizde cinsel bilgisizlik, eğitim düzeyinden bağımsız olarak yaygındır.Yerleşik cinsellik anlayışının parçası olan utanma, çekinme, gizleme davranışları, bu konuda yardım almayı ve uygun kaynağa danışmayı da zorlaştırır. Bu nedenle cinsel sorunlu kişiler diğer hastalardan daha çok istismara açıktır. Ülkemizde sıklıkla 'hoca'la-ra ya da konunun uzmanı olmayan kişilere başvururlar. Birçok kişi, cinsel taciz sayılabilecek nitelikte öyküler anlatır. Her tıp dalından hekimlere başvurabilirler. Gereksiz incelemeler veya etkisiz tedavi girişimleri ile de zarara uğrayabilirler. Oysa, herkesin kendi çıkarlarına en uygun tıbbi yardımı almaya hakkı vardır.(1) Bu bağlamda her hekim kendi bilgi ve becerisinin sınırlarını bilmeli ve gerektiğinde hastayı yönlendirebilmelidir.(2)
Cinsel sorunları nedeniyle başvuran bireylerin hepsinde klinik anlamda cinsel işlev bozukluğu saptanmaz. Toplumda cinsel sorunlar, cinsel işlev bozukluğu olgularından çok daha yaygındır. Bunun en önemli nedeni, Kayır'ın da vurguladığı gibi, şaşırtıcı boyutlardaki cinsel bilgisizlik, daha da önemlisi : Yanlış bilgilenme ve yanlış inanışlardır/3'Örneğin ejekülasyondan sonra fizyolojik olarak refrakter bir dönem olduğunu bilmeyen bir erkek, her zaman ve her koşulda ereksiyon olması gerektiği şeklindeki yaygın yanlış inanışın da etkisiyle, sertleşme sorunu olduğunu düşünebilir. Ya da kadın cinsel organları içinde en duyarlı bölgenin klitoris olduğu, kadın orgazmının tetiğini daima klitorisin çektiği, cinsel birleşmenin kadın orgazmına fazla bir katkıda bulunmadığı, birleşme sırasında kas ve sinir bağlantıları yoluyla vagina girişinden klitorise dolaylı uyarı gittiği, ancak birçok kadına bu dolaylı uyarının yetmediği, önseviş-me sırasında veya birleşme ile senkron olarak klitorisin doğrudan uyarılmasına gerek olduğu, birçok kişi hatta bazen hekimler tarafından bile bilinmemektedir. Bunun sonucunda da birçok kadın, gerçekte orgazm için yeterli ve uygun uyarılma koşulları oluşmadığı halde kendilerini eksik hissetmektedir. Özellikle toplumumuzda yaygın cinsel ilişkinin, cinsel birleşmeye odaklandığı ve ön sevişmenin çok kısa ve yetersiz olduğu düşünüldüğünde, danışmanlık ve bilgilendirmenin önemi ortadadır. Bu bilgilendirmeyi, her hekim, özenli bir öykü alarak durumu doğru saptamışsa yapabilir.
Birçok çift, iyi bir cinsellikte, birlikte orgazm olmaları gerektiğine inandıkları için cinsel yaşamlarını doyumsuz değerlendirir. Oysa birbirlerini iyi tanıyan eşler, zaman zaman birlikte orgazm olabilirler ama bu her sevişmede olmaz ve cinsel haz için de zorunlu değildir. Birçok erkek, sertleşmenin hemen olması ve sevişme boyunca kesintisiz devam etmesi gerektiğini düşünür. Oysa sertleşme cinsel istek ve uyarılma düzeyi artınca ortaya çıkar, sevişme boyunca azalır, kaybolur ve sevişme sürdürülürse tekrar oluşur. Ama sertleşme kaybı sorun edilip sevişme sonlan-dırılırsa, tabii ki sertleşme yeniden oluşamayacaktır. Bazı erkekler, sertleşmeyi kaybetme korkusuyla ön sevişmeyi kısa kesip, hemen cinsel birleşmeye geçerler. Böylece hem kendilerinin hem de eşlerinin cinsellikten alabilecekleri hazzı azaltırlar. Buraya kadar saydığımız durumların hiç biri gerçek anlamda bir cinsel işlev bozukluğu değildir ama kişi ya da çift için ciddi bir cinsel sorun oluşturur. Bu tip sorunlar sağlık hizmetinin her basamağında ve her alanındaki hekimlerin (Pratisyen, Aile hekimi, Jinekolog, Ürolog, Psikiyatrist, vb.) bilgilendirmesi ile düzelebilir.
Cinsel konularda bilgisi ve evlilik öncesinde cinsel deneyimi olmamış genç ve yeni evli çiftlerde, ilk gece cinsel birleşme kurula-mayabilir. İlk geceden, ilk cinsel birleşmeden korku ve himenle ilgili cinsel tabular, toplumumuzda çok yaygındır. Benzer şekilde bir çok erkeğin de ilk gece ile ilişkili abartılı beklentileri ve performans anksiyetesi olabilir. Buna, bir de ailelerin ilk gece ile ilgili beklentileri ve geleneksel tutumları eklendiğinde, ilk gece çift için kolaylıkla bir kabusa dönüşebilir. Cinsel birleşme sağlayabilmek için çift panik halinde yardım arayabilir. Bu durumdaki çifte, gerçekte birşeyleri olmadığı söylenerek, içki, ilaç ya da hiçbir organik patolojisi olmayan genç erkeğe penil enjeksiyon tedavisi vb. önerilmesi gereksiz ve çoğunlukla yararsızdır. Bu sorun, çifte, cinsel organ anatomisi ve fizyolojisi, himen ve cinsel ilişki konusunda danışmanlık verilerek bir veya birkaç görüşmede kolayca çözümlenebilir.
Buna benzer bir durum da, yaşları ilerleyen çiftlerin, cinsel yaşamlarındaki değişikliklere gösterdikleri tepkidir. Artık, ön sevişme olmaksızın ereksiyon olamayan veya refrak-ter periyodu fizyolojik olarak uzayan erkek, cinsel yaşamının bittiğini düşünebilir. Burada uyarılmada yetersizlik mi yoksa gerçek bir cinsel işlev bozukluğu mu olduğu ayırdedil-melidir. Fiziksel hastalıkların veya ameliyatların cinsel işleve etkisi genellikle geçici olmakla beraber, bunu izleyen dönemde cinsel sorunlar oluşabilir. Hastanın bunları sağlık pro-fesyonelleriyle paylaşmakta zorluğu olduğu gibi, hekimler de cinsel konuları konuşmakta isteksiz ve tedirgin olabilir. Birçok hekim, bu konuda yeterli bilgisi olmadığı için yüzeysel öğütler verir ya da hastanın tıbbi sorunları yanında cinsel yaşamını lüks bulabilir.(45) Oysa yaşları ve hastalıkları ya da eksiklikleri ne olursa olsun, herkesin cinsel yaşamını sürdürmesi mümkündür. Yeni koşullara uyum sağlamaları için, eşlere danışmanlık gereklidir. Bu alanda özelleşmiş merkezlere yönlendirilebilirler ama bundan çekinecek birçok kişinin kaygılarının kendi hekiminin bilgilendirilmesiyle azalacağı unutulmamalıdır.

» Nüve Forum » akademik » Tıp Fakültesi » Psikiyatri »
__________________
Başarı Sadece Elde Ettikleriyle Değil Kim Olduklarıyla Ölçülür...
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar
  #2  
Alt 27.08.08, 05:00
Busra - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Güvenilir
Üyelik tarihi: Jul 2006
İletiler: 1.637
Ettiği Teşekkür: 349
375 tane iletisine 541 kere teşekkür edilmiş
Busra ... O'nu tanımayan yok ki.Busra ... O'nu tanımayan yok ki.Busra ... O'nu tanımayan yok ki.Busra ... O'nu tanımayan yok ki.Busra ... O'nu tanımayan yok ki.Busra ... O'nu tanımayan yok ki.Busra ... O'nu tanımayan yok ki.Busra ... O'nu tanımayan yok ki.
  Send PM
Standart Cinsel sorunlara yaklaşım

Son 10 yılda psikotrop ilaçların, özellikle antidepresanların kullanımı, psikiyatri dışı tıp dallarının uygulamalarında da giderek yaygınlaşmıştır. Pratisyenler, aile hekimleri, nörologlar, ürologlar, jinekologlar, dahiliyeciler ve tabii psikiyatristler sıklıkla antidepresan, özellikle de SSRI gurubu antidepresan-lar önermektedir. Kullandığımız her ilacın yan etkileri vardır ve reçete yazarken hepimiz yarar/zarar hesabı yaparız. Konunun uzmanı olmayan hekimlerin, özellikle yeni çıkan ilaçlar ve yan etkileri konusunda bilgileri yetersiz olabilir. Çağdaş tıbbın gelişimi, hiçbir hekimin doğrudan kendi uzmanlık alanına girmeyen konulardaki yenilikleri yakından izlemesine olanak bırakmamaktadır. Genelde psikotrop ilaçlar, özellikle de son dönemlerde yaygın olarak kullanılan yeni kuşak antidepresanlar, cinsel işlev üzerinde istenmeyen etkiler yaratır. Montejo-Gonzales ve arkadaşlan'nın çok merkezli, prospektif çalışmasında, SSRI kullanan 334 hasta incelenmiş, bu hastaların %58'inde cinsel işlev bozukluğu oluştuğu halde, yalnızca %14'ünün kendiliğinden bunu hekimine söylediği görülmüştür.*6' Ashton ve arkadaşları, SSRI kullanan 596 hastayı ret-rospektif olarak inceledikleri çalışmalarında % 16 oranında cinsel işlev bozukluğu saptamışlar, orgazm gecikmesi ve cinsel istekte azalmanın en sık görülen sorunlar olduğunu bildirmişlerdir.(7) Margolese ve Assalian'ın gözden geçirme çalışmasında bildirdikleri gibi; trisiklik ve tetrasiklik antidepresanlar, klasik MAO inhibitörleri, SSRI'lar cinsel istekte azalma, ereksiyon ve vaginal lubrikasyonda bozulmalar, orgazm bozuklukları yapabilir. Yazarlar, nefazadon bupropion ve moklobe-mid kullanımına bağlı cinsel işlev bozukluğuna rastlanmadığını bildirir.(8) Labbate ve arkadaşları, SSRI'ların kadınlarda daha belirgin olarak her iki cinste de en çok orgazm kalitesini bozduğunu bildirir.03' Klinik uygulamada, ilaçların cinsel işlevi olumsuz etkileyebileceği unutulmamalı, kontrol muayenelerinde hastanın bu yan etkileri kendiliğinden söylemediği gözönüne alınarak özellikle sorulmalıdır. Antidepresanlara bağlı gelişen cinsel işlev bozukluklarının tedavisinde doz azaltma, ilacı kesme, antidepresan değiştirme, cinsel yan etkilere yönelik başka ilaçlar ekleme gibi yollar önerilmektedir/10' Burada önemli olan,hekimin ilaçların cinsel işlevi etkiliyebileceğini bilmesi, ilaç seçiminde bunu gözönüne alması ve hastasını bilgilendirmesidir.
Cinsel sorun başvurularının küçük bir bölümünü ise cinsel kimlik bozuklukları, para-fililer ve cinsel yönelimle ilgili kaygılar oluşturur. Doğuştan belirlenen anatomik cinsiyetten farklı olarak, cinsel kimlik, kişinin kendini hangi cinsiyetle özdeşleştirdiğine ilişkin öznel bir durumdur. Transeksüalite, kişinin anatomik cinsiyetine uygun genitallerini reddetmesi, kabul ettiği cinsel kimliğine uygun cinsin tutum, davranış ve rollerini benimsemesi olarak tanımlanabilir.Bu vakaların, cinsiyet değiştirme operasyonu endikasyonu olup olmadığına karar verilmesi, eğer operasyon uygunsa, öncesinde ve sonrasında psikoterapi ve uzun süreli izleme için, bu konuda özelleşmiş merkezlere yönlendirilmeleri uygun olur. Parafilide, temel özellik, cinsel uyarılma için alışılmadık nesneler, eylemler veya durumları içeren tekrarlayıcı ve yoğun cinsel dürtü, fantezi veya davranışların zorunlu olmasıdır.01' Parafililer seyrek görüldüğü ve genellikle kişi tarafından benimsendiği için, adli durumlar dışında hekimlere başvurmaları nadirdir. Burada önemli olan alışılmadık fantezilerin parafili mi yoksa cinsel davranışın bir varyasyonu mu olduğuna karar vermektir. Parafili tedavisinde, istenmeyen fantezi ya da davranışın azaltılması kadar, heterosexuel ilişkiden alınan hazzın arttırılmasına yönelik girişimler de gereklidir. Bu nadir ve tedavisi zor vakaların da özelleşmiş merkezlere yönlendirilmesi uygun olur.
Cinsel yönelimle ilgili kaygıların temel nedeni, toplumsal değer yargılarıdır. Anatomik cinsiyet, doğuştan belirlenir. Cinsel kimlik, erken çocukluk yaşlarında gelişir. Ergenlik ve erken erişkinlik dönemlerinde ise cinsel yönelimler ortaya çıkar.Karşı cinsten biri, kendi cinsinden biri ya da her iki cinsten kişiler, cinsel eş olarak tercih edilebilir. Bu seçimlerin hiç biri, hastalık ya da bozukluk değildir. Eşcinsellik, 1980'de, DSM- III ile birlikte, bir hastalık, psikiyatrik bir tanı olmaktan çıkmıştır.02' Ancak cinsellikle ilgili değer yargıları toplumda yaygın olanı, "normal" kabul etme eğilimini yansıtır. Cinsel eş seçiminde yaygın olan, heteroseksüalite olduğu için, azınlıkta kalan homoseksüel ve/veya bisek-süel yönelimler kişide kaygı yaratır. Bu kişiler, ergenlik veya erken erişkinlik dönemlerinde, cinsel yönelimleri konusunda karmaşa yaşayarak başvurabilirler. Eşcinsel istek ya da deneyimlerinden rahatsızlık duyabilirler, heteroseksüel olmak için tedavi isteyebilirler. Eşcinsel yönelimi değiştirebilecek bir tedavi yöntemi yoktur ve böyle bir girişim etik de değildir. Ancak bu kişilerin, kendi yönelimlerini kabul etmek için, psikoterapötik yardıma gereksinimi olabilir. Biseksüel yönelimli kişilerin, istekleri doğrultusunda heteroseksüel istek ve eylemlerini arttırmaya yönelik kognitif-davranışçı yaklaşımların yararı olabilir. Eşcinsel yönelimlerinden hoşnut olmayan kişilerde olduğu gibi, başvurdukları hekimlerde de homofobik önyargılar etkili olabilir. Düzyürek, toplumda homofobiyi sürdüren yanlış inanışları tartıştığı derlemesinde, eşcinsel bireylerle çalışan terapistlerin, terapide gerçekçi hedefler belirleyerek, onları "düzeltmeye" kalkışmaması, tersine toplumda baskı gören bir azınlığı oluşturan bu bireylerin, kendi doğalarına uygun, kendileri ile barışık, doyumlu bir yaşam kurmalarına yardımcı olması gerektiğini vurgular.03'
Cinsel işlev bozukluklarının bazıları, basit tedavi girişimleri ile kısa sürede düzelir. Batıda nadir görülen vajinismusun, ülkemizdeki cinsel işlev bozukluğu merkezlerinde yapılan çalışmalarda, kadınlarda en sık başvuru nedeni olduğu belirtilir.0417' Kadınlarda 'vajinismus', erkeklerde 'erken boşalma' görece kısa sürede düzelen bozukluklardır. Kadınlarda 'cinsel istek ve 'orgazm bozuklukları', erkeklerde 'sertleşme bozukluğu' ve 'ket-lenmiş boşalma', tedavisi daha zor olan ve daha uzun süren durumlardır. Genç, yeni evli, kısa süredir cinsel sorun yaşayan çiftler, tedaviye daha iyi yanıt verir. Cinsel tedaviler konusunda, bilgi ve deneyimi az olan terapistlerin, görece kolay olgularda başarı şansı daha yüksektir.
__________________
Başarı Sadece Elde Ettikleriyle Değil Kim Olduklarıyla Ölçülür...
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 27.08.08, 05:03
Busra - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Güvenilir
Üyelik tarihi: Jul 2006
İletiler: 1.637
Ettiği Teşekkür: 349
375 tane iletisine 541 kere teşekkür edilmiş
Busra ... O'nu tanımayan yok ki.Busra ... O'nu tanımayan yok ki.Busra ... O'nu tanımayan yok ki.Busra ... O'nu tanımayan yok ki.Busra ... O'nu tanımayan yok ki.Busra ... O'nu tanımayan yok ki.Busra ... O'nu tanımayan yok ki.Busra ... O'nu tanımayan yok ki.
  Send PM
Standart Cinsel sorunlara yaklaşım

Evlilik çatışmaları, eşlerde başka psikiyatrik veya fiziksel bozuklukların olması, eşlerin tedavi motivasyonlarının düşük olması, tedavi prognozu açısından olumsuz kabul edilen durumlardır.(1819) Öte yandan, cinsel sorunlu çiftlerin bir bölümünde, evlilik sorunları da vardır ya da cinsel sorun, çiftin genel ilişkisini de olumsuz etkilemiştir. Bu durumlarda, evlilik tedavisi tekniklerinin, cinsel terapi ile birleştirilmesi, tedavi başarısını arttıracaktır.06' Elbette bu vakalar, daha donanımlı ve deneyimli terapistler tarafından ele alınmalıdır.
Psikiyatrik bozuklukların kolaylaştırdığı cinsel işlev bozuklukları olduğu gibi, cinsel işlev bozukluğu da, sekonder psikiyatrik bozukluklar yaratabilir. Örneğin, obsesif-kom-pulsif bozukluk, bireyin günlük yaşamında olduğu gibi, cinsel yaşamında da kaçınma ve ritüeller nedeniyle bozulmaya yol açar. Bu durumda, cinsel işlev bozukluğundan önce, obsesif-kompulsif bozukluk tedavi edilmelidir. Primer depresif ve distimik bozukluklarda, uyku ve iştah bozukluklarının yanısıra, cinsel işlev bozuklukları da semptom olarak ortaya çıkabilir. Bu durumda, öncelikle depresyon tedavi edilmelidir. Depresyonun düzelmesiyle birlikte, diğer belirtiler gibi cinsel işlev bozukluğu belirtileri de ortadan kalkacaktır. Bu nedenle, herhangi bir cinsel işlev bozukluğu belirtisiyle başvuran kişilerde bunun primer bir cinsel işlev bozukluğu mu yoksa depresyon gibi psikiyatrik bir bozukluğun belirtilerinden biri mi olduğu özenle ayırdedilmelidir. Öte yandan cinsel işlev bozuklukları da, bireyde sekonder olarak depresyon, anksiyete, veya somatik belirtiler yaratabilir. Örneğin, bireyin/çiftin yaşamını dramatik olarak etkileyen 'vajinismus' olgularında, konversiyon bozukluğuna sık rastlanır. Bu durumda, sekonder olarak ortaya çıkan psikiyatrik bozukluğun doğrudan tedavisi gereksizdir. Vajinismus tedavisinden sonra, sekonder bozukluk ek bir tedavi olmaksızın spontan iyileşecektir. Aynı şekilde sekonder olarak gelişen depresyon ve anksiyete için yalnızca medikal tedavi önerilmesi, ilaçların cinsel işlev üzerindeki istenmeyen yan etkileri169' nedeniyle, durumu düzelteceğine ağırlaştırabilir. Ancak, cinsel işlev bozukluğuna eşlik eden depresyon ve anksiyete gibi psikiyatrik bozuklukların medikal tedavisi gerekliyse, cinsel işlev üzerinde olumsuz etkileri olmayan bir antidepresan ya da anksiyolitiğin tercih edilmesi uygun olacaktır.
Bazen, eşe karşı sevgisizlik, nefret, tiksinme gibi olumsuz duygular, tüm ilişkiyi bozduğu gibi başta cinsel isteksizlik olmak üzere cinsel işlev bozuklukları da yaratır. Cinsel isteksizliğin, yalnızca eşle birlikte yapılan cinsel aktivitelerde ortaya çıkması, mastürbasyon, erotik rüyalar gibi alanlarda görülmemesi eş reddini düşündürmelidir. Eşiyle birlikte olmayı reddeden bir bireyi tedavi etmek mümkün olmadığı gibi, etik açıdan da doğru değildir.
Cinsel yanıtın farklı aşamalarında sorunu olan bireylerin, her iki eşte de cinsel işlev bozukluğu olan çiftlerin (20), yalnızca belirli durumlarda ortaya çıkan cinsel işlev bozukluklarının ve daha önce başarısız tedavi girişimleri olan bireylerin/çiftlerin tedavisi de daha zordur. Böyle zor olgularda, farklı tedavi tekniklerinin birarada uygulanması gerektiğinden, terapistin deneyimli olması da zorun-ludur.(21) Örneğin, cinsel birleşme olamayan bir çiftte, hem kadında 'vajinismus', hem de erkekte 'sertleşme bozukluğu' ve/veya 'erken boşalma' varsa, tedavide cinsel terapinin neredeyse tüm tekniklerinin uygun kombinasyonu gerekecektir. Yalnızca yeni bir cinsel eşle birlikteyken ya da yalnızca giriş sırasında ortaya çıkan 'sertleşme bozuklukları' da, teknik beceri kazandırmanın ötesinde, kognitif değişiklikler sağlamayı gerektirdiğinden, deneyimli terapistler tarafından ele alınmalıdır. Tedavinin hedefinin basitçe cinsel işlevselliği sağlamaktan öte, çiftin doyumlu bir cinsel yaşam geliştirmesine olanak sağlamak olduğu unutulmamalıdır/22'
Sonuç olarak, tedavi hizmetinin her ba-samağındaki hekimlerin temel görevi, cinsel sorunlu bireyleri bilgilendirmek, iyi bir cinsel öykü alarak, cinsel işlev bozukluğu tanı ve ayırıcı tanısı yapmak, gereksiz incelemeler isteyerek ya da yararsız tedavi yöntemleri önererek hastaya zarar vermemektir. Bu nedenle, cinsel tedavi uygulamayacak olsa da her hekim, cinsellik konusunda en azından danışmanlık düzeyinde bilgi sahibi olmalı, yeterli tanısal değerlendirme yapabilmelidir. Cinsel tedavi ile ilgilenen hekimlerin, deneyimleri kısıtlı olsa da, komplike olmayan çoğu olgularda başarılı olma şansı yüksektir. Ancak zor olguların, cinsel tedavi merkezlerine yönlendirilmesi uygun olur.

KaynakPdf
Eklenmiş Dosya
Dosya tipi: pdf 1.5.pdf (106,7 KB (Kilobyte), 0x kez indirilmiştir)
__________________
Başarı Sadece Elde Ettikleriyle Değil Kim Olduklarıyla Ölçülür...
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar
Cevapla

Tags
cinsel, sorunlara, yaklaşım

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may post new threads
You may post replies
You may post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz